Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 22 – “Beyaz Yıldızlı Göğün Yıldız Kümesi”

Kısım VI, Bölüm 22 – “Beyaz Yıldızlı Göğün Yıldız Kümesi”

21 Nisan 2026 354 Okunma 40 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Kendisini Julius’tan kurtarıp desteksiz bir şekilde ayağa kalkan Subaru, yüzünü Sınavına çevirdi.  

Subaru’nun gözlerinin önünde, dokunduğu Monolitin gövdesinden başlayarak beyaz genişlik boyunca yayılan sayısız Monolit taklidi uzanıyordu. Dürüst olmak gerekirse saymaya çalıştığında sıkılıp bunalacağı kadar çoklardı.

Subaru: “Bahsettiğin Sınav buydu… değil mi, Shaula?”

Shaula: “Öyle görünüyor, değil mi? Ustamın gücünü gösterişini görmek istiyorum!”

Subaru: “Grupça içkili bir partiye gelmişiz gibi konuşmaya başlamasana…”

Daha önce hiçbir içkili partiye katılmamış olsa da o ortamlarda böyle sohbetler geçiyor olmalıydı.

Subaru, neşeli mizacıyla kendisine tezahürat eden Shaula’nın ardından odaya bakındı. Zemin hâlâ mesafeyi ve yüksekliği ayırt etme yeteneklerini ellerinden alacak şekilde beyaza bürünmüş hâldeydi.

Yaşanan tek değişiklik mekâna yayılmış olan Monolitlerdi fakat onlar da ilkinden pek farklı görünmüyordu. Ebatları arasında ufak bir farklılık varmış gibi dursa da her biri yapıldıkları tuhaf materyal ve havada süzülüşleriyle birebir aynıydı.

Subaru: “Bunlar dışında ipucu olarak verilen şeylerden bahsedecek olursak, şu az önceki şey var.”

Monolite dokunduğu anda beyninin içerisinde yankılanan sesi anımsıyordu.

???: “——Shaula’nın yok ettiği kahramanların en parlağına dokun.”

Ses kulak zarları aracılığıyla iletilmemiş, daha ziyade doğruca kafatasının içerisindeki beynine fısıldanmış gibiydi; buna yakın bir şeydi. İşittiği şey bir ses değildi, yani genel olarak birinin sesi olma konsepti bu durumda işlemiyordu.

Başka bir şekilde dile getirecek olursa o kelimelerin aklına gelen bir cümleymişçesine beynine sıkıştığını söylerdi. Düşüncelerin sesi olmazdı. Dolayısıyla o sesin kime ait olduğunu anlayamazdınız. İlla birine ait olacaksa kişinin kendine ait olurdu.

Subaru: “Duyulan o ses sınav sorusuydu, değil mi? Eğer öyleyse…”

Julius: “Subaru, düşüncelerine çomak soktuğum için üzgünüm ama söylemem gereken önemli birkaç şey var. Bunları dinledikten sonra devam etmenin bir sakıncası olacağını sanmıyorum.”

Daha az önce gerçekçi bir şaka yapmış olan Julius, kafasını zorlayan Subaru’ya böyle söyledi. Aşağı inen merdivenlerin yakınlarındaki Emilia ve geri kalanlar Monolitin etrafında çember olmuştu. Hepsi de kafası karışık görünüyordu. Subaru herkesi yanına toplayan Julius’a onaylayıcı bir şekilde omuz silkerek, “Oh?” dedi.

Subaru: “Öyle mi? Hepiniz ben uyurken şansınızı denemiştiniz. Herhangi bir ilerleme kaydedebildiniz mi?”

Julius: “Sanırım ilerleme kaydettik diyemem. Neyse. Subaru, lütfen taş tabakaya dokunmaya çalış… Yani şuradaki Monolite.”

Subaru: “Bu seni o kadar mı mutlu ediyor? Eh, peki madem…”

Subaru, tabakaya Monolit deme fikrine sadık kalan Julius karşısında gözlerini kısarak sağ eli doğrultusundaki Monolite doğru yürüdü. O tabaka, orijinal Monolitin taklitlerinden biriydi. Yaklaştıkça orijinalinden birazcık daha küçük olduğunu görebiliyordu.

Subaru: “Ya bir tuzaksa ve dokunduğum anda kollarımı yutarsa?”

Beatrice: “Sorun yok, doğrusu. Böyle bir şey olursa Betty ömrünün geri kalanı boyunca senin sağ kolun olur, sanırım.”

Emilia: “Ah, öyleyse ben de Subaru’nun sol kolu olurum. İçin rahat olsun.”

Subaru: “Böyle bir şeyin olacağını varsayarsak iki kolumu da kaybedeceğim ama!”

Beatrice ve Emilia’nın rahatlatıcı taahhütleri sonrası Subaru, cesaretini toplayarak elini Monolite uzattı. Aslında başlı başına dokunma eyleminden yana bir endişesi yoktu.

Yoldaşları bunu yapmasını önerdiğine ve onu durdurmadıklarına göre güvenliğinden şüphe duymasına gerek yok demekti. Asıl mesele Moolitin kendisinin taklitlerini yaratışında olduğu gibi gerçeği gizliyor olma ihtimalleriydi——

Subaru: “Oh?”

Hâlâ gerginlik dolu olan Subaru’nun parmak uçları Monolite dokunur dokunmaz siyah tabaka öyle kuvvetle ışıldadı ki neredeyse gözlerini kör edecekti. Öyle ki parlaklık, nefesini tutmasına ve anında koluyla yüzünü örtmesine yol açmıştı.

Işık silindiğinde Subaru’nun gözlerinin önünde kalan şey ise…

Subaru: “Ha? Monolit nereye gitti?”

Shaula: “Hehehe, arkandaaaaa Ustam.”

Subaru: “Arkamda mı?..”

O ışıltının ardından Subaru, önünde olması gereken Monolitin yokluğunu teyit etti. Ve bu yaşananlar karşısında afallamış şekilde arkasına dönerek anlamsızca zafer nidaları atan Shaula’ya baktı.

Etrafına, merdivenlerin ön kısmına—— başka bir deyişle orijinal Monolitin durduğu yere bakındığındaysa ilk Monolitin bir başına orada durduğunu gördü. Geri kalan tüm tabakalar odadan kaybolmuştu.

Subaru: “Başka bir deyişle… bunun anlamı nedir?”

Julius: “Her şeyin ilk hâline döndüğü anlamına geliyor. Özetle Sınavda batırmışız gibi görünüyor. Tabii ki…”

Hüsrana uğrayan Subaru’nun yanından birazcık uzaklaşan Julius rahatça orijinal Monolite ilerledi. Ve sonra da elini uzatıp yüzeyine dokunuşunun hemen ardından zihinlerinde o ses yankılandı——

???: “——Shaula’nın yok ettiği kahramanların en parlağına dokun.”

Bir kez daha önlerine çıkan mücadeleyle birlikte orijinalin taklitleri olan Monolitler aynı güçle odanın her yerine yayıldı. Sınav böylece yeniden başlatıldı.

Başka bir deyişle bu, onların İkinci Şansı idi.  

Subaru: “Anlıyorum. Bu, bir yanıt bulana dek istediğimiz kadar düşünebileceğimiz anlamına geliyor olmalı.”

Julius: “Şu anki tahminimiz bu yönde. İşte bu Monolit karşımızda duruyor ama şunu söyleyebilirim ki diğer Monolitlere rastgele dokunduğumuzda bile… Bir sonuç almayı başaramadık.”

Subaru: “Ah, kaba kuvvet uygulamayı denediniz bile yani?”

Subaru Julius’un yumuşak konuşma tarzını dağıtırken onun bu açıklamasını duyan Emilia ve Meili ikilisi bundan utandıklarını gösteren bir ifadeyle kafalarına vurmaya başladı.

Tek tek her birine dokunup denemeye çalışma taktiğini kesinlikle denemiş gibi görünüyorlardı. Öyle ya da böyle kandırmaca başarılı olmamış olmalıydı.

Subaru: “E bu bir “Sınav” sonuçta. Yani problemi çözmeli ve yanıtını o şekilde vermeliyiz.”

Julius: “Sınavın sahibi olan kişi rastgele yanıtlarımızı pek takdir etmiyor gibi görünüyor.”

Subaru: “Aynen, öyle herhâlde. Yani bildiğin her şeyi kâğıda dökmedikçe puan vermeyen ve yalnızca yanıt sütununa yanıtları karalamana izin vermeyen bir Sensei gibi. Hile karşıtı önlemlerin hızla devreye girdiği de kesin.”

Nasıl ulaştığınızı göstermeksizin bir yanıta ulaşmanız ya hile yaptığınızı/kopya çektiğinizi ya da içinize öyle doğduğunu gösterirdi. Subaru sıklıkla, İlkokula dek, içgüdülerine dayanarak yanıt bulduğu problemlere denk gelmişti fakat Matematiğin ana noktası problemin nasıl türetileceğini öğrenmekti, ister istemez tekrarını doğurmak değil.

Bir keresinde İlkokuldaki çalışmalarında açıklıktan yoksun olduğu not edilmişti ve bu konunun canını ne kadar sıktığını anımsıyordu fakat——

Subaru: “Onca zaman sonra bakıyorum da Senseim haklıymış sanırım…”

Anastasia: “Hâlâ düşüncelere dalmış hâldeyken araya girdiğim için üzgünüm ama senin sıran geldi. Hadi gerçekliğe dön, dön bakalım.”

Subaru: “Ha, ah, oh, pardon. Ama senin sıran derken ne kastediyorsun?”

Anastasia gerçekliğe geri dönerek gözleri parlayan Subaru’ya böyle söyledikten sonra sırtına hafifçe vurdu. Subaru onun bu sözleri karşısında kafasını eğerken geri kalanlar da birbirlerine bakarak mırıldanmaya başladı.

Her biri aynı şeyi söylüyordu, toparlanıp kelimelere dökülmüş hâlleriyse şuydu—— “Shaula’nın yok ettiği kahramanı bulma işi Subaru’ya kaldı”.

Emilia: “Biz Subaru uyanana dek Sınavda defalarca şansımızı denedik. Ama bu kız o sırada bize Shaula olup olmadığını bile söylememişti.”

Beatrice: “Bizim gözümüzde Shaula Bilge idi, doğrusu. Onun Gümüş Sikkeye çizili kişi olduğunu düşünüyorduk, yani bu kadınla Shaula’yı bağdaştırmamıştık, sanırım.”

Her ikisi de o ana dek Shaula’nın hikâyesini işitmemiş olan Emilia ve Beatrice’in yanıtları bu şekildeydi.

Subaru uyandı uyanalı Shaula’nın kendisiyle tipik bir arkadaşlığın belirtilerinden çok uzak, fazlasıyla aşinalık içeren bir şekilde iletişim kuruşuna tanık oluyordu, dolayısıyla onun arkadaşlarına herhangi bir şey söylemeyi reddettiğine inanmakta zorlanıyordu. Ancak kuledekiler karşısında çenesini kapalı tutmak zorunda olduğu için onlara hiçbir şey söylememesi doğaldı, yapacak bir şey yoktu.

Gerçi buna rağmen Subaru’nun hâlâ endişeleri vardı.

Shaula dilinin mührünü açmış ve bu konularda konuşabilir hâle gelmişse…

Subaru: “Sanırım sormamdan zarar gelmez. Hey, Shaula. Eğer Bilge varsa bana yok ettiğin kahramanla ilgili her şeyi anlatabilir misin lütfen?”

Shaula: “O işi bana bırakın. Ama öldürdüğüm tüm tiplerin isimlerini hatırlamak gibi bir şey ikinci sınıf işi… Ben bir birinci sınıf olduğum için deeeeeee 100 puanın ötesini hatırlamıyorum.”

Subaru: “Tabii ki böyle söyleyecektin!”

Shaula başparmağını kaldırarak göz kırptı. Bu enerjik yanıtı alan Subaru ise dizini dövdü.

Tam da beklediği ve korktuğu gibi aklı havada Shaula’ya yaraşır bir yanıt almıştı.

O ana kadarki sözleri ve tavırlarını düşününce böyle olabileceğinden şüphelenmişti. Evet, “Shaula’nın yok ettiği kahraman” sorusunun yanıtını bilmesi en muhtemel kişinin böyle bir şeyi hiç hatırlamıyor olmasına ihtimal vermişti.

Julius: “Ama bu işi burada bırakırsak hiç ilerleme kaydedemeyiz ki. Shaula Hanım, gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor musunuz? Ufacık minicik bir detay bile olur.”

Shaula: “Söylemesi kolay. Ben yaaaaaalnızca kuleye yaklaşan herkese Hell’s Snipe uyguladım ve cesetlerini de dışarıdaki Cadı Canavarları temizledi.”

Anastasia: “Tamam ama bu biraz tuhaf değil mi? İlk etapta kulenin bilgisini açığa çıkartıp çıkartamayacağımızı görmeye yönelik bir Sınav olabilir mi? Shaula-san’ın kuleyi koruma görevinin başlangıcının ardından yaşanan bir şeyi göstermemizi gerektirdiği için bu, tuhaf bir olaylar dizisi olurdu.”

Shaula hiçbir fikri olmadığını söyleyip surat assa da Anastasia bu sözlerin altındaki yersizlik hissine işaret etmişti. Shaula dışındaki herkes “Anlıyorum” sözleriyle bu fikre katılmış görünüyordu. Elbette kuledeki sorunun onun kuledeki görevine başlayışı sonrasındaki bir şeyi temel aldığını hayal etmek zordu. Öyleyse doğal olarak bahsi geçen “Shaula’nın yok ettiği kahraman” olayı kulenin inşasından önceki zaman periyoduna ait olmalıydı.

Beatrice: “Başka bir deyişle senin insanlara rastgele ateş etmenden öncesinden bahsediyor, doğrusu. Hadi ama, hatırlasana, sanırım. Aldığın tüm vitaminler kalçalarına ve göğüslerine gitmiş, hafızana bir şey kalmamış, doğrusu.”

Shaula: “Bu görünüm Annem tarafından seçildi bir kere~. Ama ama, ‘Hatırlıyorum!’ dersem dürüst davranmış olmam. Kulenin inşasından önce dediniz, değil mi?”

Emilia: “Evet, öyle. Kulenin inşasından önce. O sıralarda birini öldü…yani yok etmiş olabilir misin acaba?”

Shaula’yı ortalarına almış şekilde merdivenin yakınlarında toplanan grup, çaresizce o kızın anılarını uyandırmaya çabalıyordu. Fakat tüm o beklentilerin tadını çıkartan Shaula, başarılı olduklarına dair herhangi bir işaret vermeyerek bir “Ahiiin” sesiyle homurdanmakla yetiniyordu.

Subaru: “400 yıl öncesinden beri buralarda olduğun doğru mu yanlış mı? O zamanlarda yaşayan birkaç kayda değer isim saysam, onlardan 2 3 tanesini öldürmüş olamazsın herhâlde, değil mi?”

Shaula: “Ustam, sen benim hakkımda böyle bir şey mi düşünüyorsuuunnn? Ben çiçeklerle ilgilenmekten hoşlanan bir genç kızım, bunu biliyorsun.”

Subaru: “Genç kız değil de genç kurt diyelim biz ona.”

Emilia: “Subaru, az önceki konuşma tarzının çok kaba olduğunu düşünüyorum. Hatırlamak istemiyorsa onu sıkıştırmana ve zorlamana…”

Subaru: “Emilia-tan, nezaketin mükemmel, en iyi özelliğin bu ama bu kadın ne kadar şımartırsan o kadar işe yaramaz geliyor, sence de öyle değil mi?! Bence öyle! Çünkü ben de aynıyım!”

Emilia kararlılıkla göğsünü şişirerek böyle söyledi. Fakat Shaula’nın hatırlamama sebebi hatırlamak istememesi değil, hafızasının bunu yapamayacak kadar kötü olmasıydı.

Aralarından birinin anılarla ilgili çok sayıda zorlu sorunu olduğu için Subaru’nun hassasiyetle halletmek istediği bir meseleydi fakat söz konusu Shaula olunca işler değişiyordu.

Subaru: “Sonuç olarak rastgele isimleri sıralasam sorun olmaz, değil mi? Yine de cevabı sağlayan olsa bile Monolitlerde nasıl bir tepki uyandıracak bilemiyorum.”

Anastasia: “Kesinlikle Natsuki-kun’un söylediği gibi. Yanıtı bulsak bile En Parlak Olana nasıl dokunabileceğiz acaba?”

Dokunduğu Monolitin ortadan kalktığı ve Sınavın başarısız olduklarına hükmetmiş gibi göründüğünü düşününce yanıtlarının final formunun muhtemelen “Doğru Monolite dokun” şeklinde olacağını tahmin edebiliyordu.

Öyleyse mesele “Doğru Monoliti” nasıl bulacaklarıydı. Ve Subaru’nun Shaula’nın anılarını kurcalasalar bile bu cevabın netleşeceğini düşünmediği söylenebilirdi.

Meili: “A~ma sonsuza dek düşünsek bile bir ilerleme kaydedemeyeceğiz, haksı~z mıyım? Çıplak Onee-san iş birliğine son de~rece açık olduğuna göre ona~ sorsak da olur bence.”

Hâlâ Shaula’nın çıplak omuzlarına tutunmakta olan Meili, ne yapacakları konusunda bocalayan yetişkinlerin sohbetine daldı. Bir yandan bıkkın bir surat ifadesiyle Monolit grubuna bakıyor, bir yandan da Shaula’nın akrep kuyruğuyla oynuyordu.

Meili: “Ortada mi~nik Cadı Canavarcıkları yok, ile~rleme yok ve burası gerçekten hiç eğle~nceli değil. İşleri birazcık hızlandırın, Kö~şke geri dönmek istiyorum.”

Herkes: “————”

Hiç kimse Meili’nin sözlerine ne cevap vereceğini bilememişti. Bunu takiben Meili, kafasına hafifçe vuran Subaru’ya dönerek “Ne va~r?” dedi.

Meili: “Ne oldu a~caba?”

Subaru: “Yok bir şey, ben de seninle aynı fikirdeyim. Haklısın. Burası cehennem gibi kumlu ve üstüne üstlük dışarıda bir sürü korkutucu Cadı Canavarı dolanıyor. Bir an önce işlerimizi halledecek, problemlerimizi çözeceğiz… Rem’i uyandıracak, ihtiyaç duyan insanları kurtarmanın bir yolunu bulacak ve buradan tüyeceğiz.”

Bir şeyleri denemeden önce endişeye kapılmak, değerli bir zamanın kaybıyla sonuçlanırdı. Subaru’ya kalırsa “Sınav” son derece kötü niyetli biri tarafından hazırlanmıştı ve şu anda doğrudan onun eline oynuyorlardı.

Shaula: “Ustam, Ustam. Şu ufaklığın hemen yanında kolay okşanır bir kafa olduğunu biliyorsun.”

Subaru: “Daha önce de söyledim ya. Sen de benim gibi şımartıldıkça bozulan tiplerdensin. Bu yüzden bundan sonra Spartalı yolu izleyeceğiz. Hadi lanet olasıca kafanı çalıştır da hatırla.”

Shaula: “Zorunda mıyııımm?”

Memnuniyetsizce yanaklarını şişiren Shaula’nın suratı tamamen asılmıştı. Fakat saniyeler sonra her şeyi unutmuşçasına bir ifadeyle mırıldanmaya başlayacağı için onunla baş etmek kolaydı.

Julius: “E öyleyse bizim genç leydimiz de aynı şeyi istiyor. Peki kararsızlık etmeden önümüzdeki olasılıkları test etmeyi deneyelim mi?”

Anastasia: “Mhm, bu muhtemelen iyi bir fikirdir. Defalarca başarısız olsak bile bir sorun olmayacağını bilmek rahatlatıcı. Hayatta çoğu kez tek seferde sonuca bağlanan şeylerle karşılaşılır… Yani bu seferki bayağı cömert bir problem, sizce de öyle değil mi?”

Harekete geçme bahsini açan kişi Meili olsa da Julius ve Anastasia da onunla hemfikirdi. Yani bir kez daha “Shaula tarafından yok edilen ve unutulan Kahramanı” hatırlatma vakti gelmişti.

Subaru: “Şimdilik hatırladığın bir isimle başlayalım…Evet. Ah, Reid’e ne dersin? O herif ilk Kılıç Aziziydi; onu öldürmüşsündür, değil mi?”

Shaula: “AIIIIIIIIIIIIIEEEEEE!!”

Meili: “GYAAAA!”

Subaru: “Third Base Cleanup” 

Ç.N: (Beysbol referansıymış ama hiç bilgim olmadığı için yanlış çevirmek istemedim. Bilen varsa söylesin lütfen.)

Subaru’nun umursamazca bu ismi ortaya atışının hemen ardından Shaula tiz bir çığlık atarak geriye sıçradı. Subaru da momentuma dayanamayarak yere düşmekte olan Meili’yi yakalamak adına oraya atıldı.

Subaru’nun Meili’yi güvenle yere indirişinden sonra odanın uzak bir noktasına sıçramış olan Shaula, göze iyice küçülmüş göründü.

Subaru: “Hey! Affedersin! Neden böyle davrandığını gerçekten bilemiyorum ama geri dön hadi!”

Shaula: “L-Lütfen böyle korkutucu şeyler söyleme. Ustam gerçekten kaba biri. Daha kötüsü yok. Genç bir kadının acısı. Bir sorumluluk meselesi.”

Anlamsızca şeyler geveliyor olsa da geri çekilirken sesi hafiften titriyordu. Sert davrandığı kesin olsa da aslında öyle biri değildi. Şüphesiz ki böyle davranmasına sebep olan şey hissettiği korku ve dehşetti.

Doğal olarak bu korkunun ardında tek bir sebep olabilirdi.

Subaru: “Hah, İlk Kılıç Azizi o kadar mı korkunç biriydi?”

Julius: “Ne aptalca. Reinhard, Wilhelm-sama ve diğerleri Astrea Ailesinin atasına layık saygıdeğer bireylerdir. O yalnızca kılıçta yetenekli değildi, karakteri de harika bir adamdı. Elbette sağda solda Reinhard ve diğerleriyle örtüşmeyecek şekilde inatçı olduğuyla ilgili bazı hikâyeler dolanıyor ama… Öyle değilse bu Astrea Ailesi tarihinin şu anki nesle dek çarpıtılarak geldiği anlamına gelmez mi?”

Subaru: “Hayır aslında, ama tarihi aydınlattıkça ve önde gelen devlet adamlarının bakış açısı değiştikçe Japon Tarihinin de yeterince acımasız olduğu görülüyor. Bununla kıyaslayınca burada bir kesinlik üzerine konuşmaya başlayamayız diye düşünüyorum…”

Julius: “Ulu Tanrım, bu tarz bir konuşmaya girmeyelim lütfen. Peki. Canlı tanık olarak Shaula’yı konuşturabilirsek hikâyeyi netleştirebiliriz. Hadi şimdi onu dinleyelim.”

Julius, Shaula’nın tepkisi doğrultusunda Reid’in mizacıyla ilgili bir tahminde bulunan Subaru’ya muazzam bir şevkle yanıt vermeye başlamıştı. Ve daha da kötüsü kendi fikrini savunmaya çalışan Subaru’yu bir kahkahayla baştan savarak işleri sonlandırmıştı.

Subaru çok uzun zaman üzerine bir kez daha ilk defa Kraliyet Seçiminde gördüğü o gösterişli, ukala Şövalyeyi az da olsa görebilmişti. Artık o zamanki tavrının onun kötü adamı oynama şekli olduğunu biliyordu. Yine de onu bu şekilde her görüşünde hâlâ o ilk karşılaşmalarında olduğu kişi olduğu izlenimine kapılıyordu.

Her hâlükârda…

Julius: “İlk Kılıç Azizi, Reid Astrea ile ilgili izlenimlerin. Shaula Hanım, bize onunla ilgili samimi izlenimlerini anlatmanı isteriz.”

Shaula: “Beş para etmezin tekiydi.”

Julius: “Onunla ilgili samimi izlenimlerini anlatmanı isteriz.”

Subaru: “Hiçbir şey söylememiş gibi davranmasana!!”

Subaru, bu uygunsuz haberi duymazdan gelmeye çalışan Julius’u omzundan dürterek gerçekleri kabullenmeye zorladı. Ve yüzünde sıkkın bir ifade olan Shaula’ya parmağını doğrultarak devam etti.

Subaru: “Hey, dinle. Geçmişle ilgili bilmek istediğin gerçekler burnunun ucunda. O kız tüm bunların canlı tanığı. Hadi devam et, kılıçta yetenekli ve asil ruhlu Reid Astrea hakkında dilediğince hikâye anlat.”

Julius: “…Olağanüstü bir yeteneğe sahip olanların özgüveni de öyle ya da böyle yüksek olur. Bu yerden yere vurulması değil, gururlanılması gereken bir şeydir. Tarihin kaydettiği en büyük kılıç ustasıysanız böyle davranmanız bile, eh, o zamanki durumu hesaba katınca uygun olacaktır——”

Subaru: “Seni ilk defa bu kadar çaresiz görüyorum.”

Julius da kendisinin kulağa hiç de ikna edici gelmediğini düşünürcesine heyecana kapılmış durumdaydı.

O ana dek delice sevdiği tarihin ihanetine uğrayan Julius’u bir kenara bırakırsak Shaula’nın ağzından dökülen “Reid Astrea’nın Gerçeklerinin” sonu yokmuş gibi görünüyordu.

Shaula: “Aman, neyse, iğrenç bir adamdı işte. Kural tanımaz, asi bir veledin yetişkin versiyonu gibiydi ve güçsüzlere zorbalık etmeyi severdi. Ya da o insan ziyanının bakış açısından bakacak olursak hemen hemen tüm rakipleri güçsüz olduğu için karşısında kimi bulursa bulsun zorbalık ederdi diyebiliriz. Bana da çooook yapmışlığı var.”

Emilia: “Ama bu kadar güçlü olmana rağmen sana bile defalarca zorbalık etmeye nasıl devam etti? Ah, gerçi tüm bunlar 400 yıl önce yaşandığına göre o zamanlar henüz küçüktün herhâlde?”

Shaula: “Ben dooooğdum doğalı böyleyim. Yani şimdiyle o zaman arasında hiiiiiç değişim göstermedim ama… O şey alışılmışın dışındaydı. Tam bir bok parçasıydı.”

İnsan ziyanı, bok parçası derken geçmişteki kahraman acımasızca değerlendiriliyordu.

Pek çok nefret dolu anısı gün yüzüne çıkıyor olacaktı ki Shaula’nın tavrındaki karanlık kaybolmuyordu. Zamanında kendilerine zorbalık edenleri anımsayan herkesle aynı şeyi yaşıyordu.

Shaula: “O bok parçasını sürekli akılda tutmak gerek. Zorba unutsa bile zorbalığa uğrayan asla unutmaz ve bu herkesçe bilinen bir gerçektir…”

Subaru: “Reinhard örneğinden sonra gerçekten pek şaşırmadım ama seni devirmek için bayağı canavar olmak gerek ve Reid Astrea da onlardan biriymiş demek ki.”

Shaula: “Cidden ondan kötüsü yoktu. Ama her on çarpışmamızdan birinde onu iki elini birden kullanmaya zorlamayı başarıyordum.”

Subaru: “…Anlıyorum.”

Subaru’nun verebileceği tek yanıt buydu. Her on çarpışmadan birinde rakibini iki elini kullanmaya zorlayıp galibiyet alamamakla çıtayı yüksek mi tutuyordu yoksa düşük mü acaba?

Subaru Reinhard’ı yüz seferden birinde bile iki elini birden kullanmaya zorlayamayacağını biliyordu, yani Shaula’nın böyle bir mücadele verebilmesinin bile yeterince sağlam bir başarı olduğunu kabul etmek zorundaydı.

Subaru: “Neyse, şimdi Reid’i sorgulamaya bir son verelim. Onu yok etmediysen bu sorgulamalar oldukça anlamsız.”

Julius: “——. ————. Katılıyorum. Öncelik vermemiz gereken başka şeyler var.”

Subaru: “Şu yaptığınla vakit kaybetmedin mi?”

Subaru, bunun akademik bir ilgi mi yoksa basit bir hobiden kaynaklı bir merak mı olduğunu bilemese de şimdilik Julius’un bir işe yaramayabileceğine hükmetmişti.

Hayalleri paramparça olan Julius adına üzülse de maalesef ki şu anda Reinhard’ın atasını umursaması için herhangi bir sebep yoktu. Zaten daha en başta Reinhard, soyunun harikalığından bağımsız olarak fazlasıyla harika biriydi. Hiç değilse “Babasının” mizacını düşününce Reinhard’ın muazzamlığından emin olabiliyordu.

Subaru: “Öyleyse söz konusu kahramanın kim olduğuna dair tüm spekülasyonları onu en iyi tanıyan kişiye bırakalım.”

Julius: “Anlaşıldı. Tüm mütevazılığımla kabul ediyorum.”

Subaru: “Senden bahsetmiyordum ama olur tabii. Buyur bakalım. Beako, sen de yardım et.”

Beatrice: “Tamamdır, doğrusu.”

Gönüllü Julius olunca Subaru, işi ona bırakmıştı. Ve 400 yıllık bilgileriyle böbürlenen Beatrice’i de yardımcısı olarak atamak ideal olmuştu.

Emilia: “Öyleyse biz ne yapalım?”

Subaru: “Etrafa daha yakından bakınalım.”

Kahramanlarla ilişkili şeyleri Shaula’nın yanında kalan Julius ile Beatrice’e bırakacaktı ve bu esnada düzen meselesine bir bakınmaya niyetliydi.

Yani Monolit taklitlerinin dizilişine—— Eğer bu dağınık görünen dizilişte fark edilir bir düzen, kalıp varsa onun peşine düşerek harcadığı vakit boşa olmayabilirdi.

Subaru: “Öncelikle ilki… merdivenlerin önünde.”

Emilia: “Soruyu başlatan Monolit, değil mi?”

Monolitler çarpmamak için dikkatli olmalarını gerektirecek ölçüde dar aralıklarla dizilmemişti, yine de Subaru, Anastasia ve Emilia odanın içerisinde sabit durmuş şekilde Monolitlere bakınıyordu.

Dağınık Monolitleri bir kez daha inceleyen Subaru, şaşırtıcı bir ebat farklılıkları olduğunu görmüştü. Ancak tek bir tanesi bile orijinal Monolitler kadar iri değildi, onlardan birkaç kat küçük sayısız Monolit ise arkalarından etrafa dağılmış durumdaydı.

Subaru: “Şöyle bir bakınca… ilk Monolitle hemen hemen aynı boyutta 7 8 tane Monolit var sanırım?”

Emilia: “Galiba? Evet, bence de öyle. Geeeeeerçekten uzakta olanlar bayağı küçük bence. Onlara dokunursak her şeyi baştan başlatmış oluruz gerçi.”

Subaru: “Konuşma şekline bakılırsa bunu daha önce denemişsin gibi görünüyor… Ah, pardon. Söylememiş olayım.”

Emilia’nın gözlerine yerleşen mutsuzluğu gören Subaru, fazla konuşmuş olduğunu anladı. Ve ilk Monolitin önüne geri dönüp yüzünü iki kıza çevirdikten sonra da düşüncelere daldı.

Subaru: “Shaula’nın yok ettiği kahramanların en parlağına dokun… Havalı bir şey söylemek istiyormuş gibime geliyor.”

Anastasia: “Tahminimce soyut bir şey söylüyor olmalı. Maalesef Shaula-san’ın anılarına güvenerek ne sonuç alabileceğimizi düşününce soruyu gözden kaçırmamız mümkün olmayacak.”

Subaru: “Eh, sanırım öyle.”

Özünde başkalarına bel bağlamak veya yanıtı kulede gardiyan olarak bırakılmış kişinin ağzından almak gerçekten bir Sınav olarak etiketlenmiş bir şey için hiç de adil değildi. 

Subaru ve diğerleri kuleye ulaştıkları anda dostane bir iletişim kurmayı beklememişlerdi—— Ancak Shaula ile yumruk yumruğa gelmeden bu noktaya ulaşmayı başarmışlardı; aksi takdirde bir katliam çıkmazına gireceklerdi. Bu durumda kuleye başarıyla ulaşsalar bile büyük ihtimalle Shaula’yı mağlup etmeyi başaramayacaklardı.

Emilia: “Bu durumda “Sınavı” geçmek sonsuza dek imkânsız olur, değil mi?”

Subaru: “Sınavın üstesinden gelmemize izin vermeye niyetleri olmadığından bahsediyorsan doğru söylüyorsun. Savunma mekanizması olarak güçlü bir Gardiyan koyabilir ve işin kötüsü o Gardiyanı öldürecek olsak bile önümüze aşamayacağımız, korkunç bir bariyer çekebilirlerdi…”

Emilia: “Ama sen böyle olduğunu düşünmüyorsun… Durumun bundan farklı olduğunu düşünüyorsun?”

Subaru: “Mhmhm.”

Emilia, beklenti dolu gözlerini bu güvenlik bahsine değinen Subaru’ya çevirdi. Onun bakışlarını karşılayan Subaru ise düşüncelerini bir gülücükle onayladı.

O gözler Subaru’nun zayıf noktasıydı. Emilia ve Beatrice’ten o bakışları aldığı her seferde güçsüzleşiyordu. Rem, Garfiel ve Otto da ara ara böyle bakıyordu. Bir de Petra eklenince ortalık iyice kızışıyordu. Subaru’ya bu bakışı atmayanlar yalnızca Patrasche ve Ram’dan ibaretti.

Subaru: “Ahh, bir trend görebiliyor gibiyim âdeta.”

Emilia: “——?”

Subaru: “Yok bir şey, yalnızca kendi kendime konuşuyordum.”

Subaru’nun blöfü, içini görebilenlere işlemezdi. Tabii ki kendisini sorgulayanlar arasında olmadığı için Emilia’yı oltaya getirebilmişti.

Her hâlükârda bunu bir kenara bırakıp Sınav formatı problemine dönecek olursak——

Subaru: “İstisnalar bir yana, temel olarak bu problem, çözülebileceği varsayımıyla oluşturulmuş. Bir şeyleri doğru düzgün saklamak istiyorsan onları bulunma şansları olan bir yere bırakmamak daha akıllıca olur.”

Anastasia: “Ama Natsuki-kun, bu mekâna öyle değilmiş gözüyle mi bakıyorsun?”

Subaru: “Bu mekânın koruyucusu olan Shaula ne dedi? Burası arzu ettiğiniz tüm bilgilere ulaşabileceğiniz bir Büyük Kütüphane dedi. Shaula’nın böyle kulağa havalı gelen bir tasvir kullanabileceğini sanmıyorum, yani bir başkasının kendisine söylediği kelimeleri iletiyor olmalı. Bu da demek oluyor ki bu kütüphaneyi inşa edip Shaula’nın ellerine bırakan Flugel, kütüphanenin kullanılmasını istiyormuş.”

Olasılıkları ortaya dökmeye başladıkça mevcut durum Subaru’ya daha da tuhaf geliyordu.

Büyük Pleiades Kütüphanesinin yaratıcısı, binanın amacı yerine getirilebilsin diye bazı adımlar atmış olmalıydı. İnsanları eleme amacıyla ardında Sınavı ve Shaula’yı bırakmıştı.

Subaru: “Peki bu, kütüphaneyi yalnızca Shaula’yla iyi geçinenlerin kullanabileceği anlamına mı geliyor?”

Emilia: “Ama Shaula kuleye yaklaşan herkese saldırdığını söylemişti, değil mi?”

Evet, öyleydi.

Shaula’ya verilen emir, “İstisnasız kuleye yaklaşan herkesi imha et” şeklindeydi ve Subaru yalnızca şans eseri Shaula’yla dostane bir etkileşim içerisine girebilmişti. Eğer pervasızca, insanların bolca tesadüf ve şansın varlığı olmaksızın kuleye ulaşamayacağı sonucuna varacak olunursa…

Anastasia: “Yani Shaula-san’la arkadaş olmak için güç, şans ve cazibe gerekiyor, öyle mi? Biz bu koşullara hiç uymuyoruz sanırım.”

Subaru: “…Uymadığımız kesin.”

Shaula tarafından mağlup edildikleri, öldürüldükleri ya da onunla iş birliği içerisine giremedikleri takdirde Büyük Pleiades Kütüphanesinin sınavlarına katılma şansları olmayacaktı…

Bunu düşünmenin bir mantığı olmasa da Subaru’nun şu ana kadarki tüm şartları sıralayarak varabildiği tek sonuç buydu.

Yine de bunu kabullenmekle bile kötü bir hisse kapılmadan edemiyordu. Ve sonra da…

Emilia: “Hey. Heey.”

Subaru: “Emilia?”

Emilia: “Geeeeerçekten tedirgin olmaya başlıyorum. Göğsümün içinde ve etrafında cidden kötü bir his taşıyorum.”

Emilia elini karnının üzerine yerleştirerek tedirginlikle bu itirafta bulundu. Subaru ise tam da gözlerini o noktaya çevirip solgun tenine arzu dolu bakışlar atmak üzereyken kendisini tuttu.

Ve boğazını bir ‘Öhöm’ sesiyle temizleyip Emilia’ya kaşlarını çatarak, “Kötü bir his mi?” dedi.

Subaru: “Ha, aklında bir şey mi var?”

Emilia: “Doğruyu söylemek gerekirse, evet var. Ama hiçbir şeyle alakası olmayabilir ve sesli söylesem bile beni anlayabilecek tek kişi sensin sanırım…”

Subaru: “Şu anda aklından her ne geçiyorsa söylemeni isterim, yani bana anlatmakta özgürsün. Benim düşüncelerim de her zaman doğru olmuyor ve açıkçası farklı açılardan yaklaşımlar üzerine düşünebilmek iyi olur.”

Emilia: “Gerçekten mi?”

İçinde tuttuğu şeyle ilgili düşüncelere dalmış olan Emilia’nın yüzü Subaru’nun bu sözleri karşısında bir nebze aydınlandı. Sonra da “Öyleyse” diyerek sözlerine devam etti.

Emilia: “Siz de Monolite dokunduğunuzda kafanızın içinde bir ses duyabildiniz, değil mi?”

Anastasia: “Evet. Esrarengiz bir mekanizma ama altından ne çıkacağını merak ediyorum.”

Emilia: “Tam olarak o ses değil ama… Mabetteki Yargılama’da sese benzemiyor mu?”

Subaru ve Anastasia: “————”

Subaru ve Anastasia ikilisi Emilia’nın önerisi karşısında sessiz kaldı. Fakat bu ortak sessizliklerinin altında yatan sebepler farklıydı.

Anastasia bahsi geçen kelime hakkında hiçbir fikri olmadığı için sessizliğe gömülürken Subaru’nun sessizliği o kelimeyi anlayıp şaşırışından kaynaklıydı.

Yargılamalar—— Mabet’te yaşamış olan Cadı Echidna’nın mezarlığında gerçekleşen sınavlar.

Subaru, insanın geçmişiyle ve bugünün farklı versiyonlarıyla yüzleştiği o gizemli fenomeni yarıda bıraktığı için tüm detayları bilmese de Echidna’nın mezar yerinde söylediği üzere Emilia’nın üstesinden geldiği üçüncü bir Yargılama daha vardı.

Yo, burada mühim olan o Yargılamanın detayları ve zorluğu değildi.

Mühim olan Yargılamanın meydan okudukları sırada kişiyi Kendi Sesini kullanarak bilgilendirme detayının aşağı yukarı aynı olmasıydı.

Subaru: “Şimdi sen bahsedince düşündüm de haklısın gerçekten. Bu neden benim aklımdan çıkmış ki… Kötü anılardı diye herhâlde?”

Emilia: “Subaru, sebep Echidna’dan geeeeerçekten hoşlanmıyor olman, haksız mıyım?”

Anastasia: “——Hık”

Subaru: “Kurtarıcı sandığın kişinin perde arkasındaki güç olduğunu öğrendiğin bir tecrübe yaşarsan sen de benim gibi olursun!”

Subaru ve Emilia ikilisi Mabet’ten bu yana Cadılardan yalnızca bir iki kez bahsetmişti. Yargılama konusuna değindikleri vakit bile Emilia konuyu değiştirmek istediği için Subaru da bu konuda pek ısrarcı olmamıştı.

“Echidna kötü niyetli bir canavar” şeklinde ortak bir paydada buluşsalar da Emilia bahsi açıldığı sırada bunu yumuşatarak söylerken Subaru, düşündüğü hâliyle dile getiriyordu.

Anastasia: “Hey, Echidna’nın ismini geçirerek beni delirtiyorsunuz.”

Emilia: “Ah, doğru ya. Anastasia’nın Yapay Ruhunun adı da Echidna’ydı… Geeeeeerçekten benzer şekilde konuşuyorlar, değil mi? Tuhaf.”

Subaru: “Evet tuhaf ama bu meseleyi başka bir zamana bırakalım, olur mu? Ee, Yargılamaya benziyor diyorduk…”

Sınav kelimesini işittiğinde Yargılama kelimesiyle anlamsal olarak bir benzerlikleri olduğunu düşünmüştü.

Başından itibaren Yargılamayı anımsatan kısımlarına gelince, belki de sistemin bir parçası, yo, büyük bir parçası mezarlıktaki sınavları andırıyordu.

Subaru: “Düşününce Yargılama da pratikte istediğin kadar girebileceğin, sınırı olmayan bir sınavdı.”

Emilia: “Ve dahası buradaki Sınavlar da Üçüncü Kat, İkinci Kat ve Birinci Kat olmak üzere toplam üç tane, haksız mıyım?”

Subaru: “————”

Subaru ve Emilia “Evet, aynen öyle” dercesine bakışıyordu.

Bilgenin ismi ve 400 yıllık zaman periyodu. Geriye dönüp bakan Subaru, Cadıların yaşadığı vakitle kaçınılmaz bir kesişim seziyordu.

Emilia: “İşte böyle ama üzgünüm. Bu kadarını bilsek de bu bizi herhangi bir cevaba yaklaştırmıyor, ha.”

Bu noktaya dek düşünmüş olan Emilia, üzgün bir ifadeyle lafını sonlandırdı.

Tam da Emilia’nın belirttiği gibi buranın mezarlıkla bir çeşit ilişkisi olsa dahi bunun Taygeta Sınavı’yla herhangi bir ilişkisi yoktu.

“Shaula’nın yok ettiği kahramanın” ismi için hâlâ Shaula’ya güvenmeleri gerekiyordu——

Subaru: “…Aslında, öyle olmayabilir mi?”

Emilia: “Subaru?”

Subaru: “Bunun çözülebilir bir şey olduğunu varsayarsak daha en baştan Shaula olmadan başarılamayacağını söylemek hata olmaz mı?”

Burası Bilgenin kulesiydi, orası da Cadının mezarlığı.

İki sınav sahibi de çarpık bir doğaya sahipti fakat tek ortak noktaları bu değilse sınavların üstesinden gelmek için makul bir şansları olmalıydı.

Cadı insanları Yargılamalarında test ediyor ama onlara sonuç üretemeyecekleri zorluklar bahşetmiyordu.

Öyleyse Bilge de insanları Sınavlarında test ediyorsa o da sonuç üretemeyecekleri zorluklar bahşetmemeliydi.

Subaru: “Shaula’ya ihtiyaç duymadan kuleyi fethetme fırsatı…”

Anastasia: “Natsuki-kun, aklından neler geçiyor…”

Emilia: “Shhh”

Düşüncelere dalan Subaru, elini çenesine yerleştirip bir kolunu kapatarak spekülasyonlara başladı. O bunu yaparken Emilia da elini sallayarak beliren umut ışıltısını görüp konuşmaya başlayan Anastasia’yı susturdu.

Ardından parmağını dudaklarına götürüp sessiz kalmasını ifade eden bir jest gerçekleştirdikten sonra kafasını Subaru’ya çevirdi. Ametist gözleri beklentiyle ışıldıyordu.

Emilia’nın beklentisini fark etmemiş olan Subaru’nun zihnindeyse düşünceler dönüp duruyordu.

Bu Sınavda Shaula’nın varlığı önemli değildi. Belki de kuleye ulaşmaya çalışanların kendilerine saldırdığı takdirde Shaula’yı yok etme şansı bile olabilirdi. Bir de Shaula’nın isminin bile bilinmeyebileceğini varsayarsa…

Subaru: “Shaula’nın Shaula olduğunu bilmeseydik ve işin içerisinde bir Shaula olduğunu varsaysaydık…”

Emilia ve Anastasia: “————”

Subaru: “Flugel’in başarılarının Shaula’nın olduğuna inanırdık. Bilge’nin başarısı İlk Kılıç Azizi’nin ve İlahi Ejderha’nın yardımıyla Cadı’yı mühürlemiş olmasıydı. Fakat Kıskançlık Cadısı asla Kahraman olarak adlandıramayacağımız biri ve tam anlamıyla yok edilmiş de değil.”

Yanlış bir hipotez olabileceği düşüncesiyle bu olasılığı burada sonlandırdı.

Belki de Bilge Flugel’in Shaula’ya bahşettiği ve Subaru’nun bilmediği bir başka kahramanlık masalı vardı. Fakat Beatrice ve Julius’un da böyle bir şey anımsamaması mantıklı olmazdı—— Subaru’nun zihninde kaçınılmaz bir olasılık dolanmıştı.

Subaru: “Shaula’nın Shaula olduğunu bilmeseydik ve işin içerisinde bir Shaula olduğunu varsaysaydık… işte bu.”

Sözlerini bir kez daha tekrar etti.

Bu, düşüncelerinde dönüp dolaşıp aynı noktaya geldiği, bir ilerleme kaydedemediği anlamına gelmiyordu. Tam tersiydi. Olasılıklardan birini elemiş, bir diğeri yüzeye çıkmıştı. Ve bunun anlamı da——

Subaru: “Beako! Bir saniye buraya gelsene!”

Zihninde beliren olasılıkla birlikte Subaru, kafasını kaldırarak Beatrice’i çağırdı.

Julius Shaula’nın anılarının kapağını açmak için elinden gelen her şeyi deniyordu. Yanındaki Beatrice ise Subaru’nun bir şeyler bulmayı başardığını anlatan sözlerini işiterek ayaklandı ve ona doğru koşturarak,

Beatrice: “O surat Betty’nin favori Subaru suratı, sanırım.”

Subaru: “Hepsinin favorin olması gerekmiyor muydu?”

Beatrice: “Bilhassa bu favorim, doğrusu.”

Beatrice en ufak bir utanç belirtisi olmadan böyle söylerken Subaru, yanında dikilen kıza doğru elini uzattı. Beatrice de o eli tutup yuvarlak, mavi gözlerini Subaru’ya dikti.

O gözler, “Ne yapmamı istiyorsun?” diyordu. Bu nedenle Subaru başını sallayarak,

Subaru: “Oldukça basit—— Murak’la birazcık yükseğe zıplamak istiyorum.”

Beatrice: “…Bana ‘Pes ettim, tavanı kırıp oradan çıkalım’ deme sakın, sanırım.”

Subaru: “Bu kadar şok olmasana. Tabii ki öyle demeyeceğim. Yalnızca Monolitlere yukarıdan bakmak istiyorum.”

Emilia: “Monolitlere yukarıdan bakmak…”

Subaru’nun arkasındaki Emilia, kafasını Monolitlere çevirerek bu şekilde mırıldandı.

Subaru’nun bu istekle ne beklediğini bilemese de Beatrice’in onu daha fazla sorgulamaya niyeti yoktu. Böylece hafif bir iç çekişin ardından Subaru’nun elini iyice sıkı tutarak…

Beatrice: “Murak, doğrusu.”

Beatrice’in büyüsünü takiben solgun, mor ışık dalgaları Subaru’nun bedenini belli belirsiz şekilde sardı.

Murak, yerçekiminin etkilerini duraklatan ve insanı olduğundan çok daha çevik hâle getiren bir büyüydü. Hafifçe sıçramak bile Subaru’nun bir metre kadar yükselebilmesi için yeterliydi ve zemine tüm gücüyle vuracak olursa…

Subaru: “Yükseliyoruuz!”

Subaru, hâlâ Beatrice’in elini tutar hâlde uzun odanın tepesine dek sıçradı. 6 7 metre kadar yükselse de bedeni beklediği gibi tavana toslamadı.

Bu sonsuz beyaz genişlik, içerisinde tavan kavramı yokmuşçasına genişledi. Ve bu sayede Subaru, tüm odaya tepeden bakabilir hâle geldi.

Subaru: “——Düşündüğüm gibiymiş.”

Beatrice: “Aradığın şeyi bulabildin mi, sanırım?”

Subaru: “Tabii ki. Buradan beteri yok.”

Subaru kaşlarını çattı ve kollarının içerisine kıvrılmış hâlde mırıltısını işiten Beatrice’in bakışlarını görerek başıyla onay verdi.

Ardından ikili yeniden yere iniş yaptı; bedenlerinin hafifliğinin sakince inmelerine de yardımı dokundu. Sorunsuzca yaptıkları iniş sonrası kucağında taşıdığı Beatrice’i yere bırakan Subaru,

Subaru: “Kahramanın adını biliyorum.”

Emilia: “Gerçekten mi?!”

Subaru, bu kanaatini düşüncelere dalıp havaya sıçradığı süreci tamamıyla izlemiş olan Emilia’ya iletti. Bu sözler karşısında Emilia şaşkın bir tepki verirken Anastasia’nın gözleri irileşti.

Bu konuşmayı işiten Julius ve diğerleri de konuşmanın büyüsüne kapılmış şekilde grubun kalanına yaklaştı.

Meili: “Onii-san çözdü~ mü?”

Subaru: “Evet, çözdüm. Şimdilik sapkın sınav sahibinin düşünce şekline ayak uydurdum diyelim.”

Shaula: “O sen oluyorsun Ustam! Tüylerimi diken diken ediyorsun! Ah, bunu nasıl da özlemişim!”

Meili’yi sırtında taşıyan Shaula başparmağını kaldırıp bu yanıtı verdikten sonra kafasını şevkle salladı. Bu manzaraya göz ucuyla bakan Julius da gözlerini Monolit grubu üzerinde gezdirerek…

Julius: “Şu anda senden şüphelenmek istemiyorum. Fakat yanıtı almayı nasıl başardığını söyler misin lütfen.”

Subaru: “Özel bir şey değil. Çözemediğiniz için kendinizi kötü hissetmenize gerek yok. Çünkü daha en başta bunu çözme şansı olanların sayısı çok az.”

Problem, bu açıdan olabildiğince alçakçaydı.

Bu mücadeleyi verecek kişiler Shaula engelinin üstesinden gelmeli ve problemin detaylarını anlamalıydı ki daha en baştan “Problemin yanıtını anlama ihtimali olanlar” olarak pek az kişiye indirgenmişlerdi.

Subaru: “Shaula’nın yok ettiği kahraman, onun adı Orion.”

Herkes: “Orion mu?..”

Subaru’nun sarf ettiği kelimeleri işiten grup, şaşkın bakışlarını Shaula’ya çevirdi. Fakat Shaula o bakışları üzerinde toplarken kafasını şevkle sallayarak, “Öyle birini tanımıyorum!” dedi.

Shaula: “Hayırhayırhayır, o kişi hakkında hiçbir fikrim yok. Ve bir saniye için onu öldürdüğümü varsaysak bile buraya bile gelemeyen birini kahraman olarak adlandırmak tam anlamıyla saçmalık. Yaaaani burada suçlanması gerekenin ben olduğumu sanmıyorum. Nasıl diye soracak olursanız, ehh, teoriden çıkarttığım argüman bu! Aaaaaacayip zekiyim ya!”

Subaru: “Görebildiğiniz üzere bu kadında zekadan eser yok. En başta unutmuş olabileceğinden şüphelenmiştim ama durum bu değil. Çünkü bu problemde bahsi geçen Shaula, bu kadın değil.”

Shaula: “Ama tek Shaula beniiimmm! Bu ismi Ustamdan aldım!”

Subaru: “Ustanın sana verdiği isim de bir başkasından geliyor.”

Parmağını protesto etmekte olan Shaula’nın burnunun ucuna bastırarak daha fazla yaklaşamadan önce kızı uzaklaştırdı. Sonra da orijinal Monolite doğru yürüyerek önünde dikildi.

Emilia: “Belki de bir kez daha… Shaula isminin kökenini bilen tek kişi Subaru’dur?”

Subaru: “Herkesin bilebileceği bir şey olduğunu sanmasam da tek bilen ben değilimdir.  ——Memleketimde Shaula isimli bir yıldız vardı. O ismin anlamı İğne idi ve ne tarz bir iğne olduğunu da belirtmem gerekirse cevabım Akrep iğnesi olacaktır.”

Shaula toplu saçlarına akrep kuyruğu demekte ısrarcıydı, peki bu bir nevi ipucu muydu yoksa Shaula’nın klasik aklı havadalığı mıydı? Hangisi olursa olsun Subaru’ya Shaula = Akrep = İğne anımsatmasını yapan birkaç şey vardı.

Subaru: “Efsanelere göre Kahraman Orion, kendini beğenmişliği yüzünden sıkıştırılması için gönderilen bir akrep tarafından sokularak ölmüş. Ölümünden sonraysa bir yıldıza dönüşmüş. Orion’u öldüren akrep de yaptığı şeyden ötürü bir yıldız olmuş ve söylenene göre Orion şu anda, gökyüzünde bile o akrebin korkusuyla yaşıyormuş…”

Beatrice: “Sen açıklayınca bu efsaneden de bayağı depresif bir hava aldım, doğrusu.”

Subaru: “Her neyse, yıldızların hayvan ve insan figürleriyle resmedildiği takımyıldızlarına sahip olduğunuzu düşünün. Onları bir yıldız kümesi şeklinde bile düşünebilirsiniz—— İşte Monolitlere yukarıdan bakıldığında karşılaşılan manzara bu.”

Beatrice’in büyüsü sayesinde neredeyse ağırlıksız hâle gelen Subaru yukarı sıçramış ve Monolit grubuna oradan bakmıştı.

Bu beyaz dünyaya dağılmış olan siyah Monolitler—— Renkleri tersine dönmüş olsa da bu beyaz dünyada süzülen siyah yıldızlar kümesi, Subaru’nun aşina olduğu bir düzen teşkil ediyordu.

Orijinal olanla aşağı yukarı aynı ebatta sekiz Monolit bulunuyordu.

Ana yıldızların sayıları da dizilişleri de Orion takımyıldızının şekliyle uyuşuyordu.

Ve bunu son kısma, “En parlağına dokuna” bağladığında…

Subaru: “Orijinal Monolit tam ortada. Eh, tek yapacağım gözümü Alnilam’ın üzerinde tutmak ve eğer takımyıldızın şeklini takip etmeyi sürdürürsem… Orion’u takip etmeyi sürdürürsem…”

Emilia: “Evet?”

Subaru: “En parlak biraz kurnazca bir tabir. Açıkçası yıldızlar pek çok farklı şekilde parlarlar, bazıları mütemadiyen sabit düzeyde parlar, bazıları da ara sıra daha kuvvetli ışıldar. Bunu düşününce Orion’da en parlak ünvanına uyum sağlayabilecek iki yıldız var…”

Yukarıdan baktığında bu uyumu sağlayan iki yıldızın biri Orion’un sol omuz kısmına denk gelen Betelgeuse idi, diğeri ise sağ alt kısımdaki sol dize denk gelen Rigel.

Rigel daima sabit bir parlaklıktayken Betelgeuse bazen Rigel’den daha kuvvetli parlayan değişken bir yıldızdı.

İkisini de seçerek problemi çözmek pek hoş olmayacaktı ama…

Subaru: “Sanrım seçimim Rigel olacak.”

Betelgeuse’e benzer bir isme dair kötü anıları vardı.

Subaru: “————”

Kesin kararını veren Subaru, Orion’un sol dizindeki Rigel Monolitine dokundu.

Tek yanıt bu olmak zorunda değildi. Fakat büyük ihtimalle doğru yanıttı.

Ve aynı zamanda Subaru, bu Sınavların arkasındaki kişinin kötülüğünü göz önüne alınca İkinci ve Birinci Katlarda kendilerini bekleyen engellerin zorluğunu ve ne derece engebeli olacaklarını fark ederek kendisini hazırlamıştı.

Subaru: “————”

O anda beyaz oda göz kamaştırıcı ışıklarla kaplandı.

Hem ses hem de görüntü geride kaldı, her şey yok oldu ve nihayet——

Subaru: “…Voaaa.”

Işıkların sönüşüyle Subaru ile diğerleri kendilerini taştan bir odanın ortasında—— sayısız kitaplık rafıyla çevrelenmiş bir hâlde buldu.

△ △ △ △ △ △ △

#Hem Shaula’yı atlatıp hem de ‘yıldız kümelerinin’ detaylarını bilerek bu sınavın üstesinden gelebilecek başka kim olabilirdi merak ediyorum doğrusu. Diğer katları bilemem ama bu kattaki sınav Subaru gelip geçiversin diye yapılmış âdeta. Öyle ya da böyle ilk sınav tamamlandı. Şimdi bu raflarda işe yarar bir şey bulacak mıyız ve diğer sınavlar nasıl olacak soruları var. Cevaplar için bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle