※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Bir anda zonklama da yakıcı acı da tamamen kaybolmuş ve Natsuki Subaru geri dönmüştü.
Subaru: “———”
Önündeki manzara karşısında çığlık atmadığı için kendisini övmek istiyordu.
Canavarlarla çevrili çiçek tarhına ikinci dönüşünün hemen ardından panik içerisinde elleriyle ağzını kapatırken ciddiyetle düşündüğü şey buydu.
???: “Çıçıçıh”
Ağır bir çiçek kokusunun hüküm sürdüğü mekânda işitilen şey, Meili’nin dil şaklatma sesiydi.
Arabasın önünde dikilen Çiçek Postlu Ayının dikkatini çekmek için parmaklarını hafifçe sallıyor ve dudaklarından bu sesi çıkartıyordu. Nefesini tutan topluluksa bu manzarayı izliyordu.
Subaru daha birkaç dakika önce tıpatıp aynı manzarayı izlemişti ve bu ana ikinci dönüşüydü.
——Şaka mı bu?
Subaru’nun beyni kendisine olanları kavrama çabasıyla hızla çalışıyordu.
Bir an önce odak noktasını değiştirmesi gerekiyordu. Az önce olanları, yani sayısız Cadı Canavarının peşine takılışını ve en sonunda kanlar içerisinde paramparça oluşunu unutması gerekiyordu. Ama bundan önce önündekilerle baş etmek zorundaydı.
Esas problem hemen önünde yatıyordu.
Bir kedi çağrılışına benzer bir ses işitiyordu. Esas durum bundan tamamen farklı olsa da bu düşünce çiçek kokuları ardında gizleniyordu.
Kokulu, tatlı, gürültülü, can sıkıcı, sinir edici, acı verici, sıcak, bunu tarif etmek için doğru tabir hangisiydi?
Subaru: “——?”
Düşündükçe beyni daha yoğun bir strese kapılıyor ama aklına elle tutulur bir çözüm gelmiyordu.
Beyni mevcut durumla o ana dek tecrübe ettiği durum arasındaki tutarsızlığa ayak uyduramıyordu. Subaru çaresizce “şu ana” adapte olmaya çalışıyordu. Bu sırada göğsünün hafifçe dürtüldüğünü hissetti.
???: “———”
Ve kafasını eğdiğinde Beatrice’in ufak bedeninin göğsüne yaslandığını gördü.
Subaru onu göğsüne tamamen bastırıp sararken Beatrice, kendisi yerine dizginleri kavraması gerektiğini gösterircesine bakışlarını hafifçe çevirdi. Belki de onu “Ölümden Dönüş”ün hemen sonrasındaki şaşkınlık anında yakalamıştı.
——Son ölümünü hatırlıyordu, Beatrice’in ağlayan suratını ve gözyaşlarını da hatırlıyordu.
Subaru: “——Hık.”
Doğru. Öyleydi ya.
Bu, Subaru’nun bu duruma üçüncü ulaşışıydı.
Burada iki defa ölmüştü. İlk ölümünün nasıl olduğuna dair hiçbir fikri yoktu ama ikinci ölümünü bir nebze gözünde canlandırabiliyordu. Yine de ölüm anında çektikleri net değildi.
İç organlarının bir tencerede kaynayıp eridiği hissiyatı—— işte böyle bir şeydi.
——Yo, önceliği bu olmamalıydı. Şu anki önceliği,
Meili: “Çıçıçıh… Çıhh”
Tam da Subaru’nun düşünceleri ikinci ölümüne kayarken Meili, Çiçek Postlu Ayının dikkatini çekmeyi başardı. Ve Cadı Canavarı onun dil şaklatışı ile parmaklarının hareketi doğrultusunda bakışlarını yavaşça ejder arabasından ayırarak kızın sağına doğru ilerlemeye başladı.
Ayı bu şekilde ayrılırsa ortada bir sorun kalmamalıydı. Ama Subaru, öyle olmayacağını biliyordu.
Subaru: “————”
Harekete geçen ayının hemen yanındaki yer ejderinin—— Gian’ın nefes alıp verişi çılgıncaydı.
Bir Cadı Canavarıyla bu kadar yakından yüzleşmek ve şiddetle yayılmayı sürdüren çiçeklerin kokusu—— bu ikisinin doğurduğu baskı yer ejderinin sakinliğine işkence edecek, bu da bir anda kükremesine yol açacaktı.
Eğer yer ejderi o sesi çıkartırsa heyecana kapılan Cadı Canavarı sürüsü hep birlikte saldırıya geçecekti. Ve bu yaşanırsa bu sefer de önceki iki ölümün tekrarından ibaret olacaktı.
Subaru: “————”
Ancak Subaru hariç hiç kimse Gian’ın telaşlandığının farkında değildi.
Dizginlerini tutan Julius’un ilgisi bile istemsizce yer ejderinden ayrılıp önlerindeki canavar tehdidine kaymıştı. Dolayısıyla bu durumla baş edebilecek tek kişi Subaru’ydu.
Ama nasıl?
Konuşamazdı. Hızlıca yaklaşıp ejdere dokunması imkânsızdı.
Julius’a seslenip ejderi sakinleştirmesini istemesi de çok riskliydi. Her şeyden önce, eğer hemen şu anda bir karar veremezse vaktinde müdahale edemeyecekti. Ne yapmalıydı?——
Subaru: “————”
İşte bu son saniyelerde Subaru, gözlerini kapattı.
Eğer aklına hiçbir şey gelmezse Julius’a seslenecekti, kararını vermişti. Beyninde son iki ölümü, yani Cadı Canavarlarının katliamını ve Gözcü Kulesinin ışığını yeniden canlandırdı.
Ve ikinci “ölüm” öncesinde ağlaya ağlaya “beni yalnız bırakma” diyen Beatrice tarafından kucaklandığını hatırladı.
Subaru: “Beako, seni seviyorum.”
Beatrice: “——Hık?!”
O küçük bedene arkadan sarılarak kulağına bu sözleri fısıldadı. Beatrice bu ani sevgi gösterisi karşısında şaşırsa da ağzına kapanan el yüzünden bağırması mümkün olmadı.
Bu sırada Subaru, sağ ön köşedeki Gian’a “elini” uzattı.
“Ölümünden” önce Beatrice’in yüzünü kibarca okşayıp gözyaşlarını silen “elini”.
——Görünmez Takdir.
Ağzı sevgisini fısıldayarak itiraf etmekle meşgul olsa da maalesef ki tekniğin ismini kalbinden geçirmişti.
Tam da o saniyede Subaru’nun bedeninin merkezinde—— Beatrice ile arasındaki bağlantıyla manasının çekildiği ankinden farklı bir hissiyatla karanlık bir şey çağrıldı ve sessiz bir çığlık uyandırdı.
Dile getirilmemiş bir bağırışla bu dünyaya çağrılan Tembelliğin Görünmez Eli, Natsuki Subaru’nun hedeflerini gerçekleştirmesi için yardıma koştu.
Subaru: “————”
Yaratılan siyah el, Subaru’nun göğsünden çıkarak yavaşça dünyaya taşınıyordu. Tabii ki varlığını Subaru’dan başka hiç kimse göremiyordu. Kendisi Beatrice’i kucaklarken Görünmez Eli kızı aşıp geçiyor ve istenmedik herhangi bir temas gerçekleşmiyordu.
Subaru bu gerçeği takdir etse de içinde bir şeylerin her geçen saniye tükendiğini hissedebiliyordu. Lakin o şey ruhu mu yoksa akıl sağlığı mı bilmiyordu. Her hâlükârda Julius’a seslenmek zorunda kalmak istemiyorsa harcayacak fazla vakti yoktu.
Bu sırada kara büyü her an kükreyebilecek gibi görünen Gian’ın boynuna uzandı. Ve avuç, kalın pullarla örtülü o iri boynu yavaşça okşamaya başladı.
İri yer ejderi birinin dokunuşu yüzünden ürperse de muhtemelen içgüdüleri o dokunuşta bir düşmanlık olmadığını söylüyordu. Bu sayede nefes alıp verişini düzene koyarak bedenini gevşetti.
Julius: “——Ha?”
Derken Julius da Gian’ın tepkisini fark etti ve dizginleri çekerek yer ejderini içtenlikle sakinleştirdi. Tam da Juilius’tan beklendiği üzere yer ejderini başarıyla idare edip paniğinin farkına varmıştı ki aksi, yıkıcı olabilirdi.
Bunu gören Subaru Görünmez Elle bağlantısını anında sonlandırdı. Ve özgürlüğünden mahrum kalan el bir anda dağılarak hiçbir şey olmamışçasına kum denizinin kavruk rüzgârında yitip gitti.
Subaru: “Vauuv…fuh”
Bu sorundan kıl payı kurtulan Subaru rahat bir nefes aldı.
Aynı saniyede göğsünde kara bir bulutun varlığını hissetti ve kusmak istedi. Tabii ki işler öyle basit değildi. Görünmez Takdiri kullanmak için ödediği bedel bir kayıp hissi doğurmuştu ve o his ruhunda varlığını koruyordu.
Böylece Subaru, göğsüne yerleşen o kayıp hissini düşünmeye başladı.
Görünmez Takdir. Görünmez Eli kullanmanın bedeli olan kayıp ve nefessizlik hissiyle baş etmek eskisine nazaran bariz şekilde kolaydı.
Subaru’nun Görünmez Takdiri kullandığı ilk sefer, Mabet’te Garfiel ile yaptığı dövüş esnasındaydı.
O zaman heyecana kapılarak bu gücü kullandığında bedeninin yarısını istikrarsız hâle getiren bir kayıp ve sarhoşluk hissinin saldırısına uğramıştı.
Zamanında kendisinin önünde aynı gücü kullanan rakibini düşünmek midesini bulandırıyordu ancak bu, olayın en başta Garfiel’i dövememesinden sonra gerçekleşmesinin mazereti değildi.
Tuhaf bir kabiliyet—— daha ziyade Otoriteydi ve hem onu kullanabilmesini sağlayan şartlarla hem de kullanmanın doğurduğu tehlikelerle Subaru’nun fazlasıyla ilgisini çekiyordu. Dolayısıyla şu ana dek bu gücü aktif olarak kullanmayı hiç aklından geçirmemişti.
Subaru’nun Görünmez Takdiri o deli adamın orijinal Görünmez Ellerinin gücüne de esnekliğine de sahip değildi. En iyi ihtimalle gözyaşı silebiliyor veya tüm gücüyle kafa okşayabiliyordu.
Ruhuyla ödemek zorunda kaldığı takdirde bedel çok fazlaydı ama tek yolun ödün vermek olduğunu düşünüyordu.
Subaru: “Buna alışmış falan değilim.”
Kayıp ve mide bulantısı hissiyle sarsılan Subaru, rahatlamadan ziyade gerginlik duyuyordu.
Elinde daha çok kart olması daima iyidir, Subaru’nun mantığı buydu. Ama bu, Old Maid oyununda birden fazla eşsiz jokeri elinde bulundurmanın fayda edeceği anlamına gelmiyordu.
Tabii ki bu, başka oyunlarda en iyi kart işlevi görürdü.
Subaru: “Uhuh.”
Beatrice: “…Bir süredir ne yapıyorsun sen, sanırım?”
Subaru: “Oh? Ne?..”
Subaru endişelerinin arasında ufak bir çığlık atarken ansızın huysuz bir ses yükseldi.
Gözlerinizi açıp yaşananları görecek olsaydınız burnunuzun ucunda bir surat bulurdunuz ve gözleriniz Beatrice’in gözleriyle buluşurdu.
İşte o Beatrice, oldukça alışılmadık bir hâldeydi.
Subaru: “Beako, kafana ve elbisene ne oldu?”
Beatrice: “——Subaru’nun başından beri Betty’nin saçına ve kıyafetlerine yapışmasının sonucu, doğrusu. Neden böyle bir aşağılanmaya maruz kalmaya mecburum, sanırım?!”
Subaru: “Ha, ben mi?”
Bir şey anlamamış şekilde kafasını kaldıran Subaru’nun önündeki hiddetli Beatrice, sesindeki öfkeyi gizlemeye çalışıyordu.
Muazzam bukleleri de modadan önde giden eksantrik, hoş elbisesi ve elbisesini kum fırtınalarından koruma amaçlı beyaz pelerini de darmadağındı. Hiç kimsenin aklına gelmeyecek son moda bir modeldi.
Beatrice: “——Kendinin farkında olmaman sinirimi bozuyor, doğrusu! Çok endişeliydin, sanırım, ama devamı geldi de geldi geldi de geldi geldi de geldi… Yeter artık! …Bana söylediğin sevgi sözcüklerini hatırlıyor musun bari, sanırım?”
Subaru: “Evet, hatırlıyorum. Beako, benim SEVGİM gerçek.”
Beatrice: “Hmph!”
Bu içten kelimeler sonrasında yüzü kızaran Beatrice, peleriniyle kafasını tamamen örtüp gizledi.
Subaru bu yabancı tatlı görünümü gerçekten takdir etmek istese de şu anda Beatrice ile oynamaya ayıracak vakti yoktu.
Subaru’nun dile getiremeyeceği çabaları sonucunda Gian yaygara çıkarmamıştı ve Meili’nin kabiliyetiyle birlikte ejder arabası yola koyulmak üzereydi. Fakat Subaru, Çiçek Postlu Ayıların sağladığı boşluğu kullanarak Patrasche’yi arabasın yakınına yaklaştırdı.
Subaru: “Julius, Meili. Geçici olarak geri çekilelim—— vaziyet kötü.”
Ve iki “ölüm” nedeniyle stratejileri üzerinde tekrar çalışmayı teklif etti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Meili: “Beni hayal kırıklığına uğrattın, Onii-san. Yalnızca azıcık gerginlik yaşandı, bu kadar erken kaçmak istemezdim.”
Ram: “Ee, Barusu hâlâ Barusu sonuçta. Emilia-sama’nın Şövalyesi olduktan sonra biraz daha iyiye gider sanmıştım. Ama sanırım bir insanın karakteri o kadar kolay değişmiyormuş. Fazla erken oldu.”
Subaru: “Yeni bir güvenlik önlemi almanın ne zararı var ki!”
Çiçek tarhından bir şekilde geri koşturup Kum Vaktini aştıktan sonra belirledikleri buluşma noktasına dönüşlerinin ardından Subaru, geri çekilme kararından ötürü katı eleştirilere maruz kalmıştı.
İlk eleştiri Ayılar başarıyla yola getiren ve kuleye giden yolu açan Meili’dendi, ikincisi de herhangi bir acil duruma hazırlıklı şekilde ejder arabasının penceresine yapışmış olan Ram’dan.
Ejder arabasını durdurup kumda yüz yüze bir toplantı gerçekleştirmeyi talep eden Subaru ise yalnızca onun fikrine dayanarak ilerlemeyi durdurmaları konusunda köşeye sıkıştığı için büzüşüp kalmıştı.
Emilia: “Ama ben Subaru’nun kararının yanlış olduğunu düşünmüyorum. Bana kalırsa çiçek tarhında geeeeerçekten ilerlesek bile aynı durum yaşanabilirdi. Ve bu durumda az önce yaptığımız gibi işin içinden çıkamayabilirdik.”
Meili: “Onee-san benim yeteneğimden şüphe mi duyuyor? Onii-san’a benden daha mı çok güveniyor?”
Emilia: “Buraya kadar geldik. Ve ben ikinize de inanıyorum. Ama bilhassa Subaru’nun söylediklerine inanmak istiyorum, bu benim fikrim. Üzgünüm.”
Subaru: “E・M・M …”
O Meili’nin çocuksu çıkışlarına karşı koyan ve bu işe kalbini koyan Emilia-tan Maji Megami* idi. Subaru ellerini birleştirirken hemen yanındaki Beatrice dağınık saçlarını ve kıyafetini düzeltiyordu.
Ç.N: (Emilia-tan Gerçekten Tanrıça)
Beatrice: “Ee, sonuç olarak niyetin ne, doğrusu? Cadı Canavarcı kızın İlahi Koruması’na güvenilmezse bu çiçek tarhından geçmek çok pervasızca olur, sanırım… Abiş burada olsaydı bu Cadı Canavarı sürüsünü imha ediverirdik ama mevzu bu değil, doğrusu.”
Emilia: “Puck burada olsaydı tabii… Neyse, ben elimden geleni yapmayı denerim sanırım?”
Subaru: “Bunun gerçekten son çare olmasını isterim. Ve buradaki tüm Çiçek Postlu Ayılar öldürseniz bile boşluğu başka canavarlar doldurur ve bu sonsuz bir döngü olur gibime geliyor. Sen ne dersin, Meili?”
Meili somurtarak kafasını diğer tarafa çevirdi.
Eğilip küçük bir çocuk gibi çenesini dizlerine yerleştirdikten sonra da,
Meili: “Neeeee oldu?”
Subaru: “Duyduklarıma dayanarak çiçek tarhının sadece o ayıların bölgesi olması alışılmadık bir durum olur. Yani açıkça ifade edersem ayılar etrafta olmasa bile yerlerini başka canavarlar doldurur diye düşünüyorum.”
Meili: “…Bu doğru olabilir de olmayabilir de.”
Subaru: “Hangisi?”
Meili: “Evet, Onii-san’ın söyledikleri doğru. Ama bu konuda ne yapacaksın?”
Subaru’nun bakış açısını teyit eden Meili, sorusuna soruyla karşılık verdi.
Ve ondan tatminsiz bir bakış alan Subaru kaşlarını çatarken de Julius omuzlarını silkti.
Julius: “Meili Hanımın değindiği noktayı anlıyorum. Subaru’nun endişeleri yerinde fakat yalnızca beklenmedik durumlara moralimizi bozarak hiçbir şey elde edemeyiz. Olacakları tahmin edip onlarla başa çıkabilseydik beklenmedik olmazlardı zaten.”
Subaru: “Yine de her şeyi İlahi Korumanın ellerine bırakıp hiç düşünmeden koşturmak başka bir hikâye. Belki de bu teklif, karakterine hiç uygun değil demeliyim. Daha ziyade Garfiel’e uygun.”
Julius: “Doğal olarak böyle bir pervasızlığı asla önermem. Yapıcı bir tartışmanın ardından izleyeceğimiz yola karar vermeliyiz. Devam mı edeceğiz, geri mi döneceğiz sorusuna yani.”
Julius tıpkı çiçek tarhına girmeden önce yaptığı gibi iki parmağını yükselterek böyle söyledi.
Subaru bu hareket karşısında homurdanırken de herkes meseleye kafa yormaya başladı.
Ram: “Peki ya Barusu canavarları çekmek için yem görevi görse? Canavarlar onu kovalarken biz de geçecek bir boşluk bulmuş oluruz.”
Subaru: “Birbirimizden ayrılmayacağız!”
Ram: “Ram ve diğerleri güvende olur ve Rem için de bir tedavi bulabiliriz. Bence iyi bir fikir.”
Subaru: “Beni yiyip bitirecekler ama!”
Emilia: “Yine de ben herkes için geeeeerçekten sıkı mücadele ederim…”
Subaru: “Emilia-tan, bu beklenmedik derecede kas beyinli bir tepkiydi.”
Emilia: “Kas… beyinli mi… ha, aniden ne diyorsun öyle? Utanç verici.”
Subaru: “Benim için de ani oldu! Koşulsuz şartsız övgüler saçan Emilia-tan’a hiç yakıştı mı bu?”
Julius: “İşi Meili Hanımın İlahi Korumasına bırakalım ve çiçek tarhında elimizden geldiğince ilerleyelim… Sınıra ulaştığımızda da önleyici bir saldırıyla Gözcü Kulesine koştururuz. Bu güçlü bir kumar olur.”
Subaru: “Bunu size açıklayamam fakat bu plan başarısız olacak. Açıklayamam ama bundan eminim.”
Julius: “Hmm… Bunu tamamen kesin bir dayanağın varmış gibi söylüyorsun.”
Subaru: “Ah, bilmiyorum. O kadar emin konuşamam.”
Yasaklı “Ölümden Dönüş” konusuna değinmeden ilerleme stratejisini bozmak zordu.
Ve strateji açısından ilerleme eksikliği çeken bu tartışmada Subaru, fark ettiği şey üzerine şansını deniyordu.
Gian’ın şokuna öncelik verdiği ve sonra da çiçek tarhından geri çekildikleri için o iki ölümün gerçekleşme sebeplerine kafa yormayı unutmuştu.
İlki çok aniydi ve ikincisi karman çormandı, bu yüzden çok net konuşamıyordu—— ama Subaru’nun iki ölümü de önlerindeki ışıltılı kuleyle ilişkiliydi.
Subaru: “O kulenin ışıldadığını, benden başka gören oldu mu?”
Herkes: “Gözcü Kulesi ışıldıyor mu?..”
Subaru’nun sorusu karşısında herkes şaşkın yüzlerle kafasını kaldırdı.
Subaru ise bu yetersiz tepki ve kimsenin ışığı görmemiş oluşu karşısında homurdandı. Bu kadarı barizdi.
Açıkçası Subaru’nun ışığı görme anı ölümüyle aşağı yukarı aynı andı. Eğer o ışık gerçekten de öldürme niyeti taşıyorduysa o ışığı görenler gerçeği anlatacak kadar hayatta kalamazdı.
Anastasia: “Natsuki-kun, sen kulenin ışıldadığını mı gördün?”
Subaru: “Ne? Ahh, yanılıyor olabilirim ama bana aydınlanmış olabilir gibi geldi.”
Anastasia: “Bu ne zaman oldu?”
Subaru: “…Çiçek tarhındayken, sanırım?”
Anastasia’nın sorgusunu bu şekilde, soru sorarcasına yanıtladı.
Yine de çiçek tarhında ses çıkartamayacağı bir duruma düştükleri için o sırada kulenin ışıldadığından bahsetmemiş olması şüpheli görünmüyordu. Ama Subaru “Ölümden Dönüş”ü aktive ettiği iki seferde de kulenin ışıldadığını gördüğü için bu konuya değinmek riskli de olabilirdi.
Bir an için gerçeği yalnızca düzensiz parçacıklar hâlinde açıklayabiliyor olmasından pişmanlık duyarken——
Subaru: “Kule ışıldıyorsa bu Kuledeki Bilge-san’ın bizi izlediği anlamına gelmez mi?”
Anastasia: “İlla öyle olmak zorunda değil, sonuçta gece vakti ışık kullanması tuhaf olmaz.”
Emilia: “Anlıyorum. Eğer Bilge bizi fark ettiyse herhangi bir kötülük amaçlamadığımızı iletmemiz iyi bir fikir olabilir.”
Subaru’nun argümanı çok belirsiz olduğu için Emilia’nın düşünceleri tamamen başka bir yöne kaymıştı. Tabii ki bu, dostane bir iletişimi hedefledikleri bir yolculuktu.
Ve ışığın kaynağı Bilgeyse böyle bir fikir geliştirmeleri normaldi.
Fakat o ışığın hiç de dostane olmadığını bilen Subaru için bu, uçuruma doğru koşmaktan farksızdı.
Subaru: “Bekleyin, önce bildiklerimizi bir toparlamaya çalışalım. Ve sonra da Bilgeyle iletişime geçip geçmeyeceğimize karar verelim.”
Emilia: “Bildiklerimizi mi toparlayalım?”
Subaru: “Evet, organize edelim. Çünkü, bilirsin ya, hepsi ortada. O ışık illa da Bilgeye dair bir işaret olmak zorunda değil. Daha ziyade, şey… Belki de projektör ışığı gibidir, tehlikeli bir şeydir, olamaz mı?”
Emilia: “Pro… jektör mü…”
Anastasia: “Başka bir deyişle Natsuki-kun gördüğü o ışığın Bilgenin yerleştirdiği bir savunma mekanizması olabileceğini mi söylüyor?”
Subaru: “Aynen öyle!”
Emilia alışkın olmadığı bir kelimenin anlamını çözmeye çalışırken Anastasia/Eridna, Subaru’nun sözlerinin ardındaki gerçek anlamı çözmüştü. Ve Julius da bunu işitip üzerine kafa yormaya başlamıştı. Bu sırada sessizce “Öyle mi?” diye mırıldanan Şövalye…
Julius: “Bilge yüzlerce yıldır hayatta mı yoksa bu yalnızca abartı mı bilmiyorum. Belki de o ışık Bilgenin dünyayı korumak için geliştirdiği ve hâlâ çalışan bir miras falandır?”
Subaru: “Oh, oh… O kadarını düşünmemiştim ama mümkün.”
Julius: “Durum böyleyse yaklaşan herkesin, Kraliyetin ulaklarının bile Kıskançlık Cadısı’nı diriltmeyi amaçladığını varsayıyor olabilir. Kraliyetin dostu olması gereken Bilgenin neden hikâyelerde anlatıldığı kadar vahşi olduğu uzun zamandır süregelen bir gizem sonuçta.”
Julius’un kelimeleri kulağa rahatlamış gibi gelmiş ve Subaru, “Demek böyle bir düşünce şekli de varmış?” düşüncesiyle hayranlık duymuştu.
Sahiden de bu savunma mekanizması Bilge tarafından hazırlanıp geride bırakıldıysa sahibinin ölümünden sonra bile işgalcileri geri çeviriyor olabilirdi. Büyü dünyasında böyle bir sistemin var olması tuhaf değildi.
Subaru: “Durum böyleyse bu yolculuk boşa çıkacağı için beni biraz kendi hâlime bırakmanızı isterim…”
Ram: “Eğer Bilge ölmüşse arkasında bıraktığı herhangi bir bilgi veya doküman da iş görebilir. Henüz çaresizlik içerisinde dünyadan ayrılmak için çok erken, Barusu.”
Subaru: “Nee-sama’nın zorba mizacının kafama işlemesine izin vermeyeceğim.”
Julius’un tahminleri doğruysa bu yolculuğun temeli kökünden baltalanmış demekti. Ama Ram’ın kararlılığı bu olasılığa rağmen sarsılmamıştı. Beklenildiği gibi.
Anastasia: “Her hâlükârda yüzlerce yıl boyunca dinlenmeden gözcülük etmek… Hiç gerçekçi olmasa da bunun mümkün olduğunu bile düşünmüyorum. Ayrıca Bilge Shaula’nın hayatta olup olmadığı konusunda hayal kırıklığına kapılmaya gerek olduğunu da düşünmüyorum.”
Emilia: “Gerçekten mi? Neden?”
Anastasia: “Söz konusu uzun ömürlü bir ırksa şu anda bile hayatta olması çok da şaşırtıcı olmaz. Echidna’nın doğumu da yüzlerce yıl önceydi.”
Cüppesinin içerisinden beyaz kürkünü çıkaran Anastasia kahkaha attı. Emilia ise karşılığında Puck’ı düşünerek anında kolyesine uzandı.
Emilia: “Oh, benim Puck’ım da uzun zamandır yaşıyor. Echidna’dan aşağı kalmam.”
Subaru: “Neden yarışıyorsun ki Emilia-tan? Ehh, benim Beako’m da tam bir loli nine. Haksız mıyım?”
Beatrice: “Betty’nin buna güleceğini ve yanıt vereceğini mi sanıyorsun, sanırım? Mide bulandırıcı, doğrusu.”
Subaru, Beatrice’in öfkeyle attığı alaylı gülüş karşısında omuz silkti.
Konuşmanın konudan saptığını gören Ram ise ellerini çırptı.
Ram: “Bilgenin ölü veya diri olması tartışmamızla alakalı değil. Bunu bir kenara bırakırsak, esas problem Barusu’nun gördüğü ışığın gerçek kimliği. Tehlikeli mi değil mi, yoksa yalnızca Barusu’nun gördüğü bir hayal miydi, bu konuda bir sonuca varmak zorundayız.”
Subaru: “Er ya da geç raporumun doğru olup olmadığı hepimiz için şüpheli olmaktan çıkacak.”
Ram: “Mesele bunun yalan olup olmadığı değil, Ram bu kadarını kabul edecek.”
Eğer ortak bir fikre varamazlarsa hiç ilerleme kaydedemeyebilirlerdi.
Her hâlükârda tartışma konusu yeniden ışığın gerçek kimliğine dönmüştü.
Subaru: “Bence… bence tehlikeli. En azından dostane değil.”
Julius: “Ve dayanağın, yalnızca sezgilerin mi?”
Subaru: “…Şey, öyle.”
Julius: “Öyle—— bu biraz can sıkıcı.”
Gözcü Kulesinin ışığı—— Subaru ölümlerinin sebebinin o olduğundan emindi ancak bu gerçeği aktarmak zordu. Yani mantığını sezgilerine dayandırmanın imkânsız olduğunu düşünse de şaşırtıcı bir şekilde Ram, bu yanıtını ciddiye almıştı.
Ve bu Ram’la sınırlı kalmamıştı, Emilia ve Julius için de geçerliydi.
Subaru: “Eh? Yalnızca sezgilerime mi güveneceksiniz? Biraz fazla şüpheli değil mi bu?”
Emilia: “Yalnızca bir önsezi olsaydı öyle düşünebilirdim ama Subaru’nun sezgileri söz konusu. Bu durumda ansızın şüphe duymaktansa üzerine düşünmek daha mantıklı.”
Julius: “Kendini bu kadar küçümseme. Daha önce de böyle umutsuz bir durumu atlattın, değil mi? Yalnızca böylelerinin sahip olduğu sezgiler vardır. Başka bir deyişle, bu bir nevi temel kural… Yani hiçbir şekilde hafife alınamaz.”
Ram: “Tarla farelerinin sağanak yağıştan önce yer değiştirmesi gibi. Barusu’nun sezgileri şakaya gelmez.”
Subaru: “Bu yeterince aptalca… mı demeye çalışıyorsun?”
Kendisine yönelik zehirli sözlere refleks olarak verdiği karşılıkla birlikte Subaru’nun omuzları bir nebze gevşemişti.
Bilgi kaynağını açıklayamaması, bunun yakınına bile yaklaşamaması absürt bir gerçeklikti. Subaru daha önce de pek çok kez bu duruma düşmüş ama her seferinde başkalarının ilgisi ve güveni sayesinde kurtulmuş, aynı şeyi tekrar tekrar yaşamıştı.
Başkentte Rem. Mabet’te Otto ve Ram. Pristella’da Emilia ve Beatrice. Hepsi Subaru’ya, onun ifade ettiklerine inanmıştı. Ve bu yüzden…
Subaru: “O şeylere dostane bir şekilde seslenmek isteseniz bile buna imkân yok. Azıcık yüksek bir ses çıkaracak olursanız Ayı-san sizi Bilgeden önce karşılayacak.”
Julius: “Bu da kaçınmak isteyeceğim bir şey. Öyleyse en gerçekçi yaklaşım Emilia-sama’nın büyü kullanması olur… Yani öyle görünüyor…”
Gözcü Kulesine doğru bakan Julius sağ elini uzatarak tek gözünü kapattı.
Bu bir ressamın mesafe hesap etmek isterken yapacağı cinsten bir hareketti. Sonra da bir müddet böyle kalıp sessizce düşünerek,
Julius: “Kabaca, buradan Gözcü Kulesine olan mesafe yaklaşık on kilometre—— çiçek tarhının önünden Emilia-sama’nın büyüsü için gerçekçi bir menzil olmuyor.”
Subaru: “Bu arada, Emilia-tan’ın büyüsü ne kadar uzağa ulaşabilir?”
Emilia: “Menzili mi soruyorsun? Eh, daha önce ölçmeyi denemedim, o yüzden bilmiyorum… Ama buradan kuleye ulaşabileceğini sanmıyorum. Hedefe ulaşamadan gözden kaybolacaktır.”
Gözcü Kulesinin silueti bu noktada Kum Vakti öncesine nazaran bariz şekilde yakındı. Hatta çiçek tarhında mesafe kaydettikten sonraki hallerinden de yakındı.
Yine de çiçek tarhının önünden kuleyi hedef alma düşüncesi pek gerçekçi değildi.
Subaru: “Öncelikle öylece mesaj gönderilebilecek olsaydı Reinhard bunu yapmış olurdu. O herif söz konusu olunca… 10 kilometre ötesine ulaşabilecek bir büyü saldırısı yapamaz mıydı yani?”
Julius: “Bunu bilmenin ona sormaktan başka bir yok, zaten muhtemelen Reinhard bu işe kalkıştığı sırada Kum Vaktini aşmamıştır. Bizim şu ana dek bu noktaya ulaşabilmemiz de yalnızca Anastasia-sama’nın… yoo, Echidna’nın yolu bilmesi sayesinde.”
Subaru: “Öyle mi?.. Ah, kahretsin. Daha fazla bilgin yok mu?”
Teklifi reddedilen Subaru, melankolik bir sesle Eridna’yı işaret etti. Ardından Anastasia rolünü oynayan Eridna, durumunu ustalıkla gizleyip kürkünü tutarak…
Echidna: “Ne desem bilmiyorum. Kum Vaktinin diğer tarafında izlenecek bir yol vardı ve yalnızca bunu iddia edebilmek bile eşi benzeri görülmemiş bir başarıydı. Biraz daha takdir edilemez miyim?”
Subaru: “Buraya ulaşan ilk grup biziz, öyle mi yani? Belleğinde yolun yalnızca yarısını taşımak gazete standına talimat vermek gibi. Zorlu bir iş. “
Echidna: “Hm, doğru bir noktaya parmak bastın.”
Subaru kaba bir teori sunsa da Eridna bunu çürütmeye kalkmadı. Aksine sessizleşti ve Anastasia’ya geçirdiği düşünceli tavrın ardından ansızın yüzünü kaldırarak,
Anastasia: “Bu doğru. Ama şu an için bildiklerimizi özetlemek daha iyi olacak gibi görünüyor.”
Subaru: “Bildiklerimiz—— Öyleyse…”
Anastasia: “Natsuki-kun’un gördüğü kuledeki ışık, o ışığın sözüm ona tehlikesi, kulenin önündeki çiçek tarhındaki canavarlar, üç Kum Vakti ve… başka bir şey var mı?”
Anastasia o ana dek açılan tüm konuları listelemişti.
Bir rota oluşturup sonuca giden bir yol açmak önemliydi. Subaru bu düşünceyle kollarını kavuşturarak bir müddet yaşadıkları yolculuğu ve tanık olduğu tehlikeleri irdeledi.
Subaru: “Şimdi, geceki Kum Vaktini aşarak geldiğimiz yer burası. Ve ejderlerden bu çiçek tarhını geçmelerini istemenin fazla ağır bir yük olduğu ortaya çıktı. Ayrıca Meili peşimize bir canavar taktığını bizden saklamış görünüyor.”
Meili: “Ehh!?”
Subaru parmaklarıyla tek tek bu şeyleri sıralarken Meili’nin omuzları panik içerisinde kalktı. Küçük kızın bariz tepkisini görenlerin gözleriyse üzerine çevrildi.
Meili: “Aayh-, durun, durun. Evet, Onii-san haklı, ama… Nerden, bunu nerden bildin?”
Subaru: “Tahmin ettim. Yalnızca yönlendirici bir soruydu.”
Julius: “Subaru’nun sezgileri doğru çıkıyor gibi görünüyor—— Ee, bu konuda ne yapacaksın?”
Julius kısık bir sesle Meili’nin ihanetiyle ilgili izlenecek yolu sordu. Onun bu tavrını işiten Meili’nin beti benzi atsa da Subaru işleri kötüleştirmek istemiyordu.
Bu yüzden Julius’u eliyle durdurup gözlerini Meili’ye odaklayarak,
Subaru: “Endişelenme. Azarlamak için söylemedim. Kendini bu şekilde garantiye aldığını anlıyorum. Yine de şüpheli bir faktördü.”
Meili: “O-Onu bırakmamı ister misin? Bunu yaparsam bana kızmayacak mısın?”
Subaru: “Bırakmana gerek yok. Bir garantiye ihtiyacın olduğunu düşünüyorsan tut lütfen. Hem Çiçek Postlu Ayılar grubu tarafından etrafımız sarılırsa veya peşimize takılırlarsa çok yardımı dokunur.”
Meili: “————”
Şaka yapıyor olmalı diye düşünen Meili gözleri irileşerek başını sallamakla yetindi. Emin olmak adına henüz gözlerindeki temkinliliği yitirmemiş olan Julius’a dönen Subaru ise…
Subaru: “Çocuklar böyledir. Ona müsaade edelim gitsin.”
Julius: “Doğru düzgün ele alınabilecek bir çocuk olsaydı ben de tüm gücümle öyle yapardım. Ama bu kız öylece güvenip müsaade edemeyeceğimiz kadar güçlü. Özellikle de canavarların bahçesi denilebilecek Augria’da…”
Subaru: “Yine de hepimiz aynı ejder arabasını paylaşıyoruz, o yüzden iyi geçinin lütfen.”
Subaru böyle söylerken Julius kısa bir tereddüdün ardından kılıcına uzanmaktan vazgeçti.
Ve sessizleşen Julius’un yerine konuşan kişi, elini kaldıran Emilia oldu.
Emilia: “Ee, Subaru. Hadi önceki konuşmamıza dönelim.”
Subaru: “Evet evet, devam ediyorum.”
Emilia: “İş çiçek tarhını aşmaya geldiğinde… ne yapmayı planlıyorsun? Başka bir Kum Vaktinde aynı şeyi yapıp farklı bir noktayı denemek mi istiyorsun?”
Subaru: “Gerçi diğer taraftan… Bir saniye, denemek istediğim bir şey var aslında.”
Emilia: “Denemek istediğin bir şey mi?”
Subaru’nun ne düşündüğüne dair hiçbir fikri olmayan Emilia, aklı karışarak kafasını kaldırdı. Ve Subaru da onun kalkık başını kopyalayarak gözlerini çiçek tarhına—— Gözcü Kulesini çevreleyen çiçek denizine çevirdi.
Tabii ki sonunu göremiyordu ama——
Subaru: “Çiçek tarhının bir noktada bir açıklığı varsa hiç değilse her taraftan hedef alınmaktan yana endişe duymamıza gerek kalmaz. Böyle bir köşe varsa denemeye değer, haksız mıyım?”
——Ve böylece tüm katılımcıların çiçek tarhında herhangi bir kuytu köşe olup olmadığını kontrol etmesi planlandı.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Julius: “Ayrı gruplar hâlinde hareket edersek kaybolma ihtimalinin yıkıcılığının yanı sıra Meili Hanımın yardımı olmaksızın canavarların bölgesinde ilerlemek de hiç mantıklı olmayacaktır.”
Julius’un değindiği nokta, herkesin oybirliğiyle onayını almıştı.
Subaru da bunda hemfikirdi ve yalnız hareket etmenin elverişliliğindense güvenliğe öncelik vermeye karar vermişti.
Subaru: “Ehh, ben bir an önce yola koyulmak isterim ama…”
Herkes yola koyulmaya hazırlanıyor, ejder arabasına ve yer ejderine biniliyordu.
Gözcü Kulesinin siluetini daima sağlarında tutma kuralını izlerlerse Kuzey yönünde ilerleyeceklerinden emin olabilirlerdi.
Ancak doğu, batı, kuzey, güney kurallarının bu tepelerde işleyip işlemediği başka bir hikâyeydi.
Subaru: “Üzerine sakince düşününce tüm bu mekân da farklı bir uzay zaman bükülmesi vakası. Kum Vaktini aşıp buraya gelmek bir şekilde Kapı Geçişini andırıyor…”
Beatrice: “Subaru ne söylemeye çalışıyorsun bilmiyorum, doğrusu. Kapı Geçişini kullanmanın uzayı büktüğü ve fiziksel mesafeyi belirsiz kıldığı doğru, sanırım. Betty Subaru’ya bir kez bunu yapmıştı, doğrusu.”
Subaru: “Bana mı, yapmıştın? Ne zaman?”
Beatrice: “…Hiç unutmayacağım, ilk karşılaşmamızdı, sanırım.”
Subaru: “İlk karşılaşmamız mı… Oh! Roswaal’ın malikânesinde o sonsuz bir döngü gibi görünen koridoru temizlediğim zamanı diyorsun! Kusura bakma. Çok iyi hazırlanmış olmana rağmen bir daha böyle bir şeyin tekrarlanmaması için elimden gelenin en iyisini yapacağım… Özür dilerim?”
Beatrice: “Bu konuda cidden özür diliyor olman cidden can sıkıcı, doğrusu! Unut gitsin, sanırım!”
Subaru: “Ama bana sen hatırlattın…”
Beatrice: “Hmph! Yeter, doğrusu!”
Birlikte ejdere binen ikiliden Beatrice öfkelenirken Subaru’nun bu tuhaf kızı idare etme şeklindeki zorlu görevi üstlenmekten başka şansı yoktu. An itibarıyla onu kollarında tutup sakinleştiriyor ve bir yandan da Patrasche’ye ejder arabasına doğru ilerlemesini emrediyordu. Derken…
Subaru: “Sen hazır mısın?”
Julius: “Sorunsuzca. Ama sonrasında Emilia-sama’nın yapmak istediği bir şey varmış.”
Emilia: “Evet, öyle.”
Arabayla ilgili hazırlıkları tamamlamış olan Julius’a başıyla onay veren Subaru, bakışlarını çatıya çevirdi. Çiçek tarhında gerçekleştirdikleri yolculukta Emilia’nın yeri hâlâ arabasın çatısıydı.
Bu sırada Subaru, hevesli bir görünümle dimdik duran Emilia’ya elini kaldırarak ondan tıpkı öncekiler gibi bir İşaret bırakmasını istedi.
Subaru: “Emilia-tan, buyur lütfen. Şimdilik burası bizim üssümüz. Olabildiğince sessiz ol ki… canavarları rahatsız etmeyelim.”
Emilia: “Tamamdır, anlaşıldı… Bu şekilde bir canavarı uyandıracak olursam bu zamana kadarki tüm sessizliklerimiz anlamını yitirir, doğru. O yüzden, sessizce, sessizce, sessizzzce.”
Subaru ağır olmasını anlatarak elini ağır ağır kımıldatırken Emilia da bunu taklit etti ve gözlerinin önünde, kumlu zeminde buzdan bir kule yükseldi.
Sessizce ilerleme muhakemelerinde haklıymışlar gibi görünüyordu, öyle ki buz kulesi sessiz ve kibarca yerleşirken Subaru, havadaki olağan gerginliği bile işitememişti. Kulenin güçsüz bir iki noktası olsa da bitişi iyiydi ve rolünü güvenle tamamlayabilecek gibi duruyordu.
Emilia: “Tamam mı?”
Subaru: “O.K. Hiç sorun yok. Emilia-tan’dan beklenildiği gibi!”
Gergin Emilia’ya koca bir ‘O’ ve ‘K’ sunan Subaru, göz ucuyla çiçek tarhı istikametine baktı. Canavarlar mana aktivitesini sezebilir mi şeklinde bir endişesi vardı ama neyse ki çiçek tarhından yayılan tatlı koku dışında herhangi bir hareketlilik belirtisi yoktu.
Esasında ortalık bayağı durgundu.
Subaru: “Hâlâ merak ediyorum, neden bir çiçek tarhı gibi davranıyorlar ki?.. Kendilerini kamufle etmek isteseler de çöl bunun için tuhaf bir yer değil mi?”
Beatrice: “Cadı Canavarlarının o kadar zekâya sahip olması beklenemez, sanırım… Onlar basit canlılar, içgüdülerinden fazlasını gerçekleştirmez, daha fazlasını düşünmezler, doğrusu. Aynı hayvanlar gibi, sanırım.”
Subaru: “Anlıyorum. Çok ilginç——”
Beatrice Subaru’nun koynunda acı bir değerlendirmede bulunurken bu sözleri başını sallayarak onaylayan Subaru, bakışlarını çiçek tarhından ayırarak yola çıkma emri vermeyi hedeflerken—— bir şey fark etti.
Çiçek tarhına doğru bakarken görüş alanının en köşesinde bir değişiklik meydana gelmişti, tarhta farklı olan bir şey vardı.
Gözcü Kulesi ışıldadı.
Subaru: “——Emilia!!”
Emilia: “——!?”
Bu defa Subaru sesini yükselterek çatıdaki Emilia’ya seslendi. Onun sesindeki telaşı, aciliyeti işiten Emilia da yerine sımsıkı sabitlendi. Ancak ışığın etkisi sınırı aştı.
Subaru: “——Hık!?”
Ve keskin, sert bir sesle birlikte bir şeyler buz kulesine çarparak onu paramparça etti.
Uzun, ince ve yaklaşık on metre boydaki buz kulesi her anlamda kırılgandı. Ancak o şey, onu bir kumdan kuleyi dağıtırcasına rahatlıkla yok edip manaya indirgemişti.
——Ve Subaru bir kez daha buna tanık olamamıştı. Ama anlıyordu.
Subaru: “O ışığın saldıracağını biliyordum——”
Beatrice: “Subaru! Sıradaki geliyor!”
Bedeni buz parçalarıyla yıkanan Subaru, Beatrice’in çağrısıyla boynunu çevirdi. Ve hemen sonrasında Gözcü Kulesi yeniden ışıldadı.
Işığın sıradaki darbesinin hedefi Subaru’ydu.
——Bu hızla yaklaşan ışık, insana göz kırpma şansı bile tanımazdı ve hedefi tek bir darbede Subaru’nun hayati bölgelerini dağıtmaktı.
Daha önce bu sebeple ölen Subaru, ışığın yıkıcı gücüne aşinaydı.
Bu yüzden beyninin ışığın hedefi olduğunu tespit ettiği saniyede ölümüne çoktan karar verilmişti.
Subaru: “————”
Ve ışık, dosdoğru Subaru’nun alnını hedefleyerek saldırdı.
Bu ölümün ta kendisiydi, avını çıt çıkartmadan öldürecek, geride yalnızca ansızın yön değiştiren bir rüzgâr bırakacaktı. Natsuki Subaru bir kez daha ne yapacağını bilemez hâlde soğukkanlılıkla öldürülmek üzereydi.
Subaru: “——E. M. M!”
Beatrice: “Sanırım!”
——Ancak bu durumda ışığın hedeflediği tek kişi Natsuki Subaru değildi.
Bir ses yankılanırken Subaru’ya ulaşması gereken saldırı hedefini ıskaladı. Sebep basitti: Subaru’nun gücü saldırının gücünden üstün gelmişti.
“E. M. M” Subaru’nun Beatrice ile birlikte geliştirdiği üç orijinal büyüden biriydi.
Bu kullandıklarıysa “Mutlak Defans Büyüsü” idi.
E. M. M’nin aktivasyonu esnasında Subaru dış dünyadan herhangi bir müdahale görmüyordu. Bu da Beatrice’in Yin büyüsündeki yeteneğinin ve Subaru’nun etrafındaki uzay ile zamanı manipüle etmeyi bilmesinin sonucuydu.
Subaru: “Bu etkinin o piçinkine benzer olduğunu biliyorum ama kendimi bir tuhaf hissediyorum… ah!?”
Açgözlülüğü temsil eden Günah Başpiskoposu Regulus, kalbini transfer ederek vücudundaki zaman etkisini durdurabiliyordu.
E. M. M’nin de o kabiliyetin küçültülmüş versiyonu olduğu söylenebilirdi. Ancak kalbi durdurmak gibi zararlı yan etkileri yoktu ve mananız tükenmediği sürece yenilmez olabiliyordunuz.
Tabii bu durumda yaptıkları yalnızca zaman kazanmaktan ibaretti.
Subaru: “Ama, aağh!? Yalnızca zaman kazanmak mı? Benim yapmam gereken önemli şeyler vardı?!?!”
Beatrice: “Hey! Subaru, ne demeye çığlık atıyorsun?! İyi misin, sanırım??”
Subaru’nun arkasından ikisine kalkan olan Beatrice’in endişeli sesi yükseldi. Çünkü dışarıya karşı korunuyor olmalarına rağmen ses ve şok etkisi taşınmaya devam ediyordu.
E. M. M’nin aktive edilişinin ardından Gözcü Kulesinin ışığı Subaru’nun defalarca vurulmasına rağmen neden ölmediğini merak edermişçesine ardışık saldırılarla bir bombardıman sürdürüyordu.
Subaru: “Oi!? Uf!? Ah!?”
Yaylım ateşinin hızı ve isabetliliği olağanüstüydü.
Acı ve şok Subaru’nun bedenini teğet geçse de bir şey tarafından hedef alınınca bağırarak tepki vermek insani bir refleksti.
Emilia: “Subaru! Şimdiden… Ehh!”
Subaru’nun ardışık saldırılara maruz kalışını izleyen Emilia da çatının üzerinden onu korumaya çalışıyordu.
Subaru Gözcü Kulesinin saldırısından korunsun diye kum zeminden kalın ve devasa bir buz bariyeri yükseltmişti. Belki de bu, Emilia’nın anlık olarak yaratabileceği en sağlam defansif bariyerdi.
Başka bir kaynaktan olsa tüm saldırıları engelleyebilecek olan bir kalkandı ancak——
Emilia: “Yok artık!?”
Julius: “Buz duvarlarının bile hiç şansı yok!”
Emilia tiz bir çığlık atar ve Julius afallamış şekilde bağırırken buz duvarı gözlerinin önünde tek seferde paramparça oldu.
O inanılmaz güç—— bunun tek sebebi değildi. Buz duvarı darbeyi almış ama Subaru’ya vurmaktan kaçınacağı derecede ışığı güçsüzleştirmişti. Pek çoğu geri sekip kumlara çarpınca da beyaz dumanlar yükselmişti.
Yani Emilia’nın hasarlı buz duvarına baktığınızda göreceğiniz şey delinmekten ziyade erimiş olduğuydu.
Emilia: “Isı mı? Buzu… ısı mı eritti?”
Julius: “Yere bir şey düştü… iğne miydi o?”
Saldırının etkilerine bakan Emilia ve Julius aynı saniyede farklı sonuçlara varmıştı.
Bu esnada saldırı devam ediyordu. Subaru şaşırtıcı miktarda saldırıya maruz kalıyor ve yenilmez bir evrede olsa bile sınırları zorlanıyordu.
Beatrice: “Subaru! Bir sorun var, doğrusu!”
Subaru: “Dinliyo—— Ah! Ama yapamı—— Aahh!”
Beatrice: “Böyle devam ederse çok yakında manamız tükenecek, sanırım!”
Subaru: “Şimdiden mi!?”
Beatrice: “Tükenmek üzere!”
Hâlâ ateş altında olan Subaru, Beatrice’in bağırışı karşısında dişlerini sıktı.
Tabii ki Beatrice’in söylemeye çalıştığı şey, “Mana tükeniyor, daha fazlasını sağlamalısın, sanırım.” değildi. “Mana tükeniyor, bir karşı atak gerçekleştirmeliyiz, sanırım.” idi.
Subaru: “Yapabilir misin?”
Beatrice: “Ne kadar aptalca bir soru, sanırım!”
Beatrice bu soruya cevap dahi vermedi.
Ve güvenilir partnerinden bu karşılığı alan Subaru, çenesini gevşeterek kendisini hazırladı.
Subaru: “Üçüncüsü henüz tamamlanmadı… O yüzden ikinciyi yapalım!”
Beatrice: “Saldırının hemen ardından E. M. M’yi bozacağım!”
Vakit yoktu.
Subaru Emilia’ya baktı, Emilia da ona bakarak başıyla onay verdi. Alınacak önlemleri tartışmaya ayıracak vakitleri yoktu. Ama Subaru, mesajı ilettiğine inanıyordu.
Subaru: “——Guah!?”
Işık atılırken Subaru bir kez daha doğrudan darbeye maruz kaldı. Tabii E. M. M aktif hâlde olduğu için saldırı ona ulaşmayacaktı – iptal olacaktı.
Bu orijinal büyülerin her biri günde yalnızca bir defa kullanılabilen kozlardı. E. M. M’yi bırakışıyla birlikte Subaru, tekniğin o ışığa karşı sağladığı koruma fonksiyonunu yitirecekti.
Ve bir sonraki ışık gelene dek karşılık vermek zorunda olacaklardı——
???: “Işık!——”
Ancak Subaru’nun eylemlerini okuyabilirmişçesine bir sonraki ışık, daha da hızlıydı.
Hızıyla, gücüyle, sıklığıyla Subaru’nun işini bitirmeyi hedeflediği barizdi. Hâliyle Subaru’nun incecik defansına indirebildiği doğrudan tek bir darbe, onu bu dünyadan göndermesine yeterli olacaktı.
Ve bu yüzden——
Emilia: “Dur—— Hık!”
Subaru’nun önünde çeşitli büyü gücü anaforları oluşurken kum zeminin üzerinde uzanan buz duvarları yaratıldı. Bu seferki defans tek bir duvarla sınırlı değildi, aynı anda altı katmanlı bir duvar üretilmişti.
İşte ışık, dosdoğru o altı katmanlı defansa ulaştı. İlkini öylece aştı, ikinciyi rahatlıkla atlattı, üçüncüyü hiçbir şey olmamışçasına geride bıraktı.
Ancak dördüncü katmanda hafif bir dirençle karşılaştı, beşinci katman neredeyse ayakta kalmayı başardı. Altıncı ve sonuncu katmandaysa ışığın hızı bariz şekilde düştü—— ama buna rağmen ışık, son katmanı da geride bıraktı.
Ve altıncı buz duvarına nüfuz edişiyle savunmasız Subaru’nun alnını delip geçmesine ramak kaldı.
——Ancak hedefine ulaşmasından hemen önce bir şövalyenin kılıcı yarım daire çizerek hızını yitirmiş olan ışığı yakalayıp karşıladı.
Julius: “Maalesef ona bir şey olursa yas tutacak çok kadın var——”
Ejder arabasından gruba doğru koşturan ve tehlikeyi umursamadan ışığı kılıcının kesişiyle karşılayan kişi Julius’tu.
Emilia’nın defansının güçsüzleştirdiği ışığı Julius durdurmuştu.
Bu ikili teknik Subaru’yu birazcık kıskandırsa da hazırlığı tamamlanmıştı.
Subaru: “Hadi başlayalım! İkinci büyü! Mutlak Geçersiz Kılma Büyüsü “E · M · T”!”
Kendisini kumdan koruyan başlığını kaldıran Subaru, ağzını iyice açarak büyünün ismini söyledi.
Ve sonrasında Subaru’nun ardında gizlenen Beatrice, yeni bir büyü yapmak için Subaru’dan çektiği manayı kendi büyü gücüyle arttırdı.
Subaru: “————”
Ardından Subaru ve Beatrice’in etrafında yayılan ışıkla birlikte ejder arabasını da kapsayan yaklaşık on metrelik küresel bir alan oluştu.
Şeffaf görünümlüydü ve grubu bir ışık küresiyle aynı oranda sarmalamıştı.
Ancak etkisi muazzamdı.
Julius: “Bu…”
Şoka uğrayan Julius’un gözleri önünde Gözcü Kulesi bir kez daha ışıldadı. Ve bunu göz ucuyla görüp kılıcını çekerken ansızın gözleri irileşti.
Çünkü Subaru’yu hedefleyerek dosdoğru ilerleyen ışık, etki alanına girdiği anda öylece tüm gücünü yitirdi. Mermileri bile aşan bunaltıcı hızı kayboldu ve hızıyla gücünü yitirişinin ardından geriye kalan tek şey uzun ince, tuhaf beyaz bir obje oldu.
Ve Julius’un savurduğu kılıcı tarafından rahatlıkla yere indirilen o obje, kuma alçalarak yere saçıldı.
Subaru: “Bir iğne, ha?”
Julius: “Öyle bir şey. Yo, onu bırak da Subaru, bu büyü…”
Subaru: “Bekle, bekle, bekle! Konuşmak istediğim bir ton şey var ama şimdilik geri çekilmek zorundayız! Hemen arabaya binin! Buradan uzaklaşalım! Fazla dayanamayız!”
Julius: “——! Anlaşıldı! Hadi acele edelim!”
Bu telaşlı çağrıyla birlikte Julius sorularını içine atarak ejder arabasına sıçradı. Anında dizginleri tuttu ve ejder arabası başını “Kum Vaktine” doğru çevirdi.
Şu anda Gözcü Kulesine gitmek intihardan farksız olurdu. Bu doğru bir karardı ve buna inanmaktan başka şansı yoktu.
Subaru: “Hadi gidelim! Benden fazla uzaklaşma! Işığın içerisinde kal!”
Emilia: “Vaah, Subaru, vaauv! Işığın atılışına rağmen…”
Hareket eden ejder arabasının çatısına çıkan Emilia, Subaru’yu hayretler içerisinde izliyordu.
Işık hiçbir etkisi olmamasına rağmen Subaru’yu hedef almaya devam ediyordu. Ancak kaç defa saldırırsa saldırsın E · M · T alanına giriş yaptığı anda gücünü yitiriyor ve kuma düşüyordu. Geçersizlik mutlaktı.
Julius: “Her hâlükârda büyük bir güçmüş. Bu Beatrice-sama ve senin ortak bir kozunuz falan mı?”
Subaru: “Kozlarımızdan biri! Ama bunu açıklamayacağım! Muhtemelen şu an için önceliğimiz Gözcü Kulesinden uzaklaşmak olmalı!! Yo, kesinlikle öyle olmalı!”
Julius: “Sanırım Yin büyüsü uygulamasıyla menzildeki mana etkilerini geçersiz kılıyorsunuz? Öyleyse bu büyü, büyücülerin doğal düşmanı… Yo, yeteneklerini desteklemek için mana kullanan herkes için hatırı sayılır bir rakipsiniz.”
Subaru: “Yalnızca göreceli bir avantaj sağlıyor, beni güçlü kılmıyor diyebilirim. Güçlü bir rakiple yapacağım adil bir mücadelede her türlü kaybederim. Bu, Ros-chi’nin gözünü morartmayı düşünerek geliştirdiğim bir kabiliyet.”
Julius kendisini içtenlikle övüyor gibi görünüyordu ve bu da Subaru’nun birazcık daha iyi hissetmesini sağlamıştı.
Tabii ki Gözcü Kulesinin saldırısından kaçmak da içini rahatlatmıştı ama her hâlükârda bu, gardını indirmekten farksızdı.
Yine de muhtemelen gardını indirmenin şu an için ne sonuç vereceğini tahmin etmek Subaru için bile imkânsızdı, hâliyle bu konuda hiç kimse suçlanamazdı.
Emilia: “Subaru! Bu şekilde çiçek tarhının önündeki kum tepesine geri mi döneceğiz?”
Subaru: “Yalnızca kısa bir süreliğine ama evet! Bir şekilde önlemlerimizi geliştirmeli ve iyileştirmeli——”
Bahsi açılmışken geri çekilme yolları olan, kum fırtınalarının hareketlendiği Kum Vakti—— E · M · T alanı tarafından dokunulduğu anda, o Dünya bozulmaya başlamıştı.
Subaru: “Ha?——”
Beatrice: “Olamaz, sanırım!”
Beatrice o ana dek saldırıları atlatmanın rahatlığıyla Subaru’nun bedenine tutunmuş hâldeydi.
Hemen gözlerinin önündeki kum tepelerinin gece manzarasının paramparça oluşuysa sesini titretmişti.
Beatrice: “Uzay bükülmesi E · M · T yüzünden geçersiz oldu, doğrusu!”
Subaru: “Eh?”
Beatrice: “Söylediğin gibi, sanırım! Buradaki bükülme de Betty’nin o evdeki “Kapı Geçişininkine” benzer. Başka bir deyişle bükülmüş uzay alanı orijinal hâline dönüyor!”
Subaru: “Bu ne anlama geli——?”
Subaru’nun sorusunun sonu gelmezken geriye yalnızca ona tutunan Beatrice’in doğurduğu his kalmıştı.
İşte böylece Dünya parçalanmış ve kâğıt gibi kopup sökülmeye, Patrasche, Subaru, Beatrice ile Emila ve diğerlerini taşıyan ejder arabasını yutan bir yarık oluşmaya başlamıştı.
Subaru: “Hiç iyi değil… Emilia!?”
Emilia: “Subaru——”
Yerçekimi etkisini yitirirken karanlığa gömülen Subaru’nun bağırışı yükseldi.
Ejder arabasının nerede olduğunu bilmiyordu. Ama Emilia’nın bağırışına verdiği karşılığın yankılanışını işitebiliyordu.
Subaru: “Bu——”
Çok kötü, diyemeden de bükülmüş uzay alanının diğer tarafına fırlatıldı…
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
???: “————”
Çiçek tarhı ile kum denizi arasındaki sınır bozulmuş ve ufak bir grubun o sınır tarafından yutulduğu görülmüştü.
???: “————”
Çok, çok uzaklardaki kulenin içerisinde bir gölge kıpırdanıyordu.
Pencereden uzaklaşıyor, parkelere basıyor ve döner bir merdivenden iniyordu.
Adımları yavaştı ancak giderek hızlanıp sabırsızlanıyordu.
Gölge: “——Seni buldum.”
Ve yıllardır konuşmamışçasına çatallı bir sesle mırıldanıyordu.
Lakin o sesi işiten hiç kimsenin yanılamayacağı üzere sesi kulağa son derece mutlu geliyordu.
Gölge: “Seni buldum.”
Bu kadarı kesindi.
△ △ △ △ △ △ △
#Gerçekten gizemli bir sondu. Bizimkiler o aradaki boşluğa kapılıp öldüler mi yoksa oraya sıkışıp kaldılar mı acaba? Bir sonraki bölüm ne okuyacağımızı çok merak ediyorum.
#Bu arada sonunda animede güncele geldim. Açıkçası o sıralarda neler olduğunu bayağı unutmuşum, ‘böyle bir şey olmuş muydu, burası böyle miydi yaa’ diye kendi kendime sora sora izledim çoğu kısmı. Otto’yu sevdiğim için onun geçmişini izlemek hoşuma gitti. Subaru’yu pataklayıp güçlü rolü yapmayı bırak, arkadaşına güven dediği sahne de iyiydi, canım Otto! Daha önce de söylemiştim ama animeyi izlerken Remciydim, yine de Subaru ile Emilia’nın mezardaki sahnelerine bayıldım. Çevirirken de beni çok etkilemişti zaten o bağırıp çağırmalı âşk itirafları. Sonrasında öpüşmeleri ve özellikle yanaklarındaki kızarma efektleri falan çok şirindi 😀 Garfiel’in kötü çocuk olmasını garipsedim, o kadar uzun süredir kaptan aşağı kaptan yukarı diye dolaşıyor ki bir anda onları yeniden düşman görmek tuhaf geldi. Subaru’nun ‘Garfiel 14 yaşında’ bilgisini öğrendiği anki yıkılması da harikaydı. Ve tabii en önemlisi Emilia’nın yargılama sahneleriydi. Küçük Emilia inanılmaz tatlı çizilmiş, yanaklarını sıka sıka sevesim geldi. Fortuna da çok güzel bir kadın olmuş ama o kıyafet neydi yaaa, bir kıyafetin altından göbek deliği nasıl bu kadar belli olabilir? Vallahi çoğu sahneyi kadının göbek deliğine bakarak izledim 😀 Geuse de nasıl eli yüzü düzgün yakışıklı bir abimizmiş, ne hâllere gelmiş… Gerçekten olacakları bilsem de bayağı duygusal sahnelerdi. Son olarak Hector bayağı iyi olmuş, adam cidden buram buram melankoli kokuyordu.
#Özetle keyif alarak izledim ve izlerken yine ‘öf beee şu seri bir an önce bitse de bütün gizemleri çözsek’ diye sabırsızlandım. Bir de söylemeden geçemeyeceğim, yıllardır kendim çevirmeye öyle alışmışım ki aynı olayları başka ağızlardan izleyip okumak çok tuhaf geliyor. Kullandıkları kelimeleri değiştiresim falan geliyor 😀 Bir türlü susmak bilmedim, buraya kadar okuyan varsa teşekkür ediyorum. Siz de yorum yapın da Regulus gibi tek başıma bir sayfa konuşmuş olmayayım. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

