※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Görünen tek şey ışıltıydı, ötesi yoktu.
Anımsamış, boynunu yukarı kaldırmıştı.
O anın hemen sonrasında, kulenin ön kısmındaki bir noktasında beyaz bir ışıltı görünmüş ve o ışıltı karşısında gözlerini kısmıştı.
Ancak anıları o ana kadardı. Sonrasına dair hiçbir şey hatırlamıyordu.
Ne acı ne darbe ne dehşet, tek bir şey dahi hissetmemişti.
Natsuki Subaru için tüm bunlar ölümün gelip çatışının kaçınılmaz eşlikçileriydi.
Ne gözlerini yaşartan bir acıya ne bedenini bin parçaya ayıran bir darbeye ne de her şeyi kaybetme dehşetine maruz kalmıştı.
Belki de bu ölüm, Subaru’nun aşina olduğu ölümlerden çok daha merhametliydi.
Her şeyden öte ölen ve beyni buharlaşan Subaru’nun ne bu konuda düşünecek vakti olmuştu ne de şimdi geriye dönüp düşünerek kendisini o ana kaptırması mümkündü.
Kaşla göz arasında, görüş alanının karanlığa hapsolduğunu düşünüşünün hemen sonrasında Natsuki Subaru’nun kayıp canı hayata dönmüş, geri gelmiş ve bir kez daha hakikate terk edilmişti.
——Terk edilmişti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
???: “——Çıçıçıh.”
Subaru: “——Hık.”
Bir an için beş duyusuna çöken kederin ağırlığını hisseden, nefesi tıkanırmış gibi gelen Subaru, gözlerini açtı.
Ejder arabasının tüm kütlesinin çıkarttığı gürültüyü algılayan kasları acı içerisinde feryat etti. Dizginleri öyle sıkı tutuyordu ki tırnakları avcunu yiyip bitirebilirdi ve varlığında ısrarcı olan vücut ısısıyla Beatrice’i hissediyordu.
Subaru: “…Ah?”
Belli belirsiz görüş alanında kafasını çevirdiğinde hemen yakınında Beatrice’in kafasının arkasını görebiliyordu.
Burun deliklerine dolan yoğun tatlılıktaki koku, yine, küçük kızı kucakladığında aldığından farklıydı. Beatrice’in kokusu taze hazırlanmış şekerlemeleri andırırken şu anda havada var olan koku, insanın üzerine yapışan bir toksiklik taşırcasına ısrarcı tatlılıktaydı.
Bu tatlılığa dair anıları vardı. Bu da doğaldı. Çok yakın zamanda mide bulantısı çekerek aldığı koku buydu.
Yalnızca bir iki dakikayla kısıtlı olsa da esas özel olan, bunun kesintiye uğramış olmasıydı.
???: “Çıçıçıçıh.”
Subaru’nun loş bilincine dil şaklatışını andıran ritmik bir ses ulaşıyordu.
Gözlerinin önündeki Beatrice’in bedeni kaskatı kesilmişti, onu taşıyan Patrasche nefesini tutmuş şekilde burnunun ucunda yaşananları izliyor, ejder arabası Emilia ve Rem’i taşıyor ve arabasın hemen önünde de mide bulandırıcı bir Cadı Canavarı dikiliyordu.
Tüm bedenine yayılmış ince köklerle kana susamış olan bu gaddar Cadı Canavarı—— bir Çiçek Postlu Ayıydı.
O an için bunu bir dejavu hissi şeklinde ifade edemeyen Subaru’ya taze bir gerçeklik hissiyatı dönmekteydi.
Bu histen yana şüphe yoktu. Bu his “Ölümden Dönüş”tü.
Natsuki Subaru ölümü tattıktan sonra zamanın bu noktasına dönmüştü.
Subaru: “——Hık.”
——Ama, her şeyden öte, döndüğü an bu muydu yani?!
Ölümün terlettiği andan ziyade “Ölümden Dönüş”ün elverişsiz zamanlamasına lanetler okuyordu.
Meili, dilini şaklatma sesiyle Cadı Canavarının ilgisini çekmeye ve onu ejder arabasının önünden sessizce uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bu plan zar zor başarılı olsa da sonu başarısızlıktı.
Çünkü ejder arabasını çeken yer ejderi—— Gian, Cadı Canavarının baskısına katlanamayacaktı.
Subaru: “————”
Subaru bunun farkında olmasına rağmen karar verme konusunda anlık bir tereddüde düşmüş durumdaydı.
Hayati önem taşıyan Gian’ı arkadan göremiyordu. Ama dizginleri tutan Julius, yer ejderinin olağandışı hâlini cesaretlendirmeyecekti. Orada gözlerini çevirip de bakacağı özellikte hiçbir şey yatmıyordu.
Ejder arabasının içerisindeki herkes, Meili’nin Çiçek Postlu Ayılarla iletişime geçmekte başarılı olması için dua ediyordu.
Ama ne yazık ki——
Meili: “Çıçıçıh… çıhh~.”
Meili’nin sesi belli belirsiz bir gerginlik taşıyor, parmağı ejder arabasının sağına yöneliyordu. İşte bu harekete kapılan Çiçek Postlu Ayı adımlarını yavaşça o istikamete çevirmeye başladı.
Karşılığında ejder arabasının içerisindekiler için de Beatrice için de bir teselli doğdu. Fakat Gian, bu gerginlik anının sonlanışı karşısında tepkisiz kalamadı.
Subaru: “Juli…”
Gian: “————MM!!”
Subaru doğru bir muhakemede bulunamadan seslenişi, Gian’ın kükreyişi tarafından bastırıldı.
Son gelişmelerin üzerinden bir kez daha geçilircesine Gian bir yandan kükreyip bir yandan ayağını yere geçirirken bağırış ve gümbürtü sesleri Çiçek Postlu Ayıların bilinçlerinin ansızın uyanmasına yol açtı.
Ve kanlanmış gözlerini iyice belli eden Çiçek Postlu Ayılar damlayan salyalarıyla havaya sıçradı. Derken mavimsi beyaz bir ışıltı kafataslarını deldi, yani patlama öncesine dek her şey aynı akışla gerçekleşiyordu.
Emilia: “El Huma!!”
Ejder arabasının üzerinde dikilen Emilia, zarif bir dansı andıran eylemleriyle iki elini de rüzgârda çırpınırmışçasına çevirerek gökyüzünde bir buz bıçağı girdabı yarattı. Dönen buz bıçakları yerin üzerini hedeflemiş şekilde, müzikal bir testerenin notaları gibi ardı ardına harekete geçti, tembel Çiçek Postlu Ayılar uzuvlarının parçalanışıyla yükselen ölüm nidaları eşliğinde ölümcül buz silahları arasında yutuldu.
Subaru: “K-Kaçınkaçınkaçınkaçınkaçın—— Hık!!”
Dizginleri tutan ve Patrasche’yi hızlandıran Subaru, ejder arabası da harekete geçerken bu şekilde sesini yükseltti.
Yan gözle ansızın açığa çıkarak Julius’tan şoförlüğü devralan Ram’a ve yaklaşan Çiçek Postlu Ayılara kılıcını ve bir yandan da tekmelerini savuran Julius’a bakarak bir sonuca vardı.
——Tamamen, aynıydı.
Akışa kapılan Subaru, azıdişlerini sertçe, çok sertçe sıktı.
Bilincinin ani “Ölümden Dönüş” nedeniyle ayak uyduramamasını bahane gösteremezdi.
Ölmüş olmanın etkisini bir kenara bırakan Subaru’nun kalbi, pişmanlığını örttü.
“Ölümden Dönüş”ün farkına vardığı andan bu yana ilk defa “Ölümden Dönüşü”nü ziyan ettiği söylenebilirdi.
“Ölümden Dönüş” aracılığıyla edindiği bilgileri gözden kaçırmanın sonucu, dosdoğru bir başka ölüme ilerliyor olmasıydı. Ancak bu, “Ölümden Dönüş”e rağmen ufacık bir numara bile geliştiremeden tıpatıp aynı duruma düştüğü ilk seferdi. Durum Subaru’nun düşünürken niyetlendiğinden bağımsız olarak kafa karıştırsa da kader yine aynı raydaydı.
Beatrice: “——Subaru! Dalıp gitmeye ayıracak boş vaktin yok, doğrusu!”
Subaru: “——Hık!”
Subaru pişmanlıkla yüzü düşmüş hâlde dizginleri sımsıkı tutarken Beatrice, onun göğsünü sırtıyla dürtmüştü. Bu hafif darbe ve ses ile kafasını çeviren Subaru, hızla ilerleyen gaddar Cadı Canavarlarını görebiliyordu.
Bu esnada kendisine uzanan ufak avcu kavrayıp Beatrice’i ejderin üzerine yerleştirişiyle karşı atakları başladı.
Beatrice: “Minya! Minya! Bir kez daha, Minya, sanırım!”
Subaru’nun bedenindeki gayesiz mana, avcu aracılığıyla özümseniyor ve Beatrice’e güç sağlıyordu. Maddeleşen mor kristaller yollarını kesen Cadı Canavarlarının bedenlerini delip geçiyor ve kristaller o bedenleri parçalarken Patrasche dağınık parçacıkların üzerine basa basa ilerliyordu.
Meili: “De~steğe gel, Kum Solucanı!!”
Çaresizliğe kapılan Meili’nin bağırışıyla birlikte Subaru’nun göz ucuyla gördüğü kumlar havaya fışkırdı.
Ve Çiçek Postlu Ayıların örttüğü çölün altından kendisini gösteren Kum Solucanı, koca çenesiyle birkaç Cadı Canavarını fırlatırken insanı yukarı bakmak zorunda bırakan devasa cüssesiyle düşmanlarını ezip geçmeye başladı.
İkinci büyük, belirleyici canavar savaşıydı fakat Subaru, bunun ne kadar sakıncalı olduğunun farkındaydı.
Ram: “——Barusu! Ölene dek koştur! Eğer ölmek istemiyorsan!”
Biçimsiz bir huzursuzluk içerisinde sıkışan Subaru’ya yönelik, kulağa azarlayıcı gibi gelen bir ses yükselmişti.
O sesin sahibi şoför pozisyonunda dizginleri tutan ve heyecana kapılmış Gian’ı ilerleten Ram’dı. Rem’den aşağı kalmayacak şekilde mükemmel bir kontrolle arabası kullanıyordu ancak bu hız fayda etmezdi.
Subaru: “Bu hızla dosdoğru ilerlemenin sonu iyi olmayacak! Ram, yön değiştir!”
Ram: “——Hık! Ne demeye çalışıyorsun? Gözcü kulesi hemen önümüzde, etrafımızsa Cadı Canavarlarıyla dolu!”
Subaru: “Doğru söylüyorsun ama fayda etmeyecek işte!”
Bu sırada Patrasche kafasını eğerek önündeki Çiçek Postlu Ayının gövdesini deldi. Kıvranan Cadı Canavarını hemen önüne aldıktan sonraysa bedenini bir kalkan gibi kullanarak delice bir atağa kalktı. Cadı Canavarının bedenini daimî kesikler parçalıyor, dans ederek düşen taçyapraklar ve taze kanlar kum denizini örtüyordu.
Ram: “Barusu, ne fark ettin! Doğru düzgün söylesene!”
Subaru: “Doğru düzgün açıklayabilseydim hiç problem olmazdı zaten! Her neyse, yol değişmeli işte!”
Subaru’nun Ram’ın sinir bozucu bir tonla söylediği sözlere verebildiği tek karşılık, aynı şiddetle bağırmaktı. Kendisi de son derece absürt bir yanıt verdiğinin farkındaydı ama alabileceği başka bir önlem yoktu.
Sonuçta şu an için ölümünün sebebinden habersizdi.
Ölümden Döndüğü şüphesizdi fakat ölüm sebebini hatırlayamıyordu.
Bu farkındalıkla “Ölümden Dönüş” konusuna gelince bu sefer, Roswaal Malikânesi’nde ölümle yaşadığı ilk karşılaşmadaki hislerine yakındı.
Yani ölüm sebebini tespit etme ve problemi ortadan kaldırma noktaları.
Subaru: “Ama bunu yapacak vakit yok ki!!”
Cadı Canavarları tarafından yakalanmış ve onların kesiklerine maruz kalmış olabilirdi. Tam da barmenin uyardığı gibi acımasızca iç organlarının höpürdetilişiyle bir yeme dönüşmüş olabilirdi. Veya yanlışlıkla Patrasche’nin üzerinden düşüp talihsiz bir şekilde boynunu kırmış olabilirdi. Gerçekten ama gerçekten düşük bir olasılık olsa da Beatrice’in manasını aşırı oranda kullanışı nedeniyle tükenmiş de olabilirdi, bu da imkânsız değildi.
Subaru: “Hangisi olursa olsun bugüne dek hiç anılarımdan tamamen silindiği olmamıştı.”
Bağırsakları yarılıp açıldığında da buza hapsedildiğinde de kafası sabah yıldızıyla ezildiğinde de bedeni tavşanlar tarafından açgözlülükle tüketildiğinde de absürt bir Otorite yüzünden yenilip tüketildiğinde de ölümden dönmüştü.
Ve ölüm sebebi ne olursa olsun ölümünden hemen önce kendisini çıkmaza sokan şeyleri ortadan kaldırıp mağlup etmeyi yöntem olarak benimsemişti.
Ancak bu defa o kırılgan kader ağlarından eser yoktu.
Ve Subaru ile diğerlerine örülen o kader ağını araştıracak vakit de bahşedilmemişti.
——Bu olabilecek en kötü “Ölümden Dönüş” tuzağıydı.
Muhtemelen aynı şekilde ölüp gideceği bu senaryo tamamen beceriksizce bir tekrar olacaktı.
İşte bu gerçekleşmeden önce——
Subaru: “Buradan uzaklaş! Ne yaparsan yap kuleye daha fazla yaklaşma!”
Ram: “Yine mi, neden bö…”
Subaru: “Kule ışıldayacak! Muhtemelen o ışık tehlikeli!”
Ram: “Haaah!?——”
Tam anlamıyla köşeye sıkıştıkları bu durumda Ram’ın bile zehir dolu sözlerini sıralamaya ayıracak vakti yoktu. Ancak o apaçık bir inkâr taşıyan sesiyle çatışırken Subaru, dizginleri çekerek mesajını Patrasche’ye iletti.
Dümdüz ilerleme ama amacını başka bir yönde gerçekleştir.
Subaru: “Kule görünür olabilir, hemen önümüzde de olabilir ama!..”
Kum denizinde ilerleyen çok sayıda Çiçek Postlu Ayının hemen ortasındaydılar ve gözlerinin önündeki gözcü kulesi bariz şekilde yaklaşıyordu. Fakat kuleye gerçekten yaklaşırlarsa onları bekleyen şey yalnızca bir önceki kavruluşları olacaktı.
İşte Subaru’nun bunun gerçekleşmemesi adına seçmesi gereken şey——
Subaru: “Geriye doğru gidelim! Kum Vaktini bir kez daha geçsek daha iyi olur! Bir önceki kum tepesine geri dönelim hadi!”
Ram: “Sen nasıl bir saçmalıktan ba…”
???: “Ram! Subaru’nun söylediğini yap!”
Ram, Subaru’nun aklını yitirmiş diye düşünmeden edilemeyecek bu kararlılığı karşısında reddini dile getirirken Emilia tarafından durduruldu. Ve sayısız buz parçasıyla Cadı Canavarlarını temizlemekte olan Emilia, Subaru’ya başıyla onay verdi.
Emilia: “Çünkü Subaru’nun üzerine düşünmeden tuhaf bir şey söylemesine imkân yok!”
Ram: “Barusu’nun hayatı düşüncesizce sözler ve saçmalıklarla altını ıslatmakla geçiyor.”
Emilia: “Çünkü Subaru’nun tehlikeli bir durumda üzerine düşünmeden tuhaf bir şey söylemesine imkân yok!”
Subaru: “Vazgeçip cümleni düzelttiğin için teşekkürler!!”
Kuzu kılığındaki genç bir kurt muamelesi gördüğü için üzülse mi keyiflense mi bilemeyen Subaru, zor zamanlarda güvenilebilecek bir adamdı.
İç gözlem ve düşünceler sonraya bırakılırken Patrasche, Subaru’nun niyeti doğrultusunda ayağını kumlu zemine saplayarak ansızın yön değiştirdi. Ve kuyruğu havayı yarıp geçerek Cadı Canavarının karnını delerken başka bir Çiçek Postlu Ayıyı tekmelediği gibi geriye doğru koşmaya başladı.
Ram: “——Hık! Siz, yandaki ve yukarıdaki ikili! Düşmeyeceğinizden emin olun!!”
Onların ani dönüşünü gören Ram da dizginleri becerikli bir şekilde kullanarak Gian’ı döndürdü. Doğal olarak merkezkaç kuvvetine kapılan ejder arabası büyük bir eğimle yana döndü ancak——
Julius: “Emilia-sama! Dayanak noktası!”
Emilia: “Eh? Ah, öyle ya! Tamam!”
Kılıcını araca şiddetle saplayan ve bedenini destekleyen Julius, Emilia’nın dikkatini eğimli hâldeki arabaya çekti. Emilia da bu sözler karşısında gözleri irileşirken büyü gücünü anında arabasın altına yönlendirdi. Eğim nedeniyle yana yatmış tekerleğe yardım edercesine buzdan bir yükselti yarattı ve ejder arabası da yarım daire çizerek yana devrilmekten kurtuldu.
Ve aynı şekilde, elde ettiği hızı yitirmeden, peşinde Patrasche ile geriye doğru atağa kalktı.
——Hemen sonrasında…
Subaru: “Ne… hık!?”
Geriye doğru başlayan atağın ardından insanın kulak zarını acıtan metalik, tiz bir ses yankılandı.
Subaru düşüncesizce omuzlarını silkerken de arkada ani bir rüzgâr yükseldi.
Subaru: “Bu şey de… eh, heyheyheyhey!”
Beatrice: “Ne, sanırım… ha!?”
Arkalarında gerçekleşen muammayı hisseden Subaru ve Beatrice, şaşkınlıklarını ifade ederek aynı anda arkaya döndü.
Hemen peşlerinde hızla ilerleyen ejder arabasının üzerindeki Emila ve Julius’un da gözleri irileşti.
Meili: “Kum Solucanı, -chan… Hık.”
Meili şoför koltuğunda öne eğilmişti, boğazı hayretler içerisinde titriyordu.
Hemen gözlerinin önünde boyutu sayesinde ejder arabasını gizlercesine arkada görünen Kum Solucanının iri bedeni havaya fırlatılmıştı. On metreyi aşkın bir boya, iki erkeğin kollarıyla saramayacağı kalınlıkta bir bedene sahipti. Başını yerden kaldırdığı anda kum denizinin hâkimi gibi avına üstünlük taslayan bir canlıydı.
Fakat o Kum Solucanının bedeni bir şeylerden aldığı doğrudan darbeyle parçalara ayrılmıştı.
Sümüksü teni bin kesik yemiş, upuzun ve kalın bedeni muazzam bir şekilde ikiye bölünmüştü. Kafasını yitirmiş bedeni yana devrilmişti ve desteğini kaybeden kafa yavaşça, yavaşça gruba doğru ilerliyor, alçalıyordu——
Subaru: “Çekilin, ondan kaçınnnn!!——”
Kum Solucanının düşen kafası, ejder arabasını altında ezebilecek bir kütleye sahipti.
O bedenin baskısının altında ezilip giden Cadı Canavarlarının ölüm feryatlarını, acılarını anımsayan Subaru ve Ram aynı saniyede yer ejderlerine rotalarını ani bir şekilde değiştirmelerini ve Kum Solucanının doğrudan darbesinden kaçınmalarını emretti.
???: “————mm.”
Ve tiz, ağlamaklı bir sesle birlikte Kum Solucanının kafası büyük bir hiddetle kum denizine devrildi.
Kumlar havalandı, kaçarken yaralanan, parçalara ayrılan, düşen ve uzuvları darbenin etkisi altına giren Çiçek Postlu Ayıların kemikleri havaya uçtu. Aynı hızla Kum Solucanının kafası sekti, Cadı Canavarlarının kaçınılmaz geleceğiyle haşır neşir hâlde yuvarlandı ve nihayet sayısız kesik darbesiyle birlikte hızlıca et parçacıklarına çevrildi.
Subaru: “Tehlike, tehlike, li, li!”
Beatrice: “Subaru, bu bir hataydı, doğrusu!”
Subaru anlık bir krizden kurtulduğu için rahatlasa da Beatrice o rahatlamayı reddetmişti.
Subaru göğsünde neler olduğunun merakıyla genç kıza bakarken de Beatrice sıkıntılı bir ifadeyle düşen, dalgalanan taçyaprakları temizleyip ardına bakarak,
Beatrice: “An itibarıyla diğer taraftaki ejder arabası kayboldu, sanırım! Yalnızca Betty ve sen kaldı, doğrusu!”
Subaru: “Ne dedin sen?!”
Panik içerisinde Beatrice’in bakışlarını takip eden Subaru, ejder arabasının ortadan kaybolduğunu teyit etti.
Yalnızca uzaklardaki belli belirsiz mavimsi beyaz mana ile Cadı Canavarlarının kükreyişlerini ve bunların yanı sıra kum fırtınalarına hafifçe maruz kalan bir noktayı seçerek Emilia ve yeni hizmetkârları Meili’nin bir hayli ileride büyük bir gayretle çarpıştığını anlayabiliyordu.
Ancak onlarla diğer tarafta buluşmaya çalışsalar bile aralarındaki mesafe sayısız Çiçek Postlu Ayıyla dolup taşıyordu. Ve Subaru ile geri kalanların hamle sayı azalırken Cadı Canavarlarının hiddetli saldırısının zayıfladığına dair hiçbir gösterge yoktu.
Subaru: “Basitçe savaş potansiyelimiz yarıya indi! Düşmanların sayısıysa ikiye katlandı!”
Beatrice: “Eskisine kıyasla dörde katlandı, sanırım!”
Bu sırada pençelerini savurarak saldıran bir Çiçek Postlu Ayının suratında kırbacın ucu kükredi.
Ve neyse ki bu darbe Cadı Canavarının gözlerini ezince ciddi bir acıyla tir tir titreyen canavarı aşan Patrasche, bir kez daha atağa kalktı. Ancak seçtiği yön, Emilia ve diğerlerinin bulunduğu ejder arabasının bulunduğu noktadan farklıydı.
Subaru: “Patrasche! Buradan olmaz…”
Beatrice: “Yer Ejderinin hayatta kalmak için verdiği karar bu, doğrusu. Subaru veya Betty’dense onun içgüdülerine güvenmek daha iyi olur, sanırım!”
Subaru’nun haykırışına müdahale eden Beatrice, yoluna çıkan Cadı Canavarlarını büyüyle tekmeleyip dağıtıyordu. Patrasche de sıkı kuşatmaların olduğu noktaları belirleyip aşıyor, sırtındaki ikiliyi korumak için kendi canını riske atıyordu.
Subaru: “Kahretsin! Yine bu… yine bu şekil! Ne yapıyorum ben?!”
Kırbacını savuruyor, yaklaşmaya çalışan Cadı Canavarlarının suratlarına indiriyordu. Ancak bu şekilde aklını yitirmiş gibi görünen Cadı Canavarlarının gücünü durdurması mümkün değildi.
Eskrim kılıcıyla hayati yaralar açıp dinamizmi büyüyle keskinleştirseydi—— Subaru’nun seçeceği güç, bunlardan herhangi biriyle bile uzaktan erişim sağlamazdı. Tüm kurnazlığı karşısındaki bunaltıcı gücün altında ezilirdi.
Elinden gelen her şeyi yapmak, yapabileceği şeyleri geliştirmek biraz daha kolay hâle gelmişti, aslında böyle düşünüyordu ama…
Natsuki Subaru’nun yüzeysel zekâsı tek başına kaderin komik bir iç çekişle ayaklar altına alıp çiğneyeceği bir şeydi.
Subaru: “O boktan piç Regulus zamanında işleri daha iyi idare etmiştim!..”
Beatrice: “Şimdi derin düşüncelerin zamanı değil, doğrusu! Herhangi bir yol…”
Subaru: “Beako, Patrasche’ye Murak uygula! Ağırlığını azalt ki sürüyü aşabilelim!”
Beatrice: “——! Murak!”
Subaru’yun yönlendirmesini kabul eden Beatrice, Patrasche üzerinde “Murak” uyguladı—— yani yerçekiminin etkilerini hafifletti ve böylece koşarken ulaşabildikleri hız arttı. Adımlarını atıp hızla ilerleyen Patrasche’nin kaydettiği mesafe iki katına çıktı ve sıçrayan ejder, Cadı Canavarlarını bir dayanak olarak kullanıp hareketli çiçek tarhından uzaklaşmaya çalıştı.
Ancak——
Subaru: “Işı——!?”
Subaru’nun gözlerine yakın mesafede beyaz bir ışık belirdi ve Subaru sesini kestiği saniyede “O Şey” göğü yararak ilerledi.
İşte o beyaz ışık hızla yerin üzerine alçalırken kum denizi korkunç bir kuvvetle havaya uçtu. Işıkla ani bir buluşma yaşayan Cadı Canavarları bedenleri parçalanarak, kanları fışkırarak sıçradı da sıçradı.
Ve sonrasında “O Şeyin” yarattığı rüzgâr baskısıyla telaşa kapılan Patrasche’nin iri bedeni kolayca devrilmenin eşiğine geldi.
Subaru: “Beatrice! Sıkı tutun!!”
Beatrice: “Subaru, sen de sımsıkı sarıldığından emin ol, sanırım!!”
Patrasche: “————!”
Patrasche kişnerken Subaru, Beatrice’in bedenine sarılarak tutundu.
Havada dönerek yön değiştiren Patrasche’nin iri bedeni Çiçek Postlu Ayıların üzerinde sıçrıyordu. Ve o ışık halesi Patrasche’yi takip edercesine aralıksız şekilde yağmayı sürdürüyordu.
Kum da bu işe sürüklenen ve ışığı karşılamak zorunda kalan Cadı Canavarları da parçalanıp açılıyor ve hızla belirip kaybolan Patrasche bir felaket yankısı uyandırıyordu.
Subaru: “Oaaaaah——!?”
İşte bu saldırının ortasında Rüzgârdan Kaçınma İlahi Korumasının başarısız oluşuyla Subaru da bu etkiyi adamakıllı tadıyordu.
Dizginleri ve Beatrice’i sımsıkı tutsa ve iki ayağını da Patrasche’nin eyerine sokmuş olsa da kuvvetin etkisiyle ve bedeninin sağına soluna aldığı darbelerle bilincini korumayı zar zor başarıyordu.
Ama bundan bağımsız olarak gözlerinin önündeki Cadı Canavarlarının pençelerinin kovalamacası sürüyordu.
Bu korkunç saldırı altında fırlatılmasa da bocalıyor, debeleniyordu. Eğer düşecek olursa kurtulabilmesine imkân yoktu. Onu hayata bağlayan şey tam da bu pes etmeyişiydi.
Subaru: “Ama bu gidişle——”
Beatrice: “Bu kötü oldu, doğrusu… Hık!”
Subaru: “——Patrasche!?”
Derken dikkate değer güçte bir darbeyle ve ıstırap dolu bir kükreyişle Patrasche’nin uzun kuyruğu geri çekildi.
Sesin kaynağına bakıldığında görülen şey, Murak’ın etkisiyle hafifçe ilerleyen Patrasche’nin Çiçek Postlu Ayıların pençelerine maruz kalıp kesildiğiydi. Simsiyah pulları arasında açılan o pençe yarasına bakmak bile acı vericiydi ve derin yarıktan taze kanlar fışkırıp dökülüyordu.
Subaru: “——Gıh, ah!?”
İşte bu kuvvete bağlı olarak aynı hızla çöken Patrasche, ansızın çölün ortasına yığılıp kaldı. Aynı zamanda Subaru ve Beatrice de kumlara devrildi ve etraflarını saran Çiçek Postlu Ayıların beslenme alanında kalakaldı.
Kafasını sallayan Subaru, bedenini ayaklandırdı. Bir yandan Beatrice’in elini tutmaya devam ediyordu. Beatrice de elbisesinin eteklerindeki tozları silkeleyip ayaklanırken gözlerinde en ufak bir dikkatsizlik olmaksızın etrafı inceliyordu. Fakat dezavantajlı oldukları inkâr edilemezdi.
Subaru: “Sizi piçler! Patrasche’ye tek bir parmağınızı bile süreyim demeyin!”
Beatrice: “Minya!”
Yaralı hâldeki Patrasche ıstırap içerisinde homurdanırken Beatrice’in büyüsü ona ilerleyen Cadı Canavarlarını delip geçti. Ve Subaru Beatrice’i elinden tutup Patrasche’ye koşturduğu gibi diz çökerek yarasına dokundu.
Pençeler iç organlara ulaşmamıştı ancak kendisini zorladığı takdirde bağırsakları dışarı çıkabilirdi. Yani buna izin veremezlerdi. Ayrıca onu iyileştirmek için zaman kazanmaları gerekliydi.
Subaru: “Beatrice! Shamak! Etraftaki Cadı Canavarlarının algılarını kaybetmelerini sağla!”
Beatrice: “Şimdi mi?! Bunu yapsam bile vakit kazandırmaktan başka bir işe yaramaz, doğrusu! Üstüne üstlük…”
Subaru: “Şu anda o vakte ihtiyacımız var! Acele et!”
Kanlı gözlerle eğilen Cadı Canavarları, içeri dalmak için bir boşluk doğmasını bekliyordu.
Her yönden saldırdıkları takdirde onlarla başa çıkmak imkânsız olurdu. Cadı Canavarları en sonunda küstahlaşacaktı ve verecekleri işaret, sabırlarına bağlıydı. Belki de bir işaret vermeleri bile beklenemezdi.
Beatrice: “——Hık! El Shamak!”
Beatrice iki elini birleştirdi ve Subaru’nun içinde bir şeyler tamamen düşüşe geçti.
Yanındaki kızın elindeki anafora doğru yuvarlanıp sessiz bir güç şeklinde kum denizini çevreledi, Subaru ve geri kalanları merkeze alan on metre çaplı alan siyah bir sisle sarmalandı.
Gölge Büyüsü temelindeki bu şey, Shamak’ın yakarışıydı.
Shamak’ın genişleyişi algıda uyumsuzluk yaratarak Çiçek Postlu Ayıların hareketlerini durma noktasına getirdi. Kavrayışları anlaşılamaz ölçüde silinirken avlarını kovalama içgüdüsü bile unutuldu.
Tabii ki Shamak, büyünün kullanıcısı olan Subaru ve Beatrice üzerinde etkili değildi. Ancak çok uzun sürmeyecekti.
Beatrice: “Etki alanının dışındakiler de dahil olursa eninde sonunda her şey boşa olur, sanırım. Bu yaşanmadan önce Yer Ejderiyle birlikte kaçmalıyız!”
Subaru: “Biliyorum! Murak’ın etkisi hâlâ devam ediyor, değil mi? Eğer öyleyse Patrasche’yi omzumda taşırım ve sürekli Shamak kullanıp diğer taraftaki ejder arabasıyla buluşuruz, bunu yapa——”
Önceliğini belli eden Subaru, ellerini Patrasche’ye uzattı.
Normal şartlarda o iri beden birkaç yüz kiloyken Beatrice’in Murak’ı sayesinde tüy gibiydi—— demek abartı olsa da hafiflemişti. Ancak sırtlanıp koşulacak kadar da değildi.
Patrasche’nin sarı gözleri Subaru’ya bir şeyler anlatıyordu. O gözlerde belirip kaybolan duygular karmaşıktı, hiç kimsenin bir yer ejderine ait olacağını düşünemeyeceği bir ifade taşıyordu.
O gözlerin Subaru’ya söylediği şey—— Lütfen git.
Beatrice: “——Subaru!”
Subaru’nun gözlerinin Patrasche’nin gözlerindeki ışıltıya kapılışının hemen sonrasında Beatrice’ten keskin bir ses yükseldi.
Ve Beatrice koşturdu, Subaru’nun avcunu hedef aldı, yükselen büyü gücüne bir kalkan şekli aldırdı ve Subaru’nun hemen yanında mor renkli bir büyü duvarı belirdi—— işte o duvar da atılan beyaz ışıltıyı engelledi.
Subaru: “Guaah, ah!?”
Çeliğin çeliğe çarpışını andıran keskin bir ses yankılanırken Subaru’nun bedeni darbenin etkisiyle geriye uçtu. Sendeleyip uzuvları yanlara yayılmış hâlde kumun üzerine devrilip şiddetle öksüren Subaru, bedenini kaldırmaya çalıştığı anda bir şey fark etti.
Vücudunun sağ tarafından, yani darbeyi alan taraftan kanlar damlıyordu ve sağ bacağı sırılsıklamdı.
Subaru: “Ne, oldu bana?..”
Kanlar fışkırtan tarafını tutan Subaru, bir dizi çökük hâlde refleks olarak derin bir nefes verdi.
O saniyede iç organlarını altüst eden darbe kusma isteği doğurdu ve ağzının kenarından ardı arkası kesilmeyen mide sıvılarıyla birlikte kanlar fışkırmaya başladı.
Hasarlı karnından hava çıkıyor, osuruğu andıran saçma bir ses köpüren kanlara eşlik ediyordu.
Subaru: “Ah, hııh…”
???: “——baru! Subaru!”
Boğuk nefesler veren Subaru’nun görüş alanı o saniyede yana kaydı.
Ve yana devrilirken bedenini kımıldatma yetisini yitirmiş olduğunu anladı. Evet bunu anlıyordu ama yapabileceği bir şey de yoktu. Yan tarafındaki yara ısınıyor, bedeni erircesine bir acı çekiyordu.
Bu sırada çaresizce kendisine seslenen birini işitti.
???: “Subaru! Subaru, yapma, sanırım! Ölme… sakın, sakın ölme… Betty’i, yalnız bırakma… hık! Yapmaa… hık.”
Omzu sarsılıyordu. İşitilen bu ağlamaklı ses karşısında elini uzatmak istiyor ama kımıldayamıyordu.
Beyin dokusu yanıyor ve gözlerinin önündeki bu genç kızı hatırlayamıyordu.
Ne tatlı bir surat ama ağlıyor, hâlbuki ağlamamalı, diye düşünüyordu.
Subaru: “————”
Diğer tarafta da kocaman, kocaman bir kertenkele yatıyordu.
Siyah, güzel görünümlü bir kertenkeleydi. O bedene kaynağı, kökeni bilinmeyen uzun, beyaz ve dar bir şey atılıyor, hiç kımıldamıyordu, ölü olduğu belliydi.
Belki de ben de onunla aynı şeye maruz kaldım, diye düşündü.
???: “Betty’i ardı~nda bırakma, lütf… hık!”
Hıçkıra hıçkıra ağlayan genç kız, çaresizce Subaru’nun bedenini kucaklıyordu.
Gücünü yitirmiş olan Subaru, o minyon bedene çok ağır geliyor olmalıydı.
Kızın yanaklarından yaşlar dökülüyordu. Subaru hiç değilse o gözyaşlarını silmek istiyordu.
Bedeninin hâlâ kımıldayabilen bir noktasını arıyor ama hiçbir şey bulamıyordu. İşte bu yüzden bedenine ait olmayan başka bir şeyi kullandı.
Subaru: “——Hık.”
???: “Subaru?”
Ve göze görünmeyen, yalnızca kendisinin görebildiği bir el, Beatrice’in yanaklarından dökülen yaşları sildi.
Siyah parmaklar gözyaşı damlalarını okşadı ve Subaru’ya bakan kız, bir şeyler fark ettiğini anlatan bir ifadeye büründü. Ancak Subaru, gülümseyecek ve onu rahatlatacak güce bile sahip değildi.
???: “Suba——”
Genç kız bir an için bir şeyler söylemeye çalıştı.
Ancak arkasından gelen beyaz bir ışıltıyla lafı yarıda kaldı.
???: “———”
İkinci bir saldırı, Subaru’nun göğsüne saplandı.
Bakışlarını yavaşça çevirdiği o şey, genç kızın sırtını delip geçmiş ve orada da kalmayarak Subaru’nun göğsüne girip arkasından çıkmıştı.
???: “Ah.”
İşte böylece karanlık bir iç çekişle birlikte Subaru’yu kucaklayan genç kız formu ortadan kayboldu.
Bu âleme ait değilmişçesine görünmez hâle geldi.
Desteğini yitiren Subaru ise olduğu yere yığılıp kaldı. Kımıldayamıyordu. Kımıldamak için bir sebebi yoktu.
Subaru: “Kh, oh.”
Güçsüzce kımıldayan parmakları kumları kazıyordu, hepsi buydu.
O ana dek çevreyle aralarına bir set çeken siyah sis, kullanıcısını yitirişiyle rüzgâr tarafından dağıtılıyordu.
Algıyı aldatan sihrin kalkışıyla açığa çıkan şey yalnızca bir yer ejderinin cesedi ile ölüm döşeğindeki genç bir oğlandı. Tembel Cadı Canavarı sürüsü dillerini şapırdatarak avlarına yaklaşmaya başlıyordu.
Subaru: “————”
Subaru’nun nefes alışı sonlanmış, gözlerinin odağı bozulmuştu.
Aşırı kan kaybı, hissettiği şey bu değildi. Üzerine ölümcül hissettiren bir şey çullanmıştı.
Hiçbir şeyi, anlayamaz hâle gelmişti.
Yakınındaki pençelerini keskinleştirmiş Çiçek Postlu Ayıların kükremelerini işitebiliyordu.
O pençeler savrulmuş, kafatası ezilmişti.
Ya da belki de suç onlarda değil, yok olmanın eşiğindeki görüş alanına girerek hafifçe ışıldayan “O Şeyde” idi.
Sebebin hangisi olduğunu bilmeksizin Natsuki Subaru’nun hayatı son bulmuştu.
△ △ △ △ △ △ △
#Ve ikinci ölüm de hiç vakit kaybetmeden geldi. İlki çok ani ve acısızken bu seferki bayağı acılı ve duygusal oldu. Bakalım sıradaki denemede bizleri neler bekleyecek ve Subaru bu sefer biraz daha hızlı, akıllıca hareket edebilecek mi… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


