Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 10 – “Şimşek Misali”

Kısım VI, Bölüm 10 – “Şimşek Misali”

1 Nisan 2021 73 Okunma 34 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Uçsuz bucaksız kum tepeleri sahasıyla bir araya gelen şey, rengarenk bir çiçek tarhıydı.

Gece vaktiydi ve gizemli bir şekilde kum tepeleri göğündeki yıldızların ışıkları görünmüyordu.

Bulutlar toplanmamış olmasına rağmen göğün görünememe sebebi ise bu uçsuz bucaksız kum denizinin üzerini kaplayan miasma tabakasıydı, öncesinde yapılan açıklama bu şekildeydi.

Bu açıklama Beatrice, Emilia veya Julius’tan gelse bile Subaru’nun kafasında netleşmemişti.

Şu anda netleşen şey ise göğün algılanamayan manzarasından ziyade yerden yönlendirilmiş uyarı alarmı, gece karanlığı karşısında yenik düşmeden uğursuzca açmış çiçek tarhıydı.

O canlı, son derece zehirli çiçekler kum deniziyle aşırı bir uyumsuzluk içerisindeydi.

Subaru: “Kum tepeleri, çiçek tarhı…”

Bu kelimeleri dile getirirken rahatsız edici bir hisse kapılan Subaru, çoktan farkına varmıştı.

Zihninin derinliklerinde Mirula’daki barda edindiği bilgi belirmişti. Oradaki tek bacağını yitirmiş barmen, kum tepelerinde beliren çiçek tarhından bahsetmişti.

Eğer kum tepelerinde çiçek tarhlarına denk gelirseniz tam gaz kaçın, demişti.

——Çünkü oralar acımasız, çirkin Cadı Canavarlarının, Çiçek Postlu Ayıların bölgeleriydi. 

Subaru: “Ama tam gaz kaçmamızı söylesen bile…”

Subaru, bu kelimelerdeki güçsüzlüğe işaret edip mırıldanarak bakışlarını önünden ayırmadan geri çekildi.

Çiçek tarhlarının bir Cadı Canavarının bölgesi olduğu faydalı bir bilgiydi. Bir de anında kaçılması bahsi geçtiğine göre gaddar, zalim bir Cadı Canavarı olmalıydı. Ama bir problem varsa o da ölçekti.

Subaru: “————”

Sessizliklerini koruyan, tek sıra hâlinde dizilmiş olan Subaru ve diğerleri nefeslerini tutmuş durumdaydı. “Kum Vakti” tehdidini aşmış, uzay bükülmesi alanını geride bırakmış grubun önünde beliren şey ise gözcü kulesine dek uzanan çöldü—— ve şu anda o çölün görebildikleri kadarı bir çiçek tarhıyla kaplıydı.

Kelimenin tam anlamıyla adım atılacak tek bir noktanın dahi olmadığı bir yoğunluk söz konusuydu.

Çölün ortasında apansız beliren bir çiçek tarhı cennetiydi. Şüpheliliğin bile bir sınırı vardı.

Bu, barmenin uyarısı olmasa dahi kaçınmaları gereken bir şeydi.

İşte tam da bu yüzden gökte ilerlemek bir seçenek olsaydı o seçeneğe yönelir ve bu şeyden herhangi bir tereddütleri olmaksızın kaçınırlardı.

Subaru: “Biliyoruz ki bundan kaçınmak, imkânsız.”

Boğuk bir iç çekişten farkı olmaksızın bu cümleyi mırıldanan Subaru’nun sesiyle hedeflediği kişi Meili idi.

Mevcut şartlar altında, Cadı Canavarlarına karşı aldıkları önlemler bağlamında, Meili’ye güvenmek beklenmedik bir fayda sağlıyordu. Ancak yollarını kesen şey üzerine düşünür, çiçek tarhına gözlerini dikip bakarken beti benzi bir hayli atmış durumdaydı.

Soğuk terler döküyor, açık tenli yüzünden kanlar çekiliyordu. Herhangi bir söze gerek olmaksızın bizzat kendi elleriyle tutmuşçasına durumun kötülüğünü anlayabiliyordu.

???: “————”

Bu esnada Patrasche, iri yapısıyla, inanılmaz bir sessizlikle ağır ağır yaklaşıyordu. Sırtındaki Beatrice’in gözleriyle “atla, doğrusu” dediğini gören Subaru, ayağını eyere yerleştirdi ve bunu yaparken çıt çıkartmadan yeniden ejderin üzerindeki yerini aldı.

Subaru’nun kumlara saplanan bacaklarıyla yola devam etmesi de geri çekilmesi de olasılık dışıydı.

Dizginler yoluyla kararı onlar verecek olsa da hızlıca ilerleyebilmek için Patrasche’nin yolu gayet iyi arşınlayabilen bacaklarına bel bağlayacaklardı.

Meili: “…Şimdilik, hepsi uyu~yor gibi görünüyor.”

Subaru: “————”

Subaru nefesini tutup Meili’nin muhakemesini beklemeye başlayalı ne kadar vakit geçmişti acaba… On saniye geçmiş olsa veya Subaru’ya yaklaşık bir saat geçmiş gibi hissettirse de nihayet Meili, fısıldarcasına böyle söyledi.

Bunu işiten Subaru ise omuzlarından enerji çekilmiş hâlde Patrasche’yi ejder arabasına yaklaştırdı.

Subaru: “O çiçek tarhı Çiçek Postlu Ayıların bölgesi… demek doğru olur, değil mi?”

Julius: “Önceden aldığımız bilginin yanı sıra şu an için yanlışmış gibi görünmüyor. Ama… ölçeği düşündüğümden de büyükmüş.”

Beatrice: “O ölçek farkı iki üç kat gibi tatlı bir eklenti değil, sanırım.”

Yalnızca iç çeken Subaru ve diğerleri yüz yüze gelerek bu şekilde düşüncelerini paylaştı.

Julius ve Beatrice de beklentilerini aşan bu büyük karşılama nedeniyle diyecek şey bulamaz hâle gelmişti. Arabasın içerisindeki Emilia ve diğerlerinin de “Kum Vaktini” aşmakla yükselen neşeli sesleri kesilmiş, neler olduğunu merak eden yüzleri ufak pencereden görünmeye başlamıştı.

Emilia: “Subaru, bir şey mi oldu? Artık kum fırtınalarının sesi gelmiyor…”

Subaru: “Kum Vaktinden kurtulma konusunda harika bir iş çıkarttık. Ve tam da ilk bariyeri temizlediğimizi düşünürken işte hemen burada sıradaki, ikinci bariyerle karşı karşıyayız. Görebildiğin üzere.”

Emilia: “Görebildiğin üzere diyorsun… Ah.”

Ufak pencereden attığı tek bakışta bariz belli çiçek tarhını gören Emilia’nın boğazı şaşkınlıktan donakaldı. O da barmenin söylediklerini işitmişti. Hâliyle onun hatırladığı şey de aynı olmalıydı.

Emilia ardı ardına gözlerini kırpıştırırken Anastasia ve Ram’ın yüzleri de yanında belirmişti. İkisi de çiçek tarhına bakıyor ve kuleye ulaşma yolundaki zorlukların acımasızlığı yüzlerini ekşitiyordu.

Subaru: “Kum fırtınalarını ve Kum Vaktini aştıktan sonra bu sefer de çiçek tarhı engeli çıktı, ha. Anastasia, bu Çiçek Postlu Ayıların bölgesi hakkında bir şeyler biliyor olabilir misin?”

Anastasia: “Benim işim rehberlik etmek, benden bundan öte bir şey beklenmesi problem olur. Lafı açılmışken, bu gerçekten ciddi bir problem. Ne yapılmalı?”

Omuzlarını silken Eridna’nın bir fikir belirtmesini beklemek, önlerindeki engelin üstesinden gelmek için bir plan sağlayacakmış gibi görünmüyordu. Burnundan uzunca bir nefes veren Subaru, bakışlarını Meili’ye çevirdi.

Subaru: “Meili, fiziki yapınla Cadı Canavarlarını çekebiliyorsun, değil mi? Çiçek Postlu Ayılar da çiçek tarhının dışına çekemez misin?”

Meili: “…Zo~r olur. Eğer sayılar on, yirmi, hatta yüz olsaydı ya~pabilirdim ama daha fazlalar ve içlerinde talimatlarımın ula~şmadığı bazı çocuklar olacaktır.”

Subaru: “Bir sayı sınırın var, ha.”

Meili: “Ayrıca bir nitelik sınırı da var~. Ben bi~le Beyaz Balinaya veya Büyük Tavşana hükmedemem. Çiçek Postlu Ayılar da o noktada, uyumlu~luğumuz kötü. Gölge Aslanından çok farklı.”

Subaru: “Gölge Aslanı… Ah, malikânede beliren o iri şeyi diyorsun, tamam.”

Eski anılara dair konuşmalarına bir son verilirken Subaru, Meili’nin fikrini değerlendirerek gözlerini çiçek tarhına dikti.

Uçsuz bucaksız, sayısız çiçekten oluşan bir cennet—— tam da beklenildiği üzere buradaki Cadı Canavarlarının sayıyı hesap etmek bile mümkün değildi. Ancak rahatlıkla yüzü aştıkları belliydi ki bu da Meili’nin limitiydi.

Julius: “Mevcut durumda elimizdeki seçeneklerin ya devam etmek ya da geri dönmek olduğu söylenebilir.”

Sessizliğe gömülen Subaru’yla yüzleşen sürücü Julius, iki parmağını kaldırıp boynunu eğerek böyle söyledi.

Julius’un parmaklarını gören Subaru ise derin bir nefes aldı.

Subaru: “Geri dönmek gibi bir seçeneğimiz yok, biliyorsun. Kum Vaktini aşma çabalarımız ziyan olur ve hiçbir problem çözüme kavuşamaz. Ama devam etmek de anlamsız.”

Julius: “Farklı bir Kum Vaktinde geçersek veya tamamen farklı bir rota izlersek gözcü kulesine ilerleyebiliriz. Bunu değerlendirmeye bir son verip o yolu tıkamak yalnızca aceleyle sonuca varmak olmaz mı?”

Kum Vakti günde üç defa gerçekleşiyor ve içlerinde doğru yanıt yatıyor olabilirdi, Julius’un ısrarı bu yöndeydi. Subaru ve diğerlerinin kaçtığı Kum Vakti gecekiydi. Ayrıca sabah ve öğleden sonranın Kum Vakitleri de vardı ama farklı Kum Vakitlerini seçince ulaşılabilecek mekân farklılaşabilir miydi?

Hayır, diye düşünen Subaru kafasını salladı.

Subaru: “Cevap vermiş olmak adına söylüyorum ki farklı bir yol izlense bile gözcü kulesine dek uzanan yolun güvenliğini garantileyebileceğimizi sanmıyorum. Burada çiçek tarhı var ama başka bir yerde de başka bir engel çıkabilir. Muhtemelen keyifli, rahat hiçbir rota yoktur.”

Julius: “…Kesinlikle. Bayağı iyimser bir gözlem, ha.”

Subaru: “Üstüne üstlük Meili’nin ve Çiçek Postlu Ayıların burada olduğu bu yol en iyi yol olabilir, bu da bir olasılık, anlıyor musun?”

Julius: “Bu sefer de bayağı karamsar bir yöntem, ha. Her zamanki gibi en güçlü yanın kınamak ve yüceltmek, değil mi…”

Subaru: “Böyle bir şeyi hedeflediğim bir zaman dilimi hatırlamıyorum. Her neyse, peki, Meili. Sen ne diyorsun?”

Durumun nahoşluğu karşısında gözlerini deviren Julius’a üzülerek böyle söyleyen Subaru, bakışlarını Meili’ye çevirdi.

Sessizce, dikkatle çiçek tarhına bakan Meili ise bu sözler karşılığında “Hm…” diyerek bakışlarını yere indirdi.

Meili: “Sayılar can yakıcı ama bana bunu yapmamı söylerseniz yapmayı deneri~m. Tüm hayvan-sanların söyle~mesi gereken her şeyi dinlemek zorunda değilim.”

Subaru: “Hepsine ihtiyacım yok mu diyorsun?..”

Meili: “Çiçek tarhını geçmek için yalnızca minimum sayıda Çiçek Postlu Ayının sessizce ica~bına bakarsak sorun olmaz. Bir yol açılırsa geri kalanlara itaat edip uyumalarını söylerim. Onlara saldırılmazsa bu~ yolla bir şekilde halledebiliriz.”

Ortadaki şüpheyi yanıtlarken düşünceleri bir kesinlik kazanırcasına sesine yeniden kuvvet gelmişti.

Hiç değilse Subaru’nun “Devam etme” fırsatına saygı duyduğunu sergilemişti. Bu da içtenlikle minnettar olunacak bir şeydi. Subaru Meili’ye başıyla onay verirken bakışlarını herkesin yüzünde gezdirdi.

Subaru: “Bana kalırsa devam etmeliyiz. Hangi seçimi yaparsak yapalım risk almadan geri dönemeyiz. Mesele, probleme kaçmaktan başka bir çözüm getirmekte.”

Ram: “Amaçlarını gerçekleştirmek için başkalarına bel bağlarken o ağızla amma da büyük konuşuyorsun.”

Ram devam etme önerisinde bulunan Subaru’ya bu acı sözlerle karşılık verdi.

Onun “tipik” sözlerini karşılayan Subaru ise bir “Oh” sesi ile başparmağını kaldırdı.

Subaru: “Nihayetinde Meili’ye bel bağlamak zorunda olmamızda bir yanlışlık yok. Bir şekilde Cadı Canavarlarına saldırmamız gerekirse de Emilia-tan’a, Julius’a veya Beako’ya bel bağlamak zorunda kalacağız. Ne fena.”

Patrasche: “————”

Subaru: “Oh, bir de Patrasche var. Pardon, pardon.”

Diyen Subaru, bel bağlanabilecek üyeler arasında isminin bulunmayışından memnun kalmamışçasına boynunu kaldıran biricik ejderinin kafasını okşadı.

Subaru’nun bu acınası beyanı karşısındaysa Ram, apaçık bir şaşkınlıkla omuzlarını silkti.

Ram: “Kendinin farkında olmanın bir faydası dokunmayacak. En iyi ihtimalle beklenmedik bir senaryoda yem rolünü üstlenirsin.”

Subaru: “Bunu duymak bayağı nostaljik oldu. Gerçi sen hatırlamıyor olabilirsin.”

Ram: “————”

Bir şekilde geçmişle bağlantılı bu sözler karşısında Ram, tedirgin bir surat ifadesine büründü.

Bu sözler daha önce de Kraliyet Seçimi için başkente yöneldikleri günün sabahı ve Cadı Canavarları ormanında geçirdikleri gün gibi zamanlarda Ram tarafından suratına tokat gibi inmişti. Rem’in varlığının ve ona eşlik eden anıların Ram’ın zihninden silinişiyle o günkü gelgitler de silinmiş olmalıydı.

Subaru: “Hadi gidelim de tüm bunları geri alalım. Artık bir saniyeliğine dahi yoldan dönmek istemiyorum.”

Emilia: “——Hm, öyle sanırım. Ben de Subaru’yla tamamen aynı fikirdeyim.”

Yumruğunu sıkan Subaru’nun kararlılığı, Emilia’dan da cesur bir ifadeyle rıza buldu.

Emilia boynundaki kolyeye dokundu ve parmaklarıyla Ulu Büyü Taşının içerisinde uyumakta olan Ruhu hissetti. Sonra da ametist gözlerini ciddiyetle çiçek tarhına odakladı.

Emilia: “Bu tarhın ötesinde kıymetli anıların anahtarı yatıyor. Hiç durmadan devam edelim. Mutlaka herkesi koruduğumdan emin olacağım.”

Anastasia: “Bir kızın bunları söylemesi biraz fazla yavan değil mi?”

Emilia’nın görkemli beyanı karşısında Anastasia, Subaru’ya bakarak böyle söyledi.

Subaru ise ‘sessiz ol’ yanıtını vermek istedi ancak işin doğrusu, endişelenecek hiçbir şey olmayacağı için en iyisinin işlerin Emilia’nın söylediği gibi ilerlemesi olduğunu düşünüyordu.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Pleiades Gözcü Kulesiyle aralarındaki mesafe gözlerini kısıp hesap ettiği kadarıyla kabaca birkaç kilometre azalmıştı.

 Kum Vaktini aşmadan önce, Augria Kum Tepelerinde pervasızca ilerledikleri sırada, sözüm ona görünür olan ve on kilometre gibi duran mesafe birazcık olsun azalmamıştı.

Buna kıyasla mesafedeki bu düşüş hayli fazlaydı ve oraya varmalarına ramak kaldığı söylenebilirdi.

Subaru: “Ama her şeyden önce Çiçek Postlu Ayıların yuvasından kaçmamız gerekiyor.”

Kum denizinin üzerinde heybetini sergileyerek görüş alanlarını tamamen dolduran çiçek tarhı, oldukça nefret uyandırıcıydı.

Burada bitkilerin köklerinin toprağın altında uzanması gibi doğal bir ekolojiden eser yoktu. Hafifçe süzülen kökler ve gövdeler yerden değil, iğrenç canavarların bedenlerinden yükseliyordu.

Subaru: “————”

Çiçek Postlu Ayıların bölgesinden kaçmaya yeltenecekleri sırada Meili’nin Subaru ve diğerlerine verdiği talimat basitti—— olabildiğince sessiz hareket edin.

Söylediğine göre Çiçek Postlu Ayılar an itibarıyla uykudaydı. Onları düşüncesizce uyandırmayacaklardı ama bunun karşılığında yatmaya devam edişlerinin ardından kalktıklarında sergileyecekleri gaddarlığa dair bir fikir edinemeyeceklermiş gibi görünüyordu.

Meili: “Kötü hayvan-san’ın aktif hâle gelişi olabilecek en acımasızca şe~y. Yok edilen Beyaz Balina da sisin hemen ardından açığa çıktığında en öfkeli ve en belalı hâlinde oluyordu~.”

Meili’nin konudan sapıp Beyaz Balinayla ilgili söyledikleri bu şekildeydi.

Bu açıklama üzerine düşününce Subaru ve diğerlerinin Lifaus Anayolunda Beyaz Balina ile karşılaştığı an, tam da o ana denk geliyordu. Başka bir deyişle uyanışının hemen sonrası, olabilecek en kötü zamanlamaydı.

Subaru’nun acı anıları yeniden canlanmış, o arzuyu yerine getirdiği için kendisine övgüler dizmişti.

Bunlardan bağımsız olarak——

Meili: “Uyandığı anda öfkeli olmak insanlar, hayvanlar ve kötü hayvan-sanlar da dahil olmak üzere herkes için geçerlidir. Bu nedenle~, ta~mamen sessiz olun. Siz yalnızca bunu başarırsanız ben de bana düşeni bir şekilde yerine getireceğim.”

Böylesine güçlü bir irade sahibi olan Meili’nin beyanına uygun şekilde grup, nefeslerini tuttukları bir yürüyüş başlatmıştı.

Kum tepelerini arşınlarken aldıkları savaş formasyonunun yerine yenisi gelmiş, ejder arabası öne geçmişti. Şoför koltuğundaki Meili Çiçek Postlu Ayıların niyetini takip edip iletiyor ve Julius da bu niyetlere uygun şekilde ejder arabasını kullanıyordu. Subaru’nun dizginini sımsıkı tuttuğu Patrasche ise ejder arabasının arkasına takılmıştı ve tek sıra hâlinde ilerleniyordu.

Subaru: “————”

Öne eğildiğini hisseden Subaru, nefesini tutarak Beatrice’in minyon bedenini kavramıştı. Beatrice’in vücut sıcaklığını hissedebiliyor, bedenini kasmış ve gerilmiş görünüyordu.

Ejder arabası cephesinde, arabasın çatısında ise bir figür görünüyordu. Şüphe duyulması gerekmeyen o tanıdık figür Emilia idi.

Emilia: “————”

Subaru’nun bakışlarını fark eden Emilia da ametist gözlerini ona çevirerek elini kaldırmıştı.

Emilia’nın bu şekilde çatıda pusuya yatma sebebi, bir sorun çıkarsa anında harekete geçebilmesiydi. Gerçi Subaru onun sessizce ejder arabasında kalmasını yeğlerdi ama Julius’un Ruh Sanatları desteği ortadan kalkınca uzun menzilli saldırılarda güvenilir tek müttefikleri Emilia olmuştu. Tabii Beatrice de kendisini zorlarsa bir şeyler yapabilirdi ama tek, kapsamlı bir darbede Subaru yakıtını tüketmiş olurdu.

Bu da Subaru’nun aşağılık kompleksinin bir parçasıydı, bir ortamda olduğu sürece kendisini korusunlar diye başkalarına bel bağlamak zorundaydı.

Eğer öyle olmasaydı, bunu yapmak zorunda olmasaydı, belki Rem bile——

Bu düşünce tarzının verdiği güçsüzlük daima Subaru’nun içinde varlığını koruyordu.

Subaru: “——Hık.”

???: “————”

Kontrolünün ötesinde bu uzlaşılmaz duyguları hiddetlenirken Beatrice’in kafasının arkası, Subaru’nun çenesini itti. Ve Beatrice, Subaru’yu şaşırtacak şekilde homurdandı.

Şu anda önünde olup bitenlere odaklan, demek istemiş olmalıydı. Subaru’nun yeniden kafasını kaldırdığında gördüğü Emilia da parmağını ona doğrultmuş şekildeydi ve Subaru, onun da kendisini benzer bir temkinliliğe teşvik ettiğini anlıyordu.

Subaru: “————”

Ne taviz verdiğini ne de onları anladığını ifade edebilen Subaru derince bir iç çekti.

İşin doğrusu yanağını tokatlamak ve duygularını düzene koymak istiyordu ama bununla canını riske atabilir, ölümcül bir eylem olabilirdi.

İşte Subaru’nun her zamanki dolambaçlı düşünceleri böylece kararlılığa çevrilirken hemen hemen aynı saniyede grubun ön kısmı çiçek tarhına ulaştı.

Meili: “Kımıldayın.”

O anda Gian ejder arabasını çekmeyi sonlandırdı ve Meili’nin kısık sesi tekerleklerin çatırtı sesleri arasından ilerleyerek öndeki çiçek tarhına doğru ulaştı.

İlk başta Meili’nin çağrısı hiçbir karşılık bulmazken Subaru azı dişlerini sıkmaya başladı.

Meili: “Kımıldayın.”

Derken Meili emrini tekrarladı.

Ancak buna rağmen çiçek tarhında hiçbir değişiklik gerçekleşmedi. Bu can sıkıcı süreçte Subaru’nun karnı kaşıntıyı andıran bir hisle birlikte guruldamaya başladı.

Ve——

???: “————”

İşte bu bozuklukla birlikte zemin soyulup kalkarcasına çiçek tarhı “yükseldi”.

Subaru: “————”

Ve hiç düşünmeksizin dosdoğru önündeki Cadı Canavarı formuna bakan Subaru’nun boğazı düğümlendi.

Çiçek Postlu Ayı denen Cadı Canavarları isimlerine uygun şekilde birer ayıyı andırıyordu.

Boyları iki ila üç metre arası olabilirdi. Kısa bacaklara ama bunun karşılığında zemini sürükleyecek uzunlukta kollara sahiplerdi. Siyah tüylerinin ardında gözle görülmüş şekilde gizlenmiş kolları ve uçlarındaki pençemsi tırnaklarıyla anlaşılıyordu.

Bedenlerinin arkasından koltukaltlarına dek canlı çiçeklerin salındığı izlenimini veriyorlardı ancak bu Cadı Canavarlarını yakından gözlemleyenlerin gözleri o bedenlerin arkasından ziyade önlerine çevrilmeye meyilliydi.

Bedenleri siyah bir kürkle örtülü olsa da o bedenlere yayılan şey vücut kılları değildi. Çiçeklerin kökleri incelikli olarak ve bir hayli yakından birbirine dolanmıştı. Tende süzülen kan damarlarını andırıyorlardı ve o küçük kökler Cadı Canavarlarının tüm bedenini kaplıyordu.

Subaru: “——~Hık.”

Yan yana yerleşerek bedeni kaplayan köklerin ulaşmadığı kısımlar anormal derecede kavrulmuş ve o kısımlardaki et ile derileri kurumuştu. Yüz hatlarında, gözle görülür şekilde bariz derecede susuz kalmış kafataslarında ve dairesel çıkıntıları olan kanlı gözyuvarlarında bu dünyadaki her şeye yönelik bir nefret taşıyorlardı.

Köklerini bedenlerine yapıştırdıkları çiçeklerin ömürlerini yalayıp yutuyor gibi görünüyorlardı.

Çiçek Postlu Ayılar çiçeklerle bir arada var olamıyordu. Belli ki çiçeklerin ömrünü çalıyorlardı.

Çiçek Postlu Ayı: “————”

Yalnızca bakıldığında bile katlanılamaz bir tiksinti uyandıran Cadı Canavarları, Meili’nin emrini miskin miskin yerine getirmeye başlıyordu.

Bedenlerini yavaşça yerden çıkartıyor, kökleri hiçbir şeyin çekilemeyeceği çöl toprağından çıktıkça sınırsız çatırtı sesleri yükseliyordu.

Ejder arabasının geçebileceği bir yer açılabilmesi adına harekete geçirilen Çiçek Postlu Ayıların sayı yüzü bulmuştu. Ve o sayı, sonu olmadığını bilircesine yükselmeye devam ediyordu.

Julius: “Hah.”

Ejder arabası böylece ilerlemeyi sürdürürken Julius’un belli belirsiz iç çekişi işitildi.

Bu durumdaki -önündeki manzara yüzünden tüyleri diken diken olmuş olan- Julius, dayanamamış olmalıydı. Bu sırada eder arabasının arkasına takılmış Subaru ve diğerleri de Çiçek Postlu Ayıların açtığı yola giriş yapmıştı.

Subaru: “…Ağğh.”

İşte tam da o saniyede, ayıların bölgesine giriş yapıldığında Subaru’nun koku alma duyusu şiddetli bir çiçek aromasını algıladı.

Bu koku Kum Solucanıyla karşılaştıkları andaki iğrenç kokudan farklı görünüyordu, tabii niteliklerindeki farklılıktan bağımsız olarak bu durumda açığa çıkan tatlı koku ortadaki şiddet hissinin değiştiği anlamına gelmiyordu.

Koku burun deliklerini istila ediyor, intraserebral çarkları(?) tatlı kokunun halüsinasyonuna kapılıyordu.

Subaru: “————”

Ciddi bir baş dönmesine sebep olan mide bulandırıcı koku,​ baş ağrısı uyandırıyordu.

Bu öyle sinir bozucu bir şeydi ki Subaru, buna kıyasla kum fırtınalarını tercih ederdi. Tüm bedeninde dolanan bu zehirli aroma dışarı atılmak zorundaydı; büyük bir ciddiyetle aklından geçirdiği şey buydu.

Ancak Subaru’nun bu arzusu meyve vermiyor ve grup, rüzgârın yokluğunda çiçek tarhının iç kısmına doğru ilerlemeyi sürdürüyordu.

Subaru: “——Hık.”

Bu esnada Beatrice bir şey fark etmişçesine Subaru’nun kolunu çekiştirdi. Subaru acaba ne diyecek diye meraklanarak ona bakarken Beatrice’in ilgisi arkalarındaki bir şeydeydi.

Zihnindeki iğrenç önseziyle birlikte Beatrice’in işaretiyle etrafına bakındığındaysa tepkisinin anlamını çözebildi.

Meili’nin talimatları doğrultusunda çiçeklerin arasında açılan boşluğa, ejder arabası ile Patrasche’nin geçtiği alana yakın mesafeden sonuna dek bakıldığında manzaranın düzenli bir şekilde ilk hâline çevrildiği görünüyordu.

Meili’nin emirleri gerçekleştirilmiş ve ejder arabası talimatlara uygun şekilde bu noktaya dek ilerleyebilmişti. Planları yeniden başlangıçtaki pozisyonlarına dönmek ve uyku hâline geçmek olabilirdi.

Geri dönmeye niyetleri olmasa bile yol ortasında duraksayamazlardı. Tabii ki grubun Cadı Canavarlarının bölgesinde bir mola vermeleri gibi tatsız bir şakadan da kaçınması gerekirdi.

Subaru: “——?”

Subaru’nun bunu düşünüşünün hemen ardından ejder arabasının ilerleyişi sekteye uğradı.

Neler olduğunu merak edip ön tarafa baktığındaysa arabasın duraksayışının sebebi açığa çıktı. Yalnız bir Çiçek Postlu Ayı ejder arabasının önünde ayaklanmış hâlde dimdik duruyordu ve boş gözlerini iki sürücüye dikmişti.

Çiçek Postlu Ayı: “————”

Tek başına bu bile şüpheli bir eylemken yakınlarındaki Çiçek Postlu Ayıların hareketleri de değişiklik göstermeye başlıyordu. O ana dek titizlikle ve itaatkâr şekilde ilerleyen ayakları hareketi kesiyor, ejder arabasını izleyen ayıyı takip edercesine onların bakışları da ejder arabasına çevriliyordu.

——Subaru’nun içgüdülerinin söylediği şey ‘İşte bu kötü oldu’ idi.

Geriye doğru -çiçek tarhının girişinden bu yana- birkaç yüz metre çoktan kaplanmıştı. Arkalarındaki yolun tıkanışıyla dört bir yanlarının Çiçek Postlu Ayılar tarafından kuşatıldığı belli olmuştu. Sayılar yüzleri, hatta belki binleri buluyordu. Ciddi bir sayı farkı söz konusuydu.

Subaru: “————”

Aklından bunlar geçen Subaru’nun bakışları, araba çatısının üzerindeki Emilia ile buluştu.

Emilia öndeki Çiçek Postlu Ayıya bakıyor ve onunla nasıl baş etmesi gerektiğine kafa yoruyordu. Eğer şu ana dek olduğu gibi savaşmaktan kaçınmak mümkünse ejder arabasının önünü Emilia’nın büyüsüyle temizlemek ve hızla ilerlemek en uygun yol olurdu.  

Ancak zamanlamada hata edip işleri fazla aceleye getirmek istemiyordu.

Meili: “Şşşş——”

Subaru ve ne yapacağı konusunda kafası karışmış olan topluluğun önünde duran Meili ise tam bir soğukkanlılık timsaliydi.

İlk önce bir parmağını dudaklarına götüren kız, kararsız Subaru ve diğerlerini sakinleştirdi. Sonra da dudaklarına götürdüğü parmağıyla ön tarafı işaret ederek kendisine bakan Çiçek Postlu Ayıya kaşlarını çattı.

Meili: “Çıçıçıh.”

İleri uzanan bir parmak ve Meili’nin dudaklarından kaçan dil şaklatma benzeri bir ses.

İşte o ses, insanların kedileri yatıştırmak için kullanacağı cinstendi. Eğer söz konusu canlı gerçekten de bir kedi olsaydı hoş bir izlenim verebilirdi ama ortada şeytani bir Cadı Canavarı olunca ortalık hiç de yatışmıyordu.

Yine de Meili’nin tüm parmakları dilinin sesine eşlik etmeye başladıkça Çiçek Postlu Ayının baktığı nokta da değişmeye başladı, derken bakışları iki şoför yerine yalnızca Meili’ye, oradan da Meili’nin parmaklarına kaydı.

Meili: “Çıçıçıh… çıhh~.”

Bu sırada Çiçek Postlu Ayının tüm ilgisini parmaklarına çekmiş olan Meili, parmaklarıyla ejder arabasının sağını işaret ettiği elini yavaşça salladı. O kolun hareketine çekilen ve öncesinde arabası duraksamak zorunda bırakmış olan Çiçek Postlu Ayı ise yüzünü o yöne çevirerek o istikamette tek bir adım attı.

Subaru: “——Ah.”

Ve Çiçek Postlu Ayının bu davranışıyla, arabayla arasına mesafe koymaya başlayışıyla Subaru’nun boğazından içgüdüsel bir rahatlama sesi kaçtı.

Bedenleri kaskatı kesilmiş olan Emilia ve Beatrice’in omuzları da rahatlama ile gevşedi. Duraksamaya sebep olan ayıyla birlikte diğer Çiçek Postlu Ayılar da araya mesafe koyacak şekilde hareketlendi.

Böylece çiçek tarhındaki yolculuk tekrar başladı—— daha doğrusu olması gereken buydu.

???: “————MM!!”

O saniyede gerginlik dağılmıştı ve hiç kimse sesini yükselttiği için suçlanamazdı.

Kalp denen şey, çıkmazın en üst seviyelerinin doğurduğu baskı altında güçlü kalamazdı. Bu insanlar için olduğu kadar yer ejderleri için de geçerliydi.

İşte bu yüzden Çiçek Postlu Ayıya yenik düşmenin doğurduğu baskıya maruz kalan Gian, kısa bir kükremeyle birlikte ayağını öfkeyle yere indirdi.

Subaru: “Has si—— hık.”

Ve Gian’ın ansızın sessizliği bozan kükreyişiyle birlikte uyku hâlindeki tüm Çiçek Postlu Ayılar hep bir arada tepki verdi. Aynı şekilde ejder arabasından uzaklaşmaya teşebbüs eden ayı da arkasını döndü ve bu tepkisi çevresindekileri etkiledi—— tüm Cadı Canavarları ayaklanıp sergiledikleri keskin dişlerle arabaya atılmaya başladı.

Bunun hemen öncesinde——

Emilia: “——El Huma!!”

Mana hızla cisimleşirken şekillenen buz mızrağının ucu, Cadı Canavarının kafatasına saplandı.

Keskin öncü buz, ayının koca ağzını delip geçti, ağız boşluğunu ihlal ederek ensesinden çıktı. Ve beyni çalkalanan Çiçek Postlu Ayı sesini bile çıkartamadan ölü hâlde geriye yığıldı. Bu kuvvete yakalanan birkaç Çiçek Postlu Ayı da duraksamadan yana devrildi.

Subaru: “Kaçalım——!!”

Ejder arabasının çatısındaki Emilia’nın saldırısına tanık oluşunun hemen ardından Subaru, bu şekilde bağırdı.

Ve Julius da çağrısına tepki olarak dizginleri savurdu, ejder arabası ansızın şiddetli bir ilerleyişe geçti. Tabii ki Patrasche de arabasın ardından Cadı Canavarlarının hâlâ hareketsiz olduğu tarafı seçerek hiddetle koşmaya başladı.

Julius: “——Hık!”

Subaru: “Geliyorlargeliyorlargeliyorlargeliyorlargeliyorlargeliyorlargeliyor—— AAA!!”

Tek bir darbeyle, boğaz kesişiyle geciken amansız ses, Augria Kum Tepeleri gecesini paramparça etti.

Uçsuz bucaksız çiçek tarhı bir anda parçalanırken keskin dişlerin ve nahoş manzaraların ortaya çıkışıyla tembel Çiçek Postlu Ayılar sürüsü hızla ilerleyen ejder arabasını hedefleyerek harekete geçti.

Beatrice: “Subaru! Sımsıkı tutun yoksa kendini yerde bulursun, doğrusu!”

Güçle yıkanan bu halüsinasyon, sayısız Çiçek Postlu Ayının kana susamışlığı ve iştahının doğurduğu baskıydı.

Pençelerle donatılmış kalın kollarıyla gerçekleştirdikleri acımasız saldırıları, ejderini süren Subaru’yu da hedefliyordu. Doğrudan bir darbe aldığı anda bedeni rahatlıkla paramparça olurdu, kuvvetleri iç organlarını rahatlıkla dışarı saçabilecek düzeydeydi.

Ancak tam da o darbeyi yemenin eşiğindeyken mavimsi beyaz bir ışıltı araya girerek Cadı Canavarlarını delip geçti.

Emilia: “Hiy! Yah! Tamamdır ~hk! Sen… al bakalım, Huma~!”

Her zamanki gibi bir anafor oluşturan mana ile birlikte kalbinden gelen sesiyle karanlık gökte mavimsi beyaz ışıkların gürültülü bir dans sergilediği izlenimi veriyordu ve bu izlenimin sebebi yukarıdan zemini işaret eden sayısız keskin mızrak ucunun dönüşümüydü.

Tek bir anlık durgunluğun hemen sonrasında da itici güç kazanmışçasına atılan mızrak uçları sürü hâlde ejder arabasına çullanan Çiçek Postlu Ayıların kafataslarını, kollarını, gövdelerini ve bacaklarını parçalayarak kanlarının fışkırmasını sağladı.

Subaru: “O~o~o~o~h! Tam da Emilia-tan’dan beklendiği gibi! Sana yeniden âşık oldum!!”

Emilia: “Şimdi böyle şeyler söylemenin zamanı değil! Kaçın!”

Subaru: “Tamam!”

Emilia’nın saldırısıyla hayatı kurulan Subaru, Patrasche’yi daha da ivmelendirdi.

Bu ani etkileşim süresince Emilia öyle soğukkanlı bir şekilde çarpışmıştı ki gerçekten şaşırtıcıydı. Geçmişte savaşmaktan kaçmış olsa da esasında savaşmaktan korkuyor değildi. Ve savaşmaktan kaçınma eğilimi ile kararsızlığı, mücadele başlar başlamaz silinip gitmişti.

Ram: “Barusu, ölene dek koştur. Eğer ölmek istemiyorsan!”

Subaru: “Hı hı, tabii ki—— eh, Ram!?”

Emilia tarafından verilen zorlu mücadelenin mavimsi beyaz ışıkları tamamen arabasın önüne doğru taşınırken dolambaçlı bir yol izleyen Çiçek Postlu Ayılar grubu hep birlikte donakalmıştı.

Gian telaşla buz yapısını aşıp geçerken şoför koltuğunda dizginleri tutan kişiyse yolcu kompartımanından gelen Ram’dı. Bu esnada başarıyla dizginleri idare edip telaşa kapılan yer ejderini süren Ram karşısında Subaru’nun gözleri irileşmiş, bakışları etrafta dolanmaya başlamıştı.

Subaru: “Julius’a ne oldu!?”

Ram: “Uzun menzilli bir saldırı gerçekleştirmesi imkânsızken sürücü olarak burada durmasının yardımı dokunmazdı. İşte, sebep bu.”

Ram Subaru’nun çağrısı karşısında arkaya doğru hızlıca bir bakış attı. Onun bakışlarını takip edip arkaya bakan Subaru ise patavatsızca sersemledi.

Çünkü tekerleri kükreyerek ilerleyen ejder arabasının yan tarafındaki işlemelerden birine tutunan Julius, şövalye kılıcını kavramış şekilde yaklaşan Cadı Canavarlarını temizliyordu.

Julius: “Tüm sorumlulukları Emilia-sama’ya yüklemek de olmazdı, gördüğün gibi.”

Subaru: “Bana laf mı soktun sen?!”

Julius: “Böyle söylemek——”

Cümlesini bu noktada yarıda kesen Julius, şövalye kılıcını yaklaşmakta olan bir Cadı Canavarının pençeleriyle buluşturdu. O pençelerin arasından giren sağlam kesik Çiçek Postlu Ayının koluna derinlemesine saplandı. Aynı hızla dans eden ucu canavarın boğazına nüfuz edince de çığlığı yükselen ayı, beyin sapının yok edilişiyle bir çırpıda canından oldu.

İşte bu dans, verdiği minimal yıkımla gerçekten zarif ve havalıydı.

Julius: “Yanlış olur.”

Cadı Canavarının başarıyla icabına bakan Julius, kılıcının tozunu alırken Subaru’ya verdiği yanıtı tamamladı. Subaru ise bu hareket karşısında güvence ve yenilgi hislerini bir arada tadarak acı bir surat ifadesine büründü.

Özetle uzun mesafe Emilia’nın kontrolündeyken kısa mesafedeki çarpışmalar Julius’a düşmüştü. Bu şekilde devam edilebilirse ejder arabasına ilişkin endişelerden kurtulmak mümkün olabilirdi.

Ancak problem diğer konularda değil, bu yolda yatıyordu.

Subaru: “Beako, yapabilir misin?”

Beatrice: “Subaru, sen de yakıtını tüketmeme konusunda dikkatli olmalısın, sanırım!——”

Patrasche’nin üzerinde bedenini ayaklandıran Subaru, bir eliyle dizgini tutup diğer eliyle Beatrice’i kucaklayarak küçük bedeninin ejderin tepesinde dikilmesini sağladı.

Ve ikili ellerini birbirlerine kenetlerken Subaru’nun iç organlarında bir şeyler zonkladı. İşte bir tortuyu andıran o şey de ısıyı kullanarak yavaşça Subaru’nun bedeninden Beatrice’e akmaya başladı.

Beatrice: “Minya!”

Büyüyle birlikte mor kristaller şekillenerek Yer Ejderinin burnunun önünde uzanıp yolu kapayan Cadı Canavarlarını hedefledi. Doğru nişan alma ve anlık ilerleme ile sonuç, sürecin hemen sonrasında kendisini belli etti.

Cam kırılması misali bir ses yükselirken büyü saldırısı dosdoğru Cadı Canavarlarına ulaştı ve kristaller parçalandı. Ancak hemen ardından Cadı Canavarlarının bedenleri de benzer şekilde paramparça oldu.

Subaru: “Tamamdır, iyi gidiyorsun, Beako!”

Beatrice: “Ama pervasızca saldırıp duramayız, doğrusu! Temkinli bir şekilde birikim ya… Minya!”

Subaru: “Ne olmuş temkinli birikime!?”

Beatrice’in savaş gücü, Subaru’nun bedeninde kalan manaya bağlıydı.

Ezici bir şekilde çoğalan bu tehdide karşı çıkmak adına Beatrice’in bile o kadar taviz vermesi mümkün değildi. Her bir büyü saldırısıyla ruhu düşüşe geçermiş gibi bir kayıp hissi tadan Subaru, konuşkanlığı ve soğukkanlılığıyla Beatrice’in gerginliğini dindirmeye çalışıyordu.

Tabii ki bu düşünceliliği de Beatrice tarafından rahatlıkla anlaşılabiliyordu.

Meili: “A~h, yeter, yeter! Neden bu~ hâle geldi ki! Bunun, ica~bına bakılabilirdi!”

Derken o ana dek sessizliğini korumuş olan kişi, yani son ağır top, ayaklanarak harekete geçti.

Ram’ın yanında oturan şoför Meili, kızarmış bir suratla ve yaşlı gözlerle çevrede toplanan Çiçek Postlu Ayılar sürüsüne baktı. Ve bir parmağını kendisine itaat etmeyen Cadı Canavarlarına doğrulttu.

Meili: “Kötü, kötü hayvan-sanları azarlayacağım! Hadi gel, Kum Solucanı!”

Subaru: “——Yok artık!?”

Meili’nin bir çocuk gibi surat asıp böyle söyleyişinin ardından Çiçek Postlu Ayıların yükselişi sayesinde yeniden çöle dönen zemindeki kumların çalkalanışıyla içeriden koca bir figür atıldı.

Tüm bedenini yeraltından iten devasa canavarın kuvvetiyle yutulan sayısız Çiçek Postlu Ayı sürüklenerek göğe fırlatıldı. Ve yüksekten kuma çakılan Cadı Canavarlarının kemikleri kırılırken talihsiz olanlar dosdoğru devasa ağzın içerisine inerek çiğnendi.

Çölü parçalara ayırarak dışarı fırlayan ve mide bulandırıcı çiçek tarhına yıkım getiren o devasa canlı, Kum Solucanıydı.

İğrenç bir koku taşıyarak alacakaranlıkta tuhaf bir ses yükselten Kum Solucanı, ejder arabasına takılan Çiçek Postlu Ayılar avı bellemişti ve iri cüssesiyle sıçrayıp parçaladığı canavarları bir bütün olarak yok etmekteydi.

Meili: “Git~, Kum Solucanı! Hepsini ama he~psini mahvet!”

Subaru: “Hey, sen ciddi misin! Ciddimisinciddimisinciddimisin, heyheyhey!”

Zeminde gümbürtü sesleri doğurabilecek bir ağırlıkla kum denizinde sürükleniyor, o devasa canavardan kaynaklanan baskıyla ezilen Çiçek Postlu Ayıların çığlıkları yükseliyordu. Çiçek Postlu Ayılar da minyon bedenlere sahip değildi ancak toplam uzunlukları on metreyi bile aşabilen Kum Solucanlarına rakip olabilmeleri imkânsızdı.

O koca kütleler çarpışma anında eziliyor, Çiçek Postlu Ayılar ardı ardına birer cesede çevriliyordu.

Subaru’nun canavarlar arasında gerçekleşen böyle kati bir savaş karşısında söyleyebileceği uygun tek bir kelime dahi yoktu.

Emilia ve Beatrice’in büyüleri, Julius’un kılıç ustalığı, Meili’nin olağandışı yeteneğiyle yol temizleniyor, ejder arabası ve Patrasche çiçek tarhı boyunca ilerliyordu.

Meili: “A~h! Kum Solucanı~!”

Derken Meili’nin tiz çığlığı yükseldi.

Aynı anda çok sayıda Çiçek Postlu Ayının pençelerini devasa bedenine geçirdiği Kum Solucanı tüm bedeninden bol miktarda vücut sıvısı akıtarak yere devrildi.

Derisi sümüksü ve ıslak olan Kum Solucanı, yılanlar veya böcekler gibi dayanıklı değildi. Yumuşak bedenini destekleyen deri, pençelere kolayca yem olmuş ve acı verici bir ölüm feryadı kum denizi boyunca yankılanmaya başlamıştı.

Meili: “Sıradaki! Sıradakisıra~daki! Hızlı~ca gelmeye devam edin!”

Bir dev solucan yığılıp kalırken Meili solgun bir yüzle ellerini çırptı. Ve bununla birlikte kumlar bir kez daha kalkarken farklı Kum Solucanları açığa çıktı.

Bu defa sayılar altıydı ancak ilkine nazaran iki kat daha ufaklardı ve Çiçek Postlu Ayılar tarafından kuşatıldıkları takdirde kaşla göz arasında avlanırlardı.

Subaru: “Bu hızla… hık.”

Zorbalık derecesinde bir baskıyla karşı karşıyaydılar. Korkunç bir umutsuzluğa kapılmış olan Subaru, bu çıkmazdan kurtulmalarına yardımı dokunabilecek bir şey arayışıyla çaresizce etrafına bakınıyordu. İşte o noktada fark etti.

Uzaklarda olan gözcü kulesi artık gözlerinin önünde diyebilecekleri bir yakınlığa erişmişti.

Subaru: “Çok azıcık kalmış! Eğer bu hızla gözcü kulesine ilerleyebilirsek——”

Cadı Canavarları öylece geri çekilecek değildi ama orada korkutucu bir güç olma ihtimali varmış gibi görünüyordu.

O an için Subaru’nun aklında özel bir düşünce yoktu.

Fakat gözcü kulesine ilerleyebildikleri takdirde bu çıkmazdan kurtulacak gücü bulabileceklerini hissediyordu.

Umudun doğasında çıkmadık candan ümit kesilmez düşüncesi vardı. Ve gerçekten de bu düşünceyle hata edilmezdi.

Subaru: “Bu hızla——”

Ancak ortadaki güç buna elverişli değildi.

O güç, Pleiades Gözcü Kulesine yaklaşan tüm cüretkâr yoldaşlarının üzerine ardı arkası kesilmeksizin yağan bir demir çekiçti.

Subaru: “——?”

Gözlerini çaresizce açık tutan ve bir yandan Patrasche’ye tutunurken bir yandan da Beatrice’i destekleyen Subaru, önünde görünür olan gözcü kulesi karşısında kaşlarını çatmıştı.

Ter döküyordu ve gözlerini belli belirsiz kıstığı anda hafif bir rahatsızlık duymuştu.  

Kulenin merkezinde, ışıldarmış gibi görünen bir şey mevcuttu.

Subaru: “Ne…”

Ancak Subaru, bu cümlenin sonunu getiremedi.

???: “————”

——O ışıltı göğe atıldı ve hedefini hiç değiştirmeksizin dosdoğru Subaru’nun kafatasına ulaştı.

O saniyede saldırının etkisiyle Natsuki Subaru’nun boynunun yukarısında ne var ne yoksa havaya uçtu ve aynı bilinçsizlikle buharlaştı.

???: “————”

Ortada bu tek saniyelik trajik anı gözlemleyip sesini yükseltebilecek hiç kimse yoktu.

Her nedense bu anı gözlemleyebilecek ve çığlık atabilecek olanlar kökler ve dallar tarafından adamakıllı yukarı kaldırılmış durumdaydı.

Kafasını yitiren yer ejderi verdiği raporla yığılıp kalmıştı.

Yana devrilen ejder arabasının gücüne kapılmış hâlde kafatasını yitirmiş insan bedenleri baskı altında paramparça olmuş, et parçacıklarına dönüşmüştü.

Kumların üzerinde yalnızca bir kum gölü uzanıyor ve kavrulmuş kumlar, vücutlardan dökülen kanları yutuyordu.

Ve ince kum parçaları kum denizinin üzerinde çürüyen her ama her şeyi çok geçmeden, ağır ağır, yavaş yavaş midesine indirerek gizlemeye başlıyordu.

Kan çiçekleri, yolculuklarının tek simasıymışçasına canlı renklerini miras bırakmıştı.

Lakin kan kırmızı o çiçekler bile ebediyen her şeyi yutan o kumların içerisinde gözden kayboluyordu.



——İşte böylece grup, yok oluşu karşıladı.

△ △ △ △ △ △ △

#Sürprizli son diye buna derim. Bütün bölüm boyunca ayılarla çarpışıp tam kurtulabiliriz az kaldı derken hooop, patladı gitti kafalar. The Boys dizisini izleyenler varsa oradaki biri de pıt diye milletin kafasını patlatıyordu, o sahneler geldi şimdi aklıma. Neyse yeniden bölüme dönüyorum. E biz bu tehdidi nasıl aşacağız? Canavarlarla savaşılır, fırtınadan kaçılır falan ama bu konuda ne yapabiliriz ki? Gerçekten çözümü ve Subaru’nun nerede uyanacağını çok merak ediyorum. Öyleyse büyük bir heyecanla sıradaki bölüme geçmek gerek, ilk fırsatta orada görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle