Bildirimler Tümünü Okundu Say
Yükleniyor...
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”

Kısım X, Bölüm 20 – “Aynadaki Koyun, Maskeli Köpek”

29 Haziran 2026 92Okunma 36 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç.

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Kızıl.

Tek bir renk Subaru’nun görüşünü baştan sona kaplamıştı.

Subaru: “——Hık!”

Birdenbire ortaya çıkan palyaço maskeli adamın ne bağlı olduğu yer ne de niyeti anlaşılabilirdi. O şahıs, “tanıştığımıza memnun oldum” ile “elveda” yerine Subarugillerin üstüne dev bir ateş küresi savurmuştu.

Üzerlerine hücum eden sıcaklığın hissi tenini kavuruyor, az önce loş olan kanalizasyonu öğle vaktiymiş gibi aydınlatıyordu.

Ancak bu aydınlık; dar kanalizasyonu kaçacak yer bırakmayacak büyüklükte doldurarak yaklaşan alevleri apaçık görmelerini sağlamaktan başka işe yaramıyor, yalnızca belli belirsiz bir umutsuzluğu körüklüyordu.

Crusch’ı sırtında taşırken günde bir kez kullanma hakkı olan EMT ile EMM’yi çoktan tüketmişti, enerjisi bitmek üzere olan Subaru’nun buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktu——

???: “Siktiiiir!”

Diye hırçın bir ses tükürür gibi bağırdı, ardından da kulağa yapışkan gelen bi’ su sesi duyuldu.

Görüşünün ucunda, az önce yanında olması gereken Rachins’ten iz dahi yoktu. Subaru gibi palyaço maskesinin ortaya çıkışına şaşırmış olan Rachins, yaklaşan alevlere Subaru’dan daha hızlı tepki vermişti. ——Hiç tereddüt etmeden, tek kaçış yeri olan geçidin kenarındaki kanalizasyon suyuna balıklama atlamıştı.

???: “Subaru! Betty de——”

Subaru: “Yoo——”

Rachins’in o acil kararını gören Beatrice, Subaru’nun eşofmanına yapıştı. Ardından o cılız gücü ve hafif bedeniyle, bütün kuvvetiyle Subaru’yu kanalizasyon suyuna çekmeye çalıştı.

Fakat Subaru, Beatrice’in bu hareketine ayaklarını yere sağlam basarak direndi. Beklenmedik tepkisi karşısında Beatrice’in sesi “Subaru!?” diye çatladı fakat…

Subaru: “Bana güven, Beatrice.”

Beatrice: “————”

Dediğinde Beatrice gözlerini açarak bu sözleri kesin bir dille söyleyen Subaru’ya karşı donakaldı. Göz göze geldiler, kendine özgü desenleri beliren yuvarlak gözleri titreyen Beatrice nefesini tutuverdi.

Daha o bir şey söyleyemeden, alev kütlesi gözlerinin hemen önüne kadar varmıştı bile.

O ezici ateş gücü, oldukları yere çakılıp kalan Subaru’yla Beatrice’i, sırtındaki Crusch’la birlikte acımasızca yakıp kül—— edemedi.

Subaru: “——Hık.”

Alev yaklaşmış, tenleri kavrulmuş, bedenlerindeki bütün suyun bir anda buharlaşacağı hissini doğurmuştu. ——Tam da böyle düşündürecek kadar yoğun sıcak hava dalgası Subaru’nun kâkülünü yakacakken birdenbire yok oluverdi.

Sanki bir sihirbazlık numarasıyla, gözlerinin önündeki o güneşin üstü örtülmüş gibi kanalizasyonun aydınlığı bi’ anda karanlığa büründü. Geriye yalnızca Subarugillerin elindeki lamba, geçide düşmüş lagmite cevheri parçalarının yaydığı cılız ışık ve sönmüş alevin kavurduğu kanalizasyon havasının ısısı kalmıştı.

——Yoo, geriye kalanlar yalnızca bunlar da değildi.

Maskeli Adam: “——Neden?”

Subaru: “Eh?..”

Maskeli Adam: “Neden? Niçin? Tam şu anda, tam oracıkta… kıpırdamadın ki?”

Bulanık karanlığın içinde palyaço maskesinin ak maskesi süzülüyordu.

Başını eğip maskesini yana yatıran palyaço maskesi şaşkın bir yüz ifadesindeydi—— gerçekten de ilk başta gösterdiği o tam kötü adam havasındaki maskeyi ne ara değiştirmişse yüzüne göz kısımları çarpı desenli, bambaşka ifadeli bir maske takmıştı.

Bu kötü şakasına sinir olsa da Subaru, yanmış kâkülünü nefesiyle üfledi ve…

Subaru: “Crusch-san’la bi’ işin olduğunu söylemiştin demin. Öyleyse Crusch-san’ı bizimle birlikte yakıp öldürmeye kalkışman saçma olurdu.”

Maskeli Adam: “… Ku, kuku, kuhahahaha, bu mu yani? Sırf bu yüzden, başka hiçbir sebep olmaksızın yerinde kaldığını mı söylüyorsun? Yoldaşın olan Ulu Ruh’u bile işin içine katabilirdin!”

Subaru: “…Oynadığım kumarı kazandım sonuçta.”

Maskeli Adam: “Ne özgüven ama! Kraliyet Seçimi adayının tek ve biricik Şövalyesine de bu yakışırdı! Demek şimdiye kadar da, buraya kadar da kendi aklına ve kavrayışına güvenerek yolunu böylece açtın! Harika, fevkalade, hayran kalmamak elde değil! Hem de baştan aşağı kıskanılacak kadar!”

Palyaço maskesi, yüksek sesle övgüler yağdıran sözlerinin aksine Subaru’yu zerre değerlendirmeyen bir tonla konuşurken gösterişli biçimde ellerini çırptı. Havayı yarar gibi sert alkış sesleri kanalizasyonda bomboş yankılanırken dişlerini sıkan Subaru, karşısındakinin övgü maskesi takmış hakaretlerini sessizce karşıladı.

Bunun tek sebebi de karşısındakini boş yere kışkırtmamaktı fakat——

Beatrice: “Evdeki hesabın çarşıya uymadı, Subaru zekâsıyla seni aştı, doğrusu. Bunu görmezden gelip alttan alta laf atmaya kalkışman aptalca, sanırım.”

Karşılık vermeyen Subaru’nun yerine, bakışları sertleşmiş Beatrice karşısındakine dişlerini gösterdi. Bunu duyan palyaço maskesi de “Tüh be!” der gibi elini başına götürdü ve…

Maskeli Adam: “Nasıl bir fedakârlıktır bu nasıl bir sevgidir bu! Aranızdaki Ruh ile Sözleşmeli bağı, kilide cuk diye oturan bir anahtar gibi. Biri olmadan öteki de var olamaz. İşte tam da bu yüzden! Bağ dediğin şey zehir de olur ilaç da!”

Beatrice: “Laftan anlamaz bir herifsin, doğrusu… Günah Başpiskoposlarını anımsatan türden bir iğrençliğin var, sanırım.”

Maskeli Adam: “Dur dur dur dur, insaf et, merhamet et. Söyleye söyleye Günah Başpiskoposu mu dedin ya! Öyleleriyle aynı kefeye koyulmaya hiç gelemem, hem zaten o şüphe size yöneltilmiş değil miydi ya?”

Subaru: “Şüphe mi? Neyle…”

Maskeli Adam: “Günah Başpiskoposu olmakla! Yukarıda herkes bu söylentiyle çalkalanıyor, Natsuki Subaru. İçinde Tembellik Günah Başpiskoposu olabilir! N’apalım, n’edelim diye ortalık birbirine girmiş durumda!”

Subaru: “——Hık.”

Ellerini sallaya sallaya, sanki eziyet edercesine bunları söyleyen palyaço maskesi, maskesini yine ilk ifadesindeki maskeyle değiştirdi. Her hareketi tek tek sinirlerine dokunuyordu ama Subaru’nun buna değinecek hâli bile yoktu.

Çünkü Günah Başpiskoposu muamelesi görmek Subaru’nun yüreğine çok ağır bir yük bindiriyordu.

Subaru: “Ben mi, Günah Başpiskoposu…”

Beatrice: “Şüphenin de bi’ sınırı olur, doğrusu. Öyleyse Subaru’nun şimdiye kadar Cadı Tarikatı’nı yerle bir etmesine ne demeliyiz, sanırım? Aralarındaki iç savaş mı diyeceksin, doğrusu?”

Maskeli Adam: “Kim bilir, bilmiyorum, umurumda da değil! Kimsenin gerçekle ilgilendiği yok; belki de herkes, işine gelen bilgileri kendi lehine olacak şekilde, kendi hoşuna giden bir sahneye dönüştürüp yaymanın peşindedir. Öyle tipler… insanı çıldırtır, değil mi?”

Palyaço maskesi konuşurken bile bedenini abartılı biçimde sağa sola sallıyor, bir türlü yerinde durmuyordu. Yine de en sona eklediği o tek cümle, Subaru’ya gözlerinin önündeki bu tuhaf adamın gerçek düşüncesiymiş gibi geldi.

Bunu hisseden Subaru derin bir nefes aldı, sonra uzun uzun vererek…

Subaru: “Nihayetinde…”

Maskeli Adam: “Hı? Hıı? Hııımm?”

Subaru: “Senin amacın ne peki? Crusch-san’ı götürmeye çalıştığını anladım da. Bunu ne için, kimin için yapıyorsun ki? O kılıkla Krallık askeri olduğuna inanmam.”

Yalnızca Krallık askerleri tarafından kovalanmakla kalmayıp bir de Günah Başpiskoposu muamelesi gördüğü gerçeği yüzünden, Günah Başpiskoposlarına alerjisi olan Subaru’nun dünyası başına yıkılmış. Ama bunları düşünmeyi şimdilik sonraya bıraktı.

Sorunu yalnızca gözlerinin önündeki palyaço maskesine yoğunlaştırınca akla gelmesi doğal olan soru buydu.

Crusch’ın bedenini ele geçirmeyi hedefliyordu. Ama Krallık askerlerinin yoldaşı falan değildi. ——Öyleyse insanın doğal olarak aklına gelen tahmin, Subarugillere tuzak kuran düşmanın yoldaşı olduğu yönündeydi.

Açıkçası -Crusch meselesini bir yana bıraksalar bile- o kadar güçlü büyüleri kullanabilen bir rakibe karşı enerjisi tükenmiş Subaru ve Beatrice’in dürüst bir yöntemle kazanma şansı yoktu.

Bir şekilde bilgi çekip çıkarmalı, zaman kazanmalı ve bir çıkış yolu bulmalıydılar—— tam o anda…

Subaru: “——? O şey de ne?”

Maskeli Adam: “Hııımm? Ne var, ne oldu, zaman kazanmaya çalışıyorsan… geh!”

Subaru’nun kaşlarını çatarak işaret etmesi üzerine, kendi bedenine bakan palyaço maskesi böyle inledi.

Subaru’nun işaret ettiği şey, palyaço maskesinin beden biçimini tamamen saklayan siyah giysisiydi—— daha doğrusu, göğüs kısmının içinden belli belirsiz sızarak görünen yanıp sönen ışıktı.

Subaru’nun o yanıp sönen ışığın ne olduğuna dair aklına gelen bir şey vardı.

Subaru: “Yoksa Konuşma Aynası mı o?”

Maskeli Adam: “Aaa! İii! Uuu! Öyle bir şey olması mümkün değil, mümkün değil, tamam mı ya? Baştan söyleyeyim! Benim karnım ışıl ışıl parladı diye sizin kaderiniz değişecek falan değil——”

Beatrice: “Işığı gitgide güçleniyor, sanırım. Epey önemli bir işi var gibi, doğrusu.”

Maskeli Adam: “Nııığh!.. Siz! Orada! Tam o noktada! Birazcık bekleyin!”

Tükürükler saçarcasına bunu söyleyip palyaço maskesiyle olduğu yerde Subarugillere sırtını dönüverdi. Bu kadar açıkça gardını indiren duruşu karşısında Subaru istemeden de olsa afalladı.

Sırtını dönen palyaço maskesi, giysisinin içinden hışır hışır bir şey çıkardı—— muhtemelen Konuşma Aynası’nı eline almış, aynanın ötesindeki biriyle konuşmaya başlamıştı.

Bu kadar gardını indirip sırtını dönse bile Subarugillerin kendisi için bir tehdit olmadığını resmen haykırıyordu. Bu da insanın canını sıkmaya fazlasıyla yetiyordu fakat——

???: “Tam zamanı. Oy, beni çıkarıver!..”

Harekete geçmeye karar verip ağır ağır kıpırdanan Subaru’nun kulağına o kısık ses çarptı.

Sesin geldiği yere hızlıca baktığında da bunun hemen yanlarından akan kanalizasyon suyunun içinden geldiğini gördü—— orada, siyah suyun yüzeyinden başını çıkaran Rachins süzülüyordu.

Subaru: “Chin! Sen bunca zamandır kanalizasyonun içinde miydin ya?!”

Rachins: “Dikkatsizce onun dikkatini çekmek istemedim! Bir de suyun dibinde zincirler var; bir tanesi de ayağıma dolanmış, çıkaramıyorum…”

Beatrice: “Bu sebepten ötürü boğulup ölseydin en kötü şekilde ölmüş de olacaktın, sanırım.”

Rachins: “Kes sesini la’! Bi’ el atın!”

Kanalizasyon suyunun içinden seslenen Rachins’e bakarak Subaru bir an ne yapacağı konusunda kararsız kaldı.

Elbette onu çıkarma işine yardım etmek istiyordu ama Crusch’ı sırtında taşıyan Subaru’nun iki eli de doluydu. Bu durumda Beatrice’e güvenmek gerekecekti fakat hem onun ağırlığı hem de kol kuvvetiyle Rachins’i yukarı çekip çekemeyeceği şüpheliydi. Hatta kanalizasyon mağdurlarına bir kişi daha eklenmesi riski vardı.

Öyleyse en iyisi, yer çekimine müdahale eden Murak’ı kullanarak eşzamanlı bi’ çıkış yolu——

Maskeli Adam: “Ah, siktir, Hassiktir ya! İşimi düzgün yapıyorum ben! Biraz gösterişli olduğu doğrudur, kendi kafama göre davranmadım da diyemem ama emirleri yok saymak ya da çizgiyi aşmak gibi kulağa kötü gelen şeyleri yapmadım ki!”

Subaru: “——Hık.”

Palyaço maskesi sesini yükseltip ayaklarını yere vura vura Konuşma Aynası’nın öbür tarafına böyle yakındı.

Ardından konuştuğu kişi ona ne dediyse “Tamam tamam!” diye yenilgiyi kabul etmiş gibi, baştan savma bir karşılık verdi ve sonra——

Maskeli Adam: “Oy, tut bakalım, düşürmeden yakala!”

Subaru: “Ha? Eh, Beako!”

Beatrice: “——Çok yakındı, doğrusu!”

Arkasını dönen palyaço maskesi, iç çekmişçesine omuzlarını düşürüp aniden bir şey fırlattı. Subaru bunun Konuşma Aynası olduğunu anladığı anda Beatrice’in adını haykırdı.

Az önce de belirtildiği gibi Crusch’ı sırtında taşıyan Subaru’nun elleri boş değildi. Bu yüzden gevşek bir yay çizerek gelen şeyi yakalayabilen kişi, panikle iki elini uzatan Beatrice oldu.

Beatrice: “A-Az kalsın düşürüyordum, sanırım. Sen ne düşünerek…”

Maskeli Adam: “Aynanın öteki tarafındaki kişi sizinle konuşmak, birkaç kelâm etmek istiyormuş da!”

Subaru: “Bizimle mi?”

Küskün gibi duran palyaço maskesinin bu sözleri üzerine Subaru’yla Beatrice birbirlerine baktılar.

Sonra ikisi de ürkekçe, palyaço maskesinin şüpheli bir hareket yapıp yapmadığını kollayarak Beatrice’in elindeki Konuşma Aynası’na eğilip baktılar.

Bunun üzerine aynanın yüzeyinde, palyaço maskesinin konuştuğu kişinin görüntüsü belirdi——

???: “——Aa, görüntü geldi! Şey, yüzüm görünüyor mu acaba?”

Subaru: “————”

Böylece konuşurken aynadaki kişinin görüntüsünü gören Subaru, nasıl tepki vereceğini bilemedi.

Çünkü palyaço maskesinin uzattığı Konuşma Aynası’nda belirecek kişinin, çocuk yüzlü bir kız olacağı hiç aklına gelmemişti.

Tanıdığı bir yüz falan değildi. Yaşı Subaru’dan bir ya da iki yaş küçük olmalıydı.

Tepeden iki yana bağlanmış uzun ve parlak lacivert saçları vardı; yuvarlak, iri altın rengi gözleri de fazlasıyla dikkat çekiciydi. Aynanın dar çerçevesi içinde, düzgün yüz hatlarına rağmen bir yerlerde problem varmış gibi hissettiren bu kız; beyaz gömleğinin yakasını derli toplu ince bir kravatla süslemiş, üstüne de simsiyah bir ceket geçirmişti—— gösterişten çok kullanışlılığa önem veren siyah bir takım elbiseyle aynanın ötesinden onlara bakıyordu.

Kızın ciddi bakışlarıyla içinde bulundukları durum arasındaki uçurum, Subaru’nun kafasını fena hâlde karıştırdı.

Subaru: “Sen… yo, siz kimdiniz ya?”

Ak Koyun: “Şey, bana Ak Koyun diyorlar. Oradaki de Kara Köpek… yani maskeli adam, size fazlasıyla rahatsızlık vermiş olabileceğini düşündüm de… Özür dilerim.”

Subaru: “Ö-Özür mü…”

Kendisini Ak Koyun diye tanıtan kız, bunu söyleyip aynanın ötesinde birden derin bir saygıyla başını eğdi. O hızla aynanın önünden kaybolan kız yüzünden Subaru’nun zihni gelen bilgileri işlemekte zorlandı.

Palyaço maskesi—— kızın Kara Köpek diye çağırdığı adam, açıkça tehlikeli biriydi. Fakat o Kara Köpek’le aynı tarafta olduğu anlaşılan kız, böyle Subarugillere başını eğmişti—— terslikten mi uyumsuzluktan mı bilinmez ama sanki özellikle kafalarını karıştırmaya gelmiş gibiydiler.

Subaru: “…Açıkçası, sizler hakkında ne düşünmem gerektiğini bilmiyorum. Zaten vahim bi’ durumdayım, aklım da kalbim de karmakarışık. Bana karar vermem adına bi’ şeyler fırlatın.”

Ak Koyun: “Bir şeyler mi fırlatalım?”

Subaru: “Düşmansanız düşman olduğunuzu söylemeniz yeterli. ——Sizi yarıp da geçebilirim.”

Beatrice: “Her zamanki gibi, sanırım.”

Subaru bunu ilan edince yanındaki Beatrice de küstah bir ifadeyle başını salladı.

Önceden doğrulandığı gibi, şu anki Subaru’yla Beatrice’in mana eksikliği çoktu; enerjileri bitmiş, ellerindeki kozlar da paramparça hâldeydi. Fakat bunu özellikle söylemelerine gerek yoktu. Elindeki kartlar hiçbir kombinasyon oluşturmayan boş bir el olsa bile, blöf yapmak da isekaide hayatta kalmanın püf noktalarındandı.

Ak Koyun: “————”

Subarugillerin sözleri karşısında, aynanın ötesindeki Ak Koyun gözlerini açmıştı.

Duyguları yüzüne kolay yansıyan bir tip olmalıydı. Elinden geldiğince yüzünün şekilden şekile girmesini bastırmaya çalışsa da, gözbebekleri de yüzündeki kaslar da açıkça buna uygun değildi.

Üstelik bu, her sabah aynanın karşısına geçen kızın da farkında olduğu bir şeydi.

Ak Koyun: “Çok doğrudan söylediniz… korkmuyor musunuz?”

Subaru: “Korkuyorum. Fakat çıkmazı göz önünde tutmayı yeğlerim. Bocalamam durumunda çıkmazın büyüyüp çığ olmasından çok daha iyidir bu.”

Ak Koyun: “… Bir kez daha özür dilerim. Kara Köpeğin size sataşması, bizim hatamızdan ve benim iyiliğimi düşünmesinden kaynaklandı.”

Maskeli Adam: “Sanki bana epey keyfî ve tek taraflı bir şeyler söyleniyormuş gibi geliyor ama kuhahahaha.”

Kendi tarafının hatası için özür dileyen Ak Koyun’a karşı, maskeli Kara Köpek kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey bilmiyormuş gibi davrandı.

Böyle savunulmaya değmeyecek Kara Köpeği bir yana bırakıp aynanın ötesindeki kızın bakışları kıpırdadı—— bu, Ak Koyun’un görebildiği Subaru’nun sırtına dikkatinin yöneldiğinin kanıtıydı.

Bunu doğrularcasına Ak Koyun, Subaru’nun sırtında uyuyan Crusch’a bakarak…

Ak Koyun: “Biz, Crusch Karsten-san’ı koruma altına… hayır, güvenceye altına almak istiyoruz. O hanımın gücüne ihtiyacımız var.”

Subaru: “Crusch-san’ın gücüne mi?.. Yoksa sol gözünden mi bahsediyorsun?”

Subaru hızlıca, sırtındaki Crusch’ın göz bandıyla örtülü sol gözünü düşündü.

Onda açıkça meydana gelen değişimin ya da o Ejderha Gözü’nün hedef alınması gayet olasıydı. Ak Koyun’un da özellikle “koruma” yerine “güvence” diyerek düzeltmesi, yalnızca can güvenliğini sağlamayacaklarını kanıtlıyordu.

Fakat Subaru’nun bu tahminini boşa çıkaran Ak Koyun, “Sol gözü?” der gibi şaşkın bir hâl aldı ve…

Ak Koyun: “Bana gözle ilgili hiçbir şey söylenmedi. Bizim ihtiyacımız olan şey, Crusch Karsten-san’ın sahip olduğu Rüzgârı Okumanın İlahi Korumasıdır.”

Subaru: “——İlahi Koruması…”

Ak Koyun: “Evet. O güce ihtiyacımız var. ——Sevgili Çocuklarla savaşmak için.”

Diyerek Subaru’nun kulağına tanıdık gelmeyen o sözcüğü; güçlü bir kararlılıkla, azimle ağzından çıkarıverdi.

△▼△▼△▼△

——Sevgili Çocuklarla savaş.

Ak Koyun, o savaş için Crusch’ın İlahi Koruması’na ihtiyaçları olduğunu söylemişti.

Crusch’ın sol gözüne yerleşen Ejderha Gözü’yle alakasız şekilde, onun bizzat kendisini güvenceye almayı amaçladıklarını duyunca Subaru, konuşmanın odak noktasının kaydığını hissetmişti.

Zaten burada hiç tanımadığı bir düşmanın varlığından bahsedileceği aklının ucundan bile geçmemişti.

Subaru: “Yine kafam karışmaya başlasa da… şu ‘Sevgili Çocuklar’ dediğin şey tam olarak ne?”

Ak Koyun: “Bizim düşmanımız. Muhtemelen sizin için de öyledir, Natsuki Subaru-san…”

Subaru: “…Bunu, şu anki acil duruma bağlayabilirim, değil mi?”

Ak Koyun: “——Evet. Şu an Kraliyet Başkenti’ndeki karmaşanın fitilini ateşleyen kişiler onlardır.”

Bu karmaşanın merkezindeki düşmanlar oldukları açıkça söylenmesiyle Subaru’nun nefesi kesiliverdi.

Açıkçası Ak Koyun’un bu beyanı, şu an Subaru için her şeyden daha önemliydi. Kimin düşman olduğunu, amacın ne olduğunu hiç anlamadan kargaşanın tam ortasında kalmıştı; mevzu buydu. Sırf istediği bilgiyi anlaşılır biçimde ortaya koyması bile Ak Koyun’a duyduğu sempatiyi artıracak kadar değerliydi.

Ancak——

Subaru: “Sevgili Çocuklar mıdır nedir, onlarla savaşmak adına Crusch-san’a ihtiyacınız olduğu için bizimle iletişim kurduğunuzu varsayarsak o maskeli herifi müzakereci olarak göndermeniz epey felaket bir hata değil midir?..”

Ak Koyun: “H-Hayır, şey, şu an Kraliyet Başkenti birbirine girmiş durumda ve Kara Köpek kadar becerikli biri olmadıkça insanın dikkatsizce dışarı çıkması dahi tehlikelidir…”

Kara Köpek: “Aaayrıcaaa, rastgele peşine takıldığım adamın doğru kişi çıkması da tesadüftü, müzakereci olarak seçilmiş falan değilim. Bu yüzden bunu Ak Koyun’un suçuymuş gibi ithamlarda bulunmayın, tamam mı?”

Beatrice: “Bunu söyleyip nasıl hâlâ böbürlenebiliyorsun, doğrusu? Yoksa ona asist yapmaya mı niyetliydin, sanırım? Öyleyse sorun senin inceliğinden çok, insanı anlamıyor oluşundan, doğrusu.”

Kara Köpek: “Kuhahahaha, lağım kokulu elbiseli bücüre bak hele. O ağzını kapatıp susturayım mı seni ya?”

Tehdit amacıyla savurduğu dev alev ve sözleri yüzünden Beatrice’in Kara Köpeğe duyduğu düşmanlık güçlüydü. Kara Köpeğin küçümser tavırlı karşılığı da eklenince Subaru’nun da sempati duyabileceği biri hiç değildi.

Buna ek olarak Kara Köpeğin az önceki sözlerinde Subaru’nun takıldığı bir kısım da vardı.

Subaru: “Az önce peşine takıldım mı dedin? Bu da demek oluyor ki…”

Kara Köpek: “Gözü keskin, fırsatı kaçırmayan bir adamsın, Şövalye-sama! Aynen öyle, harbiden öyle! Hedefi gelişigüzel aramak zaman, emek ve hayat israfı değil midir ya? Bu yüzden ben de başka bir yol kullandım. Yaniii, onu bulacak gibi duran bi’ adamın peşine takılıverdim! Şimdi de kokuşmuş suyun içinde.”

Subaru: “Kokuşmuş suyun içinde…”

???: “Oyy! Sikikler, ne kadar daha keyifli keyifli konuşacaksınız! Beni çıkarın artık lan!”

Kara Köpek kalçasını iki yana sallayarak cevap verince Subaru kanalizasyon suyuna baktı, tam da orada bunca zamandır öylece ortada bırakılmış Rachins öfkeyle bağırıyordu.

Felt’in talimatıyla Kraliyet Başkenti’nin arka sokaklarını iyi bilen Rachins’in Subaruları bulması büyük bir başarıydı ama anlaşılan Kara Köpek ve yanındakiler de bunu kullanmıştı. Gerçi bu yüzden Subaru’nun Rachins’e duyduğu minnettarlığın azalması da yalnızca ufacık bir parçayla sınırlıydı.

Subaru: “Onu sonsuza kadar suda çırpınır hâlde bırakmak da olmaz şimdi. Çıkarabilir miyiz?”

Kara Köpek: “Çıkarabilir misiniz? O kadar pis, kokuşmuş suya batmış birini mi? Benim fikrime göre onu öylece, olduğu gibi batmış hâlde bırakırsak konuşma hijyenik açıdan daha sağlıklı ilerler gibi.”

Ak Koyun: “…Kara Köpek, ola ki birine sorun çıkardıysan…”

Kara Köpek: “Tamam, tamam yaaa! O herifin suya atlamasında benim de azıcık, birazcık sorumluluğum olabilir. Sırtındaki düşesi düşürüp geri kalan herkes kömür gibi yanmış olsaydı işimiz kolaylaşırdı diye minicik, çok azıcık düşünmüş de olsam.”

Beatrice: “Daha da berbat şeyler söyleyip gözümüzdeki itibarını düşürmeden hemen önce hareket etsen iyi olur, sanırım.”

Konuşulabilir durumda olan Ak Koyun’un kazandığı olumlu itibar, Kara Köpeğin gereksiz sözleriyle yerle bir oluyordu resmen. O tehditvari ateşin gerçek niyeti ortaya çıkmasıyla onun tehlikeli biri olma itibarı daha da artmıştı.

Bunu akıllarında tutarak Subaru’yla Beatrice bir adım geri çekildi ve kanalizasyona düşmüş Rachins’e Kara Köpeğin el uzatışını temkinli şekilde izledi.

Onun seviyesindeki bir büyücünün yanında bakışları başka bir yöne çevrildi diye rahat edecek değillerdi.

Ve Subarugillerin bu temkini——

Subaru: “——Ah?”

Kanalizasyona doğru çömelmiş Kara Köpeğe değil, bambaşka bir tuhaflığı fark etmelerine yaradı.

Çıt diye, bir yerde ince porselene tırnak sürtülüyormuş gibi bi’ ses çıkıverdi. Subaru’nun bakışı refleksle sesin geldiği yana döndü. ——Kanalizasyonun derinlerinde, Rachins’in Kara Köpeğin ayaklarının dibine fırlatıp orada bıraktığı lagmite cevherinin zayıf ışığında birinin gölgesi beliriverdi.

Subaru: “————”

Bir kadın.

Siyahla gri arasında bir pelerine bürünmüş, dalgalı koyu yeşil saçlarını yakasının içine tıkıştırmış, gözlerinin altında da belirgin koyu halkalar olan yüzü solgun bir kadın.

Bir anlığına Subaru, bu kadının da Kara Köpek ya da Ak Koyun’un yoldaşı olup olmadığını düşündü. Fakat bunu sormasına fırsat kalmadan görüş alanındaki kadın harekete geçti.

Elinin birini gevşekçe aşağı sarkıtmıştı. Diğer sol eliyle de—— göğsünün önüne kaldırmış, parmaklarının arasında da beyaz bir parçacığa benzeyen bir şeyi tutuyordu. O parça, parmaklarının hareketiyle ezilip kırıldı.

——Hemen ardından kadının ayaklarının dibinden uzayan çatlak, kanalizasyonun taş döşemesinde bir yılan edasıyla kıvrılarak Subarugillere doğru yaklaştı.

Rachins: “Uoooooh!?”

Bu dehşet verici değişim karşısında, Kara Köpeğin elini tutmaya çalışan Rachins bağırdı.

İlerleyen çatlak yalnızca zemini değil; duvarlara, tavana, kirli kanalizasyonun taşlarını birbiri ardına aşarak yayıldı ve eski, nemli Kraliyet Başkenti’nin temelini taşıyan temel yapısını sütümsü bir bulanıkla boyadı.

Sanki gözle görülen her şey camla yer değiştirip duruyordu.

Ak Koyun: “——Kara Köpek!”

Tuhaflık aynanın ötesine de ulaşmış olacak ki Ak Koyun çığlığa yakın bir sesle bağırdı.

Ancak üzücü gerçek şuydu: O ne kadar sesini yükseltirse yükseltsin, ayna aracılığıyla uzaktaki Subarugillerin tarafına müdahale edemezdi. ——Yine de sesini yükseltmesinin bi’ anlamı da vardı.

Kara Köpek: “Ağlayıp o titrek sesinle çığlık atma be, biliyorum!”

Çünkü o tek sesle birlikte Kara Köpeğin üstüne sinmiş kötü şakacı tavrı silinip gitmişti.

Kara Köpek hızla bedenini çevirdi ve yayılmakta olan çatlağın önüne pervasızca dikildi. Maskesinin ardında görünmemesi gereken bakışlarının, karanlığın içindeki kadına keskin biçimde saplandığı anlaşılıyordu.

Kara Köpek gürültülü bir şekilde dilini şaklattı.

Kara Köpek: “En kötünün de kötüsü! Sen bu anda, tam burada mı ortaya çıkıyorsun?!”

Subaru: “Tanıyor musun onu?!”

Kara Köpek: “Tanımak da karşılaşmak da istemediğim birisidir o. Çatlatan Clarissa—— Sevgili Çocuklardan biri!”

Kara Köpeğin tükürür gibi söylediği isim karşısında Subaru da aynanın ötesindeki Ak Koyun da nefeslerini tuttu.

Clarissa denen o kadın cevap vermedi. Sadece aşağı sarkıttığı elindeki keseden bi’ başka küçük parça çıkardı. Küçük bir taş gibi görünüyordu.

Kara Köpek: “Dur dur dur dur, burada onu kırarsan——”

Kara Köpek onu durdurmak için refleksle bağırdı ama taşın kırılması çok daha hızlıydı.

Çat diye berrak bir ses kanalizasyonda yankılandı—— ve bunu işaret edercesine sonraki yıkımı vuku buldu.

Subaru: “Yok artık!..”

Çatlaklarla yarılmış, yarıklar çizilmiş kanalizasyonda yeni bir yıkım vuku bularak ilerledi; Subarugillerin hemen yanındaki duvar sütümsü bi’ renkle bulanıklaştı, ardından tavandan kopan parçalar Subarugillerin üstüne çöküp onları ezmeye başladı.

Subaru: “Beatrice!”

Beatrice: “Biliyorum, sanırım!”

Buna karşılık veren Beatrice, çöken tavana doğru beş parmağını açtı.

EMT’yi de EMM’yi de kullanmışlardı, enerjileri bitmiş ve doğru düzgün savaşamayacakları bir durumdaydılar. Yine de yetersiz kaynaklarla idare etmek Subaru’yla Beatrice ikilisinin en önemli kaynağıydı.

Beatrice: “Murak!”

Büyülü bu sözler gerçekliği manipüle ederek, üstlerine çöken tavanın parçalarını soluk bir ışığa dönüştürüldü ve öldürücü seviyedeki ağırlıkları da çakıl taşı kadar hafif bir seviyeye indirgendi.

Subaru, o hafif taş yağmurundan sırtındaki Crusch’ı koruyup Beatrice’i de kendine çekerken büyük bir sıçrayışla geriye çekildi—— ve bir sonraki anda da ağırlığı geri dönen çöküntü, kanalizasyonun yarısını dolduruverdi.

Kara Köpek: “İyi iş, harikasın bücür! O anda hiç de fena olmayan bir karardı!”

Beatrice: “Sen de araya kaynayıp o çöküntüden kurtulduğuna göre, n’olduğunu tane tane anlatman gerekiyor, doğrusu! O kadının kim olduğunu!”

Kara Köpek: “Özel güce sahip biri! Eşyaları kırar! Parçalar! İçine kapanık, konuşması hiç de keyifli olmayan bir kadındır! Şimdi de bizi gebertecek!”

Beatrice’in müdahalesinin artığından yararlanıp çöküntüden kurtulan Kara Köpek; gülüyormuşçasına bağırdı, ardından yıkılıp geçidi kapatan molozlara doğru büyük bir rüzgâr yapıp taş parçalarından oluşan böylesi bir fırtınayı koridorun derinlerine boşalttı.

Saldırı hedefini şaşmadan, koridorun derinlerindeki Clarissa’ya doğru ilerledi fakat—— çat diye yine hafif bir ses duyulduğu anda, hücum eden havadaki taş parçaları kırıldı ve ona varana kadar toza dönüşüverdi.

Subaru: “Eee, o taşları kırmasıyla bir alakası var mı?”

Subaru, Clarissa’nın hareketlerine gözlerini dikti. Sol elinin kırdığı taş tozunun döküldüğünü görünce o anormal yıkımı doğuran mantığın bizzat bu hareketin içinde saklı olduğunu tahmin etti.

Ve Clarissa’nın elindeki kesede, bunun için kullanabileceği daha pek çok küçük taş bulunduğunu da.

Subaru: “Oy, ateş kullan! Somut olmayan bir şeyi kırıp durduramaz ya!”

Kara Köpek: “Mantıklı, kesinlikle haklısın ama ne yazık ki! Ateşi çoktan kullandım, elimde o kart yok artık!”

Subaru: “Haaah?! ——Bu çok kötü oldu!”

Kara Köpeğin anlamsız reddi karşısında Subaru sarsılırken görüş alanında Clarissa bir sonraki küçük taşı parmaklarının arasına almıştı bile; hareketi pürüzsüzdü, sanki kutsal bir ayini icra ediyormuşçasına.

Subarugillerin çevresinde zemin de duvarlar da çoktan çöküşün eşiğindeydi. Clarissa o parçayı kırarsa kanalizasyonun bu bölümü tek seferde paramparça olabilirdi.

Böyle giderse——

Rachins: “——Oyy! Bu tarafa! Buraya doğru gelin!”

Subaru: “——Hık, Chin?!”

Tam o sırada kanalizasyon suyundan umutsuz bir çağrının gelmesiyle Subarugiller o tarafa doğru döndü.

Baktıklarında da suyun üzerinde duran Rachins’in bir eliyle kanalizasyonun duvar kenarına tutunduğunu, diğer eliyle de siyah bir şeyi çektiğini gördüler. ——Paslı bir zincirdi bu.

Siyah çamura bulanmış zinciri suyun dibinden çekip çıkaran Rachins, yüksek sesle bağırdı.

Rachins: “Çökeltme havuzu! Ana akıntının yanında, ağzına kadar lağım çamuruyla dolu!”

Subaru: “Çökel…”

Kanalizasyonun işleyişine dair bu ani açıklamayı duyan Subaru’nun sırtından bir elektrik akımı geçti.

Çökeltme havuzu, içinde biriken çürümüş lağım çamuruydu. Bu, en kötü ihtimal demekti——

Subaru: “Ciddi misin sen be!..”

Rachins: “Heh! Kafan çalışıyormuş demek.”

Pis suya sırılsıklam batmış, saçları alnına yapışmış berbat bir hâlde olan Rachins; yine de dört yanı beyaz görünen gözlerini ışıl ışıl parlatıyordu. Aynı fikre ulaşan Subaru’ya sırıttı ve tüm gücüyle kolunu çekti.

Paslanmış, pisliğe bulanmış zincir boğuk bir ses çıkardı—— gırrr diye, suyun dibinden ağır bir ses yükseldi.

Sanki o sese eşlik eder gibi duvar kenarındaki su yüzeyinden kabarcıklar yükselmeye başladı. Başta minik minik patlayan kabarcıklar giderek çoğaldı ve siyah su yüzeyini bir anda kaynatmaya başladı. ——O anda, zaten kötü kokuyla dolu kanalizasyon havası, bundan da beter, çürük yumurtayı andıran bir kokuyla kaplandı.

Rachins’in niyetini anlamıştı.

Tereddüt edecek zaman yoktu.

Subaru: “Crusch-san’ı——”

Sırtında uyuyan Crusch’ı düşününce Subaru bir an ne yapması gerektiğinde kararsız kaldı. Bundan sonra yapacakları düşünülürse bilinci kapalı Crusch fazlasıyla tehlikedeydi.

Subaru’nun tereddüt ettiği o anda Kara Köpek harekete geçti. ——Birdenbire Subaru havalanıverdi.

Subaru: “Sen ne—— hık!”

Kara Köpek: “Fırlatıp atmasını, kırıp parçalamasını beklemek yerine en doğrusu bu!”

Bunu söylerken Kara Köpek; Subaru’yu, Crusch’ı ve Beatrice’i de yanına katarak bir anda kanalizasyon suyuna atladı. Tam suya çakılacakları anda—— Subaru’nun görüşü ansızın siyah bir şeyle kaplandı ve gelmesi beklenen pis su onları karşılamadı.

Baktığında da bunun Kara Köpeğin toprak kütlesinden oluşturduğu, Subarugilleri tamamen sarıp içine almaya çalışan ve henüz tamamlanmamış devasa bir top olduğunu gördü——

Ak Koyun: “Lütfen! İnanın ona!”

Bu ani durumun içinde ayna yansıyan Ak Koyun var gücüyle yalvardı.

Onun sözleriyle cesaret bulan Subaru, batmakta olan toprak yarımkürenin içinde hemen yanındaki Beatrice’e Crusch’ın bedenini emanet etti ve kapanmakta olan topun dışına elini uzattı.

Ve——

Subaru: “——Gel, Rachins!”

Rachins: “Bana emir verip patronluk taslama lan!”

Zinciri sonuna kadar çekmiş olan Rachins beceriksizce duvarı tekmeleyip onlara doğru uçuverdi. Subaru, uzanan Rachins’in kolunu yakaladı ve o ince bedeni tek hamlede yarımkürenin içine çekti.

Birbirlerine dolanarak sırtüstü yere yığıldılar. Hemen ardından yarımkürenin tamamen kapanmasıyla küçük taş parçasının kırıldığına dair zayıf ses neredeyse aynı anda duyuldu.

Sarsıntı da gümbürtü de kapalı toprak kütlesinin kalın duvarının ötesinden geliyordu.

Fakat ondan da fazlasını——

Rachins: “Paramparça ol. ——Goa.”

Subaru’nun üstüne yığılmış hâlde duran Rachins, bunu tükürür gibi söyleyip parmaklarını şıklattı. ——Hemen ardından kırmızı ışığın toprak duvarın ötesinden yayıldığı görüldü, ardından sesi de darbesi de gecikmeli geldi.

Subaru: “——Hık!?”

Dünya, resmen karnına yumruk yemişmişçesine sarsılırken Subaru çığlık atıverdi.

Suyun içinde olsalar da toprak topunun içinde olsalar da inanılmaz sıcaktı. Kör edici kadar da parlaktı. Kulak zarlarını parçalarmışçasına bir patlama sesi infilak etti.

Subaru: “——ah.”

Sese dönüşemeyen bu çığlık, Natsuki Subaru’nun bedeninin içinde kudurup durdu.

Gümbürtüyle, korkunç bir hızla yer ve gök dönüyor; suyun içine batmış toprak top müthiş bir akıntıya kapılıp defalarca büyük şeylere çarpıyor, dövülüyor, bayılma noktasına hızla gidiyordu.

Çökeltme havuzunda biriken şey büyük miktarda pislikten doğan yanıcı gazdı.

Rachins o çökeltme havuzunun kapağını açmış, dışarı taşan büyük miktardaki gazı da ateş vererek kendilerini hedef alan Clarissa’yla beraber kanalizasyonu havaya uçurmuştu. ——Yoo, kanalizasyona tam olarak ne olduğunu bile bilmiyordu ki. Göremiyordu ki. Duyamıyordu ki. Bilinci oraya ulaşamıyordu ki.

Sadece dalgalanan suyun ve oradan oraya savrulan toprak topun şiddeti içinde yoğrulurken Subaru tüm gücüyle kucaklamaya alışkın olduğu o küçük şeyi, koruması gereken o kişiyi sımsıkıca, çok ama çok sıkıca kucakladı.

Dişlerini sıkıp dayandı. ——Şu an Subaru’nun yapabileceği en iyi şey buydu.

Subaru: “————”

Dişlerini sıkıp dayandı, dayanmaya devam etti, devam etti ve devam etti.

Bilinci, gözle görülmeyen bulanık bir akıntıyla yutuluncaya dek hep ama hep dayanmaya devam etti——

△▼△▼△▼△

——Gözlerini açtığında ilk hissettiği şey kokuydu.

Çürük yumurta kokusu değildi bu. Pisliğe bulanmış kanalizasyon kokusu da değildi.

Burnuna gelen şey alkol kokusuyla kuru bir bezin karışımıydı. Ateş kullanılmadan ısıtılmış olan o hava burun deliklerinden geçip içeri doldu, fazlasıyla temiz hissettiren o havayı var gücüyle içine çektiği gibi—— boğulurcasına öksürdü.

Subaru: “Gağh! Göğh! Öfğhk!”

???: “Vaayaaa, sanırım!”

Deliler gibi öksürerek bedenini sıçratan Subaru’nun göğsüyle karnının üstündeki ağırlık da aynı şekilde sıçrayıverdi, ardından böylece şirin bir çığlık atıverdi.

Gözlerini açarak bulanık görüşünü birkaç kez kırparak netleştirdi. Zamanla uzanmış hâldeki Subaru’nun hemen yanında asık suratlı Beatrice’i seçebildi.

Omuzlarına battaniye örtmüş Beatrice’i karşısında görünce Subaru’nun dudakları titredi.

Subaru: “Beako… iyi misin?”

Beatrice: “Bi’ şekilde idare ediyoruz, doğrusu. Kıl payıyla kurtulmadık, yüz kıl payıyla falan kurtulduk, sanırım.”

Subaru: “Kıl payındaki kıl, tek bir saç teli anlamına geliyor; sayıyı artırınca işin anlamı da değişir… Neyse, bunun sırası değil. Senle ben sağlamsak diğerleri de——”

Beatrice: “Sakin ol bi’, doğrusu. Yaygara koparmadan önce etrafına bak, sanırım.”

Öne atılan Subaru’nun alnı, Beatrice’in eliyle şak diye durduruldu. Küçük avcu alnını bastırırken Subaru, gözlerini oynatmasıyla fark etti.

Subaru’nun yattığı yerin hemen yanında, başka bir yatakta Crusch da uzanıyordu.

Subaru: “Crusch-san… çok şükür. Bir şeyciği yok… değil mi?”

Beatrice: “Duyduğum kadarıyla yok, doğrusu. Ama o zamandan beri bir kez bile gözlerini açmadı, sanırım. O gözün getirdiği yorgunluğun ne kadar süreceği Betty için de belirsiz, doğrusu.”

Subaru: “Öyle mi… ah, Chin de buradaymış he. İçim rahatladı.”

Yatağın üstünde uyumaya devam eden ve göğsü düzenli aralıklarla inip kalkan Crusch’ı görüp rahatlamışken, onun ötesindeki uzun kanepede Rachins’in battaniyeye sıkı sıkı sarılıp rulo hâline getirilerek yattığını gördü.

Gözlerini açmasa da koltuğun rahatsızlığından mıdır bilinmez ama uyurken bile kaşlarının arasını kırıştırmış, anlaşılmaz bir şeyler mırıldanıp duruyordu. ——O pratik zekâsıyla Subarugilleri kurtaran başrole göre epey kaba bir muamele görüyordu, bu düşünceyle Subaru’nun yüzünde buruk bir tebessüm belirdi ama…

Subaru: “…Burası neresi?”

Rahatlamanın etkisiyle gücü çekilen Subaru, elini yatağa dayayınca nihayet o soruya ulaştı.

Burası yalnızca kokusuyla değil, görüntüsüyle de kanalizasyondan tamamen başka bir yerdi. Taştan yapılma odada pencere yoktu, aydınlatma yalnızca küçük bir lambadan geliyordu. Yatağın yanında sürahi, sargı bezleri ve katlanmış kumaşlar düzenli biçimde duruyordu; aklından belli belirsiz sağlık terimleri geçti.

Subaru: “Ya da bir nevi, gizli bir sağlık ocağı falan mı? Firari bir doktorun sığınağı gibi…”

???: “——Hık! Uyandınız mı Natsuki Subaru-san?!”

Gelişigüzel yargılarını dile getirmesinin hemen ardından, yandan gelen beklenmedik bir ses Subaru’ya ulaştı.

Subaru dönüp bakınca odanın girişinde bir kızın—— ayna üzerinden gördüğü kişinin durduğunu gördü. Uzun lacivert saçlarını iki yandan bağlamış, siyah takım elbiseli kız—— o Ak Koyun’du.

Aynadan değil, yüz yüze gördüğü Ak Koyun iki elini göğsünün önünde yumruk yaparak açtı, sonra yine yumruk yapıp tekrardan açtı; bunu birkaç kez tekrarladıktan sonra da…

Ak Koyun: “Ç-Çok şükür… sizlerin başına bir şey gelecek diye içim içimi yiyip bitiriyordu…”

Subaru: “Bu… endişelendiğin için teşekkür ederim?”

Ak Koyun: “Evet! Yo! Şey? Hangisi uyar ki?..”

Özür mü dilemeliydi teşekkür mü etmeliydi yoksa sitem mi etmeliydi? Hangisini hangi sırayla ele almaları gerektiğine karar veremeyen Subaru’yla Ak Koyun, aynı anda kısa devre yapıverdi.

“Oradan çıkmama yardım ettin” demesi kesindi. Ama ondan hemen önce, Ak Koyun’un yoldaşı Kara Köpek tarafından tehdit edildikleri de bir gerçekti; bu durumda hangi tepkinin doğru olacağı sorusu son bulmuyordu.

Tam bunu düşünürken——

???: “——Ak Koyun, Natsuki-dono’yu zor durumda bırakmamalısın. Sen Kara Köpek’ten farklı olmalısın. Aksi hâlde izlenecek yolu baştan düşünmemiz gerekebilir.”

Ak Koyun: “————”

Bu ses odanın girişinde telaşla bocalayan Ak Koyun’un hemen arkasından gelmişti.

O sesi duyup sesin sahibinin kendini göstermesiyle Subaru’nun nefesi kesilip gözleri büyüdü. Daha şimdiden, bugün için fazlasıyla şaşkınlık yaşadığını sanmıştı ama yine de hep üstüne yenisi ekleniyordu.

Çünkü Ak Koyun’la birlikte ortaya çıkan o kişiyi Subaru da tanıyordu.

Subaru: “Sen… Russell… san?”

Subaru’nun tutuk bir sesle dile getirdiği isim, çok daha önce yollarının kesiştiği birine aitti—— Kraliyet Seçimi’nin başladığı ilk günlerde tanıştığı, hemen ardından Beyaz Balina’yı avlama savaşına destek malzemeleri sağlaması için gidip görüşme yaptığı, doğrudan savaş alanında yan yana dizgin tutmuş olmasalar bile aynı düşmana karşı savaşmış sayıldıkları o tüccara.

Kraliyet Başkenti’nin Ticaret Loncası Başkanı ünvanını taşıyan Russell Fellow oradaydı.

Subaru: “――――”

Kafasının içinde karmaşa ve şaşkınlık son haddine ulaşmışken Subaru, ağırbaşlı bir duruşla duran Russell’a yalnızca donakalmış hâlde baktı. Subaru’nun bu bakışı karşısında, özenle dikilmiş takım elbisesini giyen centilmen gülümsedi ve derince başını eğdi.

Nedense o gülümseme Subaru’nun içini ürpertiverdi. ——Bu, sıradan bir tüccarın yüzünde bulunmayacak kadar çok niyeti ve hesabı taşıyan bir gülümsemeydi.

Ve Subaru ürpermekte tamamen haklıydı.

Russell: “Sizinle böyle karşılaşabilmiş olmamız gerçekten de büyük bir şans, Natsuki-dono. Krallığın karşı karşıya kaldığı ve eşi benzeri görülmemiş bu krizi karşısında, gücünüzü ve ferasetinizi bize ödünç vermenizi özellikle rica ediyorum.”

Subaru: “Krallığın karşı karşıya kaldığı bir çıkmaz mı, bu şey…”

Russell: “Evet.”

Durum hiç de gülünecek gibi olmadığı hâlde, Russell gülümsemesini koruyarak devam etti.

Söylediği şeyse——

Russell: “——Düşmanın amacı, Krallığı sessiz ve bütünüyle istila etmektir. Şimdilerde krallığın kalbi, yıllardır süregelen ezelî düşmanımızın eline düşmüş olup yok oluşun eşiğindedir.”

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar