Bildirimler Tümünü Okundu Say
Yükleniyor...
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 12,5 – “Ak ve Kara”

Kısım X, Bölüm 12,5 – “Ak ve Kara”

29 Haziran 2026 83Okunma 7 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç.

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “——■■■■ ■■■■■■” [1]

Teninin, etinin, kemiğinin içinden geçip ruhunun bizzat kendisini yalayıp geçmiş bir hisle sarmalanıyordu.

Yitip gitmişlik dehşete dönüşürken acı bedenini büktü, yaşlar da gözlerinin ardında kabarıverdi. Hepsi birden taşıp dökülünce de bu beden, kendisini hapsetmiş kuş kafesinden kurtulmuşçasına dünyanın ulu orta yerine savruluverdi.

――İşte bu, Sözleşmeydi.

Onun fikrini zerre kadar hesaba katmayan, bencilliği baştan sona taşan tek taraflı bir Sözleşmeydi.

Kendisine neden böyle bir şey yapıldığını haykırmak, sesini yükseltip hesap sormak istiyordu. İstiyordu istemesine ama sesi çıkmıyordu ki. ――Çünkü o sesi doğuracak duygu da ona yaslanacak neden de silinip gitmişti.

???: “Kuhahaha, rezilliğin bu kadarına şaheser denmez mi ya! O nasıl bir herifti, karşısındaki de nasıl biriydi ki akıllarınca mantıklı davranıp işi böyle sikik bir belaya çevirdiler? Öyle mide bulandırıcı ki insanın gülesi geliyor be!”

Adam gövdesini abartıyla büktü, kendini tutmadan budalaca kahkahalar savurdu.

İkisinin koşulları benziyordu. Durdukları yer de uzak sayılmazdı. İçine savruldukları hâlden bunu çıkarabiliyordu; yine de tedbiri elden bırakmadı, adamla arasındaki mesafeyi korudu. Adamsa mesafeyi umursamadan çılgınca gülmeyi sürdürdü.

O kahkaha; dünyada ne varsa hepsine aynı anda lanet okuyor, hepsiyle alay ediyor, hepsine imreniyordu sanki. Ve bir nedenden ötürü bu ses kalbini acımasızca söküp alıyordu.

Canını yakıyordu. Ama soğuk hissettirmiyordu. Bu yüzden onu bırakmayacaktı. İçini böyle bir telaş, aciliyet duygusu kaplamıştı.

Adam: “Oyoyoy, sen normal misin be, aklın başında mı? Korkudan ve yalnızlıktan uyuyamadığın bir gecede birinin eline uzandın diyelim, bari kimin elini tuttuğuna dikkat edeydin. Yooook~sa, bu suuu~rete mi vuruldun?”

Adam oyun oynarcasına arsızlığını bilerek sergilerken yüzünü çirkin bir hâle soktu. Kızsa bakışını kaçırmadan dosdoğru ona bakmayı sürdürdü.

Verdiği karşılığı adamın aklı almamış olacak ki afalladığı yüzünden okunuyordu. Gerçi onu şaşırtmış olmak zafer değildi belki ama o an için, bunun adını zafer koyacaktı.

Adını böyle koyar, o sözlerle onu alt ederse yalnızlığı kırılacaktı. ――O anda dünyada bundan daha önemli bir şey de yoktu.

Adam: “Beklediğim gibi, tam da düşündüğüm gibi; aklın başında falan değil, normal hiç mi hiç değilsin. Ahh güzel, çok güzel! Ben de buranın havasından suyundan fenalık geçirmeye başlamıştım. Canım sıkılana kadar bir süre peşine takıla’m.”

Adamın bu sözlerle uzattığı eli tuttu, sonra da ikisi birlikte kaçtı.

Kaçtılar. Evet, firar ettiler. Kaçmaktan başka çareleri yoktu. Kaçacaklarsa şimdi kaçacaklardı, ya şimdi ya da hiç.

Kız artık yalnız değildi. Yine de gerçekten yanında olmak istediği kişi şu an yanında değildi.

Şimdiki hâliyle, sözleriyle o kişiyi kurtaramazdı. Yanında da tutmaya yetmezdi. Bunu yapabilmek uğruna ne varsa kuş kafesinden çıkmanın bedeli olarak elinden alınmış, kayıp gitmişti.

Adam: “Ağlama, sızlama; gül, şarkı söyle! Ne kadar söversen söv; gök yine mavi, çiçekler mis kokulu. Oradayken bunu düşünecek bir ânın bile yoktu. Özgürsün. Kazanılmış, koparılmış, söke söke alınmış bir özgürlüktür bu. Ee o suratla… şimdi n’apacaksın? Hadi, söyle bakalım, n’apmak istiyorsun?”

Kız kendine geldiğinde ne ileriye ne geriye tek adım dahi atamamış olduğunu fark etti, olduğu yerde donup kalmıştı.

Adam, ifadesi silinmiş kızın yüzüne eğilerek baktı. Ardından yüzüne takabileceği en alçak yüz ifadesini geçirdi, iki kolunu da uzatıp merhametsizce boğazına yapıştı.

Adam: “Kuhahahaha, mosmor, bembeyaz kesilmiş bir surat! Elinde hiçbir şey yoksa burada bitiversin, olmaz mı? Her şey böyle, tam burada sona ersin; razı mısın? Korkma, hiç korkma. Ne de olsa insan ölürken yapayalnızdır!”

Adam kahkahalarla boğazlarken o da ellerinin arasında kıvranıyor, debeleniyor, var gücüyle hayata tutunuyordu.

Az önceye kadar nefes almayı bile unutmuştu. Yine de tuhaftı. Bu acıya neden direniyordu ki? Neden hâlâ sonrasını görmek istiyordu? Her şeyin buracıkta bitme fikri, neden içine bi’ türlü sinmiyordu?

Can boğaza dayanınca böyle düşüncelerin bile lüks olduğunu anlaması ne kadar sürecekti ki?

Adam: “N’oldu, bi’ derdin mi var, hâlâ çırpınıp duracak mısın? Nerede pes edeceğini bilmeyen insanlardan gına geldi lan!”

Böyle diyerek ellerini boğazından çekerek bıraktı. Bedeni hem özgürlüğünü hem de hayatını geri almıştı.

Gözyaşları ve burnundan akanlar, hayata nasıl sarıldığının apaçık kanıtıydı.

İçinde hâlâ kıvranacak, hâlâ çırpınacak bir inat olduğunu hemen kabullenmişti.

Hatta kendi hayatının değerini bularak o hayatın devamını da ister olmuştu.

Adam: “Demek buldun, kararını verdin ha? Ne hadsizce ne bencilce, şahane! Trajedinin sarhoşluğuna kapılıp keder içinde hıçkıra hıçkıra ağlamaktansa ortalığı birbirine katmak daha fazla işe yarar ya!”

Adamın ele avuca sığmaz sözleri ve davranışları, ona alışıp nasıl yaklaşacağını öğrendikten sonra şaşırtıcı biçimde idare edilebilir hâle geldi.

Kız başından beri kendisiyle başkaları arasındaki sınırı aşmayı iyi bilirdi.

――Bunu istese de istemese de sevdiği insanların hayatını bile değiştirecek kadar iyi bilirdi.

Üstelik bunun tek taraflı olduğunu düşünememesi, onu hak etmediği bir armağana çeviriyordu.

Adam: “Peeeekâlâ öyleyse n’apacaksın, n’edeceksin? Madem yaşama isteğin burada şahlandı, buyur bakalım, yolu sen aç! Eğlenceli görünürse peşinden gelirim. Sıkıcı görünürse beni oracıkta kaybettin demektir!”

Ne yazık ki adamın gönlünü hoş tutup yaranmak gibi niyeti yoktu. Yine de bir şeyi az çok kavramıştı.

O adamın gözüne girmeye hiç çalışmamak, adamın keyfini yerine getirmenin en iyi yoluydu.

Üstelik ne yapması gerektiğini hâlâ bilmese de ne istediğini çoktan seçmişti.

Adam: “Kuhahahaha! O gözler neymiş ya, gösteri mi sunuyorsun? Dünyayı yerle yeksan edecek bir kadının gözlerine benziyor, haberin ola!”

Adam kahkahalarının arasından hiç beklenmedik sözler savurdu.

Ama bi’ ihtimal haklı bile olabilirdi. Dünya, illaki kızın isteyerek yıkmak istediği bir yer değildi. Yine de olur da olmayacak bir ihtimalle beraber bunu yapmak durumunda kalırsa…

■■■■: “Gerekeni yapalım. ――Kendi hayatımı geri alabilmek uğruna.”

――Kuşkusuz ki istediğini elde etmek uğruna dünyayı yerle yeksan etmeyi bile göze almalı, hazır olmalıydı. Aksi takdirde bu işin muhatabı olan o sahneye adım dahi atamazdı.

Çeviri Notu:
[1] – Buradaki kutucuklara Melty Pristis’in ismi tam uyuyor. Japoncasındaki her bir karakteri bir kutu olarak düşünebilirsiniz: メルティ・プリスティス (Merutii Purisutisu)

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar