※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “————”
——Kutsal Volakiya İmparatorluğunun 77. İmparatoru.
Abel’in ünvanını bahşedişini işiten Subaru’nun zihni bomboştu.
Bunun nedeni, kelimelerin anlamını idrak edememesi veya krallıkla karşı karşıya gelmekten korkması değildi.
Subaru’nun bu farklı dünyada ilk defa bir ülkenin kraliyet ailesi ferdiyle bizzat tanışıyor olmasıydı.
Subaru başka bir dünyaya çağrıldığında, Lugunica Krallığı Kraliyet Ailesinin tüm üyeleri hastalığa yenik düşmüştü. Felt’in hayatta kalmış bir üye olduğundan şüphelenilse de o, kraliyet gibi bir şeye dair en ufak bir iz taşımadığı için kendisini öyle görmüyordu.
Bu bağlamda Subaru’nun tanıştığı en yüksek makamdaki kişiler Kraliyet Seçiminde yer alanlar, Bilgeler Konseyi liderleri ya da bir ihtimal Düşes Crusch’tı.
Roswaal da ücra bir bölgenin Uçbeyiydi ki bu da başlı başına yüksek bir pozisyondu. ——Peki bir sonraki hükümdara yönelik seçimde bir Kraliyet Adayı olan Emilia’nınki nasıl bir pozisyona tekabül ediyordu?
Subaru: “…Bir saniye, şimdi gerçeklikten kaçma zamanı değil.”
Subaru, düşünceleri darmadağın ve kaotik bir hâl almadan önce kendisini tuttu.
Her hâlükârda mühim olan Abel’in kendisini İmparator şeklinde tanıtmasıydı. Subaru, ormanlık alanda karşılaştıkları andan bu yana onun sıradan bir insan olmadığı hissini taşıyordu.
Yine de karşısındaki kişinin İmparator pozisyonunda olacağı hayatta aklına gelmezdi.
Eğer ki——
Subaru: “Ehh, gerçekten doğruysa tabii.”
Abel: “Sözlerimden şüphe mi ediyorsun?”
Subaru: “E şüphe etmem çok doğal. Nasıl oluyor da bir ormanın ortasında ülkenin en seçkin kişisine denk geliyorum? Utanmazlığının İmparator düzeyinde olduğuna kolaylıkla inanabilirim, ama…”
Diyen Subaru duraksadı ve Abel’in büründüğü şeytani surat ifadesi karşısında kaşlarını çattı.
Karşılıklı bakışan ikilide Abel’in yalnızca bakışlarının keskinliğinin ifşa olması hiç adil değildi. Sesinde sadece mühim birinin taşıyabileceği bir irade gücü olduğu da kesindi.
Bu dünyada pek çok farklı konumdaki kişiyle irtibata geçen Subaru’nun içgüdüleri bunu teyit ediyordu. ——Yine de mesele bu değildi.
Subaru: “Daha önce de söylediğim gibi. Yüzünü bile göstermeyen bir herife nasıl güvenmemi bekliyorsun ki, ha?”
Açık ateşin karşısında, titreşen alevlerin ötesindeki Abel, Subaru’nun sözlerini değerlendirdi.
Subaru, Abel’in maskeli çehresine sert bir bakış attı ve yanan kampı sersemlikle izlerken eski konuşmalarına atıfta bulundu.
O sıralarda Abel’in yüzü eski paçavralarla örtülüydü ve Subaru, ona aynı şeyi söylemişti.
Abel de en sonunda bunu işitip bağlarını çözmüş ve hür iradesiyle yüzünü sergilemişti.
Abel: “Yorucu bir adamsın, önemsiz meselelerden bahsedip duruyorsun.”
Derken maskesini çıkartıp kenara koydu.
Subaru: “————”
Abel: “Bu küstah bakışlar da neyin nesi? Beni senden çok da farklı kılan bir şey yok.”
Subaru: “…Bu kısmen doğru. Ama düzenleme konusunda Tanrının kinini seziyorum.”
Abel’ın yüzüne dik dik bakan Subaru, ortadaki ironiden etkilenmişti.
Abel ve Subaru’nun benzer olduğu söylenebilirdi. Ancak bu sadece geniş anlamdaydı. Daha incelikli bir şekilde irdelendiklerinde büyük oranda farklıydılar.
Abel parlak siyah saçlar ve etkileyici keskin bakışlarla fena hâlde güçlü bir izlenime sahipti ancak şeytani yüzünün gözlerinizi kaçırmayı zor kılan tuhaf bir çekiciliği de vardı——
İşte Kutsal Volakiya İmparatorluğunun İmparatorunun çehresi bu şekildeydi.
Yine de bu, Subaru’nun tanıdığı bir surat değildi. Kraliyet Seçimi Adayı Emilia’nın Şövalyesiyken bir şekilde komşu bir ülkenin iç işlerine de dâhil olmuştu.
Subaru: “Demek öyle? Ülkenin zirvesinde olsan da suratın…”
Abel: “Beni tanımak için hiçbir sebebin yok. Suratım başından beri İmparatorluk Başkentinin dışında görülmedi. Çünkü bu ülkede kellemi hedefleyen haddinden fazla kişi var.”
Subaru: “Yani kendini korumak için? İnsanları bayağı kinlendirmiş olmalısın, ha.”
Abel: “Hayır. Çünkü İmparatorluk vatandaşlarının öğretisi güçlü olmaktır. İradesizlerin, kırılganların, korkakların ölmesi gerekir… çünkü güçlü olan, her şeye sahip olmayı hak eder.”
Subaru: “————”
Abel: “İmparator pozisyonu da bir istisna değildir. İmparatorluğun bir ulus olarak teşkil ettiği eşsiz gücünün temelidir.”
Çenesini dizlerine bastıran Abel, Volakiya’nın ekstrem ideolojisinden bahsederek Subaru’yu ne diyeceğini bilemez hâle getiriyordu.
Sözleri yanlış değildi. İmparatorluk kampında birkaç gün geçiren Subaru da bunu biliyordu. Todd ve diğer İmparatorluk askerleri büyük ihtimalle Abel’in az önceki sözlerini fazlasıyla takdir ederdi.
Onlar da dâhil olmak üzere tüm İmparatorluk vatandaşları, zaferin her şeyi dengeleyebileceği fikrine içtenlikle inanıyordu.
Var olma biçimleri, “İmparatorluk Çok Yaşa” cümlesinin somutlaşmış hâliydi.
Bunu yerine getirebildikleri takdirde bir kabileyi yok etmek için ormanı yakmaktan yana tereddüt etmezlerdi.
Ve aynı ülkenin vatandaşlarına sürpriz bir saldırı gerçekleştirmek ve askerleri katletmekten yana da——
Subaru: “——Bekle, bu hiç anlamlı değil.”
Abel: “Neymiş o?”
Subaru: “Örneğin… Örneğin, sen gerçekten İmparatorsan, neden İmparatorluk Askerleri kampına saldırdın? Oraya gidip kampın üst düzey yetkilileriyle konuşsaydın…”
Abel: “Aptal. Nasıl böyle bir umursamazlıkla aylak aylak dolaşabilirdim ki? Kendi hayatımı sonlandırmak gibi bir arzum yok. Beni kendinle aynı kefeye koyma.”
Subaru: “Benim de ölmek gibi bir arzum yok. Ama, intihar mı?..”
Subaru, bir İmparatorun kendi ülkesinin askerleriyle konuşmasının neden intihar niteliğinde bir eylem olarak görüldüğünü anlayamıyordu.
Tüm o İmparatorluk Askerleri Abel’in astı olmalıydı. Yani onlarla etkileşime geçmeyi intihar görmesi mantıksızdı. ——Yo, bunu mantıklı hâle getirmenin bir yolu vardı.
O da——
Subaru: “Eğer yanlış duymadıysam… İmparatorluk pozisyonundan mahrum edildiğini mi söylemiştin?”
Abel: “Anlaşılan kaçırmamış, duymuşsun. Ama kendi sözlerimi tekrar etmeyeceğimi de söylemiştim.”
Subaru: “Benimle kafa bulma! Bu önemli bir kısım. Ah, gerçekten de İmparatorluktan tekmeyi yediğin doğru mu…”
Subaru, Abel’in değişmeyen ifadesi karşısında onun da kendisi gibi bir insan olup olmadığından şüphe duymaya başlamıştı.
Çünkü Abel’in içerisinde bulunduğu koşullar Subaru’nun tahmin ettiği gibiyse pratikte umutsuz vaka olmalıydı.
Bu düşünce, Subaru’nun sözlerinin devamını getirme konusunda tereddüt etmesine yol açtı.
Abel: “Düşünce şeklin doğru.”
Ancak Abel başıyla onay vererek rahatlıkla Subaru’nun tereddüdüne değindi.
Nefesini tutan Subaru’nun önündeki Abel’in bakışları hafifçe aşağı kaydı ve yanan alevlere çevrildi. Alevler arasındaki odunlar çatırdıyor ve can çekişiyorlarmışçasına beli belirsiz bir ses işitiliyordu.
Abel tek gözü kapalı şekilde bu sesi dinlerken,
Abel: “Buddheim dışında konuşlandırılan İmparatorluk Askerleri grubu, siyasi rakiplerim tarafından beni ortadan kaldırmak için gönderildi. Kesin konuşmak gerekirse, işte bu işe bulaştın.”
Subaru: “Ama… ama kamptakiler bundan hiç bahsetmemişti. Amaçlarının ormandaki Shudraq Halkıyla müzakere gerçekleştirmek olduğunu söylemişlerdi.”
Subaru, insanların yalanlarını okuma yeteneğine sahip değildi.
Yine de düzinelerce insanın toplaştığı bir ortamda sırf Subaru ve Rem ikilisi gibi yabancıları kandırmak adına hepsinin hikâyelerini eşleştirme zahmetine girmesinin gerçekçi olmadığını düşünüyordu.
Yani İmparatorluk Askerleri—— Todd ve grubu, Shudraq Halkının peşinde olduklarına inanıyordu.
Subaru: “Gerçek amaçları seni ele geçirmek olsa da…”
Abel: “Lafı dolandırma. Bir saldırı planlıyorlardı. Bunu söyleyen sendin. Ve sonra da kendini ve kadınını korumak için Shudraqları ve İmparatorluk Askerlerini bir terazide tarttın.”
Subaru: “Hayır!..”
Abel: “Yanılmıyorum. Çoktan gerçekleşmiş olan şeyler değiştirilemez. O askerler hayata geri dönmeyecek. Ölüler hiçbir şeyden bahsedemez veya yaşayanlar üzerinde etki gösteremezler.”
Subaru: “————”
——Ölüler hayata geri dönmezler.
Subaru, Abel’in bu sert sözcükleri karşısında gözlerini kıstı.
Hiçbir şey bilmediği hâlde canı ne isterse söylemeye nasıl cüret ederdi?
——Ölüleri diriltmenin bir yolu vardı.
O yol da yalnızca Subaru’nun sahip olduğu bir Otoriteyi kullanmaktı.
Subaru: “————”
Subaru Ölümden Dönüş gerçekleştirirse bir ihtimal kampın ortadan kaldırılmasından önceki zamana dönebilirdi.
Bunu yaptığı anda da İmparatorluk Askerlerini uyarabilir ve onları ölümcül kaderlerinden kurtarabilirdi. Ama bunu yaparsa Shudraq Halkının güvenliği tehlikeye girerdi.
Subaru, bedeli diğer tarafın hayatı olmak üzere hangi tarafın ayakta kalacağını seçme ikilemi içerisindeydi. Taban tabana zıtken ikisini de kurtarmak zordu.
Hepsinden öte——
Subaru: “Ben…”
Subaru, onlar için Ölümden Dönüş gerçekleştirecek cesarete sahip değildi.
Her şeyi tekrar etse bile daha başarılı olma ihtimali neydi ki? Bu sefer Subaru ve Rem’in güvende olması, en iyi olmasa da ikinci en iyi ihtimal olarak görülebilirdi.
Bundan daha fazlasını istemekse sonu gelmez bir meydan okumayla yüzleşmekle eşdeğerdi.
Bunu yapmak adına kendi hayatının yıpranmasına izin vermek——
Abel: “Sen esrarengiz dertler taşıyan aptal bir adamsın.”
Subaru kendi sorusunu sorup yanıtlarken Abel’in sözleri ansızın kulak zarlarını dövdü.
Ve bir an için onun ne söylediğini idrak edemeyişiyle gözleri şaşkınlıkla irileşti. Abel karşısından, titreyen alevlerin öbür tarafından Subaru’yu izliyordu.
Bakışlarıyla ona acırmış gibi görünüyordu.
Abel: “Neden daima birilerinin gözüne girmeye çalışıyorsun?”
Subaru: “Gözüne girmeye mi? Böyle yaptığımı mı… söylüyorsun?”
Abel: “Sürekli başkalarına bakıyorsun. Kendini kasıtlı olarak bu şekilde yapılandırıyorsun. Bir savaşçının becerilerini geliştirmesi gibi kendi kalbini de hayırseverlik gibi bir aldatmacayla gizliyorsun.”
Subaru: “——Hık, bu seni hiç ilgilendirmez!”
Abel onu anlarmış gibi konuşurken Subaru’nun içini yoğun bir öfke kapladı.
Subaru’nun kendisi ve Ölümden Dönüş yeteneği hakkında hiçbir şey bilmeyen birinin onun neye üzüldüğünü zerre kadar anlaması bile imkânsızdı.
Subaru’ya ders verilmesi veya acınması için hiçbir sebep yoktu.
Subaru: “Sorumu tamamen yanıtsız bıraktın! İmparatorluk Askerleri Shudraq Halkının peşindeydi. Senden asla bahs…”
Abel: “Bu piyadelere açıklanmayan bir konudur. Sanıyorum ki Komutanlarının bile haberi yoktur. İmparatorun pozisyonunu terk etmiş olması… İmparatorluk dışına sızmasının göze alınamayacağı bir mesele. İmparatorluğun sarsılmasını ne ben ne de beni tahttan indirenler ister.”
Subaru: “————”
Abel: “Ayrıca Shudraqları hedef almaları da kaçınılmazdı. Sonuçta tahttan mahrum edilip başkentten kaçan İmparatora uzanabilecek tek el Shudraqlara ait. ——Dolayısıyla Shudraq Halkını öldürmek, beni kollarım ve bacaklarım kesilmiş şekilde suyun dibine batırmakla eşdeğer bir hamle.”
Abel’in kayıtsız açıklamasının etki etmesine izin veren Subaru’nun soruları eriyip gitti.
Todd ve diğer İmparatorluk askerleri neden ormanı çevrelemişti? Neden askerden arındırmak veya farklı bir şekilde öldürmek için Shudraq Halkıyla müzakere etmeye çalışmışlardı? Subaru tüm bunların nedenini daha yeni anlayabiliyordu.
Subaru: “… Peki Shudraqlar neden güvenebileceğin tek topluluk?”
Abel: “Zamanında bir Volakiya İmparatoru Shudraqları bir çıkmazdan kurtardı. Ve Shudraqlar borçlarını asla unutmazlar. Bir de Yaşam Kaynağı Ritüeli var. Yani onlar benim zafere giden yolum.”
Kabilenin İmparatora olan gurur borcu ve Shudraqların ritüellerine gösterdikleri saygı.
İmparatorluk Başkentinden uzaklaştırılan Abel, bu bahse girmiş ve Shudraq Halkıyla temas kurmaya çalışmıştı. Sonuç olarak siyasi rakipleri, İmparatoru mezara koyma çabasıyla ormana asker göndererek onu bunu yapmaktan menetmeye kalkışmıştı.
Korkunç oranlara sahip bir bahisti, ancak bu kumarı kazandığı söylenebilirdi.
Rakibin beklentilerine mükemmel bir şekilde meydan okuyarak düşmanın kendisini köşeye sıkıştırmış olması gereken ilk dalgasını püskürtmüştü. Ancak Subaru’nun bile bildiği bir şey vardı. ——Rakibin hamleleri bu şekilde sonlanmayacaktı.
Subaru: “Senin ve düşmanlarının savaşı henüz sona ermedi.”
Abel: “Elbette. ——Ben ölseydim sonlanırdı. Ama hâlâ nefes alıyorum. Bu yüzden bana ait olanı geri almak, gitmek ve onları yeniden benim yapmak için tüm gücümü kullanacağım.”
İşte Volakiya İmparatoru Abel’in—— Vincent Abellux’un seçimi buydu.
Subaru’ya kalırsa Abel’e ait olan “şey”, yanında bir yıldızla “ülke” anlamını taşıyor olmalıydı. Abel’in olaylara baktığı ölçek, Subaru için fazla büyüktü.
Bu absürtlüğe yenik düşerken aynı zamanda çok geç de olsa bir şeylerin farkına varıyordu.
Subaru: “Öyleyse planladığın şey… Shudraq Halkını kullanarak bir savaş başlatmak mı!?”
Abel: “Doğru. Onlara iş birliği sözü verdirdim. Bu, Yaşam Kaynağı Ritüelinin ve önceki İmparatorla yaptıkları paktın sonucu. Gururu önde tutan insanları manipüle etmek kolaydır. Benimle birlikte çarpışacaklarına hiç şüphe yok.”
Subaru: “Yani diyorsun ki… tüm bunları yapmak yeterli gelmedi!?”
İmparatorluk tahtını geri almak. Bu uğurda yeni savaşların meydana gelmesi kaçınılmazdı.
Evet, savaş—— İnsanların birbirleriyle savaşacağı, işin ucunda hayatların olacağı azılı bir savaş.
Abel: “————”
Yerle bir edilmiş İmparatorluk Kampı. Subaru’nun bildiği kadarıyla o kampta en az yüz İmparatorluk Askeri vardı.
Abel ve Shudraqlar yalnızca tek bir kampa saldırdıysa kaçabilenler olsa da yüzü aşkın zayiat verilmişti. Bununla sınırlı kalmadıysa sayının bini bulduğu varsayılabilirdi.
——Subaru’nun bilinçsiz hâlde geçirdiği bir iki saatte yüzü aşkın hayat kaybedilmişti.
Subaru: “Sırf bu yüzden…”
Subaru’nun başka bir dünyada geçirdiği günler içerisinde en çok zayiatın verildiği deneyim bu olmuştu.
Beyaz Balinaya boyun eğdirilmesi ve Petelgeuse mücadelelerinde de kurbanlar verilmişti. Pristella’daki savaşlarda kurtarılamayanlar olmuş, daha nice kayıplar gerçekleşmişti.
Ama o önlenemez kayıplara kıyasla burada verilen canların sayısı çok daha fazlaydı.
Bunun yanı sıra savaşan düşmanlar ne Cadı Canavarları ne de şeytani varlıklardı. Hepsi de insandı.
Anlaşmaya varamayacak kişiler değillerdi. Bir diyalog aracılığıyla hemfikir olabilecek tiplerdi.
Subaru: “Peki neden… öldürülmeleri gerekti…”
Abel: “Başka bir yol yoktu. Hepsi bu.”
Subaru: “… Gerçekten öyle mi? Cidden başka bir yol bulmayı denedin mi? Onları öldürüp tüm seçeneklerini ellerinden almadan önce son ana dek başka bir yol bulmak için çaba harcadın mı?”
Abel: “————”
Subaru’nun cılız şikâyetleri karşısında Abel’in gözleri kısıldı.
Bakışları, Subaru’nun düşüncesini dikkatlice değerlendirmekten ziyade neden böyle bir şey yapmak zorunda olduğunu sorgularmış gibiydi. Yani Subaru’nun argümanının temelini sorguluyordu.
Konuşulanları anlamıyor ya da konuşmaya katılmak istemiyor değildi.
Buna rağmen anlam verememe sebebi, Abel’in etik anlayışının Subaru’nunkinden fena hâlde farklı olmasıydı.
Neyse ki Natsuki Subaru o ana dek değerleri kendisinden çok farklı olan biriyle ilişki kurmak zorunda kalacağı bir duruma düşmemişti.
Bu dünyada karşılaştığı kişilerin büyük bir çoğunluğu mantıklı insanlardı. Subaru’ya kulak vermiş, onunla etkileşime girmiş ve fikir alışverişinde bulunmuşlardı. Zamanında aptallık edip bunu anlayamamış, karşısındakilerin inceliğini fark edememiş ve sonucunda her şeyi bir kenara atmıştı. Ama buna rağmen bugünlere dek ulaşmayı başarmıştı.
Farklı değer yargıları nedeniyle anlaşamadığı kişiler çoğunlukla Cadılar veya Günah Başpiskoposlarından ibaretti.
Bununla birlikte onları “farklı” varlıklar olarak tanımlayıp ahlaki değerlerini eleştirmeden devam edebilmişti.
Ancak Abel başkaydı. Shudraq Halkı ve İmparatorluk Askerleri de öyle.
Kötü bir niyetleri yoktu, ölüm veya yaşamla oyun oynamıyor ve bencil sebeplerle muazzam bir güç uygulamıyorlardı.
Temel ilkeleri dışında, tıpkı Subaru gibi, insancıllardı.
Ama buna rağmen——
Subaru: “… Benim, tek isteğim Rem’i evine götürebilmek.”
Abel’in tahtını geri alma savaşı başlayacaktı.
Bu başka birinin meselesi veya bir biyografi vb. bir şeyde detaylandırılmış geçmiş bir olay olsaydı Subaru, heyecan içerisinde sayfaları çevirmeye can atardı.
Ancak bu yaşananlar gerçekti.
Güveneceği hiç kimsenin olmadığı yabancı bir ülkede, o ülkenin temellerini sarsacak şiddetli bir iç mücadele başlamak üzereydi. Bu duruma müdahale edip tarihi değiştirmeye çalışmak gibi bir şey Subaru’nun aklının ucundan dahi geçmiyordu.
Onun amacı Rem’i alıp Lugunica Krallığına dönmekti.
Bir an önce Emilia ve Beatrice’le, Roswaal’ın malikânesindeki arkadaşlarıyla buluşmaları gerekiyordu. Rem’in uyanışını kutlamaları ve nasıl ilerleyeceklerini tartışmaları gerekiyordu.
Bunun dışında hiçbir meseleye ayak uyduramazdı.
Subaru: “——Bana en yakın şehrin veya köyün konumunu söyle. Ben oradan dönüş yolunu bulurum.”
İki eliyle yanaklarına vuran Subaru, kararlı olduğu amacını dile getirdi.
Onu işiten Abel’se hafif bir iç çekişle karşılık vererek,
Abel: “Hah, mantıklı. Ama kolay bir yol olmayacak.”
Subaru: “İster kolay olsun ister zor, eğer gerekliyse o yolu yürüyeceğim. Mümkünse asfalt olmasını yeğlerim tabii.”
Abel: “Hmph.”
Homurdanan Abel’in önünde duran Subaru, kuvvetle yanağının içini ısırdı.
Beynini acıyla uyararak yükselen şüphelerini bastırdı ve önüne döndü. Kımıldamadan durmayı sürdüren Abel’e baktı.
Yalnız İmparator da tek gözünü kapalı tutup Subaru’yla göz göze geldi.
Subaru: “Sana hâlâ teşekkür edemedim. İzlediğin yöntem bir kenara, Rem’i kurtardığın için teşekkürler. Bunun için sana minnettarım.”
Abel: “Yalnızca o kız değil, başka biri daha kurtarıldı.”
Subaru: “Ona gerek yoktu… Sayende endişelerim bir süre daha olduğu gibi kalacak.”
Elbette Rui İmparatorluk Kampında kaybolmuş olsa bile Subaru’nun problemleri sorunsuzca çözülmüş olmayacaktı. Mesele yalnızca Rem’le arasındaki problemlere indirgenecek olursa ilişkilerinin daha da gergin olma ihtimali son derece yüksekti.
Subaru, hangisinin daha iyi olduğunu bilmiyordu. Ve bunu bilmediği için——
Subaru: “Kabul ettiğim yolu seçeceğim. Bu konudaki hislerim karışık olsa da… sen de elinden gelenin en iyisini yap. Ama Shudraq Halkı…”
Abel: “Onları bu işe dâhil etmemem gerektiğini mi söylüyorsun? Her hâlükârda, sen ve ben müdahale etmeseydik onları bekleyen şey kavrulmuş bir orman olacaktı. Bu artık onların da mücadelesi hâlini aldı.”
Subaru: “————”
İnkâra yer yoktu.
Çoktan kendilerini korumak için savaşmaya mecbur bırakıldıkları bir pozisyona düşmüşlerdi.
Fakat——
Subaru: “Benim için imkânsız… Asla senin gibi olabileceğimi zannetmiyorum.”
Kafasını sallayan Subaru, Abel’e bakarak mırıldandı.
Abel’in bir gözü kapalıydı—— Ve kapalı gözkapağı bir öncekinin tam tersiydi. Daha detaylı açıklamak gerekirse, Abel’ın göz kırpma şekli benzersizdi. Tek gözünü kırpıyor, iki gözünün aynı anda kapanmasına asla izin vermiyordu.
Subaru, bunu gerçekten de iki gözünün bir saniyeliğine dahi kapanmaması için yaptığını fark etmişti.
Subaru, Kılıç Kurdu İmparatorluğunun zirvesindeki kişi olarak sırf hayatta kalabilmek adına bu tarz alışkanlıklar geliştirmesini gerektiren bir dünyada yaşayan Volakiya İmparatorundan korkuyordu. Bu saygıyla karışık bir korkuydu.
Hiç şaşırtmayacak şekilde tek gözü kapalı hâlde Subaru’nun mırıltılarını dinleyen Abel,
Abel: “E doğal olarak. Ne sen ne de bir başkası benim yerime geçebilir.”
Dedi.
△▼△▼△▼△
Shudraq Halkının yanından ayrılan Subaru ve grubu, Buddheim Ormanına en yakın şehre yönelecekti.
Bu kararı Subaru almıştı. Etrafını sarıp onu dinleyenlerin tepkileriyse beklenmedik derecede ılımlı olmuştu.
???: “Anlıyorum. Üzücü olsa da yoldaşımın kararı olduğu için yapacak bir şey yok.”
Mizelda’nın Subaru’nun söylemek zorunda olduklarını işittikten sonra verdiği tepki bu olmuştu.
Subaru’nun kararını saygıyla desteklemişti ve asil çehresi, tıpkı sözlerinin belirttiği üzere belli bir üzüntüyle renklenmişti.
Açıkçası Subaru, açıklamasını “Savaşmıyorsan savaşçı değilsindir!” tarzı bir sözlü tacize karşı kendisini hazırlayarak yapmış, bu yüzden kızın düşünceliliği karşısında kendisini iyice kötü hissetmeden edememişti.
Şefin iznini aldıktan sonra da karşısına çıkabilecek hiç kimse kalmamıştı.
Mizelda’dan daha üzgün görünen Utakata’nın varlığı Subaru’nun gitmekten yana tereddüt etmesine yol açmış, birileri saçlarından tutup çekiyormuş gibi hissetmişti. Ama bu, orada kalması için bir sebep teşkil etmemişti.
Utakata: “Suu bir yerlere gidiyor. Uu buna üzülüyor…”
Subaru: “Evet, ben de üzgünüm… Hey, bundan böyle neler olacağını biliyor musun?”
Subaru, kolunu tutan kızın kafasını okşayarak bu soruyu sormuştu.
Değerlerine ve birlik duygularına dair en ufak bir şüphesi yoktu ve Mizelda’nın kararının kabilenin kararı olduğu da kesindi fakat Utakata daha çok gençti.
Yani hiçbir şey anlamadan çevresindekilerin akışına kapılıp bu işe sürükleniyorsa——
Utakata: “——? Bir savaş başlayacak. Uu da Mii, Taa ve diğerleriyle birlikte savaşacak.”
Subaru: “…Anlıyorum.”
Utakata sırtındaki yayı gösterip böyle söylerken Subaru iç çekmişti.
Küçük çocukların cahil kalmasını isterdi. Ancak beklenildiği üzere bu tarz bir aldatmaca, bu orman için geçerli olmayan safça bir düşünceydi.
Her şeyden önce Utakata, zamanında zehirli bir okla Subaru’yu indirmeyi başarmış biriydi.
Öyle görünmüyor olsa da kesinlikle bir Shudraqtı. Savaşma ve rakibini öldürme kararlılığına sahipti.
Yine de——
Subaru: “Ölme, Utakata.”
Utakata: “Uu ölmeyecek! Sen de ölmeyeceğinden emin ol. Ve elinden gelenin en iyisini yap.”
Onu neşelendirmeye çalışsa da karşılığında daha da cesaretlendirici bir ses işiterek tıkanmış, cılız bir gülümsemeyle karşılık vermeyi ancak başarabilmişti.
Tamamen dürüst olmak gerekirse Subaru, Abel ve Shudraqların kendilerini bekleyen mücadelede başarılı olma ihtimallerinin ne kadar olduğunu kestiremiyordu.
İmparatorluk statüsünden yoksun bırakılan Abel’ı hedef alan rakipleri, Buddheim Ormanı’na bir boyun eğdirme kuvveti göndermişti.
Bu da demek oluyordu ki düşman, İmparatorluğun savaş gücünü oluşturan güçlerin etrafında kendi takdirine bağlı olarak hareket edebilecekleri bir durumdaydı. Abel’in elindeki güçse Shudraqlardan ibaretti ve onlar da yüz kişiden az, ufak bir topluluktu.
Elbette Abel’in İmparatorluk Kampına tek taraflı bir saldırı başlatmak ve onları geri çekilmeye zorlamak için kullandığına benzer, başka dünyaya ait, akıl almaz bir plan kullanarak zafer üstüne zaferi art arda sıralama olasılığı vardı ama——
???: “——Her şey hazır.”
Subaru: “——Hık,”
Subaru, zihniyetini değiştirerek bu düşünceleri sözüm ona zihninden atıp kontrol ederken birileri kenardan bu şekilde seslendi.
Subaru’nun anında arkasını dönüşüyle omuzları sarsılırken onun hızı karşısındaysa konuşan kişinin gözleri irileşti.
???: “——? Mesele nedir? Neden bu kadar şaşırdın?”
Kaskatı kesilmiş Subaru’nun yüzüne bakarak böyle söyleyen kişi Rem’di.
Bir elinde tahta bir baston, sırtında da ufak bir çanta taşıyan Rem, tıpkı Subaru gibi ormandan ayrılmaya hazırlanmıştı.
——Evet, Subaru ormandan ayrılmayı seçtiğini söylediğinde ona hiç beklenmedik bir karşılık veren kişi, Rem’in ta kendisi olmuştu.
Dürüst olmak gerekirse Subaru, Rem’in kendisine inatla karşı çıkacağını ve onu ikna etmesi gerekeceğini düşünmüştü.
Kendisini en kötü senaryoyla Rem’i uyurken zor kullanarak sırtlanmaya ve gecenin sağladığı korumayı fırsat bilerek Shudraq Köyünden kaçmaya hazırlamıştı.
Ancak Rem’in reddedilme beklentisiyle koşullarını açıklayan Subaru’ya verdiği tepki şaşırtıcı şekilde basit olmuştu.
Rem: “——. Anlıyorum. Yarına kadar hazırlıkları tamamlarım.”
İşte bu yüzden Subaru, seyahat hazırlıklarını tamamlamış olmasına rağmen Rem’e bakıp da bunların gerçek olduğunu kabullenemiyordu.
Rem: “…Ahh?”
Subaru: “Ah! Yo, pardon, ben iyiyim. Hı hı, hazırlıkların da gayet iyi görünüyor. Güzel, güzel.”
Rem: “Ha?”
Subaru: “Yani, güvenilirsin diyorum. Teşekkür ederim. Bu kadar sorumlu biri olduğun için çok şanslıyım.”
Cevabı öyle tuhaftı ki Rem, Subaru’ya şüpheli bir bakış atmıştı.
Subaru’nun Rem’in gözüne girmek gibi bir arzusu yoktu. Rem’in direnç göstermeyişiyle kurtulacağı bir durumda olduğu için elbette ki şu anki ilişkilerini sürdürmek, Subaru için en arzulanası şeydi.
Bununla birlikte Rem’in kendisine ısınması da fena olmazdı.
Subaru: “————”
Ama bunu daha sakin bir ruh hâlindeyken yeniden test edebilirdi.
Şimdilik içten düşüncesi, havada yoğun bir şekilde asılı duran savaşın varlığından bir an önce uzaklaşmak istediği şeklindeydi.
Rem: “Ee, sen hazırlıklarını tamamladın mı? Gitmek konusunda isteksizleşecek vakti bulmuşsun gibi görünüyor ama…”
Subaru: “Yo, her şey yolunda. Zaten çok fazla eşyam yoktu, onların da çoğunu sen taşıyacaksın.”
Rem: “…Ama, beni de sen taşıyacaksın.”
Ses tonu alçalan Rem, açıklık alana yerleştirilmiş olan el yapımı, ahşap yapıya kaçamak bir bakış attı.
O şey, Subaru’nun seyahat ederken Rem’i sırtında taşıması için bir araya getirilip örülmüş kalın dallar ve sarmaşıklardan oluşan tahta bir oturaktı.
Rem bastonunu kullanarak zar zor da olsa yürüyebiliyordu ama buradan en yakın şehre gerçekleştirecekleri yolculuk birkaç günlerini alacaktı.
Ve Subaru, Rem’le aynı hızda yürüdüğü takdirde bunun ne kadar vakit alacağını bilemiyordu. Bu yüzden de Subaru ve Shudraqların iş birliğiyle bu ahşap yapı yaratılmıştı.
Subaru: “Bayağı amatör bir iş oldu ama dayanıklılığından yana sorun çıkmasa gerek. Senden daha ağır olan Taritta-san’la da denedim, yani…”
Rem: “Ağırlık hafiflik falan beni gerçekten ilgilendirmiyor ama Taritta-san’a kabalık ettiğini düşünüyorum.”
Bir kez daha Rem’in hoşnutsuzluğuna maruz kalan Subaru, kuru bir kahkaha eşliğinde yanağını kaşıdı.
Ve sonra da bakışlarını Rem’in arkasına—— yolculuk arkadaşları olan Rui’ye çevirdi. Söylemeye gerek olmadığı üzere Subaru Rem’i yanına alacaksa Rui’nin de peşlerine takılması kaçınılmazdı.
Subaru: “Tüm Shudraqlara bir bomba bırakmam mümkün değil sonuçta…”
Hâl böyle olmasa bile bir Günah Başpiskoposunu gözünün önünden ayırması tamamıyla mantıksız olurdu.
Daha önce Rui’den gözlerini ayırdığı pek çok örnek olmuştu ve bu da onun gerçek doğasını ortaya çıkarmak için birçok fırsat bulduğu anlamına geliyordu ama Subaru, bundan sonra bunu yapmasına izin vermek istemiyordu.
Rui’nin tavırlarının rol değil, gerçek olduğuna inanmaya başlamış olsa bile durum buydu.
Rui: “Aah, uuu.”
Söz konusu kız, uzun saçlarını başının arkasında bağlamış ve beyaz kıyafetlerini tamir ettirmiş, kılık kıyafeti ona bambaşka bir hava katmıştı.
Görünüşe göre Shudraqlar köylerine giren Rui’ye bağlanmış ve tamir edilen kıyafetleri de onlardan bir hediye olmuştu.
Subaru: “Kabilenizi bizim için hemen hemen her şeyi yapmaya zorladığım için üzgünüm.”
Mizelda: “Endişe etme, Subaru. Sen Yaşam Kaynağı Ritüelinin üstesinden gelerek ruhunun ışıltısını sergiledin. Gücümüzü sana ödünç veriyor olmamız, yoldaşımız olarak seni onurlandırma arzumuzdan kaynaklanıyor.”
Subaru: “Yoldaş…”
Subaru, kollarını kavuşturarak kendisini uğurlamaya gelen Mizelda’nın sözleri karşısında bakışlarını yere indirdi.
Böylesine dostane bir şekilde kendisine yoldaşım diyen Mizelda’yla yüzleşmesi mümkün değildi. Sonuçta onları çetin bir savaşın beklediğini biliyordu ve Shudraq Halkını bu işe bulaştıranlardan biri olduğunun da farkındaydı, buna rağmen buradan kaçmaya çalışıyordu.
Peki kabile tarafından tarif edildiği gibi asil, onurlu bir yoldaş böyle bir şey yapar mıydı sahiden?
Mizelda: “Bu konuda canını sıkma, Subaru.”
Ancak Mizelda, onun içinden geçenleri tahmin etmişçesine böyle söyledi.
Subaru: “Mizelda-san…”
Mizelda: “Biz değerimizi kanıtlamak için savaşırız. Bununla birlikte, geleceğimizi son ana dek kıymet verdiklerimizi koruyarak şekillendiririz. Bu, kabilemizi korumamız için gereken bir düşünce şekli.”
Subaru: “————”
Mizelda: “Rem ve Rui’yi koru. Yoldaşımızdan beklediğimiz onurlu davranış bu.”
Subaru, Mizelda’nın dobra sözleri karşısında göz kenarlarının ısınmaya başladığını hissetti.
Rui konusunda yanıldığını söyleyerek Mizelda’nın lafını düzeltmeyiyse istemedi. Hiç değilse rolünü yerine getirip Mizelda’yla diğerlerinin beklentilerine karşılık vermeliydi.
Gerçi Shudraqlarla bir daha asla karşılaşamayacaktı ama——
???: “Biz hazırız~. Yola koyulmak için iyi bir fırsat~.”
Subaru Mizelda tarafından teşvik edilirken uçları sarı saçlara sahip olan ve ellerini abartılı şekilde sallayan bir kadın—— yani Holly, koca bir sırıtışla Subaru’ya seslendi.
Yanında da ince yapılı, saçları yeşile boyanmış bir kadın olan Kuna vardı. Neşeli Holly ve onun aksine suskun görünümlü Kuna. Subaru’nun grubunun korumaları bu ikiliydi.
İki Shudraq kadınının yolculuk esnasında Subaru, Rem ve Rui’yi koruması ve Guaral’a—— yani en yakın kasabaya ilerlerken saldırıya uğramamalarını sağlamak için ayarlamalar yapılmıştı.
Subaru: “Korumalar için aşırı minnettarım ama bu kadarı da çok fazla gibime geliyor. Yine de…”
Burası yabancı bir ülkeydi ve Subaru, yalnızca birkaç günlük süre içerisinde birden fazla ölüm tatmıştı.
Bunun eşsiz bir durum olduğunu inkâr edemezdi ama en güvenlisi tedbir almak olacaktı. Subaru bir savaşçı olarak kendi yeteneklerine güvenecek güce sahip değildi ve Rem’le Rui’ye bel bağlamak da meyve vermezdi.
Kuna hakkında hiçbir şey söyleyemezdi ama Holly’nin hiç çaba sarf etmeden bir kaya kaldırdığına kendi gözleriyle tanık olmuştu. Yani yolculuklarına korumalık etmek için fazlasıyla güvenilirlerdi.
Ve bir de——
Subaru: “——Rem, herhangi bir yerin acıyor mu?”
Subaru, tahta oturağı kaldırırken omzunun ardından Rem’e seslendi.
Aralarında oturak olacak şekilde sırt sırta verdikleri için olduğu yerden Rem’in yüzünü görmesi mümkün değildi. Vücudunu desteklemek adına yumuşak yapraklar ve kumaşlardan biriktirmeye de çalışmıştı ama yolculuklarının uzun süreceği düşünülünce bazı elverişsizlikler olacaktı.
Rem: “Ben iyiyim… Sen ne durumdasın?”
Subaru: “Kendimi az çok hazırladım… diyebilirim. Dayanıklılığım tamamen geri dönmedi ama ne olur ne olmaz diye Holly ve Kuna’nın elleri boş kalsın isterim.”
Her şeyden önce iki Shudraq eşlikçinin varlığından ötürü son derece minnettardı ama bir de Rem’i taşımalarını istemek gibi bir şeye hayatta cüret edemezdi.
İnatçılığını sergileyen Subaru, onun tarafından taşınan Rem ve Rui, grup olarak dizilmişti. Ve hafif giyim kuşamlarına rağmen hazırlıklarını tamamlamış olan Holly ve Kuna’nın da eşlik edişiyle birlikte tüm grup ayaklanmıştı.
Ardından Shudraq Halkı, köyün girişinde toplaşmaya başladı.
Mizelda: “Peki öyleyse, yoldaşımız Natsuki Subaru’nun dinginliği ve amacı tamamına ersin.”
Shudraq Halkı: “——Tamamına ersin!”
Başı çeken Mizelda’nın bağrışıyla birlikte diğer Shudraqlar da onu takip etti.
Rüzgârın estiği ve bölgeyi kapladığı hayaline kapılan Subaru’ysa gülümseyen bir yüzle “Eveeet!” diyerek heveslerinin karşılığını vermeyi ihmal etmedi.
Subaru: “Teşekkürler millet. Kendinize iyi bakın ve mutlu kalın!”
Bunu söylediği anda da bunun korkunç bir aldatmacayla dolu bir veda olduğunu idrak etti.
Kabileyi bekleyen çalkantılı yolu düşününce “mutlu kalın” kelimeleri kulağa fazla sığ ve anlamsız geliyordu.
Ancak bundan öte bir şey söyleyemezdi. Bundan öte bir şey dileyemezdi.
Bu hoş, canlandırıcı kadınların hayatlarını sürdürdükleri sürece mutlu kalmasını umuyordu.
Subaru: “————”
Bu umutla birlikte gözleri, grubunu uğurlamaya gelenlerin arasındaki o hayırsız, maskeli adamı aradı.
Lakin ortalıkta görülmemesi çok normaldi.
Onları uğurlayacak tarzda biri değildi, Subaru’yla aralarında böyle bir şeyin bir parçası olmasını gerektirecek bir ilişkileri de yoktu.
Zaten Subaru onu görse bile ona söyleyeceği bir şey olmayacaktı.
İşte bu yüzden——
Subaru: “——Hadi gidiyoruz!”
Rui: “Uu!”
Subaru’nun bunu söyleyişiyle aynı anda, neredeyse çaresizce bir şekilde, Rui’nin güçlü sesi yükseldi.
Ve sonra da Subaru’yla grubu, Shudraq halkından ayrılarak gerçekleşmekte olan savaştan uzaklaşmak adına ilk adımlarını atıp en yakın şehir olan Guaral’a doğru yola düştü.
#Shudraqları sevmiştim, onları savaşa göndermek ve veda etmek hoş olmadı. Gerçi bir yanım bu cildin olaylarına adapte olurken bir yanım da artık ülkenize geri dönün de yoldaşlarımızı görelim diyor. Geçen cildi Emilia, Beatrice, Ram ve Julius’un ekibiyle geçirdikten sonra şu an sadece hafızasını yitirmiş bir Rem olması eksik geliyor. Otto, Garfiel, Petra gibi tipleri de özledim. Bakalım bu cildin sonuna dek hiç değilse bir kısmıyla kavuşabilecek miyiz… Hadi okumaya devam!


Bu arc baya uzuuunn olacak ve sevdiğimiz birçok karakterden uzak kalacağız…
Önceki arc genel olarak karakter gelişimiydi yazar şimdi bu arcda ne konuda kafa yoracak merak ediyorum.