
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Mazrain
Redaktör: Bertiel
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç, Muhammet Ali T, Latife Ş, aLorex, Faruk Y, Kerem, Efe Ö.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
???: “…Yani, o kadından ejderha şeklindeki cevheri almanı istiyorum. Ödül on kutsal altın sikke olacak… Bu işi kabul etmen için yeterli mi?”
Daha iyisi olamazdı. İşi veren siyahlar içindeki kadınla el sıkıştım.
Tüm o numara yollu dalgınlığına rağmen bir yılan gibi avını izleyen bakışları var, diye düşündüm.
Yine de burası gecekonduydu, buralarda bir şeyler çalmanı isteyecek düzgün insanlar pek çıkmazdı zaten.
Durumun detaylarını sormadım çünkü bilmeme gerek olmadığına dair aramızda sessiz bir anlaşma yapmıştık.
Bu yüzden sadece hedefin dış görünüşü, olası konumu ve çalınan malın nereye teslim edileceği hakkında konuştuk ve başka soru sormadan ayrıldık… Açıkçası bundan memnun olmalıydım.
Ne de olsa on kutsal sikke değerinde, önemli bir işti bu. Şimdiye kadar ayak işlerinden yaptığım birikimden katbekat fazla, devasa bir ödüldü; bu fırsatın elimden kaçıp gitmesine izin veremezdim.
Bu dünyada bir şeyler yapmak istiyorsan paraya ihtiyacın vardır. Mutlu olmak için paraya ihtiyacın vardır.
Günlerimi bu ezikler yuvasında geçirmeyi reddediyorum. Bir gün kesinlikle buradan çekip gideceğim, böyle kasvetli bir yerde yaşamaktan gına geldi artık.
???: “Bu ödülle, birikimlerimle ben…”
Artık Başkentin gölgelerinde gizlice süzülüp durmak zorunda kalmayacaktım. Hiçbir endişe duymadan güpegündüz dışarı çıkabilecektim.
Sadece ben de değil, bir gün kesinlikle…
2
Doğup büyüdüğüm bu şehir, anlaşılan krallığın en büyük kısmıymış ve adına da “Başkent” deniyormuş. Açıkçası diğer şehirleri hiç bilmesem bile, yine de burayı fazlasıyla büyük olduğunu düşünürdüm.
Yine de Başkentte yaşıyor olsam da burası en alt tabakadaki gecekondu mahallelerinden birisi, gölgelerin toplandığı aptalca bir yer burası. Başkent dünyasının pek bir cazibesi yok burada doğrusunu isterseniz.
Başkenti en iyi şöyle tarif edebilirim: Soylular Bölgesi; zenginlerin evlerinin sıralandığı ve etrafta gizlice süzülerek üç beş kuruş kazanabileceğim bir yer, altındaki Halk Bölgesiyle arasında dünyalar kadar fark var; Ticaret Bölgesi ise tek bir bakır para kazanmak için her şeyi yapabilecek gözü aç dükkânlarla dolu. En nihayetinde, en altta da bizler gibi gecekondu mahallelerinden gelen ve üstümüzdekilerden bir şeyler çalmak için çaresizce çabalayan insanlar bulunuyor.
Zayıflar yem olup gider, dünyanın demir kuralı budur. Hayatta kalmak için sadece kendi gücüne güvenebileceğin gecekondularda bu durum daha da geçerlidir. Benim durumumda ise başkalarının ceplerinden bir şeyler aşırmak için kıvrak ellerimi kullanıyordum.
İlk başlarda, sokakta yanımdan geçen birinin para kesesini çalmak gibi ufak tefek işlerdi yaptığım. Bir noktada işi büyüttüm ve insanların talepleri doğrultusunda hırsızlık yapmaya başladım.
Farkına vardığımda usta bir hırsız olmuştum bile. Artık bunu sadece para kazanmak için yapmıyordum, daha büyük bir amaç uğruna çalışıyordum. Adım adım o amaca yaklaşıyordum, bundan emindim.
…Derken bu önemli iş kucağıma düşüverdi ve şimdi hedefime sadece tek bir adım uzaktayım.
On kutsal altın sikke. Tabii ki ödül ne kadar yüksekse çalması da bi’ o kadar zordur. Ama böyle bir şeyden korkacak kadar saf değilim. Gecekondulardan kaçmak için harika bir fırsat ve bu kadarı bile yeterli.
Sonra…
Felt: “——Her tarafı açıklarla dolu bu kadının peşinden gitmek gerçekten de sorun olmaz mı?”
Sokakta geçen bu konuşmayı duyunca tarif edilen kadını aramak için başımı çevirdim.
Üzerine altın kuşlar işlenmiş beyaz kıyafetler ve uzun, göz kamaştırıcı gümüşi saçlar. Kıyafetleriyle görünüşü de sıra dışı ve dikkat çekici olsa da dikkatim başka bir yerdeydi sanki.
Felt: “Sanki biraz ürkek… taşradan gelmiş gibi.”
Kadın, sokağın kenarından dikkatlice yürürken huzursuzca etrafına bakınıyordu. Ben de Başkentin çamurunda yoğrulup büyüdüğümden ötürü, Başkente yabancı olan ve bu yüzden kolay lokma olanları hemencecik anlayabiliyordum.
Yılların deneyiminden gelen sezgilerim bana onun bariz bir taşralı olduğunu söylüyordu. Etrafına karşı temkinli olmaktan ziyade, kalabalığın kendisini yutacağından korkuyormuş gibi bir hava veriyordu. …Savunmasız hâli, ıstırap içindeymişçesine başımı ellerimin arasına alacak cinstendi.
Felt: “Tahmin ettiğim gibi, Gri-san’ın peşine düşmemiz için bayağı kişi toplamış…”
Kadını takip ederken mesafemi koruyordum ki az önce gördüğüm yüzler sokaklarda belirmeye başladı.
Onlar da benim gibiydi, gözlerini bu savunmasız kadına dikmiş hırsızlardı. Başkente bu kadar yabancı birinin etrafına haydutların bir anda üşüşmesi son derece doğaldı. Alması gereken acı bir ders olacaktı bu.
Felt: “Sizin için onu çalmak bugünkü karın tokluğunu çıkarmak olabilir ama ben alırsam on kutsal sikkeyle havamı atarak çekip giderim!”
Çekip gitmeye zorlamak için nasıl tehdit etsem diye ciddi ciddi, kara kara düşünüyordum. Gerçi bu heriflerin çoğu takip işinde berbat olduğundan ötürü, birinin sırtına bıçağı saplayıvermek çok kolay olurdu.
Ama tam harekete geçmeye hazırlanırken——
Felt: “?..”
Kadını takip eden adamlardan birinin yüzünde şaşkın bir ifade belirdi ve etrafına bakındı. Sonra kafasını yana eğip yönünü değiştirdi ve kadını tamamen unutmuş gibi sokaklarda gözden kayboldu.
Sadece o adamla bitseydi tecrübesizlik deyip geri çekildi denilebilirdi ama diğerleri de birer birer gitmeye başlayınca işin rengi değişti.
Felt: “Ne?.. Neden hepsi teker teker ortadan kayboldu?”
Baktığımda kadının peşine düşeceğini düşündüğüm herkes sırra kadem basıvermişti.
Geriye sadece iki kişi kalmıştı. Az önce birtakım insanların hedefi olduğundan tamamen habersiz, tasasız kadın ile arkasından güvenli bir mesafeyi koruyarak takip eden ben.
Az önce ne olduğunu anlayamayarak kadını arkasından inceledim. Dikkatle baktım, baktım da baktım—— ve aniden kadının silüeti bulanıklaştı. Kafamı salladım.
Felt: “Az önceki de neydi ki?..”
Bayağı garip bir his. Büyü falan olmalı diye düşündüm.
Rom-jii bana bu dünyada uzaktaki insanlarla konuşabilen aynalar, uçan palyaçolar ve hatta insanların içinden geçebileceği duvarlar olduğuna dair hikâyeler anlatmıştı. O kadın da muhtemelen bu tarz büyüler kullanabiliyordu.
Felt: “Demek bu yüzden Başkentte bu kadar savunmasızca dolaşabiliyormuş—— sıçtık, bu kötü işte.”
Önümde Başkentte rahatça gezinen bir kadın vardı ama eskisinin aksine, artık ona uzaktan bakmak bile ürpermeme sebebiyet veriyordu.
On kutsal sikkeden bekleneceği gibi, işi bana o kadar kolay yâr etmeyecekti.
Felt: “Pekâlâ, mademki böyle oynuyorsun, sana yenilmem. O cevheri kesinlikle alacağım…”
Yeniden hırslanarak ellerimi sıkıp kadının peşinden koşmak üzereydim ki kalakaldım.
Çünkü——
Felt: “Ah, çok özür dilerim.”
Sokakta kendisine çarpan herifin tekine mahcup bir şekilde özür diliyordu. Önüne dikkat etmediği için utandığı sanılabilirdi ama durum öyle değildi. Diğer herif bunu bilerek yapmıştı.
Tam o anda, o adam kadının para kesesini kaşla göz arasında çalıverdi.
Felt: “N’oluyor be?! Ah, siktir! Yapacak bir şey yok o zaman!”
Sinirle kafamı kaşıyarak istemeye istemeye öne doğru atıldım.
Peşinden koştuğum kişi Başkentte neşeyle gezinen kadın değil, kadından keseyi çalan adamdı.
Aynı hedefe sahip olmamıza rağmen onun benden önce davranması gururuma dokunuyordu.
Üstelik istenen cevher o kesenin içindeyse… bu olabilecek en kötü senaryoydu.
Gözümü kısa bir süreliğine ondan ayırsam bile, o kadın kadar göze batan birini kaçırmak zordu. Bu yüzden önceliği, Gecekondulara girdiğinde bir daha kolay kolay bulunamayacak olan o hayduda vermeliydim——
Felt: “Hareketleri fena değil ama ara sokaklar benim arka bahçem sayılır.”
Kalabalığa karışma becerisi benimkine kıyasla amatörceydi, bu yüzden kaçtığı sokağın çıkışında bekleyerek onu gözden uzak bir yerde sıkıştırmayı planlamıştım.
Felt: “——Anlaşılan dişine uygun olmayan birine bulaşmışsın.”
Ama haydudun boğazına dehşet verici derecede ihtişamlı bir kılıç dayamış, korkunç bir ihtiyar dikilmişti bile.
İhtiyar, tepeden tırnağa iyi dikilmiş siyah resmî bir kıyafet içindeydi. Söylediği sözlerin içeriğine kıyasla sakin görünse de bu sakin izlenim, havada tuttuğu kılıcın gaddarlığıyla tamamen gölgeleniyordu.
Her şeyden öte vücudu belirgin bir aura yayıyordu, son derece tehlikeli insanlara özgü bir şeydi bu.
Başkente çok nadiren de olsa bu tarz bir hava yayan insanlar gelirdi ve bundan nefret ederdim. Devriye muhafızı kılığına girmiş olabilirlerdi ya da Ticaret Bölgesindeki bir dükkânın güvenliği gibi davranabilirlerdi—— bu ihtiyar da onlardan biriydi.
İhtiyar: “Çaldığını çıkar. Bunu yaparsan gitmene izin vereceğim.”
Konuşurken yüzünde bir gülümseme vardı ama gözlerinde en ufak bir neşe belirtisi yoktu.
Kendisine dik dik bakılan herif muhtemelen çoktan altına kaçırmıştı, kılıç boğazından çekilir çekilmez para kesesini aceleyle ihtiyarın uzattığı eline bıraktı ve arkasına bakmadan kaçtı.
Öte yandan ben kaçmayı becerememiştim ve “şimdi ne yapacağım” der gibi şaşkın bir ifadeyle orada kalakalmaktan başka çarem yoktular.
İhtiyar: “Seninle aynı fikirdeymişiz desene, Küçük Hanım.”
Yutkundum.
Karşımda duran ihtiyar nazikçe aşağıya, bana doğru baktı ama onun o gülümsemesini kötü niyetten başka bir şey olarak göremiyordum. Gerçekten beni yiyeceğini sandım.
İhtiyar: “Ne kadar da keskin zekâlı bir çocuk. Anlaşılan hâlâ öğrenecek çok şeyim var… Pekâlâ, al bakalım.”
Bunu dedikten sonra ihtiyar keseyi bana uzattı. Hemen kabul ettim ve tahmin ettiğimden ne kadar hafif olduğuna şaşırdım.
İhtiyar: “Lütfen bunu sahibine geri ver. Eğer ben geri verirsem işler biraz karmaşıklaşabilir.”
Felt: “E-Emin misin? Bunu alıp kaçabileceğimi düşünmüyor musun?”
İhtiyar: “Buraya kadar kovalama zahmetine girdin ne de olsa. Hem öyle bir şey yapmazsın, değil mi?”
İhtiyarın bakışları sadece bir anlığına keskinleşse de sanki kalbim avuçlanmış gibiydi. Kafamı sallamaktan başka çarem kalmamıştı. Bunu görünce memnuniyetle başını salladı ve yanımdan geçerken kaba avucuyla başımı okşayarak sokağa doğru yöneldi.
Felix: “Aah! Aşk olsun Wil-jii, nereye gittin nya? Feli çok endişelendi, biliyor musun nya?”
İhtiyar: “Üzgünüm, araya bazı can sıkıcı işler giriverdi.”
Ana caddeye döner dönmez ihtiyarın birinden özür dilediğini fark ettim. Ancak arkama dönüp bakmadım çünkü buradan bir an önce gitmek—— daha doğrusu kaçmak için acele ediyordum.
Arada sırada böyle şeyler olurdu, bu yüzden Başkent korkunç bir yerdi. İnsanların çok olduğu yerler, bu tarz tehlikeli insanların ortaya çıkma ihtimalinin daha yüksek olduğu anlamına geliyordu. Bunu aklımda tutmam gerekiyordu.
Felt: “B-Burası yeterince uzak olmalı, şimdilik güvendeyim herhâlde…”
Yeterince uzaklaştığımdan emin olduktan sonra derin bir nefes aldım. Bu gecikmenin ardından, şimdi kesenin içindekileri kontrol etme zamanıydı. Peşinde olduğum cevher burada çıksaydı harika olurdu ama pek bir beklentim yoktu.
Beklentimin düşük olması kesenin ne kadar hafif ve ince olduğuyla alakalıydı.
Felt: “Ve içindeki de… bu ne be, çocuk harçlığı mı?!”
Miktar, Ticaret Bölgesinden yemelik birkaç şeker alsan hemen bitecek düzeydeydi. Açıkçası o kadında gerçekten de müşterimin iddia ettiği gibi mücevher işlemeli o cevherin olup olmadığı konusunda şüphelerim uyanmıştı.
Görünüşü uyuyor ama eşya ortalıkta yok. Düşürdü falan mı acaba?
Felt: “Kahretsin, doğru ya! Kese güvende olsa bile, asıl önemli olan o cevheri o kadından çalmam. Başka biri aldıysa tüm bunlar tamamen anlamsız kılınır ki!”
Ben dikkatsiz davranmış olabilirdim ama o kadın benden bile daha dikkatsizdi.
Kadının yanından ayrıldığım sokağa aceleyle geri döndüm ve kalabalığın arasında o dikkat çeken kadını aramaya başladım.
İşte o an, sokağın az önce ayrıldığımdan çok daha gürültülü ve hareketli olduğunu fark ettim.
Etraf inanılmaz derecede kargaşa içindeydi; birçok insan eşyalarını sağa sola fırlatarak kaçışıyordu. Karmaşa merkezinde gümüşi saçlı bir silüet görene dek şaşkınlıkla etrafıma bakındım.
Yüzünde kararsız bir ifade olan ve omuzları çökmüş kadını bulunca biraz rahatladım.
Kimse tarafından fark edilmemek için umursamaz bir tavır takındım ve kesesini eşyaların olduğu bir yere fırlatıverdim.
Bir şeyin ödemesini yapmak için dükkâncının tezgâhının önünde bir tantana kopardıktan sonra keseyi fark etti, dükkân sahibine bir bakış attı ve düştüğü yerden onu almak için gitti.
3
Orada önemli bir şey var—— bu, para kesesi değildi. Başka bir şey saklıyordu.
Felt: “————”
Çalma vakti geldi, diye karar verdim ve kadının görüş alanına girmemek için sokaktan çıktım. Binaların duvarlarını kullanarak çatıya atladım ve hareketlerini izledim. Fark etmişe benzemiyordu. Oraya atlayabilir, cebindeki cevheri kapabilir ve ara sokaklara kaçarak izimi kaybettirebilirim. Bu konuda kendime güvenim tamdı.
Ama o cevheri ondan çalacağım için içimde çok ufak bir pişmanlık hissi vardı.
Hırsızları kiralayanlar alçaktı ama soyulanlar da bir şekilde kötü insanlardan oluşuyordu—— benim inancım buydu. Gelgelelim bu kadının bu kurala nasıl uyduğunu bir türlü çözemiyordum.
Ondan sonra kadını takip etmeye devam ettim. Ondan çalmak için bir fırsat kollarken bir şeyi çok net anladım.
Felt: “——Bu kadın gerçekten çok iyi biri.”
Arkamdan gelen bir konuşmaya kulak misafiri olarak öğrenmiştim bunu. Söylentilere göre az önceki tantananın sebebi, yanındaki kedi insan bir çocuğun hesabı ödemeden kaçmaya çalışmasıymış.
O zaman bu kadının olayla hiçbir alakası yok, diye düşünmüştüm başta.
Anlaşılan çocuğun yemek masrafını üstlenmeye çalışmış ama para kesesinin yerli yerinde olmadığını fark etmiş. Yılmamış, bir şekilde bir gösteri yaparak parayı kazanmış gibi görünüyordu. Ne bileyim, benim pek de aklımın ermediği bir şamata işte.
Ardından kedi insanla bir süre yürümüş, çocuktan ayrılmış ve tek başına dolanmaya devam etmişti. Kesesindeki her şeyi tüketmiş olmasına rağmen yürüyüşünü yakın zamanda sonlandıracak gibi durmuyordu.
Açıkçası onu takip etmekten artık gına gelmişti ama onu çok uzun süre gözlemlediğim için cevherin nerede olduğuna dair mantıklı bir tahminde bulunabilmiştim. Yürürken sürekli belindeki cebi kontrol edip duruyordu.
Felt: “Anlayamadığım şeyler üzerine kafa yormanın bir anlamı yok—— sadece her zaman yaptığım şeyi yapmalıyım.”
Bu sözler, kendimi ikna etmek için kullandığım bir araçtan ibaretti aslında. Anlamsız bahanelerdi.
Bu bahaneleri sıraladıktan sonra derin bir nefes aldım. Çatıdan doğrudan kadına doğru atladım.
Yere inerken kâkülüm rüzgârda uçuştu. İnerken rüzgâr onun da saçlarını dalgalandırdı. Yüzündeki şaşkınlık ifadesine tanık olurken elimi ona doğru uzattım.
——Elimde, onun üzerinden aldığım kıpkırmızı şekilde parıldayan ve ejderha şeklindeki bir cevher duruyordu.

< S O N >

Çeviri için teşekkürler. Felix’in konuştuğu diyalogda Felt yazılmış bu arada. Ayrıca Rom’un bahsettiği uçan palyaçolar Roswaal olabilir mi?
Mazrain biraz Felt i seviyor galiba
Tamam
Bu adam da sürekli Felt hikayesi çeviriyor çok ilginç ya
:d
Çeviri için teşekkürler