
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Mazrain
Redaktör: Bertiel
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
“Kimsesiz kurt” terimi kulağa hoş geliyor ancak aslında sadece çevrenizle uyum sağlayamadığınızı ve dışlandığınızı gizlemek için kendinize taktığınız bir isimdi bu. Küçük kız, bunu çok küçük yaşlardan beri acı verici bir şekilde farkındaydı.
???: “Lanet olsun! Çok inatçılar. Benimle uğraşmayı kesin la’!”
Küfürbaz kız, kaba konuşma tarzına rağmen berrak gözlere sahipti. Kızıl gözler ve sarı saçların birleşimi nadirdi ve gecekondu mahallesinin bayat havası ve tozundan etkilenmemişti. Zarif yüzü ve hatları da kız ile çevresi arasındaki uçurumun sebebiydi.
Ancak kızın kendisi, başkalarının onun hakkında ne düşündüğünden etkilenmiyordu. Ve tam şu anda, dış görünüşü ona sorun çıkarıyordu.
???: “Lanet olsun! O velet nereye kayboldu?! Bulun onu!”
Diyerek gürledi bir adam. Onu arayan ve burnunu tutan kişi; tuhaf saç kesimli, orta yaşlı bir adamdı. Burnundan kan geliyordu ve yüzünde, kızın ayakkabısının darbe izi vardı. Burnu kanayan adama on kadar arkadaşı eşlik ediyordu. Burnu kanayan adamın emirlerini dinliyor, kaçış yollarını tamamen kapatıp kızı köşeye sıkıştırmayı garantiliyorlardı.
Kız: “Adam kaçıranlardan beklendiği gibi, işlerini çok iyi biliyorlar. Ah, kahretsin, sıçıp batırdım!”
Küçük bedenini bir sokağın içine attı, etrafını saran adamlara dik dik baktı ve dilini şaklattı. Etrafını dikkatlice gözlemledi ama yolların hiçbiri bu karmaşık ara sokaklardan dışarı çıkıyormuş gibi görünmüyordu.
Adam: “——Kız işte orada! Kaçmasına izin verme… gağh!”
Kız: “Kes lan sesini, şişko.”
Diyerek karşılık veren küçük kız, zıplamış ve bulunduğu an adamın yüzüne tekmeyi yapıştırmıştı. Kızın neredeyse iki katı cüssesindeki adam bayılıp yere yığılmıştı. Küçük kız, onu orada bırakarak koşmaya başladı.
Arkadaşlarını kaybeden adamlar panik içinde onu kovalamaya başladılar.
Felt: “Siz harbiden de çok inatçısınız lan! Ah, kahretsin! Rom-jii’den azar işiteceğim!”
Diyerek bağırdı Felt, içinde bulunduğu duruma göre oldukça rahat bir tavırla ve kirli ara sokakların arasında hızla zıplayarak rüzgâr gibi koştu.
2
Kimseye güvenecek yeri olmayan bir yetim olarak Kraliyet Başkenti Lugunica’nın gecekonduları, kendini bildi bileli onun evi olmuştu. Ancak burayı hiçbir zaman “evim” diyebileceği bir yer olarak hissetmemişti. Üstelik gecekondularda yaşayan herkes onunla aynı şeyi hissediyordu. Sadece rahat bir yaşam süren insanlar böyle düşüncelere sahip olma lüksüne sahipti.
Gecekondudakilerin tek derdi o günü çıkarabilmekti. Elbette ki Felt için de durum farksızdı. Gecekondulardaki diğer yetimler gibi o da kendi ayakları üzerinde durmaya başladığından beri -başkalarından yardım alamayacak yaşa geldiğinden beri- kurnazlığı ve mahir elleriyle hırsızlık yaparak geçimini sağlıyordu.
Birlikte yaşamayı seçen diğer yetimlerle arası pek iyi değildi. Kendi cinsinden insanlar tarafından sık sık sevilmezdi ve başkalarıyla sosyalleşmekten yorulduğu için yalnız kalmayı tercih etmişti. Tek istisna, ailesi olarak gördüğü tek kişiydi. Sert görünümüne rağmen çok şefkatliydi ve Felt’in koruyucusu rolünü üstlenmekten memnundu. Ancak Felt’in onun nezaketine fazla güvenmek istememesinin sebebi, içindeki küçük gururuydu.
Aile dediği kişi, ara sokaklarda çalınan eşyaları satarak geçimini sağlıyordu. Ama bu işi yapmasına rağmen insanların ona getirdiği çalıntı mallar için adil bir ücret öderdi. Felt gururunun lekeli olduğunu biliyordu ama bu onun için önemli bir ritüeldi.
——Bu yüzden Felt, kendi başına hareket etme ısrarı yüzünden ona sorun çıkardığında kendini çok kötü hissediyordu. Yani…
Felt: “Bu sefer de kendi başıma halledeceğim.”
Felt, atladığı çatıda tek başına sessizce beklerken kararlılığını pekiştirdi. Aşağıya baktığında adamların hâlâ etrafta koşuşturarak onu aradıklarını gördü.
Onlar gibilerin kini de kindi. Sadece kaçıp durmak meseleyi kökünden çözmeyecekti.
Felt’i kovalayanlar, başkentin yeraltı dünyasının en alt tabakasındaki bir grup çocuk kaçakçısıydı. Bölgeye yeni geldikleri söyleniyordu ama hiçbir kural tanımadan hareket etmeleri katlanılır gibi değildi.
Felt: “Sanırım baya’ yufka yürekli oldum. Onları kendi hâllerine bırakmalıydım.”
Bu belaya nasıl bulaştığını hatırlayan Felt, dudaklarını büktü ve hatasından pişman oldu. Şu anda saklandığı ara sokakları pek bilmiyordu. Gecekondular olarak bilinen yer, Başkentin alt bölgesine yayılmıştı ve bunlardan üç tane vardı. Felt, Ticaret Mahallesi bağlı bir yerde yaşıyordu ama şu an bulunduğu alan ağırlıklı olarak depolardan oluşuyordu ve bu yüzden buraları pek de bilmiyor sayılmazdı.
Haydutlarca kovalanmasının sebebi, günün kazancını ararken onların “işlerini” yaparken görmesiydi. Felt normalde, gecekondularda işler zaten böyle yürüdüğü için “kaçırılan kişiye yazık oldu” diyerek görmezden gelip geçerdi ama bu sefer kaçırılan kişiden gözlerini alamamıştı. Kurumuş bir ağaca benzeyen yaşlı bir adamın elinden çekip alınan küçük bir kız görmüştü ve bu görüntü onun içinde, araya girip liderlerinin yüzüne var gücüyle tekme atmasını sağlayan bir ateş yakmıştı. Ondan sonra yaşlı adamın ve küçük kızın kaçmasına yardım etmeyi başarmıştı ancak haydutlar onu fark edip çılgınca peşine düşmüşlerdi.
İşte olaylar böyle gelişmişti.
Felt: “Buraların yabancısıyım. Üstelik burası onların bölgesi olduğu için insanları kovalamakta da çok iyiler.”
Organize suçlarından dolayı rahatsız olsa da durumun ne kadar kötü olduğunun farkındaydı. Kendi yaşına göre güçlü olduğundan -daha doğrusu, başını belaya sokan durumlardan tekme atarak kurtulma yeteneğine güvendiğinden- emin olsa da bir düzine adamı alt edebileceğini düşünecek kadar kendine güvenmiyordu. Ayrıca, bu işe ne kadar vakit harcarsa sayıları o kadar artacaktı ki bu, durumu daha da kötüleştirecekti.
Bölgeme geri dönebildiğim sürece bir şeyler yapabilirim——
Felt: “Aaa, az daha ayvayı yiyorduk!”
Binaların kenarından sessizce baktığı anda, keskin bir tahta parçası yüzünün yanından vızıldayarak geçti. Tehlikeli nesnenin sesini duyunca sırtından aşağı soğuk terler dökülmesiyle beraber, hemen ardından aşağıdan birinin küfrettiğini duydu.
Adam: “Aptal herif! Yüzünü ne diye hedef alıyo’n?! Yüzünde yara izi oluşursa onu okutamayız lan!”
Diyerek azarladı Burnu Kanayan Adam, yüzü beyaz bir bezle kaplı olduğu için burnunun kanaması durmuştu.
Yüz hatlarımın onları mutlu edecek bir şey olduğunu hiç bilmiyordum ama eğer bana karşı nazik olmaları için onlara bağırıyorsa yapabileceğim bir şey var demektir.
Felt: “Hadi bakalım!”
Diyerek atladı Felt, merdiveni kuran ve ona ulaşmak için yukarı tırmanan adamın yüzüne tekme atıp diğer adamların da yere düşmesine neden oldu.
Adam: “Gaah!”
Diyerek homurdandı adam. Felt, bununla da yetinmedi, şaşkına dönen adamların kafalarına basmaya devam ederek akrobatik bir beceriyle kuşatmayı yardı.
“Ne?! Ç-Çok hızlı! Kaçmasına izin vermeyin!”
Diyerek bağırdı Burnu Kanayan Adam.
Felt: “Emirleriniz beni yakalamak, dövmek değil ki. Böyle bir hatayı ben bile kolayca fark edebilirim!”
Takla atarken aynı zamanda son kişiye de tekme indirdi ve ağzından tükürükler saçarak bağıran Burnu Kanayan Adam’ın ayaklarının dibine kondu. Kendisine doğru savrulan kolu savuşturup üzerine yürüdü, ardından boyuna göre oldukça uzun olan bacağını kullanarak ona bir tekme attı.
Burnu Kanayan Adam, kızın parmak uçlarının etine -en hassas bölgesine- gömüldüğünü hissetti; bu epey büyük bir hasara yol açmıştı. Acı içinde haykırarak dizlerinin üzerine çöktü. Felt hiç tereddüt etmeden kafasını onun burnuna geçirdi. Başı, bezin içinden geçip burnunun ucuna çarptı ve adamı ezip geçti. Adam, burnundan kanlar akarken ve ağzından köpükler gelirken yere serildi.
“Hak ettin! Rakibinin ‘sıradan bir çocuk’ olduğunu düşünerek gardını indirdiğinde işte böyle olur!”
Diyerek bağırdı Felt. Liderlerinin bu kadar kolay saf dışı bırakıldığını gören haydutlar, bir an için onu kovalamakta tereddüt ettiler. Onlar kararsızken Felt dil çıkarıp hızlandı ve bir kez daha rüzgârla bir oldu.
Etrafının sarılmasından ve yabancı gecekonduculardan kurtulduğunda rahatlayacak kadar güvende hissetti.
Felt: “Bunca şeyi yaptıktan sonra işlerini bitirecek olan o darbeyi vurmaya da gerek kalmaz, değil mi?”
Küçük bir kızdan dayak yemişlerdi sonuçta, belki bir süre kesin gıkları çıkmazdı; ne de olsa itibarları onlar için önemli. O hâlde en sona kadar sakladığım şey boşa gidecek ki.
Felt: “Her neyse, benim için çok da fark etmez. Ama bunlar cidden beni yordu, hem de bayağı.”
Ellerini başının arkasında birleştirip kalabalığın arasına iç çekerek karıştı. Bunu yaparken de eli o sırada dikkatsiz bir şekilde yanından geçen birinin cebine uzandı. İçinde bulunduğu duruma rağmen hâlâ birkaç fazladan kuruş kazanmaya çalışıyor olması gerçekten etkileyiciydi.
3
Felt: “Sanırım gerçekten de yufka yürekli oldum çıktım.”
Epey para kazandıktan sonra omuzları düşük bir şekilde kendi bölgesine geri dönmüştü. Tam bugün işleri yoluna koyacak kadar para kazandığını düşünürken bela kapısını çalmakta gecikmemişti. Hayal kırıklığını ve cesaretinin kırıldığını gizleyememesi şaşırtıcı değildi.
Adam: “Bize kan kusturdun ama artık işin bitti, lanet velet seni.”
Yüzünde kötücül bir gülümsemeyle duran kişi, yardımcılarının omuzlarına yaslanarak zaferinin gururunu yaşıyormuş gibi görünen Burnu Kanayan Adam’dı. Yüzü eskisinden daha fazla bezle kaplıydı ve dizleri titriyordu, bu da ne kadar yaralı olduğunu gösteriyordu.
Felt: “Sana samimi bir öneri: Bu kadar pertken evine git de yat zıbar.”
Adam: “Taşak geçmeyi kes lan! Bu kadar yerin dibine girmişken kim kuyruğunu kıstırıp kaçar ki lan?! Hayatın için yalvardığını duymadan sittin sene gitmem, götü kalkık velet seni!”
Felt: “Burnun da taşakların da un ufak oldu diye orospu gibi davranmayı kes la’…”
Felt’in pişmanlık duymayan cevabını duyunca gözleri kızaran adam, tükürük saçarak…
Adam: “Senin gibi küçük bir orospu, bunu ne denli acıttığını asla anlayamaz!”
Diyerek bağırdı. Etrafındaki haydutlar, biraz solgun yüzlerle onu onaylayarak başlarını salladılar.
Ne kadar da ilgi manyağı bir grup be.
Yaptığı şiddette neyin bu kadar büyütülecek bir mesele olduğunu anlamayan Felt, onu kovalayıp kendi gecekondu bölgelerinde etrafını bir ağ gibi örmeye çalışan haydutların bu kadar inatçı olmasına şaşırmıştı.
Tamam da beni nasıl buldular ki?
Adam: “Şaşırmış görünüyorsun, sana açık konuşayım… Etrafındakiler senden nefret ediyor, değil mi? Bayağı kuş gibi öttüler de.”
Felt: “…Sen de onlar gibi dırdır edip duruyorsun, pek bir farkınız yok.”
Onun gibiler üstünlüğü ele geçirdiği gibi neden üstün olduklarını anlatıp dururlardı. Ayrıca, bunun arkasındaki sebebin genellikle basit ve önemsiz olduğu da bir gerçektir.
Bu seferki cevap da basitti: Kendisinden nefret eden insanlar, küçük bir miktar para karşılığında kızı satmıştı.
İnsanlarla pek takılmamamın ve neden sadece bir kişiye güvendiğimin sebebi işte bu.
Adam: “Oh! Sakın ha tuhaf bir şey yapmaya kalkayım deme, ona göre. Sana başta söylemiş olayım: Arkadaşlarım bu yerin etrafını tamamen sardı. Senin gibi bir velet için bile gerçekten abartılı bir merhaba partisi yaptığımız için mutluluktan ağlıyor olmalısın!”
Felt: “Haklısınız, harbiden de gözlerimi yaşarttınız. Bir çocuk yüzünden bu kadar gaza gelmen çok acınası değil mi, sence de?”
Adam: “Seni kaçmana izin verip itibarımın yerle bir olmasından yüz kat daha iyidir!”
Birçok ayak sesiyle birlikte haydutlar, kaçış yolunu kapatmak için Felt’in arkasında toplandılar. Önünde ise az önce ara sokakta basamak olarak kullandığı adamlar vardı. Benzer şekilde, gözünün görebildiği diğer ara sokaklara da haydutların sıkıca yerleştirildiğini görebiliyordu. Kaçış yoktu. Buna harcadıkları çaba inanılmazdı ve bu, ciddi oldukları anlamına geliyordu.
Adam: “Seni incitmeyeceğiz ama başka şekilde bedelini ödeteceğiz, ona göre velet.”
Felt: “Sizlerin Kraliyet Başkentine yeni geldiğiniz söylentileri doğru mu? Sadece biraz merak ettim de.”
Adam: “Ha?”
Burnu Kanayan Adam kaşlarını çattı, onun korkmasını bekliyordu ama aksine sözlerinde korkudan eser yoktu.
Felt: “Tamam be tamam.”
Felt bunu bir “evet” olarak kabul edip başını salladı.
Felt: “O zaman sizlere benden bi’ tavsiye: Bir dahaki sefere -bu işlere girişmeden önce- Kraliyet Başkentini biraz daha araştırın. ——Tabii, bir dahaki seferiniz olursa.”
Burnu Kanayan Adam sesini yükseltemeden Felt cebinden bir şey çıkardı ve ağzına götürdü. Bu, kendi bölgesine dönmeden önce kalabalıkta hiçbir şeyden haberi olmayan birinden çaldığı bir şeydi.
Adam: “Muhafızları çağırmak için bir düdük mü?”
“Doğru” diye cevap vermek yerine düdüğü üfledi ve tiz ses ara sokakta yankılandı. Ses, haydutların hemen kulaklarını tıkamasına neden oldu ancak şaşkınlıklarının ardından gelen şey rahat bir tavırdı.
Burnu Kanayan Adam, etrafındaki yarı sakin insanlara dönerek…
Adam: “Sen… bizi harbiden korkuttun. Ama basit bir düdük en fazla yapabilir ki…”
Ancak ifadesi kısa sürede huzursuzlukla gölgelendi. Onlar da duymuştu. Askerî botların ara sokağa birbiri ardına girişiyle oluşan, yeri sarsan o ağır sesi.
Adam: “Ne?! Nasıl bu kadar çabuk geldiler?!”
Felt: “Buraya yeni geldiğiniz için bilmiyor olabilirsiniz ama muhafızlar düzenli olarak böyle bölgelerde de devriye gezerler. Doğal olarak yerlisi olduğum için devriyelerin ne zaman ve nerede olduğunu ben de biliyorum.”
Bugün Felt’in kendi bölgesi saydığı gecekondularda muhafızların devriye gezdiği gündü. Sonuç olarak Felt, kolay kapkaçları aramak adına dışarı çıkmakta acele etmemişti ve bir şeyler ters giderse diye muhafızları kozu olarak kullanmayı da düşünmüştü.
Haydutların peşime düşeceğinden yüzde yüz emin olamasam da -ne olur ne olmaz- diye bu düdüğü dalgın bir muhafızdan ödünç almıştım.
Felt, muhafızların moralini yükselterek…
“İiih! Çocuk kaçakçılaaarı! Durun! Kaçırılıyooruuum!”
Diyerek elinden geldiğince nazlı bir sesle bağırdı. Burnu Kanayan Adam hızla arkasına döndü ama Felt çoktan dizilimlerinde bir boşluk bulup çatlaktan süzülerek geçmişti.
Burnu Kanayan Adam çatıdan çatıya atlayan Felt’e dik dik baktı ve ardından öfkeyle bağırdı.
Adam: “Seni küçük piç… arğh!”
Felt: “O zaman zekâ savaşlarında küçük bir piçe kaybetmesene. Kirli oynadığın zaman bizi asla yenemezsin, aptal herif.”
Patronları anlaşılmaz bir çığlık atarken muhafızlar sokağa vararak haydutlarla çarpıştılar. Öndeki muhafız özellikle güçlüydü ve haydutların bir yaprak gibi birbiri ardına savrulduğunu görmek tatmin ediciydi.
——Ve böylece Kraliyet Başkentinin yeraltı dünyasının bu yeni yetmeleri, kimse isimlerini hatırlayamadan yok edilmiş oldu.
4
Peki, son kazancım ve bunun için harcadığım çaba beni kâra mı geçirdi yoksa zarara mı?
Diye düşündü Felt, üzerindeki tozları silkeleyerek. Düdükle birlikte birkaç cüzdan çalmış olsa da içlerinde pek bir şey yoktu. Yine de o çocuk kaçakçılarına acı dolu bir deneyim yaşatmak, harcadığı çabaya değecek bir keyif vermişti.
Yine de gerçekçi açıdan bakınca Felt, keyfin sadece geçici bir şey olduğu ve insanın karnını doyurmadığı sonucuna vardı. Bu yüzden bugün tek kazancım cüzdanlardaki paralardan ibaret.
Felt: “Bu, hedefime ulaşmak için kesinlikle yeterli değil.”
Felt’in hedefi -hırsızlıktan pek bir şey kazanamadığı için hâlâ uzak bir amaç olsa da- eninde sonunda kendini gecekonduların yoksulluğundan kurtulacak kadar para biriktirmekti. Bu gerçekleştiğinde de ailesi olarak gördüğü tek kişiyi de yanına alırsa çok daha mutlu olurdu.
Yenilenmiş bir kararlılıkla görüş alanına giren binaya doğru yürümeye başladı ancak varmadan önce adımlarını durdurdu. İnsan olduğuna inanılması güç kadar iri bir silüet, büyük binanın önünde durmuş ona el sallıyordu.
Felt: “Aman be, utandırmasana beni… Rom-jii, ben geldim!”
Ve bununla birlikte Felt, gün boyu yüzündeki en büyük gülümsemeyle ailesine doğru koştu.
S O N

MUHTEŞEM HİKAYE MUHTEŞEM ÇEVİRİ ÇEVİRMENİN ELLERİ DERT GÖRMESİN ELLERİNE SAĞLIK
Hemen hemen fırından yeni çıkmış.
Çeviri için teşekkürler Mazrain
Hepsi senin için edet
<3
Çeviri için tebrikler.