
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Shaweth
Redaktör: Bertiel
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç, Muhammet Ali T, Latife Ş, aLorex, Faruk Y, Kerem, Efe Ö.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
???: “——Birlikte festivale gitmek ister misin?”
Rem bu teklifi, günün sıcağı hafiflemeye ve akşamın hafif esintisi yaklaşmaya başladığı bir saatte yapmıştı.
????: “Festival derken bildiğimiz festival mi? Buralarda festival oluyor mu ya?”
Rem: “Evet. Öyle çok büyük bir şey değil ama tam da Ateş Mevsiminin ortasına denk gelen bir gün olduğu için ufak tefek tezgâhlar da kurulacakmış.”
????: “Sıcak günler devam etse de kalan yarısını da gazla atlatalım tarzı bir festival yani. Tezgâhların da olması bayağı iyiymiş.”
Subaru gülümseyerek Rem’in davetini kabul etti.
Çok açık olsa da Subaru festivallere bayılırdı.
Yemek tezgâhlarının oldukça cep yaktığı ve bunaltıcı sıcağa rağmen bir sürü insanın etkinlikte toplanacak olması… epey dayanıklılık gerektirecek bir mevzuydu.
Normalden biraz daha pahalı olan seyyar satıcılar ve o sıcağa rağmen kalabalık etkinliklere akın eden insanları görünce sağlam iradeleri olduğunu düşünürdü.
Sanki enerjileri kalmasa bile kendilerini zorlayarak ayakta duruyorlardı. Gökyüzünde bir de havai fişekler patlarsa tüm cabaya değerdi.
Muhtemelen bu dünyada bize yazı hatırlatan havai fişek gösterisini beklememeliyim ama——
Subaru: “Festivale… gidelim.”
Rem: “!.. Gerçekten mi?”
Subaru: “Beni davet eden sensin sonuçta, asıl buna şaşırman garip. Zaten bugün herkes de dışarıda yani… Ah, bi’ Beako dışarıda değil galiba.”
Subaru, yaz sıcağına maruz kalmamak için yasaklı kütüphanede kalacağını bahane eden kızdan bahsedince…
Rem: “Hayır, Beatrice-sama bugün malikânede değil. Olsa bile Rem onun burada olmadığını söyleyecektir.”
Subaru: “Eh, o da mı dışarıda?”
Rem: “… … … Evet, aynen öyle.”
Subaru: “Anladım, pekâlâ.”
Karşısında inanılmaz bir iç çatışma yaşandığını görse de Subaru, zor bir karar vermiş gibi görünen Rem’e hiçbir şey söylemedi.
Şimdilik Beatrice’e festivalden götüreceğim güzel hediyeleri düşüneyim bari…
Subaru: “…O hâlde ikimiz gidelim, festivale.”
Rem: “Evet! Hadi gidelim!”
——İşte böylece festivale gitme kararı alındı.
2
Rem: “N-Nasıl olmuş? Garip duruyor mu?”
Utangaç bir tavırla gözlerini kaçıran Rem’e Subaru, şaşkınlıkla tek kaşını kaldırdı.
Festivale gitmek üzere oldukları için hazırlanması gerektiğini söyleyerek odasına dönen Rem, kısa bir süre sonra malikânenin girişinde Subaru’yla yeniden buluşmuştu.
Nihayet Rem girişte belirdiğinde de——
Subaru: “——Üzerindeki yukata mı?”
Rem: “Eh, ah, evet yukata. Lugunica’da pek yaygın bir kıyafet değildir ama Subaru-kun, sen bunlara bayağı hâkimsin diye hatırlıyorum.”
Subaru: “Ahh, memleketimde festivallerin olmazsa olmazı yukataydı sonuçta… Giyeceğini hiç beklemiyordum.”
Şaşkınlık içinde kalan Subaru’nun karşısında duran Rem, beyaz kumaşın üzerine kahkaha çiçekli desenleri işlenmiş bir yukata giyiyordu.

Saçını süsleyen iri çiçek tokasını, ayaklarındaki ferah sandaletleri ve her zamanki hizmetçi üniformasından tamamen farklı olan bu kıyafetini baştan aşağı süzen Subaru, sonunda sanki kafasındaki bir şeyi doğrulamışcasına “Tam da düşündüğüm gibi” diyerek başını salladı.
Rem: “Şeyy… ‘Tam da düşündüğüm gibi.’ derken…”
Subaru: “Yoo yoo, demek istediğim şey, sen de Ram da sürekli hizmetçi üniforması giyiyorsunuz ya, çok yazık oluyor diye düşünüyordum. Çünkü… Bu kadar tatlı olmana rağmen senin bu kıyafeti giymemen dünyaya yapılmış büyük bir ayıp. Gözüm gönlüm açıldı resmen ya, sana çok yakışmış.”
Rem: “Yaa… beni kendine saklayacak kadar tatlı bulduğunu söylemen, utandırıyor beni…”
Subaru: “Böylesi muhteşem bir manzarayı tek başıma seyrediyor olmak, gerçekten de günah işliyormuşum gibi hissettiriyor.”
Subaru’nun alaycı bir gülümsemeyle verdiği cevabı duyan Rem’in yanakları daha da kızardı. Ardından dudaklarını hafifçe büzerek…
Rem: “…Subaru-kun, gerçekten de acımasızsın.”
Subaru: “Eh?”
Rem: “Yok bir şey, önemli değil. Yukatayı övdüğün için çok teşekkür ederim.”
Subaru: “Ama ben yukatayı değil de yukatanın içindeki seni övüyordum ki…”
Başını yana eğerek böyle mırıldanan Subaru, “Neyse.” diyerek kendini toparladı. Devamında da Rem’in yukatalı hâlini doyasıya seyretmenin tadını çıkardı.
Subaru: “Yukata sana gerçekten de çok yakışıyor. Her işi yapabilen bir hizmetçiden bekleneceği gibi.”
Rem: “Aslında yukata ve wasou gibi geleneksel kıyafetlere alışkınım. Nee-sama’yla memleketimizde yaşarken kimono tarzı kıyafetlerle dolaşmak oldukça normaldi.”
Subaru: “Buraya kadar gelip de hem Japon hem de Batı tarzı kıyafetlerin altından kalkabileceğini öğreneceğim hiç aklıma gelmezdi… Resmen potansiyel fışkırıyor senden, değil mi Rem?”
Rem: “Bu derece övmen beni gerçekten onurlandırdı.”
Rem her zamanki alışkanlığıyla teşekkür maksadıyla hafifçe eğildi. Fakat etek giymediğini fark edince utangaç bir edayla “Ah…” sesi çıkardı. Bunu gören Subaru da “Aa” diyerek omuzlarını garip bir şekilde silkti ve konuyu geçiştirmek istercesine…
Subaru: “O zaman benim de böyle günlük kıyafetlerle gelmem pek uygun olmaz gibi.”
Rem: “Aslında Subaru-kun’a benimkine benzer bir yukata hazırlamaya çalışıyordum. Bitirmeme de çok az kalmıştı ama en önemli kısmında bir türlü karar veremedim…”
Subaru: “Karar veremedin derken… rengine falan mı?”
Rem: “Hayır, desenine. Kalp desenleriyle çiçek desenleri arasında bir türlü seçim yapamadım. Hayatımın en büyük hatası.”
Subaru: “İkisini de giymek başlı başına cesaret ister ki! O yukata benim için sonuçta, değil mi?!”
Bununla gurur duymuyordu ama Subaru, Paris Moda Haftasındaymış gibi kalp desenli ya da çiçek desenli yukataları giyebileceğini düşünecek kadar kendine güvenmiyordu. Rem durmadan “Subaru-kun her kıyafetin içinde harika görünür.” diye ısrar etse de Subaru, böyle bir kıyafeti giymenin ne kadar zor olacağını düşündükçe ürpermeden edemedi.
Subaru: “Gerçi, Ros-chi falan kalp desenli bir yukata giyse hiç garip durmazdı sanki…”
Rem: “Eminim sen de çok tatlı görünürdün…”
Subaru: “Şey ben tatlı olmaktan ziyade tutkuyla kendini gazlayan bir adamım.”
Rem: “Tutku… Tatlılık değil…”
Subaru’nun cevabını duyan Rem, anlam verememiş gibi başını hafifçe yana eğdi. Her hâlükârda Subaru’nun yukatasını bu seferlik giymesi mümkün değildi.
Subaru: “Neyse, bunu bir dahaki sefere konuşuruz.”
Rem: “Bir dahaki sefere, mi?”
Subaru: “Haftaya mı olur yoksa gelecek yıl mı olur bilmem ama bu son festival değil ya. Mademki öyle, bugün bunları düşünmeyelim de doyasıya eğlenelim.”
Subaru başparmağını kaldırarak dediklerini onaylarcasına Rem’e başını salladı.
Kalp desenli bir yukata giyip giymeyeceği konusunda Rem’i ikna etme işini gelecek seneki kendisine bırakmaya karar verdi.
Subaru’nun sözleri üzerine Rem birkaç kez gözlerini kırpıştırdı ve “Bir dahaki sefere…” diye mırıldandı.
Ardından, yukatasını süsleyen kahkaha çiçekleri kadar göz alıcı bir gülümsemeyle…
Rem: “Evet, haklısın! Gelecek yıl da birlikte festivale gidelim!”
Subaru: “Ağzından bal damlıyor ya! O zaman önce bu seneki festivalin tadını çıkaralım! Hadi gidelim, Rem!”
Rem: “Evet! Birlikte gidelim!”
Subaru neşeyle yola çıkma işaretini verdi, Rem de elini kaldırarak onun peşinden yürümeye başladı.
Yan yana ilerledikleri yol boyunca festivalin sesi kulaklarına kadar ulaşıyordu.
Burası başka bir dünya olsa bile insanlar festivallerin tadını çıkarmaktan geri durmuyordu. Madem öyle, onlar da bu sıcak mevsimin keyfini sonuna kadar çıkaralım.
Ta ki seneye bugünleri yâd edinceye kadar.
3
Subaru: “Neyse, şimdilik ilk hedefimiz bütün yemek tezgâhlarını fethetmek! Rem, özellikle görmek istediğin bir yer var mı?”
Rem: “Festivaller hakkında pek de bilgim yok, bu konuyu sana bıraksam olur mu?”
Subaru: “Bana uyar da sonra pişman falan olma. Bir de Beako’ya bir hediye almam lazım… Gerçi ona festival maskesi veya o tarz bir şey alsam da büyük ihtimalle hoşuna gider gibi. Aynen, iş görür.”
Epey baştan savma bir karar olsa da Rem, Subaru’nun bu fikrine hiçbir şey demedi. Onun yerine, sanki beraber geçirdikleri bu vakit ve aralarındaki sıcak atmosfer zaten kendisi için yeterliymişçesine gülümsedi.
Çok geçmeden festival müzikleri daha da yakından duyulmaya başlayınca uzaktan, akşam karanlığının manzarasını ışıl ışıl aydınlatan tezgâhların kâğıt fenerleri görünmeye başladı.
O ışıl ışıl festival atmosferinde, Subaru ve Rem’i fark eden katılımcılar onlara el salladı.
Subaru: “Ohoo, herkesin tutkusu yerli yerinde. Ama konu tutku olunca yukatanın içindeki Rem’le kimse aşık atamaz bence.”
Rem: “Ah, Subaru-kun, hep böyle kötüsün.”
Subaru: “Pardon, pardon. Yalnız düşündüğümden daha da kalabalık.”
Rem: “Birbirimizi kaybetmeyelim, olur mu? Gerçi ayrı düşsek bile Rem, Subaru-kun’u hemen bulabilir.”
Subaru: “Oo? Demek sana güvenebilirim. Bir işaret falan mı vereceksin?”
Rem: “Hayır, Subaru-kun çok pis kokuyor da ondan.”
Subaru: “Yine yüzünde o masum ifadeyle bunu söyleyip duruyorsun!”
Vücut kokusundan bahsetmediğini bilse de bunu tekrar tekrar duymak yine de insanın canını acıtıyordu.
O yüzden——
Rem: “——Ah, elim.”
Subaru: “Böylece sorun çözülmüş oldu. Sonuçta şimdi birbirimizi kaybetmenin sırası değil.”
Bunu söyledikten sonra, kaybolmasın diye Rem’in boşta duran elini tuttu. Bununla birlikte tüm hazırlıklar tamamlanmıştı.
Rem: “…Subaru-kun, sen gerçekten de çok acımasızsın.”
Subaru: “Gayet güzel bir fikir olduğunu düşünmüştüm. Bırakmamı ister misin?”
Rem: “Hayır, böyle kalsın. Hadi, festivale! Subaru-kun, bütün yemek tezgâhlarını fethetmeye gidiyoruz, değil mi?”
Subaru: “E-Evet, aynen öyle! Hâlâ neden bu kadar heyecanlandığını tam anlayabilmiş değilim ama… hadi gidelim, Rem!”
Rem: “Evet!”
——Böylece Subaru’yla Rem, iyice gaza gelerek festivaldeki yiyecek tezgâhlarını birer birer fethetmeye koyuldular. Gerçi sonunda etrafta “Yemek Tezgâhı Soyguncuları” diye anılmaya başlamışlardı…
Ama bu da başka bir gece hikâyesinin konusuydu.
《 S O N 》

I lovEEEEE i lovee, I love I love I love

çeviri için teşekkürler. remden pek haz etmesemde yine de güzel hikaye