※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Bertiel
Ek Düzenleme: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç, Muhammet Ali T, Latife Ş, aLorex, Faruk Y.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Pencereden dışarı fırlayan Natsuki Subaru, kafilenin gerisinde meydana gelen kaza mahalline doğru koştu.
Adımlarında en ufak bir tereddüt yoktu, hatta bu duruşu cesurca bile adlandırılabilirdi. ——Birinin hayatı tehlikeye girdiğinde onu kurtarmayı dünyadaki en doğal şey olarak gören bir adamın sırtıydı bu.
Russell: “Ne aptalca…”
Seslenmesini görmezden gelerek sonrasını hiç düşünmeden kararını veren siyah saçlı yoldaşının arkasından, Russell Fellow sadece inanılması güç bir şeye tanık olmuş gibi bakakalmakla yetinebildi.
Bunun bir nedeni de yoldaşının düşünce yapısını bir türlü kavrayamamış olmasıydı. Kendi eylemlerinin önemini defalarca açıklamış ve önceliklerin ne olduğunu ona iyice anlattığından emin olmanın getirdiği bir özgüven de taşıyordu.
Fakat ondan da öte——
Russell: “——Ak Koyun, onu neden durdurmadın?!”
Durumu mantıklı bir şekilde ilerletmek adına yatıştırma görevi veren Russell, Ak Koyun’un asıl niyetini sorguladı.
Ak Koyun kesinlikle Subaru’nun elinin üzerine kendi elini koymuştu. Onu durdurmak için sözler de sarf etmişti. Buna rağmen ona itaat etmemişti—— yoo, onun kalbi zerre ikna olmamıştı.
Russell: “Senin de biliyor olman gerekirdi. Şu an en çok neye öncelik vermemiz gerektiğini, zamanımızın tek bir saniyesi bile başka işlere heba etmememiz gerektiğini biliyorsun. Buna rağmen——”
Ak Koyun: “——ptım.”
Russell: “Ne?”
Kısık çıkan ve tam olarak duyulamayan bu ses üzerine kaşlarını çatan Russell, Ak Koyun’a baktı.
Yoldaşının fırlayıp gittiği pencereye dönük olan ve onun savuşturduğu eli göğsüne doğru çeken Ak Koyun arkasını döndü. ——Altın rengi yuvarlak gözlerinde iri iri gözyaşı damlaları birikmişti.
Ak Koyun: “Ben… yaptım. Subaru-san’ı engellemek için elimden geleni… ama Subaru-san yine de fırlayıp gitti… o işte böyle bir insanmış!”
Russell: “Nasıl bir?..”
Ak Koyun: “Sana da de söylemiştim ya Gümüş Tilki! Benim tek yapabildiğim, hâlihazırda var olan duyguları harekete geçirmektir… Ona asla yapmayacağı bir şeyi yaptıramam ki!”
Russell: “――――”
Ak Koyun: “H-Hemen Subaru-sanların peşinden gidelim! Biz de yaralılara yardım edebiliriz——”
Yaşlı gözleri ve ağlamaklı sesiyle yalvaran Ak Koyun’a karşılık, Russell elini ağzına götürdü.
Kısılmış gözlerinin derinliklerinde bu dünyadaki her şeyin “değerini” saptayan İlahi Koruması; kurguladığı çeşitli planları yeniden düzenliyor, âdeta baştan dokuyordu.
Doğru cevabın kendisi görünmüyordu. ——Sadece doğru cevaba en yakın seçeneği seçecekti.
???: “Neymiş ya bu, neymiş ya, bayağı neşeli ve keyifli bir durumun ortasındayız sanki, değil mi? Nasıl olsa kavga edecekseniz lafla değil, icraatla konuşun. Hatta atışmak yerine birbirinizi gebertin. Kuhahahaha!”
Ak Koyun: “Kara Köpek… hık.”
Kara Köpek: “Oho? Ne oldu da ne bitti de o suratın o hâle büründü ki? Yoksa karşındakine dokunmana gerek kalmadan sadece gözyaşlarınla insanları uysallaştırabilmeye falan mı başladın ya? Bu numara sadece erkeklerde işe yarar ha! Tabii ben istisnayım.”
Bunu söyleyerek ejder arabasına kendinden emin bir şekilde binen kişi Kara Köpek’ti—— Siyah cübbesini ve maskesini çıkarmış, iri yarı ve vahşi yüz hatlarını buruşturan çıplak yüzü, giydiği siyah takım elbiseyle tamamlanıyordu.
Kara Köpek, karşılıklı duran Russell ve Ak Koyun’a omuz silkip yakındaki bir koltuğa darmadağınık bir şekilde oturdu…
Kara Köpek: “Ben de öyle sızlana sızlana ne diye oyalanıyordunuz diye düşünüyordum ki meğer o velet elinizi bi’ güzel ısırıvermiş ya! Oysa o kadar uğraşıp oradan çıkabilmenizi sağlamıştım, insanın emeğini öylece çöpe atmayın bari.”
Ak Koyun: “Oradan çıkabilmemizi mi?.. Yoksa…”
Kara Köpek: “Oy, öyle bakıp durmasana o gözlerle ya. Alt tarafı tekerleğin tekini kırıverdim. Olayı büyüten şey, ödlek yer ejderiydi! O da, bu da, şu da heeeepsi senin iyiliğin içindi. ——Kuhahaha, şaka la’ şaka.”
Ak Koyun: “——Hık, Gümüş Tilki!”
Koltukta bacak bacak üstüne atıp kötü niyetli bir gülümseme sergileyen Kara Köpek’ten bakışlarını kaçıran Ak Koyun, haklı bir öfkeyle yanan gözlerini Russell’a çevirdi.
Kendisine yöneltilen o samimi öfke karşısında Russell, ağzına götürdüğü elini indirdi.
Russell: “——Yola koyulalım.”
Ak Koyun: “C-Ciddi misiniz?!”
İnanamıyormuş gibi gözlerini fal taşı gibi açan Ak Koyun’a karşı Russell, başıyla onay verdi.
Russell: “En başından beri en büyük önceliğimiz Crusch-sama’yı güvence altına almaktı. Mümkünse diğerlerini de güvence altına almak istiyordum ama uzattığımız eli geri çevirdikleri için bunun bir anlamı da kalmadı. ——Mavi Yılan’ı arkamızda bırakarak doğrulamak istediğim şeyi artık test edemeyecek olmam yazık oldu.”
Kara Köpek: “Baaak, ben sana söylemedim mi seni uyarmadım mı ya? Kanalizasyonda onları yakıp kül etseydim sonrasında başımız hiç ağrımazdı diye.”
Russell: “Tartışmanın lüzumu yok. Zamanımız kısıtlı.”
Gidişatını belirleyen Russell, Ak Koyun’a arkasını döndü. Onun sırtında, kaza mahalline yönelen yoldaşına dair her türlü gereksiz ilginin çoktan kesilip atıldığı belliydi.
Ve o sırta doğru, Ak Koyun kararlı bir yüz ifadesiyle elini uzatmak üzereyken——
Kara Köpek: “Bekle, vazgeç o işten.”
Bu sözlerle birlikte uzatılan uzun bir bacak, Ak Koyun’un yolunu kesti.
Koltukta yayılarak oturan Kara Köpek, yolunu kesen şeye bakıp dudağını ısıran Ak Koyun’a doğru elini salladı.
Kara Köpek: “Kendi ağzınla söyledin ya. O herifin asla yapmayacağı bir şeyi ona yaptıramazsın diye.”
Ak Koyun: “Ama… böylesi…”
Kara Köpek: “O yüzden ağlama, tek yaptığın baş ağrıtmak. O şerefsiz herifin keyfini düşündüğümden falan da değil. Sadece, belki de gerçekten hiçbir şey yapmana gerek kalmayabilir.”
Ak Koyun: “――――”
Anlamıyormuş gibi gözlerini kırpıştıran Ak Koyun’a omuz silkip bacağını uzatmaya devam eden Kara Köpek, elini kaldırarak ejder arabasının arkasını—— yoo, kaza mahallinin olduğu yönü işaret etti.
Ve ardından——
Kara Köpek: “——Şamata ve hengamenin niteliği değişti. Bu durumda rotamız ne olacak ki? Kuhahahaha!”
△▼△▼△▼△
Tozun toprağın havada uçuştuğu kaza mahallinde yarı yıkılmış binanın çökme tehlikesi hâlâ sürüyordu.
Çöken tavanın keresteleri, ağır yaralanıp bilincini yitirmiş kişiye saplanmıştı ve yara kim ne derse desin ölümcüldü. ——Tabii eğer o anda orada bulunup kesintisiz şifa büyüsü yapmaya devam eden o kişi olmasaydı.
Subaru: “——Ferris?”
Tek eliyle şapkasını çıkarıp yüzünü gösteren kişinin—— Ferris’in varlığı karşısında Subaru’nun gözleri kocaman açıldı.
Çok ama çok kısa bir süre önce bile onu düşünüyordu. Korkunç, zor zamanlar geçirmiş, buna rağmen Subaru’nun uzattığı yardım elini kibirli bularak geri çevirmişti; bu yüzden şu anda ne hâlde olduğu tam bir muammaydı.
O kişinin Mavi Yılan adıyla aynı grupta yer alacağı aklının ucundan bile geçmezdi.
Ferris: “Ne yapıyorsun?! Kulakların yok mu senin?!”
Subaru: “——Hık.”
Ferris: “Bir can söz konusuyken orada öyle odun gibi dikilme! İnsanlar burada ölürse sorumlusu da suçlusu da biz olacağız!”
Bu beklenmedik karşılaşmanın yarattığı şoku, bizzat Ferris’in kelimeleri paramparça etmişti.
O çaresiz feryatla kendine gelen Subaru, Ferris’in az önceki talimatını yerine getirmek için—— ağır yaralının vücuduna saplanmış keresteyi çıkarmak amacıyla kucağında taşıdığı Beatrice’i yere indirdi ve…
Subaru: “Hazır mısın, Beako?!”
Beatrice: “Bana bırak, doğrusu! ——Murak!”
McMahon Malikânesindeki ve kanalizasyondaki peş peşe savaşların ardından dinlenmek için neredeyse hiç vakit bulamamışlardı. Durumu olabilecek en kötü hâlde olsa da Beatrice bunu en ufak bir şekilde bile belli etmedi, Yin Büyüsünü etkinleştirerek hedefi hafifletti.
Subaru: “Kaldırıyorum! Hazır mısın?!”
Ferris: “Değilim diyen aptalın tekidir!”
Subaru: “Sende de ne çene varmış be! ——Nığh, gığhhhh!”
Ferris ile bağrışan Subaru, hafiflemiş olan kalası dikkatlice kaldırdı ve yaralının bedenine saplanmış şeyi yerden yavaşça çıkardı. Beraberinde gelen iğrenç his ve sesle birlikte, yaranın içinden oluk oluk kan fışkırdı.
Ancak kalas açık yaradan çıkarıldığı anda Ferris asıl hünerini sergiledi.
Ferris: “Sorun yok. Şimdi acını dindireceğim.”
——O anda etrafı son derece şefkatli, mavi bir ışık kapladı.
Beatrice: “İnanılmaz…”
O ışığa bizzat şahit olan Beatrice’in dudaklarından sessiz bir mırıltı dökülüverdi.
Kendisi de şifa büyüsü kullanabilen bir Ulu Ruh olan Beatrice’i bile hayretler içinde bırakan bu manzara, Ferris’in Mavi ünvanını almasının ve kıyas edilemez bir dâhi olarak görülmesinin ardındaki tüm nedenleri açıklıyordu.
Kullandığı şifa sanatı eskisiyle aynıydı—— yoo, açıkça ondan çok daha yüksek bir ustalığa erişmiş, mucizevi bir seviyeye ulaşmıştı.
Subaru: “――――”
Bu manzaraya tanık olanlar, en kötüsünü göze alarak olay yerine koşan iyi kalpli insanların tamamıydı.
Tümünün bu mucize karşısında büyülenmesini bi’ şekilde anlayabiliyordu. Artık ümidin kesildiği ölümcül yaralar da, kalıcı izlerin bırakacağı derin kesikler de, bu zalimce sonların nicesi de o mavi ışıkla âdeta yeniden yazılıyordu.
Bu, âdeta gelecek nesillere aktarılacak dinî bir tabloyu andıran bir sahneydi——
Subaru: “——Millet! Çıkarabileceğiniz tüm yaralıları çıkarıp tek bir yerde toplayın! Ağır yaralılar ve başından yaralananlar önceliğimizdir! Kendi başına hareket edebilen herkes binanın dışına çıksın!”
Bu mucize karşısında donakalmış olan insanları, Subaru avazı çıktığı kadar bağırarak gerçekliğe geri döndürdü.
Ferris buradaydı. Bu bir mucizeydi, büyük bir şanstı. Bunu sonuna kadar, tüm gücüyle kullanmalıydı.
Subaru: “Herkes kurtarılabilir! Dünyanın en iyi şifa büyücüsü burada!”
Subaru’nun bu ölümüne kararlı sesine gözleri faltaşı gibi açılan insanlar birbirlerine bakıp gür bir sesle “Evet!” diye karşılık verdiler. Böylece yere yığılanları ya da bacakları enkaz altında kalanları kurtarma çalışmaları başlamış oldu.
Bu durumu gören Subaru, elinin tersiyle gözlerinin kenarını silip…
Subaru: “Ferris, herkes iş başında! Ben de yardım edeceğim! Ne yapmam lazım?!”
Ferris: “Bana ayak bağı olma! Söylediklerimi de harfiyen yap! Bu kişiyi tut bi’!”
Subaru: “Senin var ya… Bütün bunları atlattıktan sonra ağzına sıçmazsam adam değilim lan, hele bi’ bekle!”
Subaru’nun insanları ikna etmesi umurunda değilmişçesine Ferris’in tüm bilinci kurtarılmayı bekleyen hayatlara odaklanmıştı—— gerçekten de o sivri dili bir yana, Ferris’in becerisi ve kararlarındaki isabetlilik rakipsizdi. Tek bir bakışta yaralıların aciliyetini saptayıp öncelik sırasına koyuyor, her birine uygun güçte şifa büyüsü yaparak sırayla hayatlarını kurtarıyordu.
Subaru: “Akşam yemeği saatinde bir restoran ha… Bu işe bulaşanların sayısının neden bu kadar çok olduğu şimdi anlaşıldı.”
Hasar alan bölgenin durumunu nihayet gözlemleyecek fırsatı bulan Subaru, ağzına kaçan tozla beraber yere tükürdü.
Ejder arabalarının oluşturduğu yoğunluk nedeniyle dükkânın içinde de pek çok insan bulunuyor olmalıydı, bu kadar çok yaralı olmasının sebebi buydu. Ancak neyse ki Subaru’nun görebildiği kadarıyla anında can veren kimse yoktu.
Ve eğer anında can veren kimse yoksa——
Ferris: “——Ölmene izin vermeyeceğim. Sağ salim evine döneceksin.”
Dolup taşan şifa ışığı, hayatı tehdit eden o yaraların hepsini tek tek iyileştirip ortadan kaldırıyordu.
Herkes kurtulacaktı. Bu sadece kuru bir temenni olmaktan çıkıp, kesin bir gerçeklik olarak meyvelerini vermeye başlamıştı ki——
???: “——Hık! Oy, şuraya bakın!”
Aniden bu umutla çelişen bir sesin duyulmasıyla, Subaru dikkat kesilerek başını kaldırdı.
Kurtarma çalışmalarına yardım eden muhafızlardan birinin parmağıyla işaret ettiği yer, yarısı yıkılmış restoranın—— çatlamış sütunlar üzerinde zar zor dengede duran, yarı yarıya çökmüş olan üst katıydı.
Yamuk şekilde duran çatı kirişleri can çekişircesine çatırdadı ve binanın ikinci katı yana doğru eğildi—— hemen altındaysa şifayla iyileştiren Ferris ve yaralılar bulunuyordu. Binanın üst kısmı çökecek olursa hiç kimse sağ kurtulamazdı.
Bunu düşündüğü anda Subaru fırlayıverdi—— yoo, koşmaya başlayan sadece o da değildi.
???: “——Hık!”
Yaşlı muhafızlarından tut astlarına, hatta yoldan geçen bir adam bile yardıma adına ileri atılmıştı. Diğerleri de hemen doğrularak onlara eşlik etmeye çalıştı.
Bu manzarayı göz ucuyla gören Subaru da dişlerini sıkarak can havliyle bağırdı——
Subaru: “——Beatrice!!”
Beatrice: “Bununla birlikte Betty tüm deposunu tüketmiş olacak, doğ…rusu! ——Murak!!”
Beatrice iki elini öne uzattığı anda binanın çöken kısmı soluk mor bir ışıkla kaplandı.
Ne yazık ki yer çekimi kanunları gereği, ağırlık değişse bile enkazın düşme hızı da yaratacağı tehlike de azalmıyordu. Böylesi devasa bir kütlenin doğuracağı sonuç gene aynı olacaktı. ——Subaru, tam o noktaya doğru kayıp araya giriverdi.
Subaru: “Nığaa!!!”
Molozların altına son anda yetişen Subaru, tıpkı bir tavan tuzağına yakalanmışçasına düşen enkazı tutacak şekilde pozisyon aldı. Tabii ki bunu tek başına yapması imkânsızdı. Hemen arkasından gelen muhafızlar da enkazın altına girip omuz verdiler ve hepsi tek bir vücut hâlinde yükü göğüsledi.
Subaru: “Gığh!.. Hazır zamanımız varken… aşağıdakileri çıkarın!..”
Neredeyse kan kusacak gibi hisseden Subaru, enkazı tutan herkesin ortak iradesini haykırdı. Bunu işiten gerideki insanlar da hemen harekete geçip Ferris’i ve yaralıları enkazın altından çekip çıkardı.
Herkes tahliye edilene dek ne pahasına olursa olsun dayanacaklardı. ——Subaru kendi kendini bu şekilde motive ederken…
???: “…Gerçi birader senin sesin de hep pek bi’ gür çıkıyo’ yahu!”
Subaru: “Ha? Bi’ dak’ka, sen!..”
Enkazı ayakta tutabilmek için var gücüyle direnen Subaru, hemen yanında kendisi gibi molozları omuzlayan kişiyi fark edince şaşkına döndü.
Bu tanıdık bir yüzdü—— Kraliyet Başkentinde yollarının sık sık kesiştiği meyve tezgâhının sahibi Kadomon’un ta kendisiydi.
Subaru: “――――”
Bu beklenmedik karşılaşma karşısında Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı ve aynı anda içini yiyip bitiren bi’ panikle doldu.
Tanınmayı engellen cübbenin kusursuz olmadığını söyleyen Russell’ın uyarısını çoktan çiğnemişti. Subaru’yu tanıyan Kadomon’un önünde kendini böyle açıkça öne atması, gerçek kimliğini ele vermesi demekti.
Ancak——
Kadomon: “Birader ö’le surat asıp durmasana. Burada insanlara yardım ediyo’ olman, benim kendi gözlerimle şahit oldu’m tek hakikattir.”
Bu sözleri işiten Subaru, elinde olmadan kollarındaki gücün çözüldüğünü hissetti. Yükün aniden artmasıyla Kadomon ve diğerleri “Naohhh?!” diye inleyince Subaru paniğe kapılıp gücünü hemen geri topladı.
Şaşkına dönmüştü. Kimliği ifşa olursa her şeyin biteceğini sanıyordu. ——Fakat iyi ki de geri dönebilmişti.
Subaru: “Herkes çıktı! Millet, üç deyince banzai diyip yukarı kaldırıyoruz! Arkaya doğru fırlatın!”
Gıcırdayana dek dişlerini sıkan herkes, hep bir ağızdan “Bir, ‘ki, üç!!” diye kükredi.
Var güçleriyle kollarını kaldırıp fırlattıkları enkaz, neredeyse binanın ikinci katının üst kısmının tamamıydı. Herkesin elinden çıktığı anda büyünün etkisi kayboldu ve enkaz, orijinal yıkıcı kütlesine geri döndü.
Subaru: “KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN KAÇIN!!——”
Arkalarından gelen patlayıcı, ağır bir yıkım gürültüsüyle molozları destekleyen herkes var gücüyle orayı boşalttı. Âdeta öldürme niyeti barındıran o şeyden can havliyle kaçan Subaru, paldır küldür yuvarlanarak yere kapaklandı.
Yerde kollarını bacaklarını açmış, boylu boyunca uzanırken toza bulanmış gökyüzüne doğru baktı.
Subaru: “Haah, haah… H-Hiçbir yerim ezilmedi… di’ mi?”
Kadomon: “İçini ferah tutsana. Dünyanın en iyi şifacısı or’da ne de olsa, de’ mi?”
Subaru: “İyileştirilebilse bile kopmuş kollarımı veya bacaklarımı görmek istemem ki!”
Bağırıp çağıran Subaru’nun yanında onun gibi yuvarlanan Kadomon, “Öyle tabii” diyerek güldü. Bu gülüşme etraftakilere de yayıldı, enkazı ayakta tutmaya çalışan grubun tamamı sağ salim kurtulmayı başarmış gibiydi.
Bir şekilde bir işi daha geride bırakmışlardı—— ama rahat bir nefes alamayacaklardı.
Subaru: “Ferris hâlâ tek başına çabalıyor. Ona yardım etmeye gitmeliyim…”
Beatrice: “——O biraz zor olabilir, doğrusu.”
Tembellik etmek isteyen bitkin vücudunu zorla ayağa kaldıran Subaru, bu ses üzerine “Ha?” diyerek arkasını döndü.
Sesin sahibi Beatrice’ti, sesindeki gerginliğin anlamını Subaru da anında kavramıştı. Kazanın meydana geldiği restoranın dışındaki sokakta yaralılar topluca taşınıyordu.
Onların tam merkezinde Ferris, hâlâ canla başla yaraları iyileştirmek için çabalıyordu oysaki——
???: “——Hain Crusch Karsten’in Birinci Şövalyesi, Mavi Felix Argyle. Kraliyet Sarayına kadar gelmenize hükmedilmiştir. Derhâl itaat edin.”
Zira… Ferris’in etrafını saran Şövalye birliği, kılıçlarını ona doğrultarak etrafını kuşatmıştı.
△▼△▼△▼△
Ferris: “————”
Yaklaşık otuz kişiden oluşan Şövalye birliğinin tamamı, Kraliyet Şövalyelerine ait olduklarını gösteren beyaz üniformalar giyiyordu. Bu, mantığa o kadar aykırı bir manzaraydı ki Subaru’nun bilinci tamamen bembeyaz bir boşluğa dönüştü.
Kaza mahallinin hemen önünde arama kurtarma çalışması yapan bir şifacıya Şövalyeler gerçekten de kılıçlarını çeker miydi ki? İmkânsız.
Kadomon: “Ne… ne saçmalıyo’nuz siz?! Emir mi?! Şu vaziyete bi’ baksanıza!”
Yaşlı Muhafız: “Haklı! O kişi şu anda yaralıları tedavi ediyor! O olmasaydı…”
Şövalye: “——İtiraz etmenizin bir anlamı yok! Bu da Kraliyet Başkentini ilgilendiren çok önemli bir husustur. Kazaya müdahale etmeye muhafız birliği devam etsin. Biz Şövalyeler olarak kendi görevimizi yerine getireceğiz!”
Subaru’nun yerine Kadomon ve yaşlı muhafız bu anormalliğe karşı seslerini yükselttiler. Ancak bu protestolar, Şövalyelerin başındaki uzun saçlı komutanın kulakları sağır eden öfkeli kükreyişiyle bastırıldı.
Bunun yarattığı anlık sessizlikte komutan, o keskin bakışlarını Ferris’e—— Şövalyelere tek bir kez bile dönüp bakmadan şifa büyüsü yapmaya devam eden Ferris’in sırtına dikti.
Şövalye: “Bu bir emirdir! Ellerini çek, Şövalye Felix! Efendinle birlikte Krallığa karşı büyük bir ihanet planlıyorken senin gibi birine tedavi işi emanet edilir mi hiç?! Tedavi ettiğin o kişilere ne yapacağın——”
Subaru: “——Hık, benimle taşak mı geçiyorsunuz lan!!”
O an Ferris’e sarf edilen bu affedilemez sözler karşısında Subaru âdeta patladı.
Elinde olmadan öne fırlayarak Ferris’in sırtıyla Şövalye birliği arasına girdi. Sonra da kılıçlarını doğrultan Şövalyelere—— yoo, Şövalye bile denemeyecek olan o mahlûklara dik dik bakarak…
Subaru: “Siz Ferris’in şifa büyüsünü bu denli nasıl geliştirdiğini sanıyorsunuz ha?! Sırf yeteneği olduğu için mi bu kadar iyi sanıyorsunuz? İnsanları kurtarmak istediği gün gibi ortada değil mi lan!”
Şövalye: “————”
Subaru: “Ferris’in yaralılara n’apacağını bilmiyor musunuz sanki?! Gayet de biliyorsunuz lan! Onları tedavi edecek! Hayatlarını kurtaracak! Can çekişen insanlara yardım edecek! Kim bakarsa baksın bu, gün gibi ortada! Bu, dünyadaki en harika adamın yapacağı şey!”
Sesi kısılana dek bağıran, gözleri kan çanağına dönen Subaru; neden bu kadar basit bir şeyi bile anlayamadıklarını sorgulayarak kükredi.
Daha demin tüm enerjisini tükettiğine inanılması güç bir canlılıkla ellerini kollarını sallayarak o doğal duygularını haykırıyor, Şövalyelerin yüzlerine tek tek bakarak tüm ruhunu ve bedenini ortaya koyuyordu.
Kadomon: “Birader…”
Subaru’nun bu öfke patlamasını izleyen Kadomon, kısık bir sesle mırıldandı.
Onun, muhafızların ve kaza mahallindeki diğer herkesin çoktan hemfikir olduğu bir gerçekti bu. Bu yüzden Şövalye birliğinin arasında da gözlerinde ve ifadelerinde tereddüt belirmiş, kılıçlarının uçları sarsılarak göze çarpar hâle gelmişti.
Fakat bu samimi duygusal dalgalanmaları——
Şövalye: “——Ben de bu kim diyordum, meğerki hainin iş birlikçisi Natsuki Subaru’ymuş.”
Nefretle bulutlanmış gözlere sahip komutanın tek bir kelimesi, bu havayı temelinden ezdi.
Komutan “Natsuki Subaru” ismini zikrettiği anda Şövalyeler gözlerini kırpıştırdılar ve hemen önlerinde duran Subaru’nun varlığını nihayet düzgünce idrak ettiler. ——“Algı engeli” aşılmıştı.
Böylece, az önce o kadar mantıklı konuşan kişinin aranan bir suçlu olduğunu anladıklarında Şövalyelerin tereddüdü görev bilinciyle geri plana atıldı ve az öncekiyle aynı—— yoo, ondan çok daha büyük bir gerilim havası hâkim oldu.
Beatrice: “Subaru…”
Subaru’nun kimliği açığa çıkmasıyla, kılıçların hedefi olmasıyla Beatrice yanına sokularak onun elini tuttu. Ancak az önce binanın çöküşünü durdururken tüm manalarını tükettiklerinden ötürü şu anda bu durumdan kurtulabilecek hiçbir yolları yoktu.
Subaru: “En fazla, Görünmez Takdir ile liderlerinin suratına bi’ tane geçiririm ama o kadarcık… Kusura bakma Ferris. Ateşe körükle gitmiş gibi oldum.”
Ferris: “… Sus. Zaten senden bi’ beklentim falan yoktu.”
Subaru: “Tahaha.”
Ferris: “Ama ağzın bayağı iyi laf yapıyor, değil mi? Boş konuşmaya devam edip zaman kazanabildiğin kadar kazan. Ben de o sırada bir kişiyi daha kurtarmaya çalışacağım.”
Birbirlerine dönmeden, sırt sırta vermiş bir hâlde bu kelimeleri fısıldaştılar. Ferris’in içindeki zehri akıtan o acı beyanı karşısında Subaru’nun yüzünde buruk bir tebessüm belirdi ve kararını kesinleştirdi.
Karşı taraf Crusch hakkında bilgi istiyordu, yani onları burada öldürmeyeceklerdi. O hâlde yalan dolanla, el çabukluğuyla, büyü kullanamayan Natsuki Subaru’nun tarzı olan o savaşa——
Şövalye: “Ne kadar tehlikeli olabileceğinin… hayır, ne kadar tehlikeli olduğunun bilincindeyiz. Krallığı gereksiz bir kaostan kurtarmak uğruna Natsuki Subaru, seni buracıkta!..”
Subaru: “Oyy, bi’ dak’ka ya, bi’ dak’ka! Beni gözünüzde çok büyütüyorsunuz ki! Zaten en başından beri vatana ihanet dediğiniz şey de…”
Şövalye: “Kes sesini! Her şey Krallığımız uğruna! O çok iyi laf yapan ağzını bizzat ben——”
???: “——Etrafınızda yalan rüzgârları esiyor.”
——O an soğuk ve asil bir rüzgâr esip geçti.
△▼△▼△▼△
???: “——Ferris.”
Ferris: “… Evet.”
???: “Yaralıların hepsini tedavi et. Üzerlerinde hiçbir hasar kalmaksızın eski hayatlarına dönebilecekleri bir hâle gelene dek.”
Ferris: “Söylemene gerek yok, zaten benim niyetim de buydu.”
???: “Anlıyorum. Öyleyse sorun yok. ——Bunu yapman için gereken zamanı ben sağlayacağım.”
Aralarında değiş tokuş edilen kelimeler pek bi’ azdı. Fakat bu kadarı ikisi için de yeterliydi.
Birbirlerinin yeteneklerini herkesten çok daha iyi bildiği o ikisi için… sadece bu kadarı bile yeterli olmalıydı.
Subaru: “————”
Altın rengi Ejderha Gözü, ışıltısıyla havada bir ışık şeridi çiziyor ve kıvrak hareketleriyle Şövalye birliğini âdeta parmağında oynatıyordu. Şövalyeler dost ateşinden kaçınmak için dağılarak üst düzey bir koordinasyon sergilediler ancak——
???: “Görüyorum.”
Hiçbir açık bırakmadan üzerine kapanan kılıç fırtınasının o iğne deliği kadar küçük boşluğuna, ince kılıcının ucunu saplayarak kendine zorla bir yol açan Valkür’ün—— Crusch’ın kılıcının dans eden ışıltısı, Şövalyelerin kılıçlarını ellerinden teker teker düşürdü.
Acı içinde feryat edip kollarını tutarak gerileyen Şövalyelerin hepsi, bileklerinden ya da parmak köklerinden aldıkları yüzeysel yaralarla savaşma yeteneklerini yitirerek geri çekilmek zorunda kalmıştı.
Bu; gereksiz yere can almayan, öldürücü olmayan bir kılıçtı—— diye düşündüğü sırada…
Crusch: “Siz gerçek misiniz? Yoksa sahte mi?”
Şövalyeler: “——Hık!”
Crusch: “İki uçtaki ikiniz temizsiniz, arkaya doğru gerileyen sen ise kötüsün. ——Kaçacak yerin yok.”
Bu acımasız hükmün hemen ardından geriye çekilen o Şövalye, kılıç tutmayan elini Crusch’a doğru uzattı ve o anda etkinleşen büyünün belirtileri havayı büktü.
Ancak——
Beatrice: “Boşuna kürek çekiyorsun, doğrusu.”
Beatrice yan tarafta mırıldanırken sözleri Crusch’ın kılıcının ışıltısıyla—— büyüyü daha etkinleşmeden kesip atan o olağanüstü tekniğiyle kanıtlanmıştı. Gözleri şaşkınlıkla açılan Şövalye, çaprazlama bir kesişin yıkıcı darbesiyle yere yığıldı.
Subaru bir anlığına onu durduracak şeyler söyleyecek gibi oldu fakat durumu kavrayıp çevreye dikkatlice bakınca Crusch’ın sergilediği merhametle acımasızlığın haklı bir dayanağı olduğu açıkça anlaşılabiliyordu.
Şövalye birliği içinde Crusch’ı bastırmayı hedefleyenlerle onu açıkça öldürmek niyetinde olanlar birbirine karışmıştı. ——Ve şu âna kadar Crusch’ın biçtiği kişilerin hepsi bu ikinci kategoriye aitti.
Az önceki Şövalye komutanının pervasızca zıvanadan çıkmasından da anlaşıldığı üzere bu işte belli bir şahsın—— Capella’nın parmağı olduğu açıktı.
Dolayısıyla bu en kötü Otorite’nin etkisini, Crusch’ın İlahi Koruması berrak bir şekilde ayırt edebiliyordu.
Subaru: “Üstelik, yanlış anlamadıysam… malikânedeki hâlinden daha da mı güçlü olmuş?”
Beatrice: “Yanılmıyorsun, sanırım. O zamankine kıyasla gözünü çok daha ustalıkla kullanıyor, doğrusu.”
Hiç boşluk bırakmadan acımasızca ve gösterişten uzak bir şekilde kılıcını savuran Crusch; savaşın ortasında bile Şövalyelerden hangilerinde Capella’nın parmağı olduğunu ayırt ediyor, hatta onları alt etme biçimlerini bile seçiyordu. Sergilediği kılıç tekniği cidden muazzamdı.
Ejderha Gözü ona giderek daha çok uyum sağlıyordu. ——Bunun ne anlama geldiğini bildiğinden ötürü bu duruma içtenlikle sevinmesi pek mümkün değildi.
Ferris: “——Hık, bununla beraber herkes tamam! Bitti!”
Crusch’ın sergilediği bu eşsiz güç, Ferris’in tedaviyi tamamlaması için ihtiyaç duyduğu zamanı ona tamamen kazandırmıştı.
Alnından terler süzülen Ferris olduğu yerde doğrulmaya çalıştı. Bedeni yalpalayıp yere yığılacak gibi olduğunda da Subaru aniden uzattığı eliyle ona destek oldu.
Ferris’in narin bedenini kollarının arasına alıp, ona omzunu vererek sımsıkı destek oldu.
Ferris: “Böyle anları da hiç kaçırmıyorsun, değil mi Subaru-kun?..”
Subaru: “Her daim böyle bir fırsat kolluyormuşum gibi konuşmasana! Yalnız kanka var ya, harbiden acayip havalıydın be!”
Ferris: “Kulağımın dibinde bağırmasana. Bir de beni daha düzgün tutuver, her an yığılıp kalacak gibiyim de.”
Subaru: “Amma da çok şey istiyorsun. Ama… Crusch-san!”
Ferris üzerine düşeni yapmıştı. Crusch’ın da artık Şövalyelerle olan bu savaştan geri çekilme vakti gelmişti.
Açıkçası, onun gücüyle bu çevrelemeyi doğrudan yarıp geçmek mümkün olabilirdi ama——
Beatrice: “Yine yolun yarısında uyuyakalırsa bu sefer cidden ayvayı yeriz, sanırım.”
Subaru: “Harbiden öyle, ben de tam olarak bundan korkuyordum! Crusch-san, lütfen aklınızda bi’ plan falan olduğunu söyleyin!”
Crusch: “Ne yazık ki bende öyle bir şey yok.”
Subaru: “Hııııı!”
Crusch: “Bu yüzden gerekli hazırlıkları yapmıştım. ——Kara Köpek!”
Tüm umutların tükendiğini hissettikleri anda, Crusch’ın seslenerek umudunu bağladığı isim epey tehlikeliydi.
Subaru, Beatrice ve hatta Ferris’in bu ismi duyunca hep birlikte “Iyyy” diye yüz ekşittikleri o andan hemen sonra——
Kara Köpek: “Kuhahahahaha! Benden o kadar da nefret etmeyin yahu, azıcık sevin beni! Ana karakterin sahneye çıkma zamanı geldi!”
Duyan herkesin midesini bulandıran o sinsi kıkırdama dört bir yanda yankılanırken bu yabancı sese anlam veremeyen Şövalyeler ve etraftakiler şaşkınlık içinde bakındı. Fakat kahkahanın sahibi hiçbir yerde görünmüyordu.
Bunun yerine hepsinin görüşünü kapatan şey, devasa bir siyah duman bulutu oldu.
Crusch: “Bu, gözleri yanıltacak sis perdesi. Zararlı bir şey değil.”
Siyah dumanın ortasında yükselen şaşkınlık ve kaos dolu sesler arasında Crusch yanlarına doğru koşarken bunu sessizce bildirdi. Crusch’a güveni tam olsa da işin ucunda o Kara Köpek olunca endişesi ister istemez ağır basıyordu.
Ferris: “Bir sorun olacağını sanmıyorum. Öyle olmasaydı Subaru-kun ve ben yine burada geride bırakılırdık, değil mi?”
Subaru: “Çok haklısın! Tamamdır. O zaman şimdi buradan—— Görünmez Takdir!”
O anda Ferris’in sözlerini onaylayarak başını sallayan Subaru’nun göğsünden görünmez siyah bir el fırladı, dumanı delip geçerek üzerlerine doğru hamle yapmaya çalışan Şövalye komutanının suratının tam ortasına patladı.
“Gağh!” diye feryat ederek burnundan kanlar fışkıran komutan sırtüstü yere serildi. Bunu göz ucuyla gören Crusch da…
Crusch: “O kişi temizdi.”
Subaru: “Ciddi misin ya?! Sahtelerden biri değil miydi o?!”
Crusch: “Sana karşı aşırı bir öfke ve nefret beslediğini hissettim.”
Ferris: “Şövalye Zeolle değil miydi o? Kraliyet Seçimi sırasında saraydaydı. Ondan dolayı olmasın?”
Subaru: “Tamam, anladık be! O episodu tek bir puana sabitlesek mi artık ya!”
İster Subaru’nun masumiyetinin kanıtı olsun ister hedef alınmasının sebebi olsun, eylemleri her daim aynı yere bağlanıyordu.
Bu sitemleri bir kenara bırakan Subarular, o yoğun siyah dumanın arasında gözden kaybolarak oradan uzaklaştılar. ——Arkalarından birkaç Şövalye onları kovalamaya yeltendi fakat…
Kadomon: “Biraderin de diğerlerinin de peşine düşemezsiniz, izin vermem. Zaten siz Şövalyelerin bugünkü tavırları da hiç ama hiç hoşuma gitmemişti.”
Önlerini kesip geçişlerini engellemek için karşılarına dikilenler, Kadomon ve geçit muhafızlarıydı.
Bu beklenmedik yardım karşısında şaşkınlıkla “Amca?!” diye haykıran Subaru’ya Kadomon sırıttı ve…
Kadomon: “Devam et birader, sizi desteklece’m! Hem seni hem de Emilia-sama’yı!”
Subaru: “——Hık! Aah… o dürüst oyunuzu kazanmak adına kesinlikle geri döneceğim!”
Natsuki Subaru’yu Emilia’nın Şövalyesi olarak gören Kadomon’dan gelen bu destekleyici sözler karşısında Subaru neredeyse ağlayacakmış gibi cevap verdi ve o siyah dumanın içine dalıp ilerlemek için bacaklarına tüm gücüyle yüklendi.
Onlar uzaklaşırken arkalarında Şövalyelerin öfkeli bağırışlarıyla onlara direnen muhafız birliğinin o kararlı haykırışları büyük bir gürültüyle göğe yükseldi——
Yaşlı Muhafız: “——Denetim bitmiştir! Bırakın geçsinler, Şövalyeler! Bırakın da biz muhafızlar da işimizi yapalım!!”
△▼△▼△▼△
???: “——Yo, döndünüz demek? Çoktan öldünüz sanmıştım be.”
Subaru: “Rachins, müttefik olmamıza rağmen bize hiç mi hiç faydan yok be…”
Subaruların kaçmalarını sağlayan o yoğun siyah dumandan çıkıp ana kapının dışında bekleyen ejder arabasına hızla atladıklarında onları el sallayarak karşılayan kişi Rachins’ti.
Dışarıda bunca kargaşa koparken kılını bile kıpırdatmaya yeltenmeyen Rachins’in bu taş kalpliliği Subaru’yu cidden şaşkına çevirmişti.
Subaru: “Sende hiç insanlık yok mu be adam? Cadı Tarikatçısı falan mısın yoksa?”
Rachins: “İnsanları salak salak şeylerle itham etmesene lan! Hiçbir şey yapmadığımı söylemen de aynı şekilde ayrı bir iftira! Gidip tüm pazarlıkları falan bizzat yaptım. Haksız mıyım, Düşes-san?”
Dilini çıkaran Rachins, öyle söyleyerek konuyu Crusch’a yöneltti. Bu sesleniş üzerine, sol gözündeki göz bandını yeniden takmış olan Crusch “Haklı” dercesine başını salladı.
Crusch: “Rachins Hoffman’ın ağzı iyi laf yapar. Gerçekten de, pazarlıkları yapan da sonuçlandıran da oydu.”
Subaru: “Pazarlıklar mı? Yani bu…”
???: “——Şüphesiz ki o da bizimle, Natsuki-dono.”
Pusuya yatmış gibi hissettiren bu ses üzerine Subaru’yla Beatrice’in omuzları “Piyo” diye sıçrayıverdi.
Sesin sahibi, ejder arabasına Subaruların ardından gecikmeli olarak binen Russell’dan başkası değildi.
Yanındaki Ak Koyun ve Kara Köpek ile ejder arabasının kapısını kapatan Russell, arabacıya yola çıkması için işaret verdi.
Ejder arabasının aniden hareket etmeye başlamasıyla resmen arabanın içi, kaçışı olmayan bir yüzleşmeye dönüştü.
Russell: “Öncelikle, herkesin sağ salim dönmüş olması en iyi sonuçtur. Şüphesiz ki şansımızın yaver gitmesiyle oldu bu, söylemek istediğim pek çok şey olsa da—— Mavi Yılan.”
Ferris: “Mıh…”
Russell: “Varlığını gizli tutma şartını koşan sendin. Buna rağmen böyle hareket edince bunu sır olarak saklamamıza imkân da kalmıyor. Yoksa bunun bizim suçumu olduğunu mu söyleyeceksin?”
Ferris: “Biliyorum. Bunu şartların ihlali olarak nitelendirmeyeceğim. Zaten şahsi mevzuların konuşulacağı bir yerde de değiliz.”
Russell’ın ilk laf attığı Ferris, göz ucuyla şöyle bir Crusch’a baktı. Ancak Crusch bu bakışı fark etmiş olmasına rağmen Ferris’e hiçbir tepki vermedi.
İkisinin arasında dolaşan atmosfer cidden fazlasıyla karmaşık bir şeydi, bu yüzden——
Subaru: “Beako, ne yapsak ki. Atmosferin ayarlarıyla oynayıp ortamı canlandırmayı denesem mi? Bi’ şansımı deneyeyim mi?”
Beatrice: “Bi’, Bi’ bekleyip kendini tut, doğrusu! Burası arkamıza yaslanıp vaziyeti ‘gözlemlememiz’ gereken bir sahne, sanırım. Ondan ziyade…”
Russell: “Natsuki-dono, bundan sonra lütfen bu tür davranışlardan sakının.”
Subaru: “Gıh… Sanırım bana kızdınız, değil mi?”
Çekinerek Russell’ın yüz ifadesini süzse de -bekleneceği üzere- bir istihbarat teşkilatı liderinin ne düşündüğünü okumak imkânsızdı.
Russell’ın ifadesi âdeta durgun bir denizdi ancak talimatlarına düpedüz karşı çıkarak olay yerine fırlayan Subaru’ya kızmamış olması imkânsızdı. ——Bu ifadeyi gizli bir öfke olarak hesaba katmalıydı.
Russell: “Kızmaktan ziyade hayal kırıklığına uğradım. Neye öncelik vermeniz gerektiği konusunda dilimde tüy bitene kadar anlattığımı sanıyordum. ——Crusch-sama’nın sözleri olmasaydı o alanda kalma riskini göze almazdım.”
Subaru: “Crusch-san’ın sözleri mi? Bu da ne…”
Crusch: “Büyütülecek bir şey yok. ——Şu anda burada bulunanlar arasında Natsuki Subaru’dan başkasına güvenmeye hiç niyetim yok. Sen olmasaydın o bahsedilen Altı Dil ile iş birliği yapmayı da reddederdim.”
Subaru: “Bu!.. Bu benim için cidden, bayağı büyük bir onur ama!..”
Nasıl yorumlandığına bağlı olarak bu sözler epey aşırı olsa da Subaru, etrafındakilerin—— özellikle de kendisine fazladan koşul dayatan Russell’ın ve karmaşık bir ilişki içinde olduğu Ferris’in bakışlarını feci şekilde kafaya taktı. Ancak Russell’ın ifadesi yine değişmedi; Ferris ise yorgunluğunu bahane ederek koltuğuna oturmuş, yüzünü başka tarafa çevirmişti.
Her hâlükârda Altı Dil, Crusch’tan vazgeçmeyi göze alamazdı. Kaza mahalline geri dönen Subaru, Beatrice ve Ferris’i geride bırakamamaları da tamamen Crusch’ın dik duruşu sayesindeydi.
Subaru: “Yalnız, şöyle bir durum var, Russell-san…”
Russell: “Evet? Bu olayın ardından herhangi bir fikriniz değiştiyse…”
Subaru: “Fikir değişikliği demeyelim de… Muhtemelen yine böyle bir şey yaşanacak olursa ben de, Ferris de onları kaderlerine terk edemeyecektir. Bu yüzden sizden bir ricam olacak.”
Russell: “… Dinliyorum.”
Subaru: “Bundan sonra da mümkün olduğunca en az zayiat veren planlarla ilerlemek istiyorum. ——Olmaz mı?”
Bu yalvarış üzerine Russell gözlerini hafifçe irileştirdi ve arkasındaki Kara Köpek “Kuha” diyerek güldü.
Mantıksız bir şey söylediğinin farkındaydı. Ancak bu defaki olayda gerçekten de hiç kimse ölmemişti. Capella’nın pençesine düşenlerle uğraşmak zor olsa da sınırlarına kadar direnmeleri mümkündü.
Subaru böyle düşünürken Russell henüz tek bir kelime bile edemeden——
Ak Koyun: “B-Ben de! Ben de… Subaru-san’ın tarzının… iyi olduğunu düşünüyorum…”
Crusch: “Zayiatın en aza indirgenmesinden daha ideal bir şey olamaz. Şüphesiz ki bir işi başarabilmek için öncelik sırasına uyulması gerektiğine inanırım ama… benim şahsi önceliklerimde, hayatlar en üst sıralarda yer alır.”
Ak Koyun ve Crusch, Subaru’nun fikrine katılmışlardı. Ferris’in karşı çıkması da zaten imkânsızdı. Kara Köpeğin alaycı gülümsemesinden bahsetmeye gerek bile yoktu ama şaşırtıcı bir şekilde Rachins bile burnundan solusa da bunu inkâr etmedi.
Ve elbette ki Subaru’yla aynı amacı güden en iyi partneriyse——
Beatrice: “Elbette Betty’nin fikri de Subaru’ninkiyle aynı, doğrusu. Ne de olsa Subaru her zaman pervasızca imkânsızı başararak herkesi susturdu, sanırım. Bu sefer de farklı olmayacak, doğrusu.”
Subaru: “Baş belası demeden baş belası demiş kadar olsan da teşekkürler.”
Bunu söyleyip gülümseyen Subaru, Beatrice’i kucağına alıp koltuğa paldır küldür oturdu. Zaten oturmuş olan Ferris’in soluna geçmişti. Ardından diğer yanına da Crusch oturmuştu.
Subaru’yla Beatrice’i aralarına alan Crusch ve Ferris ikilisi yan yana dizilmişti.
Subaru: “Olacak iş değil. Oturacağım yeri yanlış seçmişim ya. Iıı, sanırım en iyisi yerimi…”
Ferris: “Subaru-kun. Yanındaki kişiye söyleyebilir misin? O gizemli güç bedene tuhaf bir yük bindirebilirmiş, bu yüzden ona ‘çok fazla bel bağlamasan daha iyi olur~’ de, olur mu?”
Subaru: “Oh, şey…”
Crusch: “Natsuki Subaru, yandaki kişiye şunu ilet: ‘Muhtemelen kısa bir süreliğine uykuya dalacağım. Bedenim hakkında endişeleniyorsa ben uyurken beni dilediği gibi inceleyebilir’ diye.”
Subaru: “Yuh ama be, ikinizin de bana ihtiyacı var mı sahiden?! Açıkça birbirinizle konuşsanıza! Gayet de konuşabilirsiniz bence!”
Ancak ne elini çenesine dayayarak uzaklara dalan Ferris ne de kollarını kavuşturup gözlerini yuman Crusch, Subaru’nun feryatlarına kulak asmaya niyetliydi.
Krallığı kurtaracak güvenilir üyeler arasında Crusch ve Ferris’in de bulunması epey güven verici ve sevindirici olsa da aralarındaki ilişki henüz minnettarlıklarını açıkça ifade edebilecekleri bir kıvama gelmemişti.
Subaru: “Önümüzdeki yol… önümüzdeki yol zorluklarla dolu olacaktır.”
Böyle diyerek omuzlarını çökerten Subaru, çenesini kucağındaki Beatrice’in başına yasladı. Bu ağırlığı hisseden Beatrice ise yavaşça aşağıdan Subaru’nun saçını okşamaya başladı.
——Emilia’yı da, kendi yollarını çizen yoldaşlarını da, Lugunica Krallığı’nı da tümüyle kurtarmak adına savaş başlayacaktı. Kesinlikle şu ana kadarkileri aratmayacak kadar çetin bir savaş olacaktı.
Natsuki Subaru güçlü bir irade ve kararlılıkla, uzaklaşan başkent manzarasına bakarken…
Russell: “Mektubunda böyle bir şeyden hiç bahsetmemiştin, Roswaal. Emilia-sama’yı galibiyete ulaştırmak için, ona gereken Şövalyelik eğitimini vermedin mi?..”
Diyerek sızlandı. Hesapta olmayan bir yükü omuzlamak zorunda bırakılan istihbarat teşkilatı lideri, epey afallamış bir hâldeydi.
#Yayınladığımız tarih itibariyle güncele gelmiş bulunuyoruz! Subaru gene Subaruluğunu yapsa da kıçımızı Crusch kurtarmış oldu, böylelikle Krallıktan çıkmış olduk. Gerçi çıkarken başımıza bir şey gelir mi o meçhul. Otto cephesinde de problem olmadan umarım ki Başkenti terk edebilirler. Herkes bir araya geldikten sonra Başkenti geri alma planlarını merak ediyorum. Acaba Vollachia’dan veya başka şehirlerden -Kararagi’den- falan yardım gelecek mi? Farklı şekilde Emilia cephesi de kaçmaya yeltenecek mi yoksa durumunu kabul mü edecek? Bunların hepsi şimdilik belirsiz olsa da tek yapabileceğimiz şey okumaya devam etmek! Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!




Elmacı dayı bence biri