Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 53 – “——Bir Ses, Çınladı”

Kısım VI, Bölüm 53 – “——Bir Ses, Çınladı”

21 Mayıs 2026 145 Okunma 35 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Gruba doğru uçan kuyruk iğnesi taş koridoru parçalamış, yıkımın hızla ilerleyişiyle dumanların patlama yapmasına yol açmıştı.

Ve bu gösteriyi ağır çekimmişçesine algılayan Subaru, elbiseli, minyon bir genç kızın gözlerinin önünde gerçekleşen korkunç yıkımın merkezine sıçradığına tanık olmuştu.

Dikine bukleli saçları dalgalanarak yıkımın içine dalan o kız, Beatrice’ti.

Cesaret—— yo, deli cesaretiydi bu. Gün gibi ortada olsa da o minyon kızın bedeni narindi ve kuyruk iğnesinin darbesine direnme kapasitesi taş duvarlardan çok daha düşüktü. Kalkan görevi görmeye çalışsa bile o vücutla Subaru’nun göğsünden yukarıdaki herhangi bir darbeye engel olması mümkün değildi.

Başka bir deyişle bu yaptığı fevri bir eylemden, nafile bir ölümden başka bir şey değildi.

Tıpkı Subaru’nun yüzünde sümük izleriyle hıçkıra hıçkıra ağlarken Echidna’yı kolundan kavrayışı gibi.

Tıpkı son anda kahramanlık alevleri içerisinde kavrulmak üzere olan Julius’un adını haykırışı gibi.

Tıpkı Ram’ın kafasını duvara çarpmaya çalışması ve hayali genç kızın tavsiyesine uymayışı gibi.

Beatrice de “İmkânsızı” görmezden gelmiş ve kuyruk iğnesini karşılayıp durdurmaya çalışmıştı——

Subaru: “Voah!?”

Beatrice: “——Natamam EMT, doğrusu!”

Öne çıkmış olan Beatrice, tam da o saniyede Subaru’nun elini tuttu ve boştaki elini havaya kaldırdı.

Genç kızın bağırışıyla aynı anda Subaru’nun bedeninden gözle görülmeyen, enerjiye benzer bir şey çıktı. Ve kafası sarsılan Subaru’ya yaklaşan kuyruk iğnesinin darbesi, Beatrice’in öne uzanmış avcunun önünde etkin hâle gelen bir nevi ışıklı ekran tarafından engellendi.

Subaru: “————”

İnsana bunun göreceği son şey olduğu izlenimini veren şok dalgası, merkezi Beatrice’in avcu olan defansif duvar tarafından engellenirken hasar, Subaru ve diğerlerinden kaçınırmış gibi görünerek etrafa yayılmıştı.

Ancak fırlayan kuyruk iğnesi tek bir darbeyle kalmamıştı ve mütemadiyen üzerlerine yağıyordu. Bununla birlikte tüm darbeler Beatrice isimli genç kızın şekillendirdiği kalkan tarafından engelleniyor ve hasar arkalarına yönleniyordu.

Bu esnada korkunç şok dalgasının şiddetle patlayışıyla, koridorun saçılan parçalarından biri Subaru’nun yanağını çizdi.

Ve sesler uzaklaşır, görüşü beyaza bulanırken yanağındaki acı yüzünden gözlerini kısan Subaru’nun bakışları Beatrice’in arkasına kaydı.

Eğer durmaksızın üzerlerine yağan şey gerçekten de bir an için görünür hâle gelen o devasa akrebin kuyruk iğnesiyse, bunun insan bedenini zahmetsizce toza çevirebilecek bir havan olduğu kesindi.

Böylesine ufak yapılı bir kız tarafından korunan Subaru’ya hayatına devam etme şansı tanınmıştı.

Halbuki daha az önce nasıl da akla hayale gelmez bir cehenneme katlanmak zorundayım diye düşünüyor, tanrıdan kurtuluş diliyordu.  

Şimdiyse talihsizliğine lanetler okuyacak vakti kalmamış ve görüş alanının ucunda, Beatrice ve akrepten farklı bir varlık daha olduğunu idrak etmişti.

O varlık, bu saldırıya sürüklenen ve aynı hasara maruz kalan Echidna’ydı.

Bağımsız hareket edeceğini ilan ederek Subaru ve Beatrice’le yollarını ayırmaya çalışmış ama saldırının başlamasının hemen öncesinde Subaru tarafından tutularak bu işin içerisine sürüklenmişti.

Neyse ki Beatrice’in koruma alanındaydı da kuyruk iğnesinin hasarı ışık perdesi tarafından engellenmiş ve Echidna’ya ulaşmamıştı. Ancak hepsi bu kadardı.

Beatrice’in engellediği şey, üzerlerine yağan kuyruk iğnesinin doğrudan hasarından ibaretti.

Ancak iğnenin ikincil hasarına karşı bir savunma sağlayamamıştı.

Başka bir deyişle——

‘Anastasia’: “——Vo, ah!”

Sesi belli belirsiz şekilde yükselen Echidna, dengesini yitirerek arkaya doğru devrilmişti. Bedenini desteklemek için attığı geri adıma rağmen bacaklarını destekleyecek bir zemin kalmamıştı.

Koridor, kuyruk iğnesinin saldırısı altında parçalanmıştı. Bunun sonucunda da koridorun yapısı hasar görmüş ve zeminin, tavanın ve duvarların çöküşüyle birlikte Echidna’nın adım atacak yeri kalmamıştı. Bilinmeyen bir boşluğa terk edilmişken düşmeye bağlı bir ölüm kaçınılmazdı.

İçgüdüsel olarak bu korkuyu kavrayan Echidna’nın gözlerinde, yaklaşmakta olan bir kriz hissiyatı şahlanıyordu.

Subaru: “——Hık!”

İşte tam da o saniyede Subaru, öne atılıp Echidna’yı elinden yakaladı ve düşerek ölmesine mâni oldu.

‘Anastasia’: “Natsuki-kun!?.”

Beatrice tarafından sağ eli tutulan Subaru, sol eliyle de Echidna’nın elini tutmuştu.

Reid’in zoraki ameliyatı sayesinde omzu yerine oturmuş olsa da acısı çok derindi ve fazla yorduğu takdirde omzunun tekrar yerinden çıkma ihtimali vardı. Sorumluluğu kuyruk iğnesini yakalamak için çaresizce çırpınan Beatrice’e devredemeyen Subaru, bacaklarına destek verip azı dişlerini sıkıyordu. Echidna’nın vücut ağırlığını frenleyebilmek için tüm gücünü kullanmaktan başka çaresi yoktu.

Subaru: “Gıh, ahhhh!..”

Echidna, ufak yapısına rağmen normal bir insan ağırlığına sahipti. Ve bir insanı taşımak normal şartlarda bile kolay bir iş değildi. Hele de bu iş tek elle yapılınca, yaralı bir insanın kontrolünde olunca ve karşı taraf kriz nedeniyle iş birliği içerisinde bulunmayınca—— yukarı çekiliyor olsa da düşme tehlikesi azalmıyordu.

Tüm bunlar pek düşünmeden de gayet iyi anlaşılabilecek şeylerdi. Mühim olan, Subaru’nun bu riski neden üstlendiğiydi.

‘Anastasia’: “…Senin hakkında tahminlerde bulunmama yol açacak şeyler yapma.”

Subaru: “Sanki, umurumdaymış gibi!.. Yalnızca anlık bir şeydi!..”

‘Anastasia’: “Bu cevap da… Natsuki-kun’a uyuyor!”

Subaru, bu yorgun monoloğun üstüne çıkarak refleks olarak kurtardığı Echidna’nın sözlerini yalanladı. Echidna’ysa şekilsiz de olsa bedenini döndürerek Subaru’nun kolundan aldığı destekle bir şekilde parçalanmış zemine ayak basmayı başardı.

Ve onun hareketlerini sonuna dek desteklemiş olan Subaru, bakışlarını koluna kaydırdı.

——Yara şeklinde kazınmış harfler, ne zaman olduğunu bilmeksizin yayılmış siyah benek şeklinde desenler ve tüm bedeninde hür iradesiyle açmış olduğu yaralardan kalma acı verici, berbat beyaz izler.

Subaru: “Anılarımdaki, sınırlardan, daha iyi… hareket ediyor?”

Ya kolu hatırladığından daha iyi hareket ediyordu ya da üzerindeki sayısız çizikte bir iyileşme vardı. Bir nebze güçlenen fiziğiyle Echidna’yı düşerek ölmekten kıl payı kurtarmıştı.

Yine de beden gücü, Ölü Kitabı planını yürürlüğe koyamayacak kadar yetersiz ve kısıtlıydı.

‘Anastasia’: “Bir şekilde, yeniden ayaklanmayı başardım!.. Beatrice! Sen ne durumdasın!?”

Beatrice: “Limitime, ulaşmak üzereyim, sanırım! Vakit geldi…”

Uygunsuz düşüncelerini bir kenara bırakan Echidna, tırmanmayı başarmasının ardından sert bir yüz ifadesiyle Beatrice’e seslendi. Beatrice ise onun seslenişine tatlı yanakları kasılarak karşılık verdi ve hemen sonrasında da——

Akrep: “——Bişaaan!!”

Kuyruk iğnesiyle hızlı bir saldırı silsilesi gerçekleştirmiş olması gereken akrep, tavana tutunup ağzından çıkan feryatla birlikte devasa kıskaçlarını gruba doğrulttu.

Subaru: “——Hık.”

Tırpan gibi görünen o kıskaçlar yaklaştıkça Subaru’nun düşünceleri ağır ağır uçup gidiyordu.

Bildiği kadarıyla akrep bahsi açıldığında akla zehirli iğne imgesi gelse de işin doğrusu, binlerce akrep cinsi arasında zehirli olanların sayısı yalnızca birkaç düzineden ibaretti. Peki bu durumda zehirli olmayan akreplerin av silahı ne olurdu—— Elbette ki kıskaçları!

O silaha keskinlik veya belki de kesme/doğrama gücü denilebilirdi. Bu da kulağa zehirli iğneye kıyasla daha az tehlikeli geliyor olabilirdi ama akrep bu kadar büyük olunca öldürme kabiliyetini hafife almak mümkün değildi.

Bıçakla kesilmiş peynir gibi dilimlenmiş hâlde zar zor ayakta duran zemin ve duvarlara bakıldığında da aynı şey açıkça görünüyordu.

Beatrice: “——Murak.”

Ancak Beatrice, inanılmaz bir sıçrayış ve geri tepişle—— yo, eylemsizlik kanunlarını kötüye kullanırcasına doğal olmayan bir uçuşla yıkım ve katliam sembolü gibi görünen bu manzaradan kaçındı.

Onun merkezde olduğu alanda yerçekiminin etkilerinden kurtulmak tuhaf bir hissiyattı. Subaru ve Echidna’yı kıyafetlerinin bellerinden yakaladığı gibi akrebin saldırı menzilinden uzağa kaçırmıştı.

İşte bu mesafenin açılışıyla birlikte Echidna, sağ elinin parmaklarını akrebin yüzünü hedef alacak şekilde hazırladı.

‘Anastasia’: “El Jiwald!——”

Sırasıyla beş parmağın her birinden ısı huzmeleri çıktı ve beş huzme, bir devin pençeleri gibi koridoru biçerek tavana yapışmış olan akrebin yüzünü, sağ kıskacını ve kabuğunu kavurdu.

Akrepse belki de bu kuvvete ve hasara dayanamayarak kuyruk iğnesiyle sağ kıskacını şiddetle salladı ve koridorun tahrip oluşu nedeniyle yükselen tozların arasına karışarak geri çekildi.

‘Anastasia’: “Jiwald! Jiwald! Jiwaaald~!”

Subaru: “Bekle! Sakin ol, Echidna! Kaçtı! O şey kaçtı! Kaçtı!”

Akrep duman bulutunun içine çekilirken Subaru, saldırısına bir son vermeyi reddeden Echidna’nın kollarını arkasında bağladı. Echidna’ysa bunun sonrasında bile bir müddet mücadele etti, duman bulutunun öte tarafına bakmak için çaresizce bir çaba harcadı ve en sonunda bedenini gevşeterek ağırlığını Subaru’ya verdi.

‘Anastasia’: “Hah, hah, hah… i-işi, bitti mi?”

Subaru: “…Tam olarak, değil. Muhtemelen kaçmıştır.”

Subaru, nefes nefese kalmış ve inanılmaz bir durum içerisine girmiş Echidna karşısında kafasını sağa sola salladı. Duman bulutu henüz dağılmamıştı ancak akrebin cesedi oradaymış gibi görünmüyordu.

Hatta Subaru şu anda bile akrebin kuyruğu duman bulutunun öbür tarafından karşı saldırıya geçecek korkusuyla titriyordu.

Subaru: “Ama, o şey… eh? Az önceki o şey…”

Beatrice: “Bir Cadı Canavarı, doğrusu. Ansızın Dördüncü Katta belirmiş kaba bir tip. Alt katlardaki sarsılmalar ve Dördüncü Kattaki Cadı Canavarı. Bunlar yetmezmiş gibi üst katta da anormallikler var.”

Subaru: “Yukarı, aşağı, içeri… problemler her yerde yani?”

Subaru, ciddi bir surat ifadesine bürünen Beatrice’in raporu karşısında ifadesini değiştirerek etrafına bakındı.

Julius’un alt katta savaşmaya devam ettiği kesindi ve o akrebin—— Cadı Canavarının varlığı da netleşmişti. Eh, Reid’in aşağı inişine bakılırsa üst katlardaki anormallikler de inanılasıydı.

‘Anastasia’: “…Farkında değilmiş gibi görünsen de o problemlerden biri de sensin.”

Subaru: “————”

Echidna, Subaru’nun düşüncelerinin temelini yoklarcasına bu cümleyi kurarak göğsünden uzaklaştı, bir başına ayaklandı. Ve alnındaki terleri silerek ortadan kaldırmayı imkânsız bulduğu bir temkinlilikle gözlerini Subaru’ya dikti.

O soluk gök mavisi gözlerde ihtiyat, şüphe, tedirginlik ve tereddüt yer alıyordu.

‘Anastasia’: “Sen tam olarak… nesin, neyin nesisin? Nerede duruyor, ne istiyorsun?”

Subaru: “Ben, detayları bilmiyorum. Bunu söylemiştim. Tıpkı sizin gibi ben de neler olduğunu da neden olduğunu da bilmiyorum. Sonuçta ben…”

Beatrice: “——Hafızanı kaybettin.”

Subaru, Echidna’nın sorusu karşısında aynı tereddütlü tavırla, güçsüz bir şekilde mırıldanmaktan öteye geçemedi. İddiasının sonunu getirense ciddi bir ifadeyle düşüncelere dalmış olan Beatrice oldu.

Hafıza kaybı—— Subaru bu meselenin bahsini yalnızca Emilia ve Ram’ın önünde açmıştı. Başka bir deyişle Beatrice ve diğerleri, Subaru’nun bahanelerinin yanı sıra kafes vukuatından da haberdardı.

Ve Beatrice’in bunu bile bile sergilediği tavır ortadaydı.

Echidna’ysa kelimelerini tüketmeye çok yaklaşmış şekilde düşünüyordu.

‘Anastasia’: “Kafesten, nasıl kaçtın?”

Subaru: “…Farkına vardığımda yerinden çıkmış bir omuzla kafesin dışında yatıyordum.”

Açık açık, dürüst yanıtlar verse de kendisine inanmalarını beklemiyordu. Ancak üst üste gelen yalanlar kademeli bir bozulmaya yol açmış ve şu anki duruma ulaşılmıştı.

Burnu aka aka tanrıya kendisini cezalandırması için dualar bile etmiş olsa da artık rollere, numaralara devam etmenin bir anlamı kalmamıştı.

İşte bu zihinsel durumla verdiği yalansız dolansız yanıt, Echidna’nın bir anlığına konuşmaktan yana tereddüt etmesine yol açtı. Ama hemen ardından gözleri açıldı ve Subaru’ya bakmaksızın konuşmayı sürdürdü.

‘Anastasia’: “…Az önce, beni neden, kurtardın?”

Subaru: “————”

‘Anastasia’: “Bana yardım eli uzatmamış olsaydın hiç şüphe yok ki ölecektim. Ana’nın bedenini de beraberimde götürerek pişmanlıklarla dolu korkunç bir ölümle yüzleşeceğim kesindi.”

Diğer insani ilişkiler gibi bu soru da Subaru’yu bir adım uzaklaştırmıştı.

Echidna’nın buna cüret etme nedeni Subaru’nun yüzüne, gözlerine bakmaktan kaçınma nedeniyle aynıydı. Yani duygularına kapılarak yanlış bir karar vermeyeceğinden emin olmak için son çaresiydi.

Echidna’nın vermesi gereken böyle bir karar varken Subaru da düşüncelere dalmıştı. Echidna’ya yardım eli uzatma nedeni neydi? ——Julius’un son anda onu kendisine emanet etmiş olması mıydı?

Subaru’ya yardım eli uzattıran, o kelimeler miydi?

Subaru: “…Anlık bir şeydi, bilmiyorum.”

Fakat Subaru, başını sağdan sola sallayarak bu fikri reddetti.

Subaru’nun Julius’un sözleri üzerine düşündüğü ve Echidna’nın bir başına hareket etmesini engellemek için bir hamle yaptığı kesindi. Fakat hayatı gerçek bir tehlikeye girdiğinde bedenini kımıldatan şey, kasıtlı bir düşünce olmamıştı.

Benliğine bu hamleyi yaptıran şeyin ne olduğunu bilmiyordu.

Subaru: “Her şeyin bir sebebi olması gerekmiyor, bilirsin ya? Anlık bir şeydi. Hepsi, anlıktı. Bu yüzden, ben…”

Umutsuzluğa hazırlıklı olan Subaru, içindeki duyguları bocalayarak dile getirdi. Bu sözlerimi işittikten sonra hiç şüphesiz ki Echidna’dan soğuk bir karşılık alacağım diye düşünürken ise——

‘Anastasia’: “——Benliğin olarak bilinen insanın gerçek doğası bu olabilir.”

Subaru: “Eh?..”

Diyen Echidna, Subaru’nun gözleri önünde kaskatı kesilmiş olan omuzlarını gevşetti ve bu sözleri işiten Subaru, şaşkınlığa kapılıp hayretler içerisinde bakakaldı.

Onun bu sessiz şaşkınlık içerisinde attığı bakışların hedefi olan Echidna omuz silkerek…

‘Anastasia’: “Burada tartışmak istememiz kaçınılmaz. Ama uzun süre kalmak ve Cadı Saldırısının ikinci saldırısını kabullenmek aptallık olur. Hadi gidelim. Julius’la buluşmak istiyorum.”

Subaru: “Ah, eh…”

Beatrice: “Katılıyorum, doğrusu. Şimdilik buradan uzaklaşalım, sanırım.”

Echidna ve Beatrice ikilisi, afallamış hâldeki Subaru’yu dışarıda bırakarak kayıtsızca planı oluşturmuştu. Bu esnada Echidna Subaru ve Beatrice’in arkasını inceliyor, Beatrice ise Subaru’nun elini sımsıkı tutuyordu.

Subaru o minicik hissiyatı uyandıran kızı izlerken Beatrice, şiddetli bir baş sallayışıyla,

Beatrice: “Betty’i nasıl dışarı çıkarttığını da mı hatırlamıyorsun?”

Subaru: “…Ben, üzgünüm. Senin, neden bahsettiğini, bilmiyorum.”

Beatrice: “——Sorun değil, doğrusu.”

Beatrice’in, içine geçici bir yalnızlığın korkunç duyguları işlemiş sesini işiten Subaru, bu dünyada işlenebilecek en ağır suçu işlediğini hissediyordu.

Ancak Beatrice, bilinmeyen bir tabiatın korkusuyla beti benzi atan Subaru’nun karşısında kafasını sağa sola salladı. Ve benliğine ait yalnızlık duygusunu gizleyerek dudaklarına cüretkâr bir gülümseme yerleştirdi.

Beatrice: “Subaru unutmuş olsa bile hepsi hâlâ Betty’nin kalbinde, doğrusu. Subaru’nun Betty’nin kalbine kazıdığı şeylerin silinmesi imkânsız, sanırım. İşte bu yüzden, şimdilik sorun yok, doğrusu.”

Subaru: “Beatrice…”

Beatrice: “Subaru unutsa bile Betty asla unutmayacak. Betty daima hatırlayacak. Ve Betty Subaru’nun da hatırlamasını sağlayacak, sanırım. Betty bunun için elinden gelen her şeyi yapacak, doğrusu.”

Subaru: “————”

Orada bir başına kalakalmış Natsuki Subaru için fazlasıyla büyüleyici bir yanıttı.

Bu genç kız böylesine sağlam bir iradeye sahip olmak için kaç zorluğun üstesinden gelmiş, kalbini kaç defa katılaştırmıştı kim bilir…

Subaru: “——Ah.”

Subaru kurtulabilirdi, bu hissiyatla birlikte nefesini tuttu. Gözlerinin derinliklerinde ansızın kendisini öldürmeye çalışan bir his yükselirken o sıcaklığın dolup taşmasına izin verme cesareti gösterdi.

Beatrice ise onun bu çabasını tek kelime etmeden elini tutarak destekledi.

Yalnızca o el tutuşuyla onun destekçisi olduğunu kanıtladı.

‘Anastasia’: “Az önceki Cadı Canavarının saldırısı yüzünden Natsuki-kun’un geldiği yoldan yürümemiz mümkün görünmüyor. İnkâr edilemez derecede tehlikeli olsa da koridorun sağlam tarafını, yani Cadı Canavarının geri çekildiği yolu kullanmaktan başka şansımız yok anlaşılan.”

Beatrice: “Echidna, sen de…”

‘Anastasia’: “Affetmekten, affetmemekten, şüphelenmekten veya şüphelenmemekten bahsetmek için uygun bir ortamda değiliz. Ne olursa olsun şüphelerimden kurtulmam mümkün değil. Bununla birlikte durumumuz buna imkân tanımıyor. Bir öncelik sırası oluşturmak, iş dünyasında olmazsa olmaz bir yetenektir. Buna bizzat Ana’nın yanında tanık oldum.”

Yani bu ortamda daha fazla tartışılmamalıydı.

Echidna’nın koşulu bu olmalıydı. Subaru da tavizler veren ve reddedilme hissi taşıyan Echidna’ya karşı çıkmaktan kaçınarak iki kızın kararına ayak uydurmaya karar vermişti.

Şu anda bile kaçıp gitme arzusunda bir değişiklik olmamıştı. Ancak eğilip başını ellerinin arasına aldıktan sonra kendisini tanrılara dua etmekten ziyade yalvarıp yakarmaya yaraşır bir manzaranın bekleyeceğine inanmak istiyordu.

Subaru: “————”

Koşarak gelmiş olduğu koridor korkunç bir durumdaydı. Akrebin kuyruk iğnesinin saldırısını bir felaketmişçesine karşılayan koridor büyük oranda enkaz ve moloz yığınına dönmüştü ve tam da Echidna’nın söylediği gibi kullanılamayacak hâlde görünüyordu.

Beatrice’in büyülü kalkanının koruduğu şey yalnızca kendisinin ve diğer ikilinin canları olmuştu. Ayrı hareket eden Emilia ve diğerlerinin veya Beşinci Katta savaşan Julius’un yanına gitmek istiyorlarsa akrebin geri çekildiği koridor tarafından ilerlemekten başka şansları yoktu.

Subaru: “Ahh…”

Derken Echidna’nın neredeyse ölümüne düşeceği deliğin ötesinde, beyaz ısı çizgilerinin kavurduğu koridordaki dumanın temizlenişiyle birlikte Subaru’nun ağzından spontane bir inilti kaçmasına yol açacak bir sebep belirdi.

——O sebep, Cadı Canavarının kökünden kopup düşmüş olabilecek kuyruğuydu.

‘Anastasia’: “Hmm, demek ki karşı saldırı olmayacakmış. Saldırı yönteminin parçalanmış olması nispeten iyi bir haber herhâlde.”

Beatrice: “Öyle görünüyor, sanırım… Aşağı düşme, doğrusu. Şuradan zıplama vakti, sanırım.”

Beatrice ve Echidna ikilisi, ucunda iğnesi bile olan kopuk kuyruğa bakıp kafa sallayarak onay verdi. Fazlasıyla tuhaf bir görüntü sergilese de Cadı Canavarının uzun menzilli saldırı yöntemini yitirmiş olduğu kesindi.

Tabii ki alt katların alevler içerisinde akın eden Sentorlarla dolu olduğu bir durum içerisindeydiler. Sırf bir Cadı Canavarı tehdidi ortadan kalktı diye tüm kuledeki tehlikelerin azalma gösterdiği söylenemezdi.

Subaru: “——Buradan.”

Diyen Subaru, Beatrice’in elini tutmayı sürdürerek deliğin üzerinden hafifçe atladı. Beatrice’in bedeni hafifti, hem de hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar hafifti. Subaru’nun kendi bedeninde hissettiği, ancak hafızasında yer almayan son bir yıllık emeklerinin meyveleri—— Beatrice’in hafifliği onlardan bağımsız görünüyordu.

Subaru: “————”

Bunu aklının bir köşesinde tutan Subaru, gözlerini bir kez daha koridordaki deliğin ötesinde uzanan kopuk kuyruğa çevirdi.

O kuyruk bir afet misali ardı ardına kuyruk iğneleri fırlatıyordu ancak yapısı, Subaru’nun bildiği akreplerin biyolojik yapısından ayrı bir tür denilebilecek derecede farklıydı. Gerçi elbette ki Subaru’nun bildiği akreplerin zehirli iğneleri bu tarz saldırılarda kullanılamıyor ve muhtemelen yenilenemiyordu da.

Hepsinden öte koridorun bu bitap durumunun gösterdiği üzere akrep, kuyruk iğnesini bir nesne olarak ateşlemiyordu. ——Daha ziyade iğne formunda bir ateşleme gücü kullanıyordu.

Özetle tıpkı Beatrice’in ışıklı ekranı veya Echidna’nın beyaz ışık huzmeleri gibi akrebin ateşlediği şeyin de büyülü iğnelere benzer bir şey olduğu söylenebilirdi.

E doğal olarak kuyruğunu kaybettikten sonra o iğneleri kullanamayacak olmalıydı, Subaru’nun inanmak istediği şey buydu——

Subaru: “——?”

Bu noktaya dek düşünen Subaru, içindeki huzursuzluğu kucakladı.

Düşen kuyruğu gözlemledikten sonra bir şey fark etmişti. Yerdeki kuyruk, köküne yakın bir yerden kopmuştu fakat yaranın ağzı olağandışı görünüyordu.

Echidna’nın ısı huzmeleriyle yakılmış olsaydı, kesilme gücünden bağımsız olarak yarada yanık izleri kalırdı. Nitekim koridorun hasar almış kısımları da o tarz yanık izleri taşıyordu.

Fakat akrebin kopuk kuyruğunda yanık izleri yer almazken kesik son derece temiz ve enineydi——

Subaru: “——Bea…”

Evet, Subaru bir tuhaflık olduğunu fark etmişti. Ancak çok geç kalmıştı.

Her şey görüş alanının kıyısındaki kopuk kuyruğun sarsılmasıyla başladı.

——Bir an sonraysa bir ışık patladı.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Ototomi adlı bir mekanizma mevcuttu.

Öncelikli olarak eklembacaklılar ve sürüngenlerde görülen bu fenomene sıklıkla “kertenkele kuyruğu” adı verilir ve yabancı düşmanlardan kaçarken bedenden bir uzvu kesme eylemini ifade ederdi.

Bu eylem yengeçlerin kıskaçlarında da gerçekleşebilirdi, başka bir deyişle akrep şekilli Cadı Canavarı da benzer bir şey gerçekleştirmiş olabilirdi.

Kendi kuyruğunda ototomi gerçekleştiren bir kertenkelenin kopuk kuyruğu bir müddet hareket ederek gerçek beden kaçarken düşmanın dikkatini dağıtma görevini üstlenirdi.

Elbette kuyruk bu tarz bir bilince sahip olmaz ve yalnızca refleks olarak hareket ederdi ama yine de ototomi uygulayan türlerin böyle istemsiz hareketler yapabileceğinin örneğiydi.

Yani bu da mümkün olabilirdi.

Av yaklaştığında kopuk kuyruk patlayacak, hasar yayacak,Kara Mayınıgibi bir görev üstlenecek ve bunun yanı sıra kopuk parçaya bu kabiliyeti bahşedecekti.

Subaru: “Ahh, gıh, ağh…”

Subaru acı acı inliyordu. Boğazından o inilti çıkarken ağır ama kararlı adımlarla ayaklarını sürüyordu.

O ayakları sürüme nedeniyse bitkinliği değildi. Sorunu fizikseldi. Sol bacağının etinde geniş ve derin bir yara açılmıştı ve mütemadiyen kanadığı için bu şekilde ilerletmekten başka şansı yoktu.

Ve sürüklediği tek şey kendi bedeni de değildi.

???: “…Yeter, artık. Beni bırak ve git.”

Tüm gücünü yitirmiş şekilde böyle söyleyen Echidna, ayaklarını sürüyen Subaru tarafından sürükleniyordu.

Subaru, kızın bedenini koltukaltlarından tutup çekiyor ve bir şekilde ortamdan uzaklaşıyordu. O Cadı Canavarının patlama sahnesinin ardından geri döneceği kesindi.

——Subaru ve diğerlerinin parçalanmasının sorumlusu, ardında bir veda hediyesi bırakan o akrep Cadı Canavarıydı.

Subaru: “——Kahretsin, kahretsin, kahretsin, kahretsin!”

İhmalkâr davranmıştı. Gardını indirmişti. Zihni tamamen ılık sulara dalmıştı.

Hemen öncesinde Beatrice’in ağzından dökülen kelimelerin, Echidna’nın tavrındaki yumuşamanın sonucunda kalbinde bir boşluk oluşmuştu ve bu hâle gelmelerinin sebebi tam da buydu.  

O kadar acınası, o kadar acınası, kalbinin derinliklerine dek o kadar acınası ve zavallıydı ki gözleri yaşarıyordu.

Neden bu tarz krizler karşısında ayakta durmasına rağmen benliği hiçbir gelişme göstermiyordu! Hiçbir değişiklik göstermiyordu. Tanrının sunduğu sorunlar, sınavlar, zorluklar ona hiçbir gelişme şansı tanımıyordu.

Peki zorluklar yalnızca insanı hırpalamaktan, kanlarını akıtmaktan, kemiklerini kırmaktan, ruhlarını parçalamaktan ve hayatlarını çalmaktan ibaretse insanlar ne demeye çile çekiyordu ki!

‘Anastasia’: “Natsuki… kun… ar, tık, yeter…”

Subaru: “Yetmez! Hiçbir şey, yetmez!”

‘Anastasia’: “…Esas, kurtarılması, gereken, Beatrice’ti, haksız, mıyım?”

Gözlerini kapatan Echidna, zorlukla fısıldadı. Onun cümlesine bağırarak karşılık veren Subaru’ysa ardından gelen kelimeler sonrasında nefesini tuttu.

Echidna’nın sözleri acıklı ama etkiliydi. Subaru’ya Beatrice ve Echidna arasında hangisinin daha değerli olduğu sorulacak olsaydı üzücü olsa da Beatrice’i seçerdi.

Hayatların değeri eşit olsa da insanların değeri eşit olmazdı. İlişkiler söz konusu olduğunda sıralı bir düzen var olurdu. Ve seçim yapılması gerektiğinde muhtemelen bu sıra izlenirdi.

——Ancak Beatrice orada yoktu. Orada yoktu. Artık o dünyada yoktu.

Akrebin bıraktığı kuyruğun patladığı saniyede Subaru, korku içerisinde Beatrice’i kendine çekmişti. Onun bedenini koruyabilmeyi başarsa ve her şey bu şekilde sonlansa ne hoş olurdu…  

Ama maalesef Subaru’nun eylemleri trajik şekilde yavaş olmuş ve arzusu yerine gelememişti.

Cadı Canavarının kuyruğundan, ışığın patladığı noktadan etrafa sayısız iğne saçılmıştı. Subaru o patlamaya yakın mesafeden maruz kalmamış olsa da ağır yarasına rağmen hayatta kalmasını tamamen Beatrice’e borçluydu.

Çünkü Subaru onu kendine çekip sarılırken Beatrice, Subaru’nun bedenini ve hayati organlarını korumak için ona kalkan olmaya çalışmıştı. Bunun sonucunda da konsantre ışığa maruz kalmıştı——

Subaru: “——Hık.”

‘Anastasia’: “…An, lıyorum. O çocuk, gerçekten, öyle demek.”

Echidna, hayal gücüyle Subaru’nun devamını getiremediği kelimelerle ilgili bir fikir edinmişe benziyordu. Subaru’nun o boğuk, efkârlı sesin ağzından dökülenleri inkâr etmesi mümkün değildi.

Kanı akan ve ıstırap çığlıkları atan Subaru, eriyip giden genç kıza son sözlerini söyleyememişti—— Fakat onun son sözleri, Subaru’nun anılarındaki yerini koruyordu.

Gözleri rahatladığını, sevgi dolu olduğu ve Subaru’ya değer verdiğini anlatıyordu.

Subaru için fazlasıyla uygun bu ifade, Beatrice’in sonu olmuştu.

Eğer öyleyse, onun yok olan benliğinin bu ifadeye bürünmesine yol açan “Natsuki Subaru” da geride en ufak bir iz bırakmadan bu dünyadan kaybolmalıydı.

İşte Beatrice’in yokluğu sonrası ilerleyen eleme süreciyle Subaru, hâlâ nefes almakta olan Echidna’yı sürükleyerek kaçmaya başlamıştı.

Telafi çabasıyla, kefaret çabasıyla, belki de kabahatli kişi tarafından adil olarak cezalandırılma çabasıyla…

Ama Subaru’nun bu eylemleri, zar zor nefes alan Echidna tarafından kısıtlanıyordu. Anastasia’nın bedenini geri verme konusunda delice hevesli olan Echidna, Subaru’ya bunu yapmasının anlamsız olduğunu söylüyordu.

Eh, bu da çok doğaldı—— Sonuçta iki bacağı da kökünden kopmuştu.

‘Anastasia’: “————”

Bu noktada Echidna’nın kanı neredeyse akmaz hâle gelmişti.

Herhangi bir acil tıbbi müdahale göremeyen ve Beatrice’inkinden bile hafifleşmiş olan bedeni Subaru tarafından çekilen Echidna’yı nasıl bir geleceğin beklediği belliydi.

Subaru: “Iğh, ahk!”

Zihni bu düşüncelerle dolan Subaru, enkazın üzerinde tökezleyerek olduğu yere yığıldı. Aynı anda sürüklemekte olduğu Echidna da koridora doğru fırlatılarak tepetaklak düştü.

Ve o saniyede, iki insanın tüm dünyaya lanetler okurmuş gibi gelen iniltileri koridor boyunca yankılandı.

‘Anastasia’: “Acıyor… ah, gerçekten, acıyor. İnsan bedeni, gerçekten, acı veriyor…”

Subaru: “B-Benim hatam… affedersin, affedersin… yo, aslında, ben…”

‘Anastasia’: “Özür dileme, ciddiyim, Natsuki-kun. Ayrıca… Benim, artık Ana’nın karşısına çıkacak yüzüm kalmadı… Bu acı, yalnızca, ona olan borcumun, karşılığı.”

Subaru: “Borcunun, karşılığı mı?..”

Yere yığılmış hâlde yatmayı sürdüren Echidna, bedenini kımıldatamadan hâline razı gelirken Subaru, onun ağzından dökülenleri algılayamayarak kafasını salladı.

Borcunun karşılığıyla, ne kastediyordu? Subaru’nun kafası karışık ifadesini gören Echidna, ağzını hafifçe açarak, “Sonuçta, durum ortada, değil mi?” dedi.

‘Anastasia’: “Şu anda, bu bedeni, Ana’ya geri verecek, olsaydım… bu talihsiz, acıyı ve ölüm korkusunu, tatması gerekecekti… Bu da cehennem, demek, olurdu. Bunu, tadan, yalnızca ben, olmalıyım.”

Subaru: “Ah, aağh…”

‘Anastasia’: “Bu bedeni, onun iyiliği için Ana’ya, geri verememişken ve Julius’a, yardım edememişken… bana böyle bir, cehennemin içine düşmek, yaraşır.”

Subaru, Echidna’nın kalbini şiddetle kasıp kavuran kendini küçümseme ve kınama duygularını anlayabiliyordu.

O bile Echidna’nın cansız gözlerinin bu sözlerden sonra yavaşça yaklaşan “Ölüm” için geri saymaya başladığını kavrayabiliyordu.

Tek bir şey yapamamış, güçsüz, ilgisiz, beceriksiz bir benlikle…

Echidna, tüm bu pişmanlıklarla ölecekti—— Ölecek ve Subaru’yu ardında bırakacaktı.

Subaru: “Bekl… Hık.”

‘Anastasia’: “Lütfen, bu işi kolaylaştırmayı… düşünme, tamam mı? Ben, evet, ben böyle, iyiyim…”

Echidna’nın yaşam gücü sönerken Subaru’nun sesi yükseldi. Ve Echidna’nın sözleri, elinden hiçbir şey gelmeyen Subaru’ya yeni bir seçim bahşetti.

——Bu işi kolaylaştıracaktı. Bu noktada eylemleri Echidna’ya rahatlatıcı bir ölüm sunacağı söylenemeyecek kadar ağır ve gecikmeliydi. Ama yine de hiç değilse çile çekeceği süreyi kısaltarak ve “Ölümünü” hızlandırarak ona yardımcı olmak, Subaru’nun bile elinden gelebilecek bir şeydi.

Subaru: “————”

Subaru, acılar içerisindeki bedenini ayağa kalkmaya zorladıktan sonra hafif, belli belirsiz nefesler alan Echidna’ya attığı bir bakışın ardından parçalanmış bir duvar parçasını avuçlayarak ağırlığını kontrol etti.

Avuç içiyle kavranabilecek, en fazla yumruk ebadında bir parçaydı. Bununla birlikte ölüm döşeğindeki genç bir kızın canını almaya uygun bir silah olduğu kesindi.

Subaru: “…Echidna.”

‘Anastasia’: “————”

Moloz parçasını elinde tutan Subaru, Echidna’ya seslendi ve yanına diz çökerek onun koşulunu reddetti.

Echidna’dan herhangi bir yanıt gelmedi, gözkapaklarını dahi açmadı. Fakat ifadesinden bilincini yitirmediği anlaşılabiliyordu, yanakları hafiften katılaşmış, dudakları büzülmüştü.

Belki de artık Subaru’yu durduracak irade gücü bile kalmamıştı.

Subaru o moloz parçasını kaldırıp hızla savurduğu sürece Echidna’nın canını rahatlıkla alabilirdi.

Meili:Birinin kafasını taşla ezmek ha, böyle bir şeyi ben bile yapmamıştı~m.

Subaru, avcunda moloz parçasını tutarken zihninde genç kızın tatlı tatlı yankılanan sesini işitti. Fakat yapacağı bu eylemin amacı Echidna’nın Ölü Kitabını okumak değildi.

Neticede bu sonucu elde edecek olabilirdi ama şu an için aklında böyle bir şey yoktu.

O yalnızca, bir intihar asistanı oluyordu. Ölüm döşeğindeki birinin bu dünyaya olabildiğince rahat veda etmesine yardım eden bir intihar asistanı.

Eğer birinin o canı alma hakkı varsa elbette ki o an, içtenlikle bu andı——.

Bu, orada bulunan ve artık elinden hiçbir şey gelmeyen Natsuki Subaru’nun tek kefaret fırsatıydı.

Tek fırsatıydı ama buna rağmen——

Subaru: “————”

Eli, titriyordu. Göz kapaklarının derinlikleri ıstıraba sesleniyor, boğazı nefes almayı unutuyor ve katılaşıyordu.

Kafanın üzerine kaldır ve aşağı doğru savur. Fazlasıyla kolay bir hareketti. Ama şu anki Subaru, bunu yapamıyordu. Âdeta bedenini nasıl hareket ettireceğini unutmuştu ve kımıldayamıyordu.

Subaru: “…Ah.”

Boğuk bir iç çekişle birlikte koridorun zeminine düşen moloz parçası, rapor vermiş oldu.

Bu raporun ve güçsüz dizlerinin yenilgisini kabullenen Subaru’ysa olduğu yere çöküp kaldı.

Subaru: “…Mümkün değil.”

Bu kadar basit bir şeyi bile yapamıyor musun, Natsuki Subaru!

Acı çeken ve ölüme yaklaşan birinin işini kolaylaştırmanın hatırına bir silah savurmak, bu hileyi yapmaktan bile mi acizsin?

Yalnızca kelimelerden oluşan bir kefaret, yalnızca çıkarlarına uygun bir suçluluk, eğer bunlar yanlışsa bu vaziyeti nasıl açıklayacaksın?

‘Anastasia’: “…Natsuki-kun.”

Subaru: “Be… ben…”

‘Anastasia’: “İntiharıma, yardımcı olmak, için… bir taşı, bile, kullanamıyorsun…”

İnce göz kapaklarını kaldıran ve güçsüz, soluk mavi gözleriyle yanında diz çökmüş olan Subaru’ya bakan Echidna, bu kelimeleri fısıldadı. İç çekişe yakın o cılız sesi düşünmekse Subaru’nun güçsüzlüğü yüzünden kendisini suçlu hissetmesine yol açarak nefesini kesti.

Ancak tam da Subaru geri çekilirken Echidna, dudaklarını uygunsuz bir şekilde gevşeterek,

‘Anastasia’: “…Senden şüphelendiğim için, özür dilerim.”

Subaru: “————”

‘Anastasia’: “————”

Son nefesini verirken özür dilemişti.

Echidna, ondan özür dilemişti. Natsuki Subaru’dan şüphelendiği için özür dilemişti.

——Ve Subaru onun gerçek niyetini çözemeden de ölmüştü.

Meili’yi öldürüp cesedini gizleyen, hafızasını kaybettiğini söylemeden yoluna devam eden, başkalarını şüphelendirmekten başka bir şey yapmayan, içine hapsedildiği buz kafesinden kaçan, kendisine emanet edilen görevi yerine getiremeyen, kalbini kurtarmaya çalışan genç bir kız tarafından kurtarılan ve nihayet ölmekte olan bir genç kızın hatırına ellerini kana bulayamayan Subaru kendi rezilliğiyle yere çökerken Echidna, ondan özür dilemiş ve ölmüştü.

Subaru: “————”

Ölmek istiyordu.

Az önce yaşanan her şeyi unutmak ve ölmek istiyordu.

Dünyadaki tüm insanlar parmaklarını Natsuki Subaru’ya doğrultup ölmeyi hak ediyorsun desin ve ona ölüm cezası verilsin istiyordu. Natsuki Subaru, buna yaraşır bir günah işlediği için kendinden umudu kesmişti.

Umudu, kesmişti.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Umutsuzluk, Natsuki Subaru’nun kalbini aşındırıyor ve onunla ziyafet çekiyordu.

Subaru: “————”

Kımıldayamıyordu. Kımıldamaya hakkı yoktu. Kımıldasa bile fayda etmeyecekti.

Kanıtlanmıştı. Natsuki Subaru, yetersizliğini kanıtlamıştı—— yo, buna yetersizlik demek fazla tatlı olurdu. Yetersizden ziyade, daha ziyade, uğursuzun teki, baş belası ve ölüm meleği olduğunu kanıtlamıştı.

Subaru: “————”

Göğse umutsuzluk çöker de insanın kalbini öldürürse, canından önce yenilip mahvedilen şey ruhu olurdu.

Bu yaşanınca da bir daha ayağa kalkmak mümkün olmazdı. Bir daha, herhangi birine karşı mücadele vermek mümkün olmazdı. Buna hiçbir şekilde meydan okuyamadan acının hakiki kaynağının kendisi olduğunun farkına varmanın doğal sonucu buydu.

Yok olmak istiyorum. Yitmek istiyorum.

Buna çok daha erken karar vermiş olmalıydı. İşler bu farklı dünyada bu noktaya gelmeden önce. Bilmeliydi, bu farklı dünya gibi bir yere gelmeden önce biliyor olmalıydı.

Neden, yalnızca var olarak başka insanların kalplerine sıkıntı veriyorsun k?

Ne kadar ufak olursa olsun hiçbir kalpte yer tutmaya hakkının olması mümkün değil. Seni iğrenç duvar lekesi. Sen, odanın köşesinde birikmiş toz gibi, çöp yığınının üzerine üşüşmüş kurtçuklar gibi, göz alıcı bir yerde açılıp da asla kapanmayan bir yara gibisin.

Natsuki Subaru, neden ölmüyorsun?

Öldükten sonra bile her şeyi tekrar etmek mi bekliyor seni? Kim karar vermiş buna? Kim emin olmuş sonsuza dek süreceğine? Bir defa yetmiyorsa on defa, yüz defa öleceğine?

Yitip gidene dek öl işte.

Her ama herkesin anılarından silinene, artık hiçbir şeyi etkileyemeyecek hâle gelene, ismin, varlığın, kalıntıların hiç kimsenin kalbinde kalmayana dek öl işte.

——Seni seviyorum.

Kapa çeneni. Yok et. Sil beni.

——Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum.

Sessiz ol. Benimle konuşma. Yok oluş yoluma çıkma. Ben yok olmak istiyorum, yalnızca yok olmak.

——Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum.

Ölmek istiyorum. Yok olmak istiyorum. Parçalara ayrılmak istiyorum. Ardımda tek bir iz bile bırakmamak istiyorum. Hiç var olmamış bir şey olmak istiyorum. Varlığımı silmek istiyorum. Tarihten silinmek istiyorum. Anılardan yitmek istiyorum. Yadigarlardan kaybolmak istiyorum. Unutmayacağını söyleyen kız tarafından bile unutulmak istiyorum. Ben değersizim. Anlamsızım. Ardımda hiçbir şey bırakmayacağım. Ardımda bırakmaya değer hiçbir şeye sahip değilim. Hepsi, her şey, ne var ne yoksa, bu dünyadan silinsin, yok olsun.

——Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum, Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum Seni seviyorum.

Yüreğinde umutsuzluk hüküm sürerken, etrafındaki dünya ve geri kalan her şey siyah gölgelerle örtülürken o gölgeler, çömelmiş bir insan formundaki çöpe hak ettiği cezayı bahşetmek adına dur durak bilmeyen içi boş bir aşk itirafıyla birlikte yaklaşıyordu.

O gölgeler tarafından yutulacak, nihayet yok olacak mıydı?

Ölümden çok daha büyük bir hiçliğin içerisine batacak mıydı? Hiçbir gözün asla erişemeyeceği karanlık bir boşlukta, ona böylesine uygun bir yerde terk edilecek miydi gerçekten?

Eğer burada ölebilirsem, eğer öyleyse, yapacağım——

Yapacağım——

Diyen Natsuki Subaru, her şeyin üstünü örtermiş gibi görünen umutsuzluğa yönelirken——

???: “——Buraya kadar.”

——Bir ses, çınladı.

Bu dünyanın sonunu inkâr eden, gümüşi bir çanı andıran bir ses çınladı.

#Ooo gümüşi çan diyorlarsa Emilia geldi demektir. Peki Emilia Subaru’yu bu durumdan kurtarabilir mi? Pek sanmıyorum. Peki Emilia Subaru’yu kurtarsa bile bu döngüden bir hayır gelir mi? Onu hiiiiç sanmıyorum. Hadi yazar abim, bitir artık şu döngüyü.
Bu arada bu tarz bölümleri çok seviyorum, Subaru’nun kendi kendine hakaret edişleri bile böyle felsefi, ebedi bir tarzda oluyor ya çok hoşuma gidiyor. Bunu da söylemeden geçemedim. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Xerkesh
21 Mayıs 2026 20:17

Çok güzel bir bölümdü,Emeği geçenlerin eline sağlık