※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Dünya karanlığa bürünmek üzereydi.
Gölge, en ufak bir gücü olmaksızın hareketsiz hâlde oturan Subaru’ya sayısız eliyle uzanıyordu.
Zifiri karanlık eller, tıpkı bir spiral veya bir anafor gibi ruhunu pençeleri altına almak için Natsuki Subaru’yu sarmaya çalışıyordu.
Dokunulduğu yerler erir gibi, ufalanır gibiydi; varlığının boşalacağından haberdardı.
Ama tuhaftır ki bunda hiçbir nahoşluk göremiyordu.
Subaru: “————”
Bedeni görebildiğince un ufak olacak, varlığı çiğnenecek, ruhu çalkalanacaktı.
Belki de canlı bir varlığa yapılabilecek en büyük kötülükle sınırlar ihlal edilirken Natsuki Subaru’nun zihni, huzur içerisinde denilebilecek derecede sessizdi.
Gerçi o sırada kalbinin derinliklerine fena hâlde çökmüş olan umutsuzluğun da etkisi vardı.
Ama sebep yalnızca bu değildi. Söz konusu bu gölge ve onun sarsılmaz doğrulukta gölgemsi dalları olduğu için böyleydi.
Şu anda bile yitmek ve yok olmak isteyen Natsuki Subaru’nun duygularını dikkate alan tek varlık bu gölgeydi.
Ölmek istiyorum. Yok olmak istiyorum. Parçalanmak istiyorum, ayaklar altına alınmak istiyorum, benden geriye hiçbir şey kalmasın istiyorum, küle dönmek istiyorum.
Yeniden ve yeniden dirilecek olsam da gel ve bedenimden kalan külleri bile sil istiyorum.
Bu kara gölge delice arzulanan bir duayı gerçek kılacaktı, bu kara gölge Subaru’nun içtenlikle haykırdığı şeyi yerine getirecekti.
——Seni seviyorum.
Yalnızca bu ilanı aşk kelimelerinin tekrar edilişi bile sinir bozucuydu.
Kulaklarını tıkasa ve kalbini kapatsa bile kız, parmaklarını o kapalı kalbin boşluklarına yerleştiriyor ve o boşluklardan içeri kayarak aşkını doğrudan fısıldıyordu.
——Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.
Kes şunu, bıktım artık.
Kaç kez tekrar edersen et, biliyorum be. Ben… seni sevmiyorum. Ben… kendimi sevmiyorum. Ama sevilmeyi biliyorum. Gayet iyi biliyorum.
Ebeveynlerinden bahsediyordu. Annesi de babası da Subaru’yu kalbinin en derinlerinden seviyordu.
Bunu biliyordu. Bunu bilmemesi için hiçbir sebep yoktu. Ve Subaru tam da bu yüzden, yok olmak istiyordu.
Ebeveynleri tarafından seviliyor olmasına rağmen o, sevilmeye hiç değmeyen kendisini sevemiyordu.
——Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.
Kes şunu, salsana beni. Yeter artık.
Bunu kaç defa tekrar edersen et, daha fazla katlanamayacağım. Bu sonucun içimden kayıp gitmesine uzun bir zaman önce izin verdim zaten. Bunu biliyordum. Ve biliyor olmama rağmen yalnızca gözlerimi kaçırıyordum.
Subaru için canı gönülden endişelenen insanların hepsi de kötü olamazdı.
Bunu biliyordu. Bunu bilmemesi mümkün değildi. Bu yüzden ölüp gitmeliydi.
Kendi varlığından rahatsızlık duyanların şefkatiyle aydınlanma gayreti vermemeliydi.

——Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.
Kes şunu, sana biliyorum dedim.
Bu işkenceye son ana dek katlanırsam arzumu gerçekleştirecek misin? Beni yutacak ve parçalayacak ve toz hâline getirecek ve bir başkasının iki defa denemiş olduğu şeyin sonunu getirecek misin? Beni silip hiç edecek misin?
Eğer bunu yapabilirsen—— bunu yapabilirsen, kabul edeceğim. Kabul etmek istiyorum. Eğer son buysa.
Eğer bu son olabilirse, öyleyse Natsuki Subaru… yok olsa bile——
——Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.
???: “Buraya kadar!”
Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum.
——
————
——————————
Bir ses… çınlamıştı.
Tıpkı kulağına durmaksızın fısıldanan bir aşk itirafı gibiydi.
Gümüş çanları andıran bir ses, Natsuki Subaru’nun bu dünyadaki varlığının üzerini örten aşk itiraflarını delip geçmişti. Dosdoğru delip geçmiş ve Subaru’ya ulaşmıştı.
Subaru: “————”
Derken bir ışık saçıldı.
Subaru’yu yutmaya çalışan zifiri karanlık gölge uzantılarını delip geçti. Bir şok dalgası yayıldı, darbenin doğrudan isabet ettiği el parçalanıp koptu fakat o, sayısız elden yalnızca bir tanesiydi.
Sadece binlercesinden biri kopartılmıştı ve bu çaba, muazzam güçte gölge kümesinden yayılan düşmanlığın karşısında hiç ama hiçbir şey ifade etmiyordu. Ama o darbeyi gerçekleştiren kişi buna rağmen kararlılıkla öne çıkıyor, kaçınıyor, sakınıyor, gölgemsi kolların kendisine yönelik düzensiz hareketlerinden kurtuluyordu. Ve sonra da,
???: “——Subaru!”
Subaru: “——Hık.”
Gümüş çanları fazlasıyla andıran o sesin sahibi, öne doğru sendeleyip Subaru’ya seslenerek onun cılız elini yakaladı. Subaru’nun bedeni ansızın yukarı çekildi ve sesin sahibi, Subaru’yu tüm gücüyle olduğu yerden kaldırdı.
Gölgeyse sizi bırakmayacağım dercesine kollarını uzatıp ön ve arkalarını kapattı, hem ilerleme hem de kaçış rotalarını kesmeye çalıştı.
Ancak sesin sahibinin bacakları, gözlerinin önündeki bu engele rağmen durmaksızın ilerliyordu.
???: “Hiyaa!!”
Bir eliyle Subaru’nun elini tutuyor, boştaki elindense göz kamaştırıcı bir ışık doğuyordu.
Hemen sonrasındaysa ışıl ışıl parlayan güzel bir buz kristali belirdi—— Subaru’nun hapsedildiği buz kafesiyle birebir aynı türdü. Büyüleyici, yiğit bir buz atağıydı.
Tam önlerindeki kapkara uzantıları parçalıyor, onları zor kullanarak itip kendilerine bir yol açmak adına bir duvar yapıyordu.
Gölgenin ortadan kaybolduğu ana tanık olan ve o tuhaf gölgenin yoluna çıkan her şeyi yutacağı izlenimini benimseyen Subaru’ysa bir daha ilelebet atmayacağını düşündüğü kalbinin yeniden titremeye başladığını hissedebiliyordu.
İşte kalbinin toparlanmaya başladığı, kımıldar hâle geldiği o anda gözleri, yanı başındaki güzel yüze çevrildi.
Subaru’nun kalbini kazanmış olan kızın uzun, gümüş saçları ay ışığı misali ışıldıyor ve elini tutarak dosdoğru Subaru’ya bakıyordu.

Onun da hayatta olduğu kesinleşmiş olsa da Subaru, içten içe heyecan duyamıyordu.
Hatta tam aksine, kafatasının derinliklerinde bir şeylerin çatlamak üzere olduğunu hissediyordu.
Elbette ki kurtarıldığına sevinemezdi.
Hayatta olduğundan emin olduğu kişilerin, yani Julius, Beatrice ve Echidna’nın, hepsinin ölmesine izin vermişti. Julius’un ölümüne kendi gözleriyle tanık olmasa da onu Cadı Canavarları ve Reid’le bıraktıktan sonra neler yaşandığını hayal edebiliyordu. Yine Beatrice gözlerinin önünde parçalara ayrılmış ve ölüm döşeğindeyken Echidna’nın acısını dindirmeyi bile başaramamıştı.
Natsuki Subaru, vebanın kişiliğe bürünmüş hâliydi. Ölüm, onun varlığının aslıydı.
Kendi ölümü hiçlik şeklini aldığı için bu talihsizliği etrafındaki herkese yüklemişti. Öyle bir varlıktı ki kara bir kadere sığınmış veba gibi saçma sapan bir metaforu düşünmeden edemiyordu——
Subaru: “——Yeter artık.”
Emilia: “Hı?”
Subaru: “Artık mücadele etmenin bir anlamı yok diyorum.”
Subaru zorla ayaklarını hareket ettirmeyi bırakarak kendisini kolundan çekiştiren Emilia’ya direndi. Ve Emilia buna rağmen onu çekiştirmeye devam etse de Subaru’nun kararlılığı buna müsaade etmedi.
Evet, aralarındaki güç farkı barizdi ama Subaru’nun kararlılığı da varlığını koruyordu. Yoksa kara gözbebeklerinin derinliklerindeki karanlık dürtüyü mü bulmuştu? Öyle ya da böyle Emilia’nın nefesini kesmiş ve tüm gücüyle kolunu çekiştirmeyi bırakmasını sağlamıştı.
Emilia ve Subaru: “————”
Subaru ve Emilia ikilisi çıkmaza girmişti. İkisi de öylece birbirine bakıyordu.
Etraflarında Subaru’yu yutmaya çalışan gölgeden eser yoktu. Emilia’yla birlikte kaçarken onu silkinip atmışlar mıydı? Eğer öyleyse geri döndükleri takdirde onunla yeniden karşılaşmazlar mıydı?
Natsuki Subaru’yu tamamen silmenin en iyi yolu buymuş gibi görünüyordu.
Subaru: “Neden gelip beni kurtardın ki? Bu davranışın, saçmalığın daniskası. Senin, benim suçlu olduğumu varsaydığın için… aklında bu düşünceyle beni o buz kafesine kilitlemen ve öldürmeye çalışman gerekiyordu.”
Sözleri kasıtlı olarak aldatıcıydı, gerçeği gönlünce çarpıtmış ve her bir kelimesiyle yeni yaralar açmıştı.
Amacı, Emilia’nın bir kez daha elini tutacağı fikrinin olasılığını dahi inkâr etmekti.
Fakat baktığında yalnızca gerçeği gören Emila’nın karşısında Subaru’nun bu adi taktiği nafileydi.
Gözlerini öfkeyle kısan kız, Subaru’ya sesini yükseltmişti.
Emilia: “Ben seni öldürmeye çalışmıyordum! Yalnızca sende farklı bir şeyler olduğu için hikâyeyi senin tarafından dinlemek istemiştim. Ve bize hafızanı kaybettiğini söylememiş olduğun için biz…”
Subaru: “Bu! Bu yalnızca işime geldiği için söylediğim bir şey olabilirdi! Buna bu kadar kolay mı inandın?! Lanet olasıca bir aptalsın. Kafayı yemişsin sen. Sen de Julius da Beatrice de hepiniz kafayı yemişsiniz!”
Buzdan bir kafese hapsedilmiş ve çaresizliğe kapılmışken hafızasını kaybettiği gerçeğini paylaşmıştı.
Düşünme kabiliyeti olan hiç kimse ağzından çıkan o kelimelere inanmamalıydı. Ram ve Echidna’nın tavrı doğruydu. Ama buna rağmen grubun yarıdan fazlası aptal çıkmıştı.
Subaru: “Yo, YO… hepsi aptal. Anlamıyorum. Son anında… Echidna bile benden özür diledi!!”
Emilia: “Son anında, Echidna mı?.. Subaru, ne oldu? Yoksa Echidna ve diğerleri…”
Emilia, elleriyle yüzünü örtmüş şekilde mırıldanıp homurdanan Subaru’ya sorular sormaya başlamıştı. O böylesine endişeli görünürken bile Subaru, o güzel kızın kalbine tırnaklarını saplıyordu.
Kendi duygusal yaralarının her birini camdan yapılmış bir nesneymişçesine açığa çıkartıyordu.
Yaşam kaynağı olan kanı akmış, geride yalnızca hayatını kaybetmiş genç bir kızda var olan o mühim varlıkları acıdan uzak tutmanın bir lütuf olduğu duygusu ve böylesine yürek burkucu, perişan bir arzuyu elde etmenin doğurduğu kırılganlık ifadesi kalmıştı.
Zihninde bu düşünceler canlanan Subaru, kalbinin derinlerinde açılmış yaralardan kurtulma arzusuyla feryat etti.
Subaru: “Öldü! Echidna öldü! İki bacağı da havaya uçtu ve acı içerisinde kan kaybederek… özetle çile çekerek öldü! Beatrice de öyle!”
Emilia: “——Hık.”
Subaru: “O çocuk da… beni korudu… Kendi kuyruğunu kesmiş olması… ne kadar da aptalca… Bunu daha erken fark etmiş olsaydım, o hâlâ hayatta olabilirdi, ama fark etmedim ve o, öldü. Beni asla unutmayacağını söylemişti…”
Subaru unutmuş olsa bile Beatrice unutmayacaktı.
Büyük bir ciddiyetle Subaru’nun hafızasını geri kazanmasına kesinlikle yardım edeceğini söylemişti.
Ama ölmüştü… hem de bunu söyledikten hemen sonra.
Sadece kuru gürültüydü. Kelimeler rüzgâra benzerdi. Beatrice de bu kelimelerin hemen ardından.
Subaru’yu ölümden kurtarmış ve rahatlama dolu bir yüz ifadesiyle birlikte bu dünyadan silinmişti.
Subaru: “Onu bu sona ulaştıracaktıysam daha en başta yalnız bırakmalıydım. Onu dışarı mı çıkarmışım? Yanımda mı götürmüşüm? Neyse ne, ne yaptığımın, bunun nasıl olduğunun bir önemi yok. Her hâlükârda onu buradan başka bir yerden alıp getirdiysem bunu asla yapmamalıydım. Eğer bunu yapmamış olsaydım…”
Gerçek şu ki her şey, yüzünde o ifadeyle havaya karışıp yitmesiyle sonlanmıştı.
Subaru: “Evet öyle, o Julius denen herif de aynı şekilde. O da şimdiye, çoktan, ölmüş olmalı… Onca korkutucu Cadı Canavarının olduğu bir yerde… ve yanında ona sıkıntı veren Reid’le birlikteyken… benden o şeyi istemesi… Ne aptallık ama.”
Buradaki herkes birer aptaldı. Ne halt bekliyorlardı ki?
Benim iyi olup olmadığımdan şüphe ederek, benden bir şeyler talep ederek, onları kurtarmamı bekleyerek ağızlarından döktükleri bu saçmalıklar da neydi?
Ondan talep ettikleri şey neydi? Kurtarmakla ne kastetmişlerdi? Doğal olan ondan şüphelenmeleri değil miydi?
Natsuki Subaru, kendisiyle ilişkili her şeye ihanet ettiği için buradaydı.
Hayatta kalmak, tek başına biraz sessizlik ve huzur bulmak istemişti; tüm bunlar dayanılmaz olduğu için yok olmak ve ölmek istemişti.
Dünyanın en aptal, en ahmak, en umutsuz vakasıydı, hiçbir şeyi kurtaramamıştı——
O Natsuki Subaru bile değildi ki——
Emilia: “——Subaru ile ben, ilk defa Kraliyet Başkentindeki Ganimet Evi’nde karşılaştık.”
——
————
————————
Subaru: “————”
Subaru kaçışı olmayan dipsiz bir bataklığa batmıştı; bedenini bile kımıldatamıyor, kendisine bu soruları sorarak kendini suçlama batağında yuvarlanıyordu.
Emilia’nın ani itirafıysa kulak zarlarını zonklatmıştı—— bu kelimeler, sevgi dolu, kıymetli, nostaljik anılarmışçasına ağzından dökülmüştü.
Subaru: “…Ha?”
Subaru afallamış, hiçbir bağlamı olmayan o sözcükleri işittiğinde tek yapabildiği ciğerlerindeki tüm nefesi bırakmak olmuştu.
Bu hiçbir şekilde Emilia’nın ani hareketini küçümseme veya alaya alma amaçlı değildi. Yalnızca bilinci ona ayak uyduramamış ve içtenlikle sersemleyip sessizleşmişti.
Lakin Emilia bu tepkiyi hiçe sayıp parmağını sallayarak daha çok anının yüzeye çıkmasına müsaade etmekteydi.
Emilia: “O gün Felt-chan benden geeeerçekten önemli bir nişan çalmıştı. Ben de Puck’la birlikte o nişanı geri almak için delice koşuşturuyordum. Sonra onu takip etmiş ve Meili’nin Onee-san’ıyla savaşmıştık… başımız fena hâlde derde girmiş ama Reinhard bizi kurtarmaya gelmişti. Ve sonra Meili’nin onee-san’ını hedef almıştı ve Subaru’nun beni kurtarmaya gelmesi de… büyük bir rahatlamaydı.”
Subaru: “————”
Emilia: “İşte Subaru’yla böyle tanışmıştım… Bunu hatırlamıyor musun?”
Bu soruyu işiten Subaru, kafasını salladı.
Emilia bu anıları detaylı bir şekilde yad etse de Subaru’nun onun söyledikleriyle ilgili zerre bilgisi yoktu.
E elbette beklenen de buydu. Bunlar, Emilia ve “Natsuki Subaru’ya” ait anılardı. Ne olursa olsun bu eylemlerin izini süremez, onları hatırlayamazdı, onlar “Natsuki Subaru’nun” hafızasının parçalarıydı——
Emilia: “Ama Subaru beni koruyarak fena hâlde yaralanmıştı, ben de onu yanımda Roswaal’ın malikânesine götürmüştüm. Ve orada da Beatrice söylene söylene yaralarını iyileştirmişti. Ram ve… elbette ki Rem bile Subaru’yla iyi geçinmeye başlamıştı.”
Subaru: “————”
Emilia: “Ve sonra Meili, Onee-san’ı olmadan tuhaf davranışlarla bazı Cadı Canavarlarını saldırıya geçirmişti. Subaru ve Ram, Roswaal gelip işlerini bitirene dek onları oyalamıştı… Ben malikânede kalıyordum, o sıralarda bana beni raaandevyuya çıkarma sözü vermiştin… bunu da mı hatırlamıyorsun?”
Subaru: “————”
Subaru kafasını salladı. Hatırlamıyordu. Böyle şeyler yapmamıştı ki. Hem de hiç yapmamıştı.
Emilia: “Ve bilirsin ya, malikânede de bir sürü şey yapmıştık. Mayonez yapmıştık, hep birlikte içki içmiştik, Puck kar yağdırmıştı, Kral Ooooynu oynamıştık… ve sonra da ben Kraliyet Seçimi için Başkente çağrılmıştım, öyle değil mi?”
Subaru: “————”
Emilia: “Subaru’yla ilk büyük kavgamız da o zamandı. Subaru’nun canını daha fazla yakmak istememiştim ve bana karşı neden bu kadar iyi olduğunu anlamıyor, korkuyordum. Bu yüzden kavga ettiğimizde her şeyin biteceğini düşünmüştüm…”
Bu anıları yad eden Emilia’nın sesi belli belirsiz şekilde titremeye başlıyordu.
O seste neşe, keder, gerginlik ve beklenti, yani birbiriyle çelişen çeşitli duygular taşıyordu. Subaru’ysa tam anlamıyla kuruyup kavrulma hissiyatıyla boğuşuyordu.
Göğsündeki bu özlem dolu kavruluş dayanılmaz, dayanılmaz, dayanılmazdı.
Emilia’nın bu ifadeyi bütünüyle açığa vurmasının hatırına—— yo, tamamen bu sebepten ötürü bu özlem dayanılmazdı.
Emilia: “Neler olduğunu anlamıyordum, nahoş bir duruma kapılmış gidiyordum, derken Subaru tam da en depresif anımda koşa koşa bana dönmüştü ve sonra da…”
Subaru: “————”
Emilia: “Ve sonra da ne söylemiştin?.. Hatırlıyor musun?”
Subaru: “Hatırla…”
…mıyorum.
Çıkmıyordu. Cümlenin sonunu tamamlayamıyordu.
Emilia’nın titreyen sesi, görünüşü, Subaru’ya sımsıkı tutunan sesi, tüm bunlar apaçık ortaya koyuyordu.
Buradaki, şu andaki Subaru, Emilia’nın istediği “Natsuki Subaru” değildi.
Subaru, kendisine yöneltilen ve anlam veremediği tüm bu gerçekler karşısında kıskançlık ve haset içerisinde yanıp tutuşuyordu.
Neden… sen neyin nesisin “Natsuki Subaru?”
Sen ve ben, ikimiz neden bu kadar farklıyız, “Natsuki Subaru”?
Emilia ve geri kalan herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Gerçek “Natsuki Subaru’yu” geri getirmeyi. Seni, şu anki Natsuki Subaru’yu öldürmeyi.
Peki o zaten buradaydıysa, üzerinden ne kadar zaman geçmişti?
Bunu düşünen Subaru, iç çekmek istiyor olmasına ve çektiği acıları, çileleri anımsamasına rağmen…
Tüm bunlara rağmen——
Emilia: “——Ama ben her şeyi hatırlıyorum. Subaru’nun bana verdiği sözü ve Subaru’nun bana söylediği kelimeleri ve Subaru’nun yaptığı şeyi hatırlıyorum. Her şeyi hatırlıyorum.”
Gülümsemesine neşe ve umut yerleşmişti ki mutsuzluk ve tedirginliği asla açığa çıkmasın.
İşte o gülümsemeyi gören Subaru’nun dudakları titriyordu.
Hiçbir şey… yoktu. Hiçbir yerde… yoktu.
Kurduğu cümleler, yaptığı şeyler, verdiği sözler.
Bedeninin içerisinde, kafasının içerisinde, kalbinin içerisinde, ruhunun derinliklerinde, hiçbir şey yoktu. İşte bu yüzden dedi ki——
Subaru: “Hatırlamıyorum. Hatırlayamıyorum işte. Sen kimsin… Siz kimsiniz?! Kimin nesisiniz siz! HEPİNİZİN BAHSETTİĞİ O KİŞİ KİM?!”
Patlamıştı.
Bir süre önce Echidna ve Beatrice’in yanında kendisini bir duygu patlamasının kontrolüne bırakmış ve şimdi bir kez daha burada bağırmaya başlamıştı.
Emilia: “————”
Onun alaylarıyla karşı karşıya kalan Emilia’nın ametist gözleri irileşiyordu.
Subaru’ysa bakışlarını ondan hiç ayırmadan hızla gözlerini kırpıştırıyor, içlerinde biriken sıcak yaşları temizliyor, kötücül ses tonunu korumaya çalışan daha da pis bir sesle bağırmayı sürdürüyordu.
Subaru: “Bir başkasının hatırına canını ortaya koymak! Bir başkasının hatırına doğruca harekete geçmek! Bir başkasının hatırına kaçıp hayatta kalmak! Bir başkasının hatırına canını riske atıp bir şeyler başarmak! Böyle bir şey olabilir mi?! Ben böyle bir şey yapabilir miyim?!”
Emilia’nın tüm anılarını dinlemiş ve hiçbirini hatırlamadığı cevabını vermişti.
Yok olmadan önce Beatrice’in sorusunu yanıtlayamamış ve kalbinde hâlâ o pişmanlığı taşıyarak Emilia’nın anılarından bahsedişini kibarca, neredeyse ikna edici bir şekilde dinlemişti.
Julius ona güvenmiş, Beatrice ona inanmış, Echidna onu bağışlamış, Emilia ona bel bağlamıştı.
Hepsi de “Natsuki Subaru” içindi. O bu paralel dünyaya ışınlanırken gerçek benliği——
Subaru: “——Bu konuda şaka yapma! Öyle biri Natsuki Subaru olamaz!”
Herhangi birinin arzularının gerçekleşmesi için Natsuki Subaru’ya güvenmesi mümkün değildi.
Subaru: “Her şeyi gayet iyi biliyorum! Natsuki Subaru’nun ne kadar acınası, mide bulandırıcı, umutsuz ve berbat bir piç olduğunu iyi biliyorum!”
Herhangi birinin Natsuki Subaru’ya tüm kalbiyle inanması mümkün değildi.
Subaru: “Aslında kimi arıyordunuz?! Neden bahsediyordunuz?! Ortada böyle biri yok! Hepsi düpedüz yalan! O herifin gösterdiği şeyler, o herifin söylediği şeyler, hepsihepsi! Yalnızca ağzından dökülen rastgele şeylerdi! Ona inanmanın hiçbir değeri yoktu!”
Herhangi birinin o günah için Natsuki Subaru’yu bağışlaması mümkün değildi.
Subaru: “Natsuki Subaru’nun bu kadar değerli olduğunu mu sanıyorsunuz?! Natsuki Subaru vebanın ta kendisi! İşe yaramaz, rezil bir piç! Ben bunu herkesten daha iyi biliyorum!!”
Herhangi birinin Natsuki Subaru’ya bel bağlaması mümkün değildi.
Subaru: “————”
Değeri yoktu. Ne değeri vardı ne de arzulanacak herhangi bir yanı.
Natsuki Subaru vebanın kişiliğe bürünmüş hâliydi. Bir başkasıylayken bile her şey yara, kayıp ve ölümlerden ibaret oluyordu.
İşte bu yüzden, artık bu işe bir son verilmeliydi.
Emilia ve geri kalanların artık bu herif yüzünden acı çekmemesi gerekliydi.
Subaru: “… Kendim olmak zorunda… değilim.”
Bir başına dikilen Subaru, bu kelimeleri mırıldandı.
Kendisi olmak zorunda değildi—— Yo, Natsuki Subaru olmasaydı çok daha iyiydi.
Neden hiçbir şey yapamayan bir adama bir şeyler emanet etmişlerdi ki? Neden ona inanmışlardı ki? Neden onu bağışlamışlardı ki? Neden onu affetmişlerdi ki? Neden ona bel bağlamışlardı ki?
İşleri daha iyi idare edebilecekleri başka yollar olmalıydı. İşleri daha iyi idare etmelerine yardımcı olacak başka birileri olmalıydı.
O kişi herkesin arzuladığı “Natsuki Subaru” olsa bile o artık ortalarda yoktu.
“Natsuki Subaru”, onun başından beri sahip olamadığı bir numaraydı. Bir hiçlikti.
Subaru: “Benim gibi birini, önemsemeyin ve bir kenara atın gitsin. Benden daha zeki, daha güçlü biri çıkacaktır. Ben…”
Hiçbir şey yapamadığını söylemişti. Natsuki Subaru’yu yere seren tam da bu katıksız çaresizlik duygusu olmuştu.
Herkesin bir payı vardı. Herkesin kendince bir kişiliği vardı. Subaru, herkes bunu anlasın istiyordu. O, Emilia ve diğerlerinin yanında yürümeye layık değildi. Onları yanında istemeye layık değildi.
Ne güçlü ne de zekiydi. Yanlarında Subaru gibi birini istemelerine gerek yoktu. İşte bu yüzden Subaru——
Emilia: “——Benim adım Emilia. Yalnızca Emilia.”
Subaru: “——Ha?”
Katıksız çaresizlik duygusunu dışa vuran, kalbi boşluğa doğru dönüp giderken saçıp kurtulmak istediği şeylerin hükmünde olan Subaru’nun kulaklarında sürpriz bir saldırı misali, çanları andıran bir ses çınladı.
Subaru: “————”
O kelimelerin anlamını çözememişti—— Yo, anlamını değil. Emilia’nın onları söyleme niyetini çözememişti.
Subaru başını kaldırarak hemen önünde durarak kendisini Emilia şeklinde tanıtan insana bakıyordu. Bir elini dolgun göğüslerinin üzerine yerleştirmişti.
Onun ışıltılı gözlerinde kendi yansımasını gören Subaru’nun nefesi kesiliyordu. Emilia’ysa oracıkta konuşmaya devam ediyordu.
Emilia: “Sana söylemem ve sormam gereken bir sürü şey var. Bir sürü bir sürü bir sürü şey. Ama şu anda duymam gereken tek bir şey var.”
Subaru: “————”
Emilia: “Julius, Beatrice ve Echidna. Ve şimdi de ben. Seni elinden tutup çekiştirerek… seninle birlikte kaçarak… Seni ne pahasına olursa olsun bir şekilde korumak istedim… Ölmeni istemedim… İşte bu yüzden…”
Diyen Emilia, duygu dolu bir şekilde düşüncelere dalarak gözlerini kapattı.
Ve birkaç saniye sonra da konuşmayı kesti. Subaru, onun göğsünde çeşitli duyguların belirip kaybolduğunu görebiliyordu. Buna yanında olmayan yoldaşları için duyduğu gerginlik de dahildi.
Kiraz çiçeği dudakları zihninde taze olan o duygularla titreyerek…
Emilia: “Bize bütün bunları hissettiren kişi… Sen kimsin?”
Subaru: “————”
Emilia: “Lütfen—— İsmini duymama izin ver.”
Emilia’nın sorusu üzerine Subaru’nun kalbi en derinlerinden sarsıldı.
Niyeti ne gözlerinin önündeki Natsuki Subaru’yu inkâr etmek ne de eski Subaru’yu geri kazanmaktı.
——Natsuki Subaru’yu doğrulamaktı.
Subaru: “————”
“Karşımızdaki kişi bir sahtekâr, bize gerçek Natsuki Subaru’yu geri ver” gibi şeyler söylese, bu tarz bir tavır takınsaydı katlanmak daha kolay olurdu.
Tabii bunun tek sebebi, Subaru’nun kendisi için arzuladığı şeyin ta kendisi olmasıydı.
Hâlâ gözlerinin önünde duran bu gerçek hâline sahtekâr diyen, Natsuki Subaru’yu geri vermelerini isteyen, ona bunları söyleyen, ondan bunları dileyen, ona bu şekilde işkence eden taraflarını, o hâllerini yeğliyordu.
Ama Emilia—— Yo, yalnızca o da değil.
Şu ana kadar Natsuki Subaru’yla konuşan herkes, aynı şeyi istemişti.
Hem de güçlü ya da zayıf olduğuna bakmaksızın.
İşte bu yüzden onu bu denli utanç verici bir şekilde görmelerine izin vermiş ve kendisini her şeyi unutmaktan alıkoyamamış ama hiçbir şey değişmemişti.
Hâlâ sözleriyle, tavırlarıyla, hayatlarıyla, Natsuki Subaru’ya olan ihtiyaçlarını belli ediyorlardı——
Subaru: “…Neden?”
Emilia: “————”
Subaru: “Sen neden buradasın, Natsuki Subaru? O herif ne yapabiliyor? Ondan ne bekliyorsunuz?..”
Anlamıyordu.
Tüm bu… tüm bu boğucu çaresizliğin içerisinde, umut vadetmeyen sayısal dezavantaj hâlinde Natsuki Subaru burada olsa ne değişirdi? Bu şekilde durum iyiye gider miydi? Bu işin üstesinden gelebilirler miydi?
Subaru: “Güçsüz, aptal, acınası, omurgasız bir herif… onda ne görüyorsunuz ki?”
Emilia: “——Belki de söylediğin gibidir.”
Diyen Emilia, kendisine bu şekilde yakaran Subaru karşısında bakışlarını yere indirdi ve söylediklerini inkâr etmeksizin kafasını salladı.
Uzun kirpiklerle çevrili gözleri ve gümüşi çanları delice anımsatan sesi Subaru’nun kalbini gıcıklıyordu. Emilia’yla ilgili her şey, Natsuki Subaru’yu bu dünyaya bağlayan bir çiviymiş gibi görünüyordu.
Yersiz görünen ama kalbini derinden titreten bu duyguyla çivilenmiş gibi duran Subaru’ya, Emilia sözlerine devam etti.
Emilia: “Subaru’dan güçlü çok fazla kişi var, ondan zeki bir sürü kişi olduğu da kesin. Ama ben her daim Subaru’yla olmayı yeğlerim. Onun başarabileceğine inanır, ona güvenirim. Ve de…”
Subaru: “————”
Emilia: “İnsanlar bana her hâlükârda yardım edecekse, bunu elinden geldiği için yapanlardan ziyade orada olduğu için yardım eden birinin—— hoşlandığım birinin yapması beni çok daha fazla mutlu eder.”
İşte Emilia, gülümsemeyi sürdürerek böyle söyledi.
Gülümseyerek ve yanakları hafifçe kızararak böyle söyledi.
Subaru: “————”
Subaru, tuttuğu nefesi bıraktı.
Emilia’nın sözlerini işittiği saniyede bedenindeki zaman akışının durduğu kesindi.
Kalbinin en derinleri güm güm, güm güm diye çarpıyordu.
Ve aynı zamanda çalkalanan duygularının arasında bir yenisi yükseliyordu; o da “Natsuki Subaru’ya” yönelik bir küçümsemeydi.
Subaru: “——Hah.”
Demek öyle, “Natsuki Subaru”. Bu güzel kıza âşık oldun, ha?
Muhtemelen seni fazlasıyla aşan birine. Muhtemelen senden yüzünü kaçıracak gencecik bir kadına?
Yakışıklı mı yakışıklı bir Şövalye, akıllı mı akıllı bir kadın, tatlı mı tatlı bir kız.
Ve son olarak gözlerinin önündeki güzel mi güzel kız.
Sana güveniyorlar, sana inanıyorlar, seni bağışlıyorlar, senin burada olmanı istiyorlar.
Senden bir kurtarıcı olmanı istemiyorlar, hatta bir kurtarıcı olmanı beklemiyorlar, yalnızca, o sarsılan duvarlar aşılabilecekse bunu başarabilecek birinden ziyade seninle yapmayı diliyorlar.
Emilia: “——Benim adım Emilia. Yalnızca Emilia.”
Emilia, sessizleşen Subaru’ya bir kez daha ismini söyledi. Ve ametist gözlerini ona çevirdi. Burnunun dibindeki gözler, Subaru’nun koyu kahve gözlerini delip geçiyordu. Ve sonra da——
Emilia: “——Lütfen. İsmini duymama izin ver.”
Subaru: “Ben…”
Bir kez daha Emilia’nın sorusunu işiten Subaru, kelimelerini şekillendirmekte tereddüt ediyordu.
Defalarca ama defalarca inkâr etmişti.
Bunu yapamazdı. Bunu yapamazdı. Bunu yapamazdı. Ardı ardına inkâr etmişti.
Yani bunun işine gelen bir kelime oyunundan fazlası olmadığı kesindi.
——Güvenilmiş, inanılmış, affedilmiş, bel bağlanmıştı.
Çölün ortasındaki bu kulede, Emilia ve diğerleri tarafından bu şekilde davranılmaya layıksa.
Çölün ortasındaki bu kulede, Emilia ve diğerlerini kurtarabilecek biri varsa.
O kişi “Natsuki Subaru’ysa” ve o “Natsuki Subaru” da ortalarda yoksa…
Subaru: “——Benim adım… Natsuki Subaru.”
Emilia: “————”
Subaru: “Julius’un güvendiği, Beatrice’in inandığı, Echidna’nın bağışladığı ve Emilia’nın… senin arzuladığın o adamın adı Natsuki Subaru’ysa…”
Siyah saçlı oğlan, koyu kahve gözleriyle ışıltılı gümüş saçlı kızın ametist gözlerine bakarak sorusunu yanıtladı.
Kiraz çiçeği dudaklarından titreye titreye dökülen soruyu, kana bulanmış dudaklarıyla yanıtladı.
Subaru: “BEN NATSUKİ SUBARU’YUM.”
An itibarıyla güçsüzdü, çelimsizdi, zihni ve bedeni çaresizlikle boğuşuyordu ama yine de böyle söylemişti.
Emilia için, Emilia ve geri kalan herkes için, senin için, sen ve geri kalan herkes için, onların güvenliği için, huzur ve sessizlik için, arzuları ve istekleri için.
Emilia: “————”
Subaru kuvvetlice böyle söyledi.
İçten içe “Natsuki Subaru’ya” duyduğu güvensizliğin parçalarını tam anlamıyla silip atabilmiş değildi.
Şimdi bile “kendisinin” ölümü zihninden ayrılmamıştı——Yo, kendisinin değil, Meili’nin ölümü. O uğursuz herifin yüzü ve sesi. Belki de silindiği zaman geri dönmezdi.
Ama sorun yoktu. Bu hâliyle de sorun yoktu.
Kurtarılmayı falan istemiyordu ki. Her zaman kurtarılmaya tutunup bunu dileyecek değildi ki.
Ben hepinizi kurtarmayı diliyorum.
Hepinize yardım etmek istiyorum.
——Ve bu “Natsuki Subaru” tarafından yapılacaksa, bunu yapacağım.
Aynı noktadan başlayıp aynı hedefe yönelecekti. Kalplerimizdeki yol aynı olduğu sürece… Senden hoşlanmasam bile şikâyet etmeyeceğim.
“Natsuki Subaru’nun” Emilia ve diğerlerini kurtarmasına izin vereceğim.
Subaru: “Teşekkür ederim, Emilia—— Kendime inanmamı sağladın.”
Emilia: “——Subaru, ben…”
Subaru’nun yanıtıyla birlikte Emilia’nın ametist gözlerinde dalgalanmalar belirdi.
Dudakları titreyen kız, kendisini bu şekilde adlandıran Subaru karşısında birkaç sözcüğü bir şekilde bir araya getirmeye başladı.
Ve hemen sonrasında…
Subaru: “——Hık.”
O ana dek konuşmaları hiçbir şey tarafından bölünmemişken, huzurunu koruyan ortam ansızın çatırdadı.
Subaru: “——Emilia!”
Üzerinde sohbet etmekte oldukları koridorun yakınları, bir gölge tarafından ansızın parçalanarak un ufak edildi.
Koridor şeklini yitirirken Emilia da dengesini, ayak basacağı yeri yitirdi. Onunla karşı karşıya olan Subaru’ysa ayaklarının üzerinde zar zor durarak büyük bir kuvvetle zemini tekmeledi.
O saniyede kule de şeklini yitirdi, parçalandı ve yıprandı. Kum kokusuna bulanmış taş öbekleriyle birlikte son buluyordu.
Subaru, düşmeye başlamış olan Emilia’ya doğru atıldı. Mesafeyi kapattı, hâlâ yukarıda uçuşmakta olan gümüş saçlarına yetişti ve nihayet ince bedenini kollarıyla sarmaladı.
Emilia: “Subaru… Hık!”
Subaru o narin, yumuşak, ılık bedeni sararken Emilia, heyecan içerisinde Subaru’ya seslendi. Belki de sarmalanan kişi olarak pozisyonunu değiştirmeye çalışıyordu.
İşte bu gayretin sonucunda yardım eden ve yardım edilen taraflar tersine döndü.
Emilia da geri kalanlar da gerçekten birer deliydi. Ama ne yazık ki Emilia’nın çabaları bu senaryoda tamamen nafileydi.
Subaru, Emilia doğrudan yere düşecek olursa yaşanacakları gözünde canlandırmak istemiyordu.
Subaru ve Emilia’yı karşılayan ne kulenin sert zemini olacaktı ne de dışarıdaki genişleyen kum tepeleri. Onları karşılayan şey, bu kuleyi kuşatarak her şeyin sonunu getiren zifiri karanlık gölgeler olacaktı.
Yani birbirlerini bu şekilde kucaklayarak gölgeler tarafından yutulup sonlanacaklardı.
——Yo, tam aksine.
Elbette ki bu, başlangıçları olacaktı.
Bir kez daha, yeniden, tam da burada en sondan başlayacaklardı.
İşte Subaru, bu nedenle bir söz verecekti.
Tam da burada, bu dünyada, bu mekânda, Emilia’ya içtenlikle bir şeyler söyleyecekti.
Onları kurtarmak için, onları kurtarma isteğiyle.
Hadi her şeyi ele alarak sondan başlayacaktı. Gevezelik vakti sona ermişti.
Bir lanet gibi kara sevdaya tutulmak hoş bir şeydir, değil mi? Daima bunu istemişimdir.
Natsuki Subaru’nun sevilmek için gerekli şeye sahip olup olmadığını bilmiyordu.
Ama madem ki Emilia tarafından, Emilia ve geri kalan herkes tarafından sevilmesi için gereken her şey buradaydı…
Öyleyse onlar unutsa bile, onlar… onlar bana söyledikleri sözleri hatırlamasalar bile, sona eren bu dünyada, bu dünyada her şey yeniden başlayacak.
Onlar unutsa bile, onlar… her birine söylediğim sözleri hatırlamasalar bile, sona eren bu dünyada, bu dünyada her şey yeniden başlayacak.
Ben hatırlayacağım. Ben her şeyi hatırlayacağım. Çünkü şu anda bile, onlara tutunmam gerekirken, onları unutmayacağım.
Subaru: “Siz unutsanız bile—— Ben hiçbirinizi unutmayacağım.”

——Daima hatırla, Natsuki Subaru.
Gölge giderek yaklaşıyor, karanlığı Emilia ve Subaru’yu kuşatıyordu.
İşte bu şekilde Emilia… ve Natsuki Subaru, gölgenin derinliklerine doğru battıkça batıyordu.
Ruh başka vücuda geçiyor, her şey dağılıyor, her şey sıfırlanıyor, beklendiği üzere son geliyordu.
Ve her şeyin sıfır olduğu yerde savaş başlıyordu.
——Natsuki Subaru’yu öldürme ve “Natsuki Subaru’yu” geri getirme savaşı.
#Gecenin 12sinden sonra içimde davullar çaldırabilen bir bölümdü. Hadi be aslanım, hadi be koçum sen yaparsın diye bağırasım geldi saçma sapan 😀
#Şaka maka çok karakterli, psikopat Subaru’yu geride bırakıp yeni döngüye sağlam kafalı bir Subaru’yla ve sağ salim tüm ekiple başlayacağız gibi görünüyor. Tabii korkunç bir sürprizle kayıt noktası değişmediyse diyerek korku salayım birazcık. Hadi bakalım neler olacakmış, okumaya devam!
Not: Epik Novelden bölümleri olabildiğince hızlı bir şekilde tertipleyip düzenleyerek siteye resimli bir şekilde aktarıyoruz. Devamındaki bölümleri de en yakın zaman yüklemeye gayret göstereceğiz. Dilerseniz bekleyebilir veya hemen alttaki Epik Novel’den devam et tuşuna basabilirsiniz.




Mükemmel bir bölümdü,emeği geçenlere teşekkürler devamını bekliyorum.