Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 44 – “Kan Nişanı”

Kısım VI, Bölüm 44 – “Kan Nişanı”

21 Mayıs 2026 137 Okunma 15 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Taş odanın içerisindeki Subaru, gözlerinin önünde hareketsiz yatan küçük kızı görmenin verdiği şaşkınlıkla bakışlarını kendi ellerine çevirdi.

Subaru: “————”

Az önce neler yaşandığını anlayamıyordu.

Bilekleri yaralıydı, boğazı acıyor, kalbi hızla çarpıyordu. Fakat tüm bu olanlar hafızasıyla bağlantılı görünmüyor, onları yalnızca zihnindeki boşluklarda doğmuş kusurlar şeklinde düşünebiliyordu.

Varlığını koruyan fiziki kanıtlar dışında hiç kimseden hiçbir iz yoktu.

Kesin olan tek bir şey vardı, yalnızca tek bir şey——

——O da önünde yatan küçük kızın gözlerinin ferinin sönmüş olduğuydu.

Subaru: “…Gıh, henüz pes etmek için çok erken.”

Diyen Subaru, kafasını sallayarak hızla yüz üstü yatan kıza doğru koşturdu.

Ayakları attığı her adımda ağırlaşıyordu, adımları sarsaktı, ayakkabılarının tabanları yere yapışmıştı âdeta. Bir şekilde o ayakkabıları ayağından atmayı başararak kızın—— Meili’nin yanına çöktü.

Subaru: “————”

Meili el ve ayakları birbirine değer pozisyonda, ağzı yarı açılmış ve hareketsiz şekilde yatıyordu. Yüzünde bir şok ifadesi donup kalmış ve feri sönmüş gözleri odağını yitirmişti.

Her daim anlaşılması zor biri izlenimi verirken şu anki hâli, bu izlenimi daha da güçlendiriyordu——

Subaru: “M-Meili… oy, Meili!”

Subaru ona sesleniyordu.

Fakat hiçbir tepki alamıyordu.

Sesleniş ve yakarışlarının onu uyandıramadığını gören Subaru, kızı omuzlarından sarsmaya, bir tepki alabilme umuduyla yüzünü hafifçe tokatlamaya çalıştı.

Lakin bu defa da hiçbir tepki gelmedi. Açık kalmış gözkapaklarında bile hareket yoktu.

Subaru: “Ben…”

Kendisini durduran Subaru, derin bir nefes aldı ve anımsadığı şeylerin üzerinden giderek onu canlandırmaya çalışmaya karar verdi.

Ellerini küçük kızın göğsüne yerleştirdi; acil durumlarda nasıl kalp masajı yapılacağını öğrenmişti. Kalbin, midenin yaklaşık iki parmak üzerinde olduğunu anımsıyordu. Bunu aklında tutarak avuçlarını kızın gövdesine bastırmaya başladı.

Subaru: “Haa… haaaaa!.. Meili! Hey, Meili!”

Meili: “————“

Subaru: “Lanet olsun!”

Tepki vermiyordu. Beti benzi atmıştı, bedeniyse hafifçe sarsılıyordu.

İçerisinde bulunduğu duruma lanetler okuyan Subaru, kızın kafasını kaldırarak suni solunum yapma hazırlığıyla sollunum yollarını güvenceye aldı. Temel yaşam desteği süreci hem kalp masajı hem de suni solunum yapmayı içeriyordu.

Subaru: “Sırada ne var? Bir şey daha vardı. Neydi, neydi, kahretsin, kahretsin, kahretsin, kahretsin, KAHRETSİN!”

Çaresizce hafızasını zorlayan Subaru, işe yarayabilecek başka bir şey arıyordu.

Fakat bu bilgi birikimi yalnızca televizyon izlemekten geliyordu; yani sonuç olarak yarım yamalaktı. Meili’yi diriltmek için çaresizce mücadele verdikçe kollarındaki bitkinliğe daha da yenik düşüyor, bunun nafile bir çaba olduğuna daha da inanıyordu.

Neticede kalp masajı ve ardından suni solunum rutinini tekrar tekrar başa alıyordu. Avuçlarını küçük kızın göğsüne bastırdığında kalp atışına dair hiçbir iz hissedemiyordu. Ciğerlerine hava üflerken bile bedeninden herhangi bir karşılık alamıyordu.

Gücü yettiğince yaşam desteğine devam ediyordu ama——

Subaru: “Lanet… olsun.”

En sonunda bitkinlikten nefes nefese kalmış ve alnı terlerle dolmuş şekilde kendisini yere bıraktı.

Subaru: “Aaah… aah… lanet olsun, lanet olsuuuunnnn!..”

Hüsran içerisinde saçlarını çekiştiren Subaru’nun yapabildiği tek şey küfretmekti.

Meili’nin nefes aldığına dair hiçbir belirti yoktu. İlk izleniminde haklı çıkmıştı.

Küçük kızın gözlerindeki ışık bir daha asla yanmayacaktı.

——Meili ölmüştü.

Kader acımasızca, merhametsizce bu küçük kızın canını elinden almıştı. Tabii bu ifade yalnızca teselliden ibaretti ve bu mekâna uygun değildi.

Çünkü onu öldüren kader değildi. Biri tarafından öldürülmüştü.

Meili’nin boynunu lekeleyen mavimsi siyah çürükler de bunun kanıtıydı.

Subaru: “————”

Nefesini toparlayan ve içi pişmanlıkla dolan Subaru, bakışlarını ellerine kaydırdı. O elleri şu saniyeye dek Meili’nin hayatını kurtarmaya çalışmak adına kullanmıştı—— fakat hem sol hem de sağ bileğinde tırnakla yapılmış gibi görünen sayısız çizik vardı.

Tam da bir ölüm kalım meselesiymişçesine tüm gücünü kullanarak rakibini tırnaklayan birinin eserine benziyorlardı.

Ve Subaru, bunun ne anlama geldiğini çözemeyecek kadar cahil değildi.

Subaru: “————”

Ayağa kalkarak Meili’nin darmadağın görünümüne çekidüzen verdi.

Kılık kıyafetini toparladı, kollarını göğsünde çapraz şekilde bağladı ve gözlerini kapattı. Sonra da cesedine saygı göstererek elini kibarca kızın ince boynuna yerleştirdi.

Ve kötü bir hisse kapılarak parmaklarıyla Meili’nin boynunda kalan mavimsi siyah çürüklerin üstünden geçti.

Subaru: “…Tam uyuyor.”

Kuru mırıltısı herhangi bir güç veya şaşkınlık taşımıyor ve ortadaki gerçeği teyit ediyordu.

Meili’nin boynundaki çürükler parmakla yapılmışa benziyordu—— ve o parmakların şekli, eğitimsiz bir gözle bakıldığında bile Subaru’nun parmaklarıyla birebir uyuşuyordu.

Subaru, artık ortadaki gerçeklerden şüphe duymayacaktı.

Meili boğularak öldürülmüştü.

Ve suçlu da hiç şüphesiz ki——

Subaru: “——Uğh, gıh”

Bu gerçeğin farkına varır varmaz içinde bir kusma arzusu yükseldi ve Meili’nin üzerine kusmamak için hızlıca yüzünü çevirerek yana yuvarlandı.

Kahvaltısı midesine ineli pek vakit geçmemiş ve tüm yedikleri dışarı çıkmaya başlamıştı. Midesinde ne var ne yoksa çıkartan Subaru, içi tamamen boşalana dek kusmayı sürdürdü.

Subaru: “Artık, gerçekten, kusmaya, bir, son, veriyorum…”

Koluyla ağzını silerek kendiyle alay etti.

Açıkçası kaç defa kustuğunu hatırlamıyordu bile. Bugünkü ilk kusuşu olabilirdi ama geçen sefer aynı günü yaşarken korkunç sıklıkta kusmuştu.

Bundan böyle midesine hiçbir şey sokamayacakmış gibi geliyor ve ülkedeki tüm çiftçilerden canı gönülden özür dilemek istiyordu.

Muhtemelen böyle absürt şeyler düşündüğünün bilincinde olmasaydı zihni çoktan paramparça hâlde olurdu.

Subaru: “————”

Mevcut ikincil kanıtlar mükemmel uyuşuyordu.

Odada iki kişi vardı ve Meili’nin boynundaki çürükler Subaru’nun parmaklarıyla eşleşiyordu. Subaru, böyle bir durumda suçlanmaktan kaçabileceğine inanacak kadar iyimser değildi.

Birinin ona komplo kurmuş olabileceği aklından bile geçmiyordu.

Bu durumu yaratmak için bir başka insan eline ihtiyaç yoktu. Eğer biri Subaru’ya komplo kurmuşsa burası bilinen tüm boyutlardan üstün demekti.

Bu kâbusu yaratmak için el gerekliyse yalnızca iki tanesine ihtiyaç duyulurdu.

——E Natsuki Subaru’da da iki el olduğuna göre yeterli gelirdi elbet, değil mi?

Subaru: “…Bunun ne ifade ettiğini anlamıyorum.”

Bu gerçekliği kafadan kabullenen Subaru, anlayış kıtlığını kelimelere döküyordu.

Açıklanamaz, şaşırtıcı, kusurlu, bu manzarayı tarif etmek için hangi tabir kullanılırsa kullanılsın yeniden yaratılması imkânsızdı—— Subaru’nun varabileceği tek sonuç, bu suçun Natsuki Subaru’ya ait olduğuydu.

Bununla birlikte Subaru, böyle bir anıya sahip değildi.

Subaru: “Ne oldu, ne oldu? Hatırla. Hatırla, hatırla, hatırla…”

Ayağa kalkarak odada yürümeye, anı kapısını aralamaya çalıştı.

Ölmüştü, sonra uyanmış ve Emilia, Beatrice ve Patrasche’yi görmüştü. Anılarını yitirdiği gerçeğini onlardan gizlemiş, ardından kahvaltı yapmıştı. Shaula gizli gizli göz kulak olurken Julius’u sorgulamaya çalışmış, sonra da Shaula’ya sarılmıştı. Ardından koridorda Meili’ye denk gelmişti.

Ve son olarak Meili, onunla halletmesi gereken bir mesele olduğunu söylemiş ve bir konuda konuşmak istemişti——

Subaru: “Dün gece, dün geceden bahsetmişti…”

Subaru, Meili’nin sözlerini hayal meyal hatırlayarak kaşlarını çattı.

Ancak küçük kızın konuşmaya çalıştığı sürenin hemen ardından bilincini yitirmişti. Dolayısıyla onun ağzından dökülen kelimeler tıpkı uykuya dalmak üzereyken akla gelen düşünceler gibi bin parçaya bölünmüştü.

Subaru: “Gece, bana geceyle ilgili bir şeyler söylemişti. Bu kısımdan eminim. Uyanmadan önce mi yoksa yatmadan önce mi? Her hâlükârda ya birini ya ötekini sormuştu… Peki ya sonra?”

Subaru, o noktadan sonrasına dair hiçbir şey bilmiyordu.

Meili’nin sorusuyla ilgili kavrayabildiği tek şeyse “Akşam Gezisiyle” ilişkili olduğuydu. Yani Subaru’nun da cevabını bilmek istediği bir şeydi.

Emilia ve diğerlerinin söylediğine göre Subaru, bu sabah kütüphanede baygın hâlde bulunmuştu.

Bayılmadan önceki geceki tavırlarıysa tamamen muammaydı. Hiç değilse artık o vukuatın hafıza kaybıyla ilişkili olduğuna şüphe kalmamıştı.

Ve Meili’nin Subaru’nun unuttuğu bir şeyi hatırladığı da kesindi; yani arada bir bağlantı vardı, bu konuda hata payı yoktu——

Subaru: “Meili öldü. Ve onu ben boğdum?.. Böyle bir şeyi neden yaptım ki?..”

Bakışlarını ellerine kaydırdığında -hafızalarında yer almıyor olsa da- avuçlarında toy bir his canlandığını hissedebiliyordu.

Meili nefes almayı kesene dek iki eliyle boynunu sıkmıştı. Bileklerinde Meili’nin buna çaresizce karşı koymaya çalıştığını anlatan kanıtlar mevcuttu.

Dikkatli baktığında Meili’nin tırnaklarında kalmış kanları, mücadele izlerini görebiliyordu.

Kendi kollarında da çok derin tırnak izleri bırakılmıştı; bunların küçük kızın ardında bıraktığı derin kırgınlığın yankıları olduğunu düşünmeden edemiyordu.

Subaru: “——Ah?”

Tam da Subaru’nun düşüncelerinin dizginleri sanrıların eline geçerken—— boğazından boğuk bir ses yükseldi.

Bir şeye şaşırmışçasına nefesi kesilmişti. Sebepse kendi koluydu. Baktığı nokta bileğindeki yaraların etrafı değildi. Sağ elinin tırnaklarıydı.

Tıpkı Meili gibi Subaru’nun tırnakları da birilerini tırnaklamışçasına kan ve deriyle kaplıydı.

Subaru: “————”

Subaru, aklında bu afallatıcı kan lekeleriyle yüzünü yeniden Meili’nin cesedine çevirdi.

Ölümüne saygı göstererek darmadağın görünümüne bir çekidüzen vermişti. Büyük bir teselli olmasa da küçük kız, boynundaki mavimsi siyah çürükler haricinde tıpkı hayattayken olduğu gibi sevimli görünüyordu.

Hiç değilse vücudunda görünür bir tırnak izi yarası yoktu. Subaru’nun tırnakları bakımsız ve iğrençken Meili’nin vücudunda böyle acınası oyuklara dair hiçbir iz bulunmuyordu.

Öyleyse Subaru’nun tırnaklarının içerisinde kalmış deri ve kan kalıntıları—— bu kötü niyet izleri de neyin nesiydi?

Subaru: “——Yok artık.”

Bakışlarını canını yakan koluna indirdi; bu konuda kötü bir hisse kapılan Subaru’nun dudakları titriyordu.

Sağ kolunun dirseğinden itibaren devam eden o grotesk, siyah renk, zihninde hâlâ tazeydi. Ancak acı içerisinde zonklayan taraf sol koluydu.

Subaru kolunu ağır ağır sıyırmaya başladı ve acının yayıldığı nokta olan dirseğine dek devam etti. Sıyırmaya devam eder ve kurumuş kanlar soyulurken kıyafetinin kumaşının koluna yapışmaya çalıştığını hissedebiliyordu.

Derin bir nefes alarak sıyırma işini omzuna dek ilerletti.

İşte o noktada sol kolunun epeyce kanadığını fark etti. Ve tuttuğu nefesini bıraktı.

Subaru: “————”

Kolunu lekeleyen koyu kırmızı kanları parmaklarıyla sildi ve kendisine bu acıyı bahşeden yarayla karşı karşıya geldi.

Tam da tahmin ettiği üzere teninde, kendi sağ eli tarafından atılmışa benzeyen çizikler bulunuyordu. Dirseğin iç kısmındaysa üst kola dek uzanan acı verici bir yara açılmıştı. Fakat bu öyle sıradan bir yara değildi.

O yarada bir şey yazıyordu.

Tırnakların ete kabaca saplanışıyla üç kelime kazınmıştı.

Orada kazılı olan kelimelerse şöyleydi:

——“Natsuki Subaru buradaydı.”

Subaru: “——Ahh”

Adeta nefesi kesilmişti.

Yanılıyor olabilir miyim diyerek parmaklarıyla sol kolundaki yaranın üzerini sildi. Defalarca ama defalarca. Kan akışı durduğundaysa yarayı bir kez daha ovuşturdu ve emin oldu.

Başka türlü okumak mümkün değildi. Neresinden bakarsanız bakın orada, “Natsuki Subaru buradaydı.” yazıyordu. Evet. Çirkin bir el yazısıyla ve Japonca yazılmıştı ve şöyle diyordu: “Natsuki Subaru buradaydı.”

Anlamak kolaydı. Anlaşılması çok kolay bir kendini beğenmişlikti. Bir suçlunun suçunun kanıtı olarak olay mahallinde kanıt bırakması gibiydi. Geride adını bırakarak suçu işleyen kişiyi açıkça ilan etmişti. Bu nasıl bir adamdı, bu nasıl bir tutkuydu, ah, bu nasıl bir ilgi odağı olma arzusuydu——

Subaru: “Senin… senin neyin var!?”

Bu kabullenilemez gerçekler karşısında sesi titreyen Subaru, keder içerisinde bağırdı. Sol kolunu salladı ve yüzünü ondan uzaklaştırıp bütünüyle uzağında durma çabası esnasında ayakları birbirine dolaştı.

Sırt üstü düştü. Sol kolu yere çarptı, dişleri birbirine vurdu. Aynı kolu defalarca ama defalarca yere vurdu. Kemiğinde duyduğu acı yankılanırken dudaklarını ısırdı, ağzından kanlar sızmaya başladı.

Ama buna rağmen durumun gerçekliğinin değişeceği yoktu. Kolundaki yaraların bir yere gideceği yoktu.

Subaru: “Bu burada değildi! Burada böyle bir yara yoktu!”

İnkâr içerisinde kafasını sallayan Subaru, yarasının yalnızca hareketsiz hâldeki Meili’nin yattığı bu odada bilincini kaybettikten sonra belirdiğini anlatarak haykırıyordu.

Sol kolundaki yara yeni açılmıştı, daha önce hiç fark etmediği bir şeydi. Birileri Meili’yi boğmuş ve Subaru’yu tırnaklarıyla yaralamıştı—— yo, öyle olmamıştı.

Yo, hayır! Bu kesinlikle yanlıştı. Tamamıyla yanlıştı.

Bunu kabul etmeliydi. Bunu anlamalıydı. Bunu bilmeliydi. Başka biri değildi. Bir başka varlık tarafından gerçekleştirilmemişti—— bu suç, Natsuki Subaru tarafından işlenmişti.

Meili’yi öldüren ve başarısını sergilemek için koluna bu nişanı oyan kişi Subaru değil, “Natsuki Subaru’ydu”.

Subaru: “Man…yak.”

Manyaktı. Deliydi. Görünüşe göre kafayı yiyordu…

——“Natsuki Subaru” akıl sır erdiremediği bir canavarın adı mıydı yoksa?

Subaru: “————”

Bu, Subaru’nun “Natsuki Subaru’ya” duyduğu ilk büyük güvensizlik değildi.

“Natsuki Subaru”, başta dün geceki henüz çözüme kavuşmamış ve alışılmamış tavrı olmak üzere bariz bir şekilde hiçbir anlamı olmayan eylemleri tekrar ediyordu.

Subaru, Julius’u sorgulamayı tamamladığında Echidna’nın onunla işlediği kabahatleri ve o kabahatlerin Julius’u zihinsel bir ıstıraba sürüklediğini öğrenmişti… Artık bakkaldan çıkıp gelen Subaru ile buradaki “Natsuki Subaru” aynı insanmış gibi durmuyordu. Daha ziyade Subaru’nun sahte bir versiyonuymuş gibiydi.

Subaru, vücudunun içerisinde bambaşka bir varlık olduğuna ciddi ciddi ikna olmuş durumdaydı.

Subaru: “Ama, bu doğru değil…”

Ne kadar canını sıksa da sol koluna kazınmış yaraya yakından baktığı takdirde şüphelerini inkâr edemezdi.

Koluna onun ismi kazınmıştı. Elbette bir kalem veya fırçayla yazılmasından bir hayli farklı bir sonuçtu. Bununla birlikte harflerin yazılma şeklinde belirgin bir tuhaflık vardı.

Subaru’nun el yazısı kullanırken tekrarladığı belli bir alışkanlığı vardı. Ve kasten kopyalanmadığı sürece bir başkasının tesadüfen aynı şekilde yazma ihtimali neredeyse sıfırdı.

Başka bir deyişle, Subaru’nun el yazısıyla “Natsuki Subaru’nun” el yazısının aynı kökene sahip olduğu apaçık ortadaydı.

Ve Subaru bunu fark eder fark etmez bir gerçek açıklığa kavuşmuştu. O da——

Subaru: “——Ben bilincimi yitirdiğimde ‘Natsuki Subaru’ geri mi dönüyor?”

Yani “Natsuki Subaru” geri dönüp Meili’yle bir tartışma içerisine girmiş ve onu öldürmüştü. Sonra da bu gerçeği Subaru’nun koluna kazımış ve yeniden bilincinin sınırlarına gizlenmişti?..

Ama bu kısmı sahiden anlayamıyordu.

Subaru: “Kendi bedenin varken neden benimkini… neden… benim… yo, ben neyin nesiyim ki? Ne yapmayı planlıyorsun?! Peki sen kimin nesisin…”

Kendi yüzünü kavrayan Subaru, sesi titreyerek bu sözcükleri mırıldanıyordu. Hiçbir müttefikinin olmadığı bu farklı dünyada. Düşmanının kim olduğunu bilmediği bu farklı dünyada. Dostunu düşmanını ayırt edemediği bu farklı dünyada. İşte bu farklı dünyada nihayet kendisini bile masumiyet çerçevesinden çıkartmıştı.

Subaru: “————”

Sendeliyor, kalbini saran endişeden ötürü zar zor ayakta durabiliyordu.

Bu bunaltıcı hissi savuşturmak için derin nefesler almaya çalışıyordu.

Sakin kalamıyordu. Zihni tam bir keşmekeş içerisindeydi.

Fakat şu anda olduğu gibi “Natsuki Subaru’nun” ne olduğunu bile bilmediği niyetleri yüzünden oradan oraya savrulmak istemiyordu. İşte bu yüzden——

Subaru: “——Sen kimsin?”

Koluna yansıyan imkânsızlığa duyduğu nefretle mırıldanarak sol işaret parmağını sağ koluna yerleştirdi. Ve grotesk görünümlü tenine bastırarak kaşımaya başladı.

Siyah teninden kırmızı kan damlaları sızıyordu.

——O siyah tenden akan kanın kırmızı olmasını ironik buluyordu.

#Ağaca kazılı ‘Flugel buradaydı’ yazısı ve Subaru’nun animede ders çalışırken defterine ‘Subaru buradaydı’ yazışından sonra üçüncü bir vaka geldi. Subaru’nun kendi koluna, kendi tırnaklarıyla ‘Subaru buradaydı’ yazısı kazılmış ve Meili öldürülmüş. Subaru bunun, bilincinin gidip gelişleri esnasında ‘Natsuki Subaru’ tarafından yapıldığını düşünüyor ve giderek aklını yitiriyormuş gibi görünüyor. Bu işin sonunu hiç hayırlı görmüyorum ama hadi bakalım… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Hus
Hus
21 Mayıs 2026 22:42

——“Natsuki Subaru” akıl sır erdiremediği bir canavarın adı mıydı yoksa?

absolute cinema

Son düzenleme 2 gün önce by Hus