※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Düşünmek
Düşünmek, düşünmek, düşünmek, düşünmek, düşünmek, düşünmek zorundaydı.
Subaru: “――――”
Natsuki Subaru, kollarını Patrasche’nin kaba, sert pullarıyla çevrili bedenine dolamış şekilde düşünmeye devam ediyordu.
Bedenine olanlar, kuledeki saçma sapan vukuatlar, onu öldürmeye teşebbüs edenler, ondan başkalarını öldürmeye teşebbüs edenler, dostlarını düşmanlarından ayırmak ve——
???: “Subaru, artık yetmez mi, doğrusu? Sakinleştin mi, sanırım?”
Subaru: “————”
Subaru, düşüncelerini bölen sese doğru yavaşça kafasını çevirdi. Ona seslenen kişi, Beatrice, sarmaşıktan yatağın üzerinde oturuyordu.
Kız somurtuyor, ayaklarını sallıyordu. Yanında oturan Emilia’yla el eleydi. Gözlerini Subaru’ya dikmişti—— O bakışları gören Subaru’nun yüzü bir nebze katılaştı.
Emilia: “Heeey, Beatrice. Öyle söylemesene. Sanırım Subaru uyanınca şaşkına döndü. Gidip Patrasche’ye sarılması kaçınılmazdı bence.”
Ancak Emilia, Subaru’nun yanlış düşüncelerini inkâr ederek gülümsedi ve onun değindiği noktayı işiten Beatrice, ansızın Subaru ve Emilia’ya arkasını döndü.
Beatrice: “Bu öfkelendiğim anlamına gelmiyor, doğrusu. Bu yalnızca ansızın uyanmanla ilişkili bir durum değil, sanırım. Betty ve Emilia da Subaru için endişelendi; senin için endişelenen tek kişi o Yer Ejderi değil, doğrusu.”
Emilia: “Hehe, evet, ben de senin için gerçekten endişelendim.”
Arkası hâlâ kendisine dönük olan Beatrice’in kafasını okşayan Emilia, Subaru’ya bakarak kaşlarını kaldırdı. Subaru ise Emilia’nın menekşe rengi gözlerine bakarken nefesini tuttu.
O bakışlardaki derin, deriiin sevgi, göğsüne keskin bir acı saplanmasına yol açtı. ——Ve aynı zamanda, içinde tuhaf bir sinirlilik hissi uyandı.
Bu da ona anımsattı. Buradaki “Natsuki Subaru’dan” umdukları vardı.
O yükü sırtlayamama düşüncesi Subaru’yu tedirgin ediyordu. Ama bununla birlikte——
Subaru: “——Eeee, hepinizi endişelendirdiğim için üzgünüm. Üzgünüm, içtenlikle özür dilerim. Uyku sarhoşu bir kıza sarılmak bana göre bir şey değil ve bunu bile utancımı gizlemek için yaptım.”
Kaskatı kesilen suratını gevşeten Subaru, yüzüne yerleştirdiği bir gülümsemeyle bu karşılığı verdi. Beatrice ve Emilia ise onun yanıtı karşısında göz göze gelerek,
Emilia: “Ama… Patrasche de bir kız, bunu biliyorsun değil mi?”
Subaru: “Eeeh!? Hey, bekle, Patrasche epey özel bir girdi ya da farklı bağlarla bağlı olduğum bir hedef ya da koşulsuz bir ikincil girdinin en iyi ürünü mü desem ki?”
Beatrice: “Hmph, bu sözlerinin affı yok, sanırım. Neden yalnızca o yer ejderine özel muamele gösterdiğini anlamıyorum, doğrusu. Bir açıklama talep ediyorum, sanırım.”
Subaru: “Hey, kendini onunla bir tutmaya çalışma! O Yer Ejderi…”
Subaru, Beatrice ve Emilia’nın tepkilerini dikkatlice gözlemleyip karşılık verirken Beatrice’in suratındaki memnuniyetsizlik giderek yoğunlaşıyordu. Ancak aldıkları yanıtı yersiz bulmuşa benzemiyorlardı.
Bu farkındalıkla rahatlayan Subaru, bakışlarını okşamakta olduğu kertenkeleye—— yo, Patrasche’ye çevirdi.
Subaru: “Sahiden de yalnızca sen, özel birisin, Patrasche.”
Patrasche: “――――”
Subaru alnını onun alnına dayarken siyah yer ejderi hafif bir kişneme sesi çıkararak gözlerini kapattı.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Emilia: “Ee, Subaru, kendini iyi hissediyor musun gerçekten?”
Subaru: “Ah, evet, evet, iyiyim, iyiyim, no problem. Sizi endişelendirdiğim için üzgünüm. Belki de bir yorgunluk çökmüştür ve her şey bu şekilde üst üste gelince de kazara uyuyakalmışımdır.”
Emilia: “Aynen… ama bundan sonra kendini yorgun hissedersen bize söylersin, değil mi? Rahat olabilirsin çünkü.”
Emilia, kollarını döndüre döndüre sorusuna cevap veren Subaru’ya hatırlatmada bulunurken Subaru, onun hatırlatmasını düşüncelere dalmış şekilde, bezgin bir “TAMAM KAPTAN!” ile yanıtladı.
An itibarıyla Beatrice ve Emilia’yı peşine takmıştı ve birlikte kulenin Dördüncü Katında ilerliyorlardı.
Oradaki ortak salona gidip yemek yiyeceklerdi—— Özetle, bedenlerinde acilen icabına bakılması gereken hiçbir mesele olmaksızın yürüyorlardı.
Subaru, bu defa öncekinden farklı bir yaklaşımda karar kılmıştı. O yaklaşım da… Emilia ve diğerlerine hafıza kaybından bahsetmemekti.
Subaru: “————”
Başka bir deyişle, Subaru’nun bir başkası gibi davranmasını gerektiren bir durum söz konusuydu.
Gerginliği şiddetlenirken kuru dudaklarını diliyle ıslatan Subaru, Emilia ve diğerlerinin etrafında olup bitenleri gözlemliyordu.
“Natsuki Subaru” karakterinin diğerlerinin gözünde nasıl biri olduğunu henüz çözememişti. Bu gibi durumlarda bir yabancının izlerini takip etmek gibi bir şey mümkün olmamalıydı fakat aksi hâlde elde edilemeyecek koşullarda “Kendisi Gibi Yapması” elbette ki bambaşka bir hikâye olmalıydı.
——“Natsuki Subaru” her nereye giderse gitsin yalnızca Natsuki Subaru’ydu.
Bu paralel dünyada bir yıl geçirmiş olsa bile içindeki insani değerlerin değişmemiş olacağını biliyordu. Öyleyse yalnızca sonrasında kurduğu ilişkilere özen gösterdiği takdirde aynı türden bir karakteri rahatlıkla taklit edebilecek olmalıydı.
Ve bu şekilde, “Natsuki Subaru’yu” taklit ve takip ederek neler olacağını görecekti.
Bu kulede neler yaşandı? Onu kim öldürdü? Ve kim kimi öldürdü?
Subaru şimdilik hafıza kaybını gizleyerek onu kendi Ölümüne götüren tetikleyicinin o olup olmadığını teyit edecekti. Başka bir deyişle, rakibi onu hafıza kaybı yüzünden mi öldürdü, yoksa onunla hiçbir ilişkisi yok muydu sorusunun cevabını alacaktı.
Dürüst olmak gerekirse cevap hangisi olursa olsun pek bir beklentisi yoktu. Subaru’nun yitik anıları—— onlar olsun veya olmasın, oluşacak durumu hayal etmek zordu.
Ama elbette ki bazı istisnalar söz konusuydu.
Subaru: “Suçlu, anılarım geri gelirse başı derde girecek biri olabilir.”
Subaru, daha önce bir filmde gördüğü olayı hatırlıyordu.
Bir cinayet anına tanık olan şahitler şok etkisiyle hafıza kaybı yaşamıştı. Hafızaları geri geldiği takdirde suçlunun başı derde girebilirdi. İşte bu yüzden filmdeki suçlu, şahitleri de öldürmeye çalışmıştı.
Bunun tam da Subaru’nun yaşadığına benzer bir durum olduğu söylenebilirdi. Ama her şeyden önce Subaru’nun hafızasını kaybettiği şartlar belirsizdi——
Subaru: “Emilia, beni Üçüncü Kattaki kütüphanede baygın hâlde mi bulmuştun?”
Emilia: “Evet, öyle. Kütüphanenin zemininde yatıyordun… Beatrice ve ben, seni apar topar Yeşil Odaya taşıdık.”
Beatrice: “Ehh, seni taşıyan Emilia olduğu için ben yalnızca yardımcı olabilmek adına arkasında durdum, doğrusu.”
Subaru, Beatrice’in iç çekerek yaptığı ekstra açıklamayı dinlerken Emilia’nın incecik kollarına baktı.
Oturup adamakıllı düşünse bile bu iki kişinin kendisini kütüphaneden Yeşil Odaya dek nasıl taşıdığı Subaru için gizemini korurdu. Beatrice ağır kaldırabileceğine dair en ufak bir belirti dahi vermiyordu ve yüzüne vurulanlara göre sahte olduğuna inandığı Emilia’nın Subaru’yu nasıl rahatlıkla taşımış olabileceğini merak ediyordu.
Emilia: “——? Sorun nedir?”
Subaru: “Eeee, yok bir şey. Şey, neyse, her hâlükârda çok yardımcı olmuşsunuz. Defalarca söyledim ama sizi zora soktuğum için özür dilerim.”
Emilia: “Özür dilemen değil de teşekkür ederim demendaha hoş olabilirdi.”
Emilia, mahcup bir şekilde başını eğen ve daha da çok eğilmeye çalışan Subaru’nun alnına elini koydu. Onun yumuşacık parmaklarının dokunuşuyla gözleri irileşen Subaru ise alelacele “Sanırım haklısın” diye mırıldandı.
Subaru’nun şu ana dek çözdüğü kadarıyla Emilia’yla aralarındaki mesafe biraz fazlaydı; ancak tereddüt etmedi ve kendisine dokunmasına izin verdi.
Düşününce uyandığında da kendisi, ellerini Emilia’nın boynuna yerleştirmişti. Her şeye rağmen Emilia, Subaru’yu huzurlu bir ifadeyle izliyordu.
Subaru: “Nasıl geçinirsek geçinelim bu kızla aramda daima büyük bir mesafe olduğunu hissedeceğim…”
Ya da belki de Emilia, son derece hazırlıklı görünmesine rağmen yalnızca tuhaflığa fazla alışkındı? Elbette herkese karşı nazikti ve muhtemelen yetiştirilme tarzı ve sevgi görmesi nedeniyle hiç kimseyle arasında herhangi bir engel olduğunu hissetmiyordu.
Büyük ihtimalle korunaklı bir ortamda büyümüş, hatırı sayılır bir zorlukla karşılaşmamış bir kızdı—— İnsan tek bir pişmanlığın dahi yükünü taşımazsa başkalarının yalnızca erdemden ibaret olduğuna inanabilir, daima iyiyi ve güzeli görebilirdi—— Yoksa… bunlar bile rolden ibaret miydi?
Subaru: “————”
Yan yana ilerleyen Emilia ve Beatrice’e bakan Subaru, iyice düşüncelere dalmış durumdaydı.
Durumu en ince ayrıntısına dek analiz ettiğinde, son döngüsünde kulede gerçekleşen trajediyi ve son anlarını değerlendirdiğinde en kayda değer şüpheliler Emilia ve Beatrice oluyordu.
Subaru Shaula, Echidna, Ram, Julius ve Meili’nin cesetlerini görmüştü.
Patrasche tarafından kurtarılmış ve sarsıntılı kulenin dışına çıkartılmıştı; ama buna rağmen arkasında duran biri tarafından kafası kesilmiş ve canından olmuştu—— Beatrice veya Emilia’nınsa ölüsünü görmemişti.
Elbette o ikisi birleşip bir komplo kurmuş olsa bile geri kalan beş kişiyi öldürmelerinin ne denli olası olduğunu bilmiyordu. Subaru’nun tanısı, bunun zor olduğu yönündeydi.
Ama bir başka kişinin daha olduğu argümanı öne sürülürse—— ve kişi sayısı üçe çıkarsa, muhtemelen işler değişirdi.
???: “Sonraki sefer tahmin etmeyi denesene, kahraman.”
Subaru’nun son anda bu kelimeleri kullanan yabancı sese dair hiçbir anısı yoktu.
O kaosun, o kafa karışıklığı tufanının, artık sonun gelmesini beklemenin doğurduğu o çaresizliğin ortasında o sesi işitmişti.
O sesin sahibi, Emilia ve Beatrice’le iş birliği yapan o üçüncü kişi—— Subaru’yu kütüphaneden Yeşil Oda’ya taşıyan o olabilir miydi? O ikisinin ezbere okuduğu palavraların sebebi bu olmalıydı——
Emilia: “Ah, Subaru, odayı geçiyorsun.”
Subaru: “Ha?”
Anlaşılan Subaru, düşüncelerine daldığı esnada odayı geçmişti. Emilia ise onu odanın önünde durdurup kolunu omzuna koyarak daha fazla ilerlemesine mâni olmuştu.
İşte Subaru, o saniyede kendisini garip bir şekilde rahatsız hissederek bakışlarını Emilia’nın omzunu kavrayan koluna çevirdi. Ve sonra da omzundan çekerek savurdu.
Beatrice: “Subaru? Sen ne haltlar yiyorsun, sanırım?”
Subaru: “Ah, yalnızca azıcık deney yapıyordum… Emilia, benimle bir güç yarışması yapmak istemez misin?”
Emilia: “Eeh, ama işler tehlikeli bir hâl almadan bir son versek daha iyi olur bence…”
Elini savurduğunda herhangi bir direnç sezmemiş ve Emilia, güç yarışmasını reddettiğini hissettirmişti. Bu tavrı gören Subaru, iyice ikna olarak güçlü bir şekilde, “Rica ediyorum ama.” dedi.
Emilia’nın kolları sahiden de Subaru’yu taşıyacak güçten yoksunsa Subaru’nun önceki çıkarımı oldukça güçlü bir şekilde garantilenirdi. Yani Emilia şu an için kendisinden şüphelenildiğini düşünmüyor olmalıydı.
Subaru’nun da bu avantajı en iyi şekilde kullanması gerekiyordu, bir daha böyle bir fırsatı olmayacaktı.
Subaru: “Senden rica ediyorum, çünkü çok önemli ve gerekli bir şey.”
Emilia: “…Subaru bu kadar ciddi göründüğüne göre bayağı önemli bir şey olmalı, haksız mıyım?”
Subaru’nun yakarışıyla karşılaşan endişeli Emilia, dudaklarını büzdü ve kararlı bir bakışla kafasını sallayıp onay verdi.
Bunu gören Subaru da tüm kalbiyle yumruğunu sıkarak, “Hazırım” dedi. Eğer bu mücadele sayesinde Emilia’nın güçsüzlüğünü kanıtlayabilirse çıkarımını bir hayli ileriye taşıyacaktı.
Beatrice: “Neyse, bari kol çekme gibi farklı bir şeyler yapın da işler tehlikeli bir hâl almasın, doğrusu. Olur mu, sanırım?”
Subaru: “Ah, O.K.!”
Emilia: “Tamamdır, anlaşıldı!”
Subaru ve Emilia ikilisi Beatrice’in talimatları doğrultusunda el sıkışarak aralarına bir mesafe koydu. Ardından birbirlerinin sağ kollarını tuttular ve göz göze geldiler. Ve sonra da——
Beatrice: “Rediy, goo, doğrusu!”
Beatrice’in sinyaliyle Subaru, tüm gücüyle Emilia’nın kolunu çekti.
Subaru: “Ooooooh!!”
Kavrayışındaki güçle elmaları parçalayabilirdi, kavrayışındaki güçle bir hedefi bile yokken Kendo kılıcı savurabilirdi, kavrayışındaki güçle uzun uzun şınav çekebilirdi. Bir kadının gücüne karşı bir erkeğin gücüyle—— bu mücadeleye varını yoğunu koymuştu.
——Fakat Emilia’nın kolu bir milim olsun kımıldamıyordu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru’nun Beatrice ve Emilia’dan şüphe duyduğu çıkarımı en başa dönmüştü.
Bununla birlikte henüz yalnızca Emilia ve diğerlerinin kendisini üçüncü bir tarafın yardımı olmadan taşıdığını teyit etmişti. Bu, iki kıza dair şüphelerinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu. Sonuçta onların cesetlerini görmemişti.
Kulenin toplu katliamının—— o durumun suçlusunun farklı biri olup olmadığı henüz netliğe kavuşmamıştı.
Subaru: “Sonuç olarak suçlu sadece son anda ortaya çıkan o herif miydi?”
O kişinin Subaru’yu öldürdüğü kesindi.
Fakat kuledeki herkesin katledilişinin ardında da aynı kişi mi vardı? Ve de kuleyi kuşatan gölgelerin? Kuledeki herkes farklı şekillerde öldürülmüştü. Bunun açıklaması neydi?
Ölüm şekilleri tek bakışta anlaşılacak kadar basitti. Echidna keskin bir şeyle aldığı tek bir darbe sonucunda ölmüştü. Julius’un bedeninde çok sayıda yara vardı. Ve Meili de kan kaybından ölmemiş miydi?
Hepsinin farklı şekillerde, birileriyle savaşarak öldüğü şüphesizdi. Durum bu olmalıydı. Ama…
???: “Ee, o maskaralık da neyin nesiydi?”
Kulağa şaşkın gelen bir ses, derin düşüncelere dalmış olan Subaru’ya ulaştı.
Sesin sahibi, kahvaltı hazırlıklarını tamamlayan Ram’dı. Masayı su ve konserve gıdalarla donatmıştı ve Subaru’nun Emilia’yla yaptığı güç yarışıyla—— Subaru’nun deneyiyle ilgili bir açıklama talep ediyordu.
Subaru’nun çıkarımının belirleyici kanıtı uğruna gerçekleştirdiği güç yarışı, Emilia karşısında aldığı mağlubiyetle perdelerini kapatmıştı. Sonlanması için ivme kazandıransa salonun önünde onlara katılan Ram olmuştu. Subaru’nun çırpınışlarını, kıpkırmızı suratını görünce kısa bir cümleyle bu işe bir son vermişti: “Aptal mısın sen?”
Emilia: “Subaru rica etti, sebebini pek anlayamadım ama altında geeeeeerçekten önemli bir şey yattığından eminim. Haksız mıyım, Subaru?”
Ram: “Öyle mi? Ram’a kalırsa görünür tek sebep Emilia-sama’nın elini tutma isteği.”
Subaru: “Fazla irdeliyorsun! İstersen bir dahakine de seninle güç yarışı yaparız!?”
Ram: “Mide bulandırıcı.”
Subaru: “Neden!?”
Ram, Subaru’yla ilgili son derece acımasızca bu izlenimini, onu savunmaya çalışan Emilia’ya aktardı. Subaru bu izlenimi ortadan kaldırmaya çalıştıkça kendisini daha da kötü bir durumda bulacaktı. Şüphesiz ki bir kısır döngüydü.
Ram: “Hah!”
Alaylı bir kahkaha atan Ram, dikkatini yeniden masayı hazırlama işine verdi. Onun geri çekildiğini gören Subaru ise anlaşılan şu anki tavırlarımda bir yersizlik yok düşüncesiyle içten içe rahatladı.
Görünen o ki henüz kendisini kızların tanıdığı “Natsuki Subaru’dan” ayıran bir tavır takınmamıştı. Bu durum hem rahatlatıcı hem de şaşırtıcıydı.
Bunu yaparken farkındalığı farklı bir noktaya kaymamalıydı, hem de en ufak bir——
Subaru: “Uğf!”
Derken içinde ani bir kusma dürtüsü oluştu ve elini ağzına götürdü.
Sebep, sırtı kendisine dönük şekilde ciddiyetle işini yapan Ram’dı. ——O kızın arkası dönük hâlde uzaklaşan bedenini görmek Subaru’nun, ölüm şekli gözkapaklarını kavurur hâlde gözlerini kırpıştırmasına sebep oluyordu.
Ram sırtından bir darbe almış, karnının bir kısmının parçalanışıyla ölmüştü.
Ölümünün pişmanlık ve öfkeyle örtülü gölgesi acınası yüz ifadesini çarpıtıp lanetlemişti. Ruhuna, buna tanık olan herkesi paramparça etmeye kalkışan bir feryat kazınmıştı.
İşte o cesedin sahibi şu anda Subaru’nun gözü önünde hareket ediyordu ve kesinlikle hayattaydı.
Tamamen dürüst olmak gerekirse Subaru, salonda onunla karşılaştığı andan bu yana gerçeklik ile bu rahatsız edici hissiyat arasındaki çelişkiyi kabul etmek için can atıyordu.
Az önce Emilia’yla yaptığı güç yarışında gösterdiği çabadan kaynaklanan baş dönmesini bir bahane olarak kullanabileceği içinse az çok rahatlamış durumdaydı.
Ancak Ram’ın yüz ifadesini gözden kaçırmıştı.
Ram: “————”
Dişlerini birbirine sürten Subaru, farkındalığını güçlü bir otokontrol sağlamaya yönlendirdi. O andan itibaren kuleyle ilişkili tüm insanlar tek tek salona doluşacaktı. Ve hiçbirinin ifadesini gözden kaçırmamalıydı. ——Çünkü içerisinde bulunduğu durumdan kurtulmanın anahtarı başlı başına bu olacaktı.
???: “Ohaaaaa, ne güzel kokuyooooorr~! Bu ferahlatıcı sabahta krallara layık bir yemek! Bunun uğruna yaşadığıma eminiiiimmmm~!”
Bahsi geçen kişilerin ilki, gürültülü bir şekilde bu sözleri geveleyerek salonda belirdi.
Uzun, koyu renk örgülü saçları savrulan ve iri göğüslerini büyük oranda, arsızca sergileyen güzeller güzeli kadın—— Shaula, kafası kesinlikle bedenine yapışık hâlde salondaki yerini aldı.
Başta Ram’ın hazırladığı yemeğe bakıyordu. Ama sonra Subaru’nun da odada olduğunu fark ederek konuşmaya devam etti.
Shaula: “Ustam! Günaydın! Dün gece iyi uyudun muu~?”
Derken yüzü ansızın aydınlanıp ışıldadı ve bir yavru köpek şevkiyle Subaru’ya doğru koşturdu. Sonra da onu kolundan yakaladığı gibi göğsüne sımsıkı sarıldı.
Subaru: “Ah…”
Shaula: “Bu arada, ben inaanılmaaz iyi uyudum! Uzun bir süre sonra eski günlere dair rüyalar gördüm~. Beeeen ve Ustaaaam ve Annem vee sonraa ve sonraaa.”
Subaru: “Aah, anladım… dur bir saniye. Bir ara rüyanla ilgili anlatacaklarını güzelce dinleyeceğim… Ama… bu sabah beni görmüş olabilir misin acaba?”
Shaula: “Eeeeh, yine mi acayip önemsiz sorulara başladık? Her zamanki Ustam işte!”
Shaula’nın kendisini sarmalayan kollarından bir şekilde kurtulan Subaru, kaçtığı kızı böylece sorguladı. Shaula ise neşeli bir gülüşle karşılık verdi.
Shaula: “Dürüst olmak gerekirse Ustamın gördüğü şeyin bir önemi yok! Tıpkı eski günlerdeki gibi, benim gözümde her daim en seksi erkek sensin! Ortada 400 yıldır beklenen bir evlilik teklifi var!”
Subaru: “Sabra bak sen…Genel olarak bu şaka hakkında konuşacak olursak hiçbir şey olmaması daha iyi.”
Shaula: “——? Öyle mi? Öyleyse, beniiiim de umurumda değill~.”
Arzuladığı tarzda bir yanıt alan Subaru, cesaretinin kırılışına dair izlerle karışık bir rahatlama hissederek Shaula’yla ilişkili şüphelerini geri aldı.
Ve tam da o sırada bir sonraki şüpheli olan Meili, odada belirdi.
Meili: “Aaaayyhh… Günaydın, bu sabah da uykumu alama~dım.”
Küçük kız, eliyle ağzını örtüp tatlı tatlı esneyerek odaya giriş yapmıştı. Buna rağmen görünümünü korumak adına büyük bir özen göstermişti ve Subaru, bu küçük kızın güzellik anlayışını kesinlikle takdir ediyordu.
Yalnızca saçlarını şöyle bir kurcalayıp yüzünü yıkayan Subaru’yla arasında büyük bir fark vardı. Her neyse——
Subaru: “Günaydın, Meili! Bu sabah epey uyudun, ha?”
Meili: “Şöyle bir yavaşlayıp düşününce Onee-san ve diğerleriyle aynı anda kalkmam içim hiçbir sebebim yokmuş gibi geldi. Gerçekten bu kuleyle aramda hiçbir ilişki yok sonuçta.”
Beatrice: “Ne kadar da kötü niyetli sözler sarf eden bir kız, doğrusu. Şöyle bir şey var ki Betty ve diğerleri kuleden ayrılabilmek için sınavları tamamlamadıkça sen de bu kuleden ayrılamayacaksın, sanırım.”
Meili: “Ehh, orası doğru… ama…”
Bahaneleriyle görülecek bir davası olan Meili, Beatrice’in fikri karşısında dudaklarını büzdü. Ve bu esnada ilgisi duvarın yakınlarındaki Shaula ile Subaru’ya kaydı. Onlara gülümseyip el salladı.
Bunu gören Subaru’ysa önce kaşını kaldırdı, sonra da el sallayışına karşılık verdi.
Subaru: “Ölü bir çocuktan bile şüphelenerek her zamanki gibi kafamı fazla mı zorluyorum?..”
Shaula: “Ustam, başın sıkıştığında işin kökenine inmelisin. Nerden yumrukluyorsan oradan bakacaksın.”
Subaru: “…Bu öğreti de neyin nesi?”
Shaula: “Ustamın öğretileri.”
Subaru: “İşe yaramaz olduğunu düşünmeme şaşmamalı.”
Bu monoloğu dinleyen Subaru, içten içe ürpererek Shaula’nın saçmalıklarından kaçındı. Her hâlükârda Meili’den bile istediği karşılığı alamamıştı. Öyleyse planının meyve verip vermeyeceğini görmek için test edebileceği yalnızca iki kişi kalmıştı——
???: “——Günaydın.”
Derken kalan iki kişi, odaya birlikte giriş yaptı.
Echidna ve Julius. Beyaz tilki kürküne sarınmış Echidna ve onun yanında salona giriş yapan Julius. İkisi de Emilia, Ram ve diğerlerini selamlıyor, günaydınlar havada uçuşuyordu. İşte bu esnada…
Julius: “————”
Echidna’nın ardından ilerleyen Julius, odanın gerilerindeki Subaru’yu gördü ve suratı kaskatı kesildi. Sonra da ansızın gözlerini kaçırarak Subaru’yu farkındalığından kopardı.
Subaru: “——Sen mi?”
Julius’un tepkisi Subaru’nun aradığı şeye bir hayli yakındı.
Ve başka hiç kimse böyle bir tepki vermediği için en bariz tepkiyi Julius’tan aldığını söylemekten başka şansı kalmamış olabilirdi.
Subaru: “Shaula… senden minik bir iyilik isteyeceğim.”
Subaru belli belirsiz bir şekilde bu cümleyi mırıldandı. Sönmemiş bir öfkenin alevleriyle kaynayıp çalkalanan bir nefretin kalıntıları hâlâ oradaydı.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Salondaki kahvaltı başlamış ve Echidna = Anastasia açıklamasıyla ilişkili toplantıyla sona ermişti.
Bu gerçeği ilk defa işitiyormuşçasına yüz ifadesini Emilia ve diğerlerinin şaşkın tepkilerine uyduran Subaru, dünyanın hafıza kaybından bahsetmediği senaryodaki işleyişinden etkilenmişti.
Şu ana dek gerçeklikle aksini bolca karıştırmış ve kendisinin Ölümden Dönmesine yol açan karakteristik özelliklerini algılamakta zorlanmıştı. Ancak tıpkı kurgularda sıklıkla rastlanılan zaman atlamaları gibi Subaru’yu ilgilendirmeyen problemler de her zamanki seyrinde ilerlemişti. Bununla birlikte Subaru, onu etkileyenlerde bazı değişikliklerin meydana geldiğini anlıyordu.
Başka bir deyişle önceki seferlerde “hafıza kaybı” nedeniyle tartışmaların merkezinde Subaru vardı. Ve Echidna denen bireyin Anastasia denen genç kızın bedeninde konakladığı gerçeği, konuşmalar esnasında asla derinlemesine irdelenmemişti.
Bu sefer bile soruna bir çözüm bulunması veya yeni gerçeklerin açığa çıkartılması gibi bir şey yaşanmayacaktı. Değişiklikler yalnızca Subaru’nun eylemlerinde meydana gelecekti.
Yani Subaru, durumu önemli ölçüde ilerletmek istiyorsa temkinli davranıp bir şeyler yapmak zorundaydı. Dolayısıyla——
Subaru: “——Julius, seninle iki çift laf etmek istiyorum.”
Kahvaltı sonlanır ve herkes salondan çıkmaya çalışırken Subaru, durması için Julius’a seslendi. Julius da bu seslenişle birlikte adımlarını duraksatarak kafasını Subaru’ya çevirdi.
Julius epeyce uzun olduğu için Subaru’nun karşı karşıya oldukları esnada ona bakabilmek adına kafasını kaldırması gerekiyordu. Bu göz korkutucu varlık karşısında yenik düşmemek için de göz göze geldikleri sırada göğsünü daha da kabartmıştı.
Onun yaradılışını çözmüş olan Julius ise ince dudaklarından dökülen bitkin bir iç çekiş eşliğinde,
Julius: “Ne oldu? Emilia-sama’nın önerdiği gibi öğlene dek dinlenmen gerekmiyor muydu?”
Julius’un söyledikleri, Emilia’nın kahvaltıda ettiği teklife dayanıyordu.
Anlaşılan o ki Emilia, gözle görülmeyen bir bitkinliğin herkesin üzerine çökmesinden endişe duymuş ve Subaru’nun da o bitkinlik yüzünden kütüphanede uyuyakaldığı fikrini benimsemişti.
Aslına bakarsanız -Subaru’nun anılarında yer almasa da- bu grup, birkaç gün önce çölü aşmayı başarmıştı.
Subaru çölde birkaç adım atmayı ancak başarmışken bu, yerine getirilmesi nispeten zor bir görev olsa gerekti. Kimse Emilia’nın fikrine karşı çıkmamıştı.
Bu dinlenme önerisinin de Subaru’nun konuşmasından kaynaklanan bir değişiklik olduğu söylenebilirdi. Ufacık, önemsiz sözcükler bile o günün programını değiştirebiliyordu. Subaru’nun söylediği ve yaptığı şeylere dikkat etmesi gerekiyordu.
Bunu aklına yazan Subaru için artık Julius’la yüzleşme vaktiydi. Ve Julius’un sözlerine karşılık çenesini kaldırarak lafa girdi.
Subaru: “Seninle dün gece hakkında konuşmak istiyorum.”
Bu sözlerin etkisi kendisini çok hızlı gösterdi.
Julius: “————”
Subaru’nun sözlerini algılayan Julius’un sarı gözleri büyük duygular dalgalandı.
Bu yanıtın ani etkisini gören Subaru’nun çıkarımına olan inancı artık daha da sağlamdı.
Subaru: “Gel. Başka bir yere gidelim hadi.”
Julius: “——Peki.”
Julius, Subaru’nun çenesini bükerek yaptığı davete boyun eğmiş bir şekilde icabet etti.
Ve böylece Subaru, Julius’u Dördüncü Katta bulunan konuşmaya uygun bir odaya götürdü. Doğal olarak diğerlerinin dahil olmasına izin vermeyecekleri gizli bir konuşma olacaktı.
Subaru: “Şey, nereden başlasam bilmiyorum…”
Subaru, girdikleri sıkış tepiş odanın içerisinde kafasını çevirerek Julius’la yüzleşti.
Belli belirsiz bir gerginlik duysa da bunu belli etmek gibi bir hata yapmak istemiyordu. Bir nebze duygusal üstünlüğe sahip olması gerektiği düşüncesi, ona cesaretini sergileme imkânı tanıyordu.
Diğer taraftan Julius’un bakışları karmaşık ve kalbinden geçenleri anlamak zordu. Ancak kahvaltı mekânında sürdürdüğü soğukkanlılıktan farklı bir duygu içerisindeymiş gibi görünüyordu.
Subaru: “Öncelikle, dün geceye gelirsek…”
Subaru, başlangıcı yapmak adına giriş niteliğinde ani bir cümleyle doğruca konuya daldı.
An itibarıyla duygusal üstünlük ondaydı ama rakibi, bildikleriyle ezici bir avantaja sahipti. Her şeyden önce Subaru, dün gece yaşananlar hakkında pek bir şey bilmiyordu.
Yine de -bir ihtimal- dün gece kütüphanede Subaru ile Julius arasında bir şeyler yaşanmış olabilirdi. Ve Subaru, “O şeylerin” sonucunda hafızasını kaybetmiş olabileceğini düşünüyordu.
Julius: “Dün geceye… gelirsek?”
Subaru’nun sözlerini tekrar eden Julius, uzun kirpiklerin çevrelediği gözlerini kapattı. Subaru ise o yakışıklı adamın karşısında dururken bilinçli olarak derin, deriiin nefesler aldı.
Altta kalmamalıydı. Hiç değilse kaybeden taraf olduğunu hissetmemeliydi.
Julius: “O konunun orada kapandığını söylemiştik. Hiç değilse ben öyle düşünüyordum ama senin için durum farklı mı?”
Subaru: “——Aaah, pek sayılmaz. İdrak edememişim herhâlde.”
Julius’un konuşmaya dahil olduğunu gören Subaru, bu karşılığı verdi.
Julius’un sesi tonlamadan yoksundu ve tabiri caizse gereğinden fazla duyguyu açığa vurmamak için temkinli davranıyordu. Elbette sıra Subaru’ya geldiğinde yöneldiği seçenek saldırmak olmuştu.
Julius: “İdrak edememiş misin?.. Anlıyorum, peki, tam da senin ağzından çıkacak bir laf. Özetle içimde tuttuğum hislerle ilgilenmeyi sonraya bırakmamı ve önce senin meselelerini çözmemi istiyorsun, öyle mi? Bu… bu biraz bencilce değil mi?”
Subaru: “Bu biraz yersiz oldu, ayrıca konumuz bu değil ki. Ben bu durumdan kesinlikle hoşnut değilim ama sen öyle görünmeye mi çalışıyorsun? İkimiz de kalbimizde öfkeyle dolaşıyoruz ve sen hiçbir terslik yokmuş gibi görünmem gerektiğini mi söylüyorsun? Sence bunu yapmam mümkün mü?”
Julius: “——Ee, başka ne seçeneğimiz var peki, söylesene?”
Julius duygularını sessizce kontrol altında tutsa da o duygular sesinden adım adım sızmaya başlıyordu.
Subaru, onun öfkeli bakışlarını kendisine diktiğini hissedebiliyordu, tabii elbette ki hâlâ onun bu çıkışının ardındaki detaylardan bihaberdi.
Subaru’nun duymak istediği seçenek neydi?
Julius bunca öfkeyle Subaru konusunda nasıl bir seçim yapmıştı? Ve Subaru, onun bu seçimi yapmasına nasıl müsaade etmişti?
Julius: “Hislerim hâlâ dün gece dile getirdiğim gibi ve seninle Anastasia-sama’nın… Echidna’nın çevirdiği dolapları bile fark edememişken o hislerden bahsetmeye devam etmeyeceğim.”
Subaru: “Echidna’yla çevirdiğim dolaplar mı?..”
Beklenmedik bir gerçek açığa çıkmış ve bu defa gafil avlanan Subaru olmuştu.
Kendisine verilen bilgilere göre Subaru’nun başı Emilia’nın çektiği grubun bir parçası olması gerekiyordu. Julius ve Echidna—— onların durumundaysa Julius, Echidna’nın bedeninin esas sahibi olan Anastasia ile bir nevi efendi hizmetkâr ilişkisi içerisindeydi. Ayrıca Subaru, büyük resme bakıldığında kızlar arasında bir çeşit rekabet olduğunu da işitmişti.
Ama Julius kalkıp Subaru’nun Echidna’yla bir dolap çevirdiğini söylemişti.
Julius: “Yaptığın şeyin altında kötü bir niyet yatmadığını biliyorum. Söz konusu Echidna olunca yeterli olduğunu söyleyemeyeceğim ama konuştuk. Ona güvenebiliriz… Yo, ona güvenmekten başka şansımız yok.”
Subaru: “————“
Julius: “Anastasia-sama’yı kurtarmak için bu olasılığı takip etmek zorundayım, elimden gelen tek şey bu… Onu geri alsak ve o hanımefendi beni hatırlamasa bile böyle olmak zorunda…”
Sesindeki korkunç yalnızlık tınısı ifadesine yansırken ağzından bu kelimeler döküldü.
Subaru, Julius’un içerisinde bulunduğu şartları biliyordu.
Tıpkı Ram’ın uykudaki küçük kardeşi ve farklı şehirlerdeki pek çok kişi gibi Julius da aynı dertten mustaripti. Subaru’ya, o kişilerin başkaları tarafından unutulmalarıyla sonuçlanan lanet gibi, korkunç bir tecrübeyle karşılaştıkları söylenmişti.
Yani Echidna kontrolü o bedenin esas sahibine geri verse bile Anastasia’nın, Şövalyesi Julius’u hatırlamama ihtimali çok yüksekti.
Buna rağmen——
Julius: “——Verdiğim karardan dönmedim ve beni hangi noktaya sürüklemeye çalıştığını bilmiyorum ama sana söyleyeceğim bir şey var.”
Subaru: “Evet?”
Julius: “Ne olursun… beni bir daha senin önünde perişan etme.”
Julius’un cılız, güçsüz sesinin işitilişiyle Subaru’dan çıt çıkmaz oldu.
Subaru: “————”
Bununla birlikte göğsünün gerilerine bir huzursuzluk yerleşti. Sessizliğini korudu.
Julius ise Subaru’ya kaçamak bir bakış atıp belli belirsiz bir iç çekiş uğruna dudaklarını gevşetti.
Julius: “Anlaşılan bundan sonrası nafile bir konuşma olacak.”
Diyen Julius, yüzünü Subaru’dan başka yöne çevirdi ve odadan ayrılmak üzere arkasını döndü. Ancak tam kapıdan çıkmak üzereyken duraksadı.
Ve kafasını çevirmeden şöyle dedi…
Julius: “Dün gece gerçekleşen konuşma beni epey şok etmişti—— Peki benden özür dileyecek olsaydın ne yapmam gerekirdi?”
Subaru: “Özür dileyecek olsaydım mı?..”
Julius: “O zaman sana nasıl karşılık verirdim bilemiyorum. Artık hiçbir şeyi bilemiyorum gerçi.”
Julius, kendisini alaya aldığı bu mırıltıyı ardında bırakarak odayı terk etti. Subaru ise onun gözden kaybolduğundan emin olduğu anda uzunca bir iç çekti. Bir anda sırtına koca bir yük binmişçesine bitkinleşti. Çılgınca ter döküyordu.
İnanılmaz iğrenç birine dönüştüğünü hissediyordu.
???: “——Ustam, işlem tamam mı?”
Bu sırada Shaula, bir anda belirerek odaya göz gezdirdi. Onun bu kayıtsızlığını gören Subaru ise önce “hah” dedi, sonra da elini alnına götürüp “Tamam” diyerek başıyla onay verdi.
Subaru: “İçerisinde bulunduğu duruma bakılınca Julius’un kütüphaneyle bir ilişkisi olmayabilir… Ama kendime olan güvensizliğimin biraz daha arttığı kesin.”
Shaula: “Gerçekten hiç anlayamadım ama Ustamın işine yaradı mı?”
Subaru: “——Aah, evet. Sayende Julius’la yüzleşip birazcık huzur bulabildim.”
Shaula: “Hehehehe, buna sevindim~ Öyleyse, öyleyse, öyleyse, Ustam, Ustam…”
Shaula keyiflenmiş bir şekilde kıvırtıyordu ve yanakları kıpkırmızıydı. Bu şekilde Subaru’ya yaklaşıyordu. Sonra da gergin bir şekilde kollarını uzatarak,
Shaula: “Ödül olarak gerçekten sımsıkı bir sarılma isterim!”
Subaru: “Hayatta olmaz!”
Shaula: “Eeeeeeh!? Çok kötüsün! Ustam, ödül levelinden sapmazsan söyleyeceklerini dinleyeceğim dememiş miydin!?”
Subaru: “O dilek benim saf ve masum kalbimin çok ötesinde ama…”
Diyen Subaru, Shaula’nın ten tene yakın temas içeren abartılı ümit ve hayallerini reddetti.
Yine de Shaula’nın Subaru’ya Julius’la yüzleşebilecek sakinliği sağlayacak mesafede pusuda yatmış olduğu doğruydu.
Subaru, Julius’a seslenmeden önce Shaula’dan ne olur ne olmaz diye yan odada beklemesini istemişti.
Tüm kızlar arasında onu seçme sebebiyse hem en atletik görünenin o olması hem de Subaru’dan hoşlandığı için lafını dinlemeye olan yatkınlığıydı. Subaru, hesaplamaları sonucunda onun çok fazla soru sormadan kendisine yardım etmeye gönüllü olacağını düşünmüştü.
Tüm bunların yanı sıra Subaru’nun şüpheliler arasında cesedini bulduğu ilk kişi olarak Shaula, çoğunluğa tehdit teşkil etme ihtimali en düşük kişiydi. Her hâlükârda——
Subaru: “Kütüphanede anılarımı çalan kişinin Julius olduğu şeklindeki düşüncem çok yanlışmış…”
Bu sabah Julius’un kendisini gördüğü anda verdiği tepki yüzünden çıkarımına kesin gözüyle bakmıştı. Ama şimdi bu düşünce şeklinin yersizliğini görüyordu.
Bir müddet önceki Julius, kütüphanede yaşananlardan bağımsız olarak anılarının yittiği vukuata pek değinmemişti. Bununla birlikte içindeki duygularla bu şekilde hareket etmesi çok doğaldı.
“Natsuki Subaru’nun” Echidna’yla ne dolaplar çevirdiği oldukça belirsizdi. Ama hiç değilse Subaru’nun, kendisinin dün geceki hâline güvensizlik beslemesi için yeterli bir sebepti.
Hafızasını yitirmeden önce o, Echidna ve Julius arasında oldukça çalkantılı bir sohbet gerçekleşmiş gibi görünüyordu.
Subaru: “Sen… ne haltlar yiyordun ve seni hedef alan kimdi, “Natsuki Subaru”…”
Shaula: “Ustaaaam, peki ya sen benim göğsüme atlasan? Hadi gel de dolgun bedenimi kucakla, Ustam.”
Subaru: “Bu arzun saflığın ötesinde!”
Shaula: “Ustam çok kötüü~!”
Hiç anlaşılamayan şeylerden bahsetmişken Subaru, Shaula’nın gösterdiği bu tuhaf ilgiye de hiç anlam veremiyordu.
Shaula neden Subaru’yu bu denli delice seviyordu? Emilia ve geri kalanların da hiçbir fikri yokmuş gibi görünüyordu. Subaru’ya bunun faydalanabilecekleri bir şey olduğu söylenmişti——Peki sahiden öyle miydi?
Echidna’yla arasındaki gizli mesele, dün gece yaşananların belirsizliği ve her şeyden önce kızlarla arasındaki ilişki—— An itibarıyla Subaru’ya en az tanıdığı kişi Natsuki Subaru’ymuş gibi geliyordu.
Kızlar ve Julius’la aralarında neler geçmişti?
—— “Natsuki Subaru’nun” sahiden de onlarla bir ilişkisi var mıydı?
Subaru: “Kahretsin, düşüncelerim çıkmaza girdi artık… Birazcık Patrasche’nin yanına mı gitsek?”
Subaru, şimdilik dinlenip düşünebileceği bir yere gitmek istiyordu. Ve şu anki Subaru’nun bunu düşündüğünde aklına gelen ilk yer, elbette ki en büyük müttefiki gördüğü simsiyah yer ejderinin yanıydı.
Anıları olsun olmasın, onu korumak için canını riske atan birine inanmaktan başka çaresi yoktu.
Shaula: “Eeeh, o yer ejderinin yanına mıı~? O yer ejderi… bana pis pis baktığı için pek hoşuma gitmiyor.”
Subaru: “Hey… Patrasche’ye hakaret etmen affedilemez! Burası tüm hakaretlere müsaade edilen bir dünya olsa bile Patrasche’ye edilen hiçbir hakareti bağışlamam.”
Shaula: “Ustam, o ejder seni ne kadar kırbaçladı acaba!?”
Shaula’nın sesi tiz bir çığlık seviyesine çıksa da Subaru bunu asla fark etmiyordu.
Her hâlükârda şu anda Patrasche’nin yanında düşüncelere dalmak istiyordu. Esas hedefleri olan kuleyi ele geçirme mücadelesi öğle yemeğinden sonra başlayacaktı.
Hafıza kaybını gizlediğinden için bu işe bir dur demesi mümkün değildi.
Subaru: “Bu yüzden şimdilik yollarımız ayrılıyor. Birazdan görüşürüz.”
Shaula: “Uaaah, beni ödülle kandırmışsın. Ama buna rağmen dayanamam kiiiiiii. Ben Ustamın rahat etmesi için var olan bir kadınım, benim hayatımın anlamı bu.”
Subaru: “————”
Subaru odadan ayrılmaya çalışırken Shaula bu cümleleri kurarak soğuk bir veda etti. O sözleri işiten Subaru’ysa nefesini tuttu. Ve sırtı hâlâ Shaula’ya dönük hâlde başını öne eğerek gözlerini kapattı.
Subaru: “Natsuki Subaru’nun ne değeri var ki bu kadar ileri gidebiliyorsun?”
Shaula: “——? Ustam?”
Subaru: “——Hık! Ah, lanet olsun!”
İçinde kuvvetlenen rahatsızlığa dayanamayan Subaru, kabaca kafasını kaşıdı ve başını eğmiş olan Shaula’yla yüzleşebilmek adına önünü döndü.
Ve sonra da hareketsiz hâldeki kıza doğru yürüdü, iki kolunu da kocaman açtı ve o ince bedeni var gücüyle kucakladı.
Shaula: “——Hık”
Subaru: “Kendini yalnızca birilerinin rahatı için var olan bir kadın veya öyle bir şey olarak görmemelisin. Hata bendeydi.”
Subaru da Shaula’dan tek taraflı faydalansaydı “Natsuki Subaru’dan” bir farkı kalmazdı.
Bunu reddeden Subaru’nun tavırları karşısındaysa Shaula’nın nefesi kesilmiş ve bedeni kaskatı kalmıştı.
Shaula uzun bir kızdı, aşağı yukarı Subaru kadardı.
Ama buna rağmen Subaru tarafından kucaklanan bedeni narin, kıvrak ve yumuşacıktı. Shaula ve Subaru’nun bedenleri arasında ciddi bir fark vardı.
Shaula: “Us… tam…”
Subaru: “Yanımda olarak bana yardım ettin… Hepsi bu.”
Shaula: “————”
Yaklaşık 30 saniyeyi Shaula’ya sarılarak geçiren Subaru, onu yavaşça bıraktı.
Tamamen dürüst olmak gerekirse kendisini bir tuhaf hissediyordu fakat başarı hissi daha güçlüydü. Ya öylece hediyeler dağıtan biri olacaktı ya da “Natsuki Subaru” gibi——
Shaula: “Ustaaamm…”
Bu sırada Shaula, baş döndürücü bir şekilde ve yanakları fazlasıyla kızarmış hâlde, düşüncelere dalan Subaru’ya yaklaşmaya başladı. Gözleri yaşlarla ıslanmış, nefes alıp verişi hızlanmıştı ve gözleri Subaru’nun dudaklarının üzerindeydi.
Shaula: “Ustam, nihayet bana birazcık sevgi gösterdin…”
Subaru: “Saflık sınırını aşıyorsun!”
Shaula: “Gueh!”
Subaru, son cümlesiyle birlikte Shaula’yı suratından itip uzaklaştırarak gerçekliğe geri döndürdü.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “Seni ödüllendirsem de ödüllendirmesem de kendini kaptırıyorsun… Amma da zor bir karakter çıktın…”
Subaru, gaza gelen Shaula’yı bir şekilde sakinleştirmeyi başarmış ve kendisini bu durumdan kurtarmış şekilde iç çekti.
Shaula en sonunda hâlâ hayallere dalmış bir ruh hâliyle, “Gitme vaktinin geldiğini anlamak, iyi bir kadın olmanın belirtisidir.” diyerek oradan ayrılmıştı.
Dürüst olmak gerekirse Subaru, onun tam olarak ne kastettiğini hiç anlayamamış ama bu işe bulaşma fikrini çok can sıkıcı bulmuştu.
Subaru: “Sonuçta bazen bu dünyada bir şeyleri bilmemek daha iyidir.”
Öyle ya da böyle -bu düşüncesizce eyleminin aksine- Subaru için durum pek parlak görünmüyordu.
Hiç değilse Julius’u zorlayarak kütüphanede olup bitenlere ışık tutabilmeyi bekliyordu. Ama hedefi ıskalamış ve başladığı yere geri dönmüştü.
Yoksa ilk varsayımı doğru muydu, hiçbirinin Subaru’nun kayıp anılarıyla ilgisi yok muydu? Gerçi Ram’ın yüz ifadesini inceleme fırsatı bulamamıştı——
Subaru: “Ağlıyormuş gibi görünüyordu… ama yalnızca timsah gözyaşları mıydı bilemiyorum…”
Subaru gerçekten hafızasını kaybettiğinde bu hikâyeye inanmamak için en çok çaba sarf eden kişi Ram olmuştu.
Elbette hâlâ rol yapıyor olma olasılığı vardı; bu, bir türlü katılımın varlığını fark edememesi tarzında bir olasılık değildi fakat imaların bir sınırı yoktu.
Tabii ki Subaru hiçbir şeye inancı olmadan herhangi bir şeyden şüphelenmeye dahi başlayamazdı. Ona kalırsa bu ikilemin belkemiği——
Subaru: “——Şimdilik Patrasche.”
Bunu öne sürdükten sonraysa etrafındaki hiç kimseye zerre kadar güvenmeme çukuruna düşmüş biri olduğunu fark ederek şaşkına döndü.
Aslına bakarsanız bu yönü gün gibi ortadaydı. “Hiç kimseye zerre kadar güvenmemek”, tarifsiz bir şekilde derinlerine işlemişti. Ve bu yalnızca etrafındakilerle sınırlı değildi, kendine de güveni yoktu.
Subaru: “Yine de Patrasche ve Yer Ejderleriyle dolu bir cennette birazcık vakit geçirebilmek bir lütuf olabilirdi…”
???: “——Ahh, seni du~ydum!”
Subaru: “Vuaaaa!?”
Tam da bu düşüncesini sesli bir şekilde dile getirirken küçük bir kız, çevik bir şekilde koridorun köşesinden fırladı. O küçük kız, mavi örgüleri savrula savrula kahkahasını bastıran Meili’ydi.
Tatsız düşüncelerinin duyulduğunu öğrenen Subaru, yorgun bir şekilde omuzlarını düşürmekle yetindi.
Subaru: “Yalnızca bir espri veya saçmalıktı işte. Anlamamışsındır herhâlde?”
Meili: “Her~hâlde. Ama bilesi~n ki bunlar Onii-san’ın gerçek düşünceleri olsa bile gülmeye niyetim yok. Çünkü kötü hayvan-chanlarla birlikte yaşanılacak bir yer olsaydı ben de orada yaşamaya hayır demezdim sanırım.”
Subaru: “…Ha.”
Subaru’nun beceriksizce bahanelerini işiten Meili, onun zarifçe mi vahşice mi bilemediği bir şekilde eteğinin ucunu tuttu.
Subaru, Meili’den bir cevap almış olsa da kendisinin ona nasıl bir cevap vereceğini bilemiyordu. Bununla birlikte Meili, ortadaki yanıttan memnun olmuşa benzemiyordu.
Meili: “Ah, be~lirsiz bir yanıt verdim sonuçta. Bir insan özen gösterip konuşma zahmetine girmişken onu doğru düzgün dinlememek yaramaz çocuklara mahsus bir şey sa~nırım.”
Subaru: “Bu pek de özür sayılmaz… Ee, yalnız mısın? Beatrice’le birlikte değil misin?”
Meili: “Yok artık! Neden Beatrice-chan’la birlikte olayım ki? Bu ası~l benim sana sormam gereken bir soru, Onii-san.”
Subaru, benzer yaştaki kızların birlikte takılacağını düşünmüştü ama durum öyleymiş gibi görünmüyordu.
Beatrice’in Emilia’yla geçirdiği vakitse kesinlikle bir hayli çoktu—— Zaten tam da bu yüzden ikisine yönelik kuşkularını bir bütün olarak ele alıyordu; onları birbirinden ayrı olarak düşünemiyordu.
Subaru: “Şey, neyse, sorun değil. Gerçi biliyorsun ki seninle oynayacak vaktim yok. Bu yüzden üzgünüm ama birileriyle konuşmak istiyorsan şansını başka bir yerde denemelisin. Mesela Shaula şuralardaydı.”
Meili: “Yarı çıplak Onee-sanımla da konuşabilirdim a~ma şu anda Onii-san’la halletmem gereken bir mesele var.”
Subaru: “Benimle mi?”
Subaru, Patrasche’yle planladığı gizli “randevuda” kara kara düşünerek geçireceği vaktin elinden alınmasını istemese de Meili’nin bu beklenmedik girişi karşısında gözlerinin irileşmesine mâni olamamıştı.
Bir düşününce bu küçük kız da Emilia ve diğerlerine nazaran konuşulması kolay biri oluşuyla Shaula’ya bir hayli benziyordu. Son döngüdeki son anlarında dahi cesedi, bakılamayacak kadar acı verici bir şekle sokulmamıştı.
Yani uykusunda ölmüş gibi göründüğü için Subaru, onunla doğrudan karşı karşıya geldiğinde bile şok edici görüntülerin üst üste binmesi tarzında bir şey yaşamıyordu. Kalp atışları da düzenli ve ağırdı.
Subaru: “Neymiş o mesele? Kısa sürede hallolur mu?”
Meili: “Hı hı, ço~k uzun sürmez.”
Subaru karşı konulamaz bir güvenlik hissiyatıyla Meili’nin hikâyesini dinlemek için kulak kabarttı. Ve Meili de onun kendisini dinlemeye razı olduğunu belli eden mimikleri karşısında bir parmağını dudaklarına götürerek ucunu diliyle yaladı.
Baştan çıkartıcı denilebilecek bu jest, çocuksu hareketiyle hiç uyuşmuyordu. Bu düşünceyle Subaru’nun kaşları çatıldı.
Meili: “——Aca~ba, dün gece konuştuklarımızı ne kadar ciddiye almalıyım?”
İşte küçük kızın tatlı bir gülümsemeyle Subaru’ya söylediği şey bu oldu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “——Hım, ah?”
Subaru ansızın bilincindeki garip bir duraksamadan kurtuldu ve kendi boynunu kavradı.
Boğazında keskin bir tat ve nefessizlik gibi bir sıkıntı vardı. Bir öksürük nöbetine girdi.
Subaru: “Öhö, öhö…”
Boğazına dokunan Subaru, kavurucu bir acıya benzer bir hissiyatla ardı ardına öksürdü.
Ve sonra da bir anda farkına vardı.
Subaru: “Ha… ben…”
——Ne yapıyordu?
İlk önce Julius’la konuştuğu kesindi, sonra Shaula’yla birtakım maskaralıklar yaşamıştı, sonra da Patrasche’nin yanına gitmeye çalışmıştı. Ve son olarak yarı yolda Meili’ye rastlamıştı——
Subaru: “OFF…”
Subaru düşüncelere dalmış bir şekilde kolunu ovuştururken keskin bir acıyla dilini şaklattı.
Ve bakışlarını eline—— ellerine kaydırdı. Hem sol hem de sağ elinin bilek hizalarında bir sürü çizik vardı. Fark ettiği üzere içlerinden de kan sızıyordu.
Subaru: “Çıh, ne oluyor lan!..”
Yaralar nispeten derin olsa da başlı başına bir düzenleri yoktu.
Tırnak izi olduklarını söylemek fena bir tahmin olmazdı, çünkü keskin bir bıçağın eseri olamazlardı. Yani birilerinin tüm gücüyle tırnaklarını etinin derinlerine sağlamasının sonucunda oluşan yaralardı.
Peki Subaru bu yaraları tam olarak nasıl edinmişti——
Subaru: “——Ah?”
Subaru, acı içerisinde yüzünü ekşitirken bandaj niyetine kullanabileceği bir şey var mı diye etrafına bakındı.
O sırada Dördüncü Kattaki birbirine benzer çok sayıda taş odadan birinde olduğunu anladı. Ve sonra da nihayet onu fark etti.
Subaru: “————”
Yere beyaz ayaklar serilmişti.
O ayaklar kımıldamıyordu, güçleri çekilmişti. Subaru bakışlarını ağır ağır ayaklardan yukarı kaydırdı; orada bir etek vardı ve bir üst beden… ve sonra da…
Ve sonra da——
Subaru: “——NE?”
Ve sonra da… hemen orada, tek bir kası dahi seğirmeden yığılıp kalmış küçük bir kız görünüyordu.
——Evet. Meili, Subaru’nun gözlerinin önünde yığılıp kalmış, nefes almıyordu.
#Haydaaaa… Subaru ilk defa Shaula’ya şefkat gösterdi, sonra biricik dostu Patrasche’nin yanına gideyim dedi ve yolda Meili’yle karşılaştı. Meili tam da ‘dün geceden’ bahsederken hoop bir zaman atlamasıyla kendimizi bu anda bulduk. Subaru’nun boğazı acıyor, bileklerinde tırnak izleri var, Meili ise yerde hareketsiz hâlde yatıyor. Ah canım yazar ah, bize yine neler okutacaksın acaba… Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

