※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru kendisine neler olduğunu bilemeden etrafına bakındı. Durumu zerre kadar çözememişti.
Subaru: “————”
“Tanıdık” demeye çekinse de görmeye alıştığı bir odadaydı.
Duvarlar, zemin, tavan ve hatta uyanmış olduğu yatak bile sarmaşıklarla kaplıydı.
Önünde iki kız duruyordu—— güzel bir hanımefendiyle tatlı bir kız çocuğu ve ikisi de onu görebilmek için kafasını uzatmıştı. Ayrıca yatağının yanında kocaman bir kertenkele yatıyordu. Odanın içerisindeki diğer bir yatakta mavi saçlı bir kız, gözleri kapalı hâlde uzanıyordu.
Kesinlikle olağandışı bir şey yoktu; burası Pleiades Gözcü Kulesi’nin Yeşil Odası’ydı.
Subaru: “Ama… Ha? Ben neden yine buradayım?”
Subaru, uyanıp uyanmadığını bile bilmiyordu.
Ellerini kafasına koyarak az önce yaşananları anımsamaya çalıştı.
İkinci kattaki sınava girmekten bahsetmişlerdi ve Subaru, herhangi bir özel yeteneği olup olmadığını öğrenmeyi denemişti. Tüm bunlardan ve hiçbir yeteneği olmadığını öğrenmesinden sonra da Emiliagillere katılmak için kulede yürümeye başlamıştı ki——
Subaru: “Eee? Peki sonra ne oldu?”
Sonrasında olanlara dair hatırladıkları net değildi.
Ansızın bu yatakta uyanmıştı, bu izlenim çok güçlüydü.
Tam da zihnini toparlamaya çalışırken düşünceleri bir ses tarafından bölündü.
Emilia: “Hey, Subaru, kendini iyi hissediyor musun?”
Subaru: “Uhh-aaah! Emilia-chan, çok yakınımdasın!”
Emilia’nın güzel yüzü bir anda burnunun dibinde belirmişti; öylesine yakındı ki nefesini yüzünde hissedebiliyordu. Uzun kirpiklerle çevrili menekşe rengi gözlerinin birdenbire yaklaştığını gören Subaru, bedenini yatağın öteki tarafına doğru kaydırdı.
Ve bu aşırı tepkiyi gören Emilia’nın gözleri irileşti.
Emilia: “Bu kadar korkmuş görünmene gerek yok… Ayrıca, asıl korkutulan bendim…”
Subaru: “Korkutulan mı?..”
Beatrice: “Aynen öyle. Kayboldun sandık. Seni etrafta aradık ve bayılıp kaldığını gördük, sanırım. Endişelenmemek uygunsuz olurdu, doğrusu.”
Subaru: “Gerçekten mi? Yine mi bayıldım?”
Beatrice kollarını önünde bağlayarak öfkeyle homurdandı. Subaru ise onun sözleri karşısında gafil avlanmış şekilde ayaklanıp iyi olduğundan emin olmak adına bedenine hafifçe vurdu.
Evet, bu sefer de herhangi bir anormallik hissetmiyordu. Hafıza kaybı hesaba katılınca bir farklılık olsa bile anlayıp anlayamayacağı şüpheliydi ama bariz bir travma belirtisi yoktu.
Subaru: “Yine de bu kadar kısa süre içerisinde iki defa bayılmam epey tehlikeli… gerçi ilkinin üzerinden sadece birkaç saat geçmişti, hafızamı ikinci kez kaybetmedim diye kendimi şanslı hissetmem gerekir mi ki?”
Beatrice: “Kendi kendine ne mırıldanıyorsun… Subaru’nun Betty ve Emilia’ya söyleyecek bir şeyleri olmalı, sanırım.”
Subaru: “Söyleyecek bir şeyleri mi?..”
Beatrice, iki yana açtığı kollarına bakmakta olan Subaru’ya bu cümleleri kurarken Subaru, kafasını çevirerek Beatrice’in de Emilia’nın da kendisine bakmakta olduğunu gördü.
Açıkçası o ikiliye söylemesi gereken şeyin ne olduğu konusunda birazcık endişeliydi.
Subaru: “Şey, affedersiniz. Sizi endişelendirdiğim için üzgünüm. Beni bir kez daha kurtardınız.”
Beatrice: “Aferin, iyi gidiyorsun.”
Emilia: “Heh, rica ederiz. Hem sana bir şey olmadığı için de çok mutluyum. Çok rahatladım.”
Subaru: “Ah, evet. Emilia-chan’a karşı mahcubum, sürekli başına bu kadar dert açıyor olmam bağışlanamaz bir şey.”
Mahcup bir şekilde elini kaldıran Subaru, Emilia’ya yönelik minnettarlığını ifade ederken onun bu sözlerini işiten Emilia, biçimli kaşlarını çattı. Ve menekşe gözlerine mutlak bir şaşkınlık yerleşti.
Emilia: “Şey, bir dakika, bekle… Subaru, az önce ne oldu öyle?”
Subaru: “Ne mi oldu… bu biraz belirsiz bir soru. Mesele nedir ki?”
Emilia: “Ee, az önce bana Emilia-chan dedin. Nedense bu şekilde seslenilmek beni birazcık tedirgin etti.”
Bu sözleri söyleyen Emilia, uzun, gümüş saçlarıyla oynamaya başlayarak gözlerini gergince Subaru’ya dikti. Bakışları yalnızlık dolu görünüyordu ve bunu gören Subaru, istemsizce içinden bir çığlık attı.
Açık ve dostane davranışları Subaru’nun hoşuna gidiyordu—— Ancak şu anki duyguları, aralarında derin bir uçurum olduğu hissi doğurmuştu.
Beatrice: “YineSubaru’nun şakaları, sanırım. Daha önemlisi…”
İkilinin arasındaki etkileşimi dinleyen Beatrice’in ruh hâli daha da kötüleşmeye başlıyordu. Görkemli buklelerini sallayıp Subaru’ya doğru parmaklarını şaklattıktan sonraysa kırmızı yanaklarını şişirerek dedi ki:
Beatrice: “Betty ve Emilia’ya hemen söylemen gereken bir şey var, doğrusu. Dün gece neden Taygeta Kütüphanesi’ne gittin, sanırım? Ve orada neden bayıldın, doğrusu?”
Subaru: “Bir dakika, bir dakika, bir dakika! Bir dakika, ne, yine mi Taygeta’da bayıldım?”
Beatrice: “Yine mi derken?”
Subaru: “Cidden ama, bu Taygeta ne korkunç bir yermiş… Orada yine ne yapıyordum hiç bilmiyorum. Sonuçta şaibeli bir tarihe sahip bir yerdi, pervasızlık etmişim herhâlde.”
Subaru’ya kendi hafızasında olmayan bir olay anlatılmıştı; bu gerçek onu şaşkına çevirince de birazcık tedirgin hissetmeye başlamıştı.
Elbette bilincini yitirişinin öncesi ve sonrasındaki hiçbir şeyi anımsayamıyordu. Yine de bir kez daha Taygeta’ya gitmesi için hiçbir sebep olmamalıydı.
Kulenin başka bir noktasında bayılmış hâlde bulunup Taygeta’ya götürülmesi çok daha mantıklıydı. Gerçi bunun ne anlamı olabilirdi onu da bilemiyordu.
Beatrice: “Bekle, sanırım. Subaru.”
Derken Beatrice ona beklemesini söyledi ve kafası daha da karıştı.
Subaru: “Evet?”
Beatrice: “Bir şekilde aynı dalga boyunda değilmişiz gibi geliyor. Subaru, bize hikâyeyi doğru düzgün anlatsana, sanırım.”
Subaru: “Doğru düzgün mü?.. Ne demek istiyorsun?”
Beatrice: “Bize şu an içinde bulunduğun durumu anlatmaya çalış.”
Beatrice sabırla, ağır ağır bu kelimeleri kullandı. O ağır kelimeleri dile getirirken kullandığı ses tonundaki gözdağını hisseden Subaru’ysa başıyla onay verdi.
Ve Emilia yüzünde endişeli bir ifadeyle kendisine bakarken düşüncelere dalarak hafızasını yokladı.
Subaru: “Şey, sanırım uyandığım zaman size… anılarımı yitirdiğimi söyledim. Gerçi bu hepsini yitirdiğim anlamına da gelmiyor. Yalnızca bu paralel dünyaya geldiğim günden bu yana sahip olduklarımı yitirdim…”
Beatrice: “Dur, dur, dur, dur, dur; bir saniye, doğrusu!? Anıların mı? Anılarımı yitirdim derken ne kastediyorsun, sanırım!?”
Subaru: “Ha?”
Beatrice’in olağan ağırbaşlılığı Subaru’nun açıklamasına başlamasıyla birlikte ansızın paramparça olurken Subaru, onun bu beklenmedik tepkisi karşısında şaşkına döndü.
Emilia ise panikleyen Beatrice’in omzuna sakinleştirmek adına elini koydu. Ancak o da sakin değildi. Aynı şekilde hayretler içerisinde Subaru’yu izliyordu.
Emilia: “Subaru, üzgünüm ama neden bahsettiğini ben de bilmiyorum…”
Subaru: “Yo, bu noktada durmak canımı sıkar, hem siz ikiniz yanımdasınız…”
——Ne söyleyeceğini biliyor olması gerekiyordu, devam etmeye çalışıyordu ama sözleri bu noktada kesilmişti.
Beatrice ve Emilia: “————”
Emilia da Beatrice de Subaru’ya gözlerinde saf bir şaşkınlıkla bakıyordu. Rol yapmadıkları apaçık ortadaydı.
Ve onların rol yapmadığını düşünmek, Subaru için her şeyi daha da dehşet verici hâle getiriyordu.
Subaru’nun onlara hafıza kaybından bahsettiği anı neden unutmuşlardı?
Kule, Subaru’nunkiler dışında hiç kimsenin anılarını çalmamıştı, o kadarı kesindi. Subaru’nun aklına korkunç bir düşünce üşüştü. Ya bu kule korkunç bir yerse ve herkesin anılarını bir nebze çalarak konuşmalarını imkânsız kılıyorsa?
Derken Subaru farkına vardı.
Subaru: “Uyandığımda ve o ikisiyle konuştuğumda…”
Bunun yanı sıra bir şeyler daha hatırlamış olabilirdi—— Yo, “olabilirdi” değil. Kesinlikle bir şeyler hatırlamıştı.
Emilia ve Beatrice’le ilk karşılaşmasında—— onlara hafızasını kaybettiğini söylediği sırada gerçekleştirdikleri konuşma, az öncekiyle tıpatıp aynı sayılırdı.
Daha basit ifade etmek gerekirse Yeşil Odada, sarmaşıktan yatağın üzerinde uyandığında yaşadıkları, hafızasını kaybettiğini anlattığı ankinin kopyası gibi değil miydi?
Subaru: “————”
Bu gerçeği düşünen Subaru, yüksek sesle yutkundu.
Emilia ve Beatrice’e bakılırsa ikisinin de tavırları değişmemişti.
Bununla birlikte Subaru’ya saf bir şaşkınlıkla bakıyor olmalarının altında ona olan güvensizlikleri değil, “Subaru” için duydukları endişe yatıyordu.
O bakışlarda herhangi bir aldatmaca olmaması da Subaru’nun kalben çok daha sakin olmasını sağlıyordu.
Tamamen dürüst olmak gerekirse kalbi büyük bir çalkantı ve endişe içerisinde dalgalanıyordu. Ancak mevcut durumla ilgili bu tahmini yapışıyla birlikte—
Subaru: “Yeniden aynı olayları görüyorum—— Önsezili rüyalar görüyor olmalıyım.”
Uyandığında karşılaştığı durumu göz önüne alınca böyle düşünmesi mantıklı değil miydi?
Eğer öyleyse, bilincini yitirdiği an aslında uyandığı an mıydı, öyle mi dile getirmeliydi? Uyanışından hemen önceki anıları inanılmaz bulanıktı. Rüyalar -her nedense- kurcalanmaya çalışıldıkları takdirde insanın parmaklarının arasındaki boşluklardan kayıp giderlerdi.
Ya da belki de bu önsezili rüyalar, Subaru’nun bu dünyaya ışınlandıktan sonra edindiği bir özel yetenekti——
Subaru: “Faydalanması zor, bayağı seçici bir yetenekmiş…”
Yine de bu yetenekte uzmanlaştığı takdirde potansiyelinin epey yüksek olacağı şüphesizdi.
Neticede önsezili rüyalar geleceği görmesine olanak tanırdı. Geleceği ve gerçekleri ne kadar çok görebilirse önündeki durumların üstesinden gelmeye dair bir ipucu bulma ihtimali de o kadar artardı.
Ama maalesef bu önsezili rüyadan pek işe yarar bir şey çıkartabileceğini sanmıyordu——
Subaru: “——Siz ikinizin, birazcık sakinleşip söyleyeceklerimi dinlemenize ihtiyacım var.”
Oturduğu yerde doğrulan Subaru, artık sahip olduğu yeteneği anlamıştı. Böylece iki kıza dönerek bu cümleyi kurdu. Emilia-Beatrice ikilisi kendisine bakıp ciddi surat ifadeleriyle kafa sallayarak onay verdi.
Sonra da onlara bakarak belli belirsiz bir tereddütle dedi ki:
Subaru: “Buna inanabilecek misiniz bilmiyorum ama görünüşe göre hafızamı kaybetmişim.”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Subaru Taygeta Kütüphanesi’nde uyanmış ve hafızasını kaybetmişti.
Emilia ve Beatrice’in Subaru’nun bu itirafını sindirip kabullenmeleriyse tıpkı önsezili rüyadaki kadar vakit almıştı.
Emilia: “Eiiiiii!”
Ardından havada çıkan sesle birlikte genç kız, tüm gücüyle kendi yanaklarını tokatladı. Tedirgin gözleri acıyla ve şokla irileşirken de “Tamamdır” diyerek kendini motive etti.
Cesurca, neredeyse erkeksi denilebilecek bir kabullenme şekliydi ve Subaru’nun önsezili rüyasında da gördüğü bir şeydi.
Emilia: “İşte, kendime geldim. Böyle olmanın kimseye faydası yok, değil mi? Subaru’nun canı bizden de sıkkınken biz o sıkkın surat ifadelerine bürünmeye nasıl devam edebiliriz ki… hadi Beatrice, sıra sende!”
Enerjik bir konuşmayla gücünü toplayan Emilia, Beatrice’i omzundan sarstı. Emilia’nın bu gaza gelmiş hâliyle yüzleşen Beatrice ise kafa karışıklığını gizleyemez hâlde bakışlarını ona çevirdi.
Emilia: “Ben de şoka girdim ve mutsuzluğunu anlayabiliyorum… ama şu anda bu işin en çok kimin için zor olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Onun için bir şeyler yapmamız gerekiyor, haksız mıyım?”
Beatrice: “B-Betty de…”
Subaru: “————”
Subaru, Beatrice’in bir şeyler söyleme çabasını izlerken göğsünde beliren bir acıyla savaştı.
Beatrice’in tamı tamına ne söyleyeceğini ve nasıl bir surat ifadesine bürüneceğini biliyordu. Fakat bunun ona bir nebze huzur getireceğini zannetmekle fena hâlde yanılıyordu.
Başkalarının umut dolu hislerine ihanet etmek ağır, hatta dehşet verici bir şeydi.
Bunu yapmak zorunda kaldığı sefer sayısı kaç olursa olsun, aynı problemle ikinci defa yüzleşmesiyle bir ilişkisi olmaksızın durum aynıydı.
Ve Subaru bu defa Beatrice’i ilk karşılaşmalarına nazaran daha iyi tanıyordu. Bu sefer ilkinden daha çok zorlanma sebebi de buydu.
Beatrice: “Aaaauuggghhh, cidden ama, doğrusu! Subaru bu dünyadaki en umut vadetmeyen Kontrat Sahibi!”
Bu sözlerle birlikte Beatrice, utancından sıyrıldı ve irislerini süsleyen kelebek kanadı desenleri gözlerinin içerisinde uçuşmaya başladı.
Subaru ise buna rahatlamakla birlikte kendine yönelik güçlü bir nefret de duydu.
——Bu yaptığı doğru muydu? Bundan memnun muydu? Öyle miydi, Natsuki Subaru…
——Gerçekten de kumların üzerine, çoktan sağlamış olduğu bağlar ve güvenle bir kale dikebilecek miydi?
Subaru: “————“
Emilia ve Beatrice’in hassas ama bir o kadar da yürek burkucu kararlılıklarını gören Subaru, dişlerini sıktı.
Önsezili rüyalar gördüğünü onlarla paylaşmamıştı.
Uyanışından sonra gerçekleşen konuşmayı ve isimlerini hatırlıyor oluşunu tüm anılarını yitirmediği gerçeğinin arkasına gizlemişti.
Yani Subaru’nun raporu bariz bir şekilde hafıza kaybını içermenin yanı sıra kaybettiği anıları geri almak üzerine de olmuştu. Yanındaki iki kişiden şüphelenmeyi göze alamazdı ve verimsiz bir sohbet içerisine girmeyi de istemiyordu.
Her şeyden öte bu önsezili rüyaların gerçeğin ne kadarını isabetli olarak göstereceğini çözmek istiyordu. Bu nedenle rüyaların kendisine gösterdiğinden sapan bir durum yaratmak istemiyordu. Başlangıçta bazı değişiklikler gerçekleşmiş olsa da çok mühim şeyler değillerdi.
Yine de önsezili rüyalarından bahsetmemesinin tek sebebi bu değildi.
Subaru: “————”
Emilia, Beatrice, Ram, Julius, Echidna… Hiçbiri Subaru’ya bu Önsezili Rüya yeteneğinden bahsetmemişti. Shaula ve Meili’ye de söylememişti.
Bu gerçeği Subaru’dan kasten gizlediklerine inanmak zordu. O zamanki koşullar hesaba katıldığında bile hepsinin aynı niyeti taşıdığına inanmakta zorlanıyordu; mantıksızdı.
Bu durumda ona Önsezili Rüyalarından bahsetmemelerinin altında tek bir sebep olması kaçınılmazdı—— o sebep de Natsuki Subaru’nun onlara bu yetenekten hiç bahsetmemiş olmasıydı.
Subaru: “…Aklından ne geçiyordu, Natsuki Subaru…”
Subaru, kendi ismini başka birine hitap edercesine kullanmıştı…
——Yo, başka birine hitap edercesine demek yanlış olurdu. Gerçekten de başka biriydi.
Subaru’nun gözünde “Natsuki Subaru”, var olmayan bir yabancıydı. Onun aklından geçenleri tahmin edemez ve onunla iletişime geçemezdi. Onu anlama ihtimali sıfırdı.
Peki “Subaru” neden Emilia ve diğerlerine gücünden bahsetmemişti?
Bu önsezili rüyaların sağladığı gelişmeleri olabildiğince sabit tutmak istediği için miydi? Sebep bu olsa bile önlerindeki durumu aştığında sırrını açacak uygun bir an mutlaka yakalanmaz mıydı?
Ya da söyleyememesine yol açan bir sebep mi vardı ki?
İçine eski “Subaru’ya” yönelik bir güvensizlik yerleşmeye başlıyordu.
Subaru: “Senin…”
…aklından ne geçiyordu, “Natsuki Subaru”?
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Sonrasında olaylar aşağı yukarı Subaru’nun önsezili rüyalarında gördüğü seyirde ilerledi.
Emilia: “Şey, sanırım herkes epey şaşkındır… Subaru şu anda zor bir durum içerisinde. Ama böyle bir durumda bile… yo, tam da böyle bir durumda olduğu için ona destek vermeliyiz.”
Diyen Emilia, geri kalanlara Subaru’nun hafızasını nasıl kaybettiğini açıkladı. Harika bir açıklama olmasa da Subaru’nun olayları büyük ölçüde değiştirdiği takdirde devamını getirebilmesi imkânsız hâle gelmişti. Böylelikle kelimelerinin sonuna gelen Emilia’nın yerini alan Beatrice, bu mücadeleyi üstlendi.
Ve sonra da——
Ram: “Bu bir çeşit şaka falan mı, Barusu?”
Ram, Subaru’nun durumunun şaka olabileceğinden şüphelendi——
Shaula: “Söylesene, Ustam… böyle oynamaktan hâlââ~ bıkmadın mı? Bu işe bir son verene dek beni daha kaç kez unutman gerekecek?”
Shaula yapacak bir şey olmadığını düşünürmüşcesine Subaru’nun hafızasını yitirişini kayıtsızca kabullendi——
Meili: “Gerçekten, Onii-san tam bir baş ağrısı-san.”
Meili, ilgisini çeksin çekmesin bu kafa karışıklığı havası hoşuna gidiyormuşçasına şakalaşıp gülümsedi——
‘Anastasia’: “Yalnızca, ona yalnızca birazcık zaman tanı. Bu kadarı sorun olmaz, değil mi?”
Julius’un Subaru’nun hafızasını kaybedişini öğrenişi sonrası inanılmaz üzülmüş olacağından endişelenen Echidna, düşüncelerini toparlamaları adına kısa bir ara vermelerini önerdi.
Ardından Subaru, Ram’ın davetini kabul ederek su almak için odadan ayrıldı. Baş başa kaldıklarındaysa Ram, Subaru’yu yakasından tuttuğu gibi duvara dayadı.
Ram: “…Lütfen, ağzındaki baklayı… çıkar.”
Bu noktada Subaru, ermişlik hâlinden birazcık sıyrıldı. Fakat bu, iliklerine dek sarsılmadığı anlamına gelmiyordu. Ram’ın sessiz hıçkırıklarını duyduktan sonraysa inanç dolmuş şekilde herkesin bulunduğu yere döndü.
——Önsezili rüyası doğru çıkmıştı. Korkunç derecede doğru çıkmış ve olayları bütünüyle önceden duyurmuştu.
Subaru, insanların söyleyip yapacağı her şeyi bilmese de verdikleri izlenim aşağı yukarı sabitti. Ortada bir problem varsa o da şuydu——
‘Anastasia’: “Natsuki-kun bu duruma rağmen bayağı sakin.”
Kendilerini tanıtışları ve karşılıklı bomba haberlerin verilişi sonrası Anastasia’nın bilincinin üzerine yerleşmiş bulunan Echidna’nın bilinci, Subaru’ya bu cümleyi kurmuştu.
Subaru: “————”
Subaru ise bu sözleri işitişiyle birlikte ağzının kuruduğunu hissetti.
Dürüst olmak gerekirse Echidna’nın gözlemi anlaşılırdı. Subaru’nun bu konuda yapabileceği pek bir şey yoktu.
Herkes şok olmuş ve paniğe kapılmıştı. Yine de onların bu absürt durumu yumuşatmaya çalıştığını gören Subaru, ister istemez pek duygulanamamıştı. Tıpkı bir filmi ikinci kez izlemek gibiydi. İkincide hissedilen duygular ilk izleyişinizdeki kadar güçlü olmazdı.
Subaru’nun daha da güçlü hissettiği tek bir şey vardı, o da bir negatif duygu sağanağıydı. Yani böyle cesurca ifadelere büründükleri için çevresindekilere duyduğu acıma, her şeyi bile bile onları o hâlde bırakmanın doğurduğu suçluluk ve muhtemelen hep bunu yapmış ve yapacak olan “Subaru’ya” beslediği tiksinti.
Tüm bunlar birikince Subaru’nun yüzünde karanlık bir ifadeyle birlikte suskun bir tavır sergilemesine şaşmamalıydı, tabii onlar Subaru’nun sakin kaldığını sanıyordu. Her hâlükârda——
Subaru: “İşler durulduğu için mutluyum yalnızca. Sonuçta ben karnesine sürekli ‘Bir saniye bile durmuyor’ yazılan bir çocuktum.”
‘Anastasia’: “Kaarne miii, bununla ne kastettiğini gerçekten anlayamadım… Paralel Dünyaya ait bir şey mi?”
Subaru: “Hı hı.”
Gözlerini kısan Subaru, Echidna’nın sorusunu başını sallayarak onayladı.
“Paralel Dünyanın” anlamıyla ilgili açıklaması değişmemişti. Bu farklı dünyaya çağrılıp kendisini burada bulma macerasını anlatmıştı.
Ve yine aynı şekilde Emilia, Echidna ve diğerleri onun Büyük Şelale’nin ötesinden geldiğini varsaymıştı.
Belki de önsezili rüyalarındaki olayları tamı tamına tekrarlayamayacak olsa bile az da olsa önem taşıyan tüm olaylar hafif değişikliklerle bir şekilde gerçekleştirilebilirdi. Bu, Subaru’nun gelecek tahminine dayalı oyun ve mangalarda genel olarak gördüğü bir şeydi.
Ani bir duruma verilen tepki değişse de alınacak karar öyle kolay kolay değişmiyordu. Birine çıkma teklif etmeye karar veren biri gidip bunu eskisinden tamamen farklı bir yolla yaparsa önüne kayda değer engeller çıkardı—— Subaru’nun aldığı hissiyat bu şekildeydi.
Başka bir deyişle Echidna, hafızasını kaybetmiş olsun olmasın Subaru’ya diğer dünyayla ilgili sorular soracaktı.
Subaru: “Bugüne dek açıklamamışken şimdi Paralel Dünyadan bahsederek dikkatsizlik mi ettim acaba… Artık ne düşüneceğimi bile bilmiyorum.”
Önsezili rüyalarının tabiatı gereği bu yeteneğine güvenmek zordu ve bundan da öte, farklı dünya meselesinden bahsetmemiş olması inanılmaz tuhaftı. Bunu yapmanın anlamsız olacağında karar kılmış da öylece pes etmiş gibi…
——Bundan korkuyormuş gibiydi.
‘Anastasia’: “Sonuçta aramızda kafası en az karışan kişi olman garip. Hepimiz tedirginliğe kapılıyor ve bir şeyler yapmak zorundayız diye düşünüyoruz.”
Subaru: “Belki de herkes paniğe kapılırken söz konusu kişinin onların yerine de sakin kalması böyle bir şeydir. Hem ben de gerginim ve bu konuda bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Yani içiniz rahat edebilir.”
Emilia: “Bana kalırsa içimiz hiç de rahat edemez…”
Echidna ve Subaru karşılıklı omuz silkerken Emilia’nın sözleriyle yansıttığı yoğun üzüntüyle birlikte moraller fena hâlde dipteydi.
Neticede Subaru’nun tavırları gelişme gösteriyordu. Olabildiğince önsezili rüyasını taklit etmeye çalışıyordu; fakat oradaki tavırlarını taklit etme teşebbüsünde aşırı kötüydü.
Rüyasında gördüğü kafası karışık Subaru’yu taklit etmek çok zordu. Bu nedenle, daha fazla saçmalamadan önce——
Subaru: “Her neyse, içerisinde bulunduğumuz durumu anlıyorum. Büyük bir kafa karışıklığı içerisinde olduğunuzu da biliyorum ama hadi bu işin üstesinden hep birlikte gelelim. Bu konuda bir şeyler yapalım.”
Deyip ellerini çırpan Subaru, konuşmayı ileri taşımayı denedi.
Ve Beatrice de karşılığında başını sallayıp Subaru’nun önsezili rüyasına itaat edercesine dedi ki:
Beatrice: “Taygeta Kütüphanesi’ni kontrol etmek isteyeceksin, sanırım.”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Shaula: “Ueeeh~”
Çekici, güzel kadın, gevşemiş dudaklarına yerleşen bir gülümsemeyle çığlık attı.
Kendisine çekidüzen verip daha zarif görünmeye başladığı takdirde pek çok erkeğin kalbini çalacağı kesindi. Yine de Subaru’ya sırnaşmaya çalışırken yüz ifadesi gayet rahattı.
Shaula: “Ustam, Ustam. Çok mutluyuuuummm~. Seni de mutlu edeceğimeee yemiiin edeeriiiimmm!”
Subaru: “Hey, şöyle şeyler söylemesene. Koluma da sarılma. Ürkütücü derecede yumuşaksın!”
Shaula: “Ah! Ben sadece şu kaba kısımlarından kurtulalım istediğim için uğraşıyorum.”
Subaru, çaresizce kollarına tutunmaya çalışan Shaula’yı alnına bastırarak itmeye devam ediyordu.
Tamamen dürüst olmak gerekirse böylesine cezbedici görünümlü, güzel bir kadın tarafından sıkıştırılmak, bir insan ve bir erkek olarak taşıdığı güç açısından uzak durmak istediği bir şeydi.
Subaru ve diğerleri kulenin Üçüncü Katına, “Taygeta” Kütüphanesinin bulunduğu noktaya varmıştı. Tıpkı rüyasında olduğu gibi Subaru’nun anılarını nasıl yitirdiğine dair bir ipucu bulmak adına kütüphaneyi arayacak ve mümkünse o anıları geri getireceklerdi.
Bununla birlikte Subaru, arayışlarının etkisiz olacağını ve hiçbir sonuç elde edemeyeceklerini biliyordu. Üstüne üstlük arayışlarına eşlik etmesine izin verilmediği için tatsız bir zaman dilimi olacaktı.
Buna rağmen Subaru’ya Shaula bu defa kendisine rüyasında olduğundan çok daha yakın davranıyormuş gibi geliyordu——
Shaula: “E sonuçta, Ustam, o ufaklık yerine bizi seçtin, deeğil miii?”
Subaru: “Bilhassa gidip sizi seçmiş değilim! Olup bitenler gereği size takılıp kaldım, hepsi bu!”
Shaula, Taygeta yolundan bahsederek alık bir ifadeyle böyle söylemişti. Kütüphaneye giden yol çok uzun olmasa da Subaru, Emilia ve Beatrice’le el ele tutuşması gerekmesin diye böyle bir ayarlama yapmıştı.
Bunun arkasındaki sebepse onlara karşı duyduğu vicdan azabıydı. Önsezili rüyası sayesinde olacakları bildiği için bu yapacaklarının büyük ihtimalle zaman kaybından ibaret olduğu gerçeğini açığa vurmak istememiş, duruma kuşbakışı bakınca da iki kıza böyle davranmayı seçmişti.
Dolayısıyla şu anda, aklı havada Shaula’nın yanında oturarak grubun Taygeta araştırmalarını sonlandırmasını bekliyordu.
Shaula: “Ustam nihayet benim ne kadar etkileyici ve çekici olduğumu fark etti! Bunun için 400 yıl beklemem gerekti! Çok mutluyum, çook mutluyuum! Sana öyle tutkulu bir öpücük vereceğim kiiiiii!”
Subaru: “Kastettiğim şey bu değildi! Korkunçsun! Gerçekten, kes şunu!”
Shaula bedenini Subaru’nun bedenine iyice bastırırken Subaru çaresizce onu itmeye çalışıyordu. Fakat kızın olağanüstü gücü nedeniyle Subaru, en sonunda kendisini duvara yapışmış hâlde buldu. Bu bir kabe-don bile değildi, resmen kabe-gowaaydı! İşte bu kadar yoğundu!
Ve tam da Subaru’nun bir kadın sevgisini hiç tecrübe etmemiş dudakları bekaretini yitirip zorla kirletilecekken—
???: “Hey, hey, Onii-san bu durumdan hoşlanmıyormuş gibi görünüyor. Saçmalamayı bırak artık.”
Shaula: “Of, of, of, of, of, of!”
Shaula’yı atkuyruğundan tuttuğu gibi çekip alan kişi Meili oldu.
Shaula ise boynunu büktü, atkuyruğunu Meili’den geri aldı ve uzun, siyah saçlarını dikkatlice göğsüne yerleştirdi.
Shaula: “Saçıma ne yaptın?! Kıymetli saçıma ne yaptın, seni korkunç küçük kıızz!”
Meili: “Gümüş saçlı onee-san veya Beatrice-chan öfkelensin istemem. Yarı çıplak onee-san’ımın Onii-san’ıma kötü bir şey yapmayacağından emin oluyorum yalnızca.”
Shaula: “Grrrrr! Amma sinir bozucusun! Ustam, bir şey yap lütfeeeen!”
Subaru: “Shaula, iki metre yakınıma bile yaklaşmaya cüret etme. Beni korkutuyorsun.”
Shaula: “Ustam tam bir aptaaaallll.”
Diyen Shaula, gözyaşlarına boğulmuş numarası yaparak Subaru’ya sırtını döndü.
Subaru ise önce onun sergilediği sırtına bakıp kafa karışıklığı içerisinde yanaklarını kaşıdı, sonra da ellerini ardında birleştirmiş olan Meili’ye döndü.
Subaru: “Ah, çok yardımcı oldun… şimdi sana katil demek tuhaflaştı işte.”
Meili: “Endişelenme. Bu katil işi bıraktı, artık yalnızca onii-san, onee-san ve arkadaşlarının bana söylediği şeyleri yapıyorum. Onii-san ve arkadaşları tıpkı o aşağılık canavarlara karşı size yardım ettiğim zamanki gibi beni kullanabilirler.”
Subaru: “————”
Herhangi bir garezi veya art niyeti olmaksızın konuşmuştu, Subaru da bu yüzden onun sözlerine karşılık vermedi.
Meili, konuşurken vicdan azabı gibi bir şeyden etkileniyormuş gibi görünmüyordu. Bu dünya ile Subaru’nun dünyasının değerleri arasındaki bir fark da buydu.
Meili: “————”
Meili de Subaru’nun sessizliği karşısında herhangi bir şey söylemiyordu. Yalnızca yüzünde algılanamaz bir ifadeyle sessizce Subaru’yu izliyordu. Ardından Emilia’nın kütüphaneyi aradığı kısmı ilgisizce izlemek için kafasını çevirdi.
Oldukça kısa bir kızdı, genç bir yüze sahipti, kolları ve bacakları hâlâ minicikti ve kadınlık mertebesine ulaşmak için daha çok yolu vardı—— Neticede daha yalnızca bir çocuktu.
Böylesine arızalı değerlere sahip olmasıysa Subaru’nun yüreğini burkuyordu.
Subaru: “Belki de senin içinde bile güvenip bel bağlayabileceğimiz pek çok şey vardır, bu yüzden ben de öyle yapacağım, sana güveneceğim!”
Meili: “——? Eh, ne diyorsun yani? Beni kullanacak mısınız?”
Subaru: “Yo, seni kullanmayacağız. Sana güveneceğiz. Biz öylece kullanılabilen objeler değiliz, bunu bir şey gibi düşün… arkadaşlık gibi?”
Meili: “…Hımmm~.”
Meili, bir an için Subaru’nun sözlerini şaşkınlıkla değerlendirdi. Ancak o an çok kısa sürdü ve hemen ardından hızlıca gözlerini kaçırdı. Onun rahatsız, hoşnutsuz bir tepki vermemesiyse Subaru’yu mutlu etti; çünkü yüzüne belli belirsiz bir rahatlama ışıltısı yerleşmişti.
Yani kalbi arızalı öz değerlerle dolu olsa da bu, onun hissedebileceği her şeyin Subaru’nun bildiklerinden farklı olacağı anlamına gelmiyordu.
İkisinin de bu bilinmez şartlar konusunda uzlaşabilecek olması da Subaru’ya kendini bir nebze daha iyi hissettiriyordu.
Meili: “…Onii-san gerçekten hiçbir şey hatırlamıyor, değil mi?”
Subaru: “Hı hı. Maalesef. Aklında bir şey mi vardı ki?”
Meili’nin ağzından hafızasıyla ilgili bir cümle çıkması Subaru’yu beklenmedik bir şekilde sarsarken bu cümleyle ne kastettiğini sordu. Onun sorusunu işiten Meili ise yalnızca parmaklarını dudaklarına götürerek çok tatlı bir gülümsemeyle “Oh şeeey” dedi.
Meili: “Petra-chan bunu duysaydı kesin ağlardı.”
Subaru: “Ahh… Tanımadığım bir kızın ismi, yine.”
Meili: “Petra-chan Onii-san’ı seven bir kız. Seni buraya gönderme konusunda çok endişeliydi; onun ‘Gördün mü, ben demiştim işte.’ dediğini duyar gibiyim âdeta.”
Subaru: “Lanet olsun dünkü bene, ne düşüncesizce şeyler yapmış…”
Subaru, henüz görmemiş olduğu Petra denen bu genç kızı endişe içerisinde düşünerek acı çekti. Tanımadığı o “Subaru’nun” ardında bıraktığı ayak izlerinin daha ne kadarını öğrenecekti?
Meili: “Sahiden dürüst olmak gerekirse benim dünkü Onii-san hakkındaki düşüncem de epey dikkatsiz biri olduğu yönündeee.”
Gerinerek böyle söyleyen Meili, Subaru’nun kalbinde bırakmış olduğu karmaşayı görmezden geldi. Subaru’nun işitip hissettiği kadarıyla Meili’nin sözlerine oldukça tuhaf bir duygu eşlik etmişti.
Öyle ya da böyle Emilia ve diğerleri, o bunu teyit etme fırsatı bulamadan geri dönecekti.
Ve hiçbir ipucu bulamamış olurlarsa bu, Subaru’nun önsezili rüyasının ne kadar doğru olduğunu desteklemekten başka bir işe yaramayacaktı.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Taygeta arayışı hiçbir başarı sağlamayınca grup, İkinci Kata çıkma hazırlıklarına başlamıştı.
Nihayetinde Subaru’nun önsezili rüyasının kapsamı da aşağı yukarı bu noktada sona ermişti — ve o ana dek geleceği öngörme kabiliyetinin doğruluğundan yana hiçbir şüphesi olmamıştı.
Olaylar tam da Subaru’nun daha önceden tecrübe ettiği şekilde gelişmişti. Ancak bundan böyle bir sorun çıkacak olursa, gördüğü önsezili rüyadaki geleceğe dair bilgilerinden faydalanarak tepki veremeyecekti.
Subaru: “Olacakları tahmin edebiliyorum, bunu teyit etmiş olmam çılgınca değil mi?”
Çılgınca olmanın yanı sıra tuhaftı da.
Her şeyden önce Subaru, önsezili rüyalarını aktive etmek için ihtiyaç duyulan koşulları bilmiyordu. Uyuya mı kalmalıydı yoksa tetikleyici bir şey mi gerekliydi ya da tamamen rastgele miydi?
Durumun aciliyetine bağlı olarak uyuyacak bir yer bulması pek olası değildi. Yine de öngörü gücüne güvenebilmek istiyordu — bu konuda daha çok detay keşfetmesi gerekeceği kesindi.
Öngörüleriyle neler yapabileceğini adamakıllı araştırması lazımdı.
Subaru: “Şimdilik tıpkı rüyamda olduğu gibi Beatrice’i beni yalnız bırakmaya ikna edebildim ama…”
Subaru, ilk seferinde Beatrice’ten kendisini yalnız bırakmasını istemiş ve deneme yanılma yoluyla dönüşüm pozlarını gerçekleştirmişti.
Fakat bu defa Beatrice, Subaru’nun yanında kalma konusunda daha ısrarcı olmuştu. Muhtemelen bunun nedeni, rüyasına kıyasla daha az bir arada bulunmaları, Taygeta yolunda olduğu gibi uzak durmalarıydı.
Her hâlükârda Subaru’nun yalnız kalmak istemesinin ardında bir sebep vardı.
Subaru: “Neden uyandığımı ve uyanmamdan hemen önce neler olduğunu bulmalıyım.”
Normal bir şekilde uyanmış da olabilirdi. Bununla birlikte rüyasının içerisindeki bir şeyin onu uyandırmış olma ihtimali de vardı.
Mesela korkunç veya acılı bir tecrübe yaşamak gibi.
Subaru: “Şu anda azıcık ödüm kopmuş durumda… ya önsezili rüya döngüsüne kapılıp bunu tekrar edip durursam; tüyler ürpertici bir şey, rüyada kelebek olduğunu görmek gibi.”
Rüyada kelebek olduğunu görmek öyle bir durumdu ki rüyanızda fiziksel olarak bir kelebekken uyandığınızda rüyasında insan olduğunu gören bir kelebek misiniz yoksa kelebek olduğunu gören bir insan mısınız bilemezdiniz.
İnsanın ayağını basacağı o sağlam noktayı belirsizliğin kuytularına sürükleyen, berbat, güvenilmez, sonsuz bir döngü olurdu âdeta.
Subaru’nun şu anki durumuna uyarlarsak; acaba bu önszeli rüyadan uyandığı gerçeklik miydi, yoksa uyandığı bir gerçeklik sandığı başka bir önsezi rüyası mıydı, gibi bir şeydi işte.
Yok bee, herhâlde o yeşil odada Emilia ve Beatrice’in onu sarsarak uyandırdığı âna geri dönmezdi, bunu düşünmek bile istemiyordu ama——
Subaru: “——Bundan kaçınmak için rüyamın sona erdiği yeri geride bırakmalıyım. Bunu yapabilirsem Emilia ve diğerlerine önsezili rüyalarımdan bahsedebilirim herhâlde.”
Hafızasını kaybetmeden önceki “Subaru” maalesef ki Emilia ve diğerlerine yeteneğini açıklamaktan kaçınmıştı. Şu anki Subaru’ysa bu durumu değiştirmek ve herkese yapabildiği şeyi itiraf etmek konusunda tedirgindi.
Neler olacağını bilmiyordu, gerginlikten sinmesine yol açan böylesine pervasızca bir şeyi yapıp da şu ana dek ertelediği işi başına getirmek istemiyordu.
Subaru: “——Ama kararımı verdim.”
Yine de pozisyonunu tekrar değerlendirmiş ve nihayet önsezili rüyalarından herkese bahsetmeye karar vermişti.
Her şeye rağmen başına geleceklerden bihaberdi. Beatrice’in gittiği noktadan itibaren dönüşüm pozlarını gerçekleştirdiği anlar da dahil olmak üzere tüm anıları son derece bulanıktı.
Dolayısıyla önsezili rüyalar gördüğünü kanıtlamak epey zor olacaktı. Üstüne üstlük o rüyaları nasıl aktive edeceğini de bilmiyordu. Yani kabiliyetini açıklamaya kalktığında kendisiyle iş birliği yapmalarına ihtiyacı olacaktı.
Rüyalarında uzmanlaşabilirse elinin altında son derece güçlü bir silah olabilirdi. Ya da belki de Pleiades Gözcü Kulesini fethetmelerine olanak tanıyacak gerekli bir silah.
Aklında bu düşüncelerle——
???: “——Natsuki-kun’a gelince, şu anda içerisinde bulunduğu delice durumda bize eşlik etmesi onun için tehlikeli olmaz mı?”
???: “————”
Grubun kalanına katılmak adına salonun önüne varan Subaru, bu kelimeleri işiterek nefesini tuttu.
Duyduğu zekice ses Echidna’ya aitti.
Her nedense Subaru, varlığını ilan etmekten yana tereddüt ederek duvarın arkasına gizlenmeye karar verdi. Ve salondaki konuşma devam etti.
Emilia: “Echidna, tehlikeli derken ne kastediyorsun?”
‘Anastasia’: “Söyleyecek başka bir şey yok, haksız mıyım? Şu anda içerisinde bulunduğu durumu düşününce hafızasını yitirdiği kesin, ona lafım yok. Fakat sonrasında söyledikleri gerçekten deli saçmasıydı. Paralel Dünya tabirini açıklayışı da bunun kanıtı.”
Emilia: “Paralel… dünya…”
Julius: “Onun gerçekten de Büyük Şelale’nin ötesinden geldiğine inanmıyor musun?”
Julius ve Emilia, Echidna’nın sözleri karşısında şaşkına dönmüş görünüyordu.
Subaru’nunsa kalbi sızlıyordu, Echidna’nın söyledikleri ne anlama geliyordu? Gizlendiği yerden çıkıp bunu sormak istiyordu ama şimdilik duygularını bastırmak zorundaydı.
Hem Subaru sormasa bile mutlaka bir başkası sorardı——
Ram: “Kesinlikle absürt bir açıklamaydı.”
Emilia: “Ram… sen de mi Subaru’nun söylediklerinden şüphelendin?”
Emilia, Ram’ın soğuk, kayıtsız ses tonuna şaşkınlıkla karşılık verdi. Ram ise bu soru karşısında “Emilia-sama” diye lafa girerek…
Ram: “Barusu’nun konuşmalarından başından bu yana şüphelendiğimi söyleyemem. Evet, Barusu’nun bildikleri, tavırları ve tuhaf adetleri bize yabancı. Yani hiçbirimizin bilmediği bir yerden gelmiş olabileceği doğru.”
Emilia: “E öyleyse…”
Ram: “Ama gelmiş olabileceği yer bu dünyayla sınırlı. Büyük Şelale’nin ötesinden gelmenin Barusu’nun tabiriyle Paralel Dünya şeklini alabileceğinden eminim ama böyle bir yerin var olabileceğine inanmıyorum… yani artık ona inanmam için herhangi bir sebep yok.”
Emilia: “Ram…”
Ram’ın açıklamasını işiten Emilia’nın sesi acı çekiyormuşçasına hafifçe kısılsa da hiçbir karşılık gelmeyince sessizce boğazını temizleyerek,
Emilia: “Ben Subaru’ya inanıyorum, Beatrice de öyle, bu yüzden lütfen, lütfen siz de Subaru’nun söylediklerine inanmaya çalışın.”
Julius: “…Emilia-sama, Echidna Subaru’nun bizi bile isteye kandırmaya çalıştığını söylemiyor. Yalnızca kafasının fena hâlde karışmış olduğunu söylüyor.”
Beatrice: “Şu söylediklerine rağmen o ruha katılmaya devam mı ediyorsun, sanırım!?”
Julius, düşüncelerini mantıklı bir şekilde Emilia’ya açıklamaya gayret ediyordu. Fakat bu meselede Subaru’nun tarafını tutmakta ısrarcı olan Beatrice’in umurunda değildi. Öfkesi çok çabuk alevlenmişti.
O saniyede odaya sinir bozucu bir sessizlik çöktü ve Subaru’nun alnında terler birikmeye başladı.
Shaula: “Heeeey, hepiniz didişmeyi kesip saaaakin olsanız iyi edersiniz. Hepiniz burada tartışıp birbirinizi boğazlasanız da şu anda Ustam burada değiiil, yani onu memnun etmenize imkân yok.”
Meili: “Bunun pek de o ölçekte bir tartışma olduğunu sanmıyorum… ama, aman neyse, peki.”
Subaru, hâlâ birer gözlemciymiş gibi görünen Shaula ve Meili’nin seslerini işitti. Ve kısa bir müddet oldukça mağrur bir gülümseme sunan Meili, “Delirmiş demişken,” sözleriyle konuşmasına devam ederek…
Meili: “Neden doğrudan Onii-san’a sormuyoruz? Onii-san, sahiden delirdin mi?”
Subaru: “——Hık.”
Subaru, bu haince kelimeler karşısında dişlerini sıktı. Duvarın ardında geçirdiği süre boyunca şaşırtıcı bir şekilde sakindi; ardından adım sesi çıkartmadan dikkatlice orayı terk etti.
Subaru: “————”
Aralarına biraz mesafe koyduktan sonraysa o ihtiyatlı adımları hızlandı ve sonra da koşuya döndü.
Ve hiç kimsenin olmadığı bir koridora ulaştığında alnını duvara yasladı.
Subaru: “Siktir!..”
Kime ne diyeceğini bilemeyen Subaru, duvara vurarak için için yanan duygularını içinden attı.
Kendisinin yokluğunda gerçekleşen bu tartışma onda beklenmedik bir şok etkisi yaratmıştı.
Tamamen güvenlerini kazandığını düşünecek kadar kibirli biri değildi. Tam aksine, böyle bir şeyin aklından hiç geçmediğini rahatlıkla söyleyebilirdi.
Subaru, güvenin çok temel bir ön prensip olduğunu düşünüyordu.
Emilia ve Beatrice Subaru’ya karşı çok kibar ve düşünceliydi.
Bunun çok rahatsız edici olduğu konusunda ısrarcı olsa da aslında ısrarı tamamen kendisini bunun doğruluğuna inandırma çabasıydı. Hiç şüphe yok ki farklı bir yerden geliyor olmasının kuleyi fethetmelerine faydası dokunacaktı.
Tüm anılarını, sükunetini ve derleyip toparladığı düşüncelerini yitirişi nedeniyle işe yararlığını bütünüyle yitirmişti.
Objektif olarak bakınca ne kadar utanmaz olduğunu görebiliyordu.
Çölün ortasındaki bu kulede güven de neyin nesiydi? Bu kadarına şu hâliyle pek anlam veremiyordu.
Ve “Natsuki Subaru”nun kazandıklarıyla baş edip edemeyeceğini bilemiyordu.
Subaru: “Bu durumda onlara önsezili rüyalarımdan bahsetmemin hiçbir faydası olmayacak.”
Hafızasını kaybettiğine inanmış olmaları bu insanların erdemli olduğunun kanıtıydı.
Ama bununla birlikte “farklı bir dünyadan” geldiğine inanmayacak kadar da makullerdi.
Dolayısıyla Subaru’nun, önsezili rüyalarını açıklayarak nasıl bir tepki alacağını düşünmesine gerek dahi yoktu.
Subaru: “En başından elime yüzüme bulaştırdım…”
Mahvetmişti, her şeyi mahvetmişti.
Peki bu noktada kendisi hakkındaki düşüncelerini tersine çevirip güvenilir biri olduğunu nasıl gösterecekti?
Şimdi aranan, ihtiyaç duyulan şey o “Natsuki Subaru” idi. Bu Natsuki Subaru değil.
Cahili oynayıp yanlarına geri dönmesi uygun olur muydu? Peki ya aralarında geçen hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi utanmazca onlarla İkinci Kattaki sınava katılması?
Belki de Emilia ve Beatrice buna karşı çıkar ve onu geride bırakırlardı. Bu durumda ona kim göz kulak olurdu?
Hiç değilse Shaula veya Meili olmasını umuyordu, çünkü onlarla konuşmaktan yana bir çekincesi yoktu.
Subaru: “…Siktir, aptalın tekiyim.”
Bu sözleri sesli şekilde dile getiren Subaru, ansızın yürümekte olduğu koridordan çıktı.
Dördüncü Katı alttaki katlara bağlayan kocaman bir spiral merdivene denk gelmişti—— Gözcü Kulesinin alt yarısına dek uzanan koca bir delikti. Gerçekten devasaydı.
Subaru: “Spiral, merdiven…”
Gözlerini o manzaraya diken Subaru, ansızın düşüncelere daldı. Rüyası da dahil olmak üzere buraya ikinci gelişiydi. Hem rüyasında hem de gerçekte, hafızasını kaybeden Subaru’ya Emilia ve diğerleri eşlik etmişti. Yani burayı hatırlamasında bir sorun yoktu ama——
Subaru: “Yo, bunun dışında, bir tuhaflık hissediyorum…”
Tüm bedenine bir ürperme gelmişti, tüylerinin diken diken olduğunu hissediyordu. Kanı donmuştu, kulakları korkunç bir şekilde çınlıyordu. Kalp atışları hızlanmış, kesik kesik nefes alıp vermeye başlamıştı ve her nedense dizleri titriyordu.
Dişleri zangır zangır titremeye başlamıştı. Subaru, tüm bu anormalliklerin farkındaydı.
Lakin tüm bunlar sıcaklık değişiminin veya herhangi bir dışsal faktörün etkisi değildi.
Bu anormallik, bu alışılmadık fenomen Subaru’nun kendi bedeninden kaynaklıydı. Daha fazlasını anlatmak gerekirse bedenindeki o etki, ruhundan veya daha derinlerinden kaynaklı gibiydi——
Subaru: “——Ah.”
Minik bir dokunuşla birlikte Subaru bir adım öne ilerledi.
——Yo, Subaru’nun öne adım attığı söylenemezdi.
Çünkü öne adım atmak, basılabilecek sağlam bir zemin olduğu varsayımı altında kullanılan bir tabirdi.
Subaru öne adım attığındaysa bacağı boşa çıkmıştı.
Ve ayağı havayı yarmıştı. İşte böylece…
Subaru: “A
A
A
A
A
A
A
A
AA!?——”
Düşüyor, düşüyor, yere yaklaşıyordu.
Tüm bedeni bir ağırlıksızlık hissiyatıyla sarmalanmış ve neresi yukarı, neresi aşağı göremeden düşmeye başlamıştı. Rüzgâr sesi kulak zarlarında uğulduyordu.
O an Subaru, olup biteni anlamıştı. Düşüyordu.
Yo, hafif bir darbe hissetmişti. Ama bu, yalnızca düştüğü anlamına gelmiyordu.
Subaru aşağı itilmişti——
“AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!!——“
Avazı çıktığınca bağıran Subaru, çaresizce ellerini uzatıyor; bir yer, tutunabileceği herhangi bir şey arıyordu.
Hiçbir şey yoktu. Tutunabileceği hiçbir nokta yoktu. Etrafındaki dünya öylesine dönüyordu ki onu algılaması bile mümkün değildi.
Bedeninde ne var ne yoksa alttan yukarı çıkarken çaresizce bir kusma arzusuna yenildi. Ve sarı kusmuk öbekleri ağzından çıkarak dosdoğru önündeki havaya saçıldı.
Bu hissiyatı… bunu hatırlıyordu.
Tüm bu acı ve kusmaların arasında bir zamanlar belirsiz olan anıları ansızın netleşmişti.
Evet, evet, öyleydi.
Subaru uyanmadan, önsezili rüyası sonlanmadan önce de aynı şeyi tecrübe etmişti.
Düşmüş, bu nafile durumdan yakınmış ve ardından bilincini yitirmişti.
Sonra da önsezili rüyasından uyanmış ve kendisini Yeşil Oda’da bulmuştu——
Derken bir anda bedeninin sağ tarafında sağlam bir darbe hissetti ve kemikleri paramparça oldu.
*ÇATIRT*
Bir şeylerin kırılma sesi göğü doldurdu, sağ tarafı âdeta yıldırım çarpmış gibiydi — böylece Subaru’nun çığlıkları son buldu.
Ve hemen ardından, azıcık gecikmeli şekilde bedenine şiddetli bir acı saplandı.
Subaru: “GYAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!!”
Sağ kolu tuhaf bir açıyla dışarı çıkmış, dirseğinden tamamen kırılmış ve kemiği teninden fırlamıştı. Üstü başı kanla kaplanmış, ceketi yırtılmıştı ve bitap hâldeki teninin altındaki pembemsi kaslarla beyaz kemikleri görebiliyordu.
Çarpmıştı. Dibe doğru düşerken bedenini spiral merdivenlere çarpmıştı. Döne döne gerçekleştirdiği kontrolsüz alçalış en nihayetinde Subaru’nun bedenini paramparça edecekti ve Subaru hâlâ durmamıştı.
——Yo, durum bundan çok daha kötüydü.
Subaru: “GHA! GHHH! GHHUU!”
Taklalar atarak inen bedeninin spiral merdivenin alt basamaklarından birine çarpışıyla dört bir yana kanlar sıçradı.
Bu defa çarpan yerin kafası olması Subaru’nun şanssızlığıydı. Alnı yarılmıştı. Kafatasının içerisinden bir şeyler saçılacakmış gibi hissediyordu.
O saniyede bilincini yitirdi—— fakat tam da her şey sona ermiş gibi gelirken bedeninin yeni bir basamağa çarpışı ve sağ kolunun acısı birleşince şeklini yitirmeyi sürdüren bedeni yeniden uyandı.
Subaru: “AHHHHHHHHHH!!! GYAAAAAA!!”
Acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor, acıyor.
Acı, ıstırap, kusma, yanma derken Natsuki Subaru küçücük parçalara ayrılıyordu.
Kollarının, ayaklarının, yüzünün, her parçasının fırlatılıp taş merdivenleri sıyırışı, kırılışı, parçalanışıyla insan şeklini andırmaktan uzaklaşıyordu. İnsan olmaktan çıkıyor, “Natsuki Subaru” olmayan bir şeye dönüşüyordu.
——İnsanı şekillendiren şey anılardır.
Subaru: “Böğğhh”
Haddi hesabı olmayan miktarlarda kan saçan Subaru, ansızın bu sesi işitti.
Onu anlıyormuşçasına böyle aptalca bir şeyi kim söylemişti ki? Gerçi hoş bir sözdü. İnsanı şekillendiren şey anılardı.
Evet, hoş bir sözdü.
E öyleyse bu, hafızasını kaybetmiş ve bir zamanlar olduğu kişi olmayan birini hangi lanet olasıca kalıba sokardı?
Subaru: “————”
Ağzından kanlar fışkırıyordu; kelimenin tam anlamıyla kan kusturan bir çığlıktı, boğazı tamamen paramparçaydı.
Natsuki Subaru dağılıyor, uzaklarda, çok uzaklardaki zemine ulaşana dek un ufak oluyordu.
Bu rüyanın uyanışı yoktu. Natsuki Subaru başarısız olmuştu.
Bir daha denemek için ikinci bir şansı olmayacaktı.
Son yakındı.
Ağır ağır; karanlık, karanlık… etrafındaki dünya karanlığa bürünüyordu.
——Sen kimsin?
İşte bunca çile ve sıcak kandan sonra Natsuki Subaru, nihayet un ufak hâlde varlığını yitirdi.


Çok merak ettim acaba Subaruyu iten de kim?Anılardan bahsetmesi biraz garibime gitti acaba Julius olabilir mi.