Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 39 – “Kalıntılar”

Kısım VI, Bölüm 39 – “Kalıntılar”

3 Mayıs 2026 124 Okunma 24 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Kavurucu bir ısı tekrar tekrar tüm benliğini dolduruyordu.

Kafatası, uzuvları, gövdesi, organları, eti ve kanı.

Bedenindeki her ama her zerre eziliyor, bükülüyor, kırılıyordu. Istırabından zihni tutuşmuştu, sanki her bir sinir ucu koparılıyormuş, ruhu alev almış da yanıp kül oluyormuş gibiydi.

Attığı çığlıklar akla hayale gelmez bir hararet ve kayıp hissiyle dolup taşıyordu.

Acı,      acı,      acı,       acı,      acı,      acı       acı       acı   acı   acı   acı   acı acıacıacıacıacıacıacıacı.

Acı içindeydi.

Yalnızca acı vardı. Sadece acı. Etrafındaki dünya acıyla doluydu. Bunu düşünmek bile daha çok acının üzerine çöreklenmesine yetiyordu.

Düşünceleri ve varlığı acıya bürünmüştü.

Gerginlik, kafa karışıklığı, stres, keder, öfke, çaresizlik… Acının önünde tüm bu duygular anlamsızdı.

Anlamsızlardı, evet, anlamsızlardı.

Düşünceler, eylemler, ölçüp biçişler, umutlar, anılar; hepsi de bir o kadar anlamsızdı ki.

Söz konusu değersizliğin en somut örneği olan o şeyler olunca neticede ezilmelerinin, parçalanmalarının ve yitip gitmelerinin ne değeri olabilirdi ki?

Yalnızca ruhuna kazınmış olan o sonsuz acı, Subaru’nun varlığının farkına varmasını sağlıyordu.

Derken ansızın o sonsuz acı da… silinmeye başlamıştı——

Subaru: “——AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAH!!”

Çığlık atarak uyandı.

An itibarıyla çığlık atan boğazının parçalanışı, biriken kanların ortasında boğulmuş olması bile bir anıdan ibaretti.

Subaru: “AAAAAAAAAAAAH!! AHHHHHHHHH!!”

Bağırırken kollarını ve bacaklarını kullanarak vücudunu bir yerlere çarpmaktan korumaya çalıştı. Kolları kırılmış, tamamıyla işlevsiz olmalıydı ama hareket ediyorlardı.

Yine de onların hareket edebiliyor olmasına rağmen bir ağırlıksızlık hissine yenik düşerek yere yığıldı ve zemine çarptı.

Subaru: “Gıh”

Konuşmaya çalıştı fakat ağzından konuşmayı andıran bir şey çıkartamadı. Yerde yuvarlandı.

Zeminin verdiği his tuhaftı; bedenine bir ip değdiğini hissediyordu. Oksijen için yakaran boğazını açtı ve bir anda duyduğu keskin acı, öksürük nöbetine yol açtı.

Buna dayanamayarak kustu. Midesi büyük oranda boştu. Kötü kokulu sulu parçacıklar buruk ağzından yere saçıldı.

Subaru: “Bööööğh, Bgh! Gh, ghrgh! Gbruuuugh!”

Şiddetli öksürükler, tükürülmüş birazcık safra, gözyaşları ve buruşturduğu suratına yapışmış sümükler. Bu hâlde, korkup yüzünü örterek alnını güçsüzce yere vurdukça vurdu.

Ve bu eylemi tekrarlarken nihayet farkına vardı.

——Vücudu paramparça olurken çektiği o bunaltıcı acı ortadan kalkmıştı.

Subaru: “——Ah?”

Acısının ansızın yitişi karşısında öylesine şaşkına dönmüştü ki birilerinin sakince sırtını sıvazladığını o ana dek fark edememişti.

???: “Artık daha iyi misin?”

Yaşlarla kaplı gözleriyle sırtını sıvazlayan kişiyi görebiliyordu.

Bulanık görüşüne rağmen o kızın görüntüsü son derece canlıydı; güzelim gümüş saçları ve ametist rengi gözleri vardı—— endişeli bir yüz ifadesiyle Subaru’nun sırtını sıvazlıyordu.  Subaru’nun tek yapabildiğiyse bir hırıltı sesi çıkartmaktı.

???: “Suba…”

Subaru: “AHHHHHHHHHHHHHH!!”

Bedenini bükerek sırtına dokunmakta olan soluk tenli eli uzaklaştırdı.

Bunu yaptığındaysa o ana dek sırtını sıvazlamakta olan kızın gözlerine bir şaşkınlık belirtisi yerleşti. Ancak orada ruhu ciddi bir hasar almış olan esas kişi Subaru’ydu.

Sırtı.

Sırtına dokunuyordu.

Şimdi de daha önce de biri sırtına dokunmuştu ve sonra da… ıstırap——

Subaru: “Ah.”

Ondan kaçmak için irkilerek geri sıçradı, ensesindeki tüylerin diken diken olduğunu hissetti. Fakat bacaklarının kontrolünü yitirince yana doğru dümdüz yığıldı.

Ve tam düşecekken alacağı darbe, altına uzanan siyah, sert bir varlık tarafından yumuşatıldı.

???: “————”

Bakışlarını eğdiğinde sürüngenimsi siyah bir canavarın kendisine baktığını görerek korkuyla tepki verdi. Onun keskin dişlerini ve ağzında sıra sıra dizili uzun dişlerini gördüğü andaysa o dişlerin kolaylıkla kendisini çiğneyebilecek birer silaha dönüşebileceğini fark etti.  

Subaru: “AHHHHHHHHH—— Hık!!”

Ve bir kez daha çığlık attı. Bu defa öne doğru kaçmayı denedi. Gözlerinin önünde birilerinin bacağının olduğunu görebiliyordu ama kafasını kaldırmaya cüret edemeyince yolunu kesen o ufak silueti itip geçmeyi seçti.

???: “Beatrice!”

Kızın gümüşi çanları andıran sesi bir şeylere tiz bir şekilde, delice seslense de kulaklarını kapatmış olduğu için içeriği Subaru’ya ulaşmadı.

Ve Subaru, o saniyede odayı oluşturan yeşillikler arasındaki boşluğa yöneldi. Bacakları titreye titreye odadan dışarı fırladı. Taş koridora adımını attı ve bedenini hiç durdurmadan duvara tosladı.

Ardından vücuduna yayılan acıyla birlikte duraksadı. Görüşü kırmızıya bulanmıştı ve zihninde kemiklerinin kırılışının yankısını hayal ediyordu.

Subaru: “Hiii——”

Çarptığı sağ kolu normal şekilde hareket ediyordu. Sahiden normal mi diye bir kez daha duvara vurdu. Yeniden acı hissetti. Yeniden çığlık attı.

Ve kendisini duvara yaslayıp sendeleyerek koşmaya başladı.

Subaru: “Ha… hff… huff… Hık!”

Nefes nefese kalmıştı, ağzından salyalar akıyor, alnından terler dökülüyordu, koridorda olabildiğince hızlı şekilde koşmaya devam ediyordu.

Arkasından birilerinin geldiğini, kendisini takip ettiğini hissediyor ama arkasına bakma dürtüsüne engel olmak için direniyordu. Çünkü gerçekten bakar ve birisinin kendisini takip ettiğine karar verirse bu ona hâlihazırda yerinden çıkmak üzere olan kalbini kontrol edemeyeceği kadar ağır gelirdi.  

Evet, kalbi yerinden çıkacakmış, bedenindeki kan çürüyormuş, vücudu ayaklarından başlayarak cam bir heykelmişçesine paramparça olacakmış gibi hissediyordu.

Bu bir önsezi miydi yoksa doğrular bu şekilde miydi bilinmezdi ama net olan bir şey vardı—— böyle devam ederse öleceği mutlak, sarsılmaz bir gerçekti.

İnsanlar mahvolmak için doğarlardı.

Yaşadığınız her saniye er ya da geç karşılaşacağınız ölüme daha da yaklaşır, sonunuza doğru yürürdünüz.

Gerçi Subaru için şu anda Ölümün bu mecazi anlamı işlemiyordu. 

Ölüm ona kararlı bir şekilde, adım adım yaklaşıyordu. Onun kaçmaya çalışan o nahoş, utanmaz benliğini onunla alay edercesine köşeye sıkıştırıyordu.

Subaru koşuyor da koşuyordu. Kaçıyor da kaçıyordu.

Ölüm ise onu takip ediyordu. Öldürülecekti. Öldürülecekti. Bu gidişle öldürülecekti.

Gerçi çoktan öldürülmüştü ama yine öldürülecekti. Aslında böyle saf bir ıstırabın varlığında ölmemek mümkün olabilir miydi ki? Bu hayatın bir gizemi miydi? Her ne ise son derece mide bulandırıcıydı.

Bunu “gizem” şeklinde süslemek son derece yakışıksız olurdu. İtici, münasebetsiz bir eklemeydi.

Ee, Subaru’nun ölmüş olması gerekmiyor muydu?——

Subaru: “——Hık.”

Kalp atışlarının sesi kulak zarını sarsan bir patlama gibi hissettiriyordu; görüşü gidip geliyordu. Nefes alma şekli bile bir bebeğin ilk nefeslerini andırıyordu. Ölüm korkusundan kaçarken çizdiği manzara tam bir saçmalıktı.

Yine de tüm komikliğine rağmen gülen yoktu. Onun için her şey bir korku sebebiydi.

Subaru: “————”

Neredeyse nerede olduğunu bilemeyecek hâlde koşuyor, geride bıraktığı tüm taş koridorlar gözüne aynı görünüyordu.

Anladığı tek bir şey varsa o da geldiği yere geri dönmemesi gerektiğiydi. Gerçi bu şekilde istikamet düşünmeden koşmaya devam ederse er ya da geç yolunu kaybedecekti.

Ve yolunu kaybederse biri tarafından yakalanacaktı. Biri tarafından yakalanırsa hayatını kaybedecekti.

Neden, neden hayatı? Şu anda böyle bir sorunun hiçbir faydası yoktu.

Sola mı sağa mı gittiğini düşünecek vakti de yoktu.

Her an gelebilecek olan Ölümden kaçarken sağ elini duvara yerleştirmişti ve buna güvenerek koşuyor, soluğu tamamen kesilmiş hâlde delice nefes alıp veriyordu.

Boğuluyormuş gibi hissediyordu.

Bir damla suyun bulunmadığı bir zeminde olmasına rağmen suyun yüzeyine çıkma mücadelesi veriyor gibiydi.

Boğuluyor, boğuluyor, boğulurken çırpınıyor, suyun yüzeyine yöneliyor, tekmeliyor ve mücadele ediyor, tekmeliyor ve mücadele ediyor, debeleniyor, debeleniyor, debeleniyor derken nihayet——

???: “——SEN, sabahın bu saatinde burada napıyosun, OY!”

Subaru: “————”

Gözlerinin önünde korkunç büyüklükte bir varlık olduğunu hissettiğinde adımları duraksadı…

——Yo, duraksayan tek şey adımları değildi.

Nefes alışı da duraksamıştı, gürültülü kalp atışları da duraksamıştı, korku ve bitkinlikten tir tir titreyen dizleri de duraksamıştı. Tüm hayati belirtileri duraksamış, ensesinden yakalanmış gibiydi.

——Gözlerinin önünde dev gibi bir varlık, bir illüzyon vardı.

Fakat bir iki saniye sonra yavaşça anlamaya başladı. Evet uzundu ancak karşısındaki kişinin insanların sahip olabileceğinin ötesinde bir yapıya sahip olmasına imkân yoktu.

Ama aynı zamanda kendisini böylesine gaddar, şeytani bir auraya bürüyebilen bir insan olduğu gerçeği değişmemişti.

???: “Yalnızca tek bi kişi mi? Sen konuşmaya bile değmeyecek yapayalnız bi ufaklıksın. Ufaklıksın, ee öyleyse, insan yerine hayvancık mı diyeyim? Gerçi hayvancık desem bile dikkate almaya değmezsin. Git de dün yanında olanları topla, şu seksi kızı da getir. Beni dinliyo musun, hey! Sana diyorum, OY, SANA DİYORUM!”

Önünde duran kişi boş boş konuşuyordu.

Son derece şiddetli biri olduğuna dair belirtiler veriyor ve konuşma tarzı, her kelimeyle Subaru’yu dövermişçesine kaba hissettiriyordu. Subaru’nun duraksayan nefes alıp verişi, sessizleşen kalp atışları ve titreyen dizleri ansızın hareketlenmeye başlamıştı.

——Tam da adım atmaması gereken yere, hiddetli bir canavarın kafesine girmişti.

Yalnızca koşmaya devam etmeli, canını kurtarmak için kaçmalıydı.

Taş koridorlar boyunca koşmuş ve kendisine tanıdık gelen her yerden uzaklaşmaya çalışmıştı. Tuhaf bir odanın içerisinde bulduğu, kendisini yukarı taşıyan merdivenleri takip etmişti.

Belki de dün o merdivenlerin bahsi geçmişti, yoksa dün gibi bir şey miydi, belki de birkaç saat önceydi? Hafıza kaybıyla hepsi yitip gitmişti.

Uzun, uzun, uzun, uzun, inanılmaz uzun merdivenleri tırmanmış, çıkmış ve sonra da…

Sonra da o merdivenlerin sonuna ulaşınca olabilecek en korkunç canavarla göz göze gelmişti.

???: “Beni dinliyo musun ki?”

Subaru: “…Hh.”

Bir anda nefesi kesilen Subaru, başka bir suratın hemen gözlerinin önünden kendisine bakmakta olduğunu fark etti.

Uzun, kırmızı saçları ve sol gözünü kapatan siyah bir göz bandı vardı. Omuzlarından birini ve göğsünün bir kısmını açıkta bırakan bir kimono giyiyordu. Çıplak göğsüne beyaz keten bezler sarılıydı.

Ve Subaru’nun burnunun hemen ucuna ince, ahşap bir çubukla vuruyordu. Çubuğun ucu hiç keskin olmasa da Subaru, önüne çıkan bu şeyi de “Ölüm” olarak algılıyordu.

Subaru: “——Hık.”

???: “Hey, sakın beni görmezden geleyim deme.”

Subaru: “Ne, ah, eh?”

Diye geveleyen Subaru, hiç tereddüt etmeden içgüdülerine itaat ederek adamdan kaçmaya çalıştı.

Fakat odanın gerisine gitmeye çalışmasıyla adamın göğsüne toslaması bir oldu. Ardından adam tarafından o ahşap çubukla itilerek yere düşürüldü.

Kafasının arkası zemine vurdu, görüş alanında parlak ışıltılar oluştu. Gözlerinden acıdan kaynaklanan yaşlar dökülmeye başladı.

Çünkü zemine vurmanın, kafasını yere çarpmanın acısı ona… parçalanmanın acısını anımsatmıştı.

Subaru: “Aa, aaa, aaaaaaaaah…”

???: “OYOY, hadi ama, ağlıyo musun? Niye ağlamaya başladın ki? Aşağıda erkek arkadaşınla falan mı kavga ettin? Yoksa seni küçümsediğim için mi ağlıyosun?”

Subaru: “Gıh… hiii… uuuuu!”

???: “Tanrım, beş para etmez piçin tekisin, OY!”

Sırt üstü yatar hâlde gözlerinden yaşlar dökülen Subaru, tecrübe ettiği dehşeti yavaşça yeniden yaşıyordu. Bu manzaraya bakan uzun saçlı adamsa kabaca kafasını kaşıyordu.

Ardından Subaru’nun yanına eğilerek…

???: “Hadi ama, bana neler olduğunu anlatsana. Söylemek istediğin bi şey varsa can kulağıyla dinlerim.”

Subaru: “…Uh, ah?”

???: “Ta buraya dek koşmuşsun. Gerçekten büyük bi mesele olmalı, haksız mıyım seni puşt.”

Adam bu kelimeleri kullanırken iç çekmişti. Subaru ise ne kastettiğini anlayamaz hâlde boş boş gözlerini kırpıştırmakla yetiniyordu.

Derken kıyaslanamayacak kadar gaddar görünen adamın yavaşça daha belirgin hatlara büründüğünü hissetti. Yalnızca bir insan şekli almakla kalmamış, aynı zamanda bir insanın duyguları ve özüyle bağlanarak gerçek bir görüntü çizmeye başlamıştı.

Subaru’nun gözyaşlarından buğulanmış görüş alanından kendisine bakan adam giderek daha da netleşiyordu——

???: “Ne dersen de ahmağın tekisin!”

Subaru: “Gii, gıh, aaaaAAAAAAH!?”

——Derken kana susamış bir köpekbalığını anımsatacak merhametsiz bir görünümle ahşap çubuğu Subaru’nun göğsünün ortasına sapladı.

Çubuğun sivri ucu, kaburgalarının arasına girmişti. Adam, soktuğu çubukla Subaru’yu dürtüyor, alay edercesine narin iç organlarını gıdıklıyordu.

Tüm bedenine saf bir ıstırap nüfuz eden Subaru’nun kan kusmak istemesine yol açıyordu.

???: “Koşturarak ne halt yemeye çalışıyodun, seni puşt?! Daha da kötüsü, bana yaltaklanmayacaksan buraya aklında neyle geldin, seni puşt. Ben senin gardiyanın da değilim, dostun da değilim, seni puşt. Tarafını seçen sen değil miydin, seni puşt. Lanet olasıca canından olmak mı istiyosun?”

Subaru: “Gıh! Gah! Aaağh! Gghhhgya!”

???: “Aramızda konuşarak anlaşılabilecek cinsten bi ilişki olduunu sanma, seni puşt. İşler öyle kıyak sona erecek olsaydı en baştan buraya çağrılmazdım. Beni öldürebileceğini düşünüyosan buyur. Seninle oynamaya varım. Nihayet.”

Sinir bozukluğu ve düşmanlık içerdiği bariz kelimelerinin her birinde öfkesi daha da artıyordu. Subaru’nun organlarını kurcalayan adamın elleri belirgin bir inceliğe sahipti ve olağanüstü hassasiyetleriyle övünüyordu.

Keskin ve katlanılamaz bir acıyla organlarının önemi öğretilen Subaru ise bunu gayet iyi anlıyordu.

Karşısındaki adam gergin olsaydı veya duygularının kendisini ele geçirmesine izin verseydi veyahut elleri hassas, incelikli denilebilecek düzeyde olmasaydı Subaru’nun bağırsakları uzun zaman önce patlamış olurdu.

Böyle olmamasının tek nedeni, adamın sahip olduğu o korkunç yetenekti.

Şiddet konusunda ve o şiddeti uygulama sanatında fazlasıyla kutsanmış, zulmeden tarafta olmak için yaratılmış ezici bir deha.

Ancak böyle bir deha sayesinde bu vahşet bu kadar kusursuzca icra edilebilirdi.

——Yo. Burası… bu yer, onun bildiği yerlerden o kadar farklıydı ki.

???: “Kaybol gözümden, yavru balık.”

Subaru: “Gıh——”

Bağırsaklarındaki dürtülme hissiyatının silinişinin hemen ardından adamın ayağı şiddetle beline indi.

Onu ayağının kenarıyla tekmelemek yerine bedenine futbol topuymuşçasına vurmuştu. Karşılığında bedeni havalanıp dönen Subaru, havada taklalar atarak içerisinde bulunduğu geniş odanın dışına fırladı.

Fakat uçarak çıktığı odanın dışında kendisini karşılayan şey…

Subaru: “Yok aaaARTIIIIK!…”

Ç.N: (Yağmurdan kaçarken doluya tutulan gariban Subaru…)

Yeniden merdivenlerden yuvarlanacaktı. Bu manzarayı zihninde canlandıran Subaru, içgüdüsel olarak tırnaklarını yere sapladı.

Korkunç tizlikte bir sürtünme sesiyle birlikte sağ elinin orta ve yüzük parmak tırnakları köklerinden koptu. Altlarındaki sinirler açığa çıktı ve kanının kırmızısı yerleri ıslattı fakat bir şekilde kendisini düşmekten alıkoymayı başardı.

Subaru: “Gıh, guhhhh!..”

Kısa bir rahatlama anının ve düşmekten kurtuluşunun hemen ardından tırnaklarından yayılan kavurucu bir ısı hissiyatının saldırısına uğradı. Keskin bir acı duyduğu eline baktığındaysa tırnaklarının açık bir kutunun kapağı gibi kalktığını gördü; serçe parmağının tırnağı da gevşemişti. Bunu görmek, acı hissinin beyninde iyice kuvvetlenmesine neden oldu.

Subaru: “Acıyor… acıyor, acıyor, acıyor…”

Sol eliyle tırnakları çıkmış olan sağ elini tutarak acıyı azıcık da olsa hafifletmek için baskı uyguladı. Yaralarından damlalar hâlinde dökülen kan bileklerinden süzülüyor ve kendisini kaldırmaya çalıştığı merdivenlerde kandan bir iz bırakıyordu.

Artık arkasına bakacak cesareti kalmamıştı.

O merhametsiz canavarın dikkatini üzerine çektiğine dair hiçbir işaret yoktu. Ve onu göz ucuyla dahi görecek olduğu takdirde buna dayanamayıp bu defa merdivenlerden düşeceği kesindi.

En kötü senaryodan kaçayım derken kendisini en kötü ikinci senaryoda bulmuştu. Ee, peki şimdi ne yapacaktı?

Subaru: “Ned…en?”

Neden bu noktadaydı?

Nasıl kaçacağını unutmuş, kalp atışları dehşet tarafından yutulup felç olmuş ve nihayet aklı, neden burada olduğuna dair bir meraka ve saçmalıklara kaymıştı.  

Ezilip parçalanmış olması gerekirken buradaydı.

Kavurucu bir ısıyla sarmalanıp yok olmuş olması gerekirken hâlâ buradaydı.

Her şey bir rüya ya da bir illüzyon ya da öyle bir şey olsaydı ne hoş olurdu.

Subaru: “Önsezili… rüyalar…”

Yaşadığı şeyin bu olduğunu varsaymıştı.

Gördüğü manzaralar, konuştuğu kişiler, aralarında geçen konuşmalar tamı tamına anımsadığı gibiydi, olaylar tamı tamına olması gerektiği gibiydi… çünkü onları bizzat kendi gözleriyle görmüştü.

Bu yüzden bunun nedenine dair kendince bir teori geliştirmiş, bunu bir düzene koymaya çalışayım diye düşünmüştü.

Elbette bunu bazı açılardan kendisini hiç ilgilendirmezmiş, bununla hiç işi olmazmış gibi bir belirsizlikle aklından geçirdiği bile olmuştu.

Ancak böylesine yüzsüz ve sığ fikirli olmanın ödülünün böylesine yoğun bir acı tatmak olduğunu bilmiyordu.

Subaru: “————”

Olduğu yere çömelip kalmış olduğunu fark etti Subaru.

Bedeninden kanların damladığını ve ayaklarının altındaki merdiven basamaklarını kırmızı bir tona bürüdüklerini görebiliyordu.

Boşa çaba harcama hissiyatı, yitiklik, bunalım… Genel olarak kafasında pek çok negatif düşünce dönüyordu.

Kafasında dönüp duran o sonuçları incelese bile hepsinin aynı düşünceye bağlandığını görecekti—— Tüm bunları neden tecrübe ettiğini bilmiyordu.

Subaru: “————”

Daha birkaç saat önce sıkıcı gündelik hayatının tadını çıkartıyordu.

Orada hiçbir tehlike yoktu, başına gelen en kötü şey, geleceğinden endişe duymasıydı. Onu tehdit eden herhangi biri veya ciddiye alınacak herhangi bir şey yoktu.

——En fazla anne babasının bakışlarıyla yüzleşmesi gereken bir yerdi.

Bu o kadar mı yanlıştı, diye düşünüyordu.

Annesi ve babasına rahatsızlık vermeye devam etmişti. Onları hayal kırıklığına uğratmaya devam etmişti. İyi bir oğul olmamıştı.

Ve bu yüzden ölüm acısının tadına bakmıştı. Hâl böyleyken şimdi de ölmediği bir duruma sürüklemişti. Kopmuş tırnakları canını yakıyordu, garip bir adamın işkencesine uğramıştı, bu merdivenlerde bir başına bırakılmıştı… ağlıyor muydu o?

Geriye dönüp bakınca, üzerine düşünmüş olsaydı… İşleri daha düzgün yürütebilirdi.

Subaru: “… Hiç değilse ‘Sonra görüşürüz’ demeliydim.”

Pişmanlıklarla dolu bir hayattı. Her şey yanlış gitmiş, yalnızca başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Tekrar düşününce bir zamanlar yeniden yapmak istediği şeyler şimdi kendi el ve ayaklarıyla yapılması imkânsızmış gibi geliyordu. Ve ilk defa aklına geldiği üzere…

——Evden çıkarken annemin bana “Kendine iyi bak” dediğini duydum.

Yanıt vermedim.

Neden?

——Çünkü lavaboda bıraktığım bardakları yıkamamıştım.

Subaru: “Gıh, ff…”

Bardakları yıkamamıştım.

Sıcak çikolata içtikten sonra diplerine yapışıp kalan kahverengi lekeleri çıkartmak umurumda değildi. Annemin seslenişine yanıt verseydim aramızda bir konuşma başlayabilir ve bana o bardakları yıkamam söylenebilirdi.

Sırf bardakları yıkamak istemediğim için annemin söylediklerini duymazdan geldim.

Hiçbir şey söylemedim. Tek kelime etmeden evden ayrılıp markete gittim ve kendim kazanmadığım parayı harcadım. Sonra da kendimi burada bulduğumu fark ettim.

Anneme veya babama hiçbir şey söylemedim, bulaşıkları yıkamadım ve kendimi burada buldum.

Bulaşıkları yıkamadan, iyi kalpli anneme tek kelime bile etmeden burada ölebilirim. Öleceğim, daima sorun yaratmış biri olarak, karşılığında hiçbir şey sunmadan, birkaç bardak bile yıkamadan öleceğim.

Ölecek, öleceğim. Öleceğim. Kesinlikle öleceğim.

Bu yükseklikten düşersem kurtuluşum yok. Kesinlikle öleceğim.

Subaru: “…Ben, öleceğim.”

Öleceğim.

Yaşayan her şey er ya da geç ölür ve ben de burada öleceğim.

Burada bir başıma.

Annem veya babam olmadan, tamamen yabancı kişilerle çevrelenmiş şekilde, pis, kanlı bir püreye dönüşüp öleceğim.

Subaru: “Öleceğim. Öleceğim. Ben… öleceğim. Öleceğim, öleceğim, öleceğim…”

Bu şekilde mırıldanıyordu. Ve tuhaftır ki mırıldandıkça araya birazcık daha mesafe koyuyor gibi geliyordu.

Geçici bir huzura eriyordu. Dikkati dağılıyordu. Tabii bunu kelimelere döktüğünde çarpıcı bir değişim gerçekleşiyor değildi.

Ölüm değişmeyecekti, Subaru’nun kaderine yetişmek için gülümseyerek ortalıkta dolaşıyordu.

Az önce bir insan şekli almış gibiydi. Karanlık bir gölge yükselmiş, alay edercesine yüzüne gülmüştü.

O surat, karanlık bir gölgenin içine sıkışıp kalmış o surat tanıdık gelmişti. Burada kimin suratını tanıyordu ki? Bunu düşünürken farkına vardı…

Ölüm, üzerinde kendisinin yüzünü taşıyarak kendisini işaret ediyor ve o tir tir titrerken kahkahalarla gülüyordu.

Subaru: “Gülme.”

Gözlerini gölgeye dikti ve yoğun bir nefretle böyle söyledi.

Gölgeyse gülümsemeye devam etti. Onu parmağıyla işaret etmeyi kesmedi.

Subaru: “Gülme. Bana gülme! Burada gülünecek bir şey yok!..”

Ayaklanıp dişlerini sıkarak duvarın yanında durmakta olan gölgeye yaklaştı.

Gölge gülümsemeye devam ediyordu. Parmağıyla kendisini işaret etmeyi de kesmemişti.

Subaru: “Gülmeyi kes. Öleceğim. Ama senin elinden değil. Beni sen öldürmeyeceksin.”

Ölümün somut hâlinin yüz ifadesi ilk kez değişti.

İşinin söylediği şekilde gerçekleştirilmemesine öfkelenmiş gibi bir hâli vardı.

Görünüşe göre bu, gölgenin zayıf noktasıydı ve Subaru, ona karşı ardı arkası kesilmeyen bir saldırı başlatacaktı.

Subaru: “Senin tarafından öldürülmeyeceğim. Öleceğim. Öleceğim kesin bir şey! Öleceğim! Ölüyüm ben. Çoktan ölmüşüm! Öldüm ve buraya geri döndüm ama ben——”

——senin tarafından öldürülmeyeceğim.

İşte o kelimeleri açıkça söylemeye çalıştığı anda…

Subaru: “————”

Dudakları iradesine uygun şekilde hareket etmeyi kesti. Fark ettiği ikinci şey, gölgeye bakmakta olan gözlerinin donup kaldığı, bedeninden tamamen ayrılma hissiyatı yaşadığıydı.

Neden? Sorgulama yeteneği bile mühürlenmiş, yalnızca bedenindeki bu ani dönüşüme yenik düşmüştü.

Kımıldayamıyordu. Bedeni—— Yo, kımıldamayı kesen kendi bedeni değildi. Etrafındaki dünyaydı.

Önündeki karanlık gölge de kımıldamayı kesmiş, çarpık öfke ifadesi yüzünde donakalmıştı.

İşte Subaru’nun kımıldayamadığı bu dünyada, kımıldayan tek bir şey vardı. Ve o da——

???: “——Seni seviyorum.”

——Siyahlı bir kadını andırıyor olabilirdi.

Karanlıktı, tüm bedeni bütünüyle siyaha bürünmüş, ince uzuvlara sahip bir kadındı.

Subaru, bu kadının bedeni karanlıktan mı yapılmış yoksa yalnızca baştan ayağa siyah mı giyinmiş bilemiyordu. Hangisi olduğundan emin değildi, ikisinden birini seçmenin bir anlamı olacakmış gibi de görünmüyordu.

Siyah bir gelinlik giyip içini dışını görmeyi imkânsız kılan siyah bir duvak takmış gibiydi. O siyah duvak, yüzünü tamamıyla gizliyordu.

???: “——Seni seviyorum.”

Bununla birlikte karanlığa bürünmüş kadının dudaklarından çıkan kelimeler, akla hayale gelmez derecede güçlü duygular barındırıyordu.

Subaru’nun o dudaklardan sızan kelimelerle yakınlık kurabilmesi için tam olarak kaç duyguya konsantre olması gerekiyordu?

O kelimelerde nitelik vardı, nicelik vardı, geçen zaman hissiyatı vardı, ağırlık vardı, değer vardı ve bu yalnızca genel kavramlardı.

Subaru, bu dünyada aşağı yukarı kaç kişinin “Seni seviyorum” demiş olduğunu bilmiyordu—— fakat tüm bu “Seni seviyorum”ları toplayıp bir araya getirseniz ancak bu kadının “Seni seviyorum”una eşit olabilirdi.

Derken sevgi sözcüklerini kibarca fısıldayan kadın, siyah kolunu ağır ağır Subaru’nun göğsüne yaklaştırdı.

İncecik parmakları Subaru’nun göğsünü, tenini, etini aştı ve kemiklerinin arasında atmakta olan kalbini okşadı.

Subaru: “————”

Birkaç dakika, düzinelerce dakika, ne kadar vakit geçtiğini bilemiyordu. Subaru’nun kalbi uyandı uyanalı o kadının varlığından haberdardı.

Ama o ana dek onun varlığını sinir bozucu bulduğunu bir kez olsun düşünmemişti. Çünkü——

???: “——Seni seviyorum.”

Kadın, Subaru’nun kalbini fısıltılarındaki o tutkuyla okşuyordu.

İşte o saniyede Subaru’nun içine büyük bir şok nüfuz etti ve acıdan korkan bedeni, o şoka tamamıyla yenik düştü. Düşüşüyle parçalanan bedeni, yanıp kavrularak varoluştan silinen ruhu, hatta annesini düşündüğünde kalbinde duyduğu suçluluğun acısı bile tüm o acılar bu acıya kıyasla bir hiçti.

Kadının çığlık atmasına izin vermesini istiyordu.

Boğuk bir sesle bağırabilirse acısını birazcık hafifletebilirdi. Yalnızca acıyla yüzleşmektense içerisinde bulunduğu acıdan başka bir şeyleri düşünerek o acının bir kısmından kaçabilirdi.

Ama şu anda bunu yapamıyordu. Yalnızca acısıyla yüzleşebiliyordu.

???: “——Seni seviyorum.”

Kadının sevgisi, Subaru’nun kalbinin peşini bırakmayacaktı.

Âdeta dikkatinin kendisinden başka hiçbir şeye kaymasına müsamaha etmeme şeklinde sonsuz bir arzuya sahipmiş gibiydi.

——Onun etrafındaki her şeyi kıskanıyormuş gibiydi.

Subaru: “——Haa”

Derken Subaru, ansızın özgür kaldı.

Subaru: “————”

Soluk soluğa olduğu yere çöktü.

Gözlerinden yaşlar taşıyor, kendini tutamıyordu. Kasıklarının etrafında sıcak, ıslak bir his duyuyor ve merdiven basamaklarına idrarı damlamaya başlıyordu.

Öncesinde durmuş olan karanlık gölgeyse bu utanç verici manzarayı parmağıyla gösterip sesli kahkahalar atmaya geri dönüyordu.

İşte kendisine gülen o figürü izleyen Subaru, oyuna getirildiğini fark etti. Zayıflık göstereceği tavırlar sergilediği için dokunmaması gereken bir noktaya dokunmaya itilmiş, kandırılmıştı.

Subaru: “Ben…”

Sözlerinin devamını getiremiyordu.

Aklı tamamen durmuş şekilde kafasını tutuyordu. Tırnaklarının koptuğu yerlerdeki yaralarından hâlâ kanlar akıyordu. Gözyaşları ve damlayan idrarı bile zayıflığının ve aptallığının cezasıymış gibi görünüyordu.

——Hadi öldür gitsin beni.

Kafasının içerisinde bu cümleyi kurdu. Öldürülmeye gelince, gerçekten “ölecek” miydi ki?

Merdivenlerden yükselen adım seslerini ve bulunduğu noktaya hızla yaklaşan tedirgin sesleri işitti.

Ve o sesler kendisini bulana dek aptal bir çocuk gibi kendi pisliğine ve hayal kırıklığına bulanmış şekilde ağlamaya devam etti.

Evet, Natsuki Subaru’nun kalıntıları—— ağlamaya devam etti.

#Resmen hiçbir şey bilmeyen, her şeyden ve herkesten bihaber korkak Subaru’ya geri döndük. Onun yeniden bu hâle gelmesi de çektiği acılar da diğerlerinin ne kadar afallayacağını düşünmek de beni üzüyor. Bakalım bu meseleleri çözümlememiz kaç bölüm alacak, hadi okumaya devam!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
zVndree
10 Mayıs 2026 09:00

Subarunun mental sikildi amk Satellası 2 çift kelime etsen ölür müsün be kadın