Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”

Kısım X, Bölüm 4 – “Yuur Velkım”

26 Şubat 2026 319 Okunma 24 dk okuma

Bölümün ortalama okuma süresi 18 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D.

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “——Buhar motoru falan değil, acilen büyü taşı motoru tarzı bir şey geliştirmemiz lazım.”

Sürücü koltuğunda dizginleri kavramış, gözlerini ileriye dikmiş olan Natsuki Subaru böyle söyledi. Subaru’nun bu sözleri üzerine, kucağına cuk diye oturmuş olan Beatrice kaşlarını çattı.

Beatrice: “…Yine ağzından tuhaf tuhaf şeyler çıkmaya başladı, doğrusu. Büyü taşı motoyu da neymiş, sanırım?”

Subaru: “Henüz bu dünyada olmayan bir teknoloji diyelim. Şöyle düşün, büyü taşının enerjisini kullanarak buhar motoruna benzer bir sistem kurabilirsek lokomotif falan yapabiliriz belki diye düşündüm de.”

Beatrice:Logomatif?

Subaru: “Büyü taşı bitmediği sürece sonsuza dek koşan, yer ejderhası gerektirmeyen demirden yapılma ejder arabası gibi bir şey işte. Sadece ray döşendiği yerlerde gidebildiği için özgürlüğü kısıtlı ama rayları bir kez bağladın mı inanılmaz bir hızla gidip gelmek mümkün oluyor. Nasıl fikir sence?”

Beatrice: “Nasıl mı? Kullanışlı olduğunu düşünüyorum, doğrusu. Saçmalık derecesindeki gerçek dışılığını görmezden gelirsek, sanırım.”

Beatrice’in bıkkınlığını gizlemeyen cevabına karşılık Subaru dudaklarını büzüp hoşnutsuzluğunu belli etti. Bayağı oluru olan bir fikir olduğunu düşünüyordu ama gerçeğini bilmeyince hayal etmesi zor oluyordu tabii.

Gerçi çalışan bir lokomotif görmemiş olmak konusunda Subaru’yla Beatrice arasında pek bir fark yoktu.

En azından buhar motorunun çalışma prensibine biraz daha hâkim olsaydı daha gerçekçi konuşabilirdi belki.

Patrasche: ――Doğğhh.”

Subaru: “Hop hop, pardon pardon Patrasche. Beni karşılamak için ta İmparatorluğa kadar gelen seni bir kenara atacak değilim. Sadece hani, doğru işe doğru adam mantığıyla…”

Patrasche: ――Doğğhh!”

Beatrice: “Bunlarla kandırılacak gibi durmuyor gibi, doğrusu. Patrasche’ın keyfini kaçırırsan eve dönüşümüz iyice uzar, sanırım.”

Subaru: “İşte ne pahasına olursa olsun kaçınmam gereken bir durum bu… Düzelt şu suratını n’oluur.”

Lokomotif imajını tam olarak paylaşamasalar da o aletin oynayacağı rolün kendisininkiyle çakıştığını anlamıştı anlaşılan. Biricik ejderi Patrasche’ın protestosu karşısında başını kaşıyan Subaru, dizginleri yeniden kavrayıp hep aynı görünen kum manzarasına gözlerini kıstı.

——Pleiades Gözcü Kulesi’nde Al’ı saf dışı bırakan Subarugiller, “yaşanmamış sayılan” döngüde ortaya çıkan gerçekleri ve bilmeleri gereken şartları öğrenmek adına, hiç durmadan Başkent’e doğru ilerliyorlardı.

Al’ın ihanetine uğramış olmanın şoku büyüktü, bunu hazmedebilmek için biraz da zorlama bir neşeyle kuleden ayrılmışlardı. ——Ama asıl mesele, Başkent’e giden yolun çok uzun olmasıydı.

Dile kolay, Lugunica Krallığı’nın en doğusu ile en batısıydı burası; neredeyse krallığı boydan boya geçecek bir mesafeydi.

Patrasche ne kadar dinç ve üstün olursa olsun, bu yolculuğun günler süreceği belliydi ve o anki gazla yola çıkmış olsalar da sabırsızlık giderek büyüyordu.

Böylesine sıkıntılı bir ruh hâlindeyken Subaru’nun aklının yeni ulaşım araçları aramak gibi bir kaçışa kayması, yarı yarıya kaçınılmazdı aslında.

Subaru: “Harbiden de lokomotif ya da tren gerçek olsa yolculuk süresi ne kadar kısalırdı kim bilir… Mola vermeden, yer ejderinden daha hızlı gidebileceği kesin.”

Şu an hiç sırası değildi ama ortalık biraz durulunca Roswaal ya da Otto’ya bu konuyu ciddi ciddi açsam mı diye düşünüyordu.

İmparatorlukta tasarlanan körüklü ejder arabası mantık olarak yakındı ama o da sonuçta yer ejderleri başta olmak üzere binek hayvanlarının koşu gücüne bağımlıydı, büyü taşı motorunun verimliliği kesinlikle daha yüksek olurdu.

Subaru: “Gerçekleştirebilirsek Abel’in aklını alırım gibi geliyor. O herifin kahrından çatlayıp ‘Bunu nasıl yaptın?’ diye sorduğunu hayal etmek bile uğraşmaya değer hissettiriyor.”

Beatrice: “İşin içinde büyü taşı varsa Betty de sana fikir verebilir belki ama sırf o Abel’i mosmor etmek gibi saçma bir amaç uğruna parmağımı bile kıpırdatmam, doğrusu.”

Subaru: “Haklısın valla. Abel’in o ağlamaklı suratını görmek çok saçma bir sebepti. Salla gitsin.”

Zihninde puslu puslu beliren Abel’in somurtkan suratını eliyle kovalayan Subaru, çenesini Beatrice’in kafasına yaslayıp hafifçe iç geçirdi. Doğal olarak Beatrice, başının üzerindeki iç çekişi ve kafasının arkasındaki sert hissi—— Subaru’nun boynundan sarkan siyah küreyi fark etmişti.

Beatrice: “Subaru, o yasak büyü——”

Subaru: “Senin sayende çözebildim… Sadece bu kadarını açıklayabildiğim için kusura bakma.”

Beatrice: “Seni suçluyor falan değilim, sanırım. Betty’nin kafasına takılan şey, o büyünün yapısı ve hedef seçme yöntemindeki o anormal hassasiyet… Okaa-sama’dan bir parça hissetmiş olmalıyım, doğrusu.”

Subaru: “Okaa-sama… Echidna mı, ha.”

Beatrice: “Sanırım.”

Beatrice usulca başını sallayınca Subaru Mabet’te karşılaştığı Açgözlülük Cadısı’nı düşündü.

Sadece o gıcık suratından bahsedeceksek Vollachia İmparatorluğu’ndaki “Büyük Felaket” sırasında onun kılığına girmiş Sphinx’le yüzleştiğinde de görmüştü. Artık o Açgözlülük Cadısı’nın bıraktığı izlerin derinliğini ve çokluğunu düşününce Subaru için lahitteki o konuşmaları, inandırıcılığını tamamen yitirmiş durumdaydı.

Üstelik Açgözlülük Cadısı’nın varlığı, bu dünyanın dört bir yanına bıraktığı izlere kıyasla aşırı derecede titizlikle gizlenmişti.

Bu, zamanla aşınıp unutulma gibi bir şey değil; kasten tarihten silinme durumu gibiydi, böyle düşünmek daha doğaldı. ——Asıl soru şuydu: “Bunu kim yapmıştı?”

Subaru: “Sonuçta Echidna ölmüştü, yani bizzat kendisi yapmış olamaz. Gerçi, öldükten sonra bile milletin rüyasına girip pislik yapabildiğini düşününce o da şüpheli hâle geliyor ama.”

Beatrice: “O kadarı da mümkün olmamalı, doğrusu. Öldükten sonra insanların rüyalarında özgürce dolaşmak Rüya Yöntemi’nde ustalaşmış Rüya Sanatı Kullanıcıları’nın bile harcı değildir, sanırım.”

Subaru: “Hı? Rüya Sanatı Kullanıcıları? Rüya Yöntemi?”

Beatrice: “Rüya aracılığıyla karşı tarafın zihnine müdahale eden bir büyü türü, doğrusu. Bu da yasak büyülerden biri, Kullanıcılarının kökü neredeyse tamamen kazındı, sanırım.”

Subaru: “O zaman kesin hayatta kalan birileri vardır! Zihne müdahale demek. ‘Kökünü kazıdık’ diye millete işlerine geldiğince anıları yerleştirip asıl ele başlarını kaçırmışlardır kesin.”

(Ç.N: Evet, hayatta kalan birileri var. Yan hikâyedeki Omega’nın şu anki yoldaşlarından Shion’la Lilac! Tappei bu karakterleri de yine bir Re:Zero oyunundan ana hikâyeye ekledi.)

Beatrice: “A-Aşırı kötümsersin, doğrusu!.. Öhöm, her neyse, sanırım. Subaru’yla Emilia’nın lahitte karşılaştığı Okaa-sama’nın aproçu, Rüya Yöntemi’nin prensiplerini uyarlamış gibi görünse de tam olarak aynı şey değil; yani yaşayan varlıkların bilincine girip rüyalarına müdahale etmek gibi şeyler yapamamalı, doğrusu.”

(Ç.N: Aproçu = Yaklaşım)

Parmağını sallayarak tatlı tatlı ders veren Beatrice’i Subaru başıyla onayladı.

İnce detayları anlamasa da Echidna’nın o rüya kalesi, sadece lahit denilen o özel alanı merkez alıyordu ve dışarıya bir uzantısı yoktu—— yokmuş gibi görünüyordu.

Öyleyse “Her şeyi Echidna kendi gücüyle yapıyordu” endişesi ortadan kalkıyordu ama…

Subaru: “Ama bu durumda Echidna’nın iradesini devralan birinin harıl harıl örtbas etme çalışmaları yürüttüğü anlamına geliyor ki bunun için en büyük aday da Roswaal oluyor…”

Beatrice: “Suçlu bizdense bağrımıza taş basıp onu teslim etmekten başka çaremiz olmaz, sanırım.”

Subaru: “Dedim ya, Kraliyet Seçimi bitene kadar teslim edemeyiz, bitse de mümkünse etmek istemem. Ayrıca, benim önümde cici kızı oynayan Beako’nun aslında arka planda Echidna’nın havarisi olarak iş çevirip faynıl boss olması da epey güzel bir klişe olur ha?”

Beatrice: “Betty’nin faynıl boss olması falan, öyle bir senaryo çoktan çöpe atıldı, doğrusu. İkna ediciliği de tutarlılığı da zerre kadar olmayan sırf şaşırtmak için uydurulmuş dandik bir fikir, sanırım.”

Subaru: “Ben de öyle düşünüyorum ama bayağı gömdün ha…”

Subaru’nun düşmanı olmak falan… Şakasına bile olsa buna tahammülü yoktu sanki. Bunun da Subaru’ya ne kadar değer verdiğinin bir kanıtı olduğunu düşünüp anlık içi ısındı.

Kısacası, Echidna’nın izlerini silip süpürenin Roswaal olmadığını, elbette Beatrice de olmadığını varsayarsak——

Subaru: “——Cadı Tarikatı.”

Beatrice: “————”

Beatrice hafifçe kıpırdanıp nefesini tuttu. Beatrice’in bu gergin tepkisi, Subaru’nun mırıldanışını içten içe onayladığının kanıtıydı.

Açgözlülük Cadısı’nın—— yoo, sadece Echidna’nın da değil, Kıskançlık Cadısı dışındaki büyük günahların adını taşıyan tüm Cadıların izlerini silmeye çalışıyorlardı.

Ve Su Geçidi Şehri Pristella’da topluca ortaya çıkan Günah Başpiskoposları, şehir halkının canı karşılığında istedikleri şeyler olduğunu söyleyip şehre bencilce taleplerini dayatmışlardı. O zaman sadece kendi arzularını tatmin etmeye çalışan Regulus gibileri de vardı ama aralarında, kişinin kendisinin istediğine pek ihtimal verilemeyecek talep nesneleri de karışmıştı.

Subaru: “Üstelik, daha önce Otto’dan duymuştum. Dünyanın neresinde olursa olsun, yanlışlıkla Cadı’yla alakalı bir şey bulunduğu takdirde Cadı Tarikatı onu almak için gelirmiş… gibi bir muhabbet.”

Subarugilllerin de uğradığı Kale Şehri Garkla da vakti zamanında Regulus’un ortalığı birbirine katması sonucu resmen harabeye dönmüştü. Hatırlamak istemediği bir herifi zırt pırt hatırlamak zorunda kalmak keyfini kaçırıyordu.

Her hâlükârda——

Subaru: “Pristella’daki o tantana, Otto’nun bahsettiği söylentileri doğrular nitelikte. Öyle olunca da heriflerin ortalığı karıştırması sadece bir tarikatın terörizminden çok, başka bir niyetleri olduğunu da gösteriyor—— yoksa dünyadan Cadının varlığını falan saklamaya çalışıyor olmasınlar?”

Cadı Tarikatı, Kıskançlık Cadısı’na inanır ve onun varlığını yüceltmeyi doğru bulur.

Bu genel geçer bir doğru olarak kabul edildiği için Kıskançlık Cadısı dışındaki Cadıların izlerinin silinmeye çalışıldığı gerçeği saklanıyor olabilirdi.

Subaru: “Ağacı saklayacaksan ormana sakla misali, Cadı’yı saklayacaksan Kıskançlık Cadısı episoduna sakla, ha… Ama o zaman da Cadı Tarikatı’nı kuran kişi——”

Beatrice: “——Okaa-sama… olamaz, doğrusu.”

Subaru’yla aynı düşüncelere varmadan evvel Beatrice, o sonucu hemen reddetti.

Dudaklarını sıkıca büzmüş, önüne bakan Beatrice’in yüz ifadesini Subaru göremiyordu. Ama o sözlere yüklenen şey, bir kesinlikten ziyade aşırı kırılgan ve cılız bir duaydı.

Mantıksal olarak düşünülürse Subaru’nun teorisinin akla yattığı ortadaydı.

Ancak yaratıcısı olması ve o kadar zamanı birlikte geçirdiği ailesi olduğu gerçeği, Beatrice’in bunu kabul etmesine asla izin vermiyordu.

Subaru bunu canı yanacak kadar iyi anlıyordu ve aynı zamanda, bu durum Echidna’ya karşı öfkesini körüklüyordu.

Subaru: “Benim şirin mi şirin Beako’ma ne acılar çektirmişsin be…”

Beatrice’e “O Kişiyi” beklemesini emredip onu Yasaklı Kütüphane’de dört yüz yıl boyunca terk eden kişi o Cadı’ydı.

Echidna’nın verdiği emrin altındaki gerçek niyetin, Beatrice’in “O Kişi” olarak kimi seçeceğini görmek istemesi—— korkunç ve şeytani bir merak olduğunu Subaru biliyordu. Elbette ki bunu Beatrice’e doğrudan söyleyecek hâli yoktu. Söylemeye de niyeti yoktu.

Beatrice’in Echidna’ya verdiği değeri reddedip onun yerine kendini koymaya çalışmak bayağı bayağı çirkin bir düşünceydi. Beatrice, Echidna’yı sevmeye devam edebilirdi. Sonuçta Subaru sadece ondan daha büyük, daha önemli bir varlık hâline geldi mi iş bitecekti.

Subaru: “Beako ay lav yu.

Beatrice: “——?! Bir anda konu nasıl değişti, sanırım!”

İçinden taşan sevgi ve görev bilinciyle Subaru, Beatrice’e arkadan sımsıkı sarıldı. Bu kucaklaşmayla Beatrice’in hüzünlü yüzü kıpkırmızı kesildi. İşte bu, bu lazımdı valla.

Bu konuyu geçiştirip halı altına süpürecek değildi ama——

Subaru: “Şimdilik burada bir cevap bulamayız. Başkent’e gidince… ki dönüp dolaşıp laf oraya geliyor. Hay böyle işi ya, Büyü Taşı Lokomotifi’nin geliştirilmesi şart oldu resmen!..”

Göğsünde asılı duran siyah küreyi avuçlayan Subaru sabırsızca söylendi.

Hâlâ yol uzundu, hedefledikleri Başkent de çok uzaklardaydı——

Fakat Subaru’nun bu sabırsızlığı hiç beklenmedik bir yöntemle çözüme kavuşacaktı.

Bu da——

???: “——Yare yare, beklemekten ağaç olduk burada yahu. Sonunda dönebildiniz ha.”

Kum denizini aşıp vardıkları konaklama kasabası Mirula’da Subarugilleri bekleyen, kollarını kavuşturmuş o kütük gibi kalın kollu kel devin—— Rom-jii’nin kendilerini karşılamasıyla şaşkınlık başlamış oldu.

△▼△▼△▼△

Beatrice: “——Dev ırkından hâlâ hayatta kalanların olması şaşırtıcı, sanırım. Oni ırkı gibi soylarının tükendiğini sanıyordum, doğrusu.”

Rom: “Ne yazık ki ben de kendimden başka bir deve rastlamış değilim. Kim bilir, belki de bu dünyada kalan son dev benimdir.”

Subaru: “Ciddi misin ya? ‘Yok oluşa kalan süre’ diyerek geri sayım tutmak falan da hafif kalır buna.”

Karşısındaki devasa bedeni dikkatle süzen Beatrice’e, bahsi geçen dev Rom-jii cevap verdi. Bunu duyan Subaru da dev ırkının o umutsuz hâline kaşlarını çattı.

Sonuçta, hayatta kalan son kişi aşırı yaşlı Rom-jii’yse çoluk çocuk torun da bekleyemezdi, geriye sadece yok olmak kalıyordu. Bari ırkın son üyesi genç olaydı, belki geleceğe dair bir umut ipi kalırdı ama…

Rom: “Ne o, görevini tamamlayan bir türün yok olması bayağı mantıklıdır. Devler olsun, Oniler olsun, onların gelecek çağlarda yaşamasının bir mantığı yok. Herkes keyfine göre yaşasın, keyfine göre yok olsun gitsin… olay budur.”

Subaru: “Ne bileyim… böyle kaderci yaklaşımları falan pek sevmem de ben. Gerçi, iş işten geçtikten sonra söylemenin de bir faydası yok ama.”

Rom: “Takdire şayan laflar ediyo’n. Sen de biraz olsun sağduyu kazanmışsın anlaşılan.”

Yanağının içini diliyle dürtüp o huzursuzluğunu belli eden Subaru’ya Rom-jii yüzünü buruşturup gülerek kocaman avcuyla omzuna vurdu.

Aslında Subaru’nun böyle Rom-jii’yle doğru düzgün konuşması ta Kraliyet Seçimi’nin ilan edildiği o gün, kaleye sızmak için türlü dümenler çevirdikleri zamandan beri ilkti.

(Ç.N: Animeden çıkarılan kısımlardan.)

Felt’in yanında beyin rolünü üstlendiğini duymuştu ama böyle uzun bir aradan sonra yüz yüze gelip laflayınca bunun gerçek olduğunu nihayet idrak edebilmişti.

Subaru: “Geriye dönüp bakınca Rom-jii’yle Felt, benim için bu dünyada Beako’dan bile önce karşılaştığım kişiler oluyor demek ha, insan duygulanıyor valla… Derinlemesine bi’ düşündüm de manavcı dayıyla Emilia-tan’dan bile önce karşılaşmış oluyorum ama orası ayrı.”

Zaten karşılaşma hızı muhabbetine girince işin içine alakasız tipler de giriyor, kafası karışıyordu.

Her hâlükârda, eski bir dostla yeniden karşılaşmak Subaru için sevindirici bir şeydi. Hele bu, başka bir dünyaya çağrıldığı ilk gün tanıştığı biriyse daha da sevindiriciydi.

O yüzden——

Subaru: “——Sen de onlardan birisin, Reinhard.”

Reinhard: “Şükürler olsun. Rom-jii’yle sohbetin o kadar koyulaşınca tamamen unutuldum sanmıştım.”

Subaru: “Unutulmak mı? Sen mi? Öyle bir şey yaşadın mı ki?”

Olmasına imkân yoktu, farz edelim ki “Oburluk”un Otoritesi ismini yedi, böyle bir durumda bile unutulması imkânsız bir varlıktı Reinhard. En başta, kendi isminin yenileceği bir duruma düşmesi mümkün bile değildi.

Subaru’nun bu tespitine Reinhard acı bir gülümsemeyle omuz silkti.

Reinhard: “Neyse ki şimdilik öyle bir fırsatım olmadı. Gerçi bu da bazen omuzlarıma yük bindirmiyor değil. Yaptıklarım yaşanmamış sayılamıyor çünkü.”

Bunu söylerken Reinhard’ın göz ucuyla baktığı yer, Subaru’nun arkasıydı—— orada, tüm heybetiyle dikilen Garfiel duruyordu.

Yeniden karşılaşma faslı şöyle böyle geçilmiş, Garfiel tek kelime etmeden keskin zümrüt yeşili gözlerini Reinhard’a dikmişti.

O bakışlara maruz kalan Reinhard da mavi gözlerini hafifçe kıstı ve…

Reinhard: “Eskisinden çok daha fazla güçlenmiş görünüyorsun. Bu kadar kısa sürede hem de, inanılmaz.”

Garfiel: “Çıh, çıkmış karşıma ne diyo’. Biz burada kaç kere ölüp dirildik de levılkastık, senin sınırın hâlâ görünmüyo’ be.”

Reinhard: “Artık Pristella’daki gibi bana meydan okumayacak mısın acaba?”

Garfiel: “Şimdi kapışsak kazanma ihtimalim yok ki. Ayrıca, muhteşem benli’im kafasına göre öne atılıp yenilirse Emilia-sama’nın da başını ağrıtırım.”

Yüzünü çevirip dilini şaklatan Garfiel, savaşma arzusunu zorla bastırdı. Çok düşünüyor, denemezdi.

Subaru, bir şövalye olarak gücü ona yakın bile değilken Reinhard’la kıyaslanacak olan tek kişi de Emilia Kampı’nın askerî gücü Garfiel olabilirdi.

Garfiel’ın Reinhard’la kafa kafaya çarpışıp yenildiği duyulursa zaten herkesin bildiği bir güç dengesi olsa bile, kampın yetersiz olduğu izlenimini yaratabilirdi.

Garfiel, bu kadarını idrak ederek kendini tutmuştu.

Subaru: “Garfiel, sen… büyümüşsün lan!..”

Garfiel: “Ha?! Ne yapıyo’n Kaptan, kafamı okşayıp durmasana! Az önce ‘yenemem’ diyerek acizce bir laf ettim hem! Övül’cek bir tarafım yok!”

Subaru: “ Var, var, var, var, bal gibi de var hem de. Oy, millet, hadi gelin de Garfiel’i övelim!”

Garfiel: “G-Gaahh!”

Yüzü kıpkırmızı olup utanan utangaç Garfiel’i Subaru başta olmak üzere Beatrice, Petra ve Meili’yle çevreleyip “Aferin, aslan parçası” diye övgü yağmuruna tuttular.

Yakın vakitte, Pleiades Gözcü Kulesi’nde Subaru’yu teselli ettikleri anın tam tersi bir durumdu.

Bu havada Garfiel’i bir güzel mıncıkladıktan sonra——

Petra: “——Peki, Felt-sama’nın Kampı’ndan iki ismin bizimle ne işi var?”

Böylece konuyu asıl noktaya getiren ekibin en aklı başındaki ismi Petra oldu.

Ellerini beline koymuş, kampın müzakerecisi edasıyla hevesle dikilen Petra’nın o küçücük sırtında Subaru beklenmedik bir güvenilirlik hissetti ve göğsü kabardı.

İster istemez Al’la olan savaşta Subaru’yu geri getirmek için kızcağızın ne kadar çabaladığını, o kaybolup giden döngünün kırıntılarını hisseder gibi oldu.

Beatrice: “Subaru n-niye duygulu duygulu bakıyorsun, doğrusu?”

Subaru: “Galiba son zamanlarda göz pınarlarım gevşedi de. Beako, bana sarılır mısın?”

Beatrice: “E-Elden ne gelir, sanırım. Şımarık bir çocuk gibisin, doğrusu.”

İsteksiz gibi görünse de el ele tutuştuğu Subaru’nun beline sıkıca yapışıverdi Beatrice.

Subaru da hemen önündeki sohbete odaklandı. Reinhard ve diğerlerinin ta buraya kadar gelip Subarugilleri beklemelerinin sebebi——

Reinhard: “Elbette, sizi almaya geldik. ——Başkent’te, aciliyet gerektiren bir durum oldu. Emilia-sama’nın da içi içini yiyordur diye, Felt-sama talimat verdi.”

Petra: “Emilia-neesama mı? Ama Felt-sama neden…”

Reinhard: “İkisi arkadaş oldular. O yüzden arkadaşı için elini taşın altına koymak istediğini buyurdu.”

Meili: “Amanın~, Felt-chan da Emilia-oneesan’a yenik düşmüş desene ya. O hissi bilirim. Ben de Felt-chan’la iyi anlaşabilirim belki.”

Şüphelenen Petra’ya Reinhard’ın cevabını duyan Meili, muzipçe güldü. Ama bu söyleyiş tarzıyla kendisinin de Emilia’ya tav olduğunu kabul etmiş oluyordu, acaba Meili bunun farkında mıydı ki? Subaru bu konuda bir şey demedi.

Ayrıca, Subaru da şaşırmıştı. Elbette Emilia’yla Felt’in arasının kötü olduğu gibi bir izlenimi yoktu ama Emilia uğruna Felt’in harekete geçmesi de şaşırtıcıydı.

Subaru: “O ilk baştaki nişanın çalındığı zamanları düşününce hayal bile edilemeyecek bir durum…”

Rom: “Şunu baştan söyleyeyim velet, o konuyu ulu orta konuşursanız bozuşuruz ha. Siz öyle kötü dedikoduları yaymaya kalkarsanız biz de ufak tefek hilelere başvurmak zorunda kalırız.”

Subaru: “Haberim yok desen neyse de kendi ettiğiniz halt sonuçta yahu… Neyse, o mevzu deşilirse başı ağrıyacak olan sadece siz değilsiniz, o yüzden yapmayız zaten.”

Bir nevi gözdağı veren Rom-jii’ye karşı Subaru omuz silkti.

Başkent’teki o nişan çalınma olayının arkasında Elsa’ya işi veren Roswaal’in niyetleri yatıyordu. Ve Elsa söz konusu olunca orada bulunan Meili’nin de işin içinde olduğu ortaya çıkacaktı, yani o konunun kurcalanması asıl Emilia Kampı’nın başını ağrıtırdı.

Zaten Emilia’nın kalkıp da bu saatten sonra Felt’e “Nişanımı çalmıştın” diyeceğini de sanmıyordu. Arkadaş oldularsa hiç demezdi zaten.

Subaru: “Hatta Emilia-tan, Felt’in nişanını çaldığını dahi unutmuş olma ihtimali var… O kadar da değildir herhâlde yahu?”

Reinhard: “Görüşüm, Emilia-sama’nın tüm o geçmişi aşıp yine de Felt-sama’yla dostluk kurmayı arzuladığı yönünde.”

Subaru: “Öyle gibi. Ben de o tarz bir Emilia-tan’ı daha çok severim. Ama…”

Sorun, o Emilia’nın “içinin içini yediği” bir duruma sürüklenmiş olmasıydı.

Başkent’te ne oldu acaba diye düşünürken Subaru’nun aklına Emilia’nın şu anki ruh hâlinin sebebinin kendisi olabileceği geldi.

Pleiades Gözetleme Kulesi’nden ayrılmadan önce Flam’a emanet ettiği haberin etkisi olabilir miydi——

Reinhard: “Hayır, Priscilla-sama olayını ve Al-dono’nun meselesini ben de duydum. Emilia-sama’nın üzüntüsü büyüktü ama o daha çok Subarugiller adına endişeleniyordu. Yani, doğrudan sebebi bu değil.”

Subaru: “Öyle… mi? O zaman iyi… yani iyi değil ama anladım gibi. Ama mesele o da değilse daha başka n’oldu ki?”

Rom: “——Kraliyet Seçimi’nin kökünü sarsacak bir durum ortaya çıktı, diyebiliriz sanırım.”

Herkes: “——!”

Rom-jii’nin o ağır tonuyla, Subaru ve diğerlerinin hepsinin yüz ifadesi değişti.

Kraliyet Seçimi’nin kökünü sarsacak bir durum, duyar duymaz büyük bir olay olduğu belliydi; Reinhard’ın da bunu reddetmemesi, bu tanımda en ufak bir şüphe olmadığının kanıtıydı.

Bu, ölen Priscilla’nın adaylıktan düşmesi yüzünden miydi yoksa başka bir sebebi mi vardı bilmiyordu ama——

Reinhard: “Bu sorun hakkında tüm kampların bir araya gelip görüşmesi gerekiyor. Bu yüzden de bölgede kalan Rom-jii’yi almaya gelen ben, hazır gelmişken Subarugilleri de karşılayayım dedim.”

Subaru: “O zaman, bir an önce sizin de Başkent’teki Felt’le buluşmanız gerekiyor…”

Reinhard: “Başkent’te Rachinsgiller de var. Felt-sama’nın buyruğunu yapmak önceliğimiz. Aslında ta kuleye kadar gelip sizi almak istiyordum ama Meili’nin gücü olmadan Augria Kum Tepeleri’ne girip sizi ıskalamak da istemedim.”

Rom: “O yüzden sizin gelmenizi bu kasabada bekledik işte.”

Rom-jii’nin sözünü öylece bağladığını duyan Subaru’nun kafasındaki soru işaretleri nihayet oturdu.

Böyle sebeplerden ötürü Reinhard’la Rom-jii, Milula’da Subarugillerin gelmesini beklemişlerdi. Buna minnet duymakla birlikte, onlara bunu yaptıracak kadar büyük olan sorunun ne olduğu da korkutucu gelmeye başlamıştı.

Ancak——

Subaru: “Duymamazlıktan gelemeyiz. Vakit nakittir. Yolda konuşalım.”

Reinhard: “Haklısın, öyle yapalım. Benim de Subaru’nun ağzından duymak istediğim çok şey var. Pristella’da ayrıldıktan sonrası, İmparatorlukta olup bitenler… anlatabileceğin kadarıyla.”

Subaru: “Sana anlatamayacağım bir şey yok. Hepsini ortaya dökerim. Benim de sırtında ‘Kılıç Azizi’yim’ gibi kocaman bir tabela taşıyan birine soracağım birkaç şey var.”

Reinhard: “…Cevaplayabileceğim bir şeyse istediğini sorabilirsin.”

Birbirlerine baş salladılar, Subarugillerle Reinhardgiller arasında mutabakat sağlandı.

Olmayan bir lokomotife hasret duyacak kadar yolculuktan bunalan Subaru için Reinhard’ın gücünden faydalanabilmek resmen -gemiye binmeyi geçtim- Millennium Falcon’a binmek gibi bir şeydi.

(Ç.N: Orijinal ismiyle Millennium Falcon, Star Wars evreninde Han Solo’nun kullandığı uzay gemisinin adıdır.)

Böylece, Başkent’e doğru yeniden harekete geçmeden önce——

Subaru: “Bu arada, Reinhard…”

Reinhard: “Hım? Ne oldu?”

Subaru: “Anlamsız gelecek belki ama şimdiden duy istiyorum: ——Sağ olasın.”

Subaru’nun bu teşekkürüne, baştan uyardığı gibi anlam veremeyen Reinhard kaşlarını kaldırdı. Kılıç Azizi’ni şaşırtmış olmanın verdiği keyifle Subaru dudaklarını kıvırarak…

Subaru: “Detaylarını bilmesem de sana bayağı zahmet vermişimdir, buna eminim. O yüzden tenk yu.

Reinhard: “Anlayamadım, o yüzden ne cevap versem bilemedim.”

Subaru: “O zaman, Yuur Velkım falan de geç.”

Reinhard: “Anlaşıldı. ——Yuur Velkım.”

(Bertiel: Şimdi bu adamda “Tüm Dilleri Anlama İlahi Koruması” yok mu ya…)

(Qua: Reinhard’ı dünyaya isekai edelim, Re:Zero’yu tüm dillere çevirsin.)

Subaru: “Telaffuzun da şahaneymiş ha.”

Beklenmedik teşekküre bile böyle karşılık veren Reinhard’a tekrar minnet duyarak Subaru beline sarılan Beatrice’in başını okşadı ve yolculuk hazırlıklarına başladı.

Normalde günler sürecek mesafeyi tek nefeste aşıp gelen Reinhard olduğuna göre muhtemelen akıl almaz bir seyahat yöntemi patlatacaktı. Kendini psikolojik olarak hazırlaması lazımdı.

Reinhard: “————”

O sırada harıl harıl arkadaşlarıyla yol hazırlıklarını sürdüren Subaru’nun arkasında, elini belindeki kılıcın kabzasına koymuş Reinhard’ın çift gözünün sanki onu tartarmışçasına izlediğini fark etmeksizin.

△ △ △ △ △ △ △

#Bol bol İngilizce kelimelik bir bölümün sonuna gelmiş oluyoruz. Tappei gidip Japonca yerine İngilizce falan yaz ya, ne diye böyle uğraşıyorsun ki. Neyse, bölüme gelecek olursak Subarugillerin Krallığa dönmelerini izledik, Reinhard’ın absürtlüğünü bir kenara bırakırsak olaysız bir bölümdü. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak? Devam edelim!



5 3 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
2 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Ali Arda
27 Şubat 2026 23:28

Çeviri için teşekkürler

Animekızıtofaş
28 Şubat 2026 21:00

Reinhard aura farmingi bırakta ne bok varsa anlat şu çocuğa artık ( çeviri için teşekürler )