Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 69 – “İmparatorluk Başkentinden Geliş”

Kısım VII, Bölüm 69 – “İmparatorluk Başkentinden Geliş”

9 Temmuz 2024 3.069Okunma 38 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 32 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

――İkinci Sparka ve ardından gelen büyük ziyafet arasında hangisinin ana olay olduğuna karar vermek zordu ancak her ikisinin de gerçekleşmesinin üzerinden üç gün geçmişti.

Bu süre zarfında Gladyatör Adası’nda kayda değer hiçbir şey olmadı.

Subaru için bir hayal kırıklığı da dışarıdan gelen yeni gladyatör adaylarının olmamasıydı, bu yüzden üçüncü bir Sparka olmamış ve monotonlaşan ölüm maçlarının hiçbiri düzenlenmemişti.

Her zamanki gibi ölüm maçları gösteriler için bir hazırlıktı, gladyatörlerin güçlerini kaybetmemeleri için bir tür alıştırma maçıydı.

Ancak bunlar sadece antrenman maçları olsa da odaklarını kaybedenlerin ceset olacağı bir gerçeklik vardı, odaklarını kaybedip kaybetmediklerinden bağımsız olarak ceset yaratan tehlikeli insanlar da vardı.

Sparka’dan farklı olarak bu ölüm maçlarıyla ilgili bir ceza alsa bile, Subaru’nun müdahale etmesi zor göründüğünden dolayı da bu, büyük bir yardım oluyordu.

Hiain: “Muhafızlar çok gerginleşiyor. Sanırım senden de benden de korkuyorlar kanka, değil mi?”

Bunlar, son birkaç gündür Gladyatör Adası’nın atmosferininin iyi hissettirdiğini yorumlayan Hiain’in sözleriydi.

Bu kertenkele adam, ikinci Sparka sırasında arkadaşlarının kurtulmasına çok sevinmiş gibi görünüyordu ve o zamandan beri Subaru’ya olan dostluğu farklı bir seviyeye yükselmişti.

Ona “kanka” diyen ilk kişi Subaru’ydu ama Hiain de onu “kanka” gibi görüyordu.

Subaru: “Açıkçası, hiç de kötü hissetmiyorum.”

Subaru, Hiain’in benmerkezci kişiliği karşısında afallamış olmasına rağmen, onun bu tavrını memnuniyetle karşıladı.

Herkesin gergin olmasındansa barış içinde geçinmesi herkes için daha rahat olacaktı. Hiain’in tavrındaki yumuşama çok dikkat çekiciydi ama Weitz ve Idra’nın tavırlarında da bir değişiklik olmuştu.

Weitz’in ona büyük bir güveni vardı ve Idra da belli belirsiz bir saygı gösteriyordu, Subaru’ya böyle davranıyorlardı.

Ve bu tutum değişikliği adadaki gladyatörlere de olumlu bir şekilde yayılıyordu.

Öyleyse――…

???: “Yo, Schwartz, bugün gözlerinde iyi bir bakış var!”

???: “Savaş ruhun taşıyor resmen!”

???: “Muhafızlar senden harbiden nefret ediyor. Bu gidişle tüm Gladyatör Canavarları’nı kaybedecekler!”

Subaru’yla böylesine neşeli ve dostane bir şekilde konuşan insanların sayısı muazzam bir şekilde artmıştı.

Bu konudaki izlenimi Hiain’e karşı olanla aynıydı, bu yüzden Subaru onu sıcak bir şekilde karşıladı. Konuşabileceği insanların mümkün olduğunca çok olması, Subaru’nun ihtiyaç duyduğu bilgileri toplamasını kolaylaştırdı.

Şimdilik, Subaru’nun en çok istediği bilgi Gustav’ın “lanet kuralını” unutabileceği durumdu――…

Subaru: “――Asma köprünün kontrol kulesi.”

Ada’yı dış dünyaya bağlayan tek yol. Asma köprüyü nasıl çalıştırabilir ve kontrol kulesine nasıl girebilirdi ki?

Şu anda Subaru’nun en çok istediği şey bu bilgiydi.

Subaru: “Kontrol kulesi herkesin gözünün önünde olsa da içeri giremiyoruz demek…”

Kontrol kulesi adada, asma köprünün yakınında gururla duruyordu.

Hiç muhafız yoktu ama giriş çok etkileyici bir kilitle korunuyordu ve anahtarı almadan da büyük metal kapıyı açmak mümkün değildi.

Son birkaç gündür anahtarın yerini bulmaya çalışıyorlardı, Gustav asma köprüyü kullandığı göz önüne alınırsa anahtar büyük olasılıkla onun üzerindeydi.

Subaru: “Immm, Gustav-san’a karşı durmamız pek olası değil.”

Aslında, Gustav’ın ne kadar güçlü olduğu Subaru tarafından bile bilinmiyordu.

Ne de olsa görünüşte dört kolla donatılmıştı. Ayrıca, Gladyatör Adası’nın yönetimi ona emanet edilmişti ve sert mizaçlı gladyatörleri yönetme pozisyonu göz önüne alındığında zayıf olması mümkün değildi.

Elbette ki bir kez dövüşseler Gustav’ın güçlü mü zayıf mı olduğunu anlayabilirdi ama――…

Subaru: “Öncelikle Gustav-san’ı kızdırmak istemiyorum…”

Onun bakış açısından, Subaru ve Gustav’ın bir gladyatör ve Şef olarak çatışmalı ilişkileri vardı ancak Subaru kişisel olarak Gustav’dan hoşlanmıyordu.

Aslında pek çok insanla konuşmanın oldukça zor olduğu İmparatorlukta, Subaru’ya bir kez bile sesini yükseltmemişti. Dolayısıyla Gustav hakkındaki izlenimi, düzgün bir şekilde konuşabileceği değerli bir insan olduğu yönündeydi.

En azından dostla düşman arasındaki sınırda gezinen sahte Cecilus’tan çok daha iyiydi.

Bu yüzden ideal olarak yapacağı şey, gizlice içeri girip anahtarı Gustav’dan çalmak olacaktır.

Subaru: “Ancak Ceci gibi Gustav-san’ın etrafında dolanmak istemiyorum.”

Lanet kuralı artık onu bağlamadığına göre, görevlerine sadık olan Gustav artık Subaru için bir anlamda tehlike olmaktan çıkmıştı. Yine de Subaru, etrafta açıkça dolaşarak anahtarın nerede olduğunu arayacak veya soracak kadar dikkatsiz ve yüzsüz değildi.

Subaru için en kötü senaryo, Gustav’ın Subaru’yu bir baş belası olarak görüp onu Ada’da bir yere kapatması ve bir şeyler yapmasını engellemesiydi.

Bu gerçekleşirse Subaru azı dişinin arkasındaki son çareye başvurmak zorunda kalacaktı.

Öyleyse――…

Subaru: “Yavaş yavaş araştırmaya devam etmemiz gerekecek.”

Subaru başını kaşıyarak homurdandı ve dudakları önündeki zorluklar karşısında büzüldü.

Subaru, asma köprü hakkında bilgi almak için kontrolü elinde tutan kişileri; diğer bir deyişle gladyatörleri izleyen muhafızları araştırıyordu.

Gustav’ın emrindeki muhafızların sayısı adadaki gladyatörlerden daha azdı ama varlıkları, zayıflığa ya da kırılganlığa pek yer vermeyen güçlü İmparatorluk Askerleri oldukları izlenimini veriyordu.

Gustav’ın rehberliği ve talimatları o kadar eksiksiz görünüyordu ki çocuk Subaru onlarla konuşmaya kalkışsa bile, muhafızlar gardlarını düşürmek yerine daha da tetikte olacaklardı. Belki de bu, Subaru’dan bile daha az sevimli bir çocuk olan sahte Cecilus’un oluşturduğu ön yargıdan kaynaklanıyordu.

Her halükârda muhafızlardan bilgi almak fazlasıyla zordu.

Gustav, Subaru’nun neyin peşinde olduğuna dair bilgisi olsun ya da olmasın, nerede olursa olsun, sert bakışları ona yönelecekti, bu yüzden belki de biraz hata yapmıştı.

Her ne kadar lanet kuralının temeline inmeye çalışsa da bu durum, Gustav’ın alarm durumuna geçmesine neden olmuştu.

Subaru: “Bundan farklı bir sebepten dolayı cezalandırılmış olsaydım… Aman neyse, bunu söylememin zaten hiçbir faydası yok.”

Düşünmek önemli olsa da son pişmanlık fayda etmezdi.

Pişmanlık sadece yapmak istediği şeydi. Ne yazık ki Subaru’nun kendi aptallığı için üzülecek zamanı yoktu. Hiçbir dakikasını ya da saniyesini boşa harcamamalıydı.

Muhafız ona soğuk davranırsa onlarcasıyla, yüzlercesiyle uğraşmak zorunda kalacaktı.

Subaru: “Doğru ya, büyük bir adam bir keresinde kız tavlamanın tamamen miktar meselesi olduğunu söylemişti. Gerçi ben kız tavlamıyorum da.”

Yumruklarını sıkan Subaru, kendini toparlamasına yardımcı olması için farklı disiplinlerdeki profesyonellerin sözlerini referans aldı.

Ve böylece, başka bir bölgedeki muhafızların kendisinden nefret etmesini sağlamak için Ada’da hızlı adımlarla dolaşmaya başladı…

???: “Amma kıpır kıpırsın, Schwartz…”

Subaru: “Ne var, Weitz?”

Muhafızları aramak amacıyla etrafta dolaşan Subaru’ya alçak sesle konuşan kişi Weitz’di.

Weitz’in yerde oturup, duvara yaslanmış şekilde gören Subaru başını eğdi. Bulundukları yer gladyatör arenasına bağlanan geçidin yakınındaydı. Ancak gladyatör arenasının koridoruna demir bir kapı indirilmişti, zaten Sparka veya ölüm maçı olmadığı sürece arenaya erişilemiyordu.

Yani bugün çıkmazlarla doluydu.

Subaru: “Böyle bir yerde n’apıyorsun? Saklambaç falan mı oynuyorsun?”

Weitz: “Dediğin kelimeyi bilmiyorum da muhtemelen hayır… Bodrumda neler olup bittiğini görmek için geldim, birazcık…”

Subaru: “Bodrum… Oh, orası.”

Weitz çenesini salladı ve Subaru dönüp o yöne doğru baktı.

Gladyatör arenasına giden geçidin hemen yanında, Ada’nın bodrum katına açılan bir kapı vardı. Bildiği kadarıyla Ada bir gölün üzerinde yüzüyordu, dolayısıyla bodrum katı hiçbir yere çıkmıyordu.

Daha doğrusu, dış dünyayla az ya da çok bağlantılıydı ancak――…

Subaru: “Bu sadece gölle doğrudan bağlantı sağlıyor, yani amaç cesetleri atmak, demişlerdi.”

Weitz: “Ölüm maçlarında ölen Gladyatörler ve Gladyatör Canavarları… Hepsi bir arada… Kaybetseydik biz de balık yemi olacaktık…”

Subaru: “Bunu düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor.”

Balık yemi derken gölde yaşayan Cadı Canavarlarından bahsediyordu.

Oldukça vahşi olanlar serbestçe dolaşıyor gibiydi, Gladyatör Adası’ndaki en yaygın ölüm nedenleri ölüm maçlarıydı ancak ikinci en yaygın ölüm nedeni; kazara ya da kaçmaya çalışırken Cadı Canavarlarına yem olmaktı.

Subaru da asma köprüyü kullanamazsa Cadı Canavarlarına yem olmaktan öteye gidemeyecekti.

Weitz: “Duydun mu… Geçmişte Ada’dan kaçan gladyatörün hikâyesini?..”

Subaru: “Ha? Oh, evet, duymuştum. O kişi yüzünden önceki Şefin kovulduğunu ve Gustav-san’ın yeni Şef olarak seçildiğini duymuştum.”

Weitz: “O kötü koşullar iyileşti… Ama şimdi gladyatörlüğün konumu da istikrarlı hâle geldi… Ne düşünüyorsun?..”

Subaru: “Ne mi düşünüyorum?..”

Weitz: “Kendimizi… Gladyatör konumuna, yönetilme konumuna mı teslim etmeliyiz?..”

Subaru: “――――”

Weitz’in sözleri, Subaru’nun refleks olarak yakınlarda kimse olup olmadığını kontrol etmesine neden oldu.

Weitz’in az önce söyledikleri Gladyatör Adası’ndaki bir gladyatör için fazlasıyla aykırı ifadelerdi. Kötü niyetli bir muhafız bunu duyarsa ona uyarı vermek için yeterli bahanesi olurdu.

Her halükârda, Weitz muhtemelen Subaru’yla aynı birimde olduğu için diğer gladyatörlerden daha sert bir şekilde karşılanacaktı.

Subaru: “Ihh, Weitz, bence söylediklerin konusunda çok dikkatsiz olmamalısın. Benimle konuşman sorun değil de diğer insanların bu konuda ne düşüneceğini merak ediyorum.”

Bunun üzerine Subaru, Weitz’in düşüncesini düzeltmeye çalıştı.

Bir sonraki Sparka’ya yakalanan sadece Subaru olsaydı durumla başa çıkmanın yolları olurdu. Ancak Weitz de bu işin içine eklenirse zorluk seviyesi dramatik bir şekilde artacaktı.

Ancak Subaru’nun düşüncelerine yanıt olarak Weitz, “Schwartz…” diyerek devam etti…

Weitz: “Neden bodruma indiğimi sanıyorsun… Sana yardım edebilmek içindi…”

Subaru: “――Ih.”

Weitz: “Buradan çıkmayı plandığını biliyorum… Ve, ve ben de seninle geleceğim… Burada bir gladyatör olarak kalmayacağım… Benim de sana borcum var…”

Bunu söylerken Weitz yavaşça ayağa kalktı.

Ardından dövmelerle kaplı yüzündeki ciddi bakışları Subaru’ya yöneltti. Gözleriyle dikkatlice baktığında, Subaru yutkunarak gerildi.

Atmosfer, şaka yapılacak ya da birini kandıracak bir ortam yoktu.

Subaru: “Weitz, ben…”

Weitz: “Kim olduğunu biliyorum…”

Subaru: “Ha?”

Weitz: “Ama mesele bu değil… Beni, Hiain ve onun tatlı diliyle karıştırma… Taktığın taçla ilgilenmiyorum… Sadece sana gücümü ödünç vermek istiyorum. Bunu unutma…”

Weitz’in gerçek kimliğini bildiğini söyleyen bu sözleri üzerine Subaru’nun vücudundaki tüyler diken diken oldu. Ancak Weitz’in bundan sonra söyledikleri Subaru’nun tüm vücudunun uyuşmasına neden oldu. Subaru bir hiç olsa bile, Weitz borcunu ödeyeceğini ve ona gücünü ödünç vereceğini söylemişti.

Yani, bu son derece――…

Subaru: “…Güven verici, Weitz.”

Weitz: “Hm…”

Subaru baş parmağını havaya kaldırıp güldüğünde Weitz başka tarafa baktı ve burnunu çekti. Subaru, hiç de dürüst olmayan bu tepkiyi Weitz’in tipik özelliği olduğu için esprili bir şekilde karşıladı.

Weitz’in yeraltını keşfetmeye gelmesinin nedeni asma köprüyü çalıştırmanın bir yolunu bulmaktı, dışarı kaçmanın bir yolunu arayan―― Subaru’ya yardım etmek içindi.

Sonuç olarak da burada böyle bir şey yoktu ve beklendiği gibi, asma köprüden başka bir çıkış yolu yoktu ve bu yüzden en başa, başlangıçtaki yönteme geri dönmeleri gerekiyordu.

Ardından, Subaru bu sonuca vardığı anda bir şey oldu.

Subaru: “――Hık, bu sarsıntı da ne!”

Weitz: “Asma köprü mü…”

Yerin altından bir sarsıntı geliyor gibiydi ve alçak bir ses titreyerek yankılandığında, Subaru ve Weitz aynı sonuca vararak baktıkları yönü değiştirdiler.

Tüm Gladyatör Adası’nı sarsabilecek büyük bir mekanizma için yalnızca iki olası seçenek vardı, bunlar gladyatör arenası ve asma köprü olabilirdi. Ve gladyatör arenasına giden geçit -Subaru ve Weitz’in yanındaki yer- hâlihazırda kapalı olduğundan dolayı, tek doğal aday asma köprü olabilirdi.

Subaru: “Başka bi’ tane daha yeni grup insan…”

Yeni insanların gelmesi, bir sonraki Sparka’nın da başlayacağı anlamına geliyordu.

Weitz, ağzında kuruluk hissederken kendi kendine mırıldanan Subaru’ya baktı. Weitz’in bakışlarını alan Subaru, ona gülümseyerek baktı.

Sanki endişelenecek bi’ şey olmadığına dair onu rahatlatmak istercesine.

Subaru: “――. Hadi gidip bi’ bakalım…”

Gülümsemesinin herhangi bir etkisi olup olmadığını ve Weitz’in ne hissettiğini söylemek mümkün değildi çünkü Weitz ona sırtını dönmüştü bile. Ancak az konuşan Weitz’in arkasındaki Subaru’yla adanın alt katmanından orta katmanına, oradan da asma köprüye bakan yüksek bir yere çıktılar.

Subaru: “Mümkünse kulenin girişinin açılıp kapandığını görmek güzel olurdu ama…”

???: “Schwartz-sama, buraya gelin.”

Subaru: “Tanza.”

Subaru çenesindeki teri silerken genç bir kızın sesi ona ulaştı, nefes nefese merdivenlerden yukarı koşuyordu. Daha önceden yüksek bir yere ulaşmış olan Tanza elini salladı ve Subaru’yla Weitz ona katıldı.

Tanza, Weitz’in dikkatini çekerken…

Tanza: “Görünüşe göre Weitz-sama’yla beraberdiniz.”

Subaru: “Aşağıda karşılaştık ve utanç verici bir konuşma yaptık… Peki ya sen Tanza?”

Tanza: “…Kuleyi inceliyordum. Beklendiği üzere, anahtar Gustav-sama’nın elinde gibi görünüyor.”

Subaru: “Iğh, biliyordum işte.”

Tanza da adadan kaçmak için asma köprüyü çalıştırmak gerektiğini biliyordu. İkisi de lanet kuralını bildiğinden, iki çocuk birlikte adadan kurtulmak için kaçma planları yapıyordu.

Ancak tam o sırada Weitz aniden araya girdi…

Weitz: “Anahtarı almak istiyorsanız… Savaşmalı mıyız?..”

Subaru: “Bu plan çok kısa vadeli! Böylesine pervasız bir şey denersen muhtemelen lanet kuralına çarpılacaksın.”

Tanza: “――Ha.”

Weitz: “Doğru…”

Weitz’in kısa vadeli önerisi, Subaru’nun lanet kuralı bahanesiyle caydırıldı.

Bunu duyan Tanza’nın gözleri büyüdü ve Subaru onu susturmak için parmağını ağzına götürdü.

Aslında bir lanet kuralı olmadığı gerçeğini Tanza’dan başka kimseye söylememişti. Elbette o sırada orada bulunan sahte Cecilus da biliyordu ama öte yandan sahte Cecilus’un bu konuyu konuşabileceği hiçbir arkadaşı yoktu, dolayısıyla bilginin yayılmasından endişe etmiyordu.

Ancak Subaru, bunun yayılmasının çok korkutucu bir gerçek olduğuna inanıyordu.

Subaru: “Gladyatörlerin bu kadar itaakâr olmasının bir nedeni de lanet kuralıdır.”

Gördükleri muamele hakkında büyük bir şikâyetleri yoktu, çünkü uyulmadığı takdirde hayatlarına mal olacak bir lanet kuralı vardı.

Ginunhive’deki gladyatörlerin Gustav tarafından bu kadar itaatkâr bir şekilde yönetilmesinin nedeni buydu. Lanet kuralının olmadığı ortaya çıkarsa Weitz gibi düşünen insanlar ortaya çıkacaktı.

Ve bu gerçekleşirse gladyatör tarafıyla yönetim tarafı arasında topyekûn bir savaş başlayacaktı.

Sayı bakımından, ölenlere rağmen, gladyatör tarafı belki de kazanırdı ancak――.

Subaru: “Her muhafızın kırık boynuzlu bir Cadı Canavarı var, bununla da bi’ ton hasar verebilirler.”

Gladyatör Adası’nın muhafızlarının güçlü olmasının yanı sıra, onlara bir de Cadı Canavarlarının eşlik etmesi de muhafızların sıkıntılı bir yönüydü.

Sparka’da kullanılan tüm Gladyatör Canavarları, muhafızlar tarafından tutulan Cadı Canavarları olduğundan, Subaru ve diğerlerinin yenmekte zorlandığı aslan ve fare gibi daha pek çok Cadı Canavarı vardı.

Bu nedenle Weitz bu noktada sabırsızlanırsa başları belaya girecekti.

Tanza: “Ancak bana öyle geliyor ki Schwartz-sama’nın Sparka’daki tüm Gladyatör Canavarlarını yenmesini beklemek de pratik değil.”

Subaru: “Bu kulağa geldiği kadar pervasızca… Her şeyden önce, Gladyatör Canavarlarlarını yendikçe ruhum kırılır. Böyle bir strateji planlamıyorum.”

Tanza: “Durum buysa…”

Subaru: “Pek çok şeyi düşünüyorum, endişelenme. Bana inanmak zorunda değilsiniz ama kesinlikle görmek istediğim insanlar olduğuna dair hislerime güvenin lütfen.”

Sırrın Weitz’dan saklanması gerektiğini anlayan Tanza, Subaru bunu söyledikten sonra sessizliğini korudu. Gözlerini hafifçe aşağıya çevirdi ve ardından “Görmek istediğin kişiler” diye devam etti…

Tanza: “Onlar, senin ailen mi?”

Subaru: “Hmm? Şey, onlar benim için ailem kadar önemli insanlar ve hatta aralarında hoşlandığım kız bile var.”

Subaru, biraz geciken soruya başını eğerek cevap verdi.

Bunu duyan Tanza’nın dudakları hâlâ bir şey söylemek istiyormuşçasına kıpırdıyordu. Ancak o bir şey söyleyemeden Weitz aşağıdaki asma köprüyü işaret ederek “Bakın…” dedi.

Onların olduğu taraftan ve karşı taraftan, her iki uçtan da asma köprü aktif hâle getirildi ve Gladyatör Adası’nın yeni sakinleri bu tarafa doğru geliyordu.

Subaru: “Yeni gelenler ne tür insanlar olacak?.. Bu sefer Weitz’in ya da Idra’nın tanıdıkları olmadıkları kesin.”

Weitz: “Yüzümü tanıyanların ölmesini umursamam…”

Subaru: “Lütfen böyle korkutucu ve yalnız――…”

Tam bunu söylemeye çalışırken asma köprüden bir arabanın geçtiğini gördü.

Araba, zırhlı siyah bir Galewind Atı tarafından çekiliyordu ancak üç gün öncekinden biraz farklı bir şey vardı; fark, arabaya binen insanların ne kadar uysal olduğuydu.

Geçen seferde, Hiain’in arkadaşları Orson ve diğerleri arabaya itaatkâr bir şekilde biniyor gibiydiler ama bu seferki insanlar böyle değildi. ――Birisi arabanın yukarısında, tavanında, duruyordu.

Sallanan arabanın tavanında; kahverengi tenli, ince vücutlu bir kadın duruyordu.

Subaru: “――Hık!?”

Subaru o yüzü ve görünüşünün belirgin özelliklerini görür görmez boğazı çığlık attı ve aceleyle olduğu yere çömeldi. Parmaklıkların arkasına saklanarak vücudunu daha da küçülttü.

Kalbi muazzam bir hızla atıyordu ve kafasına doğru pompalanan kanın sesi patlamaya hazırdı.

Tanza: “S-Schwartz-sama? Birdenbire bir şey mi oldu, sorun mu var…”

Subaru: “O…”

Tanza: “O?”

Subaru: “O kadın… Çok tehlikeli.”

Subaru çömelirken yanında, benzer şekilde çömelmiş olan Tanza gözlerini kocaman açmıştı.

Ancak Subaru, Tanza’nın şaşkınlığına aldıracak durumda değildi.

Weitz: “Kadın… O kadın?..”

Subaru’nun mırıldanmalarını duyan Weitz, korkuluklara yaslanarak asma köprüye doğru baktı. Weitz’in gözleri bile gelen arabanın çatısındaki kişiyi görüyor gibiydi.

Weitz kadının kim olduğunu bilmiyor gibiydi ama Subaru onun kimliğinin farkındaydı. Ve bunu bilerek, onun burada olmasının en kötü zaman olduğunu düşündü.

O araba ya da en azından çatısındaki kadın, bir sonraki Sparka için aday değildi.

Sonuçta, o kadının kimliği――…

Subaru: “――İsmi hemen aklıma gelmese de o bir İlahi General.”

Çünkü gümüş rengi saçları ve göz bandı olan, daha önce Guaral’da ortalığı kasıp kavurmuş, inanılmaz derece güçlü bir kadındı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

△▼△▼△▼△

???: “Bu seferki ziyaretçiler gladyatörler değil, İmparatorluk Başkentinden gelen elçilermiş.”

Bu, Idra’nın bir muhafızdan duyduğu raporuydu.

Subaru ve yoldaşları arabaların gelişini belli bir noktadan izliyorlardı ama çatıdaki kadının -o yüce düşmanın- yarattığı şok çok büyüktü.

???: “O kadın beni fark edip bu tarafa baktı…”

Hemen yere çömelen Subaru’nun yanında, onun yerine arabanın asma köprüden geçişini izleyen Weitz, inanılmaz bir şeye tanık olunca sesi titredi.

Yüz metre uzakta oldukları izlenimine kapılmışlardı ama oradan bile, bakışlarını hissetmek korkunçtu. Subaru çömelmekte haklıydı çünkü Weitz’in sözlerine göre onlara doğru bakmıştı.

Elbette, Subaru’ya şimdi baksa bile muhtemelen onu tanıyamazdı.

Tanza: “Yarı insan köpek, İlahi General… Büyük olasılıkla o Birinci Sınıf General Arakiya olduğundan eminim.

???: “Sen de onu tanıyor musun, Tanza?”

Tanza: “…Daha önce Kaos Alevi’nden Yorna-sama’yı hedef alan kişilerden biriydi. Kendi gözlerimle görmedim ama bütün bir şehri alevler içinde bıraktığını duydum.”

???: “Y-yalnızca tatsız bir şaka yapıyorsun, değil mi?”

Hiain, Tanza’nın sesindeki ciddiyeti gülerek geçiştirmeye çalıştı. Ancak orada kimse bunu gülerek geçiştirememişti.

Özellikle Subaru büyük bir etki altında kalmıştı.

Subaru: “Dümdüz güçlü olanlar genellikle benim için en sıkıntılı olanlardır.”

Subaru’nun yararlanabileceği bir açıklık varsa ya da rakibi biraz ustalıkla idare edebiliyorsa kazanma şansı vardı.

Ancak yetenekleri arasında çok büyük farklar olan rakipler söz konusu olduğunda, stratejileri tükenirdi. Ne de olsa onlar saçma derecede güçlüydü. Ucuz numaralar güçlü rakipler üzerinde işe yaramazdı.

Tüm hazırlıkların üzerine basmak, güçlü bir insanın ayrıcalığıydı.

Tanza: “Schwartz-sama, lütfen çok kötümser olmayın. O İmparatorluk Başkentinden gelen bir elçi olduğuna göre, bu bizi ilgilendiren bir şey olmayacağı anlamına gelir. Onları şimdi düşman ilan etmek…”

Subaru: “Çok erken, ha. Evet, evet, bu mantıklı. Tamamen doğru ama…”

Tanza: “――――”

Subaru: “En kötü senaryoyu düşünmekten kendimi alamıyorum… Anlıyor musun?”

Subaru ince kollarına sarılarak, kendisini cesaretlendiren Tanza’ya cevap verdi.

Tanza’nın duygularını takdir ediyordu ve kendisi de Dokuz İlahi Generalden birini karşısına almak istemiyordu. Kibarca söylemek gerekirse Arakiya, Yorna’dan daha güçlü olmasa bile onun kadar güçlüydü.

Böyle bir adada kapana kısılmış olan Subaru, gücünün en üst seviyesindeki böyle bir rakibe karşı savaşamayacağını hissediyordu.

Hiain: “A-ama neden bu kadar endişelisin ki kanka? O grup İmparatorluk Başkentinden geldiyse…”

Idra: “Hiain, kafan basmıyor mu? Şu anda İmparatorluk ikiye bölünmüş durumda.”

Hiain: “Ha? Ah, ahh! Harbi mi, demek mesele bu!..”

Derin düşüncelere dalmış olan Subaru’nun yanı sıra Hiain ve Idra da ciddi ifadelerle tartışıyorlardı.

Subaru konuşmalarının akışını tam olarak anlamamıştı ama bunun için endişelenecek zamanı yoktu.

Aslında, Subaru’nun bunu fazla düşünmüş olması daha muhtemeldi.

Subaru: “Şu anda Tanza’nın ya da benim, o kadının…”

Tanza: “Birinci Sınıf General Arakiya’nın.”

Subaru: “Arakiya’nın hedefi olduğumuzu sanmıyorum.”

Subaru ve yoldaşları Ada’da biraz göze çarpıyor olsalar bile, Ada dışında tanınmaları pek olası değildi. Öyle olsalar bile, bu onun mevcut hâliyle olurdu.

Bu bir sorun olarak kabul edilmemeli. Olbart’ın Abel’e karşı bir şeyler yapmak istese bile, Olbart’ın Subaru ya da Tanza’yla ilgilenmesi için herhangi bir neden düşünemiyordu.

Tanza: “Peki, İmparatorluk Başkentinden Ada’ya hangi amaçla bir elçi geldi ki?”

Weitz: “Düşününce… Belki de Ada’nın gösterisi içindir?..”

Tanza: “Gösteri… Gladyatör Adası’nın asıl amacı.”

Weitz ve Tanza, Arakiya’nın ziyareti için olası bir neden buldular.

Gladyatör Adası Ginunhive’in asıl amacı olan gösteriler, diğer yerlerden gelen seyirciler için gladyatörler arasındaki ölüm maçlarını sunmaktı.

Zevksiz bir etkinlik olsa da Subaru, bunun İmparatorluk halkının korkunç arzularını dizginlemeye yardımcı olduğunu duymuştu.

Hiain: “Gösteri yapacaksak tekrar bizi dövüştürürler mi?.. Ayrıca, isyan çıkmışken ve her yerde panik varken neden böyle bir zamanda bunu yapsınlar ki?”

Idra: “Belki de tam da böyle zamanlarda yapılmasının nedeni de o. Amaç, İmparatorluğun sarsıldığı bir durumda İmparatorluk halkının güçlü olması gerektiği düşüncesini yerleştirmek…”

Weitz: “İmparator Ekselansları böyle düşünüyor demek, ha…”

Hiain’in çatlayan sesi, Idra’nın ikna edici düşünceleri ve Weitz’in ciddi mırıldanmalarıyla her birinin gözleri Subaru’ya çevrildi.

Sanki Subaru’nun cevabı bilmesini bekliyordı ama aslında Subaru da cevabı bilmiyordu. Subaru’nun başını sallamaktan başka çaresi de yoktu.

Subaru: “Bence hem Hiain’in hem de Idra’nın dedikleri mümkün ama…”

Weitz: “Ama?”

Subaru: “Gerçekten de İmparator burayı önemsiyor mu ki merak ediyorum…”

Subaru, İmparatorluk Başkenti’nde emirler veren İmparator’un sahte olduğunu zaten biliyordu.

Gerçek veya sahte, ikisi de Kaos Alevi’ndeydi ve bir isyan devam ettiğinden dolayı da Abel’in Subaru’nun bilgisi olmadan geri dönmüş olması pek olası değildi.

İmparatorluk Başkenti’nden geldiklerine göre, bu sahte İmparator’un fikri olmalıydı. Neredeyse Abel’ınki kadar iyi bir plan yapabilen sahte İmparator Vincent’ın, zamanını ve enerjisini gereksiz şeylere harcayacağına inanmak zordu.

Subaru: “Bunun kesin bir nedeni olmalı.”

Gerçek İmparator olması gereken Habil’in değil de onların, tüm dünyadan kopuk olan bu göl adasına Birinci Sınıf İlahi General göndermeleri için ne gibi bir sebepleri olabilirdi ki?

Tanza: “Birinci Sınıf General Arakiya, kalabalık bir grupla içeri dalmadı, değil mi?”

Subaru: “Evet…”

Tanza: “Sadece uzaktan görsem de gelen tek bir arabaydı. En fazla beş ya da altı kişi vardı. Göze çarpan tek kişi Birinci Sınıf General’di.”

Subaru: “Öyle mi?”

Gözleri kararmış olan Tanza, karşı tarafın neyin peşinde olduğunu bilmeden Subaru’yla aynı şeyi söyleyip durdu.

Birisi, her şeyi fazla düşündüklerini ve sadece başlarını eğip fırtınanın geçmesini beklemeleri gerektiğini söyleyebilir. Bu da farklı bir bakış açısı olabilirdi.

Weitz: “Peki ya tam tersini düşünürsen… Elçinin bindiği arabaya saklanıp Ada’dan ayrılsak…”

Subaru: “Arabada saklanma şeyini, zaten Kaos Alevi’nde yapılmıştı.”

Tanza: “Aynı yöntem birden fazla kez işe yaradığı sürece sorun olmaz…”

Weitz’in önerisi Subaru ve Tanza tarafından ciddiye alındı. Ancak üçünü de dinleyen Hiain yüksek bir sesle “Bekle, bekle, bekle!” dedi.

Gri pullu kertenkele adam, yüksek sesiyle onların kendisine dönmesini sağladı,

Hiain: “Cidden adadan ayrılmayı mı düşünüyorsunuz? Delirdiniz mi?! Öleceksiniz!”

Weitz: “Burada kalırsan sonunda bir şeylerle savaşırken öleceksin, aptal…”

Hiain: “Ama bugün ya da yarın değil!!! Schwartz… kanka, sana ihtiyacım var!”

Subaru: “Ben de burada sonsuza kadar kalmayı düşünmüyorum. Yani, cidden sonsuza kadar burada kalmak istemiyorum.”

Minik dişlerle kaplı koca ağzı Subaru’nun planı karşısında soluk soluğa kalırken Hiain titredi. Belki de Hiain’in bakış açısına göre, adada yaşamak dışarıda yaşamaktan daha rahat olacaktı.

Sparka’yı bir kez atlatıp gladyatör olan birinin ölüm maçları dışında hayatının güvende olduğunu söylemek abartılı olmazdı. İnsanın böyle düşünmeye meyletmesi anlaşılabilir bir şeydi.

Hiain: “Ufaklık! Idra! Lanet olsun size…”

Tanza: “Schwartz-sama gibi, benim de burada daha fazla kalmak istemememin kendimce sebepleri var.”

Idra: “B-Ben… Çıkabilseydim çıkardım, diye düşünüyorum.”

Kendisini olumsuz bir konumda görüyor gibi görünen Hiain’in sözleri Tanza ve İdra’dan bu yanıtları geldi. Olumlu ve isteksiz yanıtlar arasındaki farklara rağmen, her ikisi de Gladyatör Adası hakkında olumlu hislere sahip değildi.

Yine de Hiain’in inanmasını zorlaştırıyordu.

Hiain: “H-Hayatınızı pervasız şekilde kullanmanın da bir sınırı olmalı!..”

Subaru: “Seni zor durumda bıraktığım için üzgünüm Hiain ama bunu senin de düşünmeni istiyorum. ‘Sonsuza kadar burada mı kalmalıyım ki?’ ”

Hiain: “――――”

Hiain Subaru ve diğerlerine baktı, gözleri korkunç bir şeye bakıyormuş gibiydi.

Ama Hiain uzun uzun düşündüğünde bunu bilecekti. Burada elde edebilecekleri huzur ve güvenlik sadece bir basamaktı ve ancak birçok şeyi feda ettikten sonra ulaşılabilecekti.

Hiain: “…Çıkacak olsanız bile, lanet kuralı n’olacak?”

Diz çökerek yaptığı inkârdan vazgeçtikten sonra, Hiain’in bir sonraki hamlesi bu olmuştu.

Gladyatör Adası’ndaki gladyatörleri bağlayan görünmeyen zincirler, gladyatörlerin hâlâ orada kalmasının ana nedeni, Weitz’in de bahsettiği bir şeydi.

Çoktan etkisiz hâle getirilmiş olmaları, en sonuna kadar söylemek istemediği bir şeydi. Ancak bu konuda temkinli davranmaya devam ederken Hiain Subaru’nun ve diğer herkesin akıl sağlığından şüphe etmeye devam etti.

Bu yüzden, Subaru en azından onun tedbirini biraz gevşetmesini sağlamayı düşündü.

Subaru: “Lanet kuralı hakkında da bir şeyler yapacağım. Aslında, nasıl yapacağıma dair bir ipucum var.”

Hiain: “――Hık!? Lanet kuralı hakkında mı?”

Subaru: “Evet.”

Subaru yüzünde kendinden emin bir ifadeyle başını sallayıp, burada daha fazla zaman kaybetmenin iyi bir fikir olmadığını belirtti.

Cevap sadece Hiain’i değil, Weitz ve Idra’yı da şaşırttı. Sadece Tanza, zaten bir lanet kuralı olmadığının farkında olduğu için hiçbir şey söylemeden sessizce sahneyi izledi.

Subaru gerçeği söyleyemezdi ama göğsünü kabartması Hiain ve diğerlerinin korkularını gidermeye yardımcı olacaktı. Dolayısıyla artık Subaru özgüven eksikliği gösteremezdi.

Arakiya’nın bir elçi olarak hedefleri bilinmese bile――…

Subaru: “Elbette, bu adadan çıkmanın bir yolunu bulacağım. Yani――…”

O zaman geldiğinde, senin gücüne ihtiyacım olacak. ――O sırada söylemek istediği şey tam olarak buydu.

Ancak Subaru bu sözleri söylemedi.

Daha doğru bir ifadeyle bunları sürdürmenin artık bir anlamı yoktu.

Hiain: “――Hık.”

Boğuk bir nefesin kaçış sesi duyuldu ve Hiain gözleri kan çanağına dönmüş bir hâlde yere yığıldı.

Subaru: “――――”

Titreyen, kesik gözleri kan çanağına dönen Hiain’in iri bedeni yana doğru devrildi.

Herhangi bir ön uyarı olmadan, Subaru böyle ani ve beklenmedik bir olaya hızlı tepki veremedi ve yere yığılan Hiain’i destekleyemedi.

Subaru: “H… iain?”

Hiain’in bedeni ağır bir gümbürtüyle ortak salonun zeminine yığıldı. Yere yığıldıktan sonra Hiain hareketsiz kaldı. Tek yaptığı kasılmaktı, uzuvları seğiriyordu.

Ağustos böceği gibiydi, diye düşündü. Yaz ortasında yolda ters dönmüş ağustos böcekleri* gibiydi.

(Ç.N: Ağustos böcekleri, yaz aylarında aktif olan böceklerdir ve sıkça ağaçlarda ve bitkilerde bulunurlar. Ancak bazen bu böcekler yorgunluk veya başka sebeplerden dolayı yere düşerler ve sırt üstü kalırlarmış. Japonya’da bu bayağı yaygındır.)

Hiain ölüyordu, bir ağustos böceği gibi hareket ediyordu.

――Tek Hiain de değildi.

Subaru: “…Ah.”

Hiain’in düşme sesine kıyasla çok hafif bir ses daha duyuldu ve Subaru afallamış bir hâlde arkasını döndü.

Subaru’yla konuşan üç kişi; Idra, Weitz ve Tanza da hepsi aynı şekilde sarsılarak ve titreyerek yerde yatıyordu.

Subaru: “Tanza?”

Hiçbir şey anlamıyordu. Tek bir şeyi bile, bu yüzden tepki veremez hâle getirdi.

Yere yığılmış Tanza’nın hemen yanına çömelerek onun çökmüş bedenini ters çevirdi. Tanza’nın gözlerinden kanlı yaşlar süzülürken başı öne eğik, gevşek bir şekilde yatıyordu.

Gözlerinden, burnundan ve kulaklarından da kan akıyor; yere damla damla damlıyordu.

Subaru: “Eğğk!”

Ve Subaru’nun boğazından çıkan çığlıktan dolayı, Tanza’nın bedenini yere düşürdü.

Diğer üçünü kontrol etmek için acele etti. Hepsi hareket etmeyi bırakmış, gözlerinden ve burunlarından kan akıyordu.

Subaru: “Ne…”

“Neden” diye soran bir ses, kafasının içinde muazzam bir şekilde feryat etmeye başladı.

Nedennedenneden, Subaru’nun başı dönüyordu, kulaklarındaki çınlama son derece yüksekti, zihni önündeki sahnenin neden ve nasıl, hiçbir anlam ifade etmediğine dair sorularla doluydu.

Kafasındaki parçalanacakmış hissi Subaru’yu yutmak üzereydi――…

Subaru: “H-Hayır…”

Subaru kendi başını tutarak yukarı baktı.

Başına keskin, şiddetli bir ağrı saplandı; Subaru’nun burnundan kanlar damladı. Kulaklarındaki çınlama durmadı ve aynı zamanda, kanın sanki vücudundan dışarı sızdığını hissediyordu.

Olayların sırası farklıydı. Subaru, Tanza ve diğerlerinin çektiği acının aynısını daha yavaş da olsa çekiyordu.

Bunun ne anlama geldiğini merak ediyordu.

Subaru: “Bu… anlamsız…”

Ellerini yere ve duvara dayayan Subaru ayağa kalkmayı başardı. Ayağa kalktı ve neler olup bittiğini görmek için koridora çıktı.

Odanın içindeki Tanza ve diğerleri çoktan umutlarını yitirmişti. Ve umudunu yitirenler sadece Tanza ve diğerleri de değildi. Çok, çok fazlası daha vardı.

Subaru: “――――”

Yan odadaki ortak oda, oradaki ve buradaki geçitler, ana salon, asma köprü alanı, içlerindeki herkes umutlarını yitirmişti.

Topallayan ayakları, titreyen gözleri ve kafasının içindekiler; sanki kulaklarından dışarı akıyormuş gibi hisseden Subaru kanlı kıyafetleriyle Ada’nın etrafına bakındı.

Herkes ölmüştü. Kesinlikle herkes ölmüştü.

Hepsi ölmüştü; gözlerinden, burunlarından ve kulaklarından kan gelmişti. Hepsi ölmüştü. Ölmüşlerdi.

Subaru: “Neden?”

Birdenbire olmuştu; gladyatörler, muhafızlar ve diğer herkes istisna olmadan ölmüştü.

Herkese böyle olmuştu, o kadar âniydi ki.

Subaru: “Neden?”

Herkes uzaklara gitmişti. Âniden, beklenmedik bir şekilde gelişmişti.

Buna inanamadığı ve kabul edemediği için sendeleyerek sormaktan başka çaresi yoktu.

Kime diye soracak olursanız gökyüzüne. Gökyüzüne değilse o zaman suya.

Subaru: “Ne――…”

???: “――Hey.”

Birdenbire Subaru’nun sesine, kimsenin cevap verememesi gereken biri cevap verdi.

Subaru âniden, hiçbir uyarı olmadan, herkesin bir anda öldüğü bir adada geride bırakılmıştı. Kendisinin de burnu ve kulakları kanıyordu ve bu onu endişelendiriyordu. Korkutuyordu.

Subaru, kendisine cevap verebilecek birinin sesini duyunca arkasını döndü.

???: “――Hey sen, böyle bir yerde ne yapıyorsun?”

Subaru, kurtulduğunu hissettirdikten hemen sonra, anında donmasına neden olan bir adam önünde duruyordu.

△▼△▼△▼△

???: “Gördüğün gibi adadaki herkesin öldüğünü düşünmüştüm ama…”

Bunu söylerken siyah bandanalı adam boynundaki eklemleri çıtlattı.

Parlak turuncu saçlarını kırmızı çizgilerle süslü bir bandanayla toplayan ince silueti, bir İmparatorluk Askeri görünümündeydi.

İlk bakışta yüzünün verdiği izlenim dost canlısı olduğu yönündeydi. Ancak bu korkunç bir yanlış anlamaydı. Sakın buna aldanmayın.

Hem nazik görünen yüzü hem de arkadaş olmak istiyormuş gibi çıkan sesi, tamamen yapaydı.

Böyle şeyler uyduran adamın adı da――…

Subaru: “――Todd.”

Hatıralarının çekmecesini açmakta giderek daha da zorlandığı varsayılan Subaru, bu ismi önemli bir yerde saklamıştı ve bu yüzden kolayca hatırlayabildi.

Birisi neden bu ismin önemli olduğunu soracak olsaydı…

Todd: “――Hey sen, adımı nereden biliyorsun?”

Çünkü tek bir kelimeyle seslenildiğinde, tavrı tam olarak yüz seksen derece değişmişti. Bu yüzden aralarındaki mesafeyi kapatıp yaklaşan adam tehlikeli biriydi.

Uzun adımlarla yaklaşan adam―― Todd, Subaru’ya doğru ilerliyordu. Todd’dan aceleyle kaçmaya çalışsa bile, kendi kendine yıpranmış olan vücudu buna izin vermeyecekti.

Hemen arkasından yakalanmıştı ve Subaru’nun vücudu şiddetle duvara doğru itilmişti.

Subaru: “Ağh!..”

Todd: “Seni tanımadığıma eminim. Bir yüzü gördüm mü asla unutmam ama senin yüzünü gerçekten tanıyamıyorum. ――Hayır.”

Yüzü binanın duvarına doğru zorla itilirken yanağı, semsert hissediyordu. Subaru tarif edilemez bir acıyla kıvranırken Todd’un burnu Subaru’nun saçlarına yaklaştı.

Aynen öyle yaptı, Todd burnunu çekerek Subaru’nun saçındaki kokuyu aldı.

Todd: “Hey çocuk, tanıdığım korkunç bir adam gibi kokuyorsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Subaru, Todd’un kimden bahsettiğine dair düşünürken titredi. Sanki bu bir kombinasyon tekniği gibiydi; Todd’la karşılaştığında ortaya çıkan nahoş duygularla birlikte, bahsedilen kişinin kendisi olduğu hissini karıştıran bir teknikti.

Mümkünse bir daha görmek istemeyeceği bir yüzdü, peki o zaman neden buradaydı? Neden adadaydı?

Subaru: “Neden böyle…”

Guaral’dan kaçan Todd, bu yerde miydi?

Düşündüğüne göre, Todd kaçarken Arakiya’yı da yanında götürmüştü. Bunu fark etmeliydi. Arakiya buradaysa Todd da muhtemelen burada olacaktı.

Böyle bir şey çok saçmaydı. Birlikte kaçmış olmaları, bir sonraki yerde de birlikte olacakları anlamına gelmiyordu.

Neden? Nasıl? Nahoş. Korkunç. Todd neden burada ki?

Subaru: “Neden herkes…”

Todd: “Öldürüldü mü? Hey, bu tür şeylere cevap veremem. Bana göre, senin hayatta kalman zaten bir hataydı. Seni olduğu gibi bırakabilirim, tabii zamanla geberip gidersin de…”

Subaru: “――Hık.”

Todd: “Zamanmış, şansmış, işlerimi böyle şeylere bırakmaktan pek hoşlanmam, anlıyor musun.”

Todd’un sesi kulağına yakın bir yerde fısıldarken boynuna soğuk bir şey hafifçe bastırıldı. Bu, Todd’un belinden çıkardığı büyük bıçağın ağzıydı.

Büyük bir hayvanın derisini yüzmek için kullanılabilecekmiş gibi görünen bir bıçak, biraz sertçe çekildiğinde bile Subaru’nun boynunun kesilmekle kalmayacağını, muhtemelen kafasının tamamı kopacağına emindi.

Ve rakibi bir çocuk olsa bile, Todd kesinlikle tereddüt etmeyecek gibiydi.

Ancak――…

Subaru: “――――”

Olasılık dışı bir senaryo vardı.

Todd’un Subaru’yu öldürmeyeceği bir senaryo――… Hayır, onu burada öldürmeyip muhtemelen daha sonraya erteleyeceği bir senaryo vardı. Subaru’ya bir şey sormaya çalışması ihtimali de vardı. Bu gerçekleşirse işler geri döndürülemez bir hâl alacaktı.

İşler geri döndürülemez, umutsuz bir olasılık hâline gelebilirdi.

İşte bu yüzden, o daha önce――…

Todd: “Bekle.”

Subaru: “――Hık.”

Başı ağrıyordu, burnundaki kanama durmak bilmiyordu.

Subaru, kan kaybı nedeniyle bilincinin dalgalandığı hissinin ortasında, bir şekilde son çaresini kullanmak için dilini azı dişlerinin arasında dolaştırdı.

Hemen ardından Todd parmaklarını Subaru’nun ağzına sokuverdi.

Subaru: “――Ah.”

Ağzının içi istemsizce şiddetle işgal edilirken Subaru tüm gücüyle kıvrandı. Midesi içindekileri kusacaktı. Ancak hiçbir şey için endişelenmeyen Todd parmaklarını hareket ettirmeye devam etti.

Ardından, kustuğu yemeklerle birlikte onu da dışarı çıkardı.

Todd: “…Bu şey? Yoksa bu zehir mi?”

Subaru: “――――”

Todd: “Yoyo, sen ne biçim bir veletsin? Ağzına zehir koymak için bu kadar zahmete girmek, dizlerinin üzerine çöktüğünde intihar etmek için değil mi bu? Hayatına bu şekilde davrandığına göre sende kesinlikle bir sorun olmalı.”

Todd, kirli parmaklarını Subaru’nun kıyafetlerine silerken yüzsüzce böyle söyledi.

Yine de onunla dalga geçiyormuş gibi hissetmiyordu. Subaru’nun düşüncelerine cidden inanamıyordu, tavrının yaydığı his buydu.

Âdeta intiharın aptalca bir düşünce olduğunu söylemek ister gibiydi.

Todd: “Sanırım doğru söylüyorum. Acı çekmen çok da umurumda değil. İstersen kullan.”

Subaru: “Bu…”

Todd: “Ah, zaten öleceğin için intihar etsen de olur. Böylece bıçağımı kirletmeden işimi tamamlarım.”

Bu kanıtla birlikte Todd omuzlarını silkti ve paketlenmiş “ilacı” Subaru’nun ağzına geri koydu.

Dikkatlice azı dişlerinden birinin üzerine yerleştirdi, öyle bir pozisyondaydı ki kuvvetle ısıracak olursa paket yırtılacaktı. Ardından, içindekiler dışarı sızarak Subaru’nun hayatını sona erdirecekti. Bunun farkındaydı.

Todd: “Bana fark etmez. Ölmen yeterli.”

Omuzlarından tutarak Subaru’yu kendisiyle yüzleşmesi için döndürdü.

Todd, gözlerinin önündeyken Subaru’nun sırtı duvara yaslanmıştı. Öyle ya da böyle Todd’a bir karşılık vermek istese de vücudu hızla güç kaybediyor ve uyuşuyordu.

Tanza ve diğerlerinin yaşadığı ölüm, yavaş yavaş Subaru’yu sarmalıyordu

Ancak bunun neden bu kadar yavaş olduğunu anlayamamıştı.

Todd: “Tik tak, tik tak, ya intihar ya da bıçak.”

Subaru: “――――”

Todd: “Seç.”

Önündeki hedefi değiştirmeden kalan Todd, Subaru’ya bir cevap vermesi için baskı yaparken üç parmağını kaldırdı.

Aşırı, aşırı sessizce, Subaru Todd’dan iğrendi.

Tanza, Hiain, Weitz ve Idra hepsi ölmüştü.

Orson ve diğerleri, İhtiyar Null, hatta muhafızlar, herkes ölmüştü.

Todd hangi sebepten dolayı hayattaydı? Subaru da hangi sebepten dolayı ölecekti?

Subaru: “――Hık.”

Bu düşünceler göğsünü korkunç bir şekilde yırtarken Subaru azı dişlerini sertçe ısırdı.

Ve paket yırtılıverdi, içindeki “ilaç” dışarı sızdı. Yavaş yavaş dilinin ve dişlerinin arasına aktı, içine aktı ve ardından――…

Subaru: “――Buğaah.”

Ağzı kanla dolup taştı, kararlı bir şekilde önünde duran Todd’a doğru tükürdü.

Kendisiyle birlikte onu da alaşağı etmek gibi bir niyeti yoktu. Sadece intikam duygusuyla kıyafetlerini kirletmeyi düşündü. Ancak Todd’un algıları mükemmeldi. Subaru kendini hazırladığı anda yana doğru kaydı.

Bu yüzden de kan ona isabet etmedi. Sadece kan tükürmüş olan Subaru yere yığıldı.

Yığıldı, yığıldı ve sonra, sonra, sonra――.

Subaru: “Ah, ıh, ah, ooooahğ!..”

Tüm vücudu korku içinde titrerken zehir inanılmaz bir güçle dolaşıyordu.

Burnundan ve kulaklarından her zamankinden daha güçlü bir şekilde kan aktı, gözleri şişti, patlayacakmış gibi görünecek kadar şişti ve hep birlikte vücudunun hem eti hem de kemikleri gıcırdamaya başladı.

Hayır, sadece gıcırdıyor gibi geliyordu. Aslında, tüm vücudu çığlık atıyordu.

Subaru: “Ihğ, gıh, guğuehğ, gueeeğh!..”

Sıcaklık, yanmakta olan kan gibiydi. Sıcaklık, kaynayan bir tencerenin içine atlamak gibiydi.

Tüm vücudu kaynıyordu. Sanki derisi yüzülmüş de içine de wasabi, hardal ve diğer her türlü baharatlı şey sürülüyordu. Sanki dağ dolusu iğne batıyordu, sanki tüm vücudu ince bir rendeyle kazınacak kadar acıyordu, acıyordu, acıyordu.

Sadece acı çektiği için ölmek istedi.

Sadece eziyet çektiği için ölmeyi diledi.

Todd: “Hey, sende harbiden bir sorun olmalı.”

Oltaya takılmış bir balık misaliyle korku içerisinde çırpınırken ölüme doğru ilerliyordu.

Kan denizinde boğulmakta olan Subaru’ya bakarken Todd, bir şeyler mırıldanıyordu. Her ne söylüyorsa Subaru anlayamadı, anlamadı, anlayabileceği bir şey değildi.

Artık hiçbir şey anlayamıyordu. Hiçbir şey anlayamıyordu, hiç――.

Todd: “――Kendini öldürmek için zehir kullanıyorsan normalde sana acı vermeyecek bir zehir hazırlaman gerekmez miydi?”

Ses uzaklaştı, bilinci beyazlaştı.

Ve yine, sonuna kadar, sonuna kadar, acı, eziyet ve kan vardı, kanvardıkanvardıkanvardı, kanvarkanvarkanvarkanvarkanvar, kankankankan, kan――.

Patlama sesi duyuldu, kan vardı ve gözleri görmüyordu.

Re Zero Bölüm 69 Görsel 3

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△

???: “Kim olduğunu biliyorum…”

Subaru: “――――”

???: “Ama mesele bu değil… Beni, Hiain ve onun tatlı diliyle karıştırma… Taktığın taçla ilgilenmiyorum… Sadece sana gücümü ödünç vermek istiyorum. Bunu unutma…”

Tüm vücudu kavruluyor, yanıyor ve acı çekiyordu.

Tam da bu acının aniden sona erdiğini hissettiği anda, Subaru kendini soğuk havanın içinde buldu.

Ve ardından da――…

Subaru: “Ah, ah…”

Weitz: “Schwartz?..”

Subaru: “AAAAAHH――!!!”

Subaru olduğu yerde kendi bedenini kucakladı ve ağzını sonuna kadar açarak çığlık attı.

Çığlık attı, içindeki zehri dışarı atmaya çalışarak çığlık attı. Artık vücudunda bulunmaması gereken zehri dışarı atmaya çalıştı. Zehrin hâlâ varlığını sürdürdüğü hissine kapıldı, ölümle sonunu getiren bir zehirdi bu.

Subaru’ya acı çektirecek, ona ciddi anlamda acı çektirecek ve kesinlikle onu ölüme götürecek kadar ölümcül bir zehirdi.

Kaç kez tattığı baktığı önemli değildi――.

Subaru: “Gağh, hığ, AHHHHH!..”

Bu ilacın getirdiği ölüm, Subaru’ya ölümün kolay bir yoldan olmayacağını ve asla kaçmaması gereken son kalenin koruyucusu olduğunu hatırlatmıştı.

#Evet, uzun bir bölümün sonuna daha geldik. Kâbusumuz―― Todd, geri döndü! Ne fevkalâde bir buluşma; “tik tak, tik tak ya intihar ya da bıçak, seç”… Gladyatör Adasındaki herkes nalları dikti fakat neden ve nasıl? Yemeklerin veya suların içine mi zehir kattılar acaba? Ve neden adadaki herkesi, muhafızlar dahil, imha ettiler? Kafamda bir milyon tane soru var fakat bu sorular sonraki bölümlere kaldı gibi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ



4.8 6 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
14 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Çılgın Oyuncu
Çılgın Oyuncu
14 Temmuz 2024 21:18

subaru hatta sevdiğim bı kız var dediğinde bı sırıtmadım değil kim olduğunu da sorsaydı tanza güzel olurdu

Anonim
Anonim
17 Temmuz 2024 03:02

ne fena bölümdü be cok iyiydi

Anonim
Anonim
11 Eylül 2024 15:36

lets gooooooo

Anonim
Anonim
27 Ekim 2024 23:49

Todd ne yaptıda acaba herkes öldü. Bakalım neymiş diğer bölümlerde okuyup görücez.

furkan
furkan
27 Şubat 2025 11:43

Tood benim için bu serideki en buyuk pictir (şimdilik)

YukselGuner
Yanıtla  furkan
10 Eylül 2026 23:48

Bence adamın dibi

İzanagi
Üye
26 Haziran 2025 14:51

Elinize sağlık

baryonnarutotr
Üye
13 Kasım 2025 09:29

Orusbu çocuğu geldiiiiiik

Heisenberg
Üye
24 Kasım 2025 17:43

Bana sanki şu adadaki herkeste olan lanet kuraliyla alakalı bişeyler var gibi geldi

Klaylux
Üye
20 Mart 2026 22:51

Oe geldi. Bunlar muhtemelen arakiyanın ruh yeme olayı yüzünden öldüler gibi geliyor

FuLiNT
Üye
27 Mayıs 2026 15:19

Eskiden Subaru öldüğünde plan yapabilecek kadar zamanı oluyordu şimdi maksimum 2 3 dakika öncesine atıyor, umarım mantıklı bir açıklaması vardır.

Kedi Celal Şengör
Yanıtla  FuLiNT
11 Temmuz 2026 04:30

Çocuk olduğundan dolayı Satella ile olan bağlantısı zayıfladı hatta o yüzden “sonunda seni buldum” gibi bir şey diyordu önceki bölümlerin birinde

Clumsy_Fan
Üye
27 Haziran 2026 19:46

Çeviri için teşekkürler. Acaba subaru imparatorun oğlu sanıldığını ne zaman anlicak ve wtffff todd sen ne alaka. Bölüm çok iyiydi muhafızlarda öldüğünden lanet olamaz ama acaba neden öldüler ve kidbarunun greedbaru gibi olmamak için zehiri bilerek acı çektirecek şekilde yapması çok iyiydi.

YukselGuner
Üye
11 Eylül 2026 00:10

Kral geldiii

Son düzenleme 1 ay önce by YukselGuner