Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 70 – “Tek Bir Şey”

Kısım VII, Bölüm 70 – “Tek Bir Şey”

13 Temmuz 2024 2.718Okunma 31 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 25 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

――İhtiyar Null’dan bir “ilaç” isterken onun için en önemli şey güvenilirliğiydi.

Öncelikle İhtiyar Null pek de hevesli bir tıp öğrencisi sayılmazdı.

Sadece gladyatör arkadaşını tedavi ettikten sonra şifa odasına girmesine izin verilen amatörün tekiydi ve nasıl olduysa orada kalmaya devam etmişti.

Bu yüzden, Ada’nın yüksek mevkilerinde bulunanların gladyatörlerden biri olan İhtiyar Null’a, zehir ya da ilaç olabilecek son derece etkili bir şey vermeyecekleri açıktı.

Bu yüzden İhtiyar Null’un bir ilaç―― hemen etki eden “güçlü bir zehir” hazırlaması imkânsızdı.

İhtiyar Null’un yapabildiği tek şey, eline geçirebildiği kadar çok uyuşturucuyu bir araya getirerek zararlı bir karışım elde etmekti; bu karışım, kişinin vücudundaki kan akışını bozarak onu öldürecekti.

Biri onu yutacak olursa çok büyük acılar çektikten sonra kesinlikle geberecekti―― ancak o şeyin varlığı bile Subaru için az çok elverişliydi.

Subaru: “Sonuçta, benim temelim tembel ve kocaman bi’ aptal olmakta yatıyor.”

Subaru’nun doğası düşünüldüğünde, acı çektirmeden öldüren bir zehir söz konusu bile olamazdı.

Böyle olmasaydı hemen önemsiz bir şey için yeniden başlamayı düşünerek zehrin gücüne güvenmeye başlayacaktı. Bunu yaparken de Natsuki Subaru’nun, canavara dönüşmesi kaçınılmaz olacaktı.

İnsan acısını ve ıstırabını anlayamayan insanlık dışı bir canavara…

Subaru: “Asla, kesinlikle HAYIR!”

Kollarının ve bacaklarının büyük olduğu zamanın anılarını ve farkındalığını şimdiden silinip gidiyordu. Yine de Subaru, deneyimlerinin ve ideallerinin daha fazla çarpıtılmasına izin vermeyecekti, veremezdi.

Doğasındaki bu değişiklik, Subaru’yu olduğu gibi kabul eden herkese ihanet olurdu.

Belki kendisine ihanet edebilirdi ama herkese, ailesine edemezdi.

Natsuki Subaru bir tarafa itilebilirdi ama Natsuki Subaru’nun güçlü bağları değiştirilemezdi.

Bu yüzden――…

Subaru: “…Yalan söylediğim için üzgünüm İhtiyar Null, bunu Sparka’daki rakiplerime karşı kullanacağım demiştim ama.”

Natsuki Subaru cehennemî acılar yaşayacak olsa bile, uzattığı ellerini geri çekemezdi.

Çünkü bu, izole edilmiş sulardan oluşan bu Gladyatör Adası’nda bile eğilip bükülmeyecek tek ilkeydi.

△▼△▼△▼△

Güçlü görünmeye çalışsa da――…

Subaru: “Gağh, gığh, geğh… Hık.”

Sanki dişlerini kırılacak kadar sıkan Subaru, kalbini paramparça eden acıya katlandı. ――Hayır, aslında buna katlanmıyordu. Dayanması gereken acı çoktan geçmişti bile.

Ölüp geri dönmüştü, dolayısıyla bu ölümden kaynaklanan acı hiçbir yerde yoktu.

Yine de ruhu sürükleniyordu. Bu yüzden, gözyaşları da sümükleri de bir türlü dinmek bilmiyordu.

Weitz: “Oy, Schwartz!.. Neyin var, âniden!..”

Subaru: “İ-iyiiim…”

Weitz: “Nasıl iyi olabilirsin ki… Böyle çirkin bir durumdayken!..”

Subaru olduğu yere sinmişti, yüzü çeşitli sıvılara bulanmış hâldeyken Weitz’in sesi titriyordu.

Subaru’yu kaldırmak için yanına koştu ve tereddüt etmeden akan burnunu çıplak elleriyle sildi. Weitz’in tavrı her seferinde Subaru’yu etkiliyordu.

Kirli insanların kirli olduğuna inanmadan hareket edebilmek, bu inanılmaz derecede saygı duyulacak bir şeydi.

Subaru: “Ahh, uhğ…”

Akan burnunu ve gözyaşlarını şiddetle silen Subaru, elini sersemlemiş başına götürdü.

Yavaş yavaş geçmişteki ölümünün şokunu atlattıkça, hayatta olmanın getirdiği, yavaş ilerleyen gerçeğini kabul etti. Rahat bir bilince geçişi genellikle Subaru her “ilaçla” öldüğünde gerçekleşiyordu.

Azı dişinin arkasındaki “zehiri” ölümünü garantilemek için bir koz olarak hazırlamıştı ancak şaşırtıcı bir şekilde Subaru, Gladyatör Adası’nda zehirle pek fazla ölmemişti.

Sparka’daki ölümlerinin büyük çoğunluğu Gladyatör Canavarı’nın pençeleri ve dişlerinin kendisine yaklaşması sonucu gerçekleşmişti.

Ancak ölmesinin imkânsız olduğu, kayıpların olduğu ya da hedefin üstesinden nasıl geleceğini bilemediğinde; bu “ilaç”, yapılış amacını gerçekleştirmek durumunda kalıyordu.

Bu, Natsuki Subaru’nun katlanmak zorunda olduğu dayanılmaz ıstıraptı.

Sonuçta――…

Subaru: “…Her şeyi berbat eden bendim.”

Neredeyse her işi yapan kişi başarısız olursa geriye kalanlar ne yapabilirdi ki?

Subaru’nun sorumluluğu vardı. Nasıl yaptığı önemli değildi, bir şeyleri başarma olasılığı en yüksek kişi oydu ve dolayısıyla da bu sorumluluğuydu.

Her ne kadar bu güç elde etmek istememiş olsa da o, Natsuki Subaru olduğu sürece bu güçte ustalaşabilirdi.

Çünkü o kişinin―― Natsuki Kenichi’nin oğluydu.

Weitz: “――Hık, ne!?.”

Subaru: “Asma köprü!..”

Yumruğunu kirli zemine bastırıp, kendini yukarı kaldırmaya çalışırken tüm ada gıcırdadı ve sarsıldı.

Önündeki Weitz’den ve kasvetli soğuk atmosferden dolayı Subaru, öldüğü ve geri döndüğü yerin Gladyatör Adası’nın alt katmanı olduğunu fark etmişti―― asma köprü kaldırılmadan hemen önce.

Adayı dış dünyaya bağlayan, ayakta kalan tek köprüydü.

Subaru: “――Geliyorlar.”

Bu sahne, onu resmeden en korkunç düşmanla birlikte olan cehennemi andırıyordu.

Bir kez daha, bir daha karşılaşmamak için dua ettiği bir kişiyle yüzleşecekti―― Todd’la rövanş maçına çıkacaktı.

Subaru: “――――”

Korku onu sararken, Subaru titreyerek omuzlarına sarıldı.

Gözlerini kapatır kapatmaz, göz kapaklarının ardında ona geri gelen şey, cesetlerle delik deşik olmuş feci manzaraydı. Tanıdığı yüzlerin gözlerinden ve burunlarından akan kan ve yerde yatarken, bunun getirdiği korkudan dolayı da titriyorlardı. Bu hatırladığı en korkunç ânısıydı.

Önünde, Subaru’nun akan burnunu silen Weitz de bir istisna değildi.

Subaru: “Bu tür bir şeye, bir daha asla…”

İzin vermemeliydi, sorumluluk duygusu göğsünü ateşledi.

Ancak -bu kadar hevesli olmasına rağmen- düşünceleri n’apması gerektiğini sorgulayınca duraksadı. Böylesine çaresiz bir durum nasıl ortaya çıkmıştı ki?

İmparatorluk Başkentinden, elçi adı altında gelen ve Gladyatör Adasına giriş yapanlar Todd ve Arakiya’ydı.

Bir zamanlar savaştığı İlahi General’in yoluna tekrar çıkması bile başını ağrıtmaya yetiyordu ama insan şeytanı Todd’un da yanında yer alması, olabilecek en kötü kâbustu.

Her şeyden önce Todd ve Arakiya neden birlikteydi?

Subaru: “…Aptalın tekiyim ya, şimdi hatırladım. Arakiya yakalandıktan sonra, onu serbest bırakan kişi oydu.”

Bu, oldukça şok edici olabilirdi ancak Todd’la ilgili anılar şaşırtıcı derecede netti.

Subaru ve Todd’un ortak kaderinin sonu, yüksek duvarlı şehirde―― Guaral’da, Belediye Binasını işgâl etme operasyonu sırasında olmuştu. Her şeyin sonu, Subaru’nun bir kadın gibi giyinip onunla etkileşime girmesiyle gelmişti.

Sonrasında çılgınca saldıran Arakiya, kırmızılara bürünmüş Priscilla tarafından halledilmişti; ardından sözde yakalanan Arakiya, Subaru’nun Todd olduğundan şüphelendiği biri tarafından serbest bırakılmıştı.

Şimdi birliktelerse tahmininde yanılmadığı anlaşılıyordu.

Subaru: “Lanet olsun, nişanlının yanına dönmek istediğini söylemene rağmen neden buradasın ki? Memleketine sessizce dönseydin ya… Yalancı piç!..”

Söz verdiğinden farklı şeyler için sızlansa bile, bu Todd’u ortadan kaybolmasını sağlamayacaktı. Bunu anlamasına rağmen, bastırdığı öfkesini en azından bir kez olsun boşaltması gerekiyordu.

Bunu yaptıktan sonra derin bir nefes aldı, verdi, aldı, verdi.

Ve sonra da――…

Weitz: “Sparka için bir sonraki kurbanlar mı?..”

Subaru: “Kesin değil. Weitz, bana birazcık yardım edebilir misin?”

Weitz: “――. Az önce ne dediğimi unuttun mu?..”

Subaru bunu duyduğunda Weitz’in yüzündeki dövme buruştu ve ayaklarının altındaki sarsıntıları hissetti.

Bu sırada Weitz bazı sözler söylemiş olsa da Subaru’nun kafası “ilacın” etkisiyle panik içindeydi ancak onları hatırlıyordu çünkü dedikleri, büyük bir etki yaratmışlardı.

Subaru: “Sadece güç ödünç veriyorsun, değil mi? Bu yüzden, lütfen bana gücünü ödnüç ver.”

Weitz: “Anladığın sürece sorun yok…. Peki, n’apmamı istiyorsun?..”

Doğal olarak sıradaki gladyatör adaylarının asma köprüden geçtiğini göreceklerdi.

Muhtemelen onun önerisinin bu olacağını düşünüyordu ama Weitz kollarını kavuşturmuş, hızla değişti. O güçlü sorumluluk bilinci, bir zamanlar kendisi için belirlediği ve inatla uyduğu kural gerçekten çok yardımcı oldu.

Weitz’in kişiliği için büyük bir takdirle――…

Subaru: “Birazcık geciktirmen yeterli. Az önce Adaya gelen insanları oyalamanı istiyorum.”

△▼△▼△▼△

――Natsuki Subaru’nun tek silahı, Ölümden Dönüş Otoritesiydi.

Vollachia İmparatorluğu’na geldiğinden beri ve çeşitli engelleri aşarken otoritesi, açıkça istediği şekilde çalışmıyordu.

Akla gelen en büyük neden, Subaru’ya saldırmaya devam eden “çocuklaştırma”ydı.

Vücudu küçüldüğü için, Ölümden Dönüş’ü tamamen anormal davranmasına yol açmıştı.

Bunun en iyi örneği, Kaos Alevi’nin Kızıl Lapis Kalesi’ndeki o korkunç on saniyeydi.

O bitmek bilmeyen on saniye Subaru’yu kurtarmak için değil, bundan daha ziyade onu umutsuzluğa düşürmek için bahşedilmişti. Bu sürenin hemen ardından, gönderildiği Gladyatör Adası’nda bile durum kötü olmaya devam etmişti.

Kale kulesinin tepesindeki o on saniye kadar kötü olmasa da şimdi verilen süre de alışılmadık derecede kısaydı.

Bu sefer de geçmişe yaklaşık otuz dakika kadar geri dönebilmişti―― Adadaki herkesin ölmeye başlayacağı süreyi göz önünde bulundurulduğunda, bu süre daha da kısalıyordu.

Başka bir deyişle Subaru’nun bu durumu otuz dakikadan kısa bir süre içinde düzeltmesi gerekiyordu.

Bu amaçla――…

Subaru: “Önce, düşünmek için zamana ihtiyacım var. ――Hatırla hatırla hatırla, az önce n’oldu.”

Gelen elçilerin gelmesini geciktirmek için bu sorumluluğu üstleneceğini coşkuyla beyan eden Weitz’in yardımseverliğine güveniyordu.

Bununla birlikte, Weitz’in öfkelenmesini içeren bir strateji olmayacağını da söylemişti.

Nedeni basitti, Weitz saldırıya geçse bile Arakiya orada olursa anında durdurulurdu. Dahası, Todd da oradaysa Weitz hiç acımadan öldürülürdü.

Bunların ikisi de Subaru’nun kaçınmak istediği durumlardı.

Subaru: “Herkes ölüm döşeğindeyken yüzlerinden kanlar fışkırıyordu… Zehirli gaz mı? Yoksa bir çeşit büyü falan mı ki?”

Gladyatör Adası’ndan kaçma planlanının tam ortasındaydı.

Hiain, Weitz ve Idra birbiri ardına yere yığılmıştı, tabii Tanza da istisna değildi. Herkes aynı sebepten dolayı, birlikte, ölmüştü; bu yüzden muhtemelen bunda yanlışlık olmadığını düşündü.

Bu, ölüm sebeplerinin aynı olduğu anlamına geliyorsa o zaman düşen diğer gladyatörler de aynı şekilde―― Bu da olamazdı.

Subaru: “Muhafızlar, onlar da ölenlerin bir parçasıydı.”

Yaşanan olayları düzgün bir şekilde hatırladığımızda, o cehennemde gerçekten de istisna kırıntısı dahi yoktu.

O anda sağlıklı düşünemediği için kafeslerdeki Gladyatör Canavarları’nın hâlâ hayatta olup olmadığını kontrol etmemişti ama en azından istisnasız tüm insanlar ölmüştü―― Hayır, bu da doğru değildi. Bazı istisnalar vardı.

Subaru: “Ben ve Todd.”

Gerçekten de sadece Subaru ve Todd Ada’da ölmeden yüz yüze görüşebilmişti.

Ancak Subaru ölmemiş olsa da yine de ölümün eşiğindeki acıyı hissetmişti ve tıpkı herkes gibi yüzünden kan akma durumunu da yaşamıştı. Bu durum Todd için geçerli değil gibiydi.

Buna kayıtsızca katlanabileceğini hayal etmek zor olduğundan, Todd’un bu tür ölüm yöntemlerine maruz kalmadığı kesindi.

Subaru: “Bu zehirli gazsa Todd buraya gelmeden önce panzehir falan mı aldı ki? Bir çeşit büyüyse onu kullanan Arakiya mıydı?.. Aklıma geldi de Arakiya ortalıklarda yoktu.”

Böyle bir düşüncesi olmamasına rağmen, tüm tanıdıklarının cesetlerini kısaca kontrol etmişti.

Tanza ve önünde yere yığılan diğerleri, Orson ve ikinci Sparka’da kurtardığı diğerleri, şifa odasındaki İhtiyar Null ve hatta kendisine soğuk ve sert davranan muhafızı bile tanımıştı.

Herkes ama herkes, yüzlerinden akan kanla hareketsiz hâle gelmişti.

Subaru: “Ama görmediğim üç kişi var daha vardı.”

――Bunlar Arakiya, Gustav ve tabii bir de onun yanında takılan sahte Cecilus vardı, yani üç kişiydiler.

Subaru: “――――”

Elbette ki Subaru da adadaki her gladyatörü hatırlamıyordu, bu yüzden hepsinin öldüğünü gelişigüzel söyleyemezdi. Ancak bir şeyden emindi, bu üçü hakkında kesin bir düşünceye varamıyordu.

Arakiya, Todd’un tarafında yer alan biriydi. Muhtemelen katliamın arkasındaki beyin olan Todd’un müttefiki olduğu için de katliamda ölmemiş olması gayet doğaldı.

Ancak diğer ikisine ne olmuştu?

Vali pozisyonundaki Ada Şefi Gustav, esrarengiz ve şüpheli bir genç olan sahte Cecilus.

Bu Gladyatör Adası’nda bile, bu ikisi özel konumlara sahipti――.

Subaru: “――Ah.”

Tam da bu iki özel insanı hatırladığı anda, Subaru’nun zihninde âniden bir şimşek çakıverdi.

Adada meydana gelen katliamın büyü ya da zehirli gaz yoluyla gerçekleştirilmiş olabileceğinden şüpheleniyordu. Ancak zayıf bir olasılık olsa da aklına gelen bir şey daha vardı.

Sadece Gladyatör Adası üzerinde büyük bir etkiye sahip olan bir şey―― “lanet kuralı”.

Gladyatör Adası Ginunhive’in gladyatörleri, görünmeyen bir engelin bağlarıyla zincirlenmişti.

Lanet kuralına uyulmadığı takdirde kişinin hayatı bile tehlikeye girebilirdi. Bu ihtimalin olma yüzdesi giderek artıyordu.

Subaru: “Ancak lanet kuralı sadece boş bir tehditti, aslında var olmamalıydı.”

Subaru’nun kendisi de Gustav’la girdiği ileri geri mücadelede hayatını riske atarak buna olan inancını artırmıştı.

Gustav’a Gladyatör Adası’ndan kaçacağını söylerken netti, böylece onu hoşnut etmemiş ve Gustav’ın bağlılık yemini ettiği Vollachia İmparatoru’nun iradesine karşı gelmişti.

Gerçekten bir lanet kuralı var olsaydı Gustav bunu hemen orada ona karşı kullanırdı. Subaru’ya ibret olsun diye bunu yapmazsa Gladyatör Adası’nın düzeni yıkılacaktı.

Lanet kuralının olmadığını yaymış olsaydı, gladyatörlerin isyanını içeren oldukça büyük bir olay meydana gelirdi.

Subaru: “Gustav-san ne kadar ölmemizi istemese de orada kafasını eğmesi hiç mi hiç mantıklı değildi. Yani, lanet kuralı diye bir şey olmamalı… Yo, fazla mı düşünüyorum ki.”

Gustav’ın gladyatörlerini hayatta tutmak için elinden geleni yapma politikası doğru olsun ya da olmasın, lanet kuralının varlığını inkâr etmeyi kolaylaştıran gerekçeler vardı. Etrafta bunlardan çok ama çok vardı.

Sadece gladyatörler değil, muhafızlar da ölmüştü, değil mi?

Subaru: “Gustav-san’ın tüm muhafızları öldürmesi için bir neden yok… Gene aynı şekilde düşünürsek durup dururken tüm gladyatörleri öldürmesi için de bir neden yok.”

Düşündükçe Gustav’ın niyetinin katliamla ilgisi olmadığı daha iyi anlaşılıyordu.

Durum buysa mantığı daraltarak, ilk iki seçeneğe geri dönecek olursak ya Todd zehirli gaz saçmıştı ya da Arakiya’yla iş birliği yaparak korkunç bir büyü kullanmıştı.

Ancak her iki durumda da aynı sorun vardı.

Subaru: “Neden etkisi bende bu kadar zayıftı ki?”

Önceden önlem almış olan Todd dışında, hafif semptomları olan tek kişi Subaru’ydu.

Subaru’yu ölen diğer herkesten farklı kılan şey neydi?

Çocuk olduğu için miydi? ――Hayır, Tanza ölmüştü.

Davranışları onlarınkinden farklı olduğu için miydi? ――Hayır, Weitz ölmüştü.

Irk farklılığı yüzünden miydi? ――Hayır, Hiain ve Idra birlikte ölmüştü.

Başka bir dünyadan olduğu için miydi? Krallık’ta zaman geçirdiği için miydi? Süper şirin bir Ruh’la sözleşme yaptığı için miydi? Cadı tarafından sürekli takip edildiği için miydi? Daha küçük bir bedene “çocuklaştırıldığı” için miydi? Başka ne vardı, başka n’olabilirdi, başka neyi unuttu, başka, başka ne vardı ki?

――Yalnızca Subaru diğerlerinden farklıydı, peki neydi o şey?

Subaru: “Ne――”

???: “――Oh, Basu, seni rahatsız eden bi’ şey mi var?”

Subaru: “Voaa!?”

Olasılıkları araştırmak için çılgınca kafa yoran Subaru’nun arkasından bir ses vuku buldu.

Çok âni olduğu ve birisinin kendisiyle konuşma ihtimalini zihninden sildiği için Subaru ciyaklayarak, gözlerini kocaman açarak arkasını döndü.

Subaru’nun arkasında, ellerini kimonosunun kollarına sokmuş bir şekilde yürüyen sahte Cecilus vardı.

Subaru onun her zamanki gibi kaygısız tavrı karşısında şaşkınlıkla gözlerini birkaç kez kırpıştırdı.

Subaru: “C-Ceci?..”

Cecilus: “Evet, benim de bu tepkinin nedeni de ne? Sanki benim burada olmam dünyayı sarsacak bir gelişmeymiş gibi bakıyorsun. Bu dünyanın ana karakteri olduğum doğru, dolayısıyla neden gözünün korktuğunu az çok anlayabiliyorum ama niyetim sadece Basu’nun yanında konuşabileceğim ve dokunabileceğim bir mesafede zaman geçirmekti, anlıyo’n mu?”

Bu şekilde, önüne yaklaşan sahte Cecilus, Subaru’nun yüzüne neredeyse nefesini hissedebileceği kadar yakın bir mesafeden baktı.

Ve bu değişmeyen tavır ve hareketle Subaru istemsizce geri çekildi.

Tam o sırada, Subaru’nun yanından, sahte Cecilus sessizce aşağıdaki manzaraya baktı―― Subaru’nun yanında yükselirken, sahte Cecilus çoktan batmış olan asma köprüye doğru baktı.

Cecilus: “Araba, sonraki Sparkadakileri değil; daha farklı konukları taşıyor gibi. Adadaki herkes bundan bahsediyor.”

Subaru: “…Ah, İmparatorluk Başkentinden gelen elçiler gibi görünüyorlar. Ama buraya ne için geldiklerini bilmiyorum.”

Cecilus: “İmparatorluk Başkentinden gelen elçiler söz konusu olduğunda, dışarıdaki durumlar hakkında bizleri bilgilendirmek veya bir sonraki gösteriyle ilgili hazırlıklar yapmak için geldiklerini tahmin edebilirim. Buradan ayrılmak istediğine göre Basu, bu senin için iyi bir haber olmaz mı?”

Subaru: “――. Dediğini inkâr etmem.”

Subaru, sahte Cecilus eliyle gözlerini kapatarak gölün yüzeyine bakarken ona sert bir yanıt verdi.

Açıkçası, sahte Cecilus’la bu beklenmedik karşılaşma Subaru’yu ona karşı nasıl davranması gerektiği konusunda kararsız bırakmıştı.

Sahte Cecilus’un Todd ve Arakiya’yla katliamı gerçekleştirdiğine inanmıyordu.

Ancak Gladyatör Adası’nın en korkulan gladyatörü olduğu söylenen bu kişinin, katliamın ortasında ortadan kaybolduğu da doğruydu.

Subaru: “Gerçi gözlerimin düzgün çalışıp çalışmadığı tartışılır…”

Böylesine korkunç bir durumda, hiçbir şekilde, akli dengesinin yerinde olduğu söylenemezdi.

Yine de Ada’da biri kavga etmiş ya da savaşmış olsaydı bunu duymaması imkânsız olurdu.

Bu yüzden, o zamanlar sahte Cecilus’a n’olduğunu düşünecek olursa――…

Subaru: “Göremediğim bir yerde mi öldü, yoksa zaten adada değil miydi?”

Ama adada değilse o zaman nerede ve nasıl?

Şu anda bile, sahte Cecilus’la konuşurken, saat zaman sınırına doğru geri sayım yapılıyordu. O saçma ihtimale kadar, sahte Cecilus’un da zamanı sınırlıydı.

Cecilus: “Dediğimi inkâr etmeyeceksin, demek. Ama yüzün, başka şeyler hakkında endişelendiğini söylüyor, biliyor musun?”

Düşünüp dursa da Subaru hiçbir yere varamadı ve sahte Cecilus içgüdüsel olarak onun belirsiz sözlerini didik didik etti.

Muhtemelen sadece bir tahmin yürütüyordu; Subaru’nun ifadesini, konuşmasını veya davranışını okumak gibi bir şey yapmıyordu. Bu, sezgiydi. Doğru yorumu çekip çıkarmak, sahte Cecilus gibi insanların yapabileceği bir şeydi.

Bu tür canavarlardan bir avuç dolusu bu dünyada dolaştığı düşünüldüğünde, Subaru’nun kararlılığı sorgulanıyordu.

Kaybetmeyeceğine, kaybetmemesi gerektiğine olan kararlılığıydı.

Subaru: “Ceci, Ada’da korkunç bir şey olmak üzere. Muhtemelen, İmparatorluk Başkentinden gelen o adamlar sorumlu. Sana detaylarını söyleyemem ama…”

Cecilus: “İfade etme şekline ve ne kadar ciddi olduğuna bakılırsa kelimelerle ifade edemeyecek kadar korkunç olmalı… Şu küçük geyik kızı ve Basu’nun Birimindeki insanlar bi’ çıkmazın içindeler. Yo, daha çok ölümün kaçınılmaz olduğunu hissettiren bir şey mi?”

Subaru: “――Hık.”

Cecilus: “Şeyyy, Basu’nun tepkisi fevkalâde bir hissettiyor, amma güzel! Ancak gerçekten öyle mi ki? Nihayet bir şeylerin olacağına dair işaretlerin belirmesine çok sevindim. Beklemekten o kadar sıkılmıştım ki ölmek üzereydim!”

Ağzı açık bir şekilde gülen sahte Cecilus neşeyle ayaklarını yere vurdu.

Sanki belayı sıcak bir şekilde karşılıyormuş gibi verdiği tepki karşısında şaşkına dönen Subaru, dişlerini göstererek aralarındaki mesafeyi kısaltmak için acele etti.

Subaru: “Ceci! Bu şaka falan değil lan! Herkesin başı belada!”

Cecilus: “Çok ciddisin demek! Şaka yapmıyorsan harika. Bunu memnuniyetle karşılarım çünkü buradaki her şeyin senin çok fazla düşünmenden, uydurma bir hikâyeden ibaret olduğunu söyleseydin darılıp küserdim. Kriz, çıkmaz ve zorluklar; amma büyük bir rahatlamadır bu!”

Subaru: “――Hık!”

Cecilus: “Yoksa harbiden de kayıtsız şartsız senin tarafını tutacağımı falan mı sandın, Basu?”

Subaru, Cecilus’un durumun ciddiyetini anlayamadığından şikâyet ettiğinde Cecilus sesini alçalttı. Sanki gözlerindeki parıltı, burada anlayamayan tek varlığın Subaru olduğunu söylemek ister gibiydi.

O uzun çekik mavi gözlerinden yayılan bıçak gibi bir soğukluk hisseden Subaru derin bir nefes aldı.

Sahte Cecilus, sessiz Subaru’ya genişçe gülümseyerek…

Cecilus: “――İşte burada, tam burada.”

Sonra Subaru’ya açık sözlerle saldırarak olduğu yerde bir dönüş yapıp ellerini uzattı.

Gladyatör Adası’nın dağ yamacında, adayı ve gölün yarısını gören yüksek bir yeri sahne olarak ayarlamışlardı. Sahte Cecilus gökyüzüne baktı, ağzını kocaman açtı ve――…

Cecilus: “Bu şüphesiz bir dönüm noktası! Beni kayıtsız şartsız kendi tarafına çekip çekemeyeceğini sormuştun ancak tam şu anda, bu an itibariyle bu şartları yerine getirebileceğini söylemek isterim.”

Subaru: “Şu anda, bu an…”

Cecilus: “Evet, evet, doğru! Basu, önsezilerinle beni büyülüyorsun resmen! Beklentilerinle bağ kuruyorsun âdeta! Müzakerelerinle beni güldürüp duruyorsun! Ve tam doruk noktasında kendini kanıtlıyorsun!”

Subaru: “――――”

Cecilus: “Şimdi gel, ey kılıçlarla delinmiş kurt! Bu acımasız ve zalim uçsuz bucaksız topraklara tepeden bakan tüm Gözlemciler, görün onu net bir şekilde! Bu dünyada, beni, Cecilus Segmunt’u büyüleyen kişinin ta kendisidir o!”

O varoluşlara, göklerin ötesinde bulunan izleyicilere ikna olmasaydı bu olağanüstü beyanı yapamazdı.

Abartısız olarak, eksantrik davranışları göz önüne alındığında sahte Cecilus’un akıl sağlığından şüphe etmek doğal olurdu. Kuşkusuz, bu adadaki herhangi biri onun davranışlarına gözlerini kaçırır ve kulaklarını tıkardı ancak Subaru, ona karşı tuhaf bir güven kazanmıştı.

Sahte Cecilus’un―― Hayır, Cecilus Segmunt’un gerçek olduğuna dair.

Bu iyi niyetli canavar, dünyayla konuşabileceğine gerçekten inanıyordu ve dünya gerçekten kendine ait bir zihne sahipse o zaman gözlerini ondan alamayacağına inanıyordu.

Bu küçük canavar, o kadar fazla varlık ve ikna gücüyle dolup taşıyordu.

Subaru: “Ben…”

Cecilus: “Ney?”

Subaru: “Seni yoldaşım yapacağım. Seni çok çalıştıracağım, kararım bu.”

Subaru baskı altında olmasına rağmen, buna zamanı olmamasına rağmen, elini göğsüne koyarak konuştu.

Gözlerini sıkıca karşısındakine dikerek beyan etti.

Cecilus: “――Gelişigüzel davranmandan hoşlanmıyor değilim, aksine fazlasıyla hoşuma gidiyor.”

Konuşurken bir gülümseme belirdi ancak bu Cecilus’un şimdiye kadar takındığı aynı kaygısız gülümseme değildi, daha ziyade Subaru’ya cevap verirken sadece dudaklarını gevşeten bir gülümsemeydi.

Belki de bu, Cecilus’un Subaru’yu şüphesiz bir rakip olarak tanıdığının işaretiydi.

Hemen ardından――…

Cecilus: “――Anlıyorum.”

Az önce gülümseyen dudaklarını sıkan Cecilus, bir parmağıyla hafifçe çenesini okşadı.

İnce yapılı burnundan aşağı süzülen kan, çenesine damladı.

Subaru: “Ne!?.”

Cecilus’un burnundan taze kan aktığını gören Subaru aceleyle korkuluğun üzerinden baktı.

Adaya bakarak odaların içini ya da bodrum katını görebildiği söylenemezdi ama yine de buradan oraya baktığında çökmüş birçok figür görebiliyordu.

Katliam başlamıştı.

Subaru’nun durumu düzene sokmak ve olasılıkları dikkatle değerlendirmek için kullandığı zaman başladı.

Ölüm, adanın dört bir yanındaki insanları şiddetle kasıp kavurmuş; istisna gözetmeksizin canları almıştı.

Gerçekten, ayrım gözetmeksizin――.

Cecilus: “Uh-oh.”

Subaru: “Ceci!?”

Kendini parmaklıklardan çekerken Subaru da burnunun içinde bir sızı hissetti ama daha çok yanına oturmuş olan Cecilus için endişeleniyordu.

Cecilus sırtını parmaklıklara dayadı ve bağdaş kurup otururken terlemeye başladı.

Rahat bir tavrı vardı ama eliyle bastırdığı burnundan gelen kan durmamıştı.

Subaru: “İyi misin?”

Cecilus: “Eh, zorlu görünüyor. Bu fazlasıyla zorlu bir düşman, Basu. Bu rakiple ilgili bildiğin veya farkında olduğun bir zayıflığı var mı?”

Subaru: “Bunu söylemenin sırası mı!? Burnundan ve gözlerinden kan geliyor!”

Cecilus: “Anlıyorum… Şimdiye kadar bir damla bile kanamadım diye övünüp dururdum ama.”

Onlar konuşurken bile, oturmakta olan Cecilus’un gözlerinden kanlar akıyordu.

Cecilus’un durumu o kadar kötüleşmişti ki ona bakmak zordu ama burnundan akan kana rağmen, ses tonunda en ufak bir değişiklik olmaması korkutucuydu.

Ancak Cecilus’la ilgili en korkutucu şey bu değildi.

Subaru: “Ölmekten… Korkmuyor musun?..”

Cecilus: “İnsanlar ölür sonuçta, ne var bunda.”

Subaru: “――――”

Cecilus, kendisine giderek yaklaşan şeyin Ölüm olduğunu bildiği hâlde; hiç tereddüt etmeden karşılık verdi.

Tereddüt etmeden, şaşırmadan, korkmadan, endişelenmeden, gergin olmadan, pişmanlık duymadan.

Subaru’nun aksine, ölümünün ötesinde hiçbir yer olmamalıdır.

Yine de Cecilus, yaşayan varlıklar arasında en korkulan şey olduğu varsayılan Ölüm’den hiç mi hiç korkmuyordu.

Ve böylece, hiç ölüm korkusu göstermeden――…

Cecilus: “――――”

Burnunu tutan eli düşüverdi, kan lekesini gizlemek istercesine kolunu sardı ve sırtını çite yaslayan Cecilus hareketsiz kaldı.

Göz kapakları kapanarak düştü ve en ufak bir kıpırtı dahi olmadan, hareket edemez hâle geldi.

Subaru bunun ne anlama geldiğini açıkça anlamıştı.

Ve ardından――…

Subaru: “Öhöğ…”

Öksüren ağzının üzerine koyduğu eli kanla lekelenmişti, Ölüm Subaru’ya da yaklaşıyordu.

△▼△▼△▼△

Aynıydı, tam anlamıyla yerle yeksan bir manzara; Gladyatör Adası’nın tamamına hâkim olmuştu.

Subaru: “――――”

Subaru ayaklarını yavaşça sürüyerek Ada’nın etrafında dolaştı ve hayatta kalanları aradı.

Ancak artık Cecilus bile devre dışı kaldığına göre, Subaru’nun yıkık dökük beklentilerini karşılarcasına, böyle bir varlığın ortaya çıkması söz konusu bile değildi.

Subaru: “Tanza ve diğerleri de hatta İhtiyar Null bile…”

Her biri çökmüş ve hayatlarını kaybetmişti.

Subaru’nun onlar için yapabileceği en iyi şey, yaşananları kavrayamayan herkesin şaşkın yüzlerindeki göz kapaklarını kapatarak yüzlerini bir nebze olsun temizlemekti.

Subaru: “Üzgünüm, Tanza…”

Başarısız olmuştu. Prosedüründe hata yapmıştı.

Tanza’ya ve diğerlerine de tehlikeden bahsetmeli, bir tür önlem almalarını sağlamalıydı.

Keşke Tanza ve diğerleriyle bir araya geldikten sonra, gözetleme noktasına çıkmadan önce birlikte kalsalardı. Keşke onu rahatlatabilseydi ve ölmesine izin vermeseydi. Kimseye güvenemeyeceği bu yer hakkında endişeli olan, durum hakkında hiçbir şey bilmeyen o kız.

Cesetlerini bulana kadar, böyle bariz bir şeyi aklına bile getirmemişti.

Subaru: “――――”

Adanın etrafında dolaşırken tüm muhafızların da öldüğünü görmüştü.

Ölüm şekilleri gladyatörlerle aynıydı, herkes kan kaybından ölmüştü, yüzlerinden kanlar akmıştı. Bu arada, Gladyatör Canavarları’nın kapatıldığı kafesleri görmeye gitmişti ve Subaru, hepsinin öldüğünü de gördü.

Kafeslerine yığılmışlardı, gözlerinden ve burunlarından kan geliyordu, tıpkı insanlar gibi.

Subaru: “…Sanırım bu, daha dayanıklı olduğum anlamına geliyor.”

Ölümün eşiğindeyken cansız Gladyatör Canavarları’nın gülemeyeceği bir şaka yaptı.

Burnu tamamen kanla tıkandığı için nefes almakta zorlanıyordu. Gözleri de nemli ve buğulu hâle gelmişti, parmaklarıyla sildiğinde sanki soluk kırmızı bir perde onları örtüyordu.

Subaru’ya, sadece Subaru’ya, yavaşça yaklaşan tamamen iğrenç bir Ölüm Tanrısı vardı.

Subaru iğrenç Ölüm Tanrısına karşı, titreyen orta parmağını kaldırdı.

Ve ardından――…

???: “――Hey sen, böyle bir yerde ne yapıyorsun?”

Adanın orta katmanında, avlu olarak bilinen yerde, Ölüm Tanrısı boynunu kütletirken mırıldandı.

Siyah bir bandana takan ve dışarıdan dost canlısı bir genç adam görünümü veren Ölüm Tanrısı―― Todd’du. Kendisine doğru orta parmağını kaldırmış olan Subaru’ya bakarken yavaş yavaş yaklaştı.

Todd: “Gördüğün gibi adadaki herkesin öldüğünü düşünmüştüm ama…”

Todd büyük bir bıçağı ustalıkla çıkardı ve Subaru’ya bakarken şaşkın bir yüz ifadesi takındı.

Birçok açıdan, muhtemelen açıklanamaz bir durumun içine girdiğini düşünüyordu. Burada yaşayan bir insanla karşılaşmak Todd’un beklentilerinin dışında olmalıydı.

Bir pusuya düşmüş olma hissi de Todd için kesinlikle uğursuzdu.

Ancak Subaru burada beklediğinde, onun geleceğini biliyordu.

Bu işi onunla karşılaşmadan bitirebilseydi bunu tercih ederdi ama bu, ne olursa olsun kaçınamayacağı bir yüzleşmeydi.

Artık hayatta başka kimse kalmamıştı ve Subaru ölene kadar geçen sürede onunla konuşma şansı olan tek kişi de Ölüm Tanrısıydı.

Todd: “――――”

Gözlerindeki bakış umursamazlıktan yoksundu ancak yaklaşan adımlarında hiçbir tereddüt yoktu. Bu Subaru’ya tepeden bakan bir tavırdan çok, Subaru’yu bir sorun olarak görmeyen bir tavrı vardı.

Todd’un Subaru’yu çocuk olduğu için hafife alması söz konusu olamazdı.

Şaka ya da mecaz yapmaksızın, Subaru zaten ölüm noktasındaydı. Ölmek üzere olan ve çaresiz bir çocuğa karşı aşırı temkinli olunursa bu temkinlilik değil, korkaklık olurdu.

Yine de Todd’dan korkak olarak değil de kurnaz ve temkinli olarak bahsedilebilir.

――Ona bakarken, aptallığı yüzünden kızın Ölümünün geçip gitmesine izin vermiş olan Subaru böyle düşünüyordu.

Todd tam istediği gibi ortaya çıkmış olsa da bundan sonra işlerin istediği gibi gidip gitmeyeceğinden emin değildi.

Bir şansı olsa bile Todd kolay kolay ipucu verecek biri değildi. Ölmek üzere olan çaresiz bir çocuğa, huzur içinde ölmesine yardımcı olacak bir şey verecek nezakete dahi sahip değildi.

Öyleyse soğukkanlı Ölüm Tanrısı’na karşı bilgiyi nasıl elde edebilirdi ki?

Belki de sadece tek bir şey vardı.

Son derece başarılı olsa bile, elde edebileceği bilgi sadece tek bir şeydi.

Bu tek şey, onun için değerli bir şey olmalıydı.

Todd: “――――”

Adım adım, Subaru ve Todd arasındaki mesafe azaldı.

Bu mesafe sıfıra ulaştığı anda, karşı tarafın Subaru’yu bıçaklaması ve onu sessiz sedasız ölüme götürmesi şaşırtıcı olmazdı. Kafası ve vücudu oksijensiz eksikliği çekerken doğru cevabı bulmak zorundaydı.

Adadaki bu katliamı yapan Todd’du. Sormanın bir anlamı yoktu.

Kim hâlâ hayattaydı? Bunu sormak da anlamsızdı. Bir anlamı olmazdı.

Arakiya neredeydi? Her ne kadar bunu bilmek istese de Todd’un ona cevap vereceğini sanmıyordu. Bu da anlamsız olurdu.

Gustav’a ne olmuştu? Bu da Arakiya gibi anlamsız bir soru olurdu.

O zaman geriye kalan, katliamın arkasındaki yöntem miydi?

Todd: “――――”

Zehirli gaz değildi. Subaru bu seçeneği aklından silmişti.

Subaru, Ada’nın dağının yarısına ulaşmış ardından, Cecilus’a gözetleme noktasında rastlamış ve orada kalmaya karar vermişti. ――Katliamın cevabı zehirli gaz olsaydı muhtemelen gözetleme noktasındaki güçlü rüzgârlar sayesinde güvende olurlardı.

Ancak sonuç olarak ne Subaru ne de Cecilus katliamdan kaçabilmişti. Dışarıda ve adada bulunanların da çöktüğü düşünüldüğünde zehirli gaz ihtimali oldukça düşüktü.

O zaman, diğer ihtimal de――…

Subaru: “――Ah.”

Büyü, Arakiya’dan. Todd ile birlikte ortaya çıkan Arakiya, adadaki gladyatörleri, muhafızları ve Gladyatör Canavarları yok etmek için bir tür katliam büyüsü kullanmıştı.

Bu kesinliği elde edebilirse, bir dahaki sefere, bir dahaki sefere işleri gerçekten uygun bir şekilde halledecekti.

Yapabilseydi o kesinliği elde ederdi――.

???: “――İşte burada, tam burada.”

O anda, Subaru’nun zihnine işitsel bir halüsinasyon hâkim oldu.

Artık aralarında olmaması gereken ana karakterin sesi, Subaru’nun zayıf düşüncesinde bir sıcaklık yarattı.

Ve ardından, sanki o sıcaklık onu bunu yapmaya zorluyormuşçasına ağzını açtı ve――…

Subaru: “――LANET KURALI!!”

Bir zamanlar sildiği olasılığı, tam olarak yapamasa da, Ölüm Tanrısı’na doğru yüksek sesle haykırdı.

Subaru’dan gelen o kan dondurucu ses, Ölüm Tanrısı’nı ele geçiren kaçınılmaz bir saldırıydı. Ve ardından o bağırışı duyduğu anda, Ölüm Tanrısı―― Todd, hareket etti.

Todd: “Öl.”

Şüphenin hafif izi, rahatsız edici havası, hemen hemen her şey kayboldu; geriye sadece öldürme isteği kaldı.

Kana susamışlığı o kadar yoğun ve boğucuydu ki aklı başında biri bunu görecek olsaydı neredeyse bayılacak duruma gelirdi. Todd, gözlerindeki kana susamışlıkla, elindeki bıçakla Subaru’nun üzerine tek bir nefeste atladı.

Subaru: “Gağh.”

Soğuk bıçağın saplanışı, Subaru’nun göğsünün derinliklerine nüfuz ediverdi.

Bıçak acımasızca, göğsündeki hayati her şeyi parçaladı ve asla kurtarılamayacağından emin olmak için de dönerek dışarı çıkartıldı.

Kanlar fışkırdı ve Todd’un donuk yüzünü taze kanlarla boyadı.

Subaru: “――Ghığh.”

Bıçaklanmış ve sonra da bıçak çekilip çıkartılmıştı; bu güç, vücudunu sert zemine savurmuştu. Kan boğazından daha önce hiç yaşamadığı bir şiddetle akarken, paketlenmiş “ilaçla” birlikte bir yudum kan da tükürdü.

Isırmış ama zarfı yırtmayı başaramamıştı. Ama bu yara “ilaç” gerektirmiyordu.

Todd: “Ağzının içinden… Aklın başında mı?”

Kırmızıya çalan paketi parmaklarıyla alıp koklarken Todd mırıldandı. Sadece kokusundan bile içindekilerin tehlikeli olduğunu anlayabilmişti, yoksa Subaru’nun ağzından çıktığı için mi tahmin etmişti?

Nasıl olursa olsun önemi yoktu. Bu, Subaru’nun artık ulaşamayacağı bir şeydi.

Sadece, yalnızca, söylemek istediği tek bir şey varsa o da bu olurdu.

Subaru: “…Bir şey.”

Todd: “――Ne?”

Subaru: “Tek, bir şey.”

Tek bir şeyi, kavramıştı.

İfadesi değişti ve bunu her şeyin üstünde tutarak aceleyle Subaru’yu öldürdü.

İşte bu yüzden Subaru bunu kavramıştı.

Subaru: “Lane――”

Kavramıştı, onu kavramıştı ve ardından ölmüştü.

Ölümünün karşılığında, kavramıştı.

――Gladyatör Adası Ginunhive’deki ölümlerden sorumlu olan şey, var olmadığı varsayılan “lanet kuralı”ydı.

#Sonunda, neden öldüğümüzü öğrendik. Todd’un soğukkanlılığını kaybederek doğrudan Subaru’ya saldırması zaten fazlasıyla şüphelendiriciydi. Ve açıkçası, ben artık lanet kuralının buna sebep olduğuna inandım. Fakat Gustav neden Subaru üzerinde bunu kullanmadı veya kullanamadı mı? Lanet kuralının detaylarını öğrenmeden sanırım bunları bilemeyeceğiz. O zaman bakalım, sonraki bölümlerde lanet kuralını öğrenip bu durumdan kaçınabilecek miyiz? Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!



4.6 8 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
26 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Çılgın Oyuncu
Çılgın Oyuncu
14 Temmuz 2024 23:02

acısız bı zehir ha cidden ölüm acısını hissetmiyen bı Subaru abi baya op olurdu

Anonim
Anonim
Yanıtla  Çılgın Oyuncu
14 Temmuz 2024 23:38

bir sey sorucam bu guncel mi yoksa geride miyiz ?

Anonim
Anonim
Yanıtla  Çılgın Oyuncu
14 Temmuz 2024 23:46

cevaplamana gerek kalmadı öğrendim gerideymişiz .. neyse problem deyil zaten yeni bölümleri bekliyorum çeviri için teşekkürler

thephoenicianiii
thephoenicianiii
15 Temmuz 2024 21:17

Sanırım EX hikayelerinin çevirisi yok ya da ben göremedim. Wilhelm, Theresia’dan vs. anlatılan bölümlerden bahsediyorum. Bunların çevrilme planları var mı yoksa telif veya yalnızca light novel alanına mı giriyor? Ayrıca çeviriler için çok teşekkürler.

thephoenicianiii
thephoenicianiii
Yanıtla  Bertiel
15 Temmuz 2024 21:37

Şimdi bir baktım Witch Cult Translations’a EX hikayeleri yok. Sanırım yalnızca Light Novel olduğu için çevirisi konmamış.

thephoenicianiii
thephoenicianiii
15 Temmuz 2024 23:03

Çok pardon, burada tek parçaymış. Benim aklım diğer çeviri sitesinde kalmış. Ben şu öfkenin bir kısmını çevirip memnun olursam yeniden sizle iletişime geçerim. Teşekkürler yeniden.

thephoenicianiii
thephoenicianiii
Yanıtla  Bertiel
15 Temmuz 2024 23:23

Discord 4 hanelik numara hatası veriyor. Kullanıcı adınızı güncellemediniz herhalde? En son kaldırılmıştı bu numaralar.

thephoenicianiii
thephoenicianiii
Yanıtla  thephoenicianiii
15 Temmuz 2024 23:50

Şimdi internet sitesinden deneyim dedim çalıştı, isteği gönderdim. Uygulamasında ya da telefonumda sıkıntı var herhalde. Rahatsız ettiysem özür dilerim.

Vatkalı
Vatkalı
Yanıtla  Bertiel
18 Temmuz 2024 15:29

Selam bertiel ex volumeler elimde var hem deepl çevirili hali hemde İngilizce hali lazım olursa söylemen yeter

Anonim
Anonim
17 Temmuz 2024 03:25

bence bu olanlar lanetten çok mana eksikliğinden kaynaklanıyor. Semptomlar mana eksikliğine çok benziyor ayrıca bu göz bandlı kızın etrafındaki manayı emebildği bir gücü vardı diye hatırlıyorum. Eğer mana eksikliğindense subaru nun neden geç öldüğü de açıklanmış olur. Kanalı bozuk olduğu ve uzun zamandır beatricle temasa geçmediği için vücudu şuan zaten manadan patlicak duruma gelmiştir. Bu yüzden diğerleri hızlıca ölürken subaru daha yavaş ölmüştür tod da cebinde mana kristalı falan taşıyorsa bu etkiden etkilenmemiş olabilir

Alper
Alper
Yanıtla  Bertiel
19 Temmuz 2024 02:57

ilk defa mantıklı bir teori kurdum

Heisenberg
Üye
Yanıtla  Anonim
24 Kasım 2025 19:33

Sen bunları nerden düşündün be acayip mantıklı ama ben yinede ilk başta Gustav in subaruyu imparatorun çocuğu diye lanet kuralını etkinlestirmedigini düşünüyorum ama neden şuan etkinlestigine dair diyecek bişey bulamıyorum bide yazarken aklıma geldi eğer mana eksikliğindense ölüm sebepleri tanza nin ruh evliliğinden dolayı bi ihtimal gec ölmesi lazım olabilir emin değilim ama

furkan
furkan
27 Şubat 2025 12:14

Ceci bile öldu aq

Aizen Poyraz
Yanıtla  furkan
12 Ağustos 2025 14:53

Valla

Kansula
Kansula
17 Mart 2025 10:19

Çeviri için teşekkürler

İzanagi
Üye
26 Haziran 2025 17:16

Elinize sağlık

gariphasan
Üye
4 Eylül 2025 19:59

gustav ın lanet kuralını subarunun üstünde kullanmaması aşırı saçmaydı çünkü subaru lanet kuralının gerçek olmadığını diğer gladyatörlere yaysaydı isyan çıkardı ve gustav lanet kuralını etkinleştirip bütün gladyatörleri öldürmek zorunda kalırdı ki zaten gustav ın istemediği birşey bu. yazarken farkettim acaba gustav ın izni olmadan mı todd, lanet kuralını etkinleştirdi. baya iyi ilerliyor, yabancı fandomlar da arc7 nin çok kötü olduğunu söylüyorlardı fakat ben aşırı keyif alıyorum. çeviri için teşekkürler

baryonnarutotr
Üye
13 Kasım 2025 10:24

Oç toddd

Clumsy_Fan
Üye
27 Haziran 2026 22:24

Çeviri için teşekkürler.

Çoğunlukla açıklama odaklı bir bölüm oldu ama ben hala tappei nin bizi kandırmaya çalıştığını düşünüyorum. Yukarda birinin dediği gibi bence arakiya nın mana emmesi yüzünden herkes öldü. Ve ceci baruya onun tarafında olucağına dair yemin mi etti wtf. Bayadır yeni bir general görmedik umarım yakın zamanda kalan 3 generali görürüz.