Bölümün ortalama okuma süresi 28 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ
Çevirmen: Bertiel
ㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
——Zalim Yaşlı Adam Olbart Dunkelkenn’in geride bıraktığı iğrenç bir teknik.
Shinobi’nin gizli çocuklaştırma tekniği, başkalarının Od’una müdahale ederek kişinin vücudunun büyümesini dikkate değer bir şekilde tersine çevirebiliyordu.
Tüm canlı varlıklar, hiçlikten varlığa gelen Od için bir kaptan başka bir şey değildi. Od’un şekline bağlı olarak kabın boyutu ve biçimi de buna göre değişirdi.
Bu nedenle de tüm canlılar farklı görünümlere bürünecek ve kendilerini benzersiz yaşam formları olarak kuracaklardır.
Bu teori doğruysa, yani beden Od için sadece bir kap görevi görüyorsa, o zaman kişinin Od’unun şeklini değiştirerek kabının şekli de özgürce değiştirilebilirdi.
Kişinin Od’unu sıkıştırarak kap görevi gören beden de küçültülebilirdi——.
???: “Yani, shinobi atalarının bu fikirleri nasıl bulduklarından pek de emin değilim. Her şeyden önce, vücudumuzu ölümün eşiğine kadar eğitmenin yöntemlerini, hatta bunun sınırlarını dahi nasıl belirleyeceğimizi bilmemek korkutucu olmalı, ha?”
???: “Bir shinobi demek, budur. Birisi olmak için çalışmanın zamanı geldiğinde, Shura’nın yolundayız, masalın sürekli bir ceset dağının üzerinde yürümekten biri hâline geldiğinden bahsetmiyorum bile.”
???: “Pek çok teknik vardır ama onları kendi hayatınla test etmezsen sırlar kitabında bırakamazsın, biliyor musun? Benim gizli tekniğim… Birkaç düzine teknikten sadece biri ama yine de bunun bir istisnası değil.”
???: “Ancak gerçek sonuçla etkilerin bu kadar farklı olması fazlasıyla eğlenceli. Birini sadece küçülteceklerinden emindim ama beyni tam anlamıyla genç hâline geri getirmeye kadar gidiyormuş.”
???: “Maalesef ki ben de nedenini anlayamıyorum. Çünkü Od’la zorla oynanmış. Vücudun Od’a sığacak kadar küçülmesi yanında, zihnin de Od’a sığacak kadar küçültülmüş, değil mi?”
???: “Yani, bu pek sık kullanmadığım bir teknik çünkü genellikle kullandığım kişiyi öldürmek zorunda kalıyorum, bu yüzden nedenini bulmaya hiç zahmet etmemiştim. Aslında sadece vücudu değil, kafasının içindekiler de küçülürse birini öldürmek daha da kolay olur. Mükemmel bir çözüm, değil mi?”
???: “Ayrıca, bazen çocukluklarından beri içlerinde ciddi bir kararlılık yatan adamlarla karşılaşıverirsin! Kafalarındaki şeyler küçülmüş olsa da bu numaralar, o tür adamların üzerinde işe yaramasını bekleyemezsin.”
???: “————”
???: “…Oh, önemli değil. Her neyse, daha eğlenceli shinobi tekniklerinden biri olduğu için buna bayılıyorum, biliyor muydun? Zayıf bir düşmanla başa çıkmak daha kolay, değil mi?”
△▼△▼△▼△
——Subaru’nun içinde kaynayan öfke, ruhunu kavuruyordu.
Korku vardı. Gerginlik de vardı. Dahası, tedirginlik de vardı.
İnsanın aklına gelebilecek tüm olumsuz duygulara muhtemelen kendisinin de sahip olduğunu düşündü.
Ancak tüm bu olumsuz duygular alevlendi, özenle katlanıp sarılmış her şeyi istisnasız hiçbir şey kalmayana kadar yaktı, öfkesi kabardı.
Kertenkele Adam: “Siktir, Siktirr, neden bu karmaşaya sürüklendim ki?!.”
Sus, aptal. Kimse senin sızlanmanı dinlemeyecek.
Pas Saçlı Adam: “Söyledim ya. Eskiden bir savaşçıydım. Onu senden daha iyi kullanabilirim..”
Sus, aptal. Bu bir yalan, sadece gösteriş yapmaya çalışıyorsun; bu zaten uzun zamandır belliydi.
Weitz: “Sana söyledim. Hayatımı başkasının ellerine bırakmam…”
Sus, aptal. Sanki bunu tek başına atlatabilirsin de. Etrafına biraz bak.
——Evet, etrafınıza bakın, bunu adam gibi yapın, kullanabileceğiniz her şeye bakın.
Subaru: “Weitz, al şunu! Kılıcı tutana hedef alacak!”
Kılıcı kavradığı anda, siyah aslan vahşi bir hücuma geçerken gladyatör arenasında bir kükreme yankılandı.
Direkt kılıcı hedef aldığını zaten biliyordu—— Hayır, kılıcı kullanan avı hedef alıyordu. Bu yüzden yerinden çıkardığı kılıcı kavrayarak hareketsiz duran Weitz’e doğru fırlattı.
Subaru önden koşmaya başladığında ekibinin üç üyesi de şaşkınlık içinde donakaldı.
Yerinde çakılı kalan bu üç kişi arasında, Subaru’nun fırlattığı kılıcı düzgün bir şekilde alan kişi, son anlarında aklı başına gelen tek kişi olan dövmeli adam Weitz’dı.
Weitz: “E-evlat!..”
Dönerek gelen kılıcın ayağının dibine düştüğünü gören Weitz, hemen kabzasından tuttu.
Ancak Subaru’nun iyice sesini dinledikten sonra, kılıcın aslanı yenmek için bir anahtar olmaktan ziyade, hedefini değiştirmek için bir bayrak olduğunu hemen anladı.
Sorun şuydu ki…
Pas Saçlı Adam: “V-ver o kılıcı! O Gladyatör Canavarı’nı alacağım ve ardından!..”
Daha sonra kendisine doğru gelen pas saçlı adam, Weitz’in tuttuğu kılıcı kapmaya çalıştı.
Zihni gerilim ve korkuyla delik deşik olan pas saçlı adamın muhakeme yeteneği onarılamaz hâldeydi. Bu durum devam eder ve itiş kakışa dönüşürse ikisi de aslanın pençelerine düşecekti.
Bu nedenle gerçekleşmeden önce bunu önlemek zorundaydı.
Subaru: “Hiain! Arkanda!”
Hiain: “A-arkamda mı!?”
Pas saçlı adam Weitz’i yakalamadan hemen önce Subaru, tehlikenin farkında olmayan kertenkele adamın adıyla seslendi―― Hiain’ı, arkasından yaklaşan tehlike tarafından köşeye sıkıştırıldığına inandırdı.
Üçü arasında en korkak olan, Subaru’nun sesiyle panik içerisinde arkasını döndü ve kendisine saldırmak üzere olan şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Ama orada hiçbir şey yoktu. Subaru sadece onun arkasını dönmesini diledi.
Vücudu korkuyla kaskatı kesilen Hiain arkasını döndü ve——…
Pas Saçlı Adam: “Gağhh!”
İçgüdüsel olarak kuyruğunu sallayan Hiain, pas saçlı adamın böğrüne yandan vurdu. Adam bu beklenmedik engel karşısında yuvarlandı ve Weitz’in kılıcı kapmasına izin verdi.
Ardından aslan, hedefini Subaru’dan o kişiye çevirerek düzgün bir şekilde savunmada duran Weitz’e doğru uçarak geldi.
Subaru: “Yere yat!”
Weitz: “Tçh!”
ㅤㅤㅤㅤ
Subaru’nun sesini duyan Weitz, aslanın dişleri tam üstündeki havayı delip geçerken çömeldi. Weitz’in dövmeli yüzü aslanın karnının altına dalarken yüzünü buruşturdu ve bir sonraki saldırı gelmeden kılıcı serbest bıraktı.
Zorlanmadan fırlatılan kılıç, içgüdüsel olarak onu kavrayan Hiain’in göğsünün üzerine yerleşti.
Hiain: “Ha?”
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!”
Hiain: “H-haağğğhh——!!”
Doğal olarak aslanın dikkati kötü tepki veren Hiain’e yöneldi.
Hiain durumu tam olarak anlamamış gibi, kollarında tuttuğu kılıçla aslana sırtını döndü ve şaşırtıcı derecede hızlı koşma hızıyla hemen aslandan uzaklaştı.
Aslan acımasızca onu kovaladı ve saldırmaya devam etti.
Subaru: “Bu olurken bir şeyler yapmalıyım!..”
Weitz ve Hiain bir şekilde idare ederken Subaru gladyatör arenasının duvarına doğru koştu. Bakışlarının önünde duvara monte edilmiş küçük bir kol vardı―― kaldıraca benzer bir şeydi.
İlk bakışta gözleri gladyatör arenasının zeminine saplanmış biri büyük diğeri küçük iki kılıca takılmıştı ama daha yakından incelediğinde duvara dikkat çekmeyecek şekilde bir tür kaldıraç yerleştirildiğini fark etti.
Subaru: “Bunu çekersem n’olur ki!?”
Kol, çocuk Subaru için biraz fazla yüksekti; bu yüzden zıpladı ve kolu aşağı çekti. Ağırlığını üzerine vererek kolu zorla indirdi ve ağır bir ses yankılandı.
Dişliler birbirine kenetleniyordu, bir şeylerin takırdamaya ve hareket etmeye başladığını ayaklarının altından gelen titremeyle anlayabiliyordu. Bu, gladyatör arenasının hemen altında mekanik bir şeylerin çalışma hissiydi.
Bununla birlikte durum değişmişti ve Subaru gladyatör arenasındaki koşullara geri döndü…
Subaru: “U-uvaağh——!”
Ardından gladyatör arenasını ikiye bölüyormuşçasına bir ses çıkaran demir bir çit, yerden yükseldi.
Dairesel gladyatör arenasını iki yarım daireye bölmek için yükseltilmiş bir duvardı; doğru kullanıldığında aslanı diğer tarafa zorlamak mümkündü.
Ama——…
Gladyatör Canavarı: “————AROOĞĞHHH!”
Bu sefer başaramamıştı, onu yanlış taraftan yakalamıştı.
Aslan yükseltilmiş çitin kendi tarafındaydı, bu yüzden çit sadece Subaru’nun kaçış alanını daralttı. Avlanma alanı küçülen aslanın vücudu sanki iki kat büyümüştü ve eskiden Hiain’e ait olan kalıntılar kanlı ağzına sıkışmıştı.
Pas Saçlı Adam: “GUAAAĞHK!”
Dahası, aslanın ayaklarının dibinde yatan pas saçlı adam acı içinde bağırıyordu.
Çit kaldırıldığında tam üzerindeymiş gibi görünüyordu. Bu nedenle uçmaya başlamış ve kötü bir şansa sahip olacak ki aslanla Subaru’nun bulunduğu tarafa düşmüştü.
Buna karşılık, yaralanmamış Weitz çitin diğer tarafında şaşkınlık içindeydi.
Pas Saçlı Adam: “D-Du—!..”
Pençesini havaya kaldırarak, yere yığılmış pas saçlı adamı acımasızca çiğnedi ve kafasını kırdı.
Buzun parçalanmasına benzer bir ses duyuldu ve pas saçlı adamın çığlıkları orada kesildi. Arkasındaki çitin üzerinden tırmanamayan aslan bakışlarını Subaru’ya çevirdi.
Ona doğru saldırırken hafifçe eğilmesi tüylerini diken diken etti.
Kılıç Weitz’la birlikte çitin diğer tarafındaydı ancak saldırı ona ulaşamazsa aslan onu tehlikeli olarak görmeyecek gibi görünüyordu.
Bu yüzden Subaru’nun üzerine vahşice saldırdı.
Weitz: “Schwartz!!”
Weitz seslendi. Bu kritik anlarda Weitz her seferinde Subaru’nun adını söyledi.
Tabii ki sadece Subaru’dan önce ölmediği zaman.
Bir yandan da bunu hafızasının bir köşesinde tutuyor——…
Subaru: “——Sıradaki!”
O bunu haykırırken, Gladyatör Canavarı’nın keskin pençeleri Subaru’nun göğsünü deldi.
Bir saniyeden kısa bir süre içinde, yıldırım çarpmış gibi hissettiren darbeyle birlikte Subaru’nun vücudu ikiye bölündü ve bilinci bembeyaz oldu——.
△▼△▼△▼△
Subaru: “Idra! Çit daha fazla dayanmayacak! Oradaki kılıç ne durumda?”
Idra: “Onu çekip çıkaramam! Çok ağır! Onu hareket ettirmemin imkânı yok!”
Güçlü çarpma saldırılarına maruz kalan demir çit muazzam bir şekilde bükülüyor ve aslan vücudunu onların tarafına doğru itiyordu.
Kafaları geçebildiği sürece insanların bile çoğu dar alandan geçebildiğini duymuştu. Biçimi oldukça farklı olsa da Gladyatör Canavarı’nın yüzü bir kedininkine benzediğinden dolayı muhtemelen daha da kolay geçebilirdi.
Telaş içinde azı dişlerini kemiren Subaru’nun arkasında, pas saçlı adam—— Idra, umutsuzca yere saplanmış büyük kılıcı çıkarmaya çalışıyordu ama kılıç bir milim bile kımıldamıyordu.
Çiti kaldıran kaldıraç, büyük ve küçük iki kılıç. İyice araştırdıktan sonra buldukları sadece bu iki hilemsi şeydi. Gerisi gerçek bir yetenek yarışması olacaktı.
Idra: “Çocuk! N’apmalıyız!?”
Subaru: “Korkayım deme! Sen soylu bir babanın varisisin, değil mi!?”
Idra: “——Hık, b-bu doğru! Ben… Korkup kaçmayacağım!”
Idra’nın sesinden panik akıyordu ancak Subaru’nun sözleri gözlerine tekrardan alevlenmesini sağladı.
Idra savaşçı falan değildi. Gladyatör Adası’na sürüklenmişti çünkü borçlarını ödeyemez hâle gelmiş ve böylece bir köle statüsüne düşmüştü.
Ancak borcunun ardında yatan neden, babasından miras kalan aile şirketini korumak için bu borcu üstlenmiş olmasıydı.
Idra bir savaşçı olmasa da babasına utanç getirecek bir adam olmak istemiyordu, aklından geçen gerçek duygular bunlardı.
Idra: “RAĞĞHHHH!!”
Değirmencinin yeteneksiz oğlu, ağırlığını uygulayarak büyük kılıcı kökünden sökmek için eğildi. Subaru da Idra’nın yanına koştu ve ağırlığını benzer bir şekilde büyük kılıca verdi.
Aslan çitin diğer tarafından onlara doğru geliyordu ve arkasında her ikisi de çoktan öldürülmüş olan Weitz ve Hiain’in cesetleri yatıyordu.
Artık kazanmak gibi bir şans neredeyse hiç yoktu. ——Yine de Idra Subaru’yu bırakıp kaçmadı. Bu, onun ilk seferiydi.
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!!”
Subaru: “Idra geliyor!”
Idra: “Biliyorum!”
Demir çitin şiddetli bir şekilde gıcırdamasının ardından aslan nihâyet yanlarına geldi.
Kırık çit aslanın siyah kürkle kaplı derisini yaralamış olsa bile, en ufak bir acı çekiyormuş hissi göstermedi. Aksine acısından onları sorumlu tuttu ve onlara saldırırken motivasyonu alevlendi.
Idra: “Uğhk!..”
Idra bir şekilde büyük kılıcın ucunu yerden çıkarmayı başarmış ve büyük bir güçle onu omzunda taşımıştı. Subaru ellerini aşağıdan kılıcın ucuna koydu ve kaldıraç prensibini kullanarak Idra’nın kılıcı biraz da olsa sallamaya çalışmasına yardımcı oldu.
Subaru kılıcın ucunu aşağıdan yukarı doğru iterse kılıç biraz daha hafifmiş gibi sallanmalıydı.
O kılıç aslana iyi bir vuruş yaparsa…
Subaru: “GİİTTTTT——!!”
Idra: “RAĞĞHHH——!!!!”
Subaru ve Idra güçlerini birleştirerek kılıcı aslanın yüzüne doğru savurdular.
Idra’nın omzunun üzerinden bir omuz atışı bir kuvvetle savrulan büyük kılıç, mucizevi bir zamanlamayla aslanın kafasına doğru nişan almıştı.
Ama——…
Idra: “——Ah.”
Bariz saldırı Gladyatör Canavarı’nın pençeleri tarafından sorunsuz bir şekilde püskürtüldü ve Subaru ve Idra bu çarpmanın etkisiyle aynı anda havaya uçtular.
Ardından, ikisi birlikte gladyatör arenasının duvarlarına çarparak bir olurken havada mücadele ettiler.
İdra: “Bağh.”
Birbirinden ayırt edilemeyen ikisinin kanı etrafa saçılmış ve duvarları boyamıştı——.
Subaru: “…Sıra… daki.”
△▼△▼△▼△
——Subaru’nun içinde kaynayan öfke, ruhunu kavuruyordu.
Weitz: “Yiyecek için çaresizdim, bu yüzden çalıverdim… Tehlikeli biri olduğumu düşünmelerine izin verirsem şaşırtıcı bir şekilde, ölümcül durumlardan dahi kaçınabilirdim.”
Weitz bunu, açıkta hiçbir nokta kalmayacak kadar dövmelerle dolu olan cildini okşarken söyledi.
Yanlış bir izlenim bıraktığı için özür diliyor gibiydi ama Subaru bunun Weitz’in son anlarında ona açıldığının kanıtı olduğunu düşündü.
Hiain: “Nasıl olsa kaçmak için beni yem olarak kullanacaksınız! Ben… Ben artık kullanılmayacağım! Kullanılmayacağım!”
Göz temasından kaçınan Hiain bunu ağlıyormuş gibi söyledi.
Pullarının rengini değiştirerek kaçma ve saklanma yeteneğine sahipti, kendi halkı arasında iyi biliniyordu. Kendisine her zaman en tehlikeli rollerin verildiğini ve sonunda isteyerek yem olduğunu ve bir köle hâline getirildiğini belirtmişti.
Bu çekingenlik ona çevresi tarafından aşılanmıştı. Hiain hatalı falan değildi.
Idra: “Güvendiğim insanlar beni kandırdı, ailemin işini benden çaldı ve sonunda bir köle oldum. Dürüstçe yaşamak beni sadece aptal gibi gösterecekse en azından ayakta kalan son kişi olacağım!..”
Hayal kırıklığı ve utanç içinde dudağını ısıran Idra, bu sözleri hıçkırarak söyledi.
Yalan söylemeye alışık olmadığından yalanlarına sonuna kadar sadık kalamamıştı. Gladyatör Adasına getirildiğinden beri, kendisini bir savaşçı olarak tanıtıyordu; bu yalandan ibaretti ve sonuçları üzerinde fazla düşünmemişti.
Nasıl olsa daha sonra ortaya çıkacaktı. Elbette, Subaru bunu hemencecik öğrendi. Yine de bu, kandırmanın bir sonucuydu.
——Bir korkak, bir ödlek ve bir sahtekârla iş birliği yaparak ancak bu Sparka’dan kurtulabilirdi.
Subaru: “Sıradaki!..” / “Bir dahaki sefere!” / “Sıradaki!!!” / “Bir dahaki seferde kesinlikle!” / “Bir dahaki sefere başaracağım… Hık!” / “Sıradaki!..” / “Bir dahaki seferde başarabilirim!..” / “Sıradaki!” / “Sıradaki…” / “——Kesinlikle sıradakinde…” / “Sıradakiiii——!!!”
Hayatta kalmak için Ölümleri biriktirmenin getirdiği tezatlık giderek daha fazla birikti.
Acı, zor, korkutucu, ağır; durmak istiyorum, ağlamak istiyorum, bağırmak istiyorum, feryat etmek istiyorum, yas tutmak istiyorum, çığlık atmak istiyorum, bırakıp gitmek istiyorum, reddetmek istiyorum, ağıt yakmak istiyorum, vazgeçmek istiyorum, vazgeçmeyeceğim.
Olasılıklardan uzak duruyordu.
O sonsuz olasılıkların içinden çıkmaz sokaklara giden yolları ez, onları ez onları ez onları ez.
Küçük bedenini bilinmeyen o yola doğru çevirip ezdiklerinin önünden ilerleyecekti.
Weitz, Hiain ve Idra ölecekti.
Elbette, Subaru da birçok kez ölecekti ama yine de başını kaldırdı ve ilerlemeye devam etti.
Cecilus: “Basu, uyuyan arkadaşına söylememi istediğin bi’ şey var mı?”
Subaru: “——Sıradaki!!”
Natsuki Subaru bu düşüncesiz sese bağırarak karşılık verdi ve tüm vücudu saldıran pençelerden dolayı Ölümle yıkanmış olmasına rağmen, Natsuki Subaru yine de vazgeçmeyi reddetti.
Çünkü, çünkü, çünkü——…
Subaru: “Kaybetmeyeceğim.”
——Çünkü en ufak bir şeyi dahi kaybetmek istemiyordu.
△▼△▼△▼△
???: “Oh? Şimdi, bir şey söylemekte tereddüt mü ediyordun? Tanrım, sen zeki bir adamsın, değil mi?”
???: “Ah şu, size küçüldüğünde bile sorun çıkaran adamdan bahsetmiştim, değil mi? Zihin küçülse bile, kararlılığı eskisine göre değişmemiş olanlarda etki sadece yarı yarıya güçlü olacaktır. Tabii böyle adamların vücutları da küçüleceği için öldürülmeleri de ciddi anlamda kolaylaşacaktır.”
???: “——Buna rağmen hayal edelim. Küçüklüğünden beri hem bedeni hem de zihni mükemmel olan bir adam olduğunu varsayalım, bu tekniği o adama uygularsan ne olacağını düşünüyorsun?”
???: “Ahh, evet, evet, biliyorum. Ben de öyle bir adamın var olduğunu zerre kadar düşünmüyorum. İnanılmaz kötümser bir adamım. Her zaman en kötüsünü hayal etmişimdir, böylece rakiplerimi mümkün olan en kötü şekillerde eziyet edebilirim. Değil mi?”
???: “Bu tekniğe karşı olası en kötü senaryonun bu olduğunu düşünüyorum. Adam küçüldüğünde daha da tehlikeli hâle geliyorsa bu gerçekten çok korkutucu olurdu.”
???: “Bu sadece benimle sınırlı da değil, yaşlanmak gibi bazı şeylerden vazgeçmek veya ödün vermek anlamına da geliyor. Ya böyle bir adamdan böyle bir şeyler kaybolursa ne olurdu?”
???: “Ürkütücü bir şey olurdu, değil mi?”
△▼△▼△▼△
Subaru: “Sıradaki!”
——Bu sonuç fazlasıyla ironikti.
Kısır İhtiyar Olbart Dunkelkenn’in tekniği ve onun getirdiği “çocuklaştırma”, Natsuki Subaru’nun bedenini bir çocuğunkine dönüştürmüş ve sahip olduğu azıcık zekâyı da geriletmişti.
Yavaş yavaş hem bilgisini hem de anılarını kaybeden Subaru, zayıf ve çelimsiz bir çocuğa dönüşmüştü.
Bu tekniğin amacı hem fiziksel hem de zihinsel tehditleri ortadan kaldırmaktı.
Amaçlarına ulaşmak için mümkün olan her yolu kullanan shinobiler için gizli tekniğin bu olması, oldukça uygun olduğu söylenebilirdi.
Gerçek şuydu ki anıları sanki ondan kopup gidiyormuşçasına silikleştikçe Subaru için önemli olan kişilerin yüzleri de uzaklaşıyordu.
Böylece Natsuki Subaru’nun dış görünüşüne uygun olarak da yaklaşık on yaşındaki küçük bir çocuk olan hâline geri dönmüştü.
Yaklaşık on yaşında―― olduğu zamanlarda, Natsuki Subaru’nun dâhi bir çocuk olduğu zamanlara geri dönelim.
Subaru: “Sıradaki!”
Natsuki Subaru daha önce dâhi olarak adlandırılan bir çocuktu.
Aslında, dâhi çocuk olarak adlandırılacak kadar yetenekle dolup taşan bir varlık olması o kadar da önemli değildi. Önemli olan, bu seviyede bir özgüvene sahip olan kişinin Subaru’dan başkası olmamasıydı.
Küçük bir çocukken Natsuki Subaru’nun kendine güveni tamdı ve her şeyi başarabileceğine dair inancında hiçbir şüphe dahi yoktu.
Etrafındaki çocukları da yanına alarak o yıldızlı gökyüzüne ulaşabileceğine olan inancı hiç eksilmedi.
Subaru: “Sıradaki!”
Büyümesine paralel olarak da özgüveni gerçeklik karşısında yıprandı ve sonunda tamamen kayboluverdi.
Ne yaparsa yapsın bir numaralı gerçeği silinmişti ve Subaru’nun elinde kalanlar yüceltilen duygular değil, tedirginlik ve güçsüzlük duygularıydı. O parlayan yıldızlar, bulutlu bir gökyüzü tarafından gizlenmişti.
Boyunun uzamasıyla birlikte Natsuki Subaru kendine olan güvenini tamamen kaybetmişti.
Subaru: “Sıradaki!”
Subaru’nun özgüveninin en düşük seviyeye ulaştığı an, kesinlikle başka bir dünyaya gönderildiği gündü.
Bundan sonra karşılaşmaları, deneyimleri, konuşmaları ve eylemleri; Natsuki Subaru’yu yavaş yavaş yeni arzularla sarmalamaya başladı. Aynı zamanda da azimli olmanın, kötü bir şey olup olmadığını düşünmesine sebep oldu.
Ama yine de yetersizdi, kalbi hâlâ ağlayıp sızlıyordu.
Subaru: “Sıradaki!”
Natsuki Subaru’nun büyümeyle kazandığı şeyler, büyümeyle kaybettiği şeylerin hepsi tuzla buz olmuştu.
Vücutlarının gençleşmesiyle insanlar zihinsel olarak da gerilerdi, bu nedenle kişinin daha zayıf olması gerekirdi. Fiziksel olarak Subaru için durum böyleydi. Zayıflamıştı. ——Peki ya zihinsel olarak?
Subaru: “Sıradaki!”
Natsuki Subaru daha önce dâhi bir çocuktu.
Yenilgiyi hiç bilmemişti, hayalleri gerçekleşmediğinde bile pes etmeyi hiç bilmemişti; elinden geleni yapıp ulaşamadığında bile, kendi yetersizliğinin yasını tuttuğunda bile, bir çıkmaz sokağa ağıt yaktığında bile, küsüp geri çekildiğinde bile, bunları hiç bilmemişti.
Sadece duyarsız olmaktan, düpedüz pervasız olmaya kadar, her şeyi başarabileceğine kesin olarak inanıyordu.
Pervasızca dünyanın merkezindeki hükümdarın kendisi olduğuna inanıyordu, işte böyle bir çocuktu.
Ardından, Natsuki Subaru’nun benlik duygularını ayakta tutan sihirli sözcükler…
???: “——Her şeyden önce o adamın çocuğu.”
Bu sözlerden dökülen sınırsız güç, genç Natsuki Subaru’nun kalbini prangalarından kurtarıvermişti.
Korkutucu olmaktan öte, iğrençti. Acı verici olmaktan öte, can sıkıcıydı. Ağlamak istediğinden çok, gülümsemek istiyordu.
Nefret ettiği bir ülkede, sevdiği kızın ve arkadaşlarının onu bekliyor olması gereken yere geri dönmek uğruna; duygusal bağının çok az olduğu yoldaşlarıyla güçlerini birleştirirken tereddüt etmenin ne anlamı vardı ki?
Dolayısıyla bu sefer başka bir dünyaya çağrıldığı için——…
Subaru: “——Sıradaki!”
——En güçlü varlık olarak Natsuki Subaru, Ginunhive’yi ezip geçecekti.
△▼△▼△▼△
Herkes: “————”
Herkesin nutku tutulmuştu.
Başından beri gladyatörler, Sparka savaşına sessizce izleyip tanık etmeleri için Ada Valisi Gustav Morello’dan kesin emir almışlardı.
Bu nedenle gladyatör arenasını bir tür tuhaf sessizliğin sarmasının kaçınılmaz olduğu söylenebilirdi.
Ancak bu kez sessizlik ve durgunluk sadece Gustav ilan ettiği için de değildi.
Gustav bu talimatları vermemiş olsaydı bile, kimse bir şey söyleyemezdi. O kan dondurucu sahne onları öylesine etkilemişti ki.
Subaru: “Weitz! Idra! Sağa sola dağılın! Hiain, korktuğunu biliyorum ama kaçma! Kılıcı alıp dikkatini çek ve fırlat!”
Vahşice kükreyen Gladyatör Canavarı Guiltilaw, gladyatör arenasının etrafında şiddetle sıçradı.
Canavar Sparka’da kullanılmak üzere eğitilmiş, boynuzları kırılmış, artık hayvani inatçılığını kaybetmişti; onun yerine gladyatör olarak bilinen insanların oluşturduğu tehdit seviyeleri ona iyice öğretilmişti.
Bu yüzden rakiplerinizi silahlarla hedeflemek ve onları tehlikeli varlıklardan uzaklaştırmak için inisiyatif almalıydınız.
Ancak bu bağlılığı durmaksızın takip etmek gibi kötü bir alışkanlığı olduğu için de bir birimin üyelerinin silahı birbirleri arasında dolaştırarak dikkatini dağıtabilecekleri düşünülebilir.
Yine de birimlerin bunu ilk bakışta fark edememesi sonucu, tamamen yok edilmesi alışılmadık bir durum değildi.
Bir kişi bunu fark edebildiğinde, belirli bir mükemmellik seviyesiyle zafer garanti altına alındığı söylenebilirdi.
Ancak yine de bu seferki manzara fevkalâdeydi.
???: “Hahaha! Vay vay, şaşırtıcısın! Gerçekten elinden geleni yapıyorsun, di’ mi, Basu!”
Seslerini kaybetmişlerdi. Önündeki manzarayı sıcak bir karşılamayla karşılayan herkes arasında sadece bir çocuk ellerini çırpıyordu.
Uzun mavi saçları başının arkasında toplanmış, sevimli yüzü gülümsemeyle süslenmiş biriydi. Görünüşe göre Gustav’ın emirlerine kayıtsız kalan çocuk, gladyatör arenasında cesurca dövüşen birimi alkışlıyordu.
Bu tezahüratın herhangi bir etkisi olup olmadığı belirsiz olsa da Gladyatör Canavarı’nın saldırısından kıl payı kaçarken, Sparka’ya meydan okuyan dört adam umutsuzca dövüşmeye devam etti.
Belirleyici darbeler olmadan, ölüm maçının ilerleyişi bir dereceye kadar sıkıcıydı.
Ancak bir noktada ölecek gibi görünseler bile hayatlarını hâlâ kaybetmemiş olmaları, diğer noktadaysa genç bir çocuğun sürekli sesiyle onları destekliyor olmasıyla da bu iki nokta ölüm maçının sıkıcı olduğunu düşünülemez hâle getirdi.
Çocuğun talimatlarını izleyerek ilerlemeye devam eden üç adam da çaresizdi.
Bu çok doğaldı ama çocuğun talimatlarını görmezden gelme özgürlükleri de vardı. Ancak çocuğun talimatları hayatlarını birçok kez Gladyatör Canavarı’ndan kurtarmıştı, dolayısıyla bu özgürlükleri de ellerinden alınmıştı.
Merkezlerindeki genç çocukla birlikte, Birimleri sanki mükemmel bir koordinasyona sahip tek bir vücuda sahip bir canlı gibiydi.
Sadece savunmaya yönelik bir savaş hâline gelen bu durum; savaş güçleri arasındaki umutsuz farktan mı kaynaklanıyordu, belki de——.
???: “——Neyi hedefliyorsun ki?”
Savaşı izleyen tüm gladyatörlerin kalplerinde aynı yakıcı beklenti yer etmeye başladı.
△▼△▼△▼△
——Subaru’nun içinde kaynayan öfke, ruhunu kavuruyordu.
Ölümler arttıkça, acı ve korku da buna eklenince; kolları, bacakları ve iç organları büzüşüyordu. Gözlerini kapatığı anda göz kapaklarının arkasında defalarca yakından gördüğü aslanın yüzü, dişleri ve ağzının içi aklına gelirdi.
Akılalmaz bir korku ortaya çıktı. Yine de bu kaynarken onunla birlikte bir şey daha geldi. ——Öfke.
Bu can sıkıcı düşünceler, sinip kalmış iç organlarını ve uzuvlarını canlandırırken Natsuki Subaru gözlerini açtı.
Artık saymaktan bıktığı bu girişimlerin hepsi, zafere bir adım bile yaklaşabilmek uğrunaydı.
Kaybetmeye en ufak bir niyeti bile yoktu, bunu kendine kanıtlamak uğruna…
Subaru: “Hiain! Kılıcı Weitz’e fırlat, sonra da Idra’ya doğru git!”
Hiain: “Siktir! Neler olduğu hakkında hiçbir fikrim bile yok!”
Yerde dört ayak üzerinde öfkeyle koşan Hiain, elindeki kılıcı Weitz’a doğru fırlattı. Büyük kılıcın yanında olan, Idra’nın yanına gelmek için hızlandı.
Weitz havada dönüp duran kılıcı zorlukla yakaladı ve Subaru bir sonraki kaçış rotalarını yönlendirmeye çalışırken gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!”
Az öncesine kadar kaçmakta olan Hiain’i kovalayıp kükreyen aslanın ayakları dairesel gladyatör arenasının diğer yarısında duruverdi.
Bu arada da çemberin diğer yarısında konumlanmak yerine, hepsi onun tam önündeydi.
Herkes hâlâ hayattaydı ve üstelik ilk kez bu kadar ideal bir konuma gelmişlerdi.
Subaru: “Weitz, hazır ol! Idra ve Hiain da!”
Subaru, boğazından fışkıran kana benzer bir güçle üçüne de rol verdi.
Bu her şeyi anlatmaya yetmemiş olsa da Weitz kılıcını hazırlayıp aslanla yüzleşti ve Idra ile Hiain aceleyle büyük kılıcın yanına atladı.
Sonra Subaru da beceriksizce tüm gücüyle koşarak duvara doğru yöneldi.
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!!”
Birinci ve ikinci adımın ardından, sinir bozucu derecede yavaş olan hızı sırasında aslan arkalarından uludu.
Ve böylece aslan patlamaya benzer bir güçle yerden atıldı ve kılıcı hazır bir şekilde tutan Weitz’e doğru saldırdı.
Weitz kılıcını hazır tutsa da bu güçteki biriyle çarpışırsa hiçbir şey onu kurtaramazdı. Tek vuruşta ölecekti. Bunun çok iyi farkındaydı.
Ancak Weitz’in son ana kadar aslana karşı koyacak cesarete sahip olduğu kesindi.
Weitz: “Uuhğ, RAĞHH——!!”
Pis kokulu nefeslerin kaçmasına izin veren ağzı, kılıç benzeri dişlerle süslenmiş ağzı, Subaru’yu ve diğer üçünü sayısız kez çiğnemiş olan ağzıyla kılıcını sallayan Weitz’e doğru saldırıyordu.
Ve Weitz’in hayatını elinden almadan hemen öncesinde…
Subaru: “——GİİİTTT!!”
Parmak uçları üzerindeyken Subaru, kolu aşağı çekmek için tüm vücut ağırlığını kullandı.
Hemen ardından, ayaklarının altından dönen dişlilerin sesi geldi ve yukarı doğru itilen demir parmaklık aslanın kafasına tam altından çarptı. Çenesine çarpan aslanın açık ağzı zorla kapatıldı.
Hücumun gücü demir parmaklıklara çarparken son saniyeye kadar düşmanı çeken Weitz, şok dalgası karşısında şaşkınlığını “Vayy!?” diye haykırdı ve havaya uçtu.
Çarpmanın etkisiyle demir çit ezildi ve aslanın kafası çitin bükülmüş kısmından dışarı çıktı. Yüzüne ağır bir darbe alan aslan, ön pençeleriyle yeri sıyırdı ve bir şekilde ayağa kalktıktan sonra çiti kırmaya çalışıyor gibiydi.
——Ama buna izin verilmeyecekti.
Subaru: “Idra! Hiain!”
Hiain: “UU, UAĞĞHHH——!”
Idra: “RAĞĞHHH!!”
Az önce havaya uçmuş olan Weitz’in yerine Idra ve Hiain demir çite doğru koştu. İkilinin elinde oldukça hantal ve büyük bir kılıç vardı.
Hiçbirinin doğru düzgün kullanamadığı bir silah olsa da tek başlarına kullanmalarını gerektiren bir kural da yoktu.
Ayrıca, iki kişi tarafından kaldırılan kılıcın; hareket edemeyen bir rakibin üzerine sallanamayacağına dair bir kural da yoktu.
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!”
İki adam da tüm güçleriyle savurdukları büyük kılıcı tam tepelesinden aslanın demir çitten çıkıntı yapan boynuna indirdiler. Büyük kılıç canavarın kalın boynunu delerken aslanın çığlıkları gökyüzünde yankılandı.
Kan fışkırdı ve sanki ölümü reddediyormuşçasına aslan şiddetle debelendi.
Hiain: “Geber, gebergebergeberGEBERRRRLANNN!!”
Idra: “Lütfen son bulsun artık——!!!”
Hiain ve Idra bağırırken ağırlıklarını büyük kılıca verdiler ve kılıç aslanın boynunun derinliklerine doğru gömüldü. Devam ederek aslanın başını keserlerse uzun zamandır bekledikleri zafer ânı gelmiş olacaktı.
Defalarca kez onun pençeleri ve dişleri onları gebertmişti, gebertmişti ve gebertmişti——.
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!”
Hiain: “Gağh!?”
Subaru: “Çocuklar!?”
Sadece bir adım uzakta olsalar da tıpkı onlar gibi aslan da ölmek istemiyordu.
Boynuna büyük bir kılıç saplanmış olan aslan, vücudunu kuvvetle bükerek sağ pençesini çitin onların tarafına doğru çekti. Pençesiyle büyük kılıcı tutan iki adamın bedenlerini süpürüverdi.
Hiain ve Idra’nın yerde şiddetle yuvarlanıp acı dolu çığlıklar attıklarına tanık oldu.
Aldıkları yaraların ne kadar derin olduğunu söylemek mümkün değildi.
Ancak yere yığılan iki kişinin yanına koşmaktan çok, o büyük kılıca atılmak daha önemliydi.
Subaru: “Sanki gitmene izin vereceğim de!”
Buraya kadar geldikten sonra kaçmasına izin vermek istemeyen Subaru, büyük kılıcın kabzasına atladı. Çok hafifti. Hem Hiain’in hem de Idra’nın vücut ağırlığının yerini alan mevcut Subaru için çok hafifti.
Büyük kılıç biraz daha derine indi ama sanki iyiliğine karşılık verircesine bir pençe ona doğru savruldu.
Tıpkı kendisinden önceki iki kişi gibi Subaru da pençeyle vuruldu——.
Weitz: “Sanki sana izin vereceğim de seni canavar… Hık!”
Aşağıya doğru sallanan kılıç yüzünden ön bacağı yere saplandı.
Kılıcı savuran kişi, sözde hücum sırasında havaya uçmuş olan Weitz’dı. Tüm gücüyle dişlerini sıkarak ve yüzündeki dövmeleri büzerek kılıcı aslanın pençesini sıkıştırmak için kullanmıştı.
Ardından——…
Idra: “Burada yatarak kendime nasıl savaşçı diyebilirim ki!”
Hiain: “Geberip git artık, seni sik kafalı!”
Ayağa kalkan Hiain ve Idra, Subaru’nun sallandığı büyük kılıcın üzerine atladılar.
Üç, daha doğrusu iki buçuk adamın gücüyle, büyük kılıç aslanın boynunun derinliklerine doğru saplandı. Weitz’in de ön pençeyi sıkıca tutmasıyla da birimin dört üyesi aslanın kafasını koparmak için güçlerini birleştirdi.
Aslan uluyarak acı içinde kıvrandı ve demir çit şiddetle gıcırdadı.
Daha fazla şansı olmayacaktı. Kaybedemezdi, kaybetmek istemiyordu, kaybetmemeliydi, dişlerini sıkan Subaru umutsuzca büyük kılıca sarıldı.
Yine de——…
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!”
Subaru: “UAĞĞHH——Hık!!”
Başını tüm gücüyle sallayan aslanın devasa gövdesi Subaru ve yoldaşlarını süpürüverdi.
Büyük kılıca sarılmış bedenleri çekilip atılan üçlünün―― Hayır, Weitz dahil dördünün birden ağır ağır yere yuvarlanmasına yol açtı.
Umutsuz çabalarının tam anlamıyla tükenmesiyle de uzuvlarında hiç güç zerresi dahi kalmamıştı.
Subaru: “Ayağa kalkmalıyım…”
Ayağa kalkmak zorundaydı, bir kez daha o büyük kılıcı alarak kafasını koparmak zorundaydı.
Bu düşüncelere rağmen vücudu onun söylediklerini dinlemiyordu. Sadece Subaru değil, diğer üçü de aynı durumda muzdaripti.
Tüm bunlardan sonra bile aslan hâlâ içlerinde en tâkat sahibi olandı.
Gladyatör Canavarı: “————AROOOĞĞHHH!”
Kılıç boynunun yarısına kadar saplanmış olan aslan kısık bir sesle inledi.
Zayıf olmaktan ziyade, kırmızı çizgiyi geçtiniz anlamına gelen bir öfkemsi bir sesti. Elbette, yaptıklarının bir etkisi olsa da gücü tükenmemişti.
Subaru: “Siktir… Hık.”
Deneyip, deneyip, deneyip durduktan ve sonunda ona ulaşmaya sadece bir adım uzakta olmasına rağmen…
Yine de ona ulaşamadı. Aklına gelebilecek her şeyi kullanmış ve buraya kadar ulaşmış olmasına rağmen.
Bu yüzden bir dahakinde kaybetmeyeceğim.
Subaru: “Bir, dahakine…”
Aynı yere ve sahneye kesinlikle daha çabuk varacaktı, Subaru buna kesin olarak söz verdi.
Yeminine aldırış etmeyen aslan demir çitin arasından sıyrıldı, zarar görmemiş olan pençesini Subaru’ya doğru kaldırdı ve——…
???: “――Affedersiniz.”
Bir sonraki anda, aslanın kalın boynu hızlı bir hareketle kesiverildi.
Subaru: “Haa?”
Ölümle yüzleşen Subaru, kendisinin ölümüne değil de rakibinin ölümüne şaşkınlıkla baktı.
Kesik başı gümbürtüyle yere düştü ve aslanın vücudu yavaş yavaş yana doğru devrildi. Bunun sorumlusu, aslanın boynuna derin bir şekilde saplanmış olan büyük kılıçtı.
Sürpriz bir saldırı gibiydi, küçük bir figür gökten düşmüş ve büyük kılıcın üzerine basarak onu derine doğru itmişti.
Böylece aslanın başı kesilmişti.

Ve bu eylemi gerçekleştiren kişi de——…
???: “…Ihm, neden böyle bir yerdeyim?”
Ve kızın, yani Tanza’nın, genellikle duygusuz olan yüzünde gözle görülür bir endişe vardı.
Subaru, kimonosu çıkarılmış ve sadece hadajuban* giymiş olan kıza bakarak yumuşak bir şekilde nefes verdi. (Ç.N: Hadajuban, Kimono’nun altına giyilen bir giysi parçasıdır.)
Hiçbir şekilde cevap veremedi. Ancak Subaru başını çevirip arkasına baktığında diğer üçünün de kıl payı kurtulmuş olduğunu gördü.
Başka bir deyişle…
Gustav: “——Bu kadarı kâfidir! Sparka’dan sağ çıkmakla iyi iş çıkardınız! Bana verilen yetkiyle hepinizi Gladyatör Adası’nın üyeleri olarak kabul ediyorum!”
Yükseklerden gürleyen bir ses yankılandı ve Gustav’ın açıklaması dövüşün bittiğini işaret etti.
Şimdiye kadar savaşı sessizce izleyen seyirciler—— Yo, gladyatörler ayağa kalkıp Subaru ve yoldaşlarının zaferini övmek için hep bir ağızdan seslerini yükselttiler.
???: “Aferinn!”
???: “Bu devasa bir başarı!”
???: “Kesinlikle içinde var, ufaklık!”
Heyecanlı adamların sesleri yağmur gibi yağarken Gustav dört kolunu kavuşturdu ve hiçbir şey söylemedi.
Kalabalığın tezahüratlarını duyan Subaru kendini bir gümbürtüyle yere atıverdi. Tanza korkuyla yaklaşarak Subaru’nun yüzüne baktı.
Tanza: “Pardon, siz…”
Subaru: “Natsuki Schwartz.”
Tanza: “Ha?”
Tanza şaşırmış gözlerle baktı ve yuvarlak gözlerinin daha da yuvarlaklaştığını gören Subaru uzanırken uzuncasına bir nefes aldı ve devam etti.
Subaru: “Öncelikle ben Natsuki Schwartz, sizinle tanıştığıma memnun oldum. Konuşmak istediğim çok şey var ama…”
Tanza: “Evet ama?”
Subaru: “…Biraz dinlenmeme izin vermenizi istiyorum.”
Başını eğen Tanza için üzülüyordu ama Subaru sınırına ulaşmıştı.
Gergin ipi kopmuş, ruhunda kaynayan sıcaklık da sönmüştü. Elbette bu duruma duyduğu nefret hâlâ içinde yanmaya devam ediyordu.
Yine de bir şekilde Sparka’dan kurtulmayı başarmıştı.
Subaru: “Bu yüzden lütfen… Biraz uyumama izin verin.”
Bununla birlikte, sanki bir çukura düşermişçesine, Subaru’nun bilinci kayıp gitti.
△▼△▼△▼△
Gustav: “————”
Aşağıya bakan Gustav, aşağıdaki gladyatör arenasına yayılmış hâldeyken bilincini kaybetmiş olan çocuğa gözlerini dikti.
Beklenmedik bir sonucu olan inanılmaz bir savaş olduğunu söyleyebilirdi.
Çocuğun böyle yeteneklere sahip olduğunu asla düşünemezdi.
???: “Vayyy~, bu inanılmazdı, di’ mi, Gustav-san. Basu’yu seçmek tam isabetti. Onu bi’ kenara atmak yerine elinde tutman harika! Bu benim için muhteşem bir başarı di’ mii?!”
Gustav: “…Segmunt.”
Gustav düşüncelerinde kaybolmuşken Cecilus yanına geldi ve rahat bir şekilde ona doğru konuştu.
Ellerini başının arkasında kavuşturmuş olan çocuğun sözleri üzerine Gustav iki sağ koluyla alnını ve kaşlarını ovuşturdu,
Gustav: “Haklıydın. Bunu tahmin etmiş miydin?”
Cecilus: “Büyük umutlarım vardı, biliyor musun? Bu gerçekleşirse güzel olur diye düşünmüştüm ve gerçekleşti. Tam da inandığın şeyin seni kurtarmasının verdiği bir his gibi!”
Gustav: “…Fazlasıyla zayıf bir olasılık ve sen bunun için kendi hayatını tehlikeye atıyorsun.”
Cecilus: “——? Evet yaptım gitti, n’olmuş ki yani?”
Cecilus başını eğerek şaşkın bir yüz ifadesi takındı.
Sanki tuhaf bir şey söyleyip söylemediğini merak ediyormuş gibi bir tavrı vardı.
Schwartz ve Tanza’dan yararlanamazsaydı onların hayatlarının sorumluluğunu üstlenecek ve kendi hayatıyla ödeyecekti, bir de bunu hiç iddia etmemiş gibi davrandı.
Cecilus: “Sonuca bakacak olursak gerçekten hiçbir şey olmadı, di’ mi? Benim açımdan fazlasıyla cömert bir teklifti. Böyle bir yerde hiç uğruna kaybolup gidecek türden bir insan değilim!”
Gustav: “Ben senin mantığını anlayamıyorum. Ayrıca, o son anda ne yaptın?”
Gustav, gülümserken ince göğsünü gururla kabartan Cecilus’u sorguladı.
O son anda, hayatını bile ortaya koyduğu Sparka’nın ortasında, Cecilus sadece bir kez ve sadece kısa bir süreliğine ortadan kaybolmuştu.
Ondan sonra olanları düşününce kabaca şunu hayal edebiliriz——…
Gustav: “Kızı uyandırmaya mı gittin?”
Cecilus: “Ahh~, bildiğin şeyleri bana sormana gerek yok ki. Birincisi, Birim başına beş kişi olduğu için o kız uyanmazsaydı bunu insan eksikliği varken yapmak zorunda kalacaklardı. Bunu söyleyen zaten Gustav-san’dı, biliyorsun. Yani uyandıktan sonra istediği zaman katılabilirdi, di’ mi?”
Cecilus tek gözünü kapatarak, boyları aynı hizada olmayan Gustav’a baktı ve bir “Ya da” dedi.
Cecilus: “Sparka’yı iptal etmek mi istiyorsun? Sparka’da hile bulunduğunu söyleyerek.”
Gustav: “——. Bu hile değil. Eminim ki İmparator Ekselansları da muhteşem bir gladyatörün doğumundan memnuniyet duyacaktır.”
Cecilus: “Hahaa, bu sadece benim fikrim olsa da İmparator Ekselansları iyi bir insan değilmiş gibi görünüyor!”
Gustav: “İmparator Ekselansları’na yönelik hakaretlere müsamaha gösterilmeyecektir. İkinci kez olmayacak.”
Cecilus omuzlarını silkip biraz geri çekilirken Gustav sert bir sesle emretti. Bu durumda burnundan nefes veren Gustav, gladyatör arenasına tekrar baktı.
En liyakatli Schwartz ve üç adam Gustav’ın emrindeki muhafızlar tarafından dışarı çıkartılıyorlardı. İyileştirme odasında bir şifacı tarafından tedavi edileceklerdi.
Uzaktan bakınca mesafeli görünen genç kız da şimdilik onlara eşlik etti.
Gustav: “Birimdeki herkes sadece bir kişi sayesinde mi hayatta kaldı?”
Bu sonuca herkesin yardımı olmadan ulaşılamazdı ama en büyük gücü kimin gösterdiğini söylemeye gerek yoktu.
Gladyatör arenasının hazırlandığı silahları ve mekanizmaları gözden kaçırmayarak, aynı koşullardaki yoldaşlarına göz kulak olarak, hatta mümkün olduğunca düşmanın hareketlerini gözlemleyerek ince bir ipi geçmişlerdi.
O son kararı görmüş biri olarak…
Cecilus: “Gördün mü? Büyük bir hikâyenin başlayacağı hissine kapılmıyor musun?”
Cecilus bu şekilde gururla onaylanmak istedi; Gustav, herhangi bir şekilde cevap vermenin can sıkıcı olacağını düşünerek yüzünü sert bir şekilde tutarken dört kalın kolunu sessizce çaprazladı.
#Sonunda aslanı yenebildik. Yani, umduğum sonuç aslında bu değildi. Ama sonuca bakacak olursak sonunda Sparka’yı geçmeyi başarabildik! Bakalım bunun ardından gene bizleri neler bekleyecek? Devam edecek!!!
ㅤㅤㅤㅤ


bölüm başındaki çizimler çok tatlı siz mi çiziyorsunuz
Keşke bizler çizebilsek :(. İngilizce kaynaktan alıyoruz, kendileri zahmet edip çizmişler, biz de bölüme koyuyoruz. Umarım hoşunuza gitmiştir. Yorumunuz için teşekkürler!
Elinize sağlık. Çeviri için teşekkürler.
Bu arada sitenin başındaki resimde Emilia nın saçlarını kısa görünce acaba kestirecek mi diye düşünmedim değil.
Kısa saçlı emilia IF rotalarından birine aittir. IF kasaneru, yani açgözlülük rotası. Alternatif Hikâyeler bölümünde, birkaç IF hikâyesi mevcuttur. Okuyabilirsiniz, yorumlarınız için teşekkürler.
çocuk Subaru ölümden dönüsü normal subaruda daha iyi ve daha aklı basında şekilde kullanıyor
bizim Todd nerelerde ya onu taniyorsam bu adaya gelir subaruyu darlar yine
Çeviri için teşekkürler
Elinize sağlık
Tanza neden güçlü yav
Tanza çok tatlı duruyor resimde. çeviri için teşekkürler
Subaru kescekti aslanın kafasını. Bütün bölümü bu hevesle okumuştum.
Umarım tanza çok sorun çıkarmadan Subaru ya güvenerek ilerler biraz daha sıkıntı çekmesini istemiyorum Subaru nun
Çeviri için teşekkürler.
Sanırım Tanzanında hafızası gitmiş ve wtf sadece bir dövüş için 20 den fazla kez öldü. Al gibi sürekli looplayarak çözmeye çalışacak sanırım problemlerini.
Kaç kez öldü ya keşke söyleseler