Bölümün ortalama okuma süresi 29 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ
Çevirmen: Bertiel
ㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Kaos Alevi büyük, çok büyük bir felaket tarafından yok edildi. Sakinlerin tahliyesi Yorna-sama tarafından tamamlanmış olmalı ancak bunun da ilerisine gitmek için…”
Nazik kaşlarının uçları aşağı indi, kısık gözleriyle kızın sesi hüzün doluydu.
Onu her zaman duygularını pek belli etmeyen bir çocuk olarak düşünmüştü, aslında şu anda bile yüz ifadesine tam olarak üzüntü denemezdi. Ancak bunu, üzüntü olarak değerlendirmeyen herkesin kocaman bir aptal olduğuna inanıyordu.
Subaru çok zeki olmasa da aptal olmaya da devam etmek istemiyordu. Bu nedenle o kızın—— Tanza’nın söylediklerini ciddiye alarak acısını paylaşmaya karar verdi.
Ama——…
???: “Hahaaa, İblis Şehri’ni dahi yok edecek bir felaket oldukça büyük bir olay olurdu, di’ mi? Böyle bir adada kilit altında kalmışken dünyada bambaşka çılgın şeyler yaşanıyor. Tanrım, geride kalmak istemiyorsam bunu aklımda tutmam gerekecek, yoksa bu hiç hoş olmazdı!”
Subaru: “Ceci, bir saniyeliğine susar mısın?”
Cecilus: “Ha? Gene yanlış bir şey mi yapıverdim?”
Konuşmaya devam ederken Subaru’nun duygularını ve Tanza’nın ağrıyan kalbini tamamen göz ardı eden sahte Cecilus, yüzünde şaşkın bir ifadeyle başını yana eğerken böyle bir bakışla karşılaştı.
Subaru, Sparka’dan önce de sonra da ne olursa olsun hiç değişmeyen bu tavır karşısında hayret ve şaşkınlık içindeydi.
Cecilus’un Subaru’nun son isteğini onlarca kez soğukkanlılıkla dinlemeye çalıştığını düşününce bu durum daha da çıkmaza girdi.
Subaru: “…Ve buna rağmen, Ceci sonunda Tanza’yı uyandırmasaydı her şey boşa gidecekti.”
Cecilus: “Ah, borçlu hissetmene gerek yok. Canavarı köşeye sıkıştırdığınız anda, bu Basu’nun zaferiydi; son hamle bonus gibi bir şey oldu. Ayrıca, bu kızın uyanıp uyanmayacağı da kumardı!”
Tanza: “Endişelendirdiğim için özür dilerim.”
Sahte Cecilus, acıyla bakan Subaru’ya karşı utanmaz bir şekilde alçakgönüllüydü. Bunu duyan Tanza başını hafifçe eğdi ve yanındaki, Tanza’yı kurtaran kişi olan Subaru, ne diyeceğini şaşırmıştı.
——Subaru, Gladyatör Adası’nın tehlikeli karşılama töreni olan Sparka’nın üstesinden gelmeyi başarmıştı.
Meydan okumayı defalarca tekrarladıktan sonra, bir şekilde, Subaru ve ekibi aslanın kafasını keserek zafere ulaşmıştı. Yine de Tanza ve sahte Cecilus’un iş birliği olmadan bunun zor olacağını kabul etmek zorundaydı.
Sahte Cecilus sonunda Tanza’yı uyandırmasaydı ve Tanza da boynuna saplanmış kılıçla aslanın kafasını koparmasaydı——…
Subaru: “Kaç kez daha başarısız olurduk kim bilir.”
Elbette pes etmek seçeneklerinde dahi yoktu çünkü bu başarıya ulaşana dek durdurulamayacak döngüde bir mücadele olmuştu. Öyle olsa da bunu yapacak iradeye sahip olup olmamaları sonucu büyük ölçüde etkileyecekti.
Ve iradelerinden yoksun bir durum ortaya çıksaydı tamamının hayatta kalamayacak olmaları da pek muhtemeldi.
Bu şekilde sonuçlansaydı sonsuza dek kalbi pişmanlık içinde kavrulacaktı.
Subaru: “Weitz, Hiain ve Idra; hep birlikte direnip azmettik.”
Birlikte hareket etmek son derece zorlu olsa da içlerinden biri bile buna katılmasaydı hayatta kalamazlardı.
Hepsinin hayatta kalması, Subaru için en iyi senaryoydu. Lidere özgü bir şeyler yapabilmiş olması, onun için büyük bir özgüven artışı demekti.
Bu sayede de Natsuki Kenichi’nin oğlu olduğunu gururla söyleyebilecek özgüvene sahipti.
Tanza: “Schwartz-sama?”
Subaru: “Oh, pardon, pardon; birazcık düşüncelerimde kayboluverdim. Şey, ım, Kaos Alevi hakkında…”
Tanza: “——. Evet. Yeniden inşaya yardımcı olmak için mümkün olan en kısa sürede geri dönmek istiyorum.”
Subaru: “…Tabii. Ben de geri dönmek ve herkesle yeniden bir araya gelmek istiyorum.”
Asıl konuya dönecek olursak yüzü asık olan Tanza çok acınası görünüyordu.
Ailesi ve memleketi için endişelenmesi gayet doğaldı, Subaru da aynı hisleri taşıyordu. Hatta Kaos Alevi’in onun haberi olmadan yaşadığı kargaşayı duyduktan sonra daha da fazla.
Ayrı düştüğü herkesin özellikle de—— Rui’nin, zalim Abel tarafından bulunup bulunmadığı konusunda endişeliydi.
Yorna onunla birlikteyse Rui’yi mutlaka koruyacağını düşünmüştü.
Tanza: “————”
Hüzünlü Tanza artık İblis Şehri’nde de gördüğü kimono kıyafetine geri dönmüştü.
Subaru, Sparka bittikten sonra bütün gün uyumuştu. Şifa odasında uyandığında, şifacı olduğunu iddia eden dişsiz yaşlı bir adam tarafından tedavi edilmiş, fiziksel sağlığında bir sorun olmadığı ancak zihinsel olarak tükenmiş ve ağır hissedeceğini söylenmişti.
Ancak sakin bir şekilde kaybetmeyi göze alamazdı.
Subaru: “Peki ya diğer üçü… Weitz ve diğerleri? Herkes çoktan uyandı mı?”
Tanza: “O üçü çoktan uyandılar ve odalarına döndüler. Hepsi aynı odayı paylaşıyor. Schwartz-sama ve ben de aynı odayı paylaşıyoruz…”
Cecilus: “Evet, evet, o ben oluyorum. Basu’nun ilk uyandığı oda burası olsa da yatak odamız orası olacak. Benimle aynı odayı paylaşabilecek insanların nihâyet gelmesine de sevindim. Buraya geldin demekten ziyade, seni buraya kendim getirdim demek daha doğru!”
Tanza: “Getirdim?..”
Subaru: “Fazla endişelenme. Bu sadece benim ve Tanza’nın göle düşme hikâyesi sonuçta.”
Aklına arada gelen, çılgınca yüzdüğü ve boğulmamaya çalıştığı zayıf bir anısı vardı.
Tek seferde boğulmadan yüzebilmiş miydi yoksa birkaç kez boğulduktan sonra mı yüzebilmişti, bu belirsiz olsa da o kadar da önemli değildi, bu yüzden üzerinde düşünmek boşuna olacaktı.
Her halükârda, diğer üçünün de güvende olduğunu duyduktan sonra rahatlamıştı. İlla öğrenecek olsa da Sparka olayının ortasında onların çeşitli durumları hakkında çok şey öğrenmişti.
Bir korkak, bir ödlek ve bir de sahtekâr. Çok övgüye değer kişilikler olmasalar da onların da korkak, ödlek ve sahtekâr olmak için nedenleri vardı.
Subaru: “Süpermen falan mıyım be?”
Cecilus: “Amanın şuna bak, yüzün âdeta özgüven taşırıyor. Erkeksiliğin seviyesini artırarak hoş bir hava katıyor. Durumun içine öyle bir kapılmışsın ki bu ya da şu konuda endişelenip duruyorsun; bu, yan karakterlerin veya sıradan insanların davranışı! Basu’nun dimdik durması lazım!”
Subaru: “Ceci’nin tiyatrocu kafasıyla aynı çizgide gitmeyi düşünmesem de ben de öyle düşünüyorum.”
Her şeyden önce, bazı şeylerin üzerine fazla gitmek iyi sonuçlar vermezdi.
Yine de Subaru nedense şimdiye kadar pek çok konuda fazlasıyla pasif kalmıştı.
Ne olursa olsun, pasif bir tepki vermek sadece rakibin kendine aşırı güvenmesine neden olurdu. Bu ister nefret edilen bir rakip isterse de kaderin kendisi olsun, durum aynıydı. Ve son zamanlarda kader biraz fazla ukalalaşmaya başlamıştı.
Subaru: “Bundan sonra hedeflerime ulaşma yolunda hırsla ilerlerken daha aktif bir rol oynayacağım.”
Şimdilik Subaru’nun amacı adadan kaçmaktı.
Gladyatör Adası’ndan kaçıp Tanza’yla Kaos Şehri’ne dönmekti. Elbette ki nihai amaç İmparatorluk’tan da ayrılmak ve Krallık’taki herkesin yanına dönmekti ancak——…
Subaru: “Her şeyden önce devasa hedeflerle meşgul olursan kendi kuyunu kazmış olursun. Yazın verilen ödevleri bile teker teker yapmalısın. Sonuçta günlüğü bir günde dolduramazsın.”
Görünenin aksine Subaru, yaz ve kış tatillerinde ödevlerini özenle yapan biriydi.
Bazen tatil günlerinde ödevlerini yapmayıp okula gelen sınıf arkadaşları oluyordu ama onların bu cesaretini ve bunu yaparken ne düşündüklerini hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştı.
Yine de fikir ve cesaret açısından kaybetmiş gibi hissetmek biraz sinir bozucuydu.
Subaru: “Ama ben ev ödevimi yaptım, bu yüzden üstün olan benim…”
Tanza: “O hâlde Schwartz-sama, birkaç dakikanızı alabilir miyim?”
Subaru: “Tabii.”
Tanza çekingen bir tavırla elini çenesine dayamış, kendine duyduğu özgüvenle sulanan Subaru’ya seslendi.
Subaru’nun bakışlarını kendine yönlendirerek eliyle yanındaki sahte Cecilus’u işaret etti. Ve yatağın üzerine oturarak yüzünde kaygısız bir ifadeyle bacaklarını sallamasını izledi.
Tanza: “Oradaki bir müttefiğimiz dediniz ama… Ihm, Cecilus Segmunt-sama…”
Subaru: “Hmm, evet, o yalancı kurdun* teki, sürekli aynı şeyi yapıyor.”
Cecilus: “Ahaha, sürekli aynı şeyi yapıyorum demek! Bir de yalancı kurt derken neyi kastediyo’n? Kurt adam* olduğumu imâ ediyorsan lütfen beni kötülemeyi keser misin? Tabii ki de bazen anlaşılmaz şeyler söylesem de bu beni tehlikeli bir şekilde çekici kılmıyor mu~?”
(Ç.N: Burada birkaç olay var. Birincisi burada “yalancı kurt” orijinal ismiyle “yalancı çoban” hikâyesine atıf yapılıyor. Hatırlamayanlar için hikâyenin kısa özetini buraya bırakıyorum:
Bir zamanlar, küçük bir köyde koyunları otlatmakla görevli bir çoban çocuk varmış. Bu çocuk, canı sıkıldığı için köylüleri eğlendirmek amacıyla sık sık “Kurt! Kurt!” diye bağırırmış. Köylüler, çocuk yardım istiyor sanarak hemen tarlalarından koşarak gelir ve kurtarırlarmış ancak ortada kurt falan olmazmış. Çocuk bu yalanı birkaç kez tekrarlamış ve köylüler her seferinde kandırıldıklarını fark etmişler. Bir gün gerçekten bir kurt sürüsü gelmiş ve çocuk korkuyla köye doğru “Kurt! Kurt!” diye bağırmış. Ancak köylüler, çocuğun yine yalan söylediğini düşünerek yardım etmeye gitmemişler. Kurtlar bütün koyunları yemiş ve çocuk çok pişman olmuş.
İkincisi de Ceci, Subaru’nun ona kurt adam dediğini zannediyor. Çünkü Japoncasında kelime “kurt çocuk” olarak geçiyor. Ayrıca, bizde Türkçeye “yalancı çoban” diye geçmiştir, yabancılardaysa “boy who cried wolf” yani “kurt diye bağıran çocuk” gibi bir anlamı var. Cümleye uysun diye “yalancı çoban” yerine “yalancı kurt” diye çevirdim.)
Subaru: “Üzgünüm neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok.”
Soru yağmuruna tutulan Subaru bunu ağzından kaçırıverdi ve göğsünü tuttu.
Gözlerini kapattığında, güzel bir genç kızın yüzünü ve bununla birlikte onun için değerli olan herkesin yüzünü hatırlayabiliyordu. Yine de bu hâtıraların bulunduğu çekmeceyi çekip çıkarmanın giderek zorlaştığının farkındaydı.
Bu durumun daha fazla devam etmesine izin verilemezdi.
Subaru: “Ceci’nin küstah yorumları bir yana, seni bu kadar endişelendiren nedir Tanza? İmparatorluğun bir Generali ve baya da ünlü biri, onun gibi davranmaya cüret eden bir çocuğun olması şaşırtıcı mı?”
Tanza: “Olabilir ama… Ihm, Cecilus-sama’yı daha önce bir kez görmüştüm ve ona çok benzediğini düşünüyordum…”
Subaru: “Daha önce görmüş müydün? Ceci’yi?”
Tanza: “Cecilus Segmunt-sama’yı gördüm. Bir keresinde Yorna-sama’ya suikast düzenlemek için gönderilmişti.”
Tanza sadece gerçek Cecilus’u gördüğünü açıkladı.
Geçmişten bir parçayı duyan Subaru daha önce duyduğu hikâyeyi de hatırladı. Hatırladığı kadarıyla Yorna sık sık İmparator’a karşı isyan çıkarıyor ve bu yüzden defalarca isyanı bastırma için kaba güç gönderilmişti.
Ancak şimdi Yorna’nın kişiliği hesaba katıldığında, Subaru’nun bakış açısından bu tam tersiydi.
Subaru: “Yorna-san’ı öldürmeye çalıştığına göre gerçekten korkunç bir adam olmalı…”
Tanza: “Bu doğru. Cecilus-sama iğrenç bir şeytan… Hayır, önemli olan bu değil; ben sadece şu Cecilus-sama’yla Ceci’nin aralarındaki yaş farkına rağmen bir elmanın iki yarısı gibi olup olmadıklarını merak ediyorum.”
Subaru: “Tıpkı birbirlerine benziyorlar ve sadece aralarında yaş farkı mı var?”
Tanza: “Evet. ——Belki de Cecilus-sama’nın bir kardeşidir.”
Her iki Cecilus’u da görmüş olan Tanza’nın o Cecilus’la sahte Cecilus’un hakkındakileri duyan Subaru dik dik Cecilus’a baktı.
Bu olasılığı hiç düşünmemişti. Daha doğrusu, bunu düşünmemiş olması gayet doğaldı. Subaru gerçek Cecilus’u tanımıyordu bile, bu yüzden benzer olup olmadıklarına karar veremezdi.
Ancak gerçek olanı bilen birine sahip olduğu için şanslıydı. Pes eden yalancı sahte Cecilus, söylediği yalanları boyun eğerek itiraf etti——.
Cecilus: “Yo yo, bu hiç doğru değil~. Ben tek çocuğum, yani bana tıpatıp benzeyen bir kardeşim falan yok! Elbette ki babamın yanından ayrıldıktan sonra bana küçük bir kardeş yapmış olması mümkün ancak konuşmanıza bakacak olursak o kişinin abim olması gerekiyordu, di’ mi?”
Subaru: “Bu doğru da ne zaman pes edeceğini bilmiyorsun…”
Cecilus: “Amma da üzücü! Ama bunun bir gerekçesi yok değil! Dayanağım, her ikisinin de yani büyük ya da küçük bir kardeşe sahip olmanın çok tuhaf olacağı yönünde~.”
Subaru ve Tanza sabit bir şekilde ona bakarken kollarını kavuşturdu ve arkasına yaslandı. Sahte Cecilus’un kırgın yüzünün temeli ne kadar ikna edici olabilirdi ki?
Şimdilik, dinlemeye hevesli olan Subaru ve Tanza’nın gözleriyle onu yönlendirmesine karşılık olarak da…
Cecilus: “Sebebi basit. Varlığım.”
Subaru: “Neyi ima ediyorsun?”
Cecilus: “Büyük kardeşim olsaydı babam, doğduğum anda beni öldürtürdü! Aynı şekilde küçük bir kardeşim olsaydı o zaman da babamın onu öldürtmemiş olması baya garip olurdu! Başka bir deyişle, hayatta olduğumu düşünürsek, büyük ya da küçük bir kardeşimin var olmasının mümkünatı dahi yok! Eee haklıyım, di’ mi?”
Subaru: “…Nası’ yani?”
Bu teori ona hiç de mantıklı gelmiyordu, her ne kadar her şey apaçık ortadaymış gibi bir hararetle söylese de.
Anlattıklarına bakılırsa sahte Cecilus’un babası birden fazla çocuk sahibi olamazdı, bir tür lanet altında olmalıydı. Bu doğru ya da yanlış olsa da babası lanete boyun eğmeyi tercih ediyor gibiydi.
Subaru’ysa sahte Cecilus’un yalanları üst üste yığdığını düşünmek istiyordu.
Ama——…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bu konuyu fazlasıyla açık bir şekilde dile getirdiğine göre bunun, doğru olduğunu düşünmeye başlıyorum. Sen ne diyorsun, Tanza?”
Tanza: “…Ben… Schwartz-sama’nın fikrine katılmak istiyorum.”
Subaru: “Mhmm, bana güveniyorsun demek.”
Çekingen Tanza’ya güvenen Subaru, ince parmağını küçük çenesine götürdü ve düşündü.
Sahte Cecilus, kendisini neden anlayamadıklarını merak ediyormuş gibi başını eğdi; yine de ona aile ortamıyla alakalı soru sorsalar bile cevap alamayacaklar gibi görünüyordu.
Burada önemli olan tek şey, sahte Cecilus’a inanıp inanmadıklarıydı.
Ona inanmazlarsa şimdiye kadar yaptıkları gibi yine aynı şey yapacaklardı, sahte Cecilus’a yalancı kurt muamelesi yapacaklardı.
Ama sahte Cecilus’un kardeşi olmadığına inanırlarsa da geriye sadece Tanza’nın sahte Cecilus’la bahsettiği gerçek Cecilus’un birbirlerine ne kadar benzediğine dair karar vermesi kalırdı.
Onun kararına ve sahte Cecilus’un benliğine inanırsa——…
Subaru: “Bunu sormaya korkuyorum Ceci ama belki de vücudun bir şekilde küçülmüştür?”
Bu, hem reddetmek istediği bir ihtimaldi hem de görmezden gelemeyeceği bir ihtimaldi.
Buradaki daha önce boğulmuş, yetişkin bir Subaru olsaydı gösteriş yaptıktan sonra bu kadar çok soru sormakta tereddüt edebilirdi. Ancak buradaki Subaru boğulma sonrası küçülmüş Subaru olduğu için uzun süre şüphe duymak ona göre değildi.
Bazen dikkatsizce sorular sorar ve sorduğu sorularla onları kırdığı takdirde özür dilemek isterdi.
Bu soru karşısında sahte Cecilus şaşkınlıkla gözlerini hafifçe araladı.
Cecilus: “Küçüldüğümü mü söylüyorsun? Ahaha, amma da ilginç şeyler söylüyorsun, Basu! İnsan vücudunun küçülmesi gibi ilginç bir şey olsaydı bu süper eğlenceli olmaz mıydı?!”
Histerik bir şekilde gülen sahte Cecilus, bu sözleri söylerken iyi bir ruh hâli içinde Subaru’nun omzunu sıvazladı.
Subaru kaşlarını çatarken söyledikleri arasında kaybolmuştu.
Subaru: “O zaman cevap hangisi ki?”
Aptalı mı oynuyordu yoksa oynamıyor muydu? Aptalı oynuyorsa da bunu bilinçli mi yoksa bilinçsizce mi yapıyordu?
Subaru’nun kendisi de çocuklaştırmanın etkileri nedeniyle anılarının yavaş yavaş yok olduğunu hissediyordu, dolayısıyla sahte Cecilus’un da bu nedenden dolayı her türlü şeyi unutmuş olması mümkündü.
Ancak hâlâ pek çok şeyi hatırlayan Subaru’yla karşılaştırıldığında, sahte Cecilus küçültüldüğünü bile unutmuştu.
Böyle bir şey mümkün müydü ki?
Sahte Cecilus da Subaru gibi çocuklaştırılmışsa onun gibi her şeyi unutacak mıydı?
Subaru: “Şu yaşlı piçi!.. Olbart-san yüzünden Ceci de mi küçültülmüş!?”
Durum böyleyse ortalık fena karışırdı—— Dokuz İlahi General arasında büyük bir olay olurdu.
Bunun da Olbart’ın işi olduğu gerçeğini düşünmek dahi istemiyordu. Ama yine de Olbart’tan başka birinin böyle saçma sapan bir teknik kullanabileceğini de düşünmek istemiyordu.
Doğal olarak da sahte Cecilus’u küçülten kişinin de Olbart olduğunu düşünmeye başladı.
Subaru: “Dur bi’ dakika, başka bir deyişle Ceci sahte değil, gerçek olandı. Yani, Olbart-san gerçek Ceci’yi küçültenin ta kendisiydi. Ve sonum aynı onun gibi mi olacak?”
Tanza: “S-Schwartz-sama, iyi misiniz? Kafanız fazlasıyla karışmış gibi görünüyor…”
Subaru: “…Oh, iyiyim. Kafam inanılmaz bi’ şekilde karışık olsa da her şey inanılmaz bir şekilde yerli yerine oturuyor.”
Ağzından dökülen kelimeleri duymak kulağa fazlasıyla dağınık gelse de Subaru’nun aklında canlanan bütün olasıklıklar sadece iki olasılığa indirgenmişti.
Bunlardan biri, sahte Cecilus’un gerçek Cecilus Segmunt’un “Boktan Yaşlı Adam Olbart” teorisi olarak adlandırılan çocuklaştırılmış bir versiyonu olduğuydu.
Diğeriyse gerçek Cecilus’a benzemenin avantajını kullanarak, yalancı kurdun doğasına sadık kalmasıydı ve bunu da “Boktan Velet Sahte Cecilus” teorisi olarak adlandırılan yalanı yüceltmesiydi.
Subaru: “Boktan velet ve boktan yaşlı adam, strateji oluştururken ikisini de aklımızın bir köşesinde tutsak iyi olur.”
Cecilus: “Hoho~, kulağa biraz ilginç geliyor. Bana bu konuda daha fazla bilgi vermeni isteseydim?”
Subaru: “Hiç şansın yok. Bu konuda seninle konuşmanın mantıklı olacağını hiç mi hiç sanmıyorum, Ceci.”
Cecilus: “Ahaha! Amma da soğuk davranıyo’n! Bu fazlasıyla benmerkezci bir yaklaşım olsa da bundan hoşlanmıyor değilim, aksine fazlasıyla hoşuma gidiyor.”
Sahte Cecilus, geçici de olsa hâlâ sahte Cecilus, zalimliğe karşı öfkelenmek yerine hâlinden memnun olması baya faydalı oldu.
Zaten endişelenmesi gereken fazlasıyla sorun varken, endişelenmesine gerek kalmayacak birinin olması çok değerliydi.
Subaru: “Şimdilik Tanza, Ceci hakkındaki her şeyi rafa kaldırmalısın. Çünkü gerçek ya da sahte de olsa güvenilmez olduğu gerçeği değişmeyecek.”
Tanza: “…Evet. Yorna-sama’ya zarar vermeye çalışan kişi olduğu için şahsen ona karşı olumlu bir izlenim beslemiyordum.”
Subaru: “Açık sözlü ve dürüst olduğun için teşekkür ederim. Şimdi bi’ bakalım…”
Böylece bir tür sonuca ulaşan Subaru, vites değiştirdi.
Artık uyandıklarına göre şifa odasındaki yataklara yerleşmeleri de bitmişti. Tanza’nın daha önce bahsettiği üçlüye tahsis edilen odaya gideceklerdi.
Ama ondan önce——…
Subaru: “Bomboş olan midemi doldurmak istiyorum. Midem bir süredir acınası bir şekilde sızlanıp duruyor.”gru
Böylece Subaru karnını ovuşturarak hapsedildiği adadan utanmazca bir talepte bulundu.
△▼△▼△▼△
——”Aç ayı oynamaz” derler, bilirsin.
Bu noktadan sonra Subaru ve Ekibinin karşılaşacağı engellerin hepsi savaş niteliğinde olacaktı. Onlarla savaşabilmek için Subaru’nun grubunun fiziksel ve zihinsel olarak mükemmel durumda olması gerekiyordu; aksi takdirde, iş başa düştüğünde harekete geçemezlerse başları belaya girecekti.
Uyumaya zaman ayırmadan, harekete geçmeyi düşünmemelisin.
Subaru: “Bana öyle geliyor ki küçülmeden önce, şimdikinden daha fazla fiziksel güce sahip olduğum için bu tür düşüncesiz şeyleri sık sık yapıyordum. Buna devam edersem kısasa kısas olacakmış gibi hissediyorum.”
Durum böyle olunca da bulabildikleri tüm yemek ve uyku zamanını değerlendirmek istediler.
Yanlışlıkla da olsa Sparka’nın verdiği yorgunluk nedeniyle bütün bir gün uyumuştu, bunu yeterli bir dinlenme süresi olarak kabul edip bunu, fiziksel gücünü toplamak için bir şansmış gibi değerlendirdi.
Artık yemek vakti geldiğinden dolayı, sahte Cecilus onları yemeklerini alacakları yere doğru yönlendirdi——.
???: “…Ye Schwartz, bu senin payın.”
Gümbürtüyle gözlerinin önüne kocaman bir tabak kondu ve Subaru şaşkınlık içinde tabakta servis edilen kemikli ete baktı.
Subaru neler olduğunu anlamak için başını kaldırdığında, adamın dövmelerle kaplı yüzündeki kaşlar “Ne?” der gibi çatıldı. Bu surat ifadesine rağmen, aslında “Ne?” demek isteyen Subaru’ydu.
Kendisine hiçbir açıklama yapılmadan böyle bir şey yapıldığında tam olarak ne yapması gerekiyordu?
???: “Weitz, ne istersen söyle ama bunun olacağını sanmıyorum. Bak, Schwartz kaskatı kesiliverdi.”
???: “Ha, endişelenecek bir şeyimizin olmadığını mı söylemeye çalışıyorsun? Öncelikle, bu cüce için dağ gibi et yığmaya gerek yok. Aramızda paylaşırız… Ovvvvvvhğ!”
Weitz: “Tartıştığımız ve onun için kararlaştırdığımız pay bu… Ve bunu görmezden gelecekseniz önce beni geçmeniz lazım…”
Bunu söylerken dövmeli adam elindeki çatalla kertenkele adamın yan tarafını dürttü. Hemen ardından kertenkele adam çığlık atarak masanın diğer tarafına kaçtı.
Bu manzara karşısında iç geçiren pas saçlı adam, omuzlarını silkerek Subaru’ya baktı.
???: “Gürültü için kusura bakma Schwartz. Vücudun nasıl?”
Subaru: “…İyi gibiyim. Sizinkiler?”
???: “Bizde de sıkıntı yok, kötü yaralanmadık. Sayende…”
Bunu tekrar ifade ettikten sonra, pas saçlı adam―― Idra, başını hafifçe Subaru’ya doğru eğdi.
Idra değildi. Kavga eden dövmeli adam ve kertenkele adam―― Weitz ve Hiain, teslim olurmuşçasına ellerini havaya kaldırarak başlarını Subaru’ya doğru sallayarak Idra’yla aynı fikirde olduklarını belirttiler.
Subaru şu anda adanın gladyatörlere açık alanlarından birindeydi. Genellikle yemek alanı olarak kullanılan, masa ve sandalyelerin bulunduğu büyük bir salondaydı.
Subaru salonda görünür görünmez, görüş alanına giren üç kişi tarafından hemen yakalanmış ve aniden masalardan birine oturtularak önündeki tabak kendisine sunulmuştu.
Açıkçası biraz baş döndürücü, tuhaf bir durumdu ama yine de…
Subaru: “Bunları benim için mi sakladınız?”
Hiain: “Ahh? Sence başka ne olabilir ki? Nankör velet… Ovvhğ!”
Weitz: “Sanki bundan kendine pay çıkarıyormuşsun gibi söyleme, kafanı kırarım…”
Hiain: “Öyle bir şey kastetmemiştim ki! Her neyse, yaptığın her şey için minnettarım!”
Subaru, kemikli et yığınını işaret ederek bir soru sormuş ve bunun üzerine de bir tartışma çıkmıştı.
Bunu göstermenin pek akıllıca bir yolu değil ama yine de bu bir minnettarlık işareti gibi görünüyordu. Böyle bir ziyafetin sunulması, Subaru’yu gladyatörlere nasıl davranıldığı konusunda oldukça kuşkulandırdı.
Subaru: “Birbirlerini öldürmelerine neden olsanız da karınlarını iyicene doyurmalarına izin veriyorsunuz, ha?”
???: “Teknik olarak birbirimizi öldürmüyoruz, bu öldürme değil de ölüm maçı. Ayrıca, Gustav-san’ın politikasına göre bir gladyatör sadece ve sadece gladyatör arenasında ölmelidir. Başka bir yerde ölmüp gitmelerine izin vermek sadece ada yönetiminin beceriksizliğini kanıtlar. Yani rahatla, burada geçirdiğin zamanın tadını çıkar gitsin be.”
Başını öne eğen Subaru’nun yanında, büyük bir hevesle sandalye çeken sahte Cecilus oturuyordu.
Subaru, yüzsüzlüğüne bakarak tabağına uzanacağını düşünse de şaşırtıcı bir şekilde uzanmadı. Bunun yerine bir sürahiden yontulmuş bir fincana su doldurup bir yudum aldı.
Tanza: “Herkes Schwartz-sama’nın büyük bir şey başardığını düşünüyor. Bu yüzden de sana ikram hazırlamaya karar verdik.”
Subaru: “Tanza… Millet… Harbi misiniz?”
Tanza, sahte Cecilus’un karşısındaki sandalyeye oturdu; Subaru da aralarında duruyordu. Tanza’nın sözlerine şaşıran Subaru, Idra’nın da içinde bulunduğu üçlüye baktı.
Idra bu bakış karşısında başını iyicesine salladı ve “Harbiyiz” dedi.
Idra: “Daha önce de söylediğim gibi hepimizin hâlâ güvende olması senin sayende. Sparka’dan kurtulduğumuz ilk gecede Grubumuz için ziyafet düzenlenmişti. Bundan payını almamış olmanın garip olacağını düşündüm.”
Weitz: “Bunu öneren bendim, kayıtlara geçsin…”
Hiain: “Off be, velede hiç mi hiç bırakmayacaktım!”
Onlar da yemek tabağının neden onun için saklandığını anlattılar. Ancak Hiain’in geride bıraktığı sözler üzerine yanındaki Tanza başını eğdi.
Tanza: “Öyle mi oldu ki? Hatırladığım kadarıyla tek başına yemek yemekten rahatsız olduğunu ilk söyleyen Hiain-sama’ydı.”
Hiain: “Haaa!? Öyle bir şey demedim lan! Neyi kastettiğini bilmiyorum! Yo seni küçük sürtük, böyle saçma sapan şeyler söylemeye devam edeyim deme!”
Idra: “Yapma Hiain. Tanza’yı yenemezsin. O kız Guiltilaw’ın kafasını kesmişti.”
Tanza: “Gerçekten de kafasını kesmiştim.”
Idra bir eliyle onu durdururken Tanza eğildi ve Hiain karşılık veremeyerek bir “Gıhğ” sesiyle tartışmayı bitirdi. Sürüngen yüzünü başka bir yöne çevirerek saldırmaktan vazgeçti.
Dolayısıyla bu, pek de dürüst olmayan kertenkele adam da dahil olmak üzere hepsinin bir takdir göstergesiydi.
Subaru: “Müteşekkirim, bu yemeği gömmekten hiç çekinmeyeceğim!”
Cecilus: “Oh, gerçekten de oburun tekisin! Cömertçe kabul ettiğini gösterme şeklin de son derece mükemmel.”
Weitz: “Aşırıya kaçma, sonra karnın falan ağrımasın…”
Subaru: “Merak etme. Şu an böyle görünsem de eskiden okula gelmeyenlerin tüm öğle yemeklerini yemekle ünlüydüm, yani okulun fuut faytırıyım*.”
(Ç.N: “Food Fighter” yani Türkçesiyle “Yemek Savaşçısı” anlamına gelen bir kelime kullanılmış. Ben bunu Türkçe okunuşuyla yani “fuut faytır” diye çevirdim. Böyle çevirmemim ana sebebi Subaru bunu “Fūdofaita” demesinden kaynaklı. Ayrıca, bu kelime “Rekabetçi Yiyen” anlamına da geliyor. Böyle yabancı kelimeleri artık Türkçe okunuşuyla çevireceğim.)
İçmeyen çocuklardan süt almak çocuk oyuncağıydı ve kahvaltıdan önce* dişlerini fırçalamak gibidir, bu Natsuki Subaru’nun okuldaki yemek savaşçısı olduğunu zamanlardan kalma savaş tarzıydı.
(Ç.N: Japoncada “kahvaltıdan önce” kavramı bir şeyin kolay olduğunu ifade etmek için kullanılır, yani tıpkı “çocuk oyuncağı” veya “çantada keklik” gibi ifadelere benzer. Bu cümledeki kelime oyunu, Subaru’nun kolay bir şeyden bahsetmesi ve hemen ardından aynı terimi kullanarak hem kahvaltıdan önce yaptığı şeyi hem de kolay bir şey yaptığını söylemesidir. Bize biraz garip gelse de açıklamak istedim.)
Et soğuk ve sertti ancak üzerindeki baharatı o kadar da kötü değildi, bu yüzden şikayet edemezdi. Hepsinden önemlisi herkes bu ikramı Subaru için saklamıştı, aslında buradaki en güzel baharat tam da buydu.
Ancak Subaru’nun eti kemikten ayırışını izlerken Weitz desenlerle kaplı yüzünü yana salladı ve “Hayır…” dedi.
Weitz: “Yanlış anlama da… Endişelendiğimden değil…”
Subaru: “——? Yoksa şimdi bana verdiğin et yüzünden mi pişmansın?”
Weitz: “Hayır onla alakalı değil… Kastettiğim şey ölüm maçları…”
Subaru: “————”
Weitz’in sözleri kısık bir sesle söylenmişti ama Subaru’da çok derin bir yankı uyandırdı.
Tam o sırada Subaru neredeyse elindeki eti düşürüyordu ki sahte Cecilus’un parmakları eti yakalıverdi ve hemen ardından hızla Subaru’nun ağzına soktu.
Subaru: “Öhhöğ!..”
Cecilus: “Sakinsakinsakinol boğulacaksın. Ayrıca, şuradaki Tattoo-san az önce sözlerini biraz eksik söyledi. Merak etme, yakın zamanda bir ölüm maçı falan olmayacak.”
Subaru: “Öhhöğ… Bu… doğru mu?”
Tanza: “Evet. Şu ana kadar bu konuda herhangi bir haber almadık. Ancak bir ölüm maçından ne zaman haberdar olacağımızı da bilmiyoruz gibi görüyor.”
Tüm eti bitirip sadece kemiğini bıraktıktan ve tabağındaki kalanları da gömdükten sonra Weitz’a baktı. Sahte Cecilus ve Tanza’nın ekleyeceklerini dinleyen Weitz başını salladı.
Weitz: “Demiştim zaten…”
Subaru: “Demedin bi’ kere! Yakında bizi, birbirimize öldürteceklerini sanıyordum!”
Idra: “Ada, aslında senin dediğin kadar abartacakları bir yer değil. Eskiden Schwartz’ın endişe ettiği şekilde ele alındığını duymuştum, ta ki Ada Şefi değiştirilip politika değişene kadar.”
Subaru: “Değiştirilmeden önce… Yani, Gustav-san burayı devraldığından beri mi?”
Subaru bir sonraki et parçasına uzanırken Idra soruya yanıt olarak başını salladı.
Aklında Gustav’ın hiçbir duyguyu belli etmeyen gergin yüzü aklında canlandıkça Subaru onun nasıl biri olduğunu düşündü.
Uyandıktan sonra Subaru’ya bakar bakmaz onu aniden Sparka’nın içine atacak kadar acımasızdı.
Zalim Vollachia İmparatorluğu’nun vahşi kurallarına çok benzeyeceğini düşünmüştü ama şu anki duyduklarına bakılırsa gladyatörler hemen ölümcül görünen savaşlara zorlanmıyordu.
Subaru: “Yoksa hepsini birden yapmak yerine yavaş yavaş yapmayı seviyorlardır?”
Cecilus: “Gördüğünüz üzere “bi’ hevesle hareket eden” bir insan değilim. Basu uyanmamış olsaydı, muhtemelen sadece bu üçlü Sparka’ya dahil olacaktı. Öyle olsaydı muhtemelen bu akşam yemeğinde yüzünüzde çok daha karanlık bir ifade olurdu!”
Hiain: “B-bu dediğin hiç komik değil lan! Her şeyden önce, neden buradasın ki!?”
Sahte Cecilus, Subaru’nun az önceki sözlerine güldü ve ardından Hiain yüzüne doğru işaret ederek karşılık verdi.
Gerçekten mânâda -biri soracak olursa- bu doğruydu. Sahte Cecilus, Subaru ve Tanza’nın karaya çıkmasına yardım eden kişiydi ama aralarındaki tek bağlantı bundan ibaretti.
Idra: “Buradaki her Gladyatörün bir noktada Sparka için bir Birime katıldığını duymuştum. Bundan sonra başarılarına ve performanslarına bağlı olarak Birimini dağıtabilirler, Birimin ne durumda ki…”
Cecilus: “Ah, birimim hakkında endişeleniyorsan endişelenme. Benim dışımdaki herkes nalları dikti, zaten bireysel ölüm maçlarına çıkan bir gladyatör gibiydim.”
Subaru: “Ne?..”
Cecilus: “Yani, ben en güçlüyüm! Kimse beni yenemez, bu yüzden endişelenmenize hiç gerek yok, ahaha!”
Sahte Cecilus sanki komik bir şey anlatmışçasına dizini tokatlayınca Subaru ve diğer herkes suspus oldu.
Ancak Subaru ve Tanza’nın sessiz kalma nedenleri diğer üçlüden kesinlikle farklıydı. Bu nedenle de hem Subaru’nun hem de Tanza’nın nedenleri de özünde birazcık farklıydı.
Idra ve diğerleri muhtemelen sahte Cecilus’un sözlerini koca bir yalan olarak değerlendirirken Tanza, sahte Cecilus’un aslında gerçek Cecilus Segmunt’la akraba olduğundan şüpheleniyordu.
Bir de Subaru vardı, onun küçülmüş Cecilus Segmunt olabileceğini düşünüyordu ki bu doğruysa sahte Cecilus bu hâliyle bile hâlâ “en güçlü” kalıbına uyabilirdi.
Öyleyse sahte Cecilus’un kendi taraflarında olması baya avantajlı olurdu——.
Cecilus: “——Yapma, Basu. Rakibine böylesine açgözlü gözlerle bakarsan seni hafife alırlar.”
Subaru: “Ehğ?”
Cecilus: “Üstlerde ve ön planda duracak niteliklere sahip bir kişinin gözlerinde o tür hırslı ve yalvaran bakışlar olmamalı. Bu hiçbir biçimde akıllıca değil, bu yüzden buna bir anca önce son vermelisin! Beni etkilemek istiyorsan kelimelerle değil; eylemlerinle, kararlılığınla ve kendine has repliklerinle etkilemelisin!..”
Bunu söyleyen sahte Cecilus, tabağındaki kemiklerden ikisini aldı ve yüzünün önünde çaprazlayarak bir X sembolü hâline getirerek Subaru’ya tavsiyede bulundu.
Sanki sahte Cecilus onun aklını okumuşçasına, çok zekice bir şey söyledikten sonra Subaru tükürüğünü yuttu.
Ve ardından——…
Subaru: “…Az önce kelimelerle beni etkileme demiştin de kendine has replikleri söylerken kelimelere ihtiyacım olmayacak mı?”
Cecilus: “Ohh, haklısın! Dediklerim fazlasıyla çelişiverdi! Onca insanın arasında nasıl böyle bir hata yapıverdim ki!?”
Sahte Cecilus kocaman açılmış gözleriyle sandalyesinin arkasına ağır bir şekilde yaslandı ve sonra sanki ileri doğru itiliyormuş gibi öne doğru eğildi. Yüzü âniden Subaru’ya yaklaşınca kaskatı kesildi, bunu gören sahte Cecilus tüm yüzünü kocaman bir sırıtışa dönüştürdü.
Cecilus: “Neyse, sizi fazlasıyla böldüm. Benim de fazlasıyla işim var, o yüzden şimdilik konuşmamızı burada bırakalım. Merak etme, hemen yanı başındaki odada olacağım, yani hâlâ benimle konuşman gereken bir şeyler varsa ziyarete gelirsin!”
Subaru: “Ah, ıhm, ragır det.”
(Ç.N: Burada genelde FPS oyunlarındaki askerlerin kullandığı “Roger That” yani “Anlaşıldı” kelimesi geçiyor. Az önceki çevirmen notlarının birinde de bahsettiğim gibi Türkçe okunuşuyla yani “Ragır Det” diye çevirdim. )
Cecilus: “Rajır dat? Bunun ne demek olduğu hakkında hiçbir fikrim yok ama kulağa fazlasıyla cesurca geliyor! Görüşürüz, ragır det!”
Sahte Cecilus, bunu hafifçe yanlış yorumlama yaparken elini kaldırdı ve onu durdurmaya zaman kalmadan kaçıverdim.
Onu durdurmak için hiçbir neden olmamasına rağmen, Subaru onun yıldırım hızıyla gitmesi karşısında şok olmuştu.
Aslında o bir engelden çok bir ayak bağı gibiydi. Sadece etrafında Gladyatör Adası’nın giriş ve çıkışlarını bilen birinin olmasını istiyordu.
Subaru: “İstediğim bilgi miktarından yaklaşık beş katı daha fazla konuşmasını duyunca yorucu oluyor.”
Tanza: “Schwartz-sama, lütfen yemeğinize devam edin.”
Subaru: “Ah, ıh, tabii. Gücümü toparlamalıyım.”
Gustav ne düşünüyor olursa olsun, bir sonraki ölüm maçı belirlenene kadar sessiz kalmaya hiç niyeti yoktu.
Zaten burada bir gladyatör olarak çok uzun süre kalmaya niyeti de yoktu. Amacı Tanza’yı alıp bugün ya da yarın adadan ayrılmaktı.
En kötü senaryoda, Gustav’a düşman olabilirlerdi.
Ancak bunu yaparlarsa——…
Hiain: “Yo naber, Schwartz?”
Subaru: “Imm, sadece sizin için endişeleniyordum. Bunu bensiz yapabilir misiniz?”
Hiain: “Ha? Neyden bahsediyo? Kaçmayı düşünmüyorsun, değil mi? Kaçacaksan etimi geri ver lan!”
Hiain endişeli görünen Subaru’ya bağırmak için koca ağzını açtı.
Kızmakta haklı olsalar da Subaru’nun onlardan daha önemli dostları vardı. Sadece Tanza’yla değil, diğer üçüyle de ayrılmayı düşünmeli miydi?
Subaru: “…Aksine, belki de adadaki herkesle kaçabilirim?”
Tanza: “Schwartz-sama?”
Subaru: “Ah, pardonpardon, yalnızca kendi kendime konuşuyordum. Dediklerim sadece saçmaydı.”
Kendi kendine konuşuyor olsa bile, başkalarının umursamazca duymasına izin veremeyeceği rahatsız edici bir fikirdi.
Ancak Weitz, Idra, Hiain, Subaru ve Tanza; buradaki ölüm maçlarına katılmak istememelerine rağmen Gladyatör Adası’na gelmek zorunda kalmışlardı.
Diğer insanlar için de durum böyleyse belki de Subaru’nun fikri düşünüldüğü kadar saçma değildi.
Ve tam Subaru bunu düşünürken.
???: “Sonunda uyandın, evlat.”
???: “Geçen günkü Sparka, çok fena bir olaydı!”
???: “İzlemeye gitmeyerek çuvalladım. Sonradan sadece dedikoduları duydum.”
Subaru tabağındaki ete uzanırken insanlar onun etrafında toplandı.
Subaru’yla böylesine dostane bir şekilde konuşan adamların hepsi orada bulunmak için bir nedenleri varmış gibi görünen adamlardı―― ayrıntılı bir açıklama yapmasalar bile, hepsinin gladyatör olduğundan emindi.
Büyük salona yeni gelenler ve Subaru’yla yoldaşlarını uzaktan izleyenler orada toplandı ve Subaru’nun etrafında minik bir vızıltı yarattı.
Subaru: “Ihm, sizler?”
???: “Bakarak anlayamıyor musun? Bu adadaki öncüleriniziz. Boş laflarınızla hiç mi hiç Sparka’yı sıkmadınız, aksine eğlenceli kıldınız!”
Gözleri şaşkınlıkla açılan Subaru’nun etrafındaki adamlar gülmeye başladı.
Ancak bunu alaycı bir tonda değil, gerçekten övgü dolu bir şekilde söylediler. Bu arada etrafları çevriliyken Idra zoraki bir gülümseme yapıyordu, Hiain rahatsız olmuş gibi görünüyordu ve Weitz de sessizce somurtuyordu.
Gladyatör: “O genç kızın sondaki girişi görülmeye değerdi. Göründüğünden çok daha güçlü.”
Tanza: “Çok teşekkür ederim, hepsi beni sevenlerin lütfu sayesinde.”
Gladyatör: “Oh? Evet. Seni pek tanımasam da fazlasıyla iyi bir ölüm maçıydı!”
Boyun eğen Tanza’nın söylediklerine fazla takılmayan, son derece açık fikirli iri yarı adamlar vardı. Subaru ve ekibinin Sparka’da nasıl savaştıklarını her hareketleriyle anlatırken…
Gladyatör: “Harbiden o büyük bir meseleydi, yani Gladyatör Canavarı… O gölge aslanı çok sayıda Birimi saf dışı bırakmıştı.”
Başka Bir Gladyatör: “Siz de saf dışı bırakılmış olsaydınız sanırım o şey tarafından bayıltılan Birimlerin toplam sayısı ona aşkın olurdu. Son seferki Sparkalar sıkıntılı olmaya devam ediyor.”
Gladyatör: “Vali Gustav’ın istediği kesinlikle bu. Bir Gladyatör olarak karşılandığınızda size iyi davranılacaktır ancak giriş en zor kısım… Sonraki gösteriler korkutucu olacak.”
Ginunhive’deki durum hakkında gürültülü bir şekilde konuşurlarken tartışacak konu sıkıntısı yoktu. Subaru başıyla onayladı ve kendisi ada hakkında bilgi toplarken her birini devam etmeye teşvik etti.
Görünüşe göre Gustav Ada Şefi olduğundan beri, politika da eskisinden çok daha farklı hale gelmişti. Ayrıca, o aslan oldukça güçlü görünüyor, Subaru ve kazanan diğer kişiler yüksek rating alıyorlardı.
Subaru: “Anlıyorum, yani bizim açımızdan tüm bu sıkı çalışmaya değdi gibi… Gösteriler?”
Gladyatör: “Evet, burada İmparatorluğun her yerinden soyluların bir araya geldiği ve ölüm maçlarımızdan bir gösteri yapıyoruz, tabii düzenli gösterilerimiz de var. Sparka ve günlük ölüm maçlarının hepsi gerçek gösterimiz için eğitimdir!”
Subaru: “Eğitim…”
Gladyatör: “Antrenman sırasında ölmek hiç iyi olmaz. Vali bunu biliyor. Sıkı çalışırsanız azar işitmezsiniz… Ah, bir istisna var.”
Subaru: “İstisna mı?”
Subaru, sanki bunu söylemekte zorlanmış gibi burnunu okşayan güçlü, kaslı ve sert bakışlı adamı görünce başını eğdi.
Bir an sessiz kaldı, sonra derin bir iç çekti ve devam etti.
Güçlü Gladyatör: “Sana bunu söylemekten nefret ediyorum çünkü onunla çok iyi anlaşıyorsun ama o adamla ilişki kurma”
Subaru: “O adam derken?..”
Güçlü adamın ifadesini ve orada bulunmayan kişiyi düşündüğümüzde, bu kategoriye giren tek bir kişi vardı.
Subaru “Acaba?..” diye devam etti.
Subaru: “Ceci’yi kastetmiyorsun değil mi? Zaten o beni takip ediyor…”
Güçlü Gladyatör: “Evet, senden hoşlanmış gibi görünüyor ama ona ne kadar güvenebilirsin ki? ——Buraya sadece yirmi gün önce geldi.”
Subaru: “Hmm.”
Güçlü Gladyatör: “İlk Sparkasında hiçbir şey yapmayıp Biriminin yok edilmesini canlı canlı izledi ve müttefikleri diğer tarafa gittinde de Gladyatör Canavarı’nı çıplak elleriyle kolayca öldürüverdi!”
Subaru: “————”
Güçlü Gladyatör: “Bundan sonra ne zaman bir ölüm maçına atansa Birimi ölene kadar rakibine tezahürat yapma cesareti gösterirdi. Bir de bazı nedenlerden dolayı kendisini Birinci Sınıf General Cecilus Segmunt adlandırıyor.”
Konuşurken güçlü adam yüzünde ve sesinde içten bir şüphe karışımıyla salonun girişine baktı. Sahte Cecilus’un -Cecilus Segmunt’un- bir dakika önce çıktığı girişe.
Ve böyle gözlere sahip olan sadece Subaru’yla doğrudan konuşan güçlü figür değildi.
Subaru’nun kendisini tanımayan Birim yoldaşları dışında, orada bulunan herkes aynı düşünüyordu.
Subaru’ya dostça davranan, anlaşılmaz bir anlatıya dayalı beynini onu bıktıracak kadar sergileyen, ölürken Subaru’ya son sözlerini sormaya çalışan ve ölümle yan yana yaşayan Gladyatörler tarafından hiç mi hiç sevilmeyen bir adamdı.
Bu——…
Güçlü Gladyatör: “Vali Gustav ve Azrail, Gladyatör Adası’ndaki mevcut düzensizliklerin ana figürleridir.”
#Merhaba millet, bir bölümü daha bitirmiş olduk! Benim için gene zorlayıcı bir bölüm oldu çünkü baya bi’ karışık kelimeler vardı, biraz kafa yormam gerekti nasıl çevirmem gerektiğine. Fakat eninde sonunda bitirebildim, umarım çevirinin şu anki hâlini seviyorsunuz. Eleştirileriniz varsa nazik bir şekilde yorumlara yazabilirsiniz.
ㅤㅤㅤㅤ
#Bölüme gelecek olursak bol konuşmalı bir bölüm oldu, Ceci’nin geeerçekten de Cecilus Segmunt olduğuna şahsen ikna oldum. Ayrıca, bir deli olduğunu önceki bölümlerden biliyorduk, Subaru’ya son sözlerini sorarken belliydi. Şimdi milletin ölmesi izlediğini bile öğrendik. Sonuca gelecek olursak bakalım Subaru ve arkadaşları adadan kaçabilecek mi? Ceci’yle ilişkileri neye dönüşecek? Bir sonraki bölümde görüşürüz!
ㅤㅤㅤㅤ

subaru denizde boğulurken kaç kere öldünü bilmiyo bu bölümün en komik ve en acı verici tarafı bu olsa gerek düsünsene boğularak ölen bı döngünün içindesin
Çok kötü 🙁
Çeviri için teşekkürler.
Okuduğunuz için teşekkürler!
Yeni ön-gösterim yayınlandı ve ilk bölüm 90 DAKİKA. Geliyoruzzzz
TVアニメ「Re:ゼロから始める異世界生活」3rd season 劇場本予告 | 第1話90分SP『劇場型悪意』8.30より全国劇場にて2週間限定先行上映 – YouTube
İstediğimiz şey tam olarak buydu, geliyoruzz!
Elinize sağlık. Çeviriyi de devraldığınız için teşekkür ederim.
Rica ederiz. Uzun zamandır çevirmek istiyorduk, bugünlere nasipmiş. Değerli yorumunuz için teşekkür ederiz.
çeviri için teşekkürler: )
Rica ederiz. Değerli yorumunuz için teşekkürler <3
Abel’ın varisi unvanı adaya ulaşır yakında bakalım subaruyu neler bekliyor
Çocuk Subaru mentalitesi mükemmel
Çeviri için teşekkürler
Elinize sağlık
Zaten ne zaman güçlü biri subaruya yardim ederki reinhard a kurban olun
Güzeldi
Cecil’in biriminde ki lere yardım etmemesi berbat bir sebebi olması lazım
Ben ceci nin yardım etmemesinin sebebinin onları sevmemesi oldugunu düşündüm ama Subaru ya karşı baya iyi ve bence ondan etkilendi bu yüzden baya yardımının dokunacagini düşünüyorum
Çeviri için Teşekkürler.
Ceci nin yardım etmeme sebebi kimsede ana karakter havası olmaması sanırım belki subaru ceciyi kandırarak kaçıcağı zaman kendine ortak eder. Ve tsundere bir kertenkele mi wtf tappei.