Bölümün ortalama okuma süresi 33 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ
Çevirmen: Bertiel
ㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Saati birazcık geri saralım.
Gustav: “――Bundan böyle, beyler, bu adada gladyatör olmaya uygun olup olmadığınızı belirlemek için teste tâbi tutulacaksınız.”
Subaru şifa odasından çıkarılıp başka bir odaya tıkılmışlardı. Gustav dört güçlü kolunu kavuşturarak önündeki manzaraya doğru baktı.
Bu mekanik, yani soğuk bakışları, Subaru da dahil olmak üzere toplam dört kişiye yönelikti.
Kirli paçavralar içinde gri pulları olan bir kertenkele adam, çıplak vücudunun her yerinde dövmeleriyle kafası kel traşlı sıska bir adam ve pas rengi saçlarıyla korkusuz görünümlü genç bir adam.
Hepsi Subaru’yla aynı odaya tıkılmıştı.
Az önce kendilerine söylenenlere bakılırsa Gustav’a göre Subaru ve adamları da muhtemelen aynı durumdaydı.
Ancak odaya tıkılanların arasında bu fikre katılmayanlar var gibi görünüyordu.
???: “Bi’ dak’ka, Vali Gustav! Sparka’yı şimdi mi başlatacaksın? Bu çocuk saflarımızdayken mi? Burada oyun falan oynamıyo’z!”
Sırtını duvara dayamış, pas renkli saçları olan genç adam; Subaru’yu görünce böyle haykırıverdi.
Fazlasıyla iyi görünen bir yüzü vardı ama kirli sakalı ve bitkin ifadesi, yüzündeki memnuniyetsizliğini gösteren hayal kırıklığıyla yüzünün kalitesini fazlasıyla aşağı çekiyordu.
Ancak görünüşü burada önemsizdi. Bunu kanıtlarcasına iki kişi daha Gustav’a saldırdı, sanki ânın heyecanına kapılmışlardı.
Kertenkele Adam: “Evet, adamım! Bi’ velet bize nasıl yardım edebilir ki!? Burada lanet olası hayatım söz konusu!”
Dövmeli Adam: “Gladyatör dövüşünü acımasız bir gösteri hâline getirmemek. Vali’nin politikası buydu ya da ben öyle duymuştum ama?..”
Pas Saçlı Adam: “Aynen söyledikleri gibi. İyi bir açıklamaya ihtiyacımız olacak. Her şeyden önce, çocuğu gruba eklesek bile yeterli sayıda insanımız olmaz. Grup başına beş kişi, öyle demiştiniz!”
Kertenkele adam, dövmeli adam ve pas saçlı adam hep bir ağızdan seslerini yükselterek öfkelerini Gustav’a yönelttiler.
Sparka’nın ne olduğunu ve kendilerini nasıl ilgilendirdiğini tam olarak anlayamayan Subaru, kolay kolay müdahale edemeyeceği bir durumdaydı. Ancak öyle ya da böyle bazı şeyleri kavrayabilmişti.
Görünüşe göre Subaru beklentilerine ihanet etmişti ve bu nedenle memnuniyetsizliklerini Gustav’a yönlendiriyorlardı.
Subaru: “…Gustav-san, herkesin söylemesi gereken şey bu ama yine de…”
Gustav: “Onları duydum Schwartz. Sıfatımla sahip olduğum kol sayımın aksine, benim de sizin gibi sadece iki kulağım var ama görevlerimi sonuna kadar yerine getirmeye niyetliyim. Buna bu tek başım da dâhil.”
Pas Saçlı Adam: “Öyleyse――”
Gustav: “――Sessizlik. Sıfatımla sözümü keserseniz bu İmparator Ekselanslarının iradesini engellemekle eşdeğerdir.”
Sadece bu birkaç kelimeyle pas saçlı adamın yapmakta olduğu başka bir açıklama kesilmişti.
Gustav yüz ifadesini ya da sesinin tonunu değiştirmedi. Yine de sözlerinin taşıdığı anlam öncekinden çok daha ağırdı.
Pas saçlı adam ve diğer ikisi de ağızlarını kapattı. Bunu gören Gustav başını salladı.
Gustav: “Pekâlâ, devam edeceğim. Az önce dediğim gibi şimdi Sparka’nıza başlayacağım. Seyirciler zaten adanın yerleşik gladyatörlerinden oluşacak ve dışarıdan ziyaretçi almayacak şekilde ayarlandı. Bu, böylesine önemli ziyaretçileri ağırlayabilecek kapasitede olup olmadığınızı anlamak için bir turnusol testi.”
Subaru: “Seyirci…”
Subaru sessizce, hoşnutsuzluk hissiyle mırıldandı.
Odaya sokulana kadar Subaru’nun yanında olan sahte Cecilus, ona “İyi şanslar! Yukarıdan izliyor olaca’m!” demişti.
Bunun ne tür bir öneme sahip olduğunu doğrulamasa da bu ona kabaca bir fikir vermişti.
Subaru: “Sakın söyleme, bizi birbirimizle mi dövüştüreceksin…”
Kertenkele Adam: “Ha! Gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun, değil mi velet? Durum böyle olsaydı senin gibi birini aramızda gördüğümüzde havalara uçardık!”
Subaru: “Ih…”
Düşüncelerini kelimelere döker dökmez, kertenkele adam uzun dilini çıkararak onunla alay etmişti.
Ama haklı oldukları bir nokta vardı. Sparka burada bulunan üyeler tarafından yönetilecekse o zaman bir çocuk onların arasında ancak hoş karşılanabilirdi.
Bundan ziyade, endişelendikleri şey Subaru’nun yetenekli bir savaşçı olamayacağıydı――,
Subaru: “Aksine, hepimiz bir şeye karşı mı savaşacağız?”
Dövmeli Adam: “Fazlasıyla zekisin, evlat. Çabucak sinirleniveririm. O yüzden, bir saniye ağzını kapa…”
Dövmeli adam, kan çanağına dönmüş gözleriyle doğru söylediği için onu nazikçe övmek yerine, onu uyarmıştı.
Şimdilik, takım çalışmaları kesinlikle kötü başladığını hissediyordu. Yine de bu, onun böyle gelişigüzel konuşabileceği bir durum değildi.
Pas Saçlı Adam: “Bizi neyle dövüştürmeyi planlıyorsun?”
Gustav: “Eğitimli gladyatörler olmayacak. Onlara karşı hiç mi hiç şansınız olmaz. Sıfatımla size söyleyebileceğim tek şey bu. ――Çünkü bu düşman asla gün ışığında görünmez.”
Pas Saçlı Adam: “――? Bilmece mi? Bu hiç de hoş değil.”
Ağzının kenarlarındaki ciltini buruşturan pas rengi saçlı adam, Gustav’ın sözlerine karşılık verdi.
Sonra küçük bir nefes aldı ve devam etti, “Öyleyse”…
Pas Saçlı Adam: “Her ne kadar beni sessiz kalmaya zorlasanız da en azından şunu sormama izin verin. O çocuk dördüncü kişiyse peki ya beşinci kişi kim? Birimimiz…”
Gustav: “Biriminiz, beşinci kişi hâlâ şifa odasında uyuyor. O kişi uyanmadığı sürece sadece sizler Sparka’nın meydan okumasına maruz kalacak.”
Pas Saçlı Adam: “Delirdin mi, Vali!..”
Gustav: “İmparator Ekselanslarının iradesine uymak için gerekiyorsa ya akıl sağlığımı ya da deliliğimi sonuna kadar kullanacağım.”
Gustav’ın soğukkanlı cevabıyla karşılaşan pas saçlı adam, hiçbir şey elde edememişçesine gözlerini kaçırdı. Sonra bakışlarını Subaru’ya çevirerek “Sen” diye seslendi.
Az önceki tehditkâr tavır ve âniden çağrılması nedeniyle Subaru’nun yanakları sertleşti.
Subaru: “N-n’oldu?..”
Pas Saçlı Adam: “Fakir bir çocuk gibisin, gene de elinden ne gelir? Herhangi bir özel yeteneğin falan var mı? Herhangi bir büyü de olur? Belki güçlü ve işe yarar bir şeyin vardır?”
Subaru: “Y-yararlı özel yetenekler…”
Kendisine bir dizi soru sorulduğunda Subaru’nun gözleri panik içinde etrafına bakındı.
Ne yazık ki küçüldükten sonra kırbacı düzgün bir şekilde kullanabileceğini hissetmiyordu ve sevimli Beatrice olmadan konu büyü yapmaya geldiğinde çaresizdi. Bunun dışında da çeşitli küçük numaralarını bile küçülmüş haldeyken doğru düzgün kullanamıyordu.
Subaru cevap veremeyerek sessiz kaldı. Pas saçlı adam elini alnına götürdü,
Pas Saçlı Adam: “Harbiden de o sadece küçük bir çocuk… Ne karmaşa ama.”
Ve korkunç bir hayal kırıklığı dolu bir sesle mırıldandı.
Kertenkele Adam: “He, hehe, bir veledimiz var ve de bir insan eksiğimiz var. İşimiz bitti. Bitti! BİİİTTTİİİ!”
Dövmeli Adam: “Sesini yükseltme lan, pullu piç. Beni kızdırıp ölmek mi istiyorsun?”
Kertenkele Adam: “Ahhğ? Seni duyamıyo’m, sinek mi vızıldadı!”
Subaru ve pas saçlı adam arasındaki etkileşim hoşlarına gitmeyince kertenkele adam ve dövmeli adam arasında büyük bir tartışma başladı. İkisi de birbirlerine ters ters bakarak bir kavganın patlak vermesine sadece birkaç dakika kalmış gibi görünüyordu. Sonra pas saçlı adam ikisinin arasına girerek “Durun!” diye bağırdı.
Pas Saçlı Adam: “Neden kavga ediyo’nuz lan!? Kendiniz için üzüldüğünüzü biliyorum ama beni dinleyiverin! Buraya gelmeden önce çok saygın birine hizmet eden bir savaşçıydım! Emirlerime uyarsanız…”
Kertenkele Adam: “Sus lan! Bir de sen savaşçı mıydın? O zaman, burada ne bok yiyorsun? Yo yo, evet, biliyorum çünkü dövüp esir alındın, değil mi!? Bu hiç iyi değil!”
Dövmeli Adam: “İnsan, hayatını bi’ başkasının ellerine teslim etmesinden daha aptalca bir şey olamaz. Kimsenin kaderimi kontrol etmesine izin vermem.”
Pas Saçlı Adam: “Piçler!..”
Ancak hem kertenkele adam hem de dövmeli adam, aralarında duran pas saçlı adamın sözlerine hiç kulak asmadı.
Daha da kötüsü, ikisinin karşılıklı konuşmasıyla pas saçlı adam kıpkırmızı oldu ve sinirlenmeye başladı. İleride ne olacağının bilinmediği göz önüne alındığında, bu kesinlikle iyiye işaret değildi.
Subaru: “G-Gustav-san…”
Gustav: “Schwartz, kapasitemle artık benlik bir şey kalmadı. Ben bir yetkili olarak niyetimi sana zaten söyledim. Gladyatör Adasında dökülen her bir damla kan bile İmparatorluğun refahı için kullanılacak. Tek bir damla bile.”
Subaru: “Bir kez daha söyleseniz bile hâlâ anlamıyorum…”
Üçü itişip kakıştı ve geriye kalan Subaru, Gustav’ın sözlerinin anlamını kavrayamamıştı.
Son derece çaresiz durumdaki dördüne bakan Gustav, daha fazla konuşmayacaktı.
Ve sonra――,
△▼△▼△▼△
――Dördü arasındaki ilişki en kötü hâliyle devam etti ve böylece eldeki sorun olan Sparka başlamıştı.
Subaru: “――――”
Yüksek duvarlarla çevrili dairesel bir alan, gladyatörlerin sahnesi olan gladyatör arenasıydı.
Duvarın diğer tarafında seyirciler için merdiven benzeri oturma yerleri vardı. Koltuklar yavaş yavaş oturan insan figürleriyle doluyordu ve sessiz bir coşkunun tüm mekânı kapladığı söylenebilirdi.
Ancak ürkütücü olan, gladyatör arenasına bakanların―― Gustav’ın açıklamasına bakılırsa gladyatör denilenlerin bunu hiç şikâyet etmeden yapıyor olmalarıydı.
Subaru’nun hayal ettiği gibi böyle bir yerdeki izleyicilerin kaba ve gürültülü bir grup olması bekleniyordu.
Ancak hayal ettiğinden bu kadar büyük bir fark belki de kaçınılmazdı.
Ne de olsa bu adayı yöneten ve kontrol eden kişi Gustav’dı. ――İri yarı, boyun eğmez bir adamın gladyatörlerin herhangi bir kaba tavrına göz yumacağı düşünülemezdi.
Subaru: “Sadece koridorda koşmanın bile, muhtemelen ağır cezaları olacaktır.”
Bu nedenle Subaru, gözlerini gerçeklikten kaçırırken cesur bir görüntü sergilemek için elinden geleni yapıyordu.
Aksi takdirde, titreyen dizlerini her an kaçmaya zorlamak zorunda kalacaktı.
――Yavaşça açılan demir kapının arkasından bir Cadı Canavarı’nın gözlerinin parıltısı belirdi.
Gladyatör Canavarı: “――――”
Dışarı çıkan Cadı Canavarı’nın aslana benzer bir yüzü vardı ve Subaru onun haşmetli vücudunu anında tanıdı.
Bu, geçmişte örgülü saçları olan bir kızın malikâneye getirdiği büyük Cadı Canavarı’ydı ve aynı zamanda Subaru’nun kırbacının malzemesi hâline gelen devasa rakipti. Yine de ismi hemen aklına gelmemişti.
Subaru: “A-aslan?..”
Gladyatör Canavarı: “――AROOOĞĞĞHH!!!!”
Subaru’nun çağrısına cevap verircesine Cadı Canavarı ya da daha doğrusu aslan Gladyatör Canavarı kükredi. Kükreme gladyatör arenasında yankılandı ve Subaru, sesin vücudunda yankılandığını hissedebiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Gladyatör Canavarı Gustav’dan da büyüktü, böyle bir şeyi uzaktan görmek bile dayanılmaz derecede dehşet vericiydi.
Pas Saçlı Adam: “O şeyi öldüremezsek başaramayız.”
Aslana ters ters bakan pas saçlı adam hoş olmayan bir sesle konuştu.
Gerçekten de bu doğruydu. Bu, Sparka’yı sona erdirmenin koşuluydu; Subaru ve diğer üçünün başarmak için birlikte çalışması gereken bir meydan okumaydı.
Görünürde zafer şansı bile olmayan korkunç bir mücadeleydi.
Kertenkele Adam: “Siktir, Siktirr, neden bu karmaşaya sürüklendim ki?!.”
Pas Saçlı Adam: “Sızlanmayı kes! Hayatta kalmak için her boku denemeliyiz! Şuraya bak!”
Kertenkele Adam: “Ha?”
İki eliyle yüzünü kapatan kertenkele adam sanki dünyanın sonu gelmişcesine ağıt yakıyordu. Pas saçlı adam onun omzuna dokunarak gladyatör arenasının kenarları gibi görünen yerleri işaret etti―― daha doğrusu, Subaru’nun aslanın karşısındaki köşede bulunan grubu tarafından görüldüğü üzere, alanın sol ve sağ kenarlarına yapıştırılmış bir şeyler vardı.
Oradaydılar, o köşelerin her birine bir şeyin yapıştığını görebiliyorlardı――,
Dövmeli Adam: “――Onlar, kılıç mı?”
Subaru: “Oh, ben de öyle görünüyorum!..”
Dövmeli adamın sözlerine katıldığında, Subaru’nun aldığı şey soğuk bir bakış oldu. Ancak müttefikleri onunla aynı fikirde olmasa bile, gördükleri duman gibi ortadan kaybolmadı.
Gerçekten de orada yere saplanmış iki adet kılıç vardı.
Pas Saçlı Adam: “Silahlarımız olmadan bizi o Gladyatör Canavarı’na yem etmezler. Bu yüzden, ilk önceliğimiz silahları güvence altına almak olacak. Ancak sadece sağdaki kılıç kullanılabilir gibi görünüyor.”
Dövmeli Adam: “…Evet.”
Dövmeli adam pas saçlı adamın sözlerini onaylayarak başını salladı. Subaru da aynı fikirde olsa da konuşursa kendisine doğru bir bakış atılacağını düşündüğü için suspus olmuştu.
Ne de olsa sağdaki kılıç küçük, soldakiyse fazlasıyla büyüktü.
Soldaki kılıç o kadar devasa ve kalındı ki, hantallığı bir yana, bu kılıcın Gustav’ın kullanımı için olup olmadığını merak etti.
Subaru küçültülmemiş olsa bile, o kadar büyüktü ki kaldırılması imkânsız görünüyordu.
Belki de pas saçlı adam ve dövmeli adam da bu kadar büyük bir kılıcı kullanamıyordu.
Bu yüzden de silah olarak yalnızca küçük kılıç kullanılabiliyordu. O büyük kılıcı kullanabilen bir üyeleri olsaydı bu kesinlikle güven verici olurdu.
Pas Saçlı Adam: “Çok büyük. Bir silah bulup Gladyatör Canavarı’nın gözlerine nişan almaktan başka çare yok. Aklını karıştırıp işini bitireceğiz. Kazanmak için tek yolumuz bu.”
Dövmeli Adam: “…Kılıç kullanabilir misin ki?”
Pas Saçlı Adam: “Söyledim ya. Eskiden bir savaşçıydım. Onu senden daha iyi kullanabilirim.”
Pas saçlı adam kendinden emin bir şekilde cevap verdi ve dövmeli adam bir gözünü kapatıp düşündü. Bu sessizliğin göründüğü kadarıyla olumlu olduğunu düşünen pas saçlı adam Subaru ve kertenkele adama döndü,
Pas Saçlı Adam: “Başladığını duyurduğu anda gidip o kılıcı cebe atacağım. Bu sırada da savunmasız olacağımdan dolayı Gladyatör Canavarı’nı benden uzak tutun.”
Subaru: “N-nasıl uzak tutabilirim ki?”
Pas Saçlı Adam: “Bağırarak veya ses falan çıkararak dikkat çekebilirsin. En azından bunu kendi başına bul!”
Subaru: “A-anladım…”
Pas saçlı adamın güçlü cevabı karşısında Subaru uysalca başını sallamakla yetindi.
Bu oldukça pervasız ve korkutucu bir strateji olsa da aklına başka bir yöntem de gelmiyor değildi. Ve pas saçlı adamın kılıç ustalığı kendine güvendiği kadar iyiyse aslanı bir şekilde alt edebilirlerdi.
Bir sonraki adımı belirleyebilmek için bu korkunç Sparka’yı atlatması gerekiyordu.
Bu yüzden――,
Gustav: “――O hâlde, SPARKA BAŞLASINN!!!”
Gustav’ın bu cesur ve sert açıklamasıyla birlikte, serbest kalan aslan saldırmak için hazırlandı.
Korkutucu varlığının baskısı altında kalan Subaru, Gladyatör Canavarı’nın dikkatini çekmeye hazırlanırken bir nefes aldı, böylece pas saçlı adamın kullanacağı silahı almaları için zaman kazanabilecekti.
Pas Saçlı Adam: “Guaağğ!?”
Subaru: “――Hık!?”
Bağırmasından da hızlı bir şekilde, pas saçlı adamın hemen yanında yere yığıldığını gördüğünde nutku tutuldu.
Gustav’ın açıklamasının hemen ardından koşmaya başlamayı planlayan pas saçlı adam yere yığılmıştı. Bu bile başlı başına bir sürprizdi ama daha da şaşırtıcı olan şeyse yüzüne bir tekme yemesiydi.
Bunu yapan kişi sözde yoldaşı olan dövmeli adamdı.
Pas saçlı adam koşmak üzereyken ayaklarını yerden kesip yere düşerken de tekme savurmuştu. Ardından, pas saçlı adamın yuvarlanıp yere yığıldığını tespit ettikten sonra da…
Dövmeli Adam: “Söylemiştim. Hayatımı başkasının ellerine bırakmam diye…”
Bunu söyledikten sonra dövmeli adam hızlı adımlarla küçük kılıca doğru koşmaya başladı.
Subaru’nun gözleri durumun ani gelişmesi üzerine genişçe açıldı ve n’apması gerektiği konusunda paniğe kapılıverdi.
Kertenkele Adam: “Ben olamam! Ölmeyeceğim!”
Subaru: “Hey!?”
Kertenkele adam titrek bir sesle çığlık attı ve sırtını aslana dönerek kaçtı. Bu şekilde gladyatör arenasının duvarına yapıştı, ardından yavaş yavaş pullarının rengi değişmeye başladı.
Gri renkli pulları duvarın rengine karışıyor, iri bedeninin görülmesini şaşırtıcı derecede zorlaştırıyordu.
Bir kişi kendi yoldaşının ayağını kaydırdı, bir kişi duvarla bütün oldu, bir kişi yoldaşı tarafından dövüldü ve son kişiyse durumdan dolayı şaşkın ve panik içinde gözlerini açtı.
――Bu olabilecek en kötü başlangıçtı.
Subaru: “N-ne yapabilirim ki…”
Subaru’nun yüzü şoktan dolayı solgunlaşırken aslana doğru baktı.
Takım çalışmasından yoksun olan bu gruba doğru bakan Gladyatör Canavarı nasıl hissetmişti ki? Daha doğrusu Subaru, arkasını döndüğü anda dişlerinin onu delip geçeceğinden korkuyordu.
Ama――…
Gladyatör Canavarı: “――――”
Subaru: “Ha?”
“Başlayın” diyerek mücadele ilan edilmişti ve Gladyatör Canavarı’nın, ne kadar aptal olurlarsa olsunlar, onlarla mutlaka oyuncak misali oynayacağını düşünmüştü. Ancak aslan, en ufak bir hareket bile yapmadan, başlangıçta yaptığı duruşla kalakaldı.
Sanki daha başlayın diyerek ilan edilmemiş gibiydi.
Ve bunu düşünürken Subaru fark ediverdi. ――İşler tam da düşündüğü gibi ilerliyordu.
Subaru: “A-ayvayı yedik――!”
Elini uzatarak hemen konuşmaya çalıştı ama o noktadan öteye geçemedi.
Ne de olsa Subaru onun adını dahi bilmiyordu. Tanımadığı birinin adını öylece söyleyemezdi, bu yüzden onlara seslense bile bunun ne kadar etkisi olurdu ki?
Bu nedenle Subaru’nun sesi konuşma yetisini kaybetmiş ve olacakları durduramamıştı.
Dövmeli Adam: “Şimdi buna sahip olduğuma göre, yapabilirim…”
Arkadaşlarının arasından sıyrılarak canla başla koşan dövmeli adam, gladyatör arenasının zeminine saplanmış kılıca ulaşmıştı.
Kendi kendine kıkırdayarak kılıcı yerden aldı ve ellerinde varlığını hissetti. Soğuk metalin hissi ve ağırlığı, silahsız olan ona, ne kadar cesaret vermişti olabilirdi ki?
Gayretle başını çevirdi, yüzü sanki hiç düşmanı yokmuşçasınaydı.
Gladyatör Canavarı: “――AROOĞĞH!!”
Dövmeli adamın yüzü, aslan tarafından ön pençelerinin bir hamlesiyle acımasızca parçalandı.
Keskin pençeleri adamın boynundan yukarısına doğru her şeyi uçuruverdi ve vücudu henüz kendi ölümünü bile fark etmediği için kanın şiddetle fışkırması biraz zaman aldı.
Subaru: “Eehğk…”
Bu korkunç manzarayı görünce Subaru’nun boğazı düğümlendi.
Aynı zamanda, bazı şeyleri daha önce fark edememekle aptallık ettiği için kalbinin derinliklerinden kendine lanet okudu.
Aslan, dövmeli adamın kılıcın kabzasını kavradığı anda ayağa kalkmıştı.
Aslan için bu, etkinliğin başladığının gerçek ilanı olmuştu. O zamana kadar Subaru ve ekibinin stratejilerini geliştirmek için hâlâ zamanları vardı.
Ancak Subaru’nun ekibi sabırsızlık ve endişe yüzünden her şeyi mahvetti.
Gladyatör Canavarı: “――AROOĞĞH!!!”
Kılıç yere çarptığında çıkan tiz çınlamayla birlikte dövmeli adamın başsız bedeni geriye doğru devrildi. Avının ölümüne kayıtsız kalan aslan yüksek sesle uluyarak dört büyük bacağını kullanarak vahşi bir koşuya başladı. ――Doğruca gladyatör arenasının duvarına doğru.
Kertenkele Adam: “Dur, durdurdur, uzakduruzakdurUZAKDURBENDENNN!!”
Aslanın, duvarın dibinde kamufle olmuş kertenkelenin yerini bulmak için hangi yöntemi kullandığını bilmiyordu. Bunu bilmese de kesin olarak bildiği tek şey, kertenkele adamın aslanın yaklaşmasına dayanamayıp bir çığlık atarak kaçmasını tetiklemişti.
Gladyatör Canavarı: “――AROOOĞĞHH!”
Aslan duvara kafa üstü çakıldı, güçlü kafa darbesiyle de kertenkele adamın kaçamayan vücudunun alt yarısını ezdi ve vücudunun sanki üzerinden araba geçmişçesine organları dışarı doğru döküldü.
Kertenkele Adam: “Gıhğ.”
Duvarın rengini almış olmasına rağmen ezilmiş organları, capcanlı kırmızı ve pembe renkliydi. Subaru dalgın bir şekilde iç organlarının nasıl bu kadar düzgün kaldığını düşündü.
Bu düşüncelerle birlikte Subaru, önünde ezilmiş kertenkele adamın öldüğünü de şüphesiz şekilde anlamıştı.
Ve sonra――,
Pas Saçlı Adam: “Bu… Bu saçmalık…”
Başını sallayan pas saçlı adam, bu iki ölümü görmesiyle güçsüzce homurdandı.
Umutsuzca bu durumun üstesinden gelmeye ve herkesin kendi yöntemiyle güçlerini birleştirmesini sağlamaya çalışıyordu. Ancak yoldaşlarından biri onun ayağını kaydırmış, diğeri de kaçmaya çalışmıştı ve böylece bu olasılığı tamamen ortadan kaldırmıştı.
Pas saçlı adam, Subaru’nun dövmeli adamdan ve kertenkeleden beklediği şeyi yapabileceğini tahmin etmemişti.
Ondan gerçekten bir şeyler beklemiş olsa bile, Subaru’nun kendisi bunları karşılayabileceğini hissetmiyordu.
Belki de Subaru’nun aklındaki düşünceleri anlayan adam Subaru’nun gözlerinin içine baktı.
Pas Saçlı Adam: “…Arkamda kal.”
Durumlarının ne kadar umutsuz vaka olduğunu anladıktan sonra bile, kaç insan böylesine cesur bir duruş sergileyebilir ve ölümleriyle yüzleşebilirdi ki?
Silahsız, yoldaşsız olan pas saçlı adam; en azından son anlarını dürüstlükle karşılamayı umabilirdi.
Çocuk Subaru arkasına sığınmışken arkasını dönmüş olan aslana ters ters baktı.
Onun bakışlarına karşılık olarak aslan kısa bir kükredi, ardından Subaru ve adama doğru koştu, dört güçlü uzvu yeri tekmelerken bir toz bulutu oluşturdu.
Subaru: “Ih, ıhh!..”
O bir saniye içinde meydana gelen olayları akla hayaline sığdıramıyordu.
Güvenilir arkadaşlarından sadece birisi burada olsaydı bir şekilde yol bulabilir miydi ki?
Eğer Rui, Medium, Flop, Taritta, Al, Abel, Mizelda, Holly, Kuna, Utakata, Rem――.
Arkadaşlarından biri burada olsaydı o zaman bir şekilde bunu becerebilir miydi?
Subaru: “Böyle bir yerde…”
Becerebilecek miyim, dedi ve Subaru titreyen sesinden geri kalanını da söylemeye çalıştı.
Ancak bunu yapamadı. Çünkü o bunu yapamadan aslan Subaru ve adamı yakalamıştı ama tam olarak değil.
Çünkü Subaru’nun omuzları tutularak zorla öne doğru itilmişti.
Pas Saçlı Adam: “Hayır, istemiyorum, ölmek istemiyorum―― hık!!!”
Pas rengi saçlı adam çığlık atarak Subaru’yu aslanın önüne doğru itti.
Şaşkınlık içinde bakarken ona lanet edecek zamanı bile yoktu. Ancak aslan doğrudan ona çarptığında Subaru’nun vücudu ağaçtan kopan bir yaprak gibi hafifleyiverdi.
Subaru: “――――”
Ne kadar da zayıf bir vücudu vardı.
Subaru’nun vücudu Gladyatör Canavarı’nın çarpmasıyla hızla parçalandı. Bu onun parçalandığı anlamına gelmiyordu, daha ziyade iç organlarının küçük parçalara ayrıldığı anlamına geliyordu.
Kemikleri, iç organları; hepsi tuzla buz olmuş ve sanki bir kamyon çarpmışçasına buruşmuştu.
Pas Saçlı Adam: “Kurtar beni! Hata yaptım! Yalan söyledim! Savaşçı olduğum yalandı! Sadece kendimi önemli biriymiş gibi göstermeye çalışıyordum! Çıkarın beni! BIRAKIN BENİİ!”
Subaru havada dönüp dururken altında olan pas saçlı adam, duvara doğru zıplayarak çığlık atıp bağırdı. Umutsuzca duvarın üstündeki Gustav’a seslendi.
Yine de Gustav, burnundan sümükler saçılan adamın ağladığını görünce, kaşlarını bile oynatmadan umursamaz bir yüz ifadesiyle durdu.
Muhtemelen pas saçlı adamın yalanının zaten farkındaydı.
Belki de bunun doğru ya da yanlış olmasıyla hiç mi hiç ilgilenmiyordu.
Hangisi olursa olsun, fark etmezdi.
Pas Saçlı Adam: “Kurtar――”
Pas saçlı adam yalvarıp duvara tutunmaya çalışırken aslanın pençelerinden biri tam arkasından ona çarptı ve duvara fırlatılan bir domates edasıyla eziliverdi.
Dövmeli adam, kertenkele adam ve pas saçlı adam; hepsi Gladyatör Canavarı’nın önünde yere serilmişti.
???: “――su, Basu, beni duyabiliyo’n mu?”
Kulaklarındaki yüksek sesli çınlamanın arasında âniden bir ses duyan Subaru, başını hafifçe yana kaydırdı.
Ancak o zaman havaya uçtuğunu ve n’olduğunu bile anlamadan yere düşüp yuvarlandığını fark etti. Fark etmiş olsa bile, yine de bunu durduracak gücü yoktu.
Ayrıca, duyduğu ses duvarın tepesinden geliyordu ve orada bir figür yerde yuvarlanan Subaru’yu izliyordu.
Mavi saçları bağlı ve biraz iğrenç bir yüzü olan bir çocuktu.
Cecilus: “Bu benim hatam, beklentilerimde yanılmışım! Yapabileceğimi düşünmüştüm ama babam kadar iyi değilim. Görünüşe göre iyi bir karakter yargıcı değilim!”
Subaru: “Ah, ah…”
Cecilus: “Bu arada, arkadaşın uyandığında ona söylemek istediğin bi’ şey var mı? Bir mesaj iletmenin hikâyemsi bi’ şey olacağını düşündüm, bu yüzden neden bu fırsatı değerlendirmiyorum ki!”
Subaru’nun iniltilerini gözlemlerken sahte Cecilus’un tavrı tamamen sabitti.
Geriye dönüp baktığında, tavrı hiç değişmemişti. Ne Subaru uyandığında ne Subaru’yla şifa odasında konuştuklarında ne Subaru bu hâldeyken ne de ölümün eşiğindeyken.
Yaşam ve ölüme dair bu çılgın bakış açısının, sözde sadece ağlak bir kurt olan sahte Cecilus’un biraz daha gerçekçi görünmesini sağlayan bir unsur olduğunu düşünmüştü.
Bu kadarını varsayarsak o zaman gerçekten de Vollachia İmparatorluğu’nun en güçlü Generali olurdu.
Subaru: “――N.”
Cecilus: “Ha? Ney? Basu, lütfen biraz daha yüksek sesle konuş çünkü bunlar senin son sözlerin olacak! Mesajını yanlış alırsam sanırım sonsuza dek pişman olaca’n.”
Subaru: “Nefret… ediyorum…”
Cecilus: “――――”
Böylece Subaru’nun sesini duymaya çalışmak için ellerini kulaklarına götürmüş olan sahte Cecilus, ona doğru ilerledi.
Sahte Cecilus bu sözler karşısında kaşlarını kaldırdı. Boğazının derinliklerinden biraz daha yüksek sesle konuşacaktı.
Subaru: “İmparatorluktan, ben… ciddi anlamda nefret ediyorum.”
Cecilus: “――Evet, evet, kesinlikle. Bunu iyicene hatırlayıp ileteceğim, Basu.”
Kızgınlığını bastırarak, yüzü başka birinin sorunlarıyla uğraşıyormuş gibi görünen sahte Cecilus’a lanet okudu.
Ancak bu lanetin İmparatorluğu yok edip etmeyeceğinden Subaru emin olamadı.
Her şeyin ardından…
Gladyatör Canavarı: “――――AROOOĞĞHHH!”
Ona karşı savaşan dört kişiden geriye sadece Subaru kalmıştı ve böylece Gladyatör Canavarı ona yaklaştı, devasa ağzını açtı ve acımasızca Subaru’yu baş aşağı yuttu.
Subaru: “――Hık!”
Şimdiye kadar vücudundaki tüm kemikler parçalanmış olsa da aslanın dişleri vücudunun her noktasını parçalayarak lime lime etti.
Sahip olduğu tek küçük merhamet, vücudunun buruşuk hâle gelmesiyle acıyı hissedemez hale gelmesiydi ve bu nedenle yutulduğu için hafif bir hoşnutsuzluktan başka bir şey hissedemiyordu.
Ardından, ortalığı ayağa kaldırmak ve aslanın boğazına yapışmak için elinden geleni yaptı ama bunu da başaramadı.
Çünkü son bir ısırıkla intikam almaya çalışan o sinsi kafası eziliverildi.
△▼△▼△▼△
???: “O şeyi öldüremezsek başaramayız.”
Sadece birkaç dakika sonra etrafını saran, kıvranan kırmızımsı siyah et tarafından ezildi.
Bu sesi duyunca hazırlıksız yakalanmış gibi görünen Subaru gerçekliğe geri döndü. Ancak bu o kadar umutsuz bir gerçeklikti ki uyandığında bunu bir kâbus olduğuna inanmak daha cazip geliyordu.
Sessiz sıcaklığın gürültülü hissi ve kuru kumlar, gladyatör arenasının zeminine yayılmıştı.
En kötü senaryo gözlerinin önünde gerçekleşmişti ve yoldaşları, daha doğrusu kendisiyle aynı duruma düşmüş olanların her biri, bir numaralı öncelikleri olarak kendi hayatlarını korumak için çeşit çeşit yollara başvurmuşlardı.
Onların planlarını düşünmeseydi az önce olan her şeyi kabullenmesi çok zor olurdu.
Subaru: “Uah, ahh, ahhh!..”
İhtiyacı olmamasına rağmen yine de bunu düşünüp durdu.
Bu nedenle de Subaru’nun tüm vücudu Gladyatör Canavarı’nın kendisine amansızca çarpmasını, çiğ çiğ yenilme korkusunu ve gerçekliğe karşı duyduğu pervasız öfkeyi hatırladı.
Bu düşünceler aklından geçerken güçlükle ayakta durabildi.
???: “Siktir, ne de olsa sadece bir çocuksun… Eh, bu kadar yeter! Beyler şuraya bakın!”
???: “Ahh?”
Çömelmiş Subaru’nun yanındaki pas saçlı adam, dövmeli adamı ve kertenkele adamı kendileri için hazırlanmış büyük ve küçük kılıçlara bakmaları için yönlendirdi.
Ancak dikkatleri doğal olarak küçük kılıcın olduğu tarafa odaklanmıştı. Devasa ve kullanılamaz durumdaki kılıcı göz ardı ederek, stratejilerini diğer kılıcı ele geçirip Gladyatör Canavarı’nı yenmek üzerine kurmuşlardı.
Dövmeli Adam: “…Kılıç kullanabilir misin ki?”
Pas Saçlı Adam: “Söyledim ya. Eskiden bir savaşçıydım. Onu senden daha iyi kullanabilirim.”
Daha önce duyduğu aynı şeyler hız kesmeden devam etti ve Subaru’nun içinde endişeler kaynamaya başladı.
Ancak korku ve endişe içinde olsa bile, bu sözün gelişigüzel geçiştirilmesine izin veremezdi.
Subaru: “――Dediği yalan.”
Pas Saçlı Adam: “…Ne?”
Erkeklerin strateji toplantısı âniden Subaru’nun sesiyle kesilmişti.
Bunu duyduğu anda pas saçlı adamın sesinin tonu değişti. Adam arkasını döndü ve çömelen Subaru ona doğru baktı. Subaru diz çökerek sabit bir şekilde adamın yüzüne baktı.
Ve böylece kendini bir kez daha tekrarladı.
Subaru: “Eskiden bir savaşçı olduğun yalan, düpedüz yalan söylüyo’n!”
Pas Saçlı Adam: “Ne gerekçeyle!.. Piçe bak, sana çocuk dedim diye mi bana hakaret ediyorsun!”
Subaru: “Burada hakaret edenin kim olduğunu biliyoruz!? Yalan söyleyerek kendini önemli biriymiş gibi göstermeye çalışmak çok daha büyük bir hakarettir! Böyle bir durumda, sert adamı oynamanın ne anlamı var ki!?!?”
Pas Saçlı Adam: “Gığh, gığhh!..”
Belki de yüksek sesle bağırarak çocuğu susturabileceğini düşünmüştü ama bunun yerine, pas saçlı adam Subaru’nun karşı çıkışıyla gözle görülür bir şekilde telaşlanmıştı.
Daha önce konuşan dövmeli adam muhtemelen onun sarsılmış hâlini de algılamıştı.
Dövmeli Adam: “…Hey, çocuğun söyledikleri doğru mu? Gerçek bir savaşçı değilsin ve beni kandırmaya mı çalışıyormuşsun?”
Pas Saçlı Adam: “Bekle, bu çocuğun saçmalıklarından ibaret! Hayatlarımızın böylesine tehlikede olduğu bir yerde saçma sapan şeyler söyleyemezsin…”
Dövmeli Adam: “Kesinlikle, hayatlarımız söz konusu olduğuna göre neden kendini açıklamaya çalışmıyo’n…”
Dövmeli adam, pas saçlı adamı yakasından yakaladı; yüzündeki iskelete benzeyen dövme öfkeyle kıvrılıyordu. Pas saçlı adam bu tehditkâr tavır karşısında tükürüğünü yuttu ve boğuluyormuş gibi nefes nefese kaldı.
Düşüncesizce araya girdiği için böyle bir kavga çıkmıştı. Kavgaya karışmayan kertenkele adam gözle görülür bir şekilde yavaşça geri çekilip kaçmak için hazırlıklara başlıyordu.
Subaru’nun konuşmalarını kesmesiyle olsa da bu ekip bir kez daha dağınıklık ve parçalanma hâlindeydi.
Dahası, Subaru ve ekibi böyle bir durumda olsun ya da olmasın――,
Gustav: “――O hâlde, SPARKA BAŞLASINN!!!”
Gustav savaşın başladığını ilan etmekte gecikmeyecekti.
Dövmeli Adam: “Açıklamak ister misin ya da―― Uh, AAAAHHHHH――!!!”
Derin bir ses gürültüyle savaşın başladığını ilan etti ve hemen ardından bir adamın çatırdayan sesi gladyatör arenasını böldü.
Etrafına bakan biri, bağıran kişinin dövmeli adam olduğunu ve cevap vermesi için pas saçlı adama baskı yaptığını görebilirdi. Her nasılsa pas saçlı adam yakasını kavrayan elleri ısırmış ve o parmakları koparmış gibi görünüyordu.
Pas saçlı adamın ağzı kanla boyanırken, çığlık atan dövmeli adamın göğsünden iterek kılıca doğru koştu.
Kertenkele Adam: “Ben olamam! Ölmeyeceğim!”
Ve böylece kılıca doğru koşan pas saçlı adamın aksine, kertenkele adam daha önce yaptığı gibi gladyatör arenasının duvarına yapıştı ve ardından kamuflaj için pullarının rengini değiştirmeye başladı.
İki parmağını kaybeden dövmeli adam sağ elini tutarak yere çömelmişti ve Subaru’nun dizleri gözlerinin önündeki durum karşısında korkudan titriyordu ki bu geçen seferkinden bile daha kötüydü.
Pas Saçlı Adam: “Aklını başına al lan!.. Keşke itaatkâr bir şekilde dediğimi yapmış olsaydın!”
Subaru’yu ya da diğerlerini umursamadan; gözleri kan çanağına dönmüş olan pas saçlı adam, küçük kılıca doğru ilerledi.
Yalanının ortaya çıkmasına ve dövmeli adamın onu yakalamasına lanet ederek elini uzatıp kılıcını yerden çekerken bir savaşçı misaliyle hazırladı.
Gladyatör Canavarı: “――――AROOOĞĞHHH!”
Ardından, “başlayın” işaretini alan aslan vahşice saldırdı.
Ortaya çıkan olay, dövmeli adam kılıcı aldığında az önce olanın neredeyse aynısıydı. Pas saçlı adam hazırladığı kılıcı savuracak zamanı bile bulamadı ve Gladyatör Canavarı pençelerini savurarak iki kolunu da tamamen havaya uçurdu.
Kılıcı sıkıca kavrayan pas saçlı adamın kolları dirseklerinden aşağıya doğru koptu ve tam şaşkınlıkla bakıp ince bir “Ah” çığlığı atarken aslan kendini adamın kolsuz bedenine doğru kuvvetle fırlattı ve onu uçurarak kafa üstü duvara fırlattı.
Pas saçlı adam duvarda bir leke hâline geldi ve kükreyen Gladyatör Canavarı, Subaru’yu ve dövmeli adamı görmezden gelerek gladyatör arenasının arka duvarına doğru vahşice koşmaya başladı.
Kertenkele Adam: “Dur, durdurdur, uzakduruzakdurUZAKDURBENDENNN!!”
Duvar kılığına girmiş olan kertenkele adam, kendisine doğru koşan aslanın korkutucu aurası karşısında çığlık atıverdi.
Bağırarak yerini belli eden kertenkele adam aceleyle pozisyon değiştirmeye çalıştı ama yeterli zamanı yoktu. Aslanın saldırısı vücudunun alt yarısını ezdi ve kendi iç organlarını kusarken onu ölümcül bir şekilde yaraladı.
Ardından, iki adamı göz açıp kapayıncaya kadar öldüren aslan yavaşça Subaru ve dövmeli adama döndü ve kanlı bir kükreme çıkardı.
Subaru: “Eihğk…”
Dövmeli Adam: “Siktir, daha da kötüleşmeye devam ediyor…”
Beyni uyuşmuş, felç olmuş düşünceleri yavaş yavaş beynine tekrardan akmaya başlamıştı. Bu nedenle Subaru’nun vücudu korkuyu hatırladı, dişleri takırdadı ve iç organları sıkıştı.
Dişlerini gıcırdatan dövmeli adamın da söylediği gibi en kötüler şeyler, en kötü şeylerin üzerine yığılmıştı ve sonuç olarak durum daha da kötü ve umutsuz bir hâl almıştı.
Pas saçlı adama yalancı demenin hiçbir anlamı yoktu ki.
Pas saçlı adamın yalanını orada ifşa etmekten hiçbir fayda gelmeyecek olsa da Subaru yine de düşünmeden bunu yapmıştı. Bu yüzden her şey karmakarışık bir hâl almıştı.
Dövmeli Adam: “…Hâlâ yaşamak istiyor musun, evlat?”
Subaru: “Ha…”
Dövmeli Adam: “Yaşamak istiyorsan kılıcı al.”
Dövmeli adam bunu Subaru’ya söyledi, Subaru’nun görüşü bulanıktı ve her an ağlayacakmış gibi görünüyordu.
Ona doğru bakan dövmeli adam, kanayan sağ eliyle yere vurdu ve yağlı bir ter dökerek ayağa kalktı. Bunu yaparken çenesini yerde yatan kılıca doğru salladı―― pas saçlı adamın kopan koluyla birlikte yere düşen şeyi işaret ediyordu.
Dövmeli Adam: “O canavarın dikkatini çekeceğim… O kılıcı alıp bana fırlat.”
Subaru: “A-ama…”
Dövmeli Adam: “İki parmağım eksik olsa bile onu senden daha iyi kullanabilirim evlat…”
Bu kadar açık bir şekilde anlattığında, Subaru ne diyeceğini şaşırdı.
Biri büyük diğeri küçük olmak üzere iki kılıç vardı ve her ne kadar küçük olandan bahsediyor olsa da bir çocuğun kullanamayacağı kadar uzun ve büyük bir kılıçtı. Tıpkı dövmeli adamın da belirttiği gibi Subaru kılıcı iki eliyle kullansa bile, uzunluğu ve ağırlığı nedeniyle tek sonucu takla atmak olurdu.
Ancak dövmeli adam kılıcı alıp aslanı yeneceğini ilan ettiğinde, Subaru geçen seferki ölümünü hatırlayarak bunun imkânsız olduğunu düşündü.
Ve yine de――,
Subaru: “Ben de… Vazgeçmek istemiyorum…”
Dövmeli Adam: “…O sahtekâr ve korkak kediden daha iyisin.”
Acıya katlanan dövmeli adam dudaklarını bükerek Subaru’nun kararlılığını memnuniyetle karşıladı.
Dövmeli adam onları dikkatle izleyen aslana ters ters baktı ve Subaru’yla arasındaki mesafeyi yavaş yavaş açtı.
Dövmeli Adam: “Weitz’dir…”
Subaru: “…Ha?”
Weitz: “Bu benim adım, Schwartz.”
Schwartz diye çağrılınca Subaru’nun gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Subaru adamın bu ismi nereden duyduğunu merak etmişti ama Subaru’ya Schwartz diye hitap eden tek kişi Gustav’dı. Bu yüzden dövmeli adam―― yani Weitz, ilk karşılaşmalarında kendisine söylenen ismi hatırlıyordu.
Elbette bu hiçbir şey ifade etmiyordu ve son seferinde Weitz’in pas saçlı adamı alt etmeye çalışırken korkakça davrandığını biliyordu.
Bunu biliyordu ama――…
Weitz: “――Git!”
Tam o sırada Weitz’in bağırması, ona güvenip tereddüt etmeden koşması için bir neden olmuştu.
Subaru: “――――”
Subaru, çığlık atma dürtüsünü sıkıca tutarak gladyatör arenasının zemininde tüm gücüyle koştu.
Doğal olarak yavaştı. Çocuksu bedeninin uzuvları kısacıktı ve korku ve gerginlikten kasılmış iç organları korkunç acılar içindeydi. Normal şartlar altında zaten sık sık güç eksikliği çekmesine rağmen, bu beden çok daha eksik bir bedendi.
Yine de umutsuzca koştu. Koştu, koştu ve koştu; ta ki kılıca ulaşana dek.
Subaru: “Ih, kığh!..”
Pas saçlı adamın her iki eli de hâlâ kılıca yapışmış durumdaydı ve onlara bakmak bile kusma isteği uyandırıyordu. Ancak kusmak için uygun bir zaman şu an değildi.
Sert ve katı parmakları teker teker soyarak kılıcı pas saçlı adamın ellerinden zorla ayırdı.
Ardından, ağır ağır nefes alırken Subaru kılıcı kaldırdı.
Subaru: “Evet, çıkardım!”
Subaru derin bir nefes alarak eline aldığı kılıcı havaya kaldırdı. Sonra arkasını döndü ve kılıcı Weitz’e doğru fırlatmak üzereydi ki――…
Weitz: “Schwartz!!”
Weitz’in telaşlı sesi Subaru’nun tüm vücudundaki tüylerin diken diken olmasına neden oldu.
Subaru arkasını döndü ve görüş alanını ağzını kocaman açmış, ona doğru hızla gelen bir aslan doldurdu. O anda kendini yenmek üzere olan bir geyik gibi hissetti ve aslanın hareketleri ağır çekimdeymişçesine görüyordu.
Subaru: “――――”
Korkunç görünümlü aslan yavaş yavaş yaklaşıyordu.
Kaçabilirmiş gibi görünse de kendi hareketleri de görüşü gibi ağır çekimde olduğu için kaçması mümkün olmayacaktı. Sadece, salladığı kılıcı fırlatmaya devam etti.
En azından, aslanın saldırısı ona isabet etmeden önce kılıcı fırlatmayı başarmak istiyordu.
――Çabuk, çabuk, çabukçabukçabukçabukçabuk!!
Sinir bozucu yavaşlığın içinde, Subaru’nun kafasındaki ses umutsuzca haykırdı; kollarına ve parmaklarına yalvardı.
Ona ulaşabilecek miydi? Kılıç sonunda Subaru’nun elinden çıktı, fırıl fırıl dönerek atılgan aslanın yanından geçip Weitz’e doğru uçarken dikeylemesine döndü.
Weitz, eksik parmaklara sahip elini uzatmış; aslan tarafından avlanmakta olan Subaru’ya bir şeyler bağırıyordu. Ancak Subaru bu bağırışın gerçekte ne anlama geldiğini anlayamamıştı. Anlamasa da sorun değildi.
Her neyse sadece fırlatılan kılıcı iyi bir şekilde kullanması gerekiyordu.
Subaru: “Ih, VAĞĞHHH――!!”
Tam kendi payına düşeni tamamladığını düşündüğü anda, bir zamanlar yavaşlamış olan dünyası normale dönüverdi.
Uluyan aslan üzerine atladı ve Subaru çığlık atarak Gladyatör Canavarı’nın pençeleri veya dişleri tarafından parçalanmayı beklerken kıçının üzerine düştü. Yüzünden gözyaşları ve sümükler akan Subaru, inanılmaz derecede acınası bir ölüm suratı yapacağını kabul etti.
Ve yine de――…
Subaru: “――Ha?”
Subaru’yu öldürmesi gereken aslanın saldırısı ona ulaşamadı.
Çünkü aslan ön pençelerini Subaru’nun hemen önünde yere saplamış, kendi momentumunu yok etmiş ve ardından arka ayaklarını hemen arkasındaki Weitz’e doğru fırlatmıştı.
Weitz: “Ehğ.”
Subaru tarafından fırlatılan kılıcı alan Weitz, aslana arkadan saldırdı. Weitz’in dövmelerle delik deşik olmuş yüzü, aslanın arka ayaklarının toynakları tarafından paramparça edildi.
Aynen daha önce olduğu gibi Weitz boynunun üzerindeki her şeyin yok olmasıyla ölüverdi. Salladığı kılıç elinden düştü ve yerde yuvarlanarak sonuçtan yoksun bir şekilde uzaklara gitti.
Gladyatör Canavarı: “――――AROOOĞĞHHH!”
Sonra, az önce Weitz’i öldürmüş olan aslan dikkatini yavaşça Subaru’ya çevirdi.
Onu bu durumdan kurtaracak hoşgörüsü yoktu, sadece vahşi bir öldürme niyeti vardı.
???: “Basu! Basu! Affedersin ama sence hâlâ bundan kurtulabilir misin ki?”
Arkasında, gladyatör arenasındaki seyircilerden ona seslenen, bu acınası dövüşü izleyen sahte Cecilus vardı. Ve kıçının üzerine düşmüş olan Subaru’ya bakarken…
Cecilus: “Gizli bir gücün uyanışı ya da bir yoldaşın acımasız ölümüyle tetiklenen mühürlü bir tekniğin serbest kalması gibi bir şey! Mümkün mü? Mümkün değil mi?”
Subaru: “…Bende öyle bir şey yok.”
Cecilus: “Eveeet~, doğruymuş gibi görünüyo’. Hata bende, görünüşe göre beklentilerimde yanılmışım! Seninle birlikte olan kıza bir mesajın falan var mı? Böyle bir şey yapmak ne kadar hikâyemsi olurdu!”
Daha önce öldüğü zamandan farklı olarak, kendisiyle bu kadar rahat bir tonda konuşulduğunda, Subaru bir “ha” çekerek nefes verdi. Öncekinden farklı olan şey, Subaru’nun vücudundaki kemiklerin henüz parçalanmamış olmasıydı.
Bundan sonra paramparça olsa da ölesiye korksa da henüz ölmemişti.
Subaru: “Ceci, bir sorum var.”
Cecilus: “Bir mesaj değil de bir soru mu? Öbür dünya için sözde bir hâtıra mı? Cevabımın Basu’nun sorusunu karşılayıp karşılamayacağı bir aktörün filizlenmekte olan dehâsının testi olacak――”
Subaru: “O aslan, neden beni daha önce öldürmedi?”
Cecilus: “――Hmm.”
Önündeki Gladyatör Canavarı’nı işaret eden Subaru, duvara oturmuş sahte Cecilus’a sordu.
Subaru, ağlayan kurt olan çocuğun istediği cevabı verip vermeyeceğinden emin değildi. Faydasız bir mücadele için o kadar da kötü olmadığını düşünerek kendini rahatlattı.
Subaru’nun sorusu üzerine sahte Cecilus ince çenesini okşayarak konuştu,
Cecilus: “Kolay soru, Basu. ――Vahşi bile olsa canavar canavardır. Bu durumda canavar sadece içgüdülerine göre avlanır. İçgüdü yaşama gücüdür, sonuçta.”
Subaru: “…Ne demek istiyorsun?”
Cecilus: “O canavar sen olsaydın Basu, kimi hedef alırdın?”
Bilmeceyi andıran ifadeler Subaru’ya basit bir soru-cevap ilişkisi vermiyordu.
Sinirlenen Subaru, sahte Cecilus’un sözlerinin anlamını düşündü. Subaru o aslan olsaydı kimi hedef alırdı ki?
Birini hedef alacak olsaydı sebebi ne olurdu?
Subaru: “――Ah.”
Birdenbire kafasına bir şeyler dank ediverdi. Demek nedeni buydu, anlamıştı.
Ve――,
Cecilus: “Uyandığında ona Basu’nun cesur olduğunu söyleyeceğim. Yalan söylemekte berbatımdır, bu yüzden şükürler olsun ki cesurdun!”
Böylesine duyarsız bir ses duyunca cevap verecek zamanı dahi olmadı.
Bir anlaşmaya varan Subaru gözlerini açtı ve önünde duran aslan, pençesini ona doğru savurdu.
Subaru ilk kez kendi bedeninin ezilirken çıkardığı sesi gerçek mânâda duydu.
△▼△▼△▼△
???: “O şeyi öldüremezsek başaramayız.”
Kafatası ezilmişti, omuzları ezilmişti, vücudu ezilmişti, kalçaları ezilmişti, her parçası ezilmişti.
Subaru yavaşça, sanki başka birinin bakış açısıymış gibi, bir insan bedeninin bu şekilde mahvolmasına neden olacak kadar dayanılmaz güç ve hızda bir darbe aldığını deneyimledi.
Elbette, bu gerçekten de başkasının sorunu değildi.
Mümkünse sonunu en az acıyla getirecekti. En az acı ve korkuyla. Yine de Subaru’nun bu düşünce tarzı sadece Kaos Alevi’nde edindiği deneyim sayesinde mümkün olmuştu.
――O on saniyelik cehennem.
Bu olaydan sonra Subaru sadece birkaç saniyenin bile ne kadar önemli olduğunu derinden anlamıştı.
Ve bu anlayış vücuduna nüfuz ettiği için de――…
???: “Siktir, Siktirr, neden bu karmaşaya sürüklendim ki?!.”
???: “Sızlanmayı kes! Hayatta kalmak için her boku denemeliyiz! Şuraya bak――”
Hemen yanı başındaki kertenkele adam ve pas saçlı adam önlerindeki durumu kabullenirken umutsuzluğa kapıldılar.
Zaten tanıdık olan bu konuşmayı dinlerken Subaru seslendi.
Subaru: “Weitz! Tut şu adamı!”
Weitz: “Ne?..”
Subaru bunu bağırdığı anda, dövmeli adam―― Weitz, yüzündeki dövmeyi şaşkınlık içinde bozdu.
Bu doğaldı. Daha önce hiç bahsetmemiş olmasına rağmen Subaru onun adını biliyordu. Ancak ismiyle çağrılmış olsa bile, ürkütücü bir çocuk tarafından kendisine söyleneni yapmaya hiç niyeti yoktu.
Ancak ne şaşkın Weitz ne pas saçlı adam ne de Subaru’nun ani yüksek sesiyle irkilen kertenkele adam, âni hareketini durduracak zamanı bulamadı.
Ve ardından――…
Subaru: “――Aslan! Kimi hedefliyorsun!?”
Subaru’nun küçük eli, bağırırken yere saplanmış kılıcı kuvvetle kavradı.
O anda, Gustav’ın komutunu beklemeden Gladyatör Canavarı uludu, ayaklarını yere vurdu ve Subaru’ya doğru vahşice ilerledi.
Cecilus: “Basu o canavar olsaydın kimi hedef alırdın?”
Sahte Cecilus’un sözleri bir bilmece gibi Subaru’nun beynine acı verici bir şekilde kazınmıştı.
Gerçekten de öyleydi. Subaru aslan olsaydı önce “tehlikeli olanlara” saldırırdı. Örneğin, bu yerde, silah kullanan kişi olurdu.
Gladyatör Canavarı: “――――AROOOĞĞHHH!”
Subaru azı dişlerini gıcırdattı ve kendisine doğru hamle yapan uluyan aslanla yüzleşti. Korkudan içgüdüsel bir ürperti duydu ama yenilmeyecek, kaçmayacak ve ağlamayacaktı.
Zaten iki kez öldürülmüştü ve bu korkunç deneyimle daha kaç kez yüzleşmesi gerektiğinin bir önemi de yoktu.
Subaru: “Çocuk olduğum için ağlayıp hemen pes edeceğimi düşünmeyin bile!”
Bir korkakla, bir korkak kediyle ve bir sahtekârla iş birliği yaparak tüm gücüyle, tüm bedeniyle ve ruhuyla; Sparka’ya karşı sonuna kadar savaşacaktı.
――O belirleyici anda aslanın güçlü pençesi, üçüncü denemesiyle birlikte, Natsuki Subaru’nun hayatını vahşice biçiverdi.
#Voaaa. Ne bölümdü ama! 41 sayfa, 5800 kelimelik koskocaman bir bölümdü~. Bölümü okurken tamamen duygu karmaşası yaşadım. Tappei-senpai bu işi yapıyor yeminle. Subaru, cılız vücuduyla Sparka’yı aşabilecek mi? Aşabilse bile bunu nasıl başaracak? Karşısında aslana benzer canavar var. Yoldaşları desen beş para etmez kişiler. Buradan kurtulmak zor olacak gibi. Şimdiden 3 kere öldü bile. Bakalım, daha kaç kere daha ölecek ve Sparka’yı nasıl bir yöntemle tamamlayabilecek? Okuduğunuz için teşekkürler! Sonraki bölümlerde görüşürüz!!!

yorum yok mu olm
maalesef yok, canları sağ olsun
Zamanla olucak. 3.Sezon bir çıksın buralarda kendi yorumumuzu bulamaz hale geleceğiz. Yaz dçnemine bekletiyorum bende okumayı. O zamanlar nerelerde olacağız çeviride acaba. Şimdiden, çeviri için teşekkürler
Ben de öyle umuyorum, desteğiniz için teşekkürler
Elinize sağlık.
Çeviri için teşekkürler.
Okuduğunuz için teşekkürler! Umarım çeviriyi beğenmişsinizdir. Arkadaşlarınıza rezeroturkce.com’dan bahsetmeyi unutmayınız, teşekkürler!
İngilizce’den okurken çizimler çok hoşuma gidiyordu, sizlerin de eklemesi çok güzel olmuş, elinize sağlık.
Çok iyi ilerliyor lan
Bu siteyi keşfetmek benim için oldukça heyecan verici! Çeviri ve edit için ellerinize sağlık. Maalesef ki yeni okuyucu olduğum için bu bölümlere gelmeme çok var. Bize bu eseri Türkçe okuma imkanı sağladığın için teşekkürler! ♡
Rica ederiz, ne demek. Asıl biz okuduğunuz için teşekkür ediyoruz.
Arc 4 ü okumaya gücüm yetmeyince kendi güncelimden okumaya devam ediyorum. Bakalım ne olucak.
bölüm arası resimler çok iyi elinize sağlık
Bu arc 7 ne zaman bitiyor eziyet gibi
Çeviri için teşekkürler
Bölüm için teşekkürler
Ceciliusu sevdim
Emeği ğeçenlerin eline sağlık
elinize sağlık hocam
Epey vahşi bir bölümdü Subaru reis diğer arena dövüşlerinde epey zorlanacak celcius ile birlikte olursa rahatlıkla kazanırda diğer Lavuklar la olursa sıkıntı ölümden dönüş sayesinde kazanabilir ama diğer Lavuklar çok güçsüz olduğu için epey zorlanacak
Ya Subaru desene cor leonis var bende diye dicem pekte bı işe yaramazmış, neyse çeviri için teşekkürler
Yazık Subaru ya çeviri için teşekkürler
Çeviri için teşekkürler. Gerçekten hangi sıkıntılı tip varsa bizim barusuyu buluyor ama sanırım on saniye loopundan sonra abartı derecede rbd kullanmaya başlayacak gibi.