Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Kısım 5/ Takip Eden Yıldız Olmaktan Vazgeçtiğim Gün – Bölüm 2

Takip Eden Yıldız Olmaktan Vazgeçtiğim Gün – Bölüm 2

30 Haziran 2025 1.133 Okunma 10 dk okuma
Önceki Sonraki

Bölümün ortalama okuma süresi 8 dakikadır. İyi okumalar dileriz.




※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Egehan Kılıçarslan

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “İnanabiliyor musun, Baron’un yeni bir eş aldığını söylüyorlar.”

Barrielle halkı için bu dedikodu, tarla işlerine verdikleri bir mola esnasında aralarında dönen alaycı bir sohbetten öteye gitmiyordu.

Topraklarını yöneten Baron Leip Barielle’e gelince, halkın gözündeki yeri pek de parlak sayılmazdı. Aslına bakarsanız ondan zerre kadar hazzetmiyorlardı desek yalan olmazdı.

Halkı iliklerine kadar sömüren fahiş vergiler, saçma sapan konmuş yasalar… Böyle bir yaklaşımın halkın gönlünde yer etmesi mümkün mü ki? Ayda yılda bir halkın arasına inmeye dahi tenezzül etmeyen bir yöneticiye, halkın sempati beslemesini beklemek ne kadar doğru olurdu ki zaten?

Eh hâliyle Lort ile halkı arasındaki ilişki bu kadar kötüyken içlerinden birinin çıkıp isyan başlatması şaşılacak bir şey olmazdı sanırım, değil mi? Nitekim son on yılda birkaç kez kalkışma yaşanmıştı bile.

Gelgelelim, halkın iyi niyetine gelince hiç oralı olmayan Lordumuz, iş onların art niyetine gelince gözünü dört açmaktan geri durmuyor hatta tüm bu kalkışmalar, ibretiâlem olsun diye gaddarca bastırılıyor ve aralarındaki uçurum her geçen gün daha da derinleşiyordu.

İşte tüm bu yaşananlardan sonra normalde kutlamalara vesile olacak bu duyuru, halkın zerre kadar umurunda olmamıştı. Zaten yaşını başını almış o moruğun, bu saatten sonra ikinci bir eş alması halk için ne ifade edebilirdi ki?

Halkın gözünde olacak olan belliydi: Bu ikinci karı da onların kanıyla canıyla didinip kazandıklarının kaymağını yiyecek ve kendilerine de sırf ölmesinler diye ağızlarına birer lokma ekmek çalacak bir iblis olup tepelerine çöküverecekti.

Ve en sonunda olacak olan da belliydi: Lort Liep’in ömrü tükenecek ve varissiz kalan Barielle soyu tarihin tozlu raflarında kendine bir yer edinecekti.

İşte, karın tokluğuna canla başla çalışan o halkın yegâne umutları ve yeni kadına dair ilk hükümleri bunlardı.

Priscilla Barielle adıyla tanıyacakları o kızıl kadını daha gözleriyle bile görmeden verdikleri ilk hüküm…

???: “Hıh. Amma da kasvetli bir yermiş. Şu meymenetsiz suratlara bak.”

Bunlar, köyün en verimli tarlasını ve sahibini tepeden tırnağa süzerken o kadının ağzından dökülen ilk sözlerdi.

Sesi, âdeta küçümsemenin sıfata bürünmüş haliydi; sözleri, insana fersah fersah tepeden bakan birinin ağzından dökülüyordu. Bu sese kulak verenlerin çoğu, başta içlerinde tahammülü güç bir nefret hissetti lakin onu gördükleri an hepsinin dili tutuluverdi.

Karşılarına duran, baştan aşağı kızıla bürünmüş bir kadındı.

İhtişamlı vücudunun hatlarını cömertçe sergileyen kan kırmızısı bir elbise giymişti. Bu ateş kırmızısının üzerinde batan güneşi andıran turuncu saçları parlıyordu, tamamı zarif bir tokayla tutturulmuştu. Pembemsi dudakları, karşısındakini küçümseyen bir tebessümle kıvrıldı. Ve kendisine dikilen bakışlara karşılık verdiğinde, o kıpkırmızı gözler bir anlığına alev topuna döndü.

Serinlemek için elinde tuttuğu yelpazesi dahi kırmızıydı, anlayacağınız kadın tepeden tırnağa kıpkırmızı bir afetti.

Bu âdeta karşısındakini baştan çıkarmak için özellikle hazırlanmış bir saldırı gibiydi, kadının yüksek bir mevkiden geldiği her hâlinden belli olmasına rağmen kimse ne tepki vereceğine akıl sır erdiremedi.

Zira her şeyin ötesinde o baştan aşağı kırmızı, cüretkâr kıyafetinin zihinlerde bıraktığı izlenimi bile unutturacak bir şey vardı: O kızıl kadın, nefes kesici bir güzelliğe sahipti.

Orada bulunan herkesin, kadınıyla erkeğiyle, o an şahit oldukları güzellik karşısında âdeta dizlerinin bağı çözülmüştü.

Kızıl Kadın: “Ne hakla o acınası gözlerle bana bakarsınız? Hadsizliğinizin bir sınırı yok mu sizin, sefil böcekler?”

Lakin o anki huşu hissi bile, kadının ağzından dökülen zehir zemberek sözler karşısında sönüp gitmişti. Başta onun kendilerine nasıl baktığını tam kavrayamamış olsalar da şimdi hepsinin gözlerinden ateş püskürüyordu, yine de bu öfkeyi içlerine atıp birer birer başlarını öne eğdiler.

Kızıl kadının sözleri, onurlarını ayaklar altına alan cinstendi. Lakin halk, sadece duruşuna bakarak bile onun bambaşka bir dünyadan geldiğini, aralarında dağlar kadar fark olduğunu görebiliyordu. Yani ona kafa tutmaya kalkışmanın kendilerine hiçbir faydası olmayacaktı. Her zaman haksızlıklar karşısında yaptıkları gibi yine boyunlarını büküp sustular, fırtına dinene kadar oldukları yerde sinmenin en akıllıca seçenek olduğunu bilecek kadar tecrübeliydiler.

Kızıl Kadın: “Hıh. Demek mesele bu. Yıllarca baş eğe eğe içinizdeki o son ateş de sönmüş. Sizi böyle pısırık bir sürüye çevirdiğine göre o ihtiyar Lord’un hakkını vermek lazım. Zulmetmekte pek yetenekliymiş.”

???: “Ef-efendim… Siz galiba bir asilzadesiniz. Bu… bu köyümüze teşrifinizin sebebi neydi acaba?..”

Kadın, ahalinin o boynu bükük hâline “sizin ne olduğunuzu anladım” dercesine küçümseyerek bakarken, tarlanın sahibi tüm cesaretini toplayıp lafa girdi.

Köydeki en iyi tarlanın sahibi olduğu için -gerçi laf aramızda, ortada pek bir çekişme olduğu da söylenemezdi ya- köyün sözcüsü o sayılırdı. Ne de olsa ondan başka kim bir asilzadenin karşısına dikilip de geliş sebebini sorabilirdi ki?

Kızıl Kadın: “Acele etme bakalım, avam. Elbette, benim gibi dillere destan bir güzellik böyle çat kapı çıkagelince afallaman normal. Lakin ben canım neyi, nasıl isterse onu yaparım ve kimsenin bana karışmasına müsaade etmem. Başına konan bu talih kuşu için minnettar olmalısın. Hadi, sen sadece göz ucuyla bu mükemmel endamımı seyret ve zamanın akışını unutuver.”

Kızıl kadın, nefesini hissedecek kadar adamın yüzüne yaklaşıp kulağına baştan çıkarıcı bir tonda fısıldadı. Bunun üzerine adamcağızın eli ayağına dolaştı ve birkaç adım geri çekildi. Gerçi bu hâlde onu kim suçlayabilirdi ki?

Tarlanın sahibiyle kızıl kadın arasındaki yaş farkı, bir ebeveynle çocuğu kadardı ancak kadının etrafa saçtığı o yoğun cazibe, aradaki yılları unutturacak ve bir erkeğe karşısındakinin bir kadın olduğunu hatırlatacak güçteydi. Buna “büyüleyici” demek en doğrusu olurdu.

Kızıl Kadın: “Hmm, hmm…… Ha, anlıyorum.”

Tarlanın sahibinin dengesini bozduktan sonra kadın, sanki kendi malıymışçasına etraftaki tarlaları süzdü.

Bu olurken, köylülerin de elleri kolları bağlıydı; tıpkı kadının söylediği gibi, sadece göz ucuyla ona kaçamak bakışlar atıyorlardı. Tarladaki işlerine geri dönüp daha fazla azar işitmeye hiç niyetleri yoktu, zaten bunu akıllarından bile geçirmiyorlardı.

Herkesin yaptığından farklı bir şey yaparak o kızıl kadının dikkatini çekmek, hepsinin ödünü koparan bir düşünceydi.

Kızıl Kadın: “Hmm, evet. Önce şurası ve şurası, sonra da sanırım şu ikisi işimi görür. Zaten aralarında pek bir fark yok, benim lütfedip onları beğenmemi sizin için bir talih olarak görmelisiniz.”

Kadın, yakındaki tarlalara şöyle bir göz gezdirdikten sonra tatmin olmuş bir ifadeyle başını salladı.

Keskin bir bakışla tarlanın sahibine dönerek, adamın titrediğini görünce sırıttı. Bu gülümseme insana kötücül şeyler düşündürse de insanın bakışlarını kaçıramayacağı kadar güzeldi.

Kızıl Kadın: “Hey, sen, avam. Köydeki en büyük tarlanın sahibi sensin değil mi?”

Avam: “Şey, evet. Öyledir efendim.”

Kızıl Kadın: “Tarlana bakınca anlıyorum zaten. Berbat bir hâlde ama en azından geniş bir arazi. Tıpkı çürümüş yaşlı bir ağaç gibi, kendi cürmünün sınırlarına uymayan hırslar taşıyorsun, tıpkı bahsetmek istediğim bir Lort gibi.”

Orada bulunan ahali, aşağılama ve alayla dolu bu sözlerin Leip’ten başkasına yönelik olmadığını yavaş yavaş anladığında, bu saygısızlık karşısında hepsinin beti benzi attı.

Bölge sakinleri için Lort, onlara tepeden bakan biriydi. Bu düşünceyi tamamen kanıksamış olan onların aklına, bu kızıl kadının kendi Lortlarından bile daha yüksek bir mevkide olabileceği ihtimali hiç gelmemişti. Doğrusu, bu biraz aşırıya kaçan bir düşünce olurdu.

Kızıl Kadın: “Neyse, senin tarlan da işimi görür. Karşılaştırma için bir dayanak noktası olarak kullanılabilecek mükemmel bir basamak. Benim etkimin bahşedileceği o talihlinin sahibi ise başkası olacak. Yolun karşısındaki o dört sefil tarlanın sahibi.”

Kadın, büyük tarla sahibinin arazisine kıyasla kurumuş, çorak topraklardan farksız olan tarlaları işaret ediyordu. Tıpkı tarlaları gibi, sahipleri de zayıf ve bitkin görünüyordu; tüm hanelerin ve diğer köylülerin iyiliği sayesinde günü kurtarıyor gibiydi.

O köylü öne çıkıp adını söylediğinde, kızıl kadının gözleri acımasız bir duyguyla renklenmişti.

Adama bakışları büyük ölçüde küçümseme, nefret ve katıksız bir kötülükle doluydu.

Kızıl Kadın: “Her neyse. Kurumuş ota su verdiğinde, değişimi herkes görebilir.”

Ahali sanki vurulmuş gibi kaskatı kesilirken, kadın sıkılmış bir hâlde bakışlarını başka yöne çevirdi. Sonra kurumuş tarlayı işaret edip adama sessizce bir şeyler söyledi.

Kulağına fısıldanan ses sadece adama ulaştı ve etraflarındakiler, kadının ondan ne gibi mantıksız bir talepte bulunduğunu bilemediler. Sadece bir oyuncak bebek gibi başını sallayan adam için çaresizce içlerinden ah vah ettiler.

Ve fısıldaması bittiğinde, kadın tatmin olmuş bir ifadeyle kollarını kavuşturdu. Dolgun göğüsleri, kavuşturduğu kollarının üzerinde şiddetle sarsıldı ve böylece erkekler akıllarını kaybetmişken, diğer kadınlar da onlara ters ters baktı.

Kızıl Kadın: “Söylemeyi unuttum, ben Priscilla Barielle. Bu civardaki tüm Barielle topraklarının yeni baronesiyim*. Burada olmayanlara da haber verin. Bugünkü gibi bir kabalığı cömertçe affetmem, sadece cehaletin ve körlüğün bağışlanabileceği bugüne mahsustur.”

(Ç.N: Barones ile lort aynı şeydir, kadınlara barones denirken erkeklere lort denir.)

Ve kadın, kendilerine gelen köylüleri umutsuzluğa sürükleyen sözler bırakarak oradan ayrıldı.

Sonradan ahali, kendisine Priscilla Barielle diyen kişinin Baron Leip Barielle’in aldığı ikinci eşi olduğunu anladı. Neden maiyeti olmadan tek başına bölgeyi görmeye geldiğini anlayamamışlardı ama o küstah kibri onlara Leip’in zulmünü hatırlatmıştı.

Aynı zamanda genç bir kadın olması, Leip’in yaşının onu görevinden aldıracağına dair umutlarını yıktığı için onları umutsuzluğa sürüklemişti.

Bu, gelecekte uzun bir süre boyunca Leip’inkiyle aynı zalim yönetim altında acı çekecekleri anlamına geliyordu.

Hepsi Priscilla’nın ziyaretine dair bu tür bir tedirginlik ve korku taşıyordu, gerçi bir ay sonra yaşananların tamamını unuttular.

…Çünkü Priscilla’nın seçtiği adamın tarlasında akılalmaz derecede bereketli bir hasat ortaya çıkmıştı.



Önceki Sonraki
0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle