Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 58B – “Gidecek Yeri Olmayanlar”

Kısım VII, Bölüm 58B – “Gidecek Yeri Olmayanlar”

18 Mart 2024 3.309Okunma 26 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel
ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

――Aşağılayıcıydı.

Dişlerini gıcırdatarak birbirine geçirdi, içi öfkeyle doldu, ruhu öfkeyle çatladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

O n’apıyordu? Aşağılık insanlar tarafından oyuna getiriliyordu, yapılması gerekeni yapmadan köşeye sıkıştırılıyordu, böyle bir şeyin gerçekleştirilmemesi gerektiğini bilerek kozunu oynamak zorunda kalmıştı.

???: “Ne kadar da çirkin.”

Bu utanç verici bir gösteriydi, ejder soyundan gelenler asla bu kadar kolay göstermemesi gereken şeyi ortaya çıkarmıştı.

Orada başka bir ejder soyundan olsaydı muhtemelen bu korkunç durum yüzünden yüzlerini kapatırlardı. Madelyn’i öldürmeden önce, bu çıkmaz ve ejder soyuna getirdiği utanç için onu lanetleyeceklerdi; Madelyn zaten hem kendisine hem de diğer herkese yönelttiği öfkeyle ölmek üzereydi.

Ama bu asla gerçekleşmeyecek.

Başka ejder soyundan gelen yoktu. Madelyn hep yalnızdı. Bu yüzden――,

――İşte bu yüzden, ne pahasına olursa olsun eşi olmasını istediği kişiyi öldüren kişiyi öldürmek zorundaydı.

???: “Flop-san, lütfen bana yardım et. Bu küçük kızı içeri taşımalıyız…”

Soluk bilincinin sınırlarından, birinden geliyormuş gibi hissettiren bir ses duydu.

Hayır, birinden değil, bu ses bir insandan geliyordu. Başka ejder soyundan gelen kimsecikler olmadığı için insanların dilini konuşan herkes insandı, kendisinden temelde farklı varlıklardı.

Ve böylece kendisinden farklı olan varlıkların ellerinde, elde edilen çok tanıdık bir aşağılanmayla karşı karşıya kaldığında tepesi attı.

Elbise giymiş kıpkırmızı bir kadın ve yanında kar getiren gümüşten bir kadın.

Bu kadınlar, Madelyn’in bilincini bembeyaz keserek korkunç derecede yüksek bir hassasiyetle iş birliği yapmışlardı.

Sanki biri ona rehberlik ediyormuş gibi vücudunu kaldırdı ve kolunu sesin geldiği yere doğru uzattı.

Gözlerinin önündeki ince sırtı parçalayacaktı ve sonra――,

???: “Bana salak denmesi umurumda bile değil.”

Başka birinden gelen bir ses duydu ve hemen ardından gözlerinin önündeki siluetin yerini bir başkası aldı.

O ince sırtın itilmesiyle gözlerinin önünde ince biri duruyordu. Pençelerini savurduğu kişi de oydu ve bunu, elindeki eti çok da sığ olmayan bir şekilde parçalayan bir keskinliğin yarattığı geri tepme hissi takip etti.

???: “――――”

Her yere kan sıçradı, ince bir figür, ejder soyundan gelenin gücüyle çaresizce yere yığıldı.

Ben yaptım, diye düşünmüyordu. İronik bir şekilde yanıt alamaması, parçaladığı ince figürün kavurucu nefretinin hedefi olmadığını fark etmesini sağladı.

Öyle olsa bile…

Madelyn: “Peki, sıradaki kim?!.”

Dişlerini gösterdi, sanki kendini pençeleriyle parçalamak istiyormuşçasına kükredi.

Artık ölmüş olan rakibinin bedenini tekmeleyerek bedenini bir sonraki avını aramanın getirdiği vahşete teslim etmek üzere hareket etti. Bunu yaparken yere yığılmış düşmanının figürüne baktı――,

Madelyn: “Ha?..”

Yerde bir adam yatıyordu, uzun; altın sarısı saçları yere dökülmüş, soluk teni kana bulanmıştı.

Onu tanımıyordu. İnsan ırkına mensup olanların yüzlerini kabaca ayırt edebiliyordu ancak bu adam ayırt edebildikleri arasında değildi.

Bu nedenle dikkatini çeken şey adamın kendisi değil, taşıdığı şey olmuştu.

Yere yığılmış adamın yırtılmış ve kanlar içinde kalmış zayıf göğsünde, boynuna taktığı, bir canavarın dişinden yapılmış, bir süs eşyası vardı.

――Hayır, bir canavarın dişinden değil.

O nereden geldi… O nereden geldi… Oneredengeldioneredengeldioneredengeldioneredengeldioneredengeldioneredengeldi――

△▼△▼△▼△

Rem: “――――”

Flop’un ona doğru koşup omzundan itmesiyle Rem bahçedeki çimlerin üzerine düştü.

Bu kuvveti beklemiyordu. Yerden kuvvet alacak vakti olmayan Rem’in vücudu, yeşilliklerin üzerine yanlamasına yuvarlandı.

Ancak Flop’a aniden ne yaptığını sormak artık gereksizdi.

Çünkü çok daha anlamlı bir cevap Rem’in önünde, parlak kırmızı renklerle serilmişti.

Rem: “Flop-san!”

Elleri çimlerde olan Rem’in sesi bu sahne yüzünden çatladı.

Önünde, Rem’in birkaç saniye önce bulunduğu yerde sırt üstü yatan Flop’un vücudunda, omuzdan bele kadar derin oyuklar vardı.

Keskin bıçakların açtığı yaralara benzeyen dört yara, Flop’un vücudunun ön kısmını canlı bir şekilde kesmişti.

Ve Rem, yaranın kendisini koruma girişiminin bir sonucu olduğunu hemen fark etti.

Bunu gerçekleştiren de Rem’in yardım etmek için koştuğu küçük kızdı.

Rem: “――――”

Gök mavisi saçlı bir kız, Flop’un etini oyduktan sonra pençelerinin ucundan kan damlayan kolunu savurarak hareketsiz duruyordu.

Flop, Rem’i öldürmeye teşebbüs eden küçük kızdan korurken yaralanmıştı.

Rem hemen onun yaralarını kontrol etmek için kendini yukarı kaldırmaya çalıştı,

Rem: “Geçmeme izin ver! Flop-san! Yaralarını görmeme izin ver… Kiya!”

Ancak Rem Flop’a yaklaşmaya çalışırken küçük kızın ince kolları tarafından engellendi. Kız, Rem’in önünde duran Flop’a doğru bir adım attı; sonra Rem’in omzunu tuttu ve onu aşağıya doğru itti.

Rem, Flop’un işini bitirmeyi bile planlayabileceğinden korktuğu için kanı tüm vücudunda hızla dolaşmaya başladı.

Ve tam bu sırada küçük kızın kolu Flop’u boynundan yakaladı ve sertçe tutarak onu ayağa kalkmaya zorladı.

Ve――…

Madelyn: “Neden bir ejderin dişi… Neden Carillon’un dişi senin boynunda asılı?!”

Kendisine umutsuzluk ve keder damgasını vuran kız, bu soruyu çığlığa benzer bir sesle sordu.

Sorunun anlamından emin olamayan Rem’in düşünce silsilesi bir an için durakladı. Ama bu sırada, kız gözleri kapalı bir şekilde Flop’a hâlâ “NEDEN LAN?!” sorusunu yöneltmeye devam ediyordu.

Bilinci karanlığa gömülmüş hâlde kalan Flop’tan hiçbir yanıt gelmedi. Bununla birlikte, vücudundaki yaralar durmaksızın kanamaya devam ettiğinden dolayı, yaşamın kalan közlerinin solmakta olduğuna dair kesinlikle hiçbir şüphe yoktu.

Madelyn: “BANA CEVAP VER LAN! Bİ’ CEVAP! BUNU YAPAMAZSAN!..”

Rem: “L-Lütfen dur! Bilinci yerinde değil! Ölecek!”

Madelyn: “――Hık.”

Rem, Flop’u hırpalayan küçük kızın koluna yapıştı, sanki ona tutunmak ister gibiydi. Küçük kızın altın rengi gözleri Rem’in müdahalesi yüzünden öfkeyle döndü ama Rem ve ruhu, gözlerinin yoğunluğuna direndi.

Flop’un hayatı söz konusuyken gözünün korkmasına imkân yoktu.

Rem: “Onu hemen tedavi etmeme izin ver! Aksi takdirde, Flop-san…”

Madelyn: “Onu tedavi etmenin ne anlamı var ki?! Zaten ölecekse bu gerçekleşmeden önce…”

Rem: “Şifa büyüsü! Şifa büyüsü yapabilirim!”

Rem’in çaresiz yalvarışı küçük kızın kollarının hafifçe gevşemesine neden oldu.

Ağır yaralı olan Flop’un sadece basit bir tıbbi tedaviyle kurtulması mümkün değildi. Ama şifa büyüsü farklı bir konuydu. Küçük kızın altın rengi gözleri Rem’i ilk kez gerektiği gibi yansıtıyordu.

Madelyn: “…Onu kurtarabilir misin?”

Rem: “――Yapacağım. Ne pahasına olursa olsun!..”

Madelyn: “O zaman çabuk yap lan.”

Rem’in sözlerine mi güvenmişti, yoksa başka seçeneği olmadığını mı anlamıştı?

Tek taraflı bir kararla küçük kız Flop’un vücudunu iterek Rem’in üzerine düşmesine neden oldu. Ancak Rem’in onun bu tavrını protesto edecek vakti yoktu.

Rem: “Bu korkunç görünüyor…”

Teslim edilen Flop’un yaralarını değerlendiren Rem, korkunç manzara karşısında kendi kendine mırıldandı.

Flop’un beyaz derisi sanki bir canavarın pençeleri tarafından parçalanmış gibi dört açık yara bırakarak parçalanmıştı. Yaralar derin ve acı vericiydi, bir ağaç dalının çamuru oymasına benziyordu.

Sürekli akan kan, Flop’un başının etrafına sardığı bez tarafından durduruldu ve yaranın üzerine iyileştirme büyüsü uygulandı―― hemen ardından Rem’in tüm vücudunu bir yorgunluk hissi sardı.

Rem: “――Hık.”

Bu his, uçan ejderlerin baskınında yaralanan birçok kişiye şifa büyüsü yaptıktan sonra ortaya çıkmıştı.

Yorgunluğu azaltmak için şifa tekniklerini kesinlikle ihtiyacı olan hastalarla sınırlamış olsa da o kadar çok enerji gerektiriyorlardı ki yorgunluk kaçınılmazdı.

Sonra Flop’un tedavisi geldi, ölümün eşiğinde olan birinin. Zihinsel olarak da yükü ağırdı.

Rem: “Yine de pes etmek bir seçenek değil…”

Bu nedenle Rem kendi kendine böyle bir ihtimalin olmadığını söyledi ve dikkatini Flop’un yaralarına odakladı.

Rem konsantre olurken Priscilla’nın sözleri Rem’in zihninde yeniden canlandı. Rem anılarını, içinde bulunduğu koşulları ve görevlerini düşünürken bu sözler ona bir tavsiye niteliğindeydi.

Subaru ve diğerleriyle yollarını ayırdıktan sonra şehirde Priscilla’nın yanında geçirdiği günlerde ona verilen sözler――

Priscilla: “Yaraya değil, yaşamın kendisine odaklan. Çünkü yaşayan bir canlının bedeni yalnızca kandan ibaret değil, aynı zamanda içinde dolaşan her türlü görünmeyen şey de var. Bunun ötesinde, iyileştirme sanatlarının kavraması gereken şey var.”

Priscilla: “Bunun ne olduğunu net bir şekilde açıklayamam çünkü iyileştirme sanatlarını kullanmıyorum. Ben buna kolaylık olsun diye yaşam diyorum. Sen nasıl istersen öyle adlandırabilirsin. Ancak――”

Priscilla: “Unutma Rem; sen hafızasını kaybetmiş, temelini yitirmiş, zavallı bir kızsın. Her şeyini kaybettin ama hâlâ insanları iyileştirme gücüne sahipsin. Bu senin özün.”

Priscilla: “――Hiç kimse olduğu kişiden kaçamaz. Sözlerimi hatırlamaya çalış, gayretli ol.”

Rem: “――Yaşamı, gör.”

Buradaki mevzu acı veren yaraların, onarılması değildi; bundan ziyade Flop’un içinden akan ve korunması gereken şey olan yaşamın, kendisini kontrol altına alınmasıydı. Ya da muhtemelen, hayatını kurtarmak için akan şeyin büyütülmesi bile gerekiyordu.

İyileştirme büyüsü yalnızca oyulmuş eti doldurmak, yaraları kapatmak ya da acıyı dindirmekten ibaret değildi.

Esasen, iyileştirme sanatları yaraları iyileştiren bir büyü değil, hayat kurtaran bir büyüydü.

Bunun farkında olur ve tekniği hayata müdahale etmek için kullanacak olsaydı.

――Flop’un gittikçe sönen hayatını koruyarak onu ölümün eşiğinden kurtarması da mümkün olmalıydı.

Rem: “――――”

Kalan sınırlı gücünü en iyi şekilde kullanmak isteyen Rem’in iyileştirme teknikleri, en üst sınıra kadar çıkarak gerçek potansiyellerine ulaşmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Bağlanması gereken yaşamın iplerini birleştirmek, durdurulması gereken yaşamın akışını durdurmak ve yaşamın solmakta olan ışığına yeniden hayat vermek. ――Flop’un hayatını kurtaracaktı.

Rem: “Flop-san!..”

Sığ ve zayıf hâle gelen solunumu, solgun ve kansız hâle gelen yanaklarının rengi.

Her ikisi de yavaş yavaş istikrar belirtileri göstermeye başladığında, Rem tepki almak için seslenmeyi denedi. Rem’in çağrısı üzerine Flop’un uzun kirpikleri titredi, mavi gözleri hafifçe açıldı.

Flop’un bilinci hâlâ boştu. Ancak iyileştirme büyüsü uygulamaya devam ederse hayatta kalabilirdi.

Bununla birlikte Rem rahat bir nefes almak üzereyken Flop’un dudakları titredi.

Sonra hafif bir nefes vererek konuştu.

Flop: “…Yapma, beni tamamen iyileştirme.”

Rem: “――Hah?”

Bu inanılmaz sözler kulak zarlarına hücum etti ve Rem boğuk bir şekilde nefes verdi.

Şok o kadar büyüktü ki konsantrasyonu bozuldu, iyileştirme büyüsünü bile devam edemedi. Flop’un göz kapakları tekrar kapandı, Rem iyileştirme büyüsüne odaklanmak için acele edemeden bilinci kayıp gitti.

Bu kez Flop tamamen baygındı; Rem iyileştirme büyüsünü yaraya odakladı, daha önceki sözlerinin anlamı konusunda hâlâ yarı şaşkındı.

Flop neden böyle şeyler söylemişti ki?

Beni iyileştirme derken ne demek istemişti?

Rem: “Kafan karıştığı için mi böyle tuhaf bir şey söyledin?”

Bu bir olasılıktı. Kendisinden dökülen kan miktarı düşünüldüğünde, bir anlığına bile olsa bilincini geri kazanması bir mucizeydi.

Farkındalığı çoğunlukla puslu olan Flop’un anlamsız şeyler söylemesi hiç de şaşırtıcı değildi. Ancak kısa süreli tanışıklıkları olsa da Rem’in Flop’a olan güveni tamdı.

Flop her şeyi dikkatlice düşünen ve her zaman dürüst fikrini ortaya koyan biriydi.

Flop’un az önce söylediklerinin, sahip olduğu her şeyi bi’ anda tüketmesinin sonucu olduğunu da varsayalım.

Belki de bunları sadece saçmalık olarak değerlendirmek fazlasıyla samimiyetsiz olacaktır.

Rem: “――――”

Neden iyileşmemesi gerektiğini söyledi?

――Hayır, ilk olarak Flop ne demişti? “Beni iyileştirme” demedi. “Beni tamamen iyileştirme” dedi.

Rem: “Sen… Seni tamamen iyileştirmemi istemiyor musun?”

“Tamamen iyileştirme” ifadesi tuhaftı.

İyileştirmeyi durdurmak değil, tamamen durdurmak üzereydi. Ancak onu tamamen iyileştirmezse Flop’un hayati tehlikesi devam edecekti.

Rem’in manasının da bi’ sınırı vardı. İlk olarak dediği şeyin anlamını kavrayamamıştı. Flop’un hayatını bir şekilde kurtaracaktı ancak o zaman――

Rem: “――Ah.”

Bu noktaya kadar düşünen Rem, durumu yanlış açıdan baktığını fark etti.

Flop’un tedavisine o kadar konsantre olmuştu ki çevresini tamamıyla göremez olmuştu.

Rem: “――――”

Bunu gerçekleştiren kız, Flop’un yaralarını iyileştiren Rem’in, arkasında duruyordu. Daha da önemlisi, uçan ejder sürüsü hızla donan şehrin üzerinde uçmaya devam ederek şehrin çeşitli yerlerindeki şiddetli savaşlarına devam ediyorlardı.

Hiçbir şey değişmeyecekti. Flop’un yaraları iyileşmiş olsa bile.

Flop’un bu söylemi Rem’e bir olasılığın varlığını hatırlattı.

Bu――

Rem: “――Sadece söyle bana, sen kimsin?”

Rem arkasını bile dönmeden bu soruyu arkasındaki kıza yöneltmişti.

Rem konuşurken yüzünü ona dönmemiş olsa da kız, Rem’in sorusundaki öznenin kendisi olduğunu anlayabilmişti. Hemen ardından küçük kızdan dişlerini gıcırdatan bir ses geldi.

Madelyn: “Lan, bu şekilde konuşmanın vakti ve zamanı değil. Endişelenecek vaktin varsa o zaman acele et de o adamı iyileştir lan!”

Rem: “Ben de onu iyileştirmek istiyorum! Ama…”

Madelyn: “Ama ne!?”

Rem: “Ama! Konsantre olamıyorum çünkü senin kim olduğunu merak ediyorum. Böyle devam ederse büyüye devam edemeyebilirim.”

Bir bahane bulamayan Rem, son derece çocukça bi’ bahaneyle karşılık verdi. Bu duruma karşı, karşı taraftan öfkeli bir cevaba neden olursa Flop’u parçalayan pençeler, şimdi Rem’e yönelmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı.

Ancak Rem’in bu zayıf yanıtına karşılık kız çalkantılı bir nefes verdi ve…

Madelyn: “…Madelyn.”

Rem: “…Ne dedin sen?”

Madelyn: “Madelyn Eschart! İmparatorluğun Birinci Sınıf Generaliyim, lan!”

Ne kızgın ne de sabırsız olarak tanımlanabilecek bir ses tonuyla kız yani Madelyn, Rem’in sorusunu yanıtladı.

Şaşkınlığın bir kısmı cevap vermiş olmasından kaynaklanıyordu ama daha da şaşırtıcı olan Madelyn’in unvanıydı. Kendisini İmparatorluğun Birinci Sınıf Generali olarak adlandırmıştı, Rem bu pozisyonun bu topraklarda ne anlama geldiğini biliyordu.

Ve bu anlayış, Rem’in içinde filizlenen olası şüphelerle örtüşüyordu.

Başka bir deyişle…

Madelyn: “――Sen ne bok yiyorsun lan? N’için?..”

Rem: “――――”

Madelyn: “NEDEN O ADAMI İYİLEŞTİRMEYİ BIRAKTIN LAN?!”

Bir kez daha derin bir nefes alan Rem, Flop’un yarasının üzerinde tuttuğu elini geri çekti.

Doğal olarak da Flop’un yaralarını iyileştiren büyü yarıda kesildi. Bu da Madelyn’in sinirlenmesine neden oldu, Rem’in yakasından tutarak kendine doğru çekmeye zorladı.

Kolunun kuvvetinden etkilenen Rem, cesaretle Madelyn’e baktı.

Ve sonra――,

Madelyn: “BANA CEVAP VERSENE! NE BOK YİYORSUN DİYORUM LAN!”

Rem: “Flop-san’ı iyileştirmeye devam etmemi istiyorsan bir şartım var.”

Madelyn: “Şart?.. Ne diyorsun sen, birdenbire saçmasapan――”

Rem: “――Lütfen şehre saldıran uçan ejder sürüsünün geri çekilmesini sağla. Bu şartı kabul etmediğin sürece, iyileştirmeye devam etmem mümkün olmayacak.”

Ve böylece, doğrudan uçan ejder sürüsünü yöneten küçük kıza müzakereler teklif edildi.

△▼△▼△▼△

――Onu sonuna kadar iyileştirmemeli.

Rem, Flop’un şifreli sözlerini bu şekilde yorumlamıştı.

Bilinmeyen nedenlerden ötürü Madelyn, Flop’un hayatta kalmasını fazlasıyla umursuyordu. Flop’a olan bağlılığının ardında bir neden olmalıydı, şu anda onun ne olduğuna sadece Rem karar verebilirdi.

Flop’un hayatını pazarlık kozu olarak kullanarak şehre yapılan saldırıları durdurabilirdi.

Belki de insanların insanlık dışı olarak tasvir edeceği bu davranış, Rem’in gerçekleştirmekte kararlı olduğu bir şeydi.

Flop’un kendisinin bunu istediğini söyleyerek herhangi bir bahane uydurmayacaktı. Şu anki düşüncesi, Flop’un hayatını kullanarak Kale Şehri’ni içinde bulunduğu durumdan kurtarmaktı.

Bu, Flop’un sözlerinin ardındaki gerçek niyetten farklı olsa bile, Rem zaten çoktan bu planı takip etmeye başlamıştı.

Madelyn: “Ne?..”

Madelyn kendisine yöneltilen talep karşısında şaşkınlıkla haykırdı.

Bu çok doğaldı. Rem de Flop’un sözlerini duyduğu anda aynı şekilde kafası karışmıştı. Aynı şeyin Madelyn’e de olduğunu anlamıştı.

Ancak ona karşı hiçbir şekilde sempati duymuyordu. Bu Rem’in sahip olabileceği bir şey değildi.

Rem: “――――”

Flop’un iyileşmesini durdurmuş olmanın getirdiği tedirginlik hissi Rem’in göğsünü yavaşça yaktı.

İçten içe tek istediği iyileştirme büyüsüne hemen devam edip onun hayatını kurtarmak için her şeyi yapmaktı. Kaybolup gitmeye yüz tutmuş hayatı, parmak uçlarında kayıp gidiyordu; bu kritik karar, hayatının geri ona verilip verilmeyeceğine karar verecekti.

Her geçen anda Flop’un şansı daha da azalıyordu.

Rem: “Ona ne olacak? Lütfen çabuk karar ver.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

Sabırsızlığını yüzüne yansıtmamaya çalışan Rem, Madelyn’i bir karar vermesi için zorladı.

Madelyn’e köşeye sıkıştırılanın kendisinin değil, kendisi olduğu fikrini yerleştirmeye çalıştı. Bunu yaparak Flop’un yetersiz şansını mümkün olduğunca korumayı umuyordu.

Bir süre önce tüm şehri sarsan beyaz ışık hâlâ büyük bir etki bırakıyordu, malikâneyi koruyan Kuna ve Holly ortalıkta görünmüyordu. Kendilerine gelmeleri biraz zaman alacaktı.

Bu kördüğümün dışarıdan çözüleceğini ummak bir seçenek bile değildi. Sonuç tamamen Rem’in ellerindeydi.

Rem: “Madelyn-san, zaman kalma――”

Madelyn: “――Sakın bu ejderhaya tepeden bakayım deme lan.”

Rem: “Gah!..”

Madelyn’i zorlama girişimleri, Madelyn’in avucunun boğazına dayanmasıyla kesildi.

Madelyn’in minik eli Rem’in boynuna kenetlendi ve başka bir kelime daha söylemesini engelledi. ――Hayır, Madelyn ilk etapta pazarlık yapma fikrini reddetti.

Altın rengi gözleri öfkeyle alev alev yanıyordu, Rem’in kendi şartlarını dayatma çalışma cüretine tahammül edemiyordu.

Madelyn’in çocuksu görünümüne ihanet eden korkutucu, güçlü ejder enerjisi Rem’i ezdi ve kalbinin korkuyla sinip kalmasına neden oldu; içinde, pervasız hareketini derhâl geri adım atma hissi doldurdu.

Dizlerinin üzerine çöküp kibri için af dileme hissiyle doldu.

Ama――

Rem: “――――”

Kendisini bu kadar güçlü bir düşmana karşı korumak için Rem’in önünde duran Subaru’yu hatırladı.

Subaru, her ne kadar gülünç bir kadın kılığına girmiş, çirkin ve utanç verici bir görüntü sergilemiş olsa bile, yine de orada durdu; Rem’i korumak için hayatını riske attı ――Hayır, bu tek bir olayla da sınırlı değildi.

Rem’in gözünde Subaru ne özel ne de güçlüydü.

Ancak Subaru, önündeki tehlikelerden korkmasına rağmen asla geri adım atmamıştı.

Subaru’yu gözünün önüne getiren Rem, hareket edemeyecek kadar korkuyla dolduğu için kendisini azarladı.

Ne bakışlarını aşağıya doğru çevirdi ne de havlu atmıştı.

(Ç.N: Havlu atmak, yenildiğini kabul etmek demektir.)

Daha önce hiç bu kadar naif fikirler ya da bu kadar zayıf bir kararlılık sergilememişti.

Rem: “Hatta…”

Madelyn: “Bu ne saçmalık lan?”

Rem: “Beni öldürsen bile… Kaybedeceksin…”

Madelyn’in gözleri, Rem’in boğulurken soluk soluğa kalmış hâlde söylediği cümle karşısında şaşkınlıkla irileşti.

Madelyn öfkeyle Rem’i öldürseydi Flop’la konuşma fırsatını kaçıracaktı.

Nihâyetinde, Madelyn’in karşı karşıya olduğu kararın doğası ve özü değişmemişti.

İki seçeneği vardı: Ya şehri yerle yeksan edecekti ya da Flop’un yaşamasına izin verecekti.

İmparatorluğun Birinci Sınıf Generali olarak kendisine verilen rolü yerine getirmek Madelyn’in göreviydi. Ancak Rem, Madelyn’in tavrında ve sözlerinde başarı için çok küçük bir ihtimal bulmuştu.

Madelyn gerçekten de Flop’la konuşmak istiyordu. Emin olmak istediği bir şey vardı. Madelyn için bu şeyi teyit etmek ne kadar önemliydi?

Rem, bunun içinde bu savaşın sonucunu belirleyebilecek değerli bir şey görmüştü――,

Rem: “――Ne, yapacaksın?”

Madelyn: “――――”

Rem: “――Lütfen seç. Öldürecek misin yoksa yaşatacak mısın?”

△▼△▼△▼△

――Beyaz renkli bilinci yavaş yavaş berraklaştı, etrafındaki dünya yavaş yavaş renklendi.

???: “――Ağh.”

Bilincinin uyanmasının yanı sıra, tüm vücudunda korkunç derecede ağır ve baskıcı bir his hissetti.

Sanki vücudunun üzerinde moloz yığınları vardı, tüm varlığına baskı yapıp nefes almasını zorlaştıran ağır bir histi. Onu elinden geldiğince itmek için kollarını hareket ettirdi ve…

???: “Hınn, nğahhh…”

Sıkışmış kollarını sıkışmaktan kurtardığında baskı yüksek bir gümbürtüyle kayboldu.

Ancak o zaman bunun kendi hayal ürünü olmadığını fark etti, gerçekten de bir moloz yığınının altındaydı ve aniden nefes almasının neden bu kadar zor olduğunu anladı.

Buna ikna olduktan sonra neden enkazın altında kaldığını hatırlamaya çalıştı――,

Emilia: “――Doğru. Priscilla’yla birlikteydim, Madelyn’le dövüşüyordum.”

Az önceki yaşananları hatırlayan Emilia çevredeki manzarayı gözlemledi.

Önündeki şey, şehir manzarasının artık çoraklaşmış enkazıydı. Binalar çökmüş, yıkıntıları havaya uçmuş, toprak dümdüz olmuştu.

Güçlü bir rüzgârın savurduğu dökülmüş yaprakları andıran bu manzara karşısında Emilia hafif bir nefes aldı.

Oraya buraya yağan beyaz kar, Emilia’nın yarattığı buzullaşma alanının sonucuydu―― Subaru’nun “Buzul Çağ” adını verdiği özel bir teknikti.

Ancak Emilia’nın bilincini beyaza boyayan şey, gökyüzünden düşen başka bir beyazlıktı.

Bu――,

Emilia: “――Volcanica’yla aynı hissi veriyor.”

Göklerden yeryüzüne inen beyaz ışık, Madelyn’in iradesiyle tetiklenen bir saldırıydı.

Neyin geleceğini bilmemesine rağmen Emilia hemen harekete geçti ve Priscilla’yla güçlerini birleştirerek beyaz ışığın önünü kesmek için buzdan bariyerler koydu.

Buz kalkanının katmanları parçalandı ve sonunda Priscilla’nın değerli kırmızı kılıcı parladı――

Emilia: “Ondan sonra da enkazın altındaydım ve… Bu hiç iyi değil! Peki ya Priscilla?!”

Olanları hatırlayan Emilia, görünürlerde olmayan Priscilla’yı aramaya başladı.

Emilia enkaz altında kaldığına göre, hemen yanında bulunan Priscilla’nın da aynı durumdan zarar görmüş olması şaşırtıcı olmazdı. Öyleyse Emilia gibi fiziksel olarak güçlü birinin aksine Priscilla’nın dışarı çıkamayarak enkazın altında kalma ihtimali vardı.

Ona hemen yardım etmeliydi. Bir an önce yardım etmezse onun adına üzülüp çaresizce titrerdi.

Emilia: “Priscilla! Priscilla, neredesin!? Cevap ver bana! Seni hemen çıkaracağım!..”

???: “――Cıvıldamayı kes, yarı-şeytan.”

Emilia: “Priscilla!?”

Acıya rağmen bedenini zorlayan Emilia, yakınındaki enkazı itti. Sorusuna bir cevap alan Emilia, aceleyle sese doğru koştu.

Ve orada yıkılmış şehir surlarının kalıntıları üzerinde, birikmiş enkaz dağının diğer tarafında Priscilla’yı buldu.

Enkazın üzerinde oturan Priscilla, kendisine doğru koşan Emilia’ya homurdandı.

Priscilla: “Ne çirkin bir inatçılık. Sanırım hayattasın.”

Emilia: “Evet, benim için endişelendiğin için teşekkürler. Sen de iyisin Priscilla… di’ mi? Ama iyi görünmen içimi rahatlattı.”

Priscilla: “Hmph.”

Emilia’nın rahatlamış bir şekilde göğsünü okşadığını gören Priscilla iç çekti, her zamankinden biraz daha yorgun görünüyordu. Muhteşem kırmızı elbisesinin orası burası yırtılmış, açık teni toz ve morluklarla lekelenmişti.

Priscilla her zaman tertemiz olduğundan dolayı ona bakmak daha da acı verici görünüyordu.

Ancak Emilia gözlerini üzüntüyle aşağı doğru indirdiği sırada, Priscilla ona hoşnutsuzlukla bakarak “Bana tepeden bakayım deme”, dedi.

Priscilla: “Endişeli düşüncelerinle beni güldürme. Seninle ben her şeyden önce taht için yarışan düşmanlarız. Gerçek arzun, benim çöküşümü dilemek olmalı.”

Emilia: “Hmph, işte yine kötü şeyler söylüyorsun. Priscilla’nın incinmesini istemiyorum. Ayrıca…”

Priscilla: “Ne?”

Emilia: “Cidden beni rakibin olarak görüyorsun. Bu biraz şaşırtıcı.”

Emilia, Priscilla’nın kendisiyle kesinlikle ilgilenmediğini düşünmüştü.

Bu değerlendirme; Crusch, Anastasia ve Felt gibi diğer Kraliyet Seçimi adaylarının gerisinde kaldığının farkında olan Emilia için şaşırtıcı ve sevindiriciydi.

Bu muhteşem insanların yanına koyulması çabalarının takdir ediliyormuş gibi hissettirdi.

Priscilla: “――――”

Emilia: “Ah, ama güvendeysen Priscilla, hızlı hareket etmeliyiz; Madelyn’in nereye gittiğini bilmiyoruz ve şehri tehlikeden kurtarmalıyız!..”

Şehrin içinde bulunduğu kriz sona erdiğine göre, Priscilla’nın sağ salim kurtulmuş olmasına sevinmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.

Doğru, Madelyn’in uçan ejderlerinin saldırılarını durdurmasını diliyordu ama Priscilla’yı ararken Madelyn’in yerini tespit edemediğine göre kaçmış olması pek muhtemeldi.

Madelyn’e güvenilemeyecekse Emilia ve diğerleri, uçan ejderleri kendi başlarına uzaklaştırmaları gerekecekti.

Bu nedenle savaşta yardımcı olmak amacıyla uçan ejderlerin en kalabalık olduğu yere aceleyle gitmeyi düşündü.

Priscillia: “――Dur, yarı-şeytan.”

Emilia: “Seni beklemek isterdim ama dinlenemeyiz, acele etmeliyiz…”

Priscilla: “Gerek yok. ――İstediğimiz şekilde ilerliyor.”

Aceleyle koşmayı bırakan Emilia arkasına döndü ve şaşkınlıkla bakarken “Ha?” diye bir ses çıkardı.

Emilia’yı durduran Priscilla, molozların üzerinde otururken başını kaldırdı. Onun bu hareketi Emilia’nın dikkatini çekti ve yukarıya, beyaz karların serpildiği bulutlarla dolu gökyüzüne baktı.

Priscilla’nın söylediklerinin ne anlama geldiğini ancak o zaman anladı.

Emilia: “…Uçan ejderler, gidiyorlar mı?”

Bu cümle ağzından çıkarken Emilia’nın gözünün önüne, daha önce şehrin semalarını istila etmiş olan ve insanları ayrım gözetmeksizin avlayan uçan ejderler geldi. Kanatlarını açarak gökyüzünde yavaş yavaş uzaklaşıyorlardı.

Emilia bir an için bunun ne anlama geldiğinden emin olamadı, sonra “Belki…” diye düşündü.

Emilia: “Madelyn isteğimizi dinledi…”

Priscilla: “Saçmalık.”

Emilia: “Belki değil? Ama uçan ejderlerin gitmelerini emredebilecek tek kişi Madelyn sanırım…”

En hoş olasılık Priscilla tarafından reddedildi ve Emilia bunun üzerine düşündü.

Elbette, başkasının emirlerine uyan, uçan ejder bile kendi hayatını bir hiç uğruna feda edecek kadar intihara meyilli olamazdı. Muhtemel bir yenilgiyle karşılaştıklarında geri çekilirlerdi ve örneğin sürünün lideri yenilirse aceleyle kaçmaları bile mümkündü.

Ancak Madelyn’in yenilgisi sürünün liderinin yenildiği anlamına gelir mi ki?

Madelyn kendini kaybetmiş olarak görse bile, Emilia ve Priscilla’nın ortak çabalarıyla durduramadıkları bulutların üstünden gelen ışın da söz konusuydu.

Tehlikede olan daha ziyade Emilia ve diğerleriydi.

Madelyn, yanındaki uçan ejderlerle savaşmaya devam etseydi savaşı biraz daha uzatabilirdi.

Ve yine de――…

Priscilla: “O hâlde, neden geri çekildiklerine dair bir neden olmalı.”

Emilia: “Geri çekilmelerinin bir nedeni mi? Bu ne olabilir ki?”

Priscilla: “Ben bile her şeyi ayırt edemiyorum. Belki de Madelyn, Bulut Ejderhası’nın varlığı keşfedildiği için geri çekilme emri almıştır. Ya da…”

Emilia, Priscilla’nın ne diyeceğini görmek için bekledi, bunu düşünürken elini ağzına götürdü.

Emilia’nın beklentisinin birkaç saniye sürmesine izin verdikten sonra Priscilla bakışlarını, onlardan uzaklaşan uçan ejderlere yöneltti.

Priscilla: “――İmparatorluk Başkentinin emirlerinden daha öncelikli olması gereken bir şey mi var?”

ㅤㅤㅤㅤㅤ

△▼△▼△▼△

――Priscilla’nın mantığının doğru ya da yanlış olduğu, uçan ejder sürüsü yokluğunu hissettirdikten sonra ortaya çıkacaktı.

Uçan ejder sürüsünün lideri Uçan Ejderha Generali Madelyn Eschart’ın saldırısı şehri yıkımın eşiğine getirmiş, çok sayıda şehir sakini ve şehri savunan kişi yaralanmıştı.

Ardından, Vollachia İmparatorluğu’nda eşi benzeri görülmemiş buz mevsimi ve göklerden gelen ve tüm şehri yıkıma uğratan korkunç beyaz ışık geldi… Herkesi şehrin kıyametten kurtulamayacağına inandıran bu umutsuzluğun ortasında, bu tehditler aniden ortadan kayboldu. Şehir bu beklenmedik bir şekilde, ölümden kıl payı kurtuluşla sarsıldı.

Yeniden inşa etmek isteseler bile, öncelikle uğradıkları zararın boyutunu ve yaraların iyileştirilip iyileştirilemeyeceğini tespit etmeleri gerekecekti. Bu, dökülen kan damlalarını teker teker saymaya benzeyen ürkütücü ve zorlu bir görev olacaktı.

Kale Şehri’nden kurtulanlar buna başlamadan önce, listeye eklenmesi gereken bir gerçek vardı.

Uçan Ejderha Generali Madelyn Eschart, uçan ejderha sürüsüyle birlikte geri çekilmişti.

Uçan ejderhalarıyla birlikte Kale Şehri’nden uzaklaşmasıyla eş zamanlı olarak iki kişi de ortadan kayboldu.

――Flop O’Connell olarak bilinen tüccar ve Rem adındaki kız aniden ortadan kaybolmuştu.

#Hayda! Daha yeni kavuştuk derken kayboluverdiler! Flop da ne kral adammış, beton yetmez krala. Rem de bence Madelyn’e karşı güzel bir müzakere gerçekleştirdi. Peki, şimdi ne olacak? Rem ve Flop nereye götürülüyor? Madelyn, Flop’un boynunda ne gördü? Ve daha fazlası bir sonraki bölümde!
ㅤㅤㅤㅤㅤ

4.8 9 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
11 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Volkan Demir
Volkan Demir
23 Mart 2024 00:03

Çeviri için teşekkürler. Yeni bölüm için beklemedeyizz

furkan
furkan
26 Şubat 2025 07:52

Remi neden aldın it

Kansula
Kansula
3 Mart 2025 15:04

Ceviri için teşekkürler

Kansula
Kansula
3 Mart 2025 15:04

Ceviri için teşekkürler

İzanagi
Üye
25 Haziran 2025 09:57

Ya yeter be neden bir türlü kavuşamıyorlar bee

gariphasan
Üye
2 Eylül 2025 18:41

flop iyi ki ölmedi, bir shaula vakası daha kaldıramam.

baryonnarutotr
Üye
10 Kasım 2025 09:00

Madelyn değişik bir çar

Heisenberg
Üye
20 Kasım 2025 13:19

Rem le flop a ne olacak acaba içimden Bi ses Subaru nün tanzayla oldukları yer hernereyse onlara yakın bir yere gitmiş olabilirler diyo

yosukou61
Üye
Yanıtla  Heisenberg
23 Aralık 2025 21:03

re zero şartlarında korkutucu derecede iyi bir gelişme olur muhtemelen .d

Clumsy_Fan
Üye
31 Mayıs 2026 10:59

Çeviri için teşekkürler.

Normal bir vollachialı için çok korkunç bi durum bu aslında. Düşünsene önce şehrine ejderhalar basıyo sonra asla yaşanmayacak bir mevsim yaşanıyo ondan hemen sonrada yukardan bembeyaz bir ışık hüzmesi geliyo. Sonra da diğer şehirde de her şeyi yutan bi karanlık oluştuğunu öğreniyosum. Tappei ana kadroyu bırak normal halka da işkence çektiriyo.