※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——“Abel’e sinir oluyorum.”
Subaru, bu sloganın Rengârenk Yorna Mishigure’yi kazanmak için iyi bir strateji olduğuna inanmıştı.
Ne de olsa seçkin bir adam olan Zikir, onu defalarca isyan çıkarmış, yıkım arzusuna sahip biri olarak damgalamıştı.
Subaru’nun onunla görüşme talep ederken öne sürdüğü bahane de “Mevcut Volakiya İmparatoruna başkaldırmak için özel bir görüşme gerçekleştirmek isteyen uygun güçte biri olduğu” idi.
Subaru’nun üç kişilik grubu, o güçlü adamdan gelen bir mektupla Kızıl Lapis Kalesini ziyaret etmekteydi.
Yani Subaru aslında herhangi bir yalan söylememişti.
“Mevcut Volakiya İmparatoru”, adını ve konumunu gasp ederek Abel’i deviren kişiden başkası değildi. Özel bir görüşme gerçekleştirmek isteyen “uygun güçte biri” de tahtta oturması gereken gerçek İmparator olduğu için söylediklerinde yalan yanlış bir şey yoktu.
Subaru’nun amacı Abel’in mektubunu ne pahasına olursa olsun teslim etmekti. Bu amacı yerine getirmek için mümkün olan her yalanı söyleyebilirdi.
Subaru: “Natsumi Schwartz’ın planı tam da bu işte!..”
Bu planıyla yaratıcılığından ötürü Al ve Medium tarafından alkışlanmıştı.
Ama gelin görün ki——
Kafma: “——Ekselanslarına başkaldırmak mı dediniz?”
Yorna’ya söylenenlerin açığa çıkışıyla salondaki hava iyice buz kesmişti.
Kafma Irulux, yani bir süredir ortamın en coşkulu ferdi ve Vincent’in koruması olan şahıs, soğuk havayla karıştırılabilecek bir düşmanlık yayıyordu.
Ve Subaru, bakışlarının sertliğine bakarak artık bu yerden barışçıl bir şekilde ayrılmanın mümkün olmadığını anlayabiliyordu.
——“Kendi kazdığı kuyuya düşmek” tabiri onun için hiç bu kadar gerçek olmamıştı.
Subaru: “Ama hem zamanlama hem de paylaşılan bilgilerin eksikliği Abel’in suçu değil mi?..”
Kafma: “Çeneni kapalı tut. ——Birinci Sınıf General Yorna.”
Diyen Kafma, kendisini bu absürt duruma sokan Abel’e lanetler okuyan Subaru’yu sessizleştirdi. Ve sonra da keskin bakışlarını Yorna’ya çevirerek,
Kafma: “Ekselansları ile bu kişilerin görüşmeye aynı anda katılmasına bilerek mi müsaade ettiniz?”
Yorna: “————”
Kafma: “Sizden bir yanıt bekliyorum!”
Sesini yükselten Kafma’nın öfkesinin hedefi giderek gerginleşen Subaru ve grubu değil, bu gerginliğe sebebiyet veren Yorna’ydı.
Bunun nedeniyse suçun Yorna’da olması değildi.
Daha basit bir tabirle, Subaru ve diğerlerini tehdit olarak görmeyişiydi.
Aslına bakarsanız bir şevkle ayağa kalkmış olan Kafma’nın yaydığı mücadele ruhu, Subaru’da Guaral Belediyesinde karşılaştığı Arakiya kadar güçlü ve tehditkâr bir his uyandırıyordu.
Hiç değilse İmparatora eşlik etmesi için görevlendirilecek güçte olduğuna hiç şüphe yoktu.
Hâliyle onun gözünde bırakın Subaru’yu, Al ve Medium’un bile dikkate almaya değmeyecek kişiler olması kaçınılmazdı.
Al: “Mesele bizimle ilgili ama bizi sallayan yok mu yani? Bu iyi mi, yoksa kötü mü?..”
Subaru Al’ın sönük sitemiyle aynı hisleri paylaşırken o ve diğerlerinin dâhil olmadığı gergin etkileşim süregeliyor, Kafma kiserusunu ağzına götürüp mor bir duman üfleyen Yorna’yı sorguluyordu.
Ardından genç kadın “Acaba…” deyip kafasını eğerek canlı saç süslerini salladı.
Yorna: ““Bilerek” derken ne kastediyorsun?”
Kafma: “Şu utanmazlığa bakın!.. Ekselanslarına defalarca nasihat ettiğim üzere hâlâ tehlike teşkil ediyorsunuz.”
Yorna: “Bariz olanı dile getiriyorsun. Yol açtığım onca düzensizlik ortada… yaptıklarımdan bihaber olabilir misin acaba?”
Kafma: “——Hık.”
Yorna’nın provokasyondan başka bir şey olarak görülemeyecek bu sözleri Kafma’nın alnında bir damarın belirmesine neden oldu.
Bu esnada Subaru, tuhaf olsa da işittikleri kadarıyla Kafma’yla hemfikirdi. Yorna onun gözünde bile rezil mi rezil bir karakterdi.
Şöhretine bağlı olarak kendilerini bir dereceye kadar kötülüğe hazırlamış olmalarına rağmen bu manzara beklentilerini aşıyordu.
Bununla birlikte alenen başkaldırma niyeti sergileyen Subaru ve grubunu, kendisini ziyaret etmiş olan Vincent ve adamlarına vermeyi planlamıyor gibi görünüyordu.
Atmosfer, hainlerin İmparatora teslim edildiği bir sahneye göre fazla gergindi.
Her şeyden önemlisi——
Vincent: “——Zevkin her zamanki gibi mide bulandırıyor.”
İşte böylece Yorna’nın niyetini göz ardı eden Vincent’in sesi işitildi.
Yorna’ysa onun bu soğuk kelimeleri karşılığında şekilli kaşlarını hafifçe çatarak,
Yorna: “Oh, bu sizin zevkinize hitap etmedi mi, Ekselansları?”
Vincent: “Akıl almaz. Tek taraflı olduğu sürece bir tavşanın köpeği avlamasına izin vermeye benzer. İmparatorluktan, safi zulmü bir eğlence hâline getirecek kadar bıkmadım.”
Vincent’in ifadesi kayıtsızca olsa da kati bir otorite havası taşıyordu.
Ve Yorna’nın toplu saçlarının arasındaki boşluklardan görünen tilki kulakları titreşiyordu. Subaru, genç kadının nasıl bir duyguyla hareket ettiğini bilemiyordu.
Aynı şey Vincent’in duyguları için de geçerliydi.
Subaru: “————”
İsyancılarla karşı karşıya geldiğinde kalbinde nasıl bir fırtına kopacaktı?
Bilhassa karşındaki kişinin bir sahtekâr olduğunu bilirken o sahte imparatorun içinden geçenleri anlamak, gerçek olanın düşüncelerini hayal etmekten bile zordu.
Diğerini püskürttüğüne göre Abel hakkında kötü şeyler düşünüyor olmalıydı, fakat——
Subaru: “Bunu yansıtacak kadar aptal olamaz…”
Vincent: “——Sen.”
Subaru: “——Hık!”
Vincent’in kara gözleri tarafından delinip geçilen Subaru’nun soluğu kesildi. Ve bir an için gözlerini kaçırması dahi yasaklandı, hazırlıksız bir şekilde en büyük düşmanıyla göz göze geldi.
Nasıl olduğu bilinemese de suratı gerçeğinin tıpatıp aynısıydı.
Gerçeği de sahtesi de karşısındakinin her hareketini anlamaya çalışan aynı keskin, kara gözlere sahipti. Bu da Subaru’yu kıvrandırıyordu——
Vincent: “Söyleyecek bir şeyin varsa söyle hadi.”
Subaru: “…Aynı sinir bozucu gözler.”
Kafma: “Ne!..”
Subaru: “Ah! Yo, yo, yo! Öyle demek istememiştim! Yalnızca ağzımdan kaçtı!”
Böylece olabilecek en uygunsuz anda, sahte imparatorun sorgusuyla sinir bozukluğu içeren bir sitem çakıştı.
Subaru’nun imparatora alenen sözlü tacizde bulunmasının ardından Kafma ne diyeceğini bilemez hâle gelirken Subaru, tek gözünü kapatıp sessizleşen Vincent’e doğru telaşla elini salladı.
Sahte imparator şaşkındı ama aynı zamanda onu ölçüp tartarmış gibi Subaru’yu inceliyordu.
Gerçek Abel’in Buddheim Ormanında, Shudraq Köyünde ve Guaral Belediyesinde Subaru’ya attığı bakışlar vardı ya—— işte bu da onlardan farksızdı.
Subaru: “Ah, neyse, biz…”
Subaru’nun arkasındaki Al ve Medium ikilisi nefeslerini tutmuş, yaşananları izliyordu.
Subaru’nun şok edici potu onları büyük bir baskının altına sokmuş olmalıydı. Salondaki atmosfer hâlihazırda soğuk ve gerginken yapılacak tek bir gaf, her şeyi paramparça edebilirdi.
Düştükleri durum zaten yeterince içler acısıydı.
Yorna da Kafma da Subaru ve grubunun baş edemeyeceği rakiplerdi.
Hâl böyleyken Yorna’ya fikirlerinden vazgeçtiklerini söylemeleri, isyankârlıklarının bir rezillik olduğunu vurgulayıp başlarını eğip oradan ayrılmaları daha akıllıca olmaz mıydı? Ortalığı bu şekilde yatıştırabilirler miydi ki?
Aklının bir köşesinde bu düşünce olan Subaru, sıcakkanlı bir gülümseme teşebbüsüyle dudaklarının kenarlarını gevşetmeye çalıştı.
——Ve o anda Yorna’nın bakışlarının en ufak bir hareketten yoksun şekilde kendisine odaklanmış olduğunu fark etti.
Yorna: “————”
Yorna, sessizlik içerisinde kiserusunun dumanını içine çekerek Subaru’nun hareketlerini izliyordu.
Gözlerindeki ne ilgisiz ne de kayıtsız denilebilecek, son derece belirsiz bir bakıştı. Yükselen o mor dumanlar gibi değişken, yakalamaya çalışsanız bile yitip gidecek bir siluet misaliydi.
Subaru, ona güvenmeye çalışmanın son derece aptalca olacağını düşünüyordu.
Fakat içinden bir ses, bunun bir dönüm noktası olduğunu söylüyordu.
Subaru’nun grubuna olan ilgisini kaybetmenin eşiğindeki bu bakış, zamanında yitirdiklerini geri almayı değerlendirircesine kaprisli değildi. Burada ortaya atılacak fikirler bir daha asla bir araya getirilemezdi.
Başka bir deyişle, Yorna Mishigure ile ikinci bir iş birliği fırsatı asla elde edilemezdi.
Pes etmek, karanlıktaki güvenilmez bir zafere giden yolu kapatmakla eş anlamlıydı.
Dolayısıyla——
Vincent: “——Bana dikkatlice cevap ver. Söyleyeceğin şey neydi?”
Subaru: “Şey, umm——”
Vincent’in sorusu üzerine Subaru’nun kalbi bir süreliğine tekledi.
Sahte imparatorun ardındaki Kafma gözlerini kısarak dikkatini Subaru’ya verdi. Subaru’nun ardındaki Al ve Medium’un gerginlikleri de tavan yaparken Yorna, ciğerlerine bir ağız dolusu mor duman çekmeyi sürdürdü.
Ve tüm bu değişiklikleri göz ucuyla yakalayan Subaru, Vincent’e bakarak şöyle dedi:
Subaru: “Yorna-sama’nın söylediği gibi. Size savaş ilan ediyoruz.”
Evet, çekilmemesi gereken bir pozisyona, vazgeçmemesi gereken bir parçaya tutunurcasına böyle söyledi.
Guaral’da dönüşünü bekleyen Rem, orada olmayan Abel ve ardında kendisini hazırlayan Al ile Medium, Subaru’nun vereceği karara güveniyordu.
Natsuki Subaru’nun bunun önemini ve ağırlığını yanlış anlamaması ve her şeyi bir kenara atmaması için ——
Vincent: “————”
Derken bu düşmanca beyanı işiten Vincent’in kara gözleri hafifçe titreşti.
Subaru’nun içgüdüleri bunun hangi duyguya karşılık geldiğini çözemiyordu; keyif, öfke, keder ya da zevk. Bunun yerine kendi sözlerindeki coşkunun etkisiyle dilinin hızla kuruyuşunu tecrübe ediyordu.
E bu da çok doğaldı. Geniş topraklarıyla övünen Volakiya İmparatorluğunun imparatoru olarak gerçek gücünden mahrum bırakılan Abel’in aksine karşısındaki bu sahte imparator, bunu bir koz olarak tüm gerçekliğiyle elinde tutuyordu.
Vincent az önceki gaftan sonra Kafma’yı durdurmak için elini kaldırmamış olsaydı genç adam kesinlikle bir öfke patlaması yaşar ve Subaru’nun hayatı hızla sona ererdi.
Ama bu gerçekleşmemişti. Vincent bunun olmasına izin vermemişti, vermeyecekti.
Yorna: “Kuhu…”
Yukarıdaki koltuğundan Subaru ve Vincent’in aşağıdaki yüzleşmesine tanık olan Yorna, boğazından hafif bir sesin çıkmasına izin verdi.
Dudaklarının arasından dumanlarla birlikte küçük bir gülüş kaçarken de omuzları keyifle kıpırdandı. Subaru’nun hayati tehlike arz eden beyanı, hiç değilse can sıkıntısını gidermede etkili olmuş gibiydi.
Vincent: “Neye gülüyorsun, Yorna Mishigure?”
Yorna: “Öncelikle, bu konuklar sözlerini geri almadılar. Ayrıca üçünün Ekselanslarının hayatını tehlikeye atma ihtimalleri var… Sizce neye gülüyor olabilirim?”
Vincent: “Benimle alay etme, kadın. Bana itaatsizlik etmeye inanan sen bile niyetimi anlarsın.”
Yorna’nın kışkırtıcı bakışlarıyla karşılaşan Vincent’in ifadesi değişmiyordu.
Böylece kara gözlerini bir kez daha düşmanlığını ilan etmiş olan Subaru’ya çevirdi.
Vincent: “Burası Kılıç Kurdunun diyarı. Yalnızca kafama nişan alma cesaretine sahipsen gerçek bir İmparatorluk vatandaşı olarak adlandırılabilirsin.”
Subaru: “…Nasıl da tatlısınız!”
Vincent: “Hmph.”
Vincent, homurdanıp geçerek Subaru’nun alayını kulak ardı etti.
Yanıt verme şekli de dâhil olmak üzere tüm davranışları gerçek imparatorun mükemmel bir taklidiydi. Onun yerinde Abel olsaydı o da tamı tamına aynı şekilde karşılık verirdi.
Abel’in Subaru ve diğerleriyle birlik olmasıysa Subaru’nun sahte imparatorun o olması ihtimalinden şüphelenmesine yol açıyordu.
Gerçi bu durumda Subaru ve diğerleri tam bir çıkmaza girerdi, o yüzden bunun gerçek olmamasını diliyordu.
Vincent: “Maalesef kafamın değeri öyle kolayca sana teslim edebileceğim kadar düşük değil.”
Subaru: “——Öyleyse bizimle ne yapmaya niyetlisiniz?”
Subaru: “——Öyleyse bizimle ne yapmaya niyetlisiniz?”
Vincent: “Ehh, sorun da orada zaten.”
Bu açıklamayla şiddetli bir çıkış yapmak üzere olan Kafma’yı alt ederek İmparatora düpedüz meydan okuyan Subaru ve diğerlerinin varlığı kanıksanmıştı. Fakat hemen ardından gelen kelimeler, Vincent’ın rakiplerine yönelttiği soğuk bakışlarında hiçbir değişiklik olmadığını gösterdi.
Onların ruhuna bir değer biçse de kendisine zarar vermek isteyenlere müsaade etmesinin hiçbir sebebi olamazdı.
Subaru ve Vincent’ın kara gözleri buluşuyor, odadaki atmosfer cehennem ateşine çevriliyordu.
Yorna: “Oh, ben de günahkâr bir kadınım. Erkeklerin bu şekilde mücadele ettiğini görmek beni çok heyecanlandırıyor.”
Kafma: “Ortadaki başka birinin sorunu sanki… Her şeyden önce, işin içinde erkekten çok kadın var. Buna erkeklerin mücadelesi demek doğru olmaz.”
Yorna: “Kuhu.”
Yorna, Subaru ve Vincent arasındaki apaçık bakışma mücadelesiyle ilgili izlenimlerini açıklarken Kafma’nın suratındaki öfke giderek yoğunlaşıyordu.
Kafma: “Ekselansları! Emredin hadi! Buradakiler…”
???: “——Kafma, yaptın yapacağını… Deminden beri ortalığı karıştırıyosun.”
Bu çıkmazdan bıkıp usanan Kafma, doğrudan Vincent’a ulaşmaya çalıştı. Fakat ona müdahale eden kişi ne Yorna ne de Vincent oldu.
Subaru: “Ah…”
Ve sesin geldiği yöne dönen Subaru’nun ağzından istemsizce bir nefes kaçtı.
Ses bilincinin öylesine dışındaydı ki işitilmiş olması bile kendisini afallatmıştı.
O sesin sahibiyse Vincent’ın eşlikçisi olarak peşinde getirdiği üçlüden biriydi—— yani ahşap zeminde bağdaş kurarak oturmakta olan, Kafma dışında ufak tefek bir figür.
???: “Bilirsin ya, düşünme işini bizdense Ekselansları yapınca işler çok daha iyi yürüyo. Böyle havlayıp durursan gerçekten ayağına dolanıcaz.”
Konuşan kişi, uzun kaşlara ve beyaz saçlara sahip, yüzü kırışık, ihtiyar bir adamdı.
Hem ses tonu hem de konuşmasının içeriğiyle özenle canı sıkılıyor havası veren biriydi. Ve görünümü öylesine çarpıcıydı ki daha önce nasıl gözden kaçtığını anlamak zordu.
——Yo, aslında görülmüştü. Yalnızca Subaru onu fark edebilecek durumda değildi.
Belki de gözden kaçmanın gerçek anlamı buydu.
Her hâlükârda ihtiyar adamın bu sözleriyle birlikte Kafma, ona dönüp “Ama” diyerek,
Kafma: “Ekselanslarının dertlerini ortadan kaldırmak sadık bir tebaanın görevidir, Üstat Olbart!”
Olbart: “Sadık bi tebaa deyince kulağa kendi kendine hizmet etmenin bedelini ödemeye kalkacakmışsın gibi gelmiyo mu? Şahsen ben gelecek vadeden bi gencin kafasının kesilmesi fikrinden hoşlanmıyorum.”
Kafma: “Ağh… Hık.”
Tembelce kafasını sallayan ihtiyar—— yani Olbart, Kafma’nın kulağını çekerken Kafma’nın yanaklarının gerilişi, insana bu hareketle nasıl bir baskı yaydığını merak ettiriyordu.
Bununla birlikte yanakları gerilen tek kişi Kafma değildi. Bahsi geçen ismi işiten Subaru da kaskatı kesilmişti.
Subaru: “Üstat, Olbart…”
Olbart: “Oh? Beni tanıyo musun? E azıcık ünlüyüm sonuçta.”
Subaru: “…Ünlü olduğunun farkındaysan evet, artık ben de eminim.”
Olbart’ın tepki verdiği ismi telaffuz eden Subaru’nun dudakları titriyordu.
Evet, Subaru’nun şaşkın bakışlarını görüp de bu tepkiyi verdiğine göre hiç şüphe yoktu. Subaru, Guaral Belediyesinde ve İblis Şehri yolculukları esnasında Olbart ismini işitmişti.
Bundan böyle Dokuz İlahi General, Subaru’nun İmparatorluğu fethetme stratejisinin kaçınılmaz bir parçası olacaktı. Bu Generallerin biri Yorna iken bir diğeri de——
Subaru: “Zalim Yaşlı Adam, Olbart Dunkelkenn!..”
Olbart: “O isimden pek hoşlanmam, haberin olsun. Zalim Yaşlı Adam kulağa çok kötü geliyo. Cidden zalim ihtiyarın tekine mi benziyorum? Eh, şahsen bana öyle misin diye sorsanız öyleyim demezdim. Öyleyim diyemezdim, kakakakka!”
Diyen yaşlı adam, ağzını kocaman açıp yaşına göre harika görünen güzelim, bembeyaz dişlerini sergileyerek gülümsedi.
Fakat Subaru gülecek durumda değildi. ——Yorna’yı saflarına çekme mücadeleleri sırasında sahte İmparator Vincent’e denk gelmiş ve onun Olbart’ı peşine taktığını görmüştü.
Bu da demek oluyordu ki artık Olbart da karşı tarafın üyesiydi.
Subaru: “Arakiya, Chisha ve bir de Olbart…”
Subaru, beyninin çalışmayı kestiğini hissediyordu; gözüne kestirdiği İlahi Generaller çoktan düşmanın safına geçmiş gibi görünüyordu. Üstelik yalnızca rütbesi yüksek olduğu söylenenleri hedefliyorlardı.
Sorun sadece geleceğin değil, önlerindeki durumun da giderek artan bir hızla kötüleşmesiydi.
Yalnızca Kafma bile baş edemeyecekleri bir rakipken şimdi Dokuz İlahi Generalden biri olan Olbart da işin içine girmişti.
Planlamış olsalar bile bu kadar berbat şartları denk getiremezlerdi——
Al: “——Hey, ihtiyar, beni hatırlıyor musun?”
Olbart: “Ne dedin?”
Subaru’nun alnında terler beliriyor, yanaklarından aşağı süzülüyor ve çenesinin ucundan damlıyordu.
İşte tüm bu gerginliğin arasında Olbart’ın kaşlarının kalkmasına yol açan, beklenmedik bir ses işitildi. Sahibiyse Subaru’nun ardından seslenen Al’dı.
Al öne doğru eğilmişti ve bu hareketi Subaru’nun gözlerinin irileşmesine yol açıyordu.
Subaru: “Al? Sen tam da… yaptığımız her hareket sorgulanırken birdenbire ne yapıyorsun böyle?”
Al: “Natsumi-chan bu durumda hâlâ bir kadın gibi konuşmaya devam ediyor ama ben hiç düşünmeden ortaya atlamadım. Yo, aslında düşünmedim ama… Hey, ihtiyar! Benim ya, hey hey!”
Subaru: “Kulağa dolandırıcının tekiymişsin gibi geliyor…”
Sırf yaşlı diye böyle bir numara yapabileceğini düşünmesi pervasızlık olurdu. Zaten Olbart da Al’ın seslenişini işitir işitmez öne eğilip “Hmm?” diye mırıldanmıştı.
Olbart: “Oo, bayağı eksantrik bi görünümün varmış, evlat. İhtiyarın teki olsam da böyle görünen birini unutamazdım. Cidden birbirimizi tanıyo muyuz?”
Al: “O kadar iyi tanışmıyoruz ve sizi son görüşümde kafamda miğferim yoktu. Ama bir kolum yine eksikti ve biraz sohbet etmiştik.”
Olbart: “Benimle konuşan kolsuz bir adamdın yani?..”
Al: “Oh, evet. ——Küçük Hanım Arakiya da benimleydi.”
Al sesini hafifçe alçaltarak, Subaru ve diğerlerinin başına çok fazla dert açan, Olbart gibi Dokuz İlahi Generalden biri ve korkunç kız olan Arakiya’nın adını söyledi.
Ve Al’ın sözleri Subaru’ya pek bir anlam ifade etmese de Olbart onu duyar duymaz kaşları kalkarak “Oh!” diye bağırdı.
Olbart: “Sen osun ya! Araki’yle birlikte adayı geri alan adamsın! Şimdi bahsi açılınca benzettim seni. Kakakakka, hâlâ hayatta olduğuna inanamıyorum!”
Al: “Oh, hayattayım, hayattayım. Şansım bir şekilde yaver gitti.”
Olbart: “Demek yine şans eseri Ekselanslarına düşman oldun. Ekselanslarının itibarını daha iyi hâle getirmek için zamanında seninle konuşsam iyi olurmuş belki de. Batırmışım, batırmışım.”
Al rahat bir tavır ve ses tonuyla, Olbart ise koca bir gülümseme eşliğinde konuşuyordu.
Aralarındaki ilişkiden bihaber Subaru’ysa boş boş bakmaktan öteye geçemiyordu. İşlerin iyiye mi kötüye mi gideceğini idrak etmekte bile zorlanıyordu.
Vincent: “——Olbart, bu adamı tanıyor musun?”
Neyse ki şüphelerine bir son vermek adına duruma müdahale eden biri oldu.
Ve Olbart, kollarını önünde kavuşturup, “Oh, evet!” diyerek sahte İmparatorun sorusunu yanıtladı.
Olbart: “İki üç yıl önce, siz daha tahta yeni çıktığınızda dört bir yanda isyanlar vardı, değil mi?”
Kafma: “Üstat Olbart, Ekselansları tahta çıkalı sekiz yıl oldu…”
Olbart: “Ha? Ben üç yıl falan oldu sanıyodum. Vay be, nerdeyse on yıl olmuş ama bana daha yeniymiş gibi gelmiş, batırmışım herhâlde.”
Vincent: “Boş ver, sen devam et. Sekiz yıl önce ne oldu?”
Olbart konudan saparken Vincent onu bir kez daha konuya döndürdü ve o da bu düzeltmeyle birlikte Al’ı işaret ederek, “Şöyle ki” dedi…
Olbart: “O zamanlar Ginunhive’da da bi isyan vardı… ve o isyanı durduracak olanlar bu miğferli adamla Araki’ydi.”
Vincent: “Hoh.”
Olbart’ın hikâyesini işiten Vincent ilk defa dikkatini Al’a verdi.
Sarkacın iyi yöne mi kötü yöne mi döndüğünü anlamak zordu ama görünüşe göre Al’ın bu çabası, kabalığı yüzünden saniyesinde cezalandırılmasına yol açmamıştı.
Derken Al, Subaru’nun yanına ulaşacak şekilde bir adım öne çıkarak,
Al: “Saygılarımla, Ekselansları, şuradaki İhtiyar Olbart’ın da bildiği gibi… Bendeniz aslında sekiz yıl önce Ekselanslarına hizmet ettim ve henüz ödülümü alamadım.”
Olbart: “Hiçbi şey istemediini söylemiştin gerçi.”
Vincent: “Olbart, çeneni kapalı tut. ——Sen devam edebilirsin, soytarı.”
Al: “——Bugün ödülümü almayı umuyordum.”
Subaru, salondaki havayı sessizce donduran bir ses hayal etti.
Al’in sekiz yıl önceki başarısı için bir ödül talep etmesindeki korkusuzluğu ve bir de yaptıklarını bilen birinin varlığı hesaba katılınca bu kesinlikle oynanmaya değer bir kumardı.
Subaru’nun savaş ilanını duyduktan hemen sonra onları idam etme yoluna gitmeyen sahte İmparator—— Vincent, Volakiya İmparatoru olarak hareket edecek mantığa da kararlılığa da sahip biriydi.
Ve Abel’in söyledikleri doğruysa o da “kesin ceza ve ödül” kavramına inanıyor olmalıydı.
Bu durumda——
Vincent: “Ne istiyorsun? Kellemi mi?”
Al: “Kellenizi bana teslim etmenizi sağlayabilseydim muazzam bir galibiyet olurdu ama bunu talep etmek yürek ister. hâliyle…”
Diyen Al, kafasını çevirip Subaru’ya baktı. Kendinden istenen şeyi anlayan Subaru’ysa cebindeki zarfı çıkarttı.
Başından beri tek amaçları Abel’in mektubunu teslim etmekti.
Subaru: “Bizim amacımız bu mektubu Yorna-sama’ya iletmek. Eğer yoldaşımı hizmetleri için ödüllendirmek istiyorsanız buna müsaade edin lütfen.”
Vincent: “Bir mektup mu?”
Subaru: “Bir aşk mektubu… Efendimizden, Yorna-sama’ya.”
Abel’e “Efendimiz” demekte tereddüt eden Subaru, içinden dil çıkartarak cümlesinin devamını getirdi.
Odanın ucundaki koltuğunda oturmakta olan ve “aşk mektubu” kelimelerini işiten Yorna ise bir kahkaha patlattı ve “Kuhu” diyerek boğazını temizledi. İlgisi çekilmiş gibi görünüyordu. Ve Vincent de istenmeyen bir tepki vermiyordu.
Kara gözlerini kısıp yalnızca birkaç saniyeliğine düşündükten sonraysa,
Vincent: “Sekiz yılı aşkın süre geçmiş ama Gladyatör Adası vukuatı fenaydı.”
Subaru: “Oh…”
Vincent: “Eğer istediğiniz buysa ödülünüzü alabilirsiniz. Mektubunuzu Yorna Mishigure’ye teslim edebilirsiniz.”
Diyen Vincent, çenesiyle Yorna’yı işaret etti.
Onun sözlerindeki niyeti idrak etmekse Subaru’nun biraz vaktini aldı. Fakat Al’ın oynadığı kumarı kazandığını anlar anlamaz yoldaşlarıyla göz göze geldi.
Evet, riskli bir kumardı ve Al, bu kumarı oynayarak doğru bir tercih yapmıştı——
Vincent: “——Lakin.”
Subaru: “Ha?”
Tam da sevinçten havalara uçacaklarken Vincent tek parmağını kaldırarak konuşmaya başladı.
Subaru ve diğerleri dönüp kendisine bakarken de karanlığın ta kendisiymiş hissi uyandıran kara gözlerini kapatarak dedi ki:
Vincent: “Size izin vereceğim tek şey, mektubunuzu teslim etmeniz. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz, değil mi?”
İşte bu kelimeler işitildi.
Ve onları işiten Subaru’nun gözleri irileşti, hızla etrafında döndü, gözleri Yorna’yı bulurken de yüzüne bir gülümseme yerleşti.
Gerçi Subaru’nun grubunun amacı mektubu teslim etmek ve Yorna’dan bir yanıt almaktı.
Subaru: “Mektubu verecek olursam Yorna-sama’dan ne zaman yanıt alabilirim?”
Yorna: “Hmm, anlıyorum…”
Subaru’nun sorusunu işiten Yorna, bakışlarını boşluğa çevirdi.
Sonra da kiserusunu baş aşağı döndürerek içerisindeki külleri yanındaki kamuronun hazırlamış olduğu bir kaba döktü.
Yorna: “E ben bir kadınım neticede… Bir aşk mektubunu alır almaz yırtıp açarken görülmek istemem. Bu nedenle… Konuklarım kaleden ayrıldıktan sonra mektubu özenle okuyacak ve yanıtlayacağım.”
Subaru: “——Yani biz kaleden çıktıktan sonra mektubu okuyacaksınız, öyle mi?”
Yorna: “İblis Şehrinin Efendisi olarak maiyetimin önünde yalan söylemem.”
Subaru, onu tanımadığı için mavi gözlerindeki ışığın samimi mi yoksa safça mı olduğunu anlayamıyordu. Ancak artık seçim şansı yoktu.
Örneğin en başta Al’ın ödülünü değiştirip ‘kaleden sağ salim çıkmak’ hâline getirecek olsaydı muhtemelen Vincent buna da izin verirdi.
Ama öncekinin aksine bu plan, Yorna’yla güçlerini birleştirme ihtimallerini sona erdirirdi.
Bu da demek oluyordu ki——
Subaru: “Al, Medium-san.”
Subaru, kararını tam anlamıyla vermeden önce iki yoldaşının isimlerini telaffuz etti.
Yaşanacaklar ve yapılması gerekenler için her ikisinin de işbirliği gerekliydi. Hâliyle harekete geçmeden önce onların onayını alması önemliydi.
Kafasını çevirip onlarla göz göze geldiği andaysa Al ve Medium’un kafa sallamakta olduğunu gördü.
Al: “Ehh, sana yardım eli uzatacağımı söylemiştim, kardeşim.”
Medium: “Abim benden seninle ilgilenmemi istemişti! Benim için Natsumi-chan’a iyi bak demişti!”
Böylece Al kafasını eğerken Medium, güçlü sözlerle niyetini belirtti.
Ve onlardan cesaret alan Subaru, kafasını sallayarak yoldaşlarını onayladı.
Sonra da ağır ağır salonun ön saflarına—— başköşedeki kolçağına yaslanmış, kiserusunun dumanını içine çeken Yorna’ya doğru ilerledi.
Ve yakından iyice kuvvetlenen büyüleyici güzelliğinin huzurunda, tatlı bir koku eşliğinde mektubunu sundu.
Subaru: “Buyurun, Efendimden bir mektup.”
Yorna: “Çabaların için teşekkürler. Ama bundan sonrası çok daha zor olacak.”
Subaru: “Evet, farkındayım.”
Böylece esnek parmaklar mektubu aldı ve bir gülümsemeyle dile getirilen kelimeler, Subaru ile arkadaşlarının geleceğini lanetledi.
Fakat Subaru, asilce bir karşılık vererek arkasını döndü.
Ve sonra da——
Subaru: “——İmparator Ekselansları, korkarım ki tahtınızı elinizden almak zorunda kalacağız.”
İşte bu kelimelerle, Vincent’ın hemen önünde, eskisinden de açık bir şekilde savaş ilanını dile getirdi.
△▼△▼△▼△
O anda, oracıkta meydana gelen olaylar dramatikti.
Kafma: “Bu ne cüret, seni küstah küçük!!——”
Savaş ilanının hemen sonrasında Kafma’nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Ve Kafma Irulux, Subaru’nun kabalık ve saygısızlığın zirvesindeki bu beyanı karşısında İmparatora olan bağlılığını kendi gücüyle kanıtlama isteğine kapılmıştı.
——İşte bunun sonucunda da kolları genişler ve kıyafetleri parçalanırken bedeninden Subaru’ya doğru sayısız diken fırladı.
Kıvrılan yılanları andıran koyu yeşil dikenler Subaru’ya hücum ediyor, ezici yoğunlukları görüşüne mâni oluyordu. Her biri Subaru’nun kolu kalınlığında iğnelere sahip dikenli sarmaşık, avının hayatını son damlasına dek tüketecek ölümcül bir silahtı.
Subaru’nun herhangi bir tepki vermesine müsaade etmeyen bu saldırı, fareyi yutan yılan misali bedenini hiç çaba harcamadan dikenlerle sarmalamak üzereydi.
Al: “——İyi dedin, kardeşim.”
Evet, dikenler tüm bedenine saplanacaktı ve kendisini delici acıya hazırlamıştı.
Fakat gergin bedenini sarsan şey o acı değil, arkasından çekilip poposunun üzerine düşmenin doğurduğu şok oldu. Ve yan taraftan bu kelimeleri sarf ederek Subaru’nun önüne geçen Al, daosuyla dikenlerin icabına baktı.
Böylece Subaru’yu ardına alarak kalın kılıcı ile düşmanın saldırılarını savuşturmaya başladı. Ancak her bir dikeni engelleyemiyor, omuzları ve beli kana bulanıyordu.
Öyle ya da böyle, Subaru’yu o ezici yoğunluktan kurtarmayı başarıyordu.
Subaru: “Peki ya Medium-san!”
Medium: “Uuaah! Ramak kalmıştı! Al-chin’in söylediğini yapmasaydım ölmüş olurdum!”
Subaru aceleyle etrafında döndü ve Medium’un ikiz kılıçlarını çekmiş şekilde hemen arkasından kendisine cevap vermekte olduğunu gördü.
Göz ucuyla gördüğü üzere genç kız ikiz bıçaklarını aşağı yukarı savuruyor, bir şeyleri kesiyor, yakalıyor, üzerlerine basıyor ve dört bir yandan yaklaşan dikenlerin bir kısmına engel oluyordu.
Subaru, hem yeteneğinden emin olduğu hem de güvende olduğunu gördüğü için rahat bir nefes aldı. Ancak rahatlamak için henüz çok erkendi. Sonuçta bu yalnızca ilk dalgaydı——
Yorna: “Ne kadar da abartılı bir büyü numarası.”
Subaru: “——Hık.”
Dikenlerin menzilinde olması gereken Yorna, kendilerini korumaya alan Subaru’nun grubunun arkasındaydı. Kamurosunu kollarının arasına almıştı ve saldırıyı öylece karşılarken duruşunu koruyor, mor dumanlarını üflemeye devam ediyordu.
O da her tarafından dikenlerle kuşatılıyor fakat her bir diken sanki hayal ürünüymüşçesine ve yalnızca Yorna’yı çevreleyen bir uzay boşluğu varmışçasına anormal bir şekilde bükülüyordu.
Kafma kasten mi dikenleri büküyordu yoksa Yorna’nın mı bu işte parmağı vardı kısmını tahmin etmek imkânsızdı ancak——
Subaru: “Verdiğimiz rahatsızlık için özür dilerim. Burayı size bırakıyoruz.”
Yorna: “Evinize sağ salim dönün. Eğer kaleden ayrılmayı başaramazsanız…”
Subaru: “Mektubu okumazsınız. Anlaşıldı.”
Bir kez daha basitçe açıklanışıyla birlikte Yorna’nın niyeti, idrak etmek ne kadar zor olursa olsun şüpheye mahal vermeksizin anlaşılmıştı. Vincent da oyunun devam ettiğini açıkça belirtmişti——
Subaru: “Kaleden çıkana dek oyuna devam. ——Al, Medium-san!”
Al: “Aynen!”
Medium: “Tamamdır!”
Subaru: “Sağa!!”
Bu güçlü yanıtların hemen sonrasında Subaru’nun gürültülü komutu işitildi.
Ve iki yoldaşı onun kararını anında algıladı, üç kılıç savruldu.
Tek kollu adamın daosu ve bir çift esnek kılıç, dikenleri bir hışımla keserek görüşlerini ve gidişlerini engelleyen öbeği havaya uçurdu ve üç figür o yeşilliğin içerisinden atıldı.
Ve bu şekilde, hız ve ivme kazanmak için ahşap zemine bastırdılar.
Kafma: “Kaçmanıza izin vereceğimi mi sandınız?”
Ancak ileri atılan tek bir adım sonrasında Subaru’nun burnunun ucuna başparmak kalınlığında bir iğne takıldı.
Göz alabildiğince parlayan o şey, bir dikenden ziyade beyaz bir kemik parçasına benziyordu. Ve Subaru’yu caydırmak için yapılmış bir atış değil, şakağını delip geçmesi planlanan bir darbeydi.
Al kılıcını fırlatılan iğnenin yoluna çevikçe savurmuş olmasaydı Subaru şimdiye ölmüş olacaktı.
Subaru: “Dikenler ve iğneler, bir de ucube gösterisi mi çıktı başımıza!?”
Al: “Bu Böcek Kafesi Kabilesinin gücü! Vücutlarında taşıdıkları böceklerle saldırıyorlar!”
Subaru: “Burası Aburame Klanı* değil!”
Ç.N: (Naruto’ya bir gönderme!)
İkili önemsiz bir konuda tartışırken Subaru, Al ve Medium’un desteğiyle yere yakın kalarak ilerliyordu. Yöneldikleri yerse salonun çıkışı değildi.
O tarafa gitseler bile kalenin kulesinden aşağı uzun bir yol kat etmeleri gerekecekti. Kafma’nın saldırılarına o kadar uzun süre maruz kalabilmeleriyse mümkün değildi.
Başka bir deyişle Subaru ve grubunun hatırı sayılır bir kestirme yol yaratması gerekliydi.
Dolayısıyla——
Subaru: “Medium-san!”
Medium: “Evet!”
Subaru: “Elinden geleni yap!”
Medium: “——Yapacağım!”
Medium’un bedeni bu cesaretlendirmeyi işittiği saniyede hiç abartısız yerinde sekti ve ivmesi arttı.
Sonra da uzun saçları dalgalanır, ellerindeki ikiz kılıçlar savrulurken karmaşık ve tuhaf yörüngelerde atılan dikenleri şiddetle savuşturdu.
Elbette ki bu kısmen Medium’un yeteneğinin eseriydi. Ama bunun yanı sıra,
Al: “Sağ! Sağ diz! Ense! Seksi kalçalar!”
Medium: “Uh! Ha! Al bakalım!”
Al’ın kan dondurucu nidaları Medium’a yaklaşan tehlikelerin hedeflerini duyuruyor, Medium da anında karşılık verip dikenleri bedenine ulaşmalarına ramak kala savuşturarak başarıyla gardını alıyordu.
Subaru Al’ın görme duyusunun sınırlarını merak ediyordu. Ama Arakiya karşısında da sergilediği hayatta kalma becerisinin sağlamlığı yalnızca kendisine değil, başkalarına da yarıyormuş gibi görünüyordu.
Bunu fırsat bilen Medium, salonun penceresine ulaştı. Sonra da tek bir hamleyle ahşap korkuluğu parçalayarak sıçrayan uzun bacaklarını duvarın dışına çıkarttı.
Böylece kalenin yerden otuz küsür metre yükseklikteki salonu dışarıya açıldı. İblis Şehrinin mavi göğü gözler önüne serildi ve Subaru ile grubunu şiddetli bir rüzgâr karşıladı.
Ya hep ya hiç meselesi değildi ama——
Subaru: “——Eğer kaleden çıkabilirsek!”
Yorna’nın eli mektubun üzerindeydi.
Şartları kabul etmiş olan Vincent’ın grubu daha ileri gitmeyecekti. Aslında açıkça böyle bir söz vermemiş olabilirlerdi.
Ama yine de ortada inanacak başka bir şey yokken olayları görmenin tek yol buydu——
Medium: “——Natsumi-chan!”
Duvarı parçalayan Medium işaret verirken Subaru tam gaz koşmaya başladı.
Dikkatsizlik edip etek giymediği için minnettardı. Ölüm sebebi kılık değiştirme olsaydı utancından seleflerinin yüzüne bakamazdı.
Kendisini toparlamayı bile unutan Subaru, son saniyede zemini tüm gücüyle tekmeledi.
Ardından Medium’u yakalayacak ve onunla birlikte duvardan atlayacaktı——
Olbart: “Üzgünüm ama yapmam gereken bi işim var, anlarsın ya.”
Subaru: “Kah… Hık.”
Ancak tam da o saniyede ihtiyar adam durduk yere önlerinde belirdi ve delici avuçları her ikisinin de göğsünün ortasına indi.
Bunun etkisiyle Subaru’nun nefesi kesildi. Bilinci çatırdadı, İlahi Generalin darbesi sonrasında âdeta her şey paramparça oldu.
Ama gelin görün ki——
Medium: “Natsumi-chan! Yok bir şey!”
Subaru: “Ha!?”
Yanı başından yüksek bir ses işiten Subaru, yitirmek üzere olduğu bilincini geri kazandı. Ve panik içerisinde göğsüne baktığında Olbart’ın delici avcundan en ufak bir iz göremedi.
Ne kan vardı ne de kalbinin kan akmadan yittiğine dair bir işaret.
Medium: “Hadi gidelim, Natsumi-chan! Dilini ısırma, tamam mı?”
Subaru kafası karışmış şekilde etrafa bakınırken Medium onu yakasından kavradı. Ve koca bir adımla aşmış olduğu duvarı geride bırakarak kendisini hiç tereddütsüz Kızıl Lapis Kalesinden aşağı attı.
Böylece Subaru ve Medium ikilisi birbirine dolanmış şekilde mavi göğe atıldı; sıçramanın neden olduğu havada yükselme hissi bir anda kayboldu, hemen sonrasındaysa yerini düşüş yörüngesi aldı.
Subaru: “Ah, kyaaaa!——”
Subaru tiz bir çığlık eşliğinde Medium’u yakınına çekerek eliyle kendi belinin etrafını yokladı. Ardından avcunda tanıdık bir hissiyat duyarak hâlâ havadayken silahını—— kırbacını çekti.
Hiç hazırlıksız öylece atlamış olsaydı yaptığı şeyin intihardan farkı olmazdı.
Başarı ihtimalleri için yapılan hazırlıklar çok fazla olmasa da Yorna’nın tahrikleri, Vincent’a savaş ilan etmesi, ayrıca Kafma ve Olbart’ın saldırı ve savunmaları derken hepsi bir dizi kumardan ibaretti.
Orada yaşanan her şeyi zar zor toparlamışken son adımı da başarıyla atabileceğine inanmak zorundaydı.
Subaru: “Sakın ıskalamaaaa!!”
Subaru, Medium’un ince beline sarılırken kolunu savurarak kırbacını serbest bıraktı. Ve ucu boşluğa değil, İblis Şehrinin dört bir yanına yayılmış direklerden birine atıldı—— o direkler örümcek ağı misali tüm şehirde uzanıyor ve aynı şekilde Kızıl Lapis Kalesinin dış duvarlarına da ulaşıyordu.
Kırbacını onlardan birine dolamak ve kale arazisinden çıkmak için bir basamak olarak kullanmak. İşte Subaru’nun salondaki kaosun ortasında geliştirebildiği en iyi hamle buydu.
Subaru: “——Hık!”
Kolundaki çekişi hisseden Subaru, kırbacını tüm gücüyle bileğine doladı. Tutuşu yeterince güçlü olmasa bile bunun vücudunu destekleyeceğini düşünüyordu; en kötü ihtimalle bileğindeki kemikler kırılırdı.
Ve sonra da——
Subaru: “Al… Gyahk!”
Al: “Pardon!”
Kırbacın gerildiği saniyede Al, Subaru’nun sırtına tosladı. Belli ki o da Subaru ve Medium gibi kaleden atlamayı başarmıştı.
Havada çarpışmalarının sonucundaysa üçlü grup âdeta birbirine yapıştı ve Subaru’nun tek bir koluna yaklaşık yüz elli kiloluk bir ağırlık bindi.
Subaru: “G-Guaaahhhh!——”
Subaru ve diğerlerinin bedenleri Kızıl Lapis Kalesinin dışındaki direklerden birini eksen alarak kavis çizerken Subaru’nun kolu, bileği, dirseği ve omzunun, özetle tüm sağ kolunun feryadı, ağzından dökülen gerçek çığlıklara dönüşüyordu.
Şu anda yapılacak en iyi şey geri tepmenin azalmasını beklemek ve herkesin tek tek kırbacın üzerinden tırmanarak direğe dönmesini sağlamaktı. Oraya varmak için gereken süreyle sağ kolunun kangren olması için gereken süreyi kıyaslayan Subaru azı dişlerini sıkarken——
Al ve Medium: “——Ah.”
Tam da tüm gücünü kullanmasına ramak kalmışken, Al ve Medium’un bağırışları üst üste bindi.
Ve Subaru, daha ne olduğunu göremeden sağ kolundaki yükün ortadan kalktığını hissetti. ——Yo, aslında yük ortadan kalkmamıştı, kırbacının tutunduğu direk ortadan ikiye ayrılmıştı.
Bunun sorumlusuysa kalenin duvarlarından uzanan sarmaşığın dikenleri ve azılı ağırlığıydı.
Subaru: “Ah, AAAHHHHH!——”
Arkalarında çığlıklarının izini bırakan üçlü grup, birbirine dolanmış bir yığın şeklinde havada uçuyordu. Ve bedenleri direkteki kırbacın etkisiyle parabol çiziyordu.
Bu kalenin kulesinden atlamaktan daha iyi olsa da sıradan insanlar olan Subaru ve Al, yirmi metrenin üzerinde bir atlayıştan sağ çıkamazdı.
Bu durumdan kurtulmanın bir yolunu arayan ve çığlıklar atarak kafasını kaldıran Subaru’nun zihninde tek tek Emilia’nın, Beatrice’in ve Rem’in yüzleri beliriyordu——
Herkes: “————”
——Derken düşüşleri, üçünün birbirine dolanmış şekilde bir çatıyı aşarak kalenin ahırına, saman yığınlarının arasına sert bir iniş yapmalarıyla sona erdi.
#Saman yığınını denk getirmeleri büyük bir şans oldu. Herhâlde samana düşüp de ölmezler. Yani bu da demek oluyor ki döngümüz sonlanmayacak, kaleden çıkmayı başardıkları için Yorna da mektubu okuyacak. Tabii kovalamaca devam etmezse ve Yorna sözünü tutarsa. Peki ya mektubu okuduğunda işler nasıl gelişecek? Bizimkilerin sıradaki hamlesi ne olacak? Cevaplar için okumaya devam edeceğiz. Hafta sonu molası sonrası pazartesi ya da salı yeni bölümde görüşmek üzere!




