Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 8 – “Kum Tepelerinin Vaftizi”

Kısım VI, Bölüm 8 – “Kum Tepelerinin Vaftizi”

1 Nisan 2021 64 Okunma 38 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Yolculuk sabahı gelip çatmıştı.

Bir gün dinlenmek için kullanılmış ve evvelki ayarlamalarla istihbarat toplama işlerinin üzerinden iki gün geçmişti.

Subaru ve diğerleri Mirula kasabasının girişinden kum tepelerine geçmek için gerekli hazırlıkları tamamlamış ve ekipmanlarıyla birlikte hepsi bir araya toplanmıştı. Bu defa hayran hayran iç çeken taraf Subaru’ydu.

Subaru: “Vaauv, bu…”

Julius: “Kum tepelerini geçecek olan yer ejderleri—— kumlu topraklara toleranslı bir tür olan Gyras ejderleri. Kum fırtınaları ve kuruluğa adapte olmuş bir tür. Bir arada büyük olsalar da sakince hareket ediyorlar. Bu endemik türü gayet baş edilmesi kolay bulacaksın.”

Subaru ejder arabasına bağlı ejderlere iri gözlerle bakarken Julius, bu açıklamaları ekledi.

Hedefleri Pleiades Gözcü Kulesi olunca Augria Kum Tepelerini aşmaları gerekiyordu. Tipik yer ejderleri de kumun hüküm sürdüğü koca yolların zorlu noktalarında ilerlemeye uygun değildi.

Dolayısıyla beraberlerinde getirdikleri yer ejderlerini bu noktada değiştirmişlerdi ve şu anda da önlerindeki yolu aşmak için Gyrus endemik yer ejderlerini kullanıyorlardı.

Subaru: “Endemik, ha. Pristella’nın da su ejderleri vardı ama vaaauv, dünya cidden büyük.”

Subaru bu sözler eşliğinde ejder arabasına bağlı sarı derili ejderlere bakarak kollarını kavuşturdu.

Bu dünyada geçirdiği süre çoktan bir yılı aşmıştı. Yer ejderlerine yönelik şaşkınlığıysa çok hafifti. Eşi benzeri görülmemiş bir hisse kapılmış değildi ama dar görüşlü olduğu bir gerçekti.

Subaru: “————”

Düz kafalarından başlayarak vücutlarının her tarafında pulları andıran dikenler bulunan sarı yer ejderleriyle karşı karşıyaydı. Otto’nun biricik ejderi Furefoo’ya benzer bir fiziğe sahiplerdi. Furefoo yer ejderleri arasında bile harika dayanıklılığıyla öne çıkan bir türdendi ve sahibi, onun 3 gün 3 gece seyahat edebilmesiyle övünürdü. Belki de Subaru’nun bildiği triceratopslara(büyük, otçul bir dinozor cinsi) benzetilebilirlerdi.

Diğer taraftan daha gerçeğe yakın bir bilgiyle Subaru’nun önündeki bu yer ejderlerini ankylosauruslara yakın bulabilirdiniz.

Yine de kuyrukları kısaydı ve orijinalin aksine bunların kuyrukları birer silah olarak kullanılamıyordu. Ayrıca ayakları, vasıflarını tenlerinden ve görünümlerinden daha ziyade öne çıkartıyordu. ——Dört kalın, kısa bacağın ucu da yuvarlaktı ve keskin tırnakları birer diken gibi hareket ediyordu. İri bedenleri yere bağlıydı.

Subaru: “Bastıkları şeylere onarılamaz hasarlar verecek ayaklara benzedikleri kesin.”

Julius: “Augria Kum Tepelerindeki kum taneleri ufak. Böyle ayakları olmasaydı yokuşlardan kayma olasılıkları olurdu. İnsanlar Gyrusların ayaklarının bu duruma adapte olduğunu söylüyor.”

Subaru: “Yani çöle adapte olmuşlar, ha. Develer ve atların ikamesi gibiler, peki ya su ejderleri? Bayağı kafa yorsam da orijinal dünyamda tekneleri çeken bir hayvan görmüş değilim.”

Subaru derin düşüncelere dalmış ve aklına bir kuğu teknesi gelmişti, tabii o yalnızca bir kuğu taklit edilerek yapılmış bir tekneydi, yani esasında insan çabasıyla hareket eden bir şeyden ibaretti. Ancak timsahların veya hipopotamların tekneleri çektiği tarzda bir gelenek işitmediği için su ejderlerinin ikamesi olabilecek bir şey bulamıyordu.

Bundan öte——

Subaru: “Bu ejderler kumlu topraklara adapte olmuşlar ama benim Patrasche’mi öyle bir yere götürebilecek miyiz cidden? Gerçi kampımdaki hanımların büyük çoğunluğu mantıksız şeylere müsaade etmiyor.”

Julius: “Senin sevgili ejderin bir Diana, yani tüm yer ejderlerinin atası sayılan cinsten. Karada, denizde ve havada baskın olan ilk ejder atalarının genlerine sahip… ortam ne olursa olsun mükemmel bir uyum yeteneği taşıyor. Maalesef benim Shaknar’ım kasabada kalmak zorunda.”

Julius Subaru’nun sorusunu yanıtlayarak yalnız bir edayla bakışlarını hana çevirdi.

Shaknar Julius’un biricik, güzeller güzeli mavi tenli yer ejderiydi.

Sevgi dolu bir ejder olsa da ismi “Oburluk” tarafından yenilen Julius’u unutmuştu. Yine de kendisini süren kişiye daima kibar davranan iyi eğitimli bir ejderdi. Julius’a başından beri kabullenici davranmış ama Pristella’daki tek taraflı buluşmadan bu yana geçen yarım aylık bu yolculuk esnasında yeniden samimi bir bağları olmuştu.

Ve Julius sırf bu yüzden ejderini kasabada bıraktığı için utanç denilebilecek bir duyguya kapılmış durumdaydı.

Julius: “Her neyse, sevgili ejderinin çevrendekiler arasında en çok kullandığın dişi oluşuna gelince… Yer ejderini nasıl kullanacağını bildiğin için seni övmeli miyim yoksa etrafındaki kadınları değerlendirme şeklin yüzünden seni uyarmalı mıyım bilmiyorum.”

Subaru: “…Eeh, doğrusu Patrasche’nin kadınsı gücünün yüksekliğini de hafife almamalısın.”

Julius bir anlığına duygusal bir ifadeye büründüğü için hislerini gizlemek adına işi hızlıca alaya vururken Subaru da onun bu düşüncesini hissederek ona ayak uydurdu.

Bunu gören Julius dizginlerle tutulan ejder arabasının yer ejderini selamlamaya gitti. Subaru ise arabaya doğru baktı, oraya adımını attı ve kapıyı tıklattı.

Subaru: “Yani ejder arabasının içi olduğu gibi bırakılacak, yalnızca tekerlekler ve…”

Subaru, tıklatışına bir yanıt almadan önce yeniden modellenen arabası incelemeye koyuldu.

Lafı açılmışken, dikkat çeken değişim arabasın altyapısındaydı—— tekerlekler ve pencerelerin çerçeveleri kum fırtınalarına karşı korumaya alınmıştı.

Uzun mesafe kat edebilmesi adına çeşitli çabalar gösterilen bu arabası tarif etmek gerekirse, çok amaçlı bir karavanı andırdığı söylenebilirdi. Arabasın ön tarafında koltuklarla kaplı bir alan mevcutken ortadan arkaya doğru rahatlamak adına boş bir alan bırakılmıştı. İçerisi işte böyle harikaydı.

Rahatlık sağlamanın yanı sıra 10 kişiye kadar uyumluydu. Onu ilk gördüğünde Subaru, ejder arabasının beklentilerini aşışı karşısında içtenlikle şaşırmıştı.

Subaru: “Elektrik ve elektrikli aletler olmasa bile onun yerine taş işçiliği koyabiliyormuşuz. İnsanlar gerçekten her yerde rahatlık arayan canavarlar.”

???: “Böyle ciddi ciddi ne konuştuğunu bilmiyorum ama hazırlıklar tamamlandı mı, Barusu?”

Subaru dışarıda şaşırmakla meşgulken arabasın kapısı açıldı ve aynı saniyede dışarıya soğuk bir ses sızdı.

Subaru’nun etrafında dönüşünden sonra da kapıya en yakın koltukta oturan Ram, ayaklanarak kendisine baktı.

Subaru: “Ehh, önceki hazırlıklar dün hallolmuştu, tamamlar yani. Şimdi kalplerimizi ve bedenlerimizi hazırlamamız gerekiyor ki ben onu da hallettim. Peki ya sen?”

Ram: “Bir bakalım. Arabada onca gün geçireceğimi düşününce bana gösterilen ilgiye rağmen pek rahat ettiğim söylenemez. Ama saldırıya uğrasak bile hassas bir insan olarak kum tepelerinin ortasında yardım çığlıkları atmayacağım.”

Subaru: “——Sorun olmayacak, endişe etme.”

Subaru Ram’a anlamlı bir gülümseme sunduktan sonra Emilia da konuşmalarına dahil oldu. Ejder arabasının arkasını toparlamış görünerek Ram’ın yanına ulaştı ve omzuna dokunarak…

Emilia: “Bir şeyler bize saldırsa bile buradaki herkesi koruyacağım. Hem Subaru ve Julius da dışarıda, yani her şey harika.”

Subaru: “Her zamanki gibi rahatlatıcısın. Bak, gördün mü, Ram. Emilia-tan da aynı şeyi söylüyor, yani endişe etme.”

Ram: “Haklısın, Emilia-sama. Sen de bana çok güven veriyorsun. Ama bize saldıranlar yalnızca kötü niyetli varlıklar olmayacak. Burada bir de şeytani *kleshalı bir üyemiz var…” 

Ç.N: (Klesha, acı ve acı verici koşullara sebep olan, zihni gölgeleyen negatif bir zihinsel durummuş.)

Ram bu sözler eşliğinde düşünceli bir evreye geçmiş olan Subaru’ya anlamlı bir bakış attı.

Onun bakışlarını ve sözlerinin ardındaki imayı anlayan Subaru ise kaşlarını çattı.

Subaru: “Bir aya yakındır süren huzurlu gecelerden sonra hâlâ mı benden şüphe duyuyorsun?! Sen etraftayken böyle bir şey yapmama imkân yok! O kadar cesur değilim!”

Ram: “Bunda bağıra bağıra ısrarcı olman acınası ama arabamızın içinin ne kadar güzel olduğu hesaba katılınca nasıl yaparsan yap kontrolünü kaybetmen akla gelmeyecek şey değil. Ben daima korku içerisindeyim. Bir kızın kalbiyle empati kur.”

Subaru: “Daima korku içerisinde misin? Daima insanları tehdit ediyor olmayasın?”

Ram 7 yaşına geldikleri andan itibaren kızlarla erkeklerin birbirinden ayrılması gerektiği mantığını tekrar ederek Subaru’nun sesini titretiyordu. Ne tesadüf ki Emilia da kafa karışıklığı içerisinde başını eğmekten başka bir şey yapmıyordu.

Bu Emilia’nın her zamanki EMT hâli ve Ram’ın her zamanki arsızlığıydı. Ancak Subaru bir şeye meraklanmışçasına kafasını kaşıyarak, “Ah” dedi.

Subaru: “Nee-sama, bedenin nasıl?”

Ram: “…Bunu sorman tuhaf. Neden merak ediyorsun?”

Subaru: “Senin endişelerin yersiz, peki benimkiler de öyle mi? Yalnızca bunun cevabını bilmek istiyorum.”

Ram: “Barusu, özen gösterme konusunda yüzsüzlüğe kaçtığın kesin.”

Beti benzi atık değildi ve nefes almakta zorlanıyor gibi de görünmüyordu, yani her zamanki hâlindeydi ancak Subaru’nun sözlerini inkâr etmiyordu.

Gerçi rol yaptığı veya durumunu gizlemeye çalıştığı da söylenemezdi. Bu bağlamda şaşırtıcı derecede içtendi.

Subaru: “Görünüşe göre kötü bir sivri dillilik yapmayacaksın. Bedenin gerçekten kötü durumdaysa…”

Ram: “20 gün harcayıp buralara geldikten sonra hedefimize ulaşmamızın hemen öncesinde öne çıkayım, öyle mi? Her zamanki hâlin ama bugün gerçekten iyice saçmalıyorsun.”

Emilia: “Ram, böyle konuşma.”

Ram Subaru’nun lafını kesip daha da delici bir bakış atarken Emilia, kızın tavrı karşısında kaşlarını kaldırarak ellerini öfkeli bir şekilde beline yerleştirdi.

Sonra da eliyle Ram’ın yanındaki Subaru’yu işaret ederek,

Emilia: “Subaru Ram için endişeleniyor. Ben de senin için endişeleniyorum. Her gün Roswaal’ın bana bahsettiği gibi şifa sağlamaya çalışıyorum ama…”

Subaru: “Buna şifa sağlamak denebilir mi bilmiyorum ama uzmanlık alanınız değil sonuçta. Yani Emilia-tan ve Beako bu işi yapsa bile Roswaal kadar iyi yapamıyorlar.”

Ram: “…Bunu bir bahane olarak kullanmaya çalışmıyorum. Yük olmak istemiyorum.”

Subaru: “Endişeleniyoruz, bilmiyor musun?”

Ram: “Her zamanki Barusu olsaydın seni kandırabilirdim.”

Subaru: “Sen de her zamanki Ram değilsin, yani beni kandıramazsın.”

Bunlar ne kışkırtıcı kısasa kısas sözleriydi ne de yerinde cevaplardı.

Her hâlükârda bu sessizce kelime alışverişi sonrası Ram, Subaru’nun konuşmasına duyduğu memnuniyetsizliği gösterircesine dudaklarını ısırdı. Yine de ona diktiği gözleri hırstan yoksundu.

Muhtemelen kendisi de bunun farkındaydı. Böylece iç çekerek arabasın içine baktı. Kendi koltuğunun hemen yanında bir tekerlekli sandalye bulunuyor ve üzerinde bir kız oturuyordu.

O noktadaki araba koltuğu çıkartılmış, tekerlekli sandalyenin yerleştirilmesi için alan yeniden düzenlenmişti. Etkileşimleri uyumakta olan kızı rahatsız etmiyor, uyku hâli aynı şekilde devam ediyordu.

Ram: “Geride bırakılmayacağım. Ayrıca geride kaldım diye acım dinecek değil. Hatta asıl şu anki hâlimle Emilia-sama’dan ayrı kalmak canımı riske atmak olur. Beni öldürmeye mi çalışıyorsunuz siz?”

Subaru: “Sakin ol. Başından beri seni geride bırakmakla ilgili tek kelime dahi etmedim. Ayrıca seni geride bırakacak olsaydık Emilia-tan da geride kalırdı.”

Emilia: “Hmph! Subaru, buna müsaade etmeme imkân yok.”

Subaru: “DE-DİM YA, sorun yok! Sadece Ram’ı kontrol etmek istemiştim!”

Emilia: “Neyi kontrol etmek istiyorsun?”

Subaru: “Demedim mi ya zaten?..”

Subaru yeniden sonuca atlarken ne söylediğini unutmuşçasına buruk bir şekilde gülümsedi. Emilia ve Ram ikilisi bakışırken de suratlarındaki şüpheyi görerek şöyle söyledi:

Subaru: “Ram. Her zamanki hâlinde olmadığını görebiliyoruz, yani bir şey olursa söyle lütfen. Olup bitenleri gizlemeye çalışıp bizi kandırma. Böyle bir şey yapsan bile hoşuna gitmese de sana yardımcı olmaya devam edeceğiz.”

Ram: “————”

Emilia: “Hehe”

Parmağıyla Ram’ı işaret edip böyle söylediğinde Ram, nadir rastlanır bir utanç sergiledi.

Emilia ise elini ağzına koyup durumu idare edememesinden kaynaklı istemsizce yükselen bir kahkaha atıverdi. Kahkaha atma eğiliminden kurtulduğundaysa dudaklarını mutlu bir şekilde gevşetti.

Emilia: “Subaru’nun bu yanının geeeeerçekten iyi olduğunu düşünüyorum.”

Subaru: “…Eh!? Bana yine âşık falan mı oldun!?”

Ram: “Rem yanı başında uyurken böyle şeyler söyleme, kadınların zararlı düşmanı seni.”

Subaru: “Kadınların zararlı düşmanı, yalnızca düşmanı da değil yani!?”

Subaru’nun sesi alçak ve yüksek perdeler arasında gidip gelirken Ram burnundan homurdanarak “Haa” dedi.

Sonra da ince bacaklarını esnetip pervasızca Subaru’yu arabasın basamaklarından aşağı tekmelemeye kalktı.

Subaru: “O, he, hey! Ne yapıyorsun sen? Düşeceğim!”

Ram: “Düşüp düşmemeni bir kenara bırakırsak normalde olman gereken yer içerisi değil, dışarısı zaten. Gururlu yer ejderine bin de arabamızın güvenliğini sağlamak için çılgınca çabala. Hadi, çabucak.”

Subaru: “Çabucak derken ne kastediyorsun? Söyleyeceklerimi dinlese…”

Ram: “——Söyleyeceklerini dinledim zaten. Hadi, git.”

Ram sert bir sesle böyle söyledikten sonra daha da sert bir tekme indirdi.

Subaru kıçına tekmeyi yemiş şekilde kederli bir havayla arabadan uzaklaşmadan önce Emilia’yla son kez bakıştı. Emilia ise “biliyorum” dercesine bir çene hareketinde bulundu.

Subaru: “Gidiyorum öyleyse. Ama sen yine de… mogaa”

Ram: “Git.”

Karnına sürpriz bir saldırı şeklinde inen tekmeyle birlikte Subaru, geriye doğru bükülerek ejder arabasından aşağı düştü. Sonra da Ram, arabasın kapısını hızla kapatarak bir iç çekiş eşliğinde ansızın Emilia’ya baktı. Ve dedi ki:

Ram: “…Emilia-sama, neden öyle bakıyorsun?”

Emilia: “Yo, yok bir şey. Ama şey, gözüme biraz tatlı göründüğünü düşünüyordum.”

Ram: “Şaşırtıcı bir düşünce. Emilia-sama için cüretkârca.”

Emilia: “Hmm.”

Alay edilmekten kaynaklı bir dil sürçmesiyle birlikte Ram’ın yanakları nadir rastlanır şekilde katılaşmıştı. Onun yüz ifadesindeki bu değişimi gören Emilia ise giderek daha da mutlu olarak gülümsüyordu.

Emilia: “Nihayet bana da Subaru’ya hep gösterdiğin o yüzünü gösteriyormuşsun gibi hissediyorum.”

Ram: “…Buraya kadarmış. Kabalığımı bağışla lütfen.”

Emilia: “Gerçekten öfkelenmedim ki. Hatta birazcık mutlu oldum. Bunu yaptığında bana güvendiğini hissettim. Subaru’yu azıcık kıskanıyordum.”

Ram Emilia’nın masum yanıtı karşısında bir müddet sessiz kaldı. Hemen sonrasındaysa afallamış bir ifadeyle saçlarını düzleştirerek——

Ram: “Emilia-sama, sen de değişmişsin. İlk karşılaştığımızda cam gibi sert görünümlü ama kırılgan birine benziyordun.”

Emilia: “Şimdi daha güçlü mü görünüyorum?”

Ram: “Ve şimdiyse… şekere dönen kolay işlenen camlar gibisin.”

Emilia: “Vaauv, Ram çok fenasın.”

Emilia Ram’ın ağır sözlerine maruz kalırken nihayet daha fazla dayanamadığını sesiyle ele verdi.

Ve kızlar ejder arabasının içerisindeki sohbetlerine bir müddet daha devam etti.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Birkaç saatin sonunda Augria Kum tepeleri seferi başladı.

Doğuya doğru bir düzineyi aşkın kilometre aşmaları gerekliydi ve kumlu toprak, ejder arabasıyla aldıkları bir saatlik yolun sonunda kendisini göstermişti. Rüzgârlar kuru kumlarla dolmuş, miasma güçlenmiş ve ayaklarının dibindeki çayırların çöle dönüşüyle nihayet Augria Kum Tepelerinde ilerleme hâli başlamıştı.

???: “————”

Tek bir ejder arabasıyla ilerliyorlardı ve arabası da Gyrus Yer Ejderleri çekiyordu. Subaru ise Patrasche’nin üzerine binmişti ve onunla birlikte kum üzerinde seyahat ediyordu.

Düz suratlı yer ejderi hızlı olmasa da ağır ilerleyişi istikrarlıydı. Tuhaf yoldaşı Patrasche de başta dikkatli davranmış ama birlikte ettikleri birkaç saatlik seyahatin sonunda partnerlerini umut vaat edici bulmuş ve fazlasıyla gururlu suratındaki tatminsizlik silinmişti.

???: “Tarif etmem gerekseydi bu yer ejderinin suratındaki tatminsizliğin bana Betty’i anımsattığını söyleyebilirdim, doğrusu.”

Beatrice Subaru’nun kollarına tamamen yerleşmiş durumdaydı. Bu sırada Subaru bir yandan kıvrılmış kızı, bir yandan da dizgini tutup “Yo yo” diyerek kafasını salladı.

Subaru: “Bu doğru olmadı. Patrasche öyle hoşgörüsüz bir ejder değil.”

Beatrice: “…Subaru, etrafındakileri algılama konusunda biraz daha dikkatli davranman akıllıca olabilir, sanırım.”

Beatrice simsiyah ejderin üzerinde eteğinin ucunu tutarak çömelmiş hâlde böyle söyledi.

Subaru’nun ejder binme becerisi eskiye nazaran bayağı gelişmişti. Şu ana dek Patrasche’nin ilgisiyle şımartılmış olsa da artık ejder biniciliğinde hiç değilse acemilik seviyesine ulaştığı söylenebilirdi.

Eyerin üzerine oturmuştu ve dizgini tutuyordu. Beatrice ise önünde oturuyor ve Subaru, ona arkadan sarıldığından emin oluyordu. Birlikte binicilik yapmakta uzmanlaşmış gibi görünüyorlardı.

Tabii ki Subaru’nun bindiği tek yer ejderi Patrasche idi ve bu, ona Beatrice ile birlikte ilk binişi değildi. Dolayısıyla Beatrice nasıl bakarsa baksın fazla paranoyakça davranıyordu. Bunu dile getirmek istiyordu.

Beatrice: “Bu fazla gururlu yer ejderi, sahibinden başka hiç kimsenin kendisine binmesine izin vermek istemiyor, doğrusu. Subaru’nun bu ejderi olağanüstü, türünün tek örneği, sanırım. Yalnız olsaydım ona binmeme hayatta izin vermezdi, doğrusu.”

Subaru: “Sebep yalnızca yer ejderlerini sürmekte kötü olman değil mi?”

Beatrice: “Sebep bu olsaydı senin de bu ejdere yaklaşman mantıklı olmazdı, sanırım.”

Tam da söylediği gibiydi.

Patrasche insanlardan biniş yeteneklerine dayanarak hoşlanıyor veya hoşlanmıyor olsaydı Subaru daha ilk testten çuvallardı. Bu yaşanmadığına göre hanımefendinin Subaru’ya onay vermesinin altında başka bir sebep olmalıydı.

Ayrıca Patrasche Subaru’ya nispeten sert davranıyordu.

Subaru: “Eh, neden sevildiğini bilmemek gerçekten fena.”

Beatrice: “Öyle, doğrusu. Subaru sebepsiz yere sevilecek bir görünüme de sahip değil, sanırım.”

Subaru: “…Başka bir deyişle senin sağlam sebeplerin var ve beni seviyorsun.”

Beatrice: “Tabii ki, Betty… sen bana ne söyletmeye çalışıyorsun?!”

Birbirlerine yapışmışlardı, hâliyle Subaru, Beatrice’in kırmızı bir suratla indirdiği darbeden kaçınamadı. Onun güçsüz avcuyla attığı hafif tokadı yerken de “Heey, heey” sesiyle Beatrice’i sakinleştirdi.

Derken Patrasche üst bedenini kaldırarak üzerindeki tavırlarından memnun olmadığını anlatırcasına ikiliyi sarstı.

Subaru: “Oh, neler oluyor!?”

Bir bisikletin ön tekerinin kaldırılması gibi bir duruş değişikliği yaparken de Subaru refleks olarak Beatrice’e sımsıkı tutundu.

Normal şartlarda Rüzgârdan Kaçınma İlahi Koruması etkisiyle sarsılma ve rüzgârı hissetmemesi gerekirdi ancak bu seferki gibi belirgin, ekstrem hareketler ve ani dönüşlerdeki açı değişiklikleri etki ediyordu.

Bu da şartların anlaşılmasından kaynaklı bilinçli bir tacizdi.

Subaru itirazda bulunur ve Patrasche’nin kafasının arkasından pis bakışlar atarken yer ejderi Subaru ve Beatrice’e bakıp “dilimi ısırırım” dercesine bir saniyeliğine gözlerini kıstı.

Subaru: “Gurur seviyesi düşünülünce Ram’ı andırıyor. Şaşırtıcı bir şekilde iyi anlaşabilirler.”

Beatrice: “Ya da belki de birbirleriyle çatışır ve hiç anlaşamazlar, sanırım.”

Subaru ve Beatrice derin düşüncelere dalarak birbirlerine başlarıyla onay verdi.

Derken…

???: “Subaru, Beatrice-sama. Samimileştiğinizi görmek harikulade ama kendinizi ciddi ciddi hazırlamanız için iyi bir zaman dilimindeyiz.”

Julius, gevşemiş ikiliye bakarak yan taraftan böyle söyledi.

Ejder arabasıyla birlikte ilerleyen şoför alanında dizginleri tutmakla meşguldü. Ayrı bir şekilde yer ejderine binmemişti. Şoförlük Julius’a pek uygun olmayan nahoş bir rolmüş gibi görünüyor ama bunu umursarmış gibi de hareket etmiyordu.

Gerçi belki de bu konuda endişelenecek vakti olmadığı içindi. Her hâlükârda hemen yanında,

???: “Onii-san ve Beatrice-chan’ın arkadaşlık etmesi beni rahatsız etmiyor ama fazla ihmal edilirsem surat asarım.”

Meili böyle söyleyerek ikiliye görünüşüne uymayan bir bakış attı.

Meili canavarlarla baş etmekle yükümlü bir üyeydi ve Augria Kum Tepelerini aşmak için onu mütemadiyen kullanmaları gerekecekti. Dolayısıyla kum tepelerinde yaşayan canavarlara gözcülük etmesi adına onlarla baş etmesi en kolay noktaya yerleştirilmişti—— başka bir deyişle şoför alanında dikiliyordu.

Julius ise onu can sıkıntısından kurtarma rolünü üstlenmişti.

Subaru: “Yanında sana refakat eden Şövalyen var. O benden çok daha bilgili, şık ve zarif.”

Meili: “Söylediklerinin yarısından fazlasını anlamadım. Ayrıca ben Şövalye-sama’dan memnunum zaten. Memnun olmadığım kişi Onii-san.”

Subaru: “Ben mi?”

Meili Subaru’ya dik dik bakarak örgülü saçlarıyla oynar hâlde yanaklarını şişirip somurttu.

Meili: “Onii-san beni peşine takıp buraya getirdi, bu yüzden benimle ilgilenmek zorunda.”

Subaru: “Böyle mantıksız, çocukça şeyler söylemesene. Gördüğün üzere o çerçeveyi Beako dolduruyor. Haksız mıyım?”

Beatrice içerlemiş hâlde omuz silkerken Subaru yeniden Meili’ye baktı.

Somurtmak yaşına uygun bir hareket olsa da yolun bu noktasından sonra ruh hâli büyük bir etki taşıyacaktı. Dolayısıyla Meili’yi hafife almak cesurca bir hamle olurdu.

Yine de bunu dile getirmek de durumu zapt edilemez hâle getirirdi.

Subaru: “Oldukça haklısın. Ama böyle bir hak veya görevden bahsetmeden önce rolünün gereğini yerine getirmeni sağlamalıyız.”

Meili: “Rolüm, hmm.”

Subaru: “Pek yakında en favori Augria Kum Tepesine giriş yapacağız. Canavarların oraya adım attığımız saniyede kükreyeceğini sanmıyorum ama böyle bir şey olursa onları sakinleştirme işi sana düşecek, Meili. Bunu biliyorsun, değil mi?”

Meili: “…Eveet. Beatrice-chan’i şımartan birine göre Onii-san cidden zorba olabiliyor.”

Aslında ona zorbalık ettiği yoktu ama bir zorba olarak görülse bile onu tatlı sözlerle kandırıp ikna etmek zorundaydı.

Bunu yapan Subaru göz ucuyla attığı bakışla Beatrice’in tatmin olduğunu gördü ve ellerini Julius’a doğru kaldırdı. Julius ise çenesiyle yaptığı bir hareketle sessizce onayını verdi.

Ne yazık ki küçük hanımın dalkavuğu olmak zorunda kalacaktı.

Bu arada——

Beatrice: “Subaru”

Subaru: “Ahh, görüyorum.”

Beatrice hafifçe seslenirken Patrasche de önüne bakarak sessizce kişnedi.

Ve bu eylemlerle ilgisini toplayan Subaru gözlerini kıstı.

Mirula’dan kaçırmaları imkânsız bir netlikle kulenin hatlarını görebiliyordu—— ve kuleyi çevreleyen kumdan yüzeyi.

İşte o yüzey, Pleiades Gözcü Kulesini çevreleyen kum labirentiydi ve Augria Kum Tepelerine görkemli varışları gerçekleşmişti.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Augria Kum Tepelerinin kum fırtınalarının bilhassa güçlü olduğu meşhur bir “Kum Vakti” vardı.

Sabah, öğleden sonra ve gece olmak üzere günün üç periyodunda esen rüzgârlar doğudan batıya kum ve miasma taşıyordu ve bu, insanın üzerine sessizce çöken bir felaketti.

Rüzgâr geceleri iyice güçleniyor ve bu kum fırtınaları birkaç saat boyunca devam ediyordu.

Şu anda gece yarısı saatleriydi, hâliyle kum fırtınalarının estiği bu vakitte doğru düzgün ilerlemek mümkün değildi.

Bu yüzden Augria Kum Tepelerini gün içerisinde aşacak ve yine Kum Vakti geldiğinde sabah ve öğleden sonra birer mola verip adım adım ilerleyeceklerdi.

Yeri bütünüyle kaplayan kum taneleri ufaktı ve tam da söylendiği gibi bu yüzeyde yürümenin zorluğu nedeniyle sıklıkla tökezliyorlardı. Hızlanamadan ağır ağır yürüyorlardı ve bu da can sıkıcı bir durumdu.

Ve bu durumda Subaru’yu hayal kırıklığına uğratan bir şey vardı.

O da——

Subaru: “Bu kum fırtınaları ve yürüme zorluğu can acıtıyor… ama düşündüğüm kadar kötü değilmiş.”

Rüzgâr yönünden esen rüzgârlara arkasını dönüyor ve nefes almaya devam edebilmek adına ağzını bir kumaşla örtüyordu. Dişlerinin kuma temas edişini belli belirsiz de olsa hissedebiliyordu ama bu başlangıç, Mirula’da geçirdiklerinden pek de farklı değildi.

Düşen kumlar sarı bir manzara çizse ve kumun kıyafetlerinin içinden tenini gıdıkladığını hissetse de etkileri bundan ibaretti. Kum fırtınalarının tehdidi bu kadardı.

Subaru: “Kum tepeleri lafını işitince kendimi ölümcül bir sıcak ihtimaline bile hazırlamıştım.”

Beatrice: “Bu çevrede yeşil herhangi bir şey olma ihtimali yok, doğrusu. Etrafı kaplayan miasma her ama her şeyi öldürüyor, yani etrafta görebileceğimiz tek manzara bu, sanırım. Ayrıca yağmur bu kum tepelerine bile yağdığı için sıcaklık da öyle aşırı şekilde kontrolden çıkmıyor, doğrusu.”

Subaru, çölün kavurucu bir cehennem olacağına dair güçlü bir izlenime sahipti.

Kendi dünyasında herhangi bir çöle adım atmamıştı ama oyunlar veya mangalarda gördüğü kadarıyla çöllerde hep sıcak kumlar olurdu.

Yalnızca buna dayanarak bile Augria Kum Tepelerindeki durum, hayal ettiğine kıyasla hoştu.

Subaru: “En yakın kasaba ne sıcak ne de soğuktu, yani kum tepelerinde cehennem sıcağı olması tuhaf olurdu galiba. Yani bizim rüzgâr ve canavarlar konusunda dikkatli olmamız lazım.”

Beatrice: “Bir de kaybolma konusunda… sanırım.”

Bir endişe ortadan kaybolurken Beatrice, iyimser görünen Subaru’nun ciddileşmesine yol açtı. Kollarındaki kızın değindiği bu nokta karşısındaysa Subaru, rüzgârdan korunarak bakışlarını önüne çevirdi.

Hâlâ upuzun bir şekilde uzanan o görkemli kuleyi görebiliyordu.

Subaru: “Kaybolma bahsini açıyorsun ama o şeyi gözden kaçırmak insana hiç doğal gelmiyor.”

Beatrice: “Betty de aynı fikirde, doğrusu. Ancak bir şeyler yaşanması tuhaf olmaz, sanırım. Bu Bilge nasıl bir dolap çeviriyor bilemiyorum ama daha önce hiç kimsenin ona ulaşamamış olması bunun kanıtı, doğrusu.”

Subaru: “————”

Tabii ki Subaru’nun hiçbir şeyi hafife almaya niyeti yoktu.

Gerçekçi konuşursak ortada öyle kocaman bir yapı varken bırakın kaybolmayı, o şeyi gözünüzden kaybetmeniz bile çok zordu. Ama muhtemelen daha önce bu yola baş koyanlar da aynı şeyi düşünmüştü.

Subaru’nun aklından bu geçiyor olsa da o kişilerin kuleye ulaşamamasının bir sebebi olmalıydı.

Yani bu süreçte bir şeyler yaşanması tuhaf olmazdı.

Tam da Beatrice’in dile getirdiği gibi burası böyle bir alandı.

Subaru: “Ve sanırım sıradaki güvencemizi alma vaktimiz geldi.”

Diyen Subaru, nefesini tutup arkasını dönerek aştıkları yola doğru baktı.

Geride kalan kumlu zeminde bindikleri Patrasche’nin ufak adım izleri kalmıştı. Ancak gerilerde hiç iz yoktu. Onlar silinmiş, üzerleri örtülmüş, kumların altında gizlenmişti.

Bu da doğanın doğal, öldürücü tuzağıydı.

Bırakın ilerideki gözcü kulesini, gerilerinde bıraktıkları yolu bile fazlasıyla iyi gizliyordu.

Tabii bu yalnızca onlar normal önlemler alan insanlar olsalardı doğru olurdu.

Subaru: “Öncekiler kaybolmuş gibi görünüyor. Tamamdır, iyi bir vakit.”

Subaru dizgini çekerek Patrasche’ye emrini verdi ve beraberlerinde seyahat eden ejder arabasına doğru eğildi.

Araba da yer ejderinin dikenleri andıran ayak izleriyle birlikte tekerleklerinin izlerini bırakıyordu ancak o izler de Patrasche’ninkilerle aynı sorundan mustaripti. Dolayısıyla arkalarında iz bırakmanın bir yolunu bulmaları gerekiyordu.

Subaru: “Emilia-tan, lütfen!”

Emilia: “——Tamaaaaamdır, anladım.”

Subaru ejder arabasını dışardan tıklatırken Emilia yanıt vererek kapının diğer tarafında belirdi.

Emilia’nın tüm bedeni kuma karşı beyaz bir cüppeyle örtülmüştü ve Subaru arkada—— uzak bir mesafedeki -dikmiş olduğu gözlerine hafiften yansıyan- belli bir şeyi işaret ederek…

Subaru: “Seni bu kadar çok çalıştırdığım için üzgünüm, ama lütfen, Sensei!”

Emilia: “Ehh, ben de sana dışarıda gözcülük ettiriyorum. Büyük bir problem değil… Sensei ile ne kastediyorsun?”

Subaru: “Talepte bulunurken kullandığım bir kalıp. Tamam tamam tamam, hadi lütfen.”

Emilia: “Tamamdır, talebini aldım. ——Al bakalım!”

Boş şakaların ardından Emilia, Subaru’nun işaret ettiği yere baktı.

Dik bakış denilemeyecek kadar şirin bir bakışla cansız bir şekilde sesini yükseltti ve büyü gücünü kabarttı.

Hemen ardından avcundaki muazzam manayla bir anafor oluşturdu ve büyü gücü bir ivmelenme hissiyle hızlıca göğe yayılırken sesi yakın çevrede yankılandı.

——Ve bunun bir iki saniye sonrasında da kumlu düzlükte koca bir buz kulesi belirdi.

Emilia: “Evet, iyi oldu.”

Görevini tamamladığını teyit eden Emilia, tatminkâr denilebilecek bir şekilde gülümsedi.

Augria Kum Tepelerinde geçirdikleri zaman için oldukça göze çarpan bir siluetti, tabii elbette Pleiades Gözcü Kulesinde gerekli olmayacaktı. Ve böylece Augria Kum Tepelerini geçmek için aştıkları yolların bazı noktalarına buz kuleleri yerleştirerek kaçırmayacakları bir rota üzerinde ilerlemeyi sürdüreceklerdi.

Subaru: “Ayak izleriyle izimizi bırakamıyoruz ama daha göze çarpıcı bir yöntemle iz bırakabiliriz. Bu da büyünün gücü, ha.”

Emilia: “Yine de Subaru’nun hüneri beni gerçekten etkiledi. İyi düşündün.”

Subaru: “Kum tepeleri ısınacak olursa bu yöntem işe yaramaz ama.”

Emilia’nın büyüsüyle yarattığı buz, sıcaklığa karşı hassas ve kırılgandı, belki de sebep doğa kanunlarına aykırı olmayışıydı.

Yalnızca bu bilgiyle bile gerçek bir çölde işe yaramayacak yasaklı bir metot olabilirdi. Ancak bu kum tepeleri için geçerli bir plandı.

Emilia’nın dikili buz kulelerinin yer işareti olarak işe yarayacağı kesindi. En kötü senaryoyla gerçekten bir şeyler olur da kaçınılmaz bir şekilde geri çekilmeleri gerekirse kuleleri takip edip geri dönebilirlerdi.

Subaru: “Evet… bu kuleye doğru yürünebilir gibi görünüyor. Gerçi hâlâ devrilebilir mi diye korkuyorum. Malum, temel biraz fazla hareketli duruyor.”

Emilia: “Bana kalırsa tamamen yere saplandı, yani mübalağa edilecek bir şey yok ama sen endişeli misin ki?”

Subaru: “Gerçekten son zamanlarda mübalağa diyeni hiç duymamıştım, ha… Ahh, neyse.”

Subaru endişelerini bir kenara bırakıp Emilia ile dalga geçerek kafasını kaldırdı. Emilia ise bu yanıt karşısında birazcık memnuniyetsiz görünse de şimdilik buruk bir şekilde gülümsemekle yetindi.

Ardından Subaru, Emilia’nın ardına, ejder arabasının içine doğru bakındı. İçerideki her şeyin aynı olması gerekse de bunun doğruluğundan yana endişelenmesine yol açan biri vardı.

Subaru: “Anastasia nerede?”

???: “Ne oldu, Natsuki-kun? Beni mi arıyorsun?”

Onu arayışının hemen ardından yükselen sesi Subaru’yu sıçrattı.

Emilia’nın yanından suratını azıcık göstererek Subaru’nun görüş alanına giren kişi Anastasia idi. Şaşkın görünen Subaru’ya bakmış ve soluk mavi gözlerini hafifçe kısmıştı.

Anastasia: “Bu kadar irkilmene gerek yok. Kasten içerde kalmıyor muydum?”

Subaru: “İçeride olduğunu biliyordum ama bir anda Emilia’nın kolunun altından çıkmanı beklemiyordum, o yüzden irkildim.”

Emilia: “…Hey, Subaru. Söyleme şeklin geeeeerçekten sinir olmuşsun gibi.”

Anastasia: “Bana da normal gelmemişti, genellikle sinir olurdum. Ne tesadüf.”

Subaru Emilia ve Anastasia’nın söylemlerine gerçekten sinir olsa da yeniden kendisini tutmayı başardı. Bu esnada Beatrice de kollarında omuz silkti ancak Subaru, şimdilik Anastasia’ya dönüktü.

Subaru: “Kum tepelerini aşmak için senin bilgine bel bağlayacağız. Lütfen bize iyi rehberlik et, tamam mı?”

Anastasia: “Natsuki-kun’un evhamlı olduğu kesin. Yanınızda olacağım, yani bu yolculuğun sonucu konusunda aynı gemideyiz… hâliyle işin kolayına kaçmaya kalkmama imkân yok. Saaaaakin ol.”

Beatrice: “…İnsan bir tilkiye sakince inanabilir mi ki, sanırım?”

Anastasia bu sözleri söylerken Beatrice, yalnızca Subaru’nun işitebileceği bir sesle böyle dedi. Subaru da ona tamamen katılıyordu ama bu temeli kullanarak kızı kışkırtmak doğru olmazdı.

Bunu dile getirecekse gözcü kulesine gitme seçimi başlı başına bir hata olurdu. An itibarıyla şikâyet etmeksizin kendilerine düşen rolleri yerine getirmek için tüm güçlerini kullanmaları gerekliydi.

Subaru: “Doğru… Anastasia.”

Anastasia: “Evet, Natsuki-kun. Bir şey olursa Julius’a haber vereceğim ve Echidna’nın söylediği yere yaklaşırsak da rapor edeceğim. Endişe etmeye hiç gerek yok.”

Subaru alaycı bir şekilde seslenirken esasında Eridna olan Anastasia hiçbir rahatsızlık belirtisi vermedi.

Şimdilik bu şekilde ilerlemekten yana bir sorun yokmuş gibi görünüyordu.

Emilia: “Rüzgâr güçleniyor gibi görünüyor. Subaru, başka bir şey yoksa kapıyı kapatacağım ama…”

Subaru: “…Ahh, buyur kapat. Emilia-tan, İçerideki insanlarla ilgilenme işini sana bırakıyorum.”

Emilia: “Tamamdır, bana bırak. Sen de iyi davran Beatrice.”

Beatrice: “Bu konuda endişe etmene gerek yok, sanırım. Hâlimden memnunum, doğrusu.”

Emilia elini kapıya koyup bu sözleri sarf ettikten sonra içeri döndü. Beatrice onun son şakasına hafif bir karşılık verirken de araya giren kapı gülümsemesini gizledi ve gözden kayboldu.

Subaru ise ejder arabasının önüne dolanarak şoför arabasına geçti.

Julius: “Emilia-sama’nın bıraktığı işaret iyi görünüyor. Her zamanki gibi zekânı konuşturdun.”

Subaru: “Buna kurnazlık diyebilirsin, bilirsin.”

Julius: “Demem. Benim ve diğerlerinin rahatlıkla bulamadığı fikirler üretebilecek kadar her duruma adapte olabilmeni kıskanıyorum. Ben gerçekten böyle şeytanca yollar bulamıyorum.”

Subaru: “Kurnazlık kulağa şeytanca yollardan daha tatlı geliyor bir kere!”

Julius şoför alanında oturuyor ve yüzünde pek görünemeyen belli belirsiz bir gülümseme taşıyordu.

Yakışıklı yüzünü beyaz bir kumaşla örttüğü için ifadesi de okunamıyordu. Ama buna rağmen geride kalan ay boyunca yaptığı konuşmalara dayanarak ses tonundan şakalaşıyor olduğu anlaşılabiliyordu.

Subaru: “Meili, peki ya sen? İşini yapıyor musun?”

Meili: “Bana bunu soruyor musun cidden? Onii-san bir kez bile kötü hayvanlara denk gelmedi, ejder arabası da öyle. Bu benim çalıştığımın kanıtı değil zaten.”

Şoför alanına göz gezdiren Subaru, Meili’nin tam da beklediği gibi surat asmakta olduğunu gördü. O da kum fırtınalarından korunmak için kafasına bir pelerin geçirmiş ve Subaru’nun sorusunu kulağa memnuniyetsiz gelen bir ses tonuyla yanıtlamıştı.

Onun yanıtı karşısındaysa Subaru, kafasındaki kumları silkeleyerek bakışlarını yola dikti.

Subaru: “Böyle söylesen bile çabalarının sonuçlarını görmek zor. Canavarlar sen varsın diye mi ortaya çıkmıyor yoksa aslında etrafta yoklar mı bilmiyorum ki…”

Meili …Hmm, demek böööyle diyeceksin.”

Subaru büyük beklentileri varken kum ve rüzgâr dışında bir engel çıkmamasının doğurduğu hayal kırıklığıyla pervasızca bir şey söyledi. Meili ise kısık bir ses tonuyla böyle söyleyip yanaklarını iki elinin arasına sıkıştırıp bir şey düşünürcesine sessizliğe gömüldü.

Subaru gerçekten kötü bir hisse kapılıyordu.

Julius: “Subaru, ondan özür dile. Uygunsuz bir şey söylediğin belli.”

Subaru: “B-Bunu bana söylemene gerek yok, biliyorum zaten. Birazcık hata etmiş olabilirim. Şey, birazcık değil, tamamen. Ama üzülme. Kaba davranmaya çalışmıyordum.”

Meili: “…Peeeki, sorun yook. Öfkeli falan değilim. Ama bunu söylemenin bir mantığı olduğunu düşünüyorum.”

Subaru: “O-Oh. İyi. Neyse ki düşündüğümden çok daha olgun çı…”

Meili: “——Bakın, sizin için burada olma sebebimi netleştireyim.”

Meili Subaru’nun açıklama ve özrünü yarıda keserek fazlasıyla rahatsız edici bu kelimeleri ortaya attı.

O sesin uygunsuzluğu Subaru ve Julius’un birbirine bakmasına yol açarken ikili hızlıca bir şeyler söylemeye çalıştı. ——Hemen sonrasındaysa…

???: “————”

Patrasche ve ejder arabasının yer ejderleri yere sertçe vurarak hareketi kesti.

Ejderin içgüdüsü kendilerine yaklaşan bir şey olduğunu hızlıca sezmiş ve dizgini tutan efendisini alarma geçirmişti. Derken Subaru ve Julius aynı anda gözlerini açarak o şeyi gördü.

Subaru ve Julius: “————”

Kumun yüzeyinin bir anda kastiymişçesine kımıldanmaya başladığını görmüşlerdi, hemen ardından da kumların altından bir şeyler sürünerek dışarı çıktı. O şey tüm bedeni çokça kumla örtülü korkunç bir hayvandı ve devasa ağzından inanılmaz delicilikte bir çığlık yükseliyordu.

Ne kolu ne de bacağı vardı ve uzun, şişman bedenini ileri geri büküşüyle insanın aklına yılanları getirebilirdi. Ancak kum rengine yakın sümüksü görünümlü bir tene, iğrenç bir kokuya ve vücuduna eşit aralıklarla yerleşmiş yatay çizgili desenlere sahipti. O şeyin yavaşça kafasını eğişini gördüğündeyse Subaru, ne ile karşı karşıya olduklarını anladı.

O bir yılan değildi. ——O bir toprak solucanıydı.

Subaru harekete geçmedi. O beden kocamandı ve kafasıyla ağzı 4-5 kişiyi bir bütün olarak yutabilirmiş gibi görünüyordu. Taşıdığı koku çürük kokusuna benziyor ve ufak dişlerinin arasından dökülen salyaların kumda buharlaşma sesi yükseliyordu.

Toprak Solucanı: “————”

Gözsüz kafa, gruba dönerken bir kokuyu takip ediyor gibi hareket ediyordu.

Subaru o an için nefes almayı tamamıyla unutmuştu. Ayrıca dizginin ucundan Patrasche’nin zihninin boşaldığını ve kollarındaki Beatrice’in kendisinin kıyafetlerine sımsıkı tutunduğunu hissediyordu.

Koku duyusu düşüncesi aklına gelir gelmezse sahip olduğu çirkin cadı kokusunu anımsadı. Canavarlar o kokuya tepki verdiğinde ve buraya çekildiğinde bu grup——

Meili: “Ahh taanrım, leş gibi kokuyorsun. Hadi bir an önce git şuradan. Kaaybol.”

Subaru: “————”

Meili Subaru ve diğerlerinin önünde hiçbir korku belirtisi göstermeden yeterli bir sesle böyle söyledi.

Ve bu kelimeler devasa toprak solucanının Meili’ye dönmesine yol açtı ancak solucan, küçük kızın emrini anında dinleyip sürünerek açmış olduğu çukurun içerisine geri döndü.

Birkaç saniye sonra da solucanın çıktığı delik tamamen kumla kaplandı ve alanda yalnızca sessizlik hüküm sürer hâle geldi.

Julius: “…O şey büyük ihtimalle bir toprak solucanıydı. Kumlu zeminin altında pusuya yatmayı tercih eden bir canavar ama düşündüğümden birazcık daha büyüktü.”

Subaru: “Birazcık mı? Ne kadarcık acaba?”

Julius: “Bildiğim kadarıyla solucanların yetişkin bir erkeğin kolları kadar iri olacağını düşünüyordum.”

Beliren toprak solucanı o boyutta olsa bile anlamsız bir tehdit teşkil etmeye yeterdi. Ama bu toprak solucanı Julius’un düşündüğünden yüzlerce, binlerce kat daha büyüktü.  

Bölgesel türler de dahil olmak üzere tüm Augria Kum Tepeleri canavarları gaddarlaşmıştı ama belki de bunun yanı sıra boyut farklılıkları da bir farklılık türü olarak dikkate alınmalıydı.

Her hâlükârda…

Emilia: “O-O yüksek ses de neyin nesiydi?..”

Emilia ejder arabasının küçük penceresini açarak arabasın içiyle şoför alanını bağlayan pencereden yüzünü gösterdi.

Toprak solucanını görmemiş olsa da kükreyişini işitmiş olmalıydı. Endişeli görünüyordu ancak Subaru ona anında cevap veremedi.

Derken Meili Subaru’nun yerini aldı ve Subaru kaskatı kesilirken Emilia’ya dönerek dedi ki:

Meili: “Eeendişeye gerek yok. Yalnızca o şeey yüzünden endişelenmeye gerek duymadığınız için ne kadar şanslı olduğunuzu size göstermek istedim.”

Subaru: “Ahh tanrım, gerçekten Meilii-san’ın dengi değilim!”

Subaru Meili’nin sözleri sayesinde gevşerken kalbinin en derinlerinden gelen sağlam bir iltifatta bulundu.

Emilia bu değişim karşısında şaşırsa da Meili’nin şaşkınlığını görmek onu anında tatmin etti.

Meili: “Geeerçekten mi? Öyle mi? Onii-san artık bana başka bir gözle mi bakıyor?”

Subaru: “Evet, sana cidden saygı duyuyorum. Sen olmasaydın buranın ne kadar tehlikeli olacağını içtenlikle hissettim. Augria Kum Tepeleri korkunçmuş! Kooooorrkuuunnççç!!”

Artık çoğu pervasız maceracının cüret ettiği bu yolculuktan geri dönememesinin bir sebebini anlıyordu.

Gerçekten fazlasıyla cüretkâr davranmış olduklarını anlıyordu.

Kum tepelerinin başlangıcının kolay olduğuna inanarak kendilerini kandırmaları absürttü. Yaşasın barış! Barış gibisi yoktu.

Beatrice: “Onu bayağı çok övüyorsun, sanırım. Midem bulandı, doğrusu.”

Subaru: “Kapa çeneni! Sen de korkmadın mı?! Ahhh, korkuyorum!”

Beatrice: “B-Betty yalnızca sen gerildin diye sana eşlik ediyordu, sanırım. Yanlış bir fikre kapılma, doğrusu.”

Subaru: “Bu kadar sertmiş gibi davranma. Sen de korkudan benim gibi azıcık altına işedin. Farkındayım.”

Beatrice: “İşemek mi, sanırım!?”

Didişmeleri bir komedi bölümünü andırmaya başlasa da şu anda hiç kimse bunun için onları suçlayamazdı.

Yaygara çıkartırlarsa canavarları çekebilirlermiş gibi görünse de bunun karşılığını veren kişinin gücü layıkıyla kanıtlanmıştı. Dolayısıyla Julius bile onların didişmesini durdurmaya kalkmadı.

Yalnızca üzerlerinde yürüdükleri buzun sandığından daha da ince olduğunu fark ederek bilincinde bir ayarlamaya gitti.

İşte sadece bu düşüncenin yeterince önem taşıdığını yansıttıkları ilk sefer günü bu şekildeydi.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Ansızın gökte bir ışık hareketlendi ve rüzgâra nüfuz etti.

???: “————”

Şiddetli bir ses çıkarken doğrudan bir darbe alan buz kulesi ikiye ayrılarak un ufak oldu.

Paramparça olan buz kulesi anında manaya çevrilirken yere düşen her zerresi kumlar tarafından yutuldu ve en ufak bir iz, kalıntı bırakmadan dünyadan silindi.

Işık seyahatine birkaç kez daha devam ederek art arda gökyüzünü yarıp geçti.

Ne tesadüf ki yaptığı bu seferlerin sayısı, gümüş saçlı kızın diktiği buz kulelerinin sayısıyla eşleşiyordu.

O an için hiç kimse bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu.

Tek anladıkları bu kum labirentini aşmanın hiçbir şekilde kolay bir iş olmadığıydı.

Kanıtlanmış tek gerçek buydu.

△ △ △ △ △ △ △

#Meili olmasa daha adımlarını attıkları anda ölüp gideceklerdi herhâlde. Riskli bir hareket olsa da onu getirerek doğru bir seçim yapmışlar belli ki. Tabii ileride bu seçimin başlarına bir iş açıp açmayacağını henüz bilmiyoruz. Peki bölümün sonu? Malum gizli güç kendisini gösterdi ve övüne övüne diktikleri buz kulelerinden eser kalmadı. Yani geri dönmeleri gerekirse yollarını bulabilecekleri bir izleri yok artık. Bakalım bu macera daha ne kadar hareketlenecek ve bizleri daha neler bekliyor, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle