Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 19 – “Bilgenin Konumu”

Kısım VI, Bölüm 19 – “Bilgenin Konumu”

21 Nisan 2026 234 Okunma 35 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Pleiades Gözcü Kulesinin Altıncı Katında zorlu şartlara karşı verilen öngörülmedik mücadele sonrası rüzgârlar esiyordu.

Bir toz bulutuyla çevrili kadın ve erkek, ter ve çamurla kaplı şekilde boğuşuyordu.

Ve o ikiliye her yönden soğuk bakışlar yağıyordu——

Subaru: “Gözlerinizdeki o bakış da neyin nesi!? Benim… benim yanlış bir şey yaptığımı mı söylüyorsunuz!? Ben yanlış hiçbir şey yapmadım, hiçbir şey yapmadım!!——”

Julius: “Subaru, bizi bu kadar da aptal yerine koymaya çalışma.”

Ram: “Ram iyi yönlerinin de olduğunu düşünüyor ama neticede Barusu, Barusu’dur.”

Bunlar, ortama yeni katılmış Julius ve Ram’ın Shaula tarafından kavranmış Subaru’ya yaptığı yorumlardı.

Her hâlükârda…

Julius: “Sağ salim buluşabildiğimiz için şanslıyız. Uyanmış olman da sevindirici fakat… sen konuşarak açıklamadıkça bu durumu algılamak zor.”

Subaru: “Açıklayabilecek olsaydım açıklardım… kahretsin! Bıraksana!”

Shaula: “Oo~lmaaz~!”

Shaula’nın Subaru’nun kollarına sımsıkı tutunduğunu gören ve bir elini kılıcının üzerinde tutan Julius bir anda omuz silkti. Kızın Subaru’ya saldırmaya niyetli olmadığını algılamış olmalıydı. Subaru bile bunu anlamış olsa da kızın ellerinden kurtulmaya çabalarken zorlandığı doğruydu.

Subaru: “Öylece izlemesenize, ondan kurtulmama yardım edin!.. Lanet olasıca bir süper insan gücünde…”

Ram: “Dudakların yukarı kıvrılıyor ama, Sapıksu.”

Subaru: “Hiç de kıvrılmıyorlar, onunla birlik olmasana! Görünüşe aldanmayın! Emilia-tan, acıyor! Saçımı çekmenin pek bir faydasının dokunacağını sanmıyorum!?”

Emilia: “Ah, özür dilerim. Sana yardım etmeye çalışmıyordum ki.”

Subaru: “Ve bunun için özür mü diliyorsun!?”

İnatçı Shaula Subaru’nun kolunu bırakmıyor ve Emilia, boş denilebilecek bir surat ifadesiyle Subaru’nun saçını çekmeye devam ediyordu. Bunun yanı sıra itişip kakışan Subaru ve Shaula’nın arasında kapana kısılmış olan Beatrice “Kiyyuu” sesi eşliğinde gözlerini dört bir yana çeviriyor, öylece eziliyordu.

Anastasia: “Bu da neyin nesi… Onca sıkıntıdan sonra bile her şey bayağı iyi bir havaya giriyor gibi görünüyor.”

Meili: “Onii-san uyanır uyanmaz neler yapıyor bö~yle? Gürültü patırtıdan hoşlanmam ama onii-san’ın uyanmasına sevi~ndim.”

Yavaşça merdivenlerden inen Anastasia ve Meili de aralarına katıldı. Böylece tedavi altında olması gereken Rem ve Patrasche dışında tüm grup toplanmış oldu.

Yeniden buluşabilmiş olmaları güzeldi ve her şey yolundaydı fakat bu gidişle sakinleşip doğru düzgün bir konuşma yapamayacaklardı.

Subaru: “Her-ney-se! Millet, hepiniz sakin olun! ——Hadi konuşalım!”

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Uyanır uyanmaz boğazını fazlasıyla çalıştıran Subaru, durumun kontrolünü ele geçirmeye çalışırcasına herkese öncülük etmeyi başarmıştı.

Bununla birlikte bir daire şeklinde oturan grupta Shaula Subaru’nun sağ koluna tutunmayı sürdürüyor, solundaysa Emilia onu ürpertecek bir şekilde dizlerinin üzerinde oturuyordu. Ve Beatrice de Subaru’nun kucağına yerleşmişti; tüm bunlar bir yabancının gözünde fazlasıyla abartılı bir savaş formasyonu olurdu.

Ram: “İğrenç​.”

Subaru: “Az önceki felaketi gördün mü acaba? Sana sağ yanıma böyle bir şey olmasını istermişim gibi mi görünüyorum? Kemiklerim çok fena ağrıyor. Bu gidişle kangren olacağım.”

Ağzından iğrenç kelimesi dökülen Ram’a bunları söyleyen Subaru, bakışlarını sıkıştırılan sağ koluna çevirdi.

Yarı çıplak bir kız tarafından kucaklanmak pek çokları için rüya gibi bir tecrübe olabilirdi ama gerçekte Subaru, kızın teninin yumuşaklığından ziyade kolundaki etlerin sıkıştırıldığını ve kemikleri ile sinirlerine korkutucu bir etki doğuracak derecede sınırlara ulaşan eklem acısını tecrübe ediyordu. Dürüst olmak gerekirse gerçekten parçalanabilirlerdi.

Subaru: “Neyse, kolum kökünden kopup gitmeden önce bu konuşmayı ilerletmek isterim fakat… öncesinde, her şeyden önce, millet, hepiniz iyi olduğunuz için şükürler olsun. Gerçi Patrasche ve Rem’in durumundan emin olamayışımız korkutucu ama…”

Beatrice: “Hâlâ şüpheyle yaklaşıyorsun, sanırım. Sorun yok, doğrusu. Herkes iyi, sanırım.”

Julius: “Tedirginliğin ve endişelerinde haklı olsan da durum tam da Beatrice-sama’nın söylediği gibi. Sonrasında onları doğru düzgün ziyaret edebilirsin zaten—— Bekleyeceğin üzere bu defa hepimizin ödü koptu.”

Beatrice ve Julius, kavuşmalarının keyfini süren Subaru’ya kafa sallayarak onay verdi.

Ve Julius, bir kez daha kum denizinde ayrılmalarının hemen sonrasını yansıtırcasına korkunç bir surat ifadesine bürünerek…

Julius: “Yarığın oluşuşunun hemen sonrasında sen, Anastasia-sama ve Bayan Ram hariç hepimiz Cadı Canavarlarının oluşturduğu çiçek tarhının öteki tarafına düştük. Sonra da pek çok vukuatın adından buraya sığınabildik.”

Meili: “A~ma, onii-san ve diğerleri ortada yoktu ve savaşamayacaklarını bildiğimiz için endişe~lendik.”

Julius Beatrice’in önceki açıklamasını takip ederken Meili de suratı asık şekilde aynı fikirde olduğu belirtti.

Tedirgin olmaları çok doğaldı. Kum denizinin yeraltı alanına düştükleri vakit diğerlerinin dışarıda kalıp kaybolması da Subaru cephesini endişelendirmişti, yani aynı şey iki taraf için de geçerliydi.

Meili: “Onee-san gerçekten soğukkanlılığını kaybetti. Bilge-san’a çıkıştığınd~a cidden zor bir vakit geçirdik. Öyle ki şimdi düşününce bile içi~me bir ürperme geliyor.”

Emilia: “Hey, Meili. Tüm bunları anlatmana gerek yoktu.”

Meili yaşına uymayan işveli bakışlar atarken Emilia, kıpkırmızı bir suratla itiraz etti. Bu yorumlarda abartı yoktu: kulaklarına dek kızaran Emilia’ya bakmak bile bunu rahatlıkla anlamak için yeterliydi.

Biraz düşüncesizce olsa da Subaru, Emilia’nın kendisi için endişelendiğini gördüğüne içtenlikle sevinmişti.

Subaru: “Anlıyorumm~ Anlıyorumm~, demek Emilia-tan endişelendi. Beako da hüngür hüngür ağlayacak derecede endişelenmiş, ne kadar da şanslı bir erkeğim.”

Emilia: “Tanrım, Subaru, yine bu şekilde dalga geçiyorsun… Ayrıca Beatrice hüngür hüngür ağlamadı. Azıcık ağladı. Evet, öyle.”

Beatrice: “Birilerini kollayacaksan sonuna dek adamakıllı yap, doğrusu, seni aklı havada kız!..”

Emilia: “——?”

Gerçekte gözyaşlarına boğulmuş olan Beatrice, Emilia safça kalakalırken surat asmayı sürdürdü. Bu hoş etkileşim karşısında yanakları gevşeyen Subaru ise Julius’a döndü.

Subaru: “Öyleyse sen de bayağı endişelenmiş olmalısın. O hâlini görememem kötü oldu.”

Julius: “Tabii ki büyük ölçüde tedirgin oldum. Sen bir yana Anastasia-sama ve Ram Hanım için korktum. Erişemeyeceğim bir yerde iki narin hanımefendiyi kaybetmek üzücüydü. Sana betimin benzimin atışını ve endişe içerisinde dolanışımı gösteremesem de an itibarıyla yalnızca kırılgan ruhumda bir rahatlama duyabiliyorum.”

Subaru: “Neden korkmanla ilgili böylesine zarif bir konuşma yapıyorsun ki?”

Subaru alışkanlık olarak kaküllerine dokunan Julius’a acı bir gülümsemeyle dudak büzdü.

Onu öne çıkartamamış veya güçsüz bir yanını sergileyememişti, tam anlamıyla sıkıcı bir sonuçtu. Bununla birlikte Meili, ikilinin etkileşimi karşısında hafif bir kahkaha attı.

Kaş göz işaretleriyle ne olduğunu sorduklarındaysa örgülü saçını ağzına götürerek,

Meili: “Oh yok bi~r şey.”

Diyen kız, derin anlamlar taşıyormuş gibi görünen bir gülümsemeyle ikiliyi kandırdı.

Subaru: “Neyse, anladığım kadarıyla ayrı düştüğümüz herkes bizim için endişelenmiş. Neticede hiç kimse kaybolmadı, yani bu ayrılış artık arkamıza dönüp bakınca gülümseyebileceğimiz bir şey.”

Ram: “Yalnızca Barusu böyle cüretkârca utanmazlık edebilir. Ram’ın kırılgan bedeni ve narin yüreği bunları düşününce bile tedirginlik ve korkudan darmadağın olacak gibi oluyor.”

Subaru: “Bunu tanıdığım herkesin arasında en sağlam, en sert kalbe sahipmiş gibi görünen Nee-sama mı söylüyor?”

İşin doğrusu Subaru’nun tüm tanıdıkları arasında zihinsel güç bağlamında başı çeken kişi Ram’dı. Söylemleri aptalca bir şaka gibi görünse de Subaru, kendisini önünde oturur olan Ram’ın yüzüne dikkatle bakar hâlde bulmuştu.

Açık kırmızı gözler, beyaz bir ten. Ve tabii ki ferahlatıcı bir güzellik ile yerinde yüz hatları. Hem de tatlılık ve zarafet vadisinde bulunmuş şüpheli bir meyve misali güzel yüz hatları. Nasıl bakarsanız bakın her zamanki Ram’dı.

Ram: “——Şu nahoş bakışlarına bir son ver. Öyle dikkatle bakarak ne yapmaya çalışıyorsun?”

Subaru: “Eh, senin gerçekten de Ram olduğunu düşünüyordum.”

Ram: “Tamamen umutsuz vaka, değil mi?”

Subaru: “Ortada doğru düzgün bir konu yokken böyle yargılarda bulunmayı bıraksana! Kastettiğim şey o değildi…”

Subaru, lafını yarıda kesip bir kenara atan Ram’a afallamış bir şekilde karşılık verdi.

Aklına yeraltı bölgesinde bilincini yitirmeden hemen önce yaşadığı vukuat gelmişti—— Ram, Subaru’yu korumak için yaralı bedeniyle Sentorla arasına girmişti.

Arkadan görünen ve yaralarla kaplı o narin bedeni en ufak bir galibiyet şansı olmaksızın o korkunç düşmanın karşısına dikilmişti. Subaru o zaman yaralanmaya dair hiçbir korku belirtisi taşımayan o hâlini görüp de onu kaybetme dehşetini hissetmişti ve şimdi ikisi de sağ salim geri dönmüştü.

Bu gerçeğin farkına alışıldık korkusuz benliğiyle konuşarak varmıştı. 

Subaru: “Elbette aramızda hâlâ bir mesafe var. Olaylar tuhaf bir şekilde iğrençleşip kötüleşti ama üzerine düşününce bu da… Yo, yine de düşünüp hatırlanacak iyi bir anı olmamalı.”

Ram: “Ne gevelemeye çalıştığını anlamıyorum. Ortaya döksene. Adam gibi.”

Subaru: “ ‘İkimizin de güvende olmasına seviniyorum.’ demek istiyorum. Ve sonuç olarak beni koruyup kurtarmış olmana.”

Ram: “…Zaman kaybıydı.”

Subaru: “Böyle bir şeyi nasıl söyleyebilirsin?!”

Subaru içtenlikle minnettarlığını dile getirdiğini düşünse de Ram için hiçbir şey ifade etmemişti.

Bunu takiben Emilia, Subaru’nun dargın hâlini görerek ağzından bastırılmış bir kıkırdama çıkarttı.

Emilia: “Sorun değil, Subaru. Ram birazcık utandı, hepsi bu.”

Subaru: “Nee-sama utandı mı?.. Yerle göğün yer değiştirmesi daha inanılır olmaz mıydı?”

Emilia: “Y-Yo ciddiyim. Belki de Ram’ı uyanana dek sımsıkı tuttuğun için böyle utanmıştır. Ayrılma anınız bile zorluydu.”

Ram: “Emilia-sama!”

Emilia bunları gizli gizli Subaru’nun kulağına fısıldarken Ram, o kelimelere öfkeli bir tepki verdi. Ve Emilia’nın dudaklarını okumuşçasına alışılmadık bir öfkeyle gözlerini yukarı çevirerek…

Ram: “İşleri kendi kriterlerinize göre yorumlamasanız daha iyi olur bence. Çünkü insanların hislerinden anlamayan bir ahmağın altında çalışmak isteyeceğimi sanmıyorum.”

Emilia: “… ‘Ahmak’ derken beni kastetmedin, değil mi?”

Ram: “Hayır. Emilia-sama, sen insanların hisleri üzerine adamakıllı düşünürsün, ahmaklıkla uzaktan yakından ilişkisi olmayan biri varsa o da sensin; aksini iddia etmem çok saçma olurdu.”

Emilia: “Anlıyorum. Iıı, bir saniye, izin ver de birazcık düşüneyim.”

Diyen Emilia, Ram’ın büyük bir alay işli sözleri üzerine içtenlikle düşünmeye başladı. Bu esnada Ram, keskin bir bıçak misali ışıldayan gözlerini Subaru’ya dikti ve dudaklarını hareketlendirerek ”Unut bunu.” dedi.

Subaru bu tehdit edici tavra refleks olarak başını sallayarak karşılık verdi. Uyandığında yatakta kendisiyle birlikte yatan birine dair izler gördüğünü anımsıyordu. Mutlaka Beatrice’tir diye düşünmüştü fakat az önce söylenenlere bakılırsa o iz——

Subaru: “Ah-oh, unuttum, unuttum gitti. Unuttum dedim.”

Ram: “İyi. Sen bir ahmak değilsin… Emilia-sama. Bu meseleyi burada sonlandıralım.”

Emilia: “Ergh, Ram bana karşı giderek daha mı açık sözlü oluyor?..”

Emilia sitem dolu bir bakış atarken Ram, anlamazdan gelerek kafasını çevirdi.

Ve Subaru da bakışlarını bu meseleye daha fazla değinilmesini istemiyor gibi görünen Ram’dan ayırarak yoldaşlarının sonuncusu olan Anastasia’ya çevirdi.

Anastasia her zamanki gibi şapkasını süsleyen ponponlarla oynayarak Julius’un yanında oturuyordu. Fakat Subaru’nun bakışlarını fark ettiği anda zarif bir şekilde gülümsedi.

Anastasia: “Aah, konuşmanız bitti mi? Natsuki-kun, beni unuttuğunu düşünmüştüm.”

Subaru: “Umarım kendi egoma öncelik vermemi mazur görebilirsin. Senin de güvende olmana sevindim. Yeraltı bölgesindeki son savaşın bahsi açılmışken, sonrasında olanlara dair hiçbir fikrim yok.”

Anastasia: “Bana o zifiri karanlığa atıldığım anlara ait korkutucu düşünceleri mi hatırlatacaksın? Natsuki-kun, Ram-san ve… Ah ve Patrasche-chan varını yoğunu ortaya koyduğu için Cadı Canavarı beni görmezden geliyordu. Orada hiçbir faydam dokunmazdı ama sonrasında pazarlık kısmında işe yarayacaktım.”

Subaru: “Pazarlık mı?”

Anastasia: “Bize yardım eden “Bilge-san” ile işte.”

Anastasia hâlâ yüzünü Subaru’nun sağ koluna yapıştırmış hâlde durmayı sürdüren Shaula’yı işaret etti.

Pazarlık kelimesini işiten Subaru’nun kaşları çatılsa da Anastasia buruk bir şekilde gülümsedi.

Anastasia: “Ahyoyo, bizim de bayağı kafamız karıştı. Çünkü birkaç dakika öncesine kadar onu çekiştirip dursak bile hiçbir sorumuza cevap vermiyordu ama Natsuki-kun’a delice âşık herhâlde.”

Subaru: “Sizinle konuşmadı mı? Bu şey mi?”

Shaula: “Ben bu şey değilim, Shaula’yım. Ustamm~”

Subaru: “Kapa çeneni…”

Subaru darılan Shaula’ya keyifsiz bir karşılık verirken Anastasia omuz silkti.

Sahiden de dönüp bakıldığında Shaula, Anastasia ve geri kalanlara olsa olsa bir kelime etmişti. Fakat Subaru’ya gevezelik edip duruyordu. Yani bu durumun hemen hemen her noktası beklenmedikti.

Subaru: “Biri aniden 100 puan beğenilirlikle dibime yapışsa ve güzel bir kadın olsa bile ki bunun beğenilirliği sıfır, bu uğurda kafamı karıştırmaya değmez…”

Shaula: “——! Sen az önce benim güzel bir kadın olduğumu mu söyledin!?”

Subaru: “İşine gelince kulakların pek keskin değil mi, HEY!”

Subaru bir kez daha boştaki sol eliyle Shaula’nın kafasını iteklemeye çalıştı. Fakat o mücadele ettikçe Shaula’nın uyguladığı kuvvet de artınca en nihayetinde pes etmek zorunda kaldı.

Sonuç olarak sağ koluna tutunup kalan Shaula konusunda “Yapacak bir şey yok” mesajıyla derin bir nefes vererek kafasını salladı.

Subaru: “Şimdilik tüm bu önemsiz meseleleri bir kenara atalım da esas konuşmamız gereken konuyu konuşalım. Bir açıklama olmaksızın dönüp dolaşıp olduğumuz yerde saymaya devam etmek istemiyorum. Bize bazı şeyleri anlatmanı istiyorum.”

Shaula: “Eeeeeeeeeelbette, Ustamın söylemesi gereken bir şey varsa hemen o konuya geçelim!”

Julius: “Aynen öyle, iş birliğinin büyük yardımı dokunur. Bu sebeple bir şeyler sormak isterim. Sen Pleiades Gözcü Kulesine çekilen Bilgesin… Doğru anlamış mıyım?”

Shaula: “ *Kafa çevirme sesi*

Subaru: “Cevap versene! Az önce konuşacağım dememiş miydin!”

Shaula, yüzündeki dostane gülümsemenin tam aksine Julius’un sorusu karşısında kafasını bir anda çeviriverdi. Bu kötü tavrının Subaru’nun tepesini attırışından sonraysa astığı yüzünü ona döndü.

Shaula: “Amanın, Ustama neler olmuş! Ustam, bana ne sorarlarsa sorsunlar konuşmamamı, hiç kimseye gereksiz bir şey söylemememi tekrar tekrar kafama sokmaya çalışan sen değil miydin? Ben yaaaalnızca bana söylediklerine sadakatle itaat ediyorum. Öfkelenmene inanamıyorum! Sana dava açacağım!”

Subaru: “Ustan cidden korkunç biriymiş!”

Shaula: “Evet, evet. Öööööyle korkunçtur ki. Ondan özür dilemesini ve yaptıklarını derinlemesine düşünmesini talep etmeliyim.”

Subaru: “İnsanlara canının istediği gibi Ustam Ustam deyip durman… Ha, Emilia-tan, o gözler de neyin nesi?”

Emilia, Subaru ve Shaula’nın tuhaf sohbeti karşısında yuvarlak gözlerini kısmıştı. Subaru kendisini bir başka açıklanamaz çıkışa hazırlasa da Emilia, “Şey” diyerek devam etti.

Emilia: “Aslında pek büyük bir mesele olmayabilir ama… Nasıl açıklasam… Konuşma şekliniz bayağı benzer değil mi?”

Subaru: “Oradan bakınca bu kadar özenti bir tonla konuşuyor gibi mi duruyorum!?”

Emilia: “Bunu kastetmedim, ifade şekliniz aynı demek istedim. Yani sen ciddi konuşmalarda bile daima şaka yaparsın, haksız mıyım? Ondan da aynı hissi alıyorum.”

Subaru: “Benim hakkımdaki düşüncen bu mu!?”

Subaru, tamamen beklenmedik bu tahlil karşısında dehşete düşse de Emilia onu hiç umursamadı. Aksine,

Julius: “Hmmm… Sen bahsedince benim de dikkatimi çekti gerçekten.”

Ram: “Barusu’nun tipik konuşma kabiliyeti mi? Bizi beklemekte olan bir sorun var öyleyse.”

Meili: “Ama ben Onii-san’ın konuşma şeklini gerçekten be~ğeniyorum?”

Anastasia: “Gerçi herkesin insanın midesine oturan bir tavrı vardır, siz de öyle düşünmüyor musunuz?”

Herkes ardı ardına tahlillerini sıralarken Subaru’nun ağzı açık kalmıştı. Fakat ufak bir kız Subaru’nun adına öfkeye kapılarak kendini kaybetmek üzereydi—— İşte o kız Beatrice’ti.

Beatrice: “Gerçekten canınız ne isterse söylemeyi bıraksanıza, sanırım. Hepiniz Subaru’ya benzer davranmakla kalmıyorsunuz, aynı zamanda bir süredir ona fazlasıyla yapışıp kalıyorsunuz. Subaru’nun elini tutuyor olmasına rağmen bu ne kadar zor sizce, sanırım! Bu hiç adil değil, doğrusu!”

Konuşmanın ortasında konu bayağıca değişse de Beatrice Shaula konusunda neşeli bir mizaca sahipti. Fakat Shaula Beatrice’in protestolarını bile güzel bir kızın bürünmemesi gereken bir surat ifadesiyle bir kenara attı.

Ve onun tamamıyla ilgisiz ifadesinin yüzüne yansıdığını gören Beatrice’in hâlihazırda azalan sabrı sınırlarına ulaştı.

Ancak tam da patlamadan önce Subaru’nun eli Shaula’nın alnının ortasına indi.

Subaru: “Yeter artık!”

Shaula: “Off… Gerçekten acımış olmasa da bir suistimal değil mi bu?! Evet suistimal!.. Ustam bana karşı şiddet kullandı! Seninle mahkemede görüşeceğim!”

Subaru: “Kapa çeneni! Bundan böyle diğerleriyle doğru düzgün konuşabilirsin! Yoksa bu konuşma hiçbir yere varmayacak!”

Shaula: “…Sorun olmaz mı?”

Subaru: “Evet, olmaz! Hatta sorun olmamayı bırak, tavsiyem bu yönde! Ciddi ciddi konuşmaya başlama vaktin geldi!”

Subaru’nun şikâyetleri karşısında kaşları çatılan Shaula’nın suratı bir anda tam bir şaşkınlık timsaline dönüştü. Ve o ifade ağır ağır değişti, şaşkınlıktan algılamaya, onaylamaya ve son olarak yoğun bir minnettarlığa çevrildi.

Sonra da…

Shaula: “Yippeeeee! Yaaaaay~! Konuşma izni aldııııımmm! Artık derinlemesine gizemli çekici kadını oynamama gerek kalmadı~! Hip, Hip, Hoooooray!”

Subaru: “Söz konusu oysa ondan geriye bir zerre bile kalmadı!!”

Shaula’nın yüzü koca bir gülümsemeyle aydınlanmıştı, muhtemelen bir kuyruğu olsaydı şimdi sevinçten sağa sola sallıyor olurdu. 

Gerçi Subaru’nun kolunu hâlâ sımsıkı tutarken kuyruğu olmasa da at kuyruğu neşe içerisinde sallanıyor, alnına, yanaklarına ve kim bilir daha nerelerine çarpıp duruyordu. 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Subaru: “——Ee, senin söylentilerdeki Bilge olduğunu söyleyebiliriz yani, öyle mi?”

Curcuna bir süreliğine yatışmış ve nihayet o curcuna öncesinde girilmesi gereken konuya gerçek anlamda girilebilmişti.

Subaru’nun sağ kolunu serbest bırakan Shaula ortada bağdaş kurmuş, grup da çember hâlinde etrafını sararak yerleşmişti. Bu sırada Subaru, uyuşan sağ kolunu kaldıramıyor veya kımıldatamıyordu.

Shaula: “————”

Subaru: “Cevap ver bana. Sen Bilgesin, değil mi?”

Shaula: “Hmm~ Bu soruyu cevaplamak biraz zor.”

Sorusu sessizlikle karşılanan Subaru, aynı soruyu bir kez daha tekrarladı. Ve Shaula da bunu takiben turşu yemişçesine ekşimiş bir yüzle belli belirsiz bir yanıt verdi.

Bu yanıt karşısında kaşları çatılan Subaru, şaşkınlığını sergiledi. Emilia ise onun yerine elini kaldıran taraf oldu ve “Bu durumda” sözleriyle giriş yaparak,

Emilia: “Bilge olup olmadığın bir kenara bırakılırsa… Bunca zamandır bu kulenin içinden Kum Tepelerini koruyup kolladığı söylenen kişi sendin, değil mi?”

Shaula: “Ah, şüphesiz ki o benimmmm. 400 yıldır heeeeer ama heeeer gün bu kum denizinin ortasında nöbet tutuyorum ve geçirdiğim tüm o nafile günler hem duyanı hem okuyanı ağlatacak cinsten!..”

Emilia: “Zavallıcağız… Hık.”

Subaru: “Emilia-tan, etkilenmesene. Ve sen de gereksiz hisler paylaşma.”

Empatik Emilia’nın gözleri, yumruğunu sallayarak bu karşılığı veren Shaula karşısında yaşarmıştı. Subaru ise Emilia’yı sakinleştirdikten sonra Shaula’nın yanıtına dayanarak Julius’la göz göze geldi.

Julius da bu bakışma sonrası başıyla onay verip konuşmanın gidişatını üstüne aldı ve “Yani” diyerek lafa girdi.

Julius: “400 yıldır herkesçe tanınan Bilge olarak hareket etmenin yükünü üstlendiğinizi söylemekte haklı olur muyum? Shaula-sama.”

Shaula: “ ‘Sama’ gibi ekler ekleyerek beni utandırıyorsun. Böyle şeylere alışkın değilim, yani benimle normal şekilde herhangi bir saygı eki eklemeden konuşabilirsin. Shaula-sama demen… Dhehehe”

Julius: “Öyleyse kendimi düzelteyim. Herkesçe Bilge olarak tanınan kişi sensindir muhakkak, değil mi? Shaula.”

Shaula: “Şeeey, çok emin değilim desem? Herkes bir şeyler söylüyor olsa bile kuleden hiç ayrılmadığım için dışarıda dolaşan dedikoduları hiç bilemiyorum. Beklenmedik şekilde tuhaf bir his doğuruyor, değil mi? Bana bir Bilge deniliyormuş gibiiiii yani.”

Shaula’nın tamamen rahat yüz ifadesi tamamen düşünceli bir ifadeye çevrilirken atmosfer de aynı değişime uğradı. Julius ise onun arayıştaymış gibi görünen bakışlarının derinliği karşısında gözlerini kıstı.

Az önceki söylemi söz konusu kişi Julius olmasa bile görmezden gelinemeyecek cinstendi. Çünkü Shaula’nın sözleri doğruysa…

Julius: “Eğer sen Bilge değilsen Bilge Shaula efsanesi tamamen asılsız bir dedikodudan ibaret demektir. Yoksa senin dışında Bilge olarak değerlendirilen bir Shaula daha olduğunu mu söylüyorsun?”

Shaula: “Söylentilerdeki Bilge Shaula’yı tanımıyorum amaaaaa bildiğim kadarıyla benim dışımda Shaula isimli bir tanıdığım yooook. Bana bu ismi Ustam verdi, yani yalnızca bana vermiş olmalı… Amaaaa.”

Shaula’nın bakışları kısacık bir an için Subaru’ya dönse de Subaru daha önce ne Shaula’nın kendisine ne de bir başka şeye veya kişiye Shaula ismini vermişti.

Fakat “Shaula” isminin kulağa tanıdık geldiği bir gerçekti. Çünkü Shaula da bir yıldızın, Scorpius’u oluşturan yıldızın ismiydi—— ve anlamı da “İğne” idi.

Doğal olarak düşünceleri Gözcü Kulesinden ateşlenen beyaz ışık huzmelerinin gerçek rengine kaymıştı fakat Shaula’dan bilgi alma işini sonraya ertelemekte bir sakınca görmüyordu. Şu anki öncelikleri farklı bir mesele olmalıydı.

Shaula: “Ustamın hiçbir fikri yokmuş gibi göründüğüne göre Shaula yaaaalnızca benim ismim tabii ki. Ustam o ismi saaaaadece bana verdi… Başka bir Shaula’ya gerek yok.”

Julius: “Anlıyorum. Ustana gerçekten bağlıymış gibi görünüyorsun. ——Günahkâr biri olmalı, ha.”

Subaru: “Şunları söylerken bana bakmayı bıraksana. Bunlar yanlış ithamlar. Masumiyet varsayılmalı.”

Ram: “ ‘Suçluluğu kanıtlandı’… Benim aklımdan geçense bu.”

Subaru: “Yasalara bağlı bir millet olmaktan gurur duymuyor musun sen!?”

Müdahaleler bir yana, Shaula’nın söylediklerinden herhangi bir yalan havası almamıştı. Durum buysa efsanelerde bahsi geçen kişiden farklı mıydı yani?

Bu sırada Anastasia etrafında sohbet edenleri hiç düşünmeksizin bir anda göğüs cebini kurcalamaya başladı. Sonra da -bakın şu işe- her nedense cüzdanından biraz bozuk para çıkarttı.  

Subaru: “Sakın bana… bir anda paranı sayacağını söyleme?”

Anastasia: “Böyle bir hobim olsa ve bozukluklarıma dokunmak derin düşüncelere daldığımda daha başarılı olmamı sağlasa da… Niyetim bu değil. Buyur, Krallık paralarını gördüğünde ne kastettiğimi anlayacaksın.”

Diyen Anastasia, avcundaki bozuklukları sersemlemiş hâldeki Subaru’ya fırlattı. Subaru da aceleyle yakaladı; fırlatılanlar 4 farklı madeni paraydı: bir bakır, bir gümüş, bir altın ve bir de kutsal altın bozukluk.

Muhtemelen Shaula’ya rüşvet veya bahşiş vermek gibi bir olasılık söz konusu olamazdı. Kendisine söylendiği gibi bozuklukları kontrol eden Subaru, üzerlerindeki işlemeleri fark etti.

O ana dek bu dünyanın paralarına gerçekten dikkatlice bakmamıştı ama——

Subaru: “Yani paralara resimler, dizaynlar falan işlemek her yerde yaygın bir uygulama. Ne garip.”

Anastasia: “Bunda nasıl bir tuhaflık gördüğünü anlayamadım? Paranın nereden geldiğini bilmemiz gerekiyor… Ayrıca para her zaman ülke tarihiyle birlikte gelir. Bu yüzden de üzerlerinde asıl olarak ülke tarihiyle ilgili işlemeler olur.”

Subaru: “Hmmmm?..”

Subaru ilgisini bozuklukların üzerindeki işlemelere kaydırmış şekilde Anastasia’nın açıklamasını dinliyordu. Ve yakından baktığındaysa… Demek ki her bozukluğun üzerinde farklı dizaynlar var diye düşündü——

Emilia: “Kutsal Altın Bozukluklarda İlahi Ejderha var, Altın Bozukluklarda İlk Kılıç Azizi, Gümüş Bozukluklarda Bilge ve Bakır Bozukluklarda Lugunica’nın Kraliyet Sarayı. Bilmiyor muydun?”

Subaru: “E-Emilia-tan bu sözlerle süper eğitimli bir karakter gibi konuşuyor!..”

Emilia: “Olsa olsa bariz şeylerden bahsediyorum. Alışveriş yaparken bile dünyadan habersiz miydin, paralarına bir kez olsun doğru düzgün bakmadın mı?”

Subaru, Emilia’nın bu acıklı sorgulaması karşısında masumca ıslık çalarak izini gizledi ve bozuklukları kontrol eder etmez tam da Emilia’nın açıkladığı gibi olduklarını gördü.   

Kutsal Altın Bozukluğunda bir Ejderha işlemesi, Altın Bozuklukta keskin bakışlı bir adam, Bakır Bozuklukta Kraliyet Sarayı ve son olarak Gümüş Bozuklukta ise bir…

Subaru: “Genç ve yakışıklı bir herif, sanırım. Shaula ile en ufak bir benzerlik taşımıyor.”

Beatrice: “Ama dünyanın gözünde Shaula, bu çizimdeki adammış gibi görünüyor, doğrusu.”

Bozukluğun üzerine uzun saçlı, yakışıklı, cesur görünümlü bir adam çizilmişti. Doğal olarak ne kadar evirip çevirseniz de yarı çıplak, çekici bir kadın şeklinde yanılgıya düşmek pek olası görünmüyordu.

Shaula “Ben de bakayım” diye rahatsız ede ede yaklaşınca Subaru, bozukluğu ona uzattı. O bunu yaptığı andaysa Shaula Gümüş Bozukluğa yakından bakarak dedi ki:

Shaula: “Heeh, bayağı iyi yapılmış ha? Tıpatıp Ustama benziyor.”

Subaru: “Onu nerede görüyorsun acaba?! Ah, yo, burada çizilmiş olan Bilge senin Ustansa bana anılarındaki Ustanı anımsattığımı söylerken ne kastediyordun?”

Shaula: “Tanrııım, sen neden bahsediyorsun? Benim Ustam bir tanecik, başkası yok.”

Subaru: “Öyleyse kendimi bir kez daha tekrar edeyim. ONU NEREDE GÖRÜYORSUN ACABA?!”

Subaru boğazını temizleyip kendisini Gümüş Bozukluktaki dizaynla kıyaslayan Shaula’ya avazı çıktığınca bağırdı. Saç şeklini değiştirse bile ifadesi ve en başta ırkı bile çizimdekinden farklı görünüyordu. Tek benzer yanları cinsiyetleri gibiydi. Yalnızca yakışıklı bir yüze sahip olmakla yargılanacaksa Julius, o çizimdeki kişiye Subaru’dan daha benzerdi.

Fakat Shaula Subaru’nun bu fikri karşısında “Eeeeeh” diyerek tatminsiz bir bakış attı.

Shaula: “Gördüğüm şey gaaayet doğru bence. Saçların var, iki gözün, bir burnun, bir de ağzın var işte.”

Subaru: “Bu mudur yani?! İltifat şeklin bir anaokul çocuğunun portresi gibi değil mi!?”

Emilia: “Sanırım ben de Subaru ile bu Bilgenin birbirine benzediğini düşünmüyorum…”

Shaula’nın suratı asılsa da Subaru’nun ve tabii ki Emilia’nın hükmü üstün gelmişti. Söyledikleri mantıklıydı. Yine de Shaula hâlâ ikna olmuşa benzemiyordu.

Shaula: “Ben insanların yüzlerini kıyaslamakta pek iyi değilim de o yüzdeeen. Erkeklerle kadınlar birazcık farklı ama onun dışında herkes aynı gibi değil mi? …Sonrasında her şey boyutta bitiyor, haksız mıyım?”

Beatrice: “Bu kadın az önce Betty’e baktı ve bu sonuca vardı, sanırım.”

Subaru: “Sorun yok, Beako tatlılığı ve ufaklığıyla eşsiz. Bunu bir kenara bırakırsak, güzelliği algılamakta bu düzeydesin ama onca kişi arasından bana Ustam diyorsun. Beni tamamen başka biriyle karıştırıyorsun!”

Shaula’nın bahanesini fırsat bilen Subaru, o ana kadarki haksız ithamlarla düştüğü onursuzluğu bir miktar telafi etti. Daha en başından saçma sapan bir fikirdi. Tabii ki düşünmesi bile gereksizdi, Shaula ile arasında hiçbir ortak nokta yoktu ve bu rahatlatıcıydı.

Ya da hiç değilse Subaru böyle düşünüyordu, çünkü Shaula kafasını sallayarak dedi ki:

Shaula: “Ah. Benim Ustamı bulmuş olmam görünüşle alakalı bir mesele deeeeğil, yani o konuda bir sıkıntı yok.”

Subaru: “Görünüşle alakalı değil diyorsun, öyleyse benim o olduğumu nereden çıkarttın? Auramdan mı?”

Shaula: “Kokundan.”

Subaru: “————”

Shaula: “Yani yo, demek istediğim, Ustam dışında burnumun direklerini sızlatacak kadar karanlık, keskin bir koku yayabilecek bir kişi daha aklıma gelmiyor.”

Subaru: “Dürüst olmak gerekirse duygularım ilk defa bu kadar incindi! Ne, o kadar mı kötü durumdayım!?”

O anahtar kelime, koku, duyulduğu sırada Subaru bir anlığına kendisini hazırlamıştı. Fakat o hazırlık Shaula’nın sonraki kelime seçimleriyle darmaduman edilmişti.

Shaula, bu beklenmedik değerlendirme karşısında suratı kıpkırmızı kesilen Subaru’ya gizemli bir bakış atmaktaydı.

Shaula: “Neden öfkelendin ki? Ah, “keskin” dedim diye mi? Sorun değil ki! Ustamın kokusu gerçekten kötü ama sürekli koklamak isteyeceğim cinsten bir koku! Sıra dışı bir pişirme çeşidinin sonucu gibi, ağzından tüküreceğin cinsten değil, havalı yani!”

Subaru: “Kızlar tükürme ve havalı kelimelerini bir arada kullanmazlar! Arkasından bunu getirmene gerek yoktu!”

Subaru yüzünü avcuyla örtmüş, olduğu yerde ağlamasına ramak kalmıştı ve son derece utanmış durumdaydı.

Subaru: “Urghh… İnsanların söylediği şeylere alışıyorum artık diye düşünüyordum ama aşağılanmanın bu kadarı da fazla artık. Ben sana ne yaptım ki…”

Emilia: “S-Sorun değil, Subaru. Ben seni tamamen anlıyorum. Ee, sonrasında doğru düzgün bir banyo mu yapsak?”

Subaru: “Tamamen anlamışmış, hadi canım!”

Kederli, çökük Subaru fayda etmez hâle gelmişti. Bu sırada Beatrice önce onu yanından teselli etmeye çalışan Emilia’ya baktı, sonra da Subaru’yu kolunun altından kavradığı gibi ağırlığını sırtına dayayarak,

Beatrice: “Subaru’yu tamamen yabancı biri olarak algılama sebebini anlıyorum, sanırım.”

Shaula: “Onu başka biri olarak algılamıyorum. Bir bebek için amma münasebetsizsin, değil mi?”

Beatrice: “Affedersin ama o bebek dediğin senin kıymetli Ustanın partneri oluyor, doğrusu. Ooops, sen onu başka biri sanıyordun, yani o senin ustan falan değil. Pardon, doğrusu.”

Shaula: “————”

Beatrice: “————”

Beatrice ve Shaula arasındaki sessiz bakışmada kıvılcımlar yükseliyordu.

Konuşma tamamen seyrinden çıkmış, konudan sapılmıştı ama yeniden rayına oturtmaya çalışsalar bile bunu yapabilecek kişi sayısı pek azdı. Durum gereği aklıselim biri kısa çöpü çekecekti.

Ram: “Beatrice-sama, bu çekişmeleri işimiz bittikten sonraya saklayalım. Önemli tartışmamız sonlanınca Barusu’nun sahibinin kim olduğuna karar vermekte özgür olursunuz.”

Beatrice: “Subaru’nun sahibi yok, sanırım. Esas konu da bu, doğrusu.”

Ram: “…Hı hı, tabii.”

Ram gözlerinde bir şokla Beatrice’in öfkesini üstlendi. Ve bu yanıttan sonra da gözlerini kısarak hâlâ iğneleyici bakışlarla Beatrice’e bakmakta olan Shaula’ya seslendi.

Ram: “Her hâlükârda bizimle konuşabilirsen çok makbule geçer. Şu ana dek bizimle ciddi bir konuşma sürdüremedin ama bundan sonra yapabilir misin acaba?”

Shaula: “Mhm, Ustamın iznini aldım, yani OLUR. Gerçi böyle söylesem de her ama her şeye cevap verecek kadar iyi biri değiliiiimm. Ya da o kadar şey bilmiyorum demeliydim herhâlde.”

Ram: “Başlı başına bu yanıt bile senin Bilge olarak adlandırılmanın bir hata olduğunu netleştiriyor.”

Dolgun göğsünü gururla kabartan Shaula, utanmadan cehaletini daha da dışa vurdu. Ram ise Shaula’nınkine rakip olurcasına kendi küçük göğsünü kabarttı. Ve ortamdaki herkesten daha üstün bir havayla homurdanarak,

Ram: “Sen Shaula’sın ama Bilge değilsin. Öyleyse merak ediyorum, Kılıç Azizi ve İlahi Ejderha isimleri sende bir şey çağrıştırıyor mu?”

Shaula: “Kılıç Aziziiiii ve İlahi Ejderha mı?”

Ram: “İsimleri Reid ve Volcanica.”

Shaula: “Eeuvvvvvvv!”

Shaula Ram’ın sorusu karşısında ekşi bir şey çiğnemişçesine bir ifadeyle dilini çıkarttı.

Bu karşılıktan iki ismin de bir şeyler çağrıştırdığı rahatlıkla anlaşılabiliyordu. Ram sessizce bir bilgi beklerken Shaula hâlâ bağdaş kurmuş pozisyonda bedenini sağa sola sallayarak dedi ki:

Shaula: “Onları tanıyorum. Çubuk Sallayan Reid ve Alaycı Volcanica eski dostlarımdır. Onları ayrıldığımız günden bu yana görmedim ama iyi durumda olmaları lazım, haksız mıyım?”

Ram: “İçlerinden biri… Reid öldü; uzun zaman önce.”

Shaula: “Cidden mi?! Öldürülemez denilebilecek düzeyde olmasına rağmen öldü mü yani?! Nasıl öldü?! Tuhaf bir şey mi yedi?!”

Ram: “Ömrü o kadarmış. Hiç kimse göklerin hükmüne karşı gelemez.”

Shaula: “Ömrü o kadarmış ha… Ah, anlıyorum. Doğru. Reid bir insandı, değil mi?”

Bir tanıdığının öldüğü söylenilen Shaula, ciddi bir tavırla bakışlarını eğdi. Üzgün gibi görünüyordu, omuzları düşmüş, atkuyruğuna dek bir ağırlık çökmüştü.

O ana kadarki söylemlerine ve tavırlarına bakılmaksızın bir arkadaşının ölümünün yasını tutan hâli doğaldı, üzücü bir durumdu. 

Bu sırada nihayet toparlanmış olan Subaru da Shaula’nın yüzüne baktığında göğsünün içerisinde bir şeylerin kımıldandığını hissetti.

Shaula: “Ee, Volcanica iyi yani?”

Subaru: “Çünkü o bir Ejderha.”

Shaula: “Aah, bir Ejderha, ha. Gerçi Reid’dense Volcanica’nın ölmesini yeğlerdim~”

Subaru: “Bu kelimeler biraz ağır oldu, hey!”

Shaula ufacık bir mutsuzluk gösterisinden sonra hızla her zamanki hâline döndü. Diğer bir tanıdığından bahsederken yüz ifadesi net bir hâl almıştı.

Bu manzara karşısında Ram, gözlerinden birini düşünceli bir şekilde kapatarak,

Ram: “Reid ve Volcanica’yı hatırlıyorsun… Öyleyse Ustanın ismini de biliyor olmalısın, haksız mıyım?”

Shaula: “————”

Ram’ın sorusu karşısında Subaru ve diğerleri nefeslerini tuttu.

Yalnızca sorgulanan taraf olan ve “Herhâlde yani” yanıtını veren Shaula’nın ifadesi bomboştu.

Ram’ın sorusu sahiden de Bilge gizemini çözme konusunda bir hayli etkiliydi.

“Bilge = Shaula” sistemi şimdiye çökmüştü, yani kendisine Bilge denilmesini sağlayacak şeyler başarmış olan bir başka kişi varsa doğal olarak o kişiyle tanışmaları gerekiyordu.

Shaula her nedense Subaru’yu o kişiyle karıştırmıştı ama o kişinin ismi, hata yapılamayacak bir şey olsa gerekti. Subaru, bir mucize olsun da Natsuki Subaru isimli bir Bilge açığa çıkmasın diye dua ediyordu.

Ve duaları gerçek olmak üzereydi—— Hem de hayal dahi edemeyeceği bir tuhaflıkta.

Shaula: “Ustamın ismini düşünmeniz ne tuhaf. Sonuçta burnunuzun dibinde ve hepiniz onun yoldaşlarısınız ama ismini bilmiyor musunuz yani?”

Ram: “Üzgünüm ama senin Ustan kafasını klozete çarpmış ve bu yüzden pek çok şeyi unutmuş.”

Subaru: “Klozeti seçmenin ardında bir ima mı var acaba?”

Shaula: “Ustam, yine mi yaptın…?”

Subaru: “Ne demek yine mi?!”

Shaula anlayışlı bakışlar atarken Subaru, hiç tatmaması gereken bir aşağılanmayı tadıyordu. Fakat Shaula bir anda bu yanıtı anlamışçasına konuya dalarak dedi ki:

Shaula: “Öyleyse benden duyacaksınız. Ustamın ismi… Evet doğru, o ünlü Büyük Bilginin ismi. Elbette ki Bilge gibi bir isimle çağrılmak yalnızca benim Ustama yaraşır!”

Subaru: “Sadede gel artık!”

Shaula: “Amma da sabırsızsın~ Ama Ustam da böyle işte.”

Shaula sinir bozukluğu da barındıran abartılı bir harekette bulunsa da Subaru’nun talebi karşısında suratını asarak dil çıkarttı. Ve sonra da parmağını yanağına yerleştirip korkunç derecede çocuksu bir jestle,

Shaula: “Flugel”

Subaru: “…Ha?”

Shaula: “Ustamın ismi Flugel. Shaula’nın Ustası, Büyük Bilge Flugel.”

Shaula’nın tüm yüzü aydınlandı ve bu kelimeleri sarf ettiği anda göğsünü neşeyle kabarttı.

Flugel’e büyük bir sevgi, minnettarlık ve saf bir sevgi beslediğine zerre kadar şüphe yoktu.  

Fakat Subaru ve diğerlerinin bu isme verdikleri tepkiler farklıydı.

Öyle ya da böyle Subaru, bu ismi tanıyordu.

Subaru: “…Ağacı diken kişinin ismi değil miydi o?”

Diyen Subaru, daha önce yalnızca bir defa kaderlerinin kesiştiği o tarihi isim karşısında boynunu uzattı.

△ △ △ △ △ △ △

#Gözümde canlandırdıkça gülsem mi ağlasam mı bilemediğim bir bölüm oldu. Her tarafı sarılmış, paylaşılamayan ama bir yandan da delice canı yanan bir Subaru. Onu tatlı tatlı kıskanıp saçını çeken bir Emilia. Tüm tatlılığıyla savunmaya geçen bir Beatrice. Sonunda rol yapmayı bırakıp tüm gevezeliğiyle kendisini ortaya atan bir Shaula. Ve tüm bunlara şahit olan diğerleri…

#Subaru Flugel mi teorisini de yakından ilgilendiren bir bölüm oldu. Açıkçası ben teoriler hakkında pek bilgili değilim, sadece bölüm altlarına yazdıklarınızı okuyorum. Yine de Subaru’nun Flugel ile aynı kokuyu taşıyor olması, Shaula ismini Flugel’in vermiş olması, yine bu serideki pek çok isim gibi onun da bir yıldız ismi olması ve Shaula isminin de başpiskoposlarda olduğu gibi özel yeteneğiyle ilişkili olması(iğne) pek çok soru doğuruyor. Biz bu seride bir bilgi ediniyorsak yeni üç soruyla karşı karşıya kalıyoruz herhâlde. Umarım hepsinin cevabını alırız. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle