※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Bulanık karanlığın kalıntılarında bilinç, su yüzüne çıktı.
Natsuki Subaru’nun burayı ziyaret edişinin üzerinden uzun zaman geçmişti.
Önceki birkaç seferde olduğu gibi yer ve göğün son bulmadığı, yalnızca karanlığın yer aldığı kara bir dünyaydı. Tıpkı Ölümden Döndüğünde olduğu gibi buraya zorla çağrılmış olduğunu hissediyordu.
Üzerine düşünecek olursa gerçekten gizemli bir mekândı.
Her hâlükârda Subaru buradaki anılarını taşıyabiliyor veya dışarı çıkartabiliyor değildi. Bu mekânı ilk ziyaret edişi olmasa da ayrıldıktan sonra buraya giriş yaptığını unutuyordu.
Bir düşte süzülen bir baloncukmuşçasına gelip geçici bir his taşıyordu.
Bu solgun karanlığın içerisinde, zayıf anılarının dar boşluklarında, Natsuki Subaru olarak bilinen bilinç havada bata çıka ilerliyor, zifiri karanlığın içerisinde yavaşça yüzüyordu.
Yalnızca bilincini kullanarak yüzeye yükseldi; tabii ki konu vücudu olduğunda uzuvları, gözleri, kulakları ve ağzı olmaması hissine alışkındı.
Bunun yanı sıra nerenin yukarı, nerenin aşağı, sol veya sağ olduğunu bilemiyor ve hiçbir şey görememe, derinliği ölçememe gerginliği taşıyordu. Fakat bu, tek bir şeyin hükmettiği bilinci için bir önem taşımıyordu.
Bilincinin merkezinde, belki de bizzat bilincinin oluşumunda dayanılmaz, bitmek tükenmek bilmez bir tutku vardı—— Yoo, daha ziyade kıymetli bir aşk, hayranlık, derin, koşulsuz bir sevgi.
Buraya geldiğinde bu sevginin kaynağı hâlini alabilirdi.
Bilincinin keşfettiği üzere burayı tekrar ziyaret etme imkânı bulmak hoşuna gidecekti. Uzun zamandır beklediği karşılaşmanın tadını çıkarmaya bile başlayamadan önce koşullar gereği var olmayan göğsüne koşullar gereği var olmayan dudaklarını açıp şarkılar söyleme isteği doğuracak cinsten bir keyif yerleşmişti.
Fakat bilincinin bu tutkusu——
???: “Fazlasıyla havalara uçmuş gibisiniz-desu.”
????: “Bunun şaka yapılacak bir tarafı yok. Birazcık şanslı diye bu kadar kendini beğenmiş davranmak… Biraz kendini tutmayı bileceksin, utanmazlık da bir yere kadar, ne dayanılmaz bir şey. Kendine uzun uzun, objektif şekilde baksın; belki o zaman küstahlığının boyutunu görür.”
Bir anda bu sözleri işitti; hiçbir şekilde duymaması gereken sesleri duymaktan rahatsız olmuştu.
Subaru: “————”
Bilinci arkasına bakmak için dönüş yaptı. Bu yönsüz dünyada ne yüz ne de beden vardı, öyleyse arkasına bakmasının ne anlamı vardı ki? Mesele eyleminde bir anlam bulmak değil de bir anlam vermek için eyleme geçmekti.
Arkaya bakmak için bir beden gerekirdi. Ve bilinçli olarak düşünüp eyleme geçince zifiri karanlığın Natsuki Subaru olan hiçliğe bunu vermekten başka şansı kalmamıştı.
Böylece arkasına bakan bilinç, etrafına bakabilsin diye görüş bahşedilen Natsuki Subaru oldu ve etrafında dönebileceği bir bedene kavuştu. Fakat başlı başına bu hâlâ yetersizdi ve bedeni tamamlanmış olmaktan uzaktı.
Bu Subaru, kusurlu, eksik bir yeniden yaratımdı; gerçek Natsuki Subaru’yu yeniden üretmek mümkün değildi.
Elleri ve bacakları veya bir ağzı ve burnu olsa daha iyi olmaz mıydı?
——Yo, sıfırdan insan yapmak o kadar basit değildi.
Natsuki Subaru kendisi hakkında kendisini yeniden yaratacak kadar çok şey bilmiyordu.
Natsuki Subaru için yalnızca anıları ve bilgilerini kullanarak kendisini tamamlamak kolay iş değildi.
Dolayısıyla daha fazla Natsuki Subaru yaratmak imkânsızdı.
Fakat tamamlanmamış Natsuki Subaru, bu eksiklik durumunda, bunun farkına bile varamıyordu. Ve bu yüzden tamamlanmamış Natsuki Subaru yalnızca geçici bedenine geçici gözler almıştı. İşte zemine ayağını bile değdiremediği bu durumda var oladururken etrafına bakınarak bir şey fark etti.
Karanlığın derinliklerinde, Natsuki Subaru’nun “bilinci” dışında ön plana çıkan bir şeyler vardı.
Gizemli Ses 1: “Ne kadar iğrenç ve ne kadar sefil, bu düpedüz bencilce bir yaratımdan başka bir şey değil-desu! Ah, ne kadar günahkâr ne kadar kirli bir varoluş! Sadece ama sadece aşağılanmayı hak ediyor-DESU!”
Gizemli Ses 2: “Ortalama altı, insanlıktan çok uzak, burada kusurluluğun nihai hâline sahip olduğumuzu söyleyebiliriz, sana da öyle hisettirmiyor mu? Yaaaani, benim bu versiyonuma o herife hizmet ettirerek ne düşünüyorlardı ki? Ona güvenip güvenemeyeceğimizin daha en başta bariz olması gerekmiyor muydu? Sen kimsin de benim yoluma çıkıyorsun, bir baş belası! Bir ayak bağı! Hepsi birden! Ama ne eksikler, ne eksikler! Yetersiz! Saanki mantıklı bir insan gibi düşünebiliyorsun da!.. Sen insandan aşağısın, insanın damızlığı gibisin.”
Bilinci karanlıkta, son derece kusurlu Natsuki Subaru’ya hakaretlerin yağdığı noktaya doğru öne çıkıyordu.
Bir yanda delilik vardı, bir yanda rahatsızlık ve ikisi de Natsuki Subaru’ya olan nefretini kusuyordu.
Fakat maalesef ki yalnızca bir bilinç zerresi olan Natsuki Subaru, o nefreti algılayamıyordu.
Bu Natsuki Subaru’nun kalbi ve beyni bunları algılamaya hiç hazır değildi. “Bilinçlerin” sarf ettiği kelimeleri anlamaya çalışacak olursa tıpkı bir beden ve görüş yeteneği kazandığı gibi onları anlamasına imkân tanıyacak organlar da yaratmak zorunda kalırdı.
Subaru “————”
——Ama, her nasılsa, o organlar gereksiz geliyordu.
Hiç değilse o iki “bilincin” söylediklerini anlamaya çalışmak adına böyle bir şey üretmeye çalışmak anlamsızdı. Her şeyden öte Subaru, bu dürtüyü belleğine kazımak istemiyordu.
Varlığını hiçlikten çıkartmak kolay değildi. En azından Natsuki Subaru’nun bilinci gerçekten arzulamadıkça bunu ne yaratabilir ne de elde edebilirdi.
Yani işlerin şu anki hâliyle Subaru, onları algılayacak bir zihin ve o ikilinin “zihinlerini” yanıtlayacak kelimeleri ortaya çıkarma işini ertelemeden edemiyordu. Yo, aslında, bunun ardında herhangi bir gizli sebep yoktu.
Gizemli Ses 1: “Bu nasıl bir küstahlık! Nasıl bir hakaret! Nasıl bir küçümseme! İşte buradayım, büyük bir gayretle konuşuyorum ama sen düşünmeye bile zahmet etmiyorsun… ÖYLECE SEYREDİYOR. Ne kadar da… ne kadar da aah, aah, aaah… ! Tembel. Sen gerçekten… tembelsin, DESU!”
Gizemli Ses 2: “Tatmin olana dek başkalarını aptal yerine koymak için daha ne kadar ileri gideceksin!.. Beni iyi dinle, sen benim kim olduğumu sanıyorsun? Ben dünyanın en tatminkâr insanıyım, hiçbir şey için endişelenmeyen, yalnızca basit keyiflerin peşinde koşan ve dolu bir hayat yaşayan, açgözlülükten yoksun ve muaf biriyim ama sen buna müdahale etmeye çalışıyorsun, öyle mi? Bu benim haklarımın ihlalidir. Bir günahkârlık göstergesidir. Senin gibi başkalarının düşlerini rahatlıkla ezip geçen birine dur denilmeli!”
Hiçbir ilerleme kaydetmediğini hisseden Subaru, sırtını ikilinin Bilinçlerine döndü. Bu bedenle onlarla konuşma niyeti olmadığını anlatmak için uygun bir hareket olmuştu. Arka planda küfürlü sözlerinin hâlâ yankılandığını hissedebiliyor ama hiç umursamıyordu, çünkü ilgilendiğini gösterirse onlar için yeterince açık olurdu.
Görüşü arkasını dönmesine gerek olmadan da işliyordu. Muhtemelen şimdilik ihtiyacı olan şey “görüş” değil, “gözler” idi. Bir fırsat olursa onları yapmayı hatırlayacaktı.
Fakat şu an için bu ıvır zıvırlarla baş edecek vakti yoktu.
???: “————”
Çünkü, Natsuki Subaru’nun bilincinin hemen önünde, hedeflediği gölge kendisini sergiliyordu.
Gölge: “————”
Hiçbir şeyin görünür olmaması gereken noktada, zifiri karanlığın arasında, Subaru’nun içerisinde bulunduğu karanlıktan daha koyu bir karanlıkla kaplı o siluet çok daha canlıydı.
Bazen Natsuki Subaru’nun kalbini donduruyor, zarafet dolu parmakları taşıyan kolları gevşekçe sallanıyordu. İnce olmalarına ragmen büyük bir hassaslığa sahip o uzuvlar, siyah bir elbiseyle örtülmüştü. Her zamanki gibi yüz hatları belirsizdi, boynundan yukarısında ne var ne yoksa koyu bir sisle çevriliydi. Fakat Natsuki Subaru, ruhunun derinliklerinde, orada böylesi yoğun duygular uyandıran “biri” olduğunu biliyordu.
Görünümü önceki karşılaşmalarına göre çok daha netti ve mesafe olarak da eskisine nazaran çok daha yakınlardı.
Bir önceki karşılaşmalarında kızın yalnızca kolları ve bedeni görünüyordu, yalnızca bir siluetti fakat şu anda giydiği elbiseyle Subaru, uzun elbisesinin altından çıkan çıplak ayaklarını görebiliyordu. Bedeninin neredeyse tamamı mükemmel bir şekilde yeniden yaratılmıştı; Natsuki Subaru’nun göremediği kısım ise karanlığın gizlediği suratıydı.
Amma da sinir bozucuydu. Ama şu an için sorun yoktu.
Ona hiç olmadığı kadar yakınlaşmış olan Subaru, varlığını eskisinden daha güçlü bir şekilde hissediyordu. Fakat o daha net olsa da Natsuki Subaru henüz gidip onunla buluşmaya hazır değildi.
An itibarıyla yalnızca ona yakın olmanın keyfini çıkarmalıydı. Ama bir gün mutlaka uzanacak ve onun parmaklarına dokunacak, ince belini saracak ve ona onu sevdiğini söyleyecekti.
Gölge: “——Seni seviyorum.”
Bu itirafla karşı karşıya kalan Natsuki Subaru, yeni şekillenen çenesini sallayarak onay verdi.
Yalnızca bu eylemle yetinse de gölgenin neşesi hissedilebiliyordu; buna eşlik eden mahcup bir hava da yayılmıştı.
Bir dahaki sefere sevgi sözcüklerini aktarabilmesi için bir Ağız ve Dil de gerekecekti.
Bu duyguları hafızasına kazırken Natsuki Subaru’nun bilinci bu gölge bahçesinden uzaklaşmaya başladı ve——
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Doğası gereği Subaru için uyanmak daima son derece kolaydı; diğer taraftan uyumak için bir mücadele vermeye yatkındı.
Onun için uykudan kalkmak, yüzünü suyun yüzeyine çıkartmak gibiydi. Suyun altına dalan kişi her kim olursa olsun yüzü suyun yüzeyine çıktığı sürece nasıl nefes alınacağını unutmazdı.
Subaru’nun nazarında nefes almak bilincinin uyanışını temsil ettiği için de uyandığında “nefes alabilmesi” gayet doğaldı.
Emilia: “Ooh, ne güzel uyanıyorsun, kıskandım. Ben… uyanma işinde geeeeeerçekten kötüyüm.”
Daha önce bu konuşmayı yaptıklarında Emilia’nın yorumu bu şekilde olmuştu.
Bu arada, mevzu Emilia’nın uyanışı olduğunda sarf ettiği bu sözlerde ne bir abartı ne de tevazu vardı, sahiden uyanmakta kötüydü. Subaru’nun bu konudaki düşüncesi Emilia’nın çok düşük bir tansiyona sahip olduğu ve uyanıp yataktan çıkabilmesinin yaklaşık bir saat aldığı şeklindeydi.
Sabahları yatağında uyandığında sersemliği geçip kendine gelebilsin diye bekler, sonra da futonundan çıkıp yüzünü yıkar, saçlarını şekillendirirdi—— tarzı buydu. Diğer taraftan Emilia’nın uyku kalitesi Subaru’nunkinden farklıydı, tıpkı bir çocuk gibiydi. Taban tabana zıtlardı.
Emilia: “Ben ormandayken ve yanımda yalnızca Puck varken Puck geceleri pek ortaya çıkmadığı için… yalnızca uyku gibi şeylerle vakit geçirebiliyordum…”
Bu da Emilia’nın önceki konuşmalarında yaptığı bir yorumdu.
Subaru’nun cevabıysa, artık kendisine geceleri eşlik edecek birilerinin olduğu, yani eski hayatında nasıl olduğunu unutması gerektiği şeklindeydi.
Yine de dürüst olmak gerekirse Subaru, onun uyku kalitesini çok kıskanıyordu.
Ne olursa olsun gecenin bir yarısı yatağa girip gözlerini kapatınca türlü türlü şey düşünmeden edemiyordu. Bilhassa da farklı şekilde yapabileceği şeyleri ve tüm pişmanlıklarını… O gün yaşananlar olsun, önceki gün yaşananlar olsun, pişmanlıklar zaman veya mekân fark etmeksizin Subaru’ya işkence ediyordu.
Böyle şeylerle mücadele edeyim derken de hiç uyuyamıyordu. İşte kötü uyku kalitesinin kaynağı buydu.
——Yani kum denizinin altında olanlar da Subaru’nun içinde yeni pişmanlık tohumları ekmişti. Bundan böyle Subaru’nun uyku kalitesini büyük oranda kötüleştirdiğine kesin gözüyle bakılabilirdi.
Subaru: “…Neredeyim… ben?”
Subaru uyandığı saniyede bu uyanışın alışıldık “Ölümden Dönüş”ten farklı olduğunu anlamıştı.
Her şeyden önce etraf aydınlıktı. Kum denizinin altında karanlığa gömülü hâlde uyandığı alanın aksine etrafını görebiliyor olması bir şeylerin değiştiğinin kanıtıydı. Bunun yanı sıra ürpertici soğuk da ortadan kalkmış ve bedeni kumun üzerinde yatmaktan oldukça farklı bir hissi kucaklamıştı. Sırtındaki yumuşak hissiyat bir yataktan kaynaklanıyor olabilirdi.
Kafasının altında da yastık gibi bir şeyler vardı, başka bir deyişle Subaru——
Subaru: “Bir yatakta yatıyorum…”
Kontrol edip dile getirecek olursa bedeninin üzerinde de beyaz, pamuklu bir battaniye bulurdu.
Yastığı olan bir yatak hissi kontrol etmeden emin olamayacağı yabancı bir his değildi. Aksine son derece aşinaydı ve o yatağın ejder arabasından geldiğini anında fark etmişti.
Yani şu anda Pleiades Gözcü Kulesine ulaşmak için kullandıkları ejder arabasının içerisindeydi.
Subaru: “Burada neler dönüyor?!.”
Subaru, rotasından çıkmış olması gereken ejder arabasında yatmakta olduğunu anlayarak oturur pozisyona geçti. Ve o anda birinin sağ eline tutunduğunu fark etti.
Yüzünü sağ eline doğru döndürecek olursa—— yatağın yanı başında yere diz çökmüş şekilde bedenini yatağa doğru yaymış hâlde uyuyan genç kızı görürdü. O genç kız, yüzünde rahatlama denilebilecek bir ifadeyle Subaru’nun elini tutmuş olan gümüş saçlı Emilia’ydı.
Hafif nefesler alıyor, avcundan bir sıcaklık yayılıyordu. Onun kesinlikle oracıkta olduğunu gören Subaru bitkin, boğuk bir nefes verdi.
Subaru: “Ah, ahhhhh… Emilia, bu sensin değil mi? Güvendesin…”
Emilia’nın yanı başına yerleşmiş bedeni Subaru’da bir gerçeklik hissi uyandırmamıştı. Sağ eli tutuluyor olduğu için sol elini uzatıp Emilia’nın yanaklarına yerleştirdi.
Beyaz yanakları ateşi varmışçasına sıcacıktı; teni olağan yumuşak, pürüzsüz hâlinde değildi. Yalnızca o yanaklara dokunup emin olmak adına onları cesareti elverdiğince okşamak bile sevgi ve şefkatle dolup taşacak gibi hissetmesine yetiyordu.
Subaru: “Oooh, hiç şüphe yok, bu Emilia… Tatlı, narin, sıcacık.”
???: “——Uygunsuz bir şeyler yapmayacaksındır, doğrusu. Emilia senin için aşırı endişelendi, sanırım. İki gündür uyumuyordu, doğrusu.”
Subaru: “Haaaaaa!?”
Emilia’nın yanaklarını okşarken hafif nefes sesleriyle içini dolduran Subaru, bir anda kendisini rahatsız eden bir sesle refleks olarak irkilip geri çekildi. Ve panik hâlde kafasını çevirmeye çalıştığında genç kızın yaslanmakta olduğu bu yataklı yaşam alanını dışarıya bağlayan kapının önünde rahatsız bir surat ifadesiyle gördüğü kişi…
Subaru: “Bea—”
Beatrice: “Shhhhh, sanırım. Bu mantıksız Subaru’dan hoşlanmadım, doğrusu.”
Subaru: “————”
Subaru onu yeniden görmenin sevinciyle içgüdüsel olarak sesini yükseltse de sözü Beatrice tarafından kesildi. Ve elini ağzına götürüp sessizce hâlâ uyumakta olan Emilia’ya döndü. Onun sözlerini yutmasına izin veren Beatrice’in katı ifadesi gevşedi ve daha mutlu bir görünüme büründü.
Subaru: “Bu tehlikeli, tehlikeli…Beako. Buraya gel. Gel de sana bir sarılayım.”
Beatrice: “Ne kadar da aptalca şeyler söylüyorsun…neyse, yapacak bir şey yok, sanırım.”
Kavuşmanın verdiği mutluluğu sözleriyle ifade edemiyorsa eylemleriyle ifade etmekten başka şansı yoktu.
Subaru tarafından çağrılan Beatrice, iç çekerek ona yaklaştı. Kayıtsızca saçlarının lüleleriyle oynar hâlde Subaru’nun yanına geldiğindeyse Subaru, boşta kalan sol eliyle kızı yakaladığı gibi sımsıkı göğsüne bastırdı.
Subaru: “Şükürler olsun… gerçekten şükürler olsun. Gerçekten ama gerçekten endişelenmiştim.”
Beatrice: “…Bunlar Betty’nin söyleyeceği sözler, doğrusu. Subaru’yu da büyük kız kardeşleri de hiçbir yerde bulamadık ve iliklerimize dek korktuk, sanırım. Korkudan tamamen uyuşup kaldık, doğrusu.”
Subaru: “Öyle mi? Ölmek üzereyim diye mi endişelendin?”
Beatrice: “Tam olarak öyle değil… sanırım. Öyledir, doğrusu. Endişelendim, sanırım. Gerçekten, gerçekten… gerçekten… “
Subaru Beatrice’in hafif bedenini kucaklarken küçük kız, bakışlarını yere indirerek cümlenin ortasında kekelemeye başladı. Subaru göğsüne yaslanmış kızın saçlarını okşamaya devam edip bir müddet daha sessizce kavuşmalarının keyfini çıkarttı.
Ve o sürenin sonunda sessizlik bozuldu; Beatrice yüzünü Subaru’nun göğsünden ayırıp yüz hatlarına yerleşmiş bir rahatlamayla pat diye yataktan sıçrayıverdi.
Beatrice: “Her neyse, uykucu Emilia dışında söylemem gereken başka şeyler de var, doğrusu. Son anların yüzünden herkes endişelendi, sanırım.”
Subaru: “Herkes… Oh doğru, herkes iyi mi? Benden ayrı düşenler ve benimle olanlar?”
Beatrice: “İçin rahat edebilir, doğrusu. Herkes sağ salim burada, sanırım.”
Subaru: “Anlıyorum… Aaaanlıyorum!”
Beatrice’in garantisini işiten Subaru’nun tedirginliği ortadan kalkmıştı. Herkesin güvende olduğunu duymuş, bu beklenmedik yanıt kalbini yatıştırmıştı.
Fakat hemen sonrasında o garantinin verdiği nahoş bir dejavu hissiyle kafasını kaldırdı.
Subaru: “Bekle, Beako. Mutluluğum bu kadar kısa sürdüğü için üzgünüm. Ama gerçekten herkes iyi mi?”
Beatrice: “Hah, Subaru’nun benden şüphelenmesi can sıkıcı, doğrusu. Betty’nin Subaru’yu bu şekilde kandırmasının hiçbir mantığı olamaz, sanırım. Şaka yapmıyorum, doğrusu.”
Subaru: “Bana darıldığını anlıyorum ama sebep senden şüphelenmem değil. Beni kandırmaya çalışıyor olmasan da bu benim kandırılmadığım anlamına gelmez, daha yeni Pristella’da çektiğimiz işkenceyi unuttun mu?”
Beatrice: “————”
Bunu işiten Beatrice, Subaru’nun endişesinin kaynağını fark etmiş göründü.
Pristella’da Cadı Tarikatı çarpışmasının ardından Subaru, tıpatıp aynı raporu almıştı. Herkesin sağ salim döndüğü söylenmişti ki bu doğru bir varsayımdı ama——
Subaru: “Müsaadenle bir gözden geçirelim. Emilia ve Beatrice benimle birlikte. Onların yanı sıra Rem, Ram ve Patrasche. Anastasia, Meili, Gian ve son olarak… Julius. Hepsi bu.”
Beatrice: “————”
Subaru: “Herkes derken… saydığım herkesin burada olduğunu mu söylüyorsun?”
Beatrice: “Hepsi iyi durumda, sanırım. Hepsi, doğrusu. Betty içlerinden birini unutmuştu, onu hatırlayan tek kişi sensin… ama büyük bir mevzu değil, sanırım.”
Subaru: “Anlıyorum… Anlıyorum. Peki, öyleyse herkesin iyi olduğuna gerçekten ama gerçekten sevindim…”
Gerekli her şeyi teyit eden Subaru, herhangi bir gizli tehlike kaldı mı diye dikkatlice düşündü. Hiçbir şeyi atlamadığına karar verdikten sonraysa nihayet herkesin güvende olduğunu anlatan o kelimelerde güç buldu.
Subaru: “Şükürler olsun. Aah, şükürler olsun!..”
Beatrice: “Hadi ya, biraz fazla abartıyor gibisin, doğrusu. En başta tehlikeyi kendine çekme ihtimali en yüksek olan kişi olarak senin iyi olduğunu öğrenince geri kalanların da iyi olduğunu tahmin etmiştik, sanırım.”
Subaru: “Aptal! Bu her zaman doğru olmaz, bilesin! Ben bunu bilsem de hâlâ gerginim… gergin ve endişeliyim… çok endişeliyim. Benim güvende olduğumu öğrendikten sonra ağladın mı peki?”
Beatrice: “Hiç de ağlamadım, doğrusu. Betty yüzünü göğsüne yasladı diye bu, böyle düşünebileceğin anlamına gelmez, sanırım. Bunu kanıtlayamazsın, doğrusu.”
Beatrice bir “Hmph” sesiyle birlikte narin göğsünü şişirse de sözleri kulağa duygu dolu gelmişti. Üstelik yatağın alt kesimlerinde Subaru’nun kapladığı yerin yarısını kaplayan bir bedenin izi vardı—— Subaru orayı işaret ederek…
Subaru: “Birilerinin şuracığa kıvrılıp yanı başımda uyuyakaldığının kanıtları var ama bu apaçık kanıta rağmen hâlâ endişelenmediğini mi söyleyeceksin? “
Beatrice: “O Betty’nin izi* değil, sanırım! Tamamen yanlış bir suçlama, doğrusu. Neden bahsettiğin hakkında hiçbir fikrim yok, sanırım.”
Ç.N: (Japoncada, Subaru’nun yanı başındaki yatakta birisinin ağladığı ima edilmiş diye not düşmüş İngilizce çevirmeni.)
Subaru: “Senden başka hiç kimse böyle davranmazdı! Utanmasana.”
Beatrice: “Yanılıyorsun, doğrusu! Ahh, tanrım, Emilia’yı uyandıracağız, sanırım.”
Beatrice bu anlamsız konuşmalar sırasında hep olduğu gibi konuyu değiştirmeye yeltendi.
Herkes güvendeydi, Subaru bu sözleri işittiği için rahatlamıştı. Kum tepelerinde oldukları sırada peşlerine Cadı Canavarları takılmış ve ayrılmaları gerekmiş, Subaru kum denizinin yeraltı alanında ardı ardına “Ölümden Dönüş” yaşamıştı. Emilia ve diğerlerinin neler yaptığı ve tüm bunları geri alamazsa neler olacağı hakkında hiçbir fikri yoktu——
Subaru: “…Şimdi sen bahsedince düşündüm de her şeyden şüphelenmekle yalnızca kötüyü çağırmış oluruz, öyle değil mi?”
Beatrice: “——?”
Sersemlemiş görünen Beatrice, sol elini başına koymuş olan Subaru’ya doğru kafasını kaldırdı. Bu davranış Beatrice’e esrarlı gelse de Subaru için bir anlamı vardı. Yo, aslında bu davranışın bir anlamı yoktu ama tüm bunların öznelliğinin en büyük rolü oynadığı söylenebilirdi.
Subaru: “Beako… her zamanki gibisin, Beako. Emilia da her zamanki gibi tatlı.”
Beatrice: “Ne anlatıyorsun sen, doğrusu…”
Beatrice ifadesiz bakışlarını Subaru’ya dikmiş olsa da Subaru, onun sözleri karşısında olağandışı bir rahatsızlık veya gerginlik hissetmiyordu. Uyuyan Emilia’ya yönelik hisleri de sevgiden ibaretti.
Yani yeraltında hissettiği o açıklanamaz nefretten eser yoktu.
Subaru: “Miasmayla iyice dengesiz hâle gelmiştim ama artık iyiyim, öyle mi? Bunu nasıl tedavi edeceğimize ya da sebebin ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu, bilhassa ne kadar sinir bozucu olduğumu düşününce işi şansa bırakmaktan korkmuştum fakat… “
Beatrice: “Subaru, kendini hâlâ iyi hissetmiyorsan veya sağlığın için endişeleniyorsan yatıp dinlensen daha iyi olur, sanırım. Şu an için bir telaşla ayaklanmana gerek yok, doğrusu. Öyle ya da böyle Betty ve geri kalanlar Sınavların üstesinden gelecektir, sanırım.”
Subaru: “…Ha?”
Elini Subaru’nun alnına yerleştiren Beatrice, gözlerini düşürmüş olan Subaru’ya yönelik endişesini sergiledi. O kelimelerin içerisinde Subaru’nun daha önce işitmediği bir endişe vardı. Dikkatlice dinleyen Subaru…
Subaru: “Az önce ne dedin sen?”
Beatrice: “İçin rahat edebilir, sanırım. Sebepsiz yere yan gelip yatıyor değilsin, Betty kendini iyi hissetmiyorsan sana sinirlenmeyecek, doğrusu.”
Subaru: “Bu telaşlı konuşmada müthiş şeyler söylediğini anımsasam da kast ettiğim şey o değildi. Sonrasında… bir yargılamayla ilgili bir şeyler söyledin?”
Beatrice: “Ahhh, evet, öyle söyledim, sanırım.”
Subaru’nun sözlerini irdeleyişini işiten Beatrice, karşılığında ağzından bir “Tüh” kaçırdı.
Aslında bu meseleyi Subaru’dan gizlemek istiyor değildi, daha ziyade Subaru birazcık dinlenene dek endişelenmesin istemişti.
Fakat bu Subaru’yu rahatlatmak için yeterli olmayacaktı ve onun pek itaatkâr biri olmadığını bilen Beatrice, bunun fazlasıyla farkındaydı.
Subaru: “Beako.”
Beatrice: “Biliyorum. Sana düzgün bir açıklama yapacağım, sanırım. Gerçekten sen biraz sakinleştikten sonra konuşsak daha iyi olacaktı… ama buna rağmen ağzımdan kaçıverdi, doğrusu.”
Subaru: “Bir şeyleri saklayamıyor olman senin tatlı yönlerinden biri—— En başta sana sormam gereken şeylere yanlış tarafından bakmışım zaten.”
Yenilgiyi kabul eden Beatrice’e belli belirsiz acı bir gülümseme sergilese de o gülümseme yüzünden hızlıca silindi. Ve sesini bir nebze kısıp ağzını açarak doğal olarak sorgulamalarına başladı. Soru şuydu——
Subaru: “Neredeyiz biz? Ve sakın ejder arabasının içindeyiz gibi aptalca bir şey söyleyeyim deme.”
Beatrice: “Subaru, daha fazla hayal gücünü zorlama, sanırım.”
Beatrice hızlı bir iç çekişle birlikte kollarını önünde bağladı. Ve topuklarını tıklatıp kafasını odanın diğer tarafına doğru çeviren küçük kız—— tavana baktı.
Beatrice: “——Pleiades Gözcü Kulesi.”
Subaru: “————”
Beatrice: “Kum tepelerinin sonundaki Gözcü Kulesi. Betty ve herkes burada, sanırım.
Ve böyle söyledi.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Subaru dikkatlice Emilia’nın elini bıraktı; iki gün boyunca uyanık kalan kızcağız, yatakta uyumaya devam ediyordu. Subaru, onun alnına hızlıca dokunduktan sonra ejder arabasının dışına yöneldi.
Bir aydan fazla vakit geçirdikleri ejder arabası, rotasından çıktığı andan bu yana hiçbir değişiklik geçirmemiş gibi görünüyordu.
Üzerinde tek bir sıyrık dahi yoktu, yeni gibiydi.
Beatrice: “Subaru’yla birlikte olanların aksine Betty ile birlikte olup Kum Rüzgârındaki yarıklar tarafından yutulanlar güvende, sanırım. Çiçek tarhı dışında bir yere fırlatıldık… Subaru ve diğerlerinin bizden ayrıldığını fark ettiğimizde hepimizin beti benzi attı, doğrusu.”
Subaru: “Senin de mi?”
Beatrice: “Emilia ve Julius’un da, sanırım. Yalnızca Betty’nin değil, doğrusu.”
Beatrice bir hıh sesiyle birlikte somurtup bakışlarını başka bir yöne çevirdi ve ejder arabasının dışına açılan kapıyı açtı.
Dışarıdaki rüzgâr hissiyatı kum tepelerininkine oldukça benzerdi, karanlık ise kum denizinin yeraltı alanına yakındı. Fakat kum tepelerinin aksine burada rüzgâra karışmış kumlar yoktu ve karanlık, yeraltı alanına kıyasla çok daha hafifti.
Bunun sebebi alan boyunca yerleştirilmiş büyülü lambalar ve duvarlar boyunca yoğun olarak sıralanmış parlak yosunlardı. Subaru’nun yakınlarındaki yosunlar, kesinlikle Mabet’teki mezarlıkta gördüklerini anımsatıyordu. Nereye giderse gitsin gereksiz çoklukta olmayı sürdürüyorlardı, kesinlikle etrafta olması elverişli bir bitki türüydü.
Subaru: “Burası…”
Beatrice: “Pleiades Gözcü Kulesinin Altıncı Katı… şey, en alt katı, sanırım. Kum denizinden kuleye bakınca Altıncı Kat kısmen kumların altında gömülmüş görünüyor, doğrusu. Beşinci Katsa kumun üzerinde… gerçi anlaşılması zor denilebilir, sanırım.”
Dairesel alana bakan Subaru, Beatrice’in açıklamasını gözleri irileşmiş şekilde dinliyordu. Muhtemelen bu açıklamayı tam olarak anlayamama sebebi Pleiades Gözcü Kulesinin iç ve dış yapısına tamamen yabancı olmasıydı.
Görebildiği kadarıyla Pleiades Gözcü Kulesinin içi oldukça genişti.
Beatrice’in Altıncı Kat olarak bahsettiği mekânın zemininin bir tarafı taşla kaplıyken hemen ortasında ejder arabası yer alıyordu. Ejder arabasından itibaren başlayan dairesel alan yaklaşık 200-300 metre çapındaydı.
Kule elips gibi kaba bir şeyden ziyade tam bir daire şeklinde inşa edildiyse o inşaatı yapmak için gereken işçiliğin muazzamlığı ağızları açık bırakırdı.
Subaru: “…Geçmişte yapılan anlamsız işleri düşününce senin aklına da piramitler falan gelmiyor mu? Yalnızca birinin mezarı olmak için ne büyük bir israf. Hmm, bekle, yo, insanların bayındırlık projeleri gibi şeylere minnettar olduğu tarzda hikâyeler işitmiştim ama…”
Beatrice: “Ne mırıldandığını gerçekten anlamıyorum, doğrusu.”
Subaru: “Mezar taşlarından bahsediyorum. Bir zamanlar insanları canlı canlı gömmek bile modaydı, ölümden sonra başlarına geleceklerle ilgili aldıkları önleyici tedbirler düşünülünce eski zamanlarda görüş bu şekildeydi, benzer bir fikir yani.”
Beatrice: “…Ölümden sonra olanlarla ilgili hikâyeler hayra alamet değildir, sanırım. Saçmalık, doğrusu.”
Subaru’nun düşüncesizce söylemlerini dinleyen Beatrice, somurturcasına gözlerini kaçırdı. Yanaklarına dokunan Subaru ise yapmaması gereken bir şey yaptığını fark ederek Beatrice’in saçlarını okşamaya başladı.
Ve ansızın bir şey hatırlayarak ejder arabasının önüne yöneldi.
Subaru: “Ohh, Gian! Sen de sağ salim buradasın! Gian, ölmemişsin*!”
Ç.N: (Subaru burada Gian’ın ismi kullanarak ‘ölmemişsin’i esprili bir şekilde söylüyormuş.)
Beatrice: “Bir anda neden böyle saçma sapan şeyler söylüyorsun, sanırım?!”
Subaru: “Ha, yo, zar zor fark edebildim. Ama güvende olduğuna cidden sevindim, heh.”
Güvenilir yer ejderi Gian, ejder arabasının önünde arabaya bağlanmış şekildeydi. Direnç, çöle adapte olan Gyrus ırklarının güçlü yanıydı. Gian zor şartları atlatmayı harikulade bir şekilde başarmış ve bu sözler karşısında bilhassa utanmazca bir inat sergilemişti.
Subaru: “Bu arada, geri kalan herkes bir yana sen benim ilk kurtuluş yadigârımsın, böyle söyleyince kulağa biraz cüretkâr geldi gerçi…”
Gian: “————”
Subaru: “Oyoy, suratını asmasana. Mutlu ol. Hey, daha sonra sana sağlam bir yemek vereceğim.”
Gian: “————”
Subaru: “Ne oldu? Hey, ben parası olan tiplerdenim bir kere.”
Beatrice: “Artık şu numaralarını biraz azaltma zamanın geldi, doğrusu. Yorgun düşmüş olmalısın, sanırım.”
Beatrice, Gian’ın yanında sergilediği bu pandomimle haddinden fazla dostane davrandığını anlatırcasına Subaru’ya pis bakışlar attı. Subaru ise Beatrice’in bu tepkisi karşısında “Pardon, pardon” diye boynunu çevirerek,
Subaru: “Hadi amaa, seni utandırmak istemezdim ama kontrol etmek istediğim bir şey var. “
Beatrice: “Neyi edeceksin, doğrusu?”
Subaru: “Şey… Gian burada olsa da Patrasche henüz ortalıkta görünmedi.”
Normal şartlarda Subaru’nun yer ejderi Patrasche sağlam olsaydı bu arabaya bağlanmış olurdu.
Fakat ejder arabasının diğer tarafını kontrol etse bile o simsiyah güzel figür hiçbir yerde görünmüyordu. Bu ideal bir durum değildi. Subaru tedirgin olmuştu ancak…
Beatrice: “Hemen bir sonuca atlama, sanırım. O yer ejderi… Patrasche, onu Altıncı Katta tutamadığımız için dördüncü katta, doğrusu.”
Subaru: “Dördüncü kat mı? Orası daha mı yukarıda? Neden?”
Beatrice: “Yaraları için tedavi görüyor, sanırım. Ejder arabasındaki kız kardeşlerin küçük olanı… Rem de orada, doğrusu. Kötü durumda olan herkes dördüncü kata götürüldü, sanırım.”
Subaru: “Tedavi görüyor… Rem, iyileşecek mi!?”
Subaru Beatrice’in beklenmedik sözleri karşısında sıçradı.
Subaru’nun ne kadar güçlü bir tepki verdiğini gören Beatrice ise yüzünde belli belirsiz bir şaşkınlık belirse de kendisine yaklaşan Subaru’yu burnunu kıstırarak yerinde tuttu.
Beatrice: “S-Sakin ol, doğrusu!.. Bu kadar sabırsız olma, sanırım!..”
Subaru: “Sakin olacak zaman mı şimdi?! Rem… tedavi mi edilecek? Patrasche bile orada tedavi görüyorsa o ne hâlde?”
Beatrice: “İzin ver de en baştan başlayayım! Öyle bir anda her şeyi anlatamam, doğrusu! Onu öylece yatmasından daha iyi gelecek bir yere götürdük, sanırım! Yer ejderi de aynı şekilde, doğrusu!”
Subaru: “…Ohh, anlıyorum.”
Yanıtlar için ısrarcı olan Subaru’nun umutsuzca başını eğdiğini ve enerjisinin düşüşünü görünce Beatrice bile mutsuz bir bakış atmadan edemedi. Fakat küçük yumruğunu sıkarak dedi ki:
Beatrice: “Bak, bu moralinin bozulmasını gerektiren bir durum değil, sanırım. Mutlaka bu işi halletmenin bir yolu vardır, doğrusu. Bundan emin olmak için herkes gözcü kulesinin yargılamalarını geçmeye çalışacak, sanırım.”
Subaru: “————”
Beatrice morali bozulan Subaru’yu neşelendirmek, moralini yükseltmek için beceriksizce teşebbüslerde bulunuyordu. Onun bu teşebbüslerini gören Subaru ise havadaki olumsuzluğun dağılışıyla “Doğru söylüyorsun” diyerek çenesini kaldırdı ve…
Subaru: “Affedersin, aklım geçmişte kaldığı için gerçekten üzgünüm. Seni endişelendirdiğim için de üzgünüm.”
Beatrice: “Eğer endişenin kaynağı Subaru’ysa affederim, doğrusu. Ama en azından Betty’nin sana göz kulak olduğu bir yerde endişelenmesine müsaade et, sanırım.”
Subaru: “Bunu dikkatlice değerlendireceğim.”
Subaru Beatrice’in saçlarını karıştırıp duyduğu sempatik sözlere olan minnettarlığını ifade etti.
Ancak Beatrice’in saçları tamamen boyun eğmezdi ve Subaru’nun o saçları karıştırıp bozma çabaları bile nafileydi, bu onun gücüydü. Her hâlükârda Beatrice tarafından cesaretlendirilen Subaru, gözlerini kulenin tepesine çevirdi.
Subaru: “Burası Altıncı Kat… peki yukarı çıkmamızda bir sakınca var mı?”
Beatrice: “Julius ve diğerleri şu anda yargılamanın ortasında olabilir. Yani ilk önce Bilgeyle yüz yüze görüşüp detaylı bir açıklama dinlesek daha iyi olabilir, sanırım.”
Subaru: “Bilge mi?.. Hah, şimdi sen bahsedince aklıma geldi de…”
Subaru, Beatrice’in sözlerinin ortasındaki Bilge kelimesine takılmıştı. En başta gözcü kulesine gelme sebepleri Bilgeyle görüşmek olsa da Beatrice o ana dek Bilgeyle ilişkili hiçbir şeyden bahsetmemişti.
Subaru: “Beako, Bilgeyle çoktan tanıştınız mı bile? Nasıl bir tip? Onunla konuşup bize doğru vınlayıp gelen beyaz ışık huzmelerinden şikâyet ettiniz mi?”
Beatrice: “…Bilge hakkında çok fazla konuşmayı gerçekten istemiyorum, doğrusu. Şey, hayır, sanırım. Belki de söz konusu Bilge olunca onunla bizzat tanışman daha basit olacaktır, sanırım.”
Subaru: “Bilirsin ya… Senin bu tarz şeyler söylediğin normal bir tiple görüştüğümü hiç anımsamıyorum. Tabii Roswaal’la ilk karşılaşmamda Emilia-tan’dan da benzer şeyler işitmiştim.”
Çoktan bir yılı aşmıştı fakat o konuşma hâlâ Subaru’nun anılarında tazeydi. Emilia’nın Roswaal hakkında şu tarz bir konuşma yaptığını anımsıyordu: “Sanırım onunla görüşüp konuşman, onu anlaman konusunda onun hakkında konuşmandan daha faydalı olacaktır.”
Onunla bizzat tanışmadıkça o etkiyi alamayacağını, yalnızca yüz yüze konuşurlarsa aynı dalga boyuna erişebileceklerini düşünmüştü ve şimdi de tarih tekerrür ediyordu.
Beatrice: “Onunla tanışırsan anlayacaksın, doğrusu.”
Subaru: “…Anlaşıldı. Her hâlükârda onu bulup konuşmaya çalışmak iyi olacaktır. Peki yukarı nasıl çıkıyoruz?”
Beatrice: “Merdivenlerden, sanırım. Yakından bakarsan bu duvarın diğer tarafında merdivenler var, doğrusu.”
Beatrice’in işaret ettiği yere doğru gözlerini kıstığı takdirde basamakları andıran bir şeyleri zar zor da olsa çıkartabiliyordu—— sahiden de dairesel odanın dış hizasında bir merdiven vardı. Fakat büyük, dairesel kulenin etrafını dolanan sarmal merdiven çok fazla basamaktan oluşuyordu.
Subaru: “Eh?.. Bu şey yukarı mı uzanıyor?”
Beatrice: “Tırman da gör, sanırım. Yukarı çıkmaya devam edersen çok uzun sürmeyecektir, doğrusu.”
Subaru: “Çıkmaya devam et desen de… tepeye dek kaç basamak var ki!?”
Subaru, yukarı kadar çıkıp tekrar aşağı inmeyi çok ağır bir egzersiz olarak görmüşçesine tiz bir sesle sitem etti. Ve muhtemelen sesi boş yere yankılanıp ta tepeye dek ulaştıktan sonra üzücü bir şekilde silinip gitti.
Beatrice ise Subaru’nun sızlanışlarına “Haydi canım” diyerek omuz silkti.
Beatrice: “Yapacak bir şey yok, sanırım. Bunun için birazcık büyü gibi bir şeyler kullanabilseydik herhangi bir şekilde veya formda yukarı uçmamız mümkün olabilirdi ama… ehh, Subaru başka bir şansın yok, doğrusu.”
Subaru: “Yo, baksana, burada Murak kullanabiliriz. O tarz bir şeyle rahatça, hiç durmadan tepeye dek tırmanmaya ne dersin?”
Beatrice: “Acil bir durum olmadıkça yapamam, başımız derde girebilir gibi geliyor… Malum manam azalıyor, doğrusu. “
Subaru: “Merdivenlerden normal bir şekilde çıksak da fiziksel gücün azalacağı için acil bir durumda tehlikeli olmaz mı?!”
Subaru’nun fiziksel gücü bir hikikomori olduğu günlere nazaran artmış olsa da hâlâ bu yeni dünyanın güç standartlarına erişmesi zaman gerektiren çelimsiz bir oğlandı, bundan kaçış yoktu.
Beşinci Katla en alt kat, yani Altıncı Kat, arasında ne kadar mesafe var bilmiyordu ama en azından yukarı baktığında bir tavan göremiyordu. Ne kadar yüksekte olduğunu düşününce oraya ulaşmak dağ tırmanıcılığı seviyesinde bir iş olsa gerekti.
Subaru: “Kahretsin! Yine de Rem ve Patrasche’nin güvende olduğundan emin olmak için yukarı çıkmak zorundayım. Ah, lanet olsun.”
Beatrice: “İşte ruh budur, sanırım. Bu senin mücadelen, doğrusu. Betty sana tezahürat edecek, sanırım—— Tepeye ulaştığında bana seslenirsen çok makbule geçer, doğrusu.”
Subaru: “Bunu yapmama izin verme, bir kestirme falan yok mu sahiden?! Hem sen de benimle geleceksin. Yürü bakalım! Terleme zamanı!”
Beatrice: “Üzgünüm ama Betty tatlı bir ruh ve terlemek pek——”
Subaru gönülsüzce kendisini gaza getirerek merdivenleri çıkmaya hazırlanıyordu. Fakat Beatrice, tartışmalarının ortasında ansızın cümlesini yarıda bırakarak bakışlarını yukarı çevirdi.
Subaru: “Beako?”
Beatrice: “Olamaz, sanırım. Subaru, aşağı in, doğrusu!——”
Onun ani tavır değişimi karşısında Subaru’nun sesi kesilirken ona doğru sıçrayan Beatrice’in de ifadesi değişti. Beatrice’i göğsünden yakalayan Subaru, kızı kucaklayarak kaldırdı.
Ve Beatrice ağzı açık kalakaldıktan sonra Subaru’nun göğsünü yumrukladı.
Beatrice: “Aptal! Bu beni kucaklayabileceğin anlamına gelmiyor, sanırım! Aşağı in, doğrusu!”
Subaru: “Yanlışlıkla oldu…”
Beatrice’i kollarına alan Subaru, bedenini yavaşça sırtına kaydırdı. Neler olduğunu bilmiyordu, elindeki tek şey Beatrice’in panikleyişiydi. Bu hazırlık sırasında düşünmeye çalışsa da artık çok geçti.
——Hemen sonrasında yukarıdan alçalan korkunç baskıyla nefesini tuttu.
Baskının kaynağı vahşice yaklaştı ve bir an sonra da gözlerinin önünde Subaru’ya bir şeyler atıldı—— şiddetli bir sarsıntı devasa kuleyi sallarken Subaru kumları ve tozları kaldıran şok dalgasıyla uçuruldu.
Muhtemelen Gian’ın koca bedeni hemen arkalarında olmasa daha da uzağa uçacaktı. Yer ejderi ve ejder arabasının ağırlığının korumasını alan Subaru, üzerine esen kum fırtınasının ortasında çaresizce gözlerini açık tutma mücadelesi veriyordu.
Ve sonra o toz bulutunun öte tarafında, darbenin indiği noktada yükselen kum ve toz bulutu ansızın temizlendi.
Rüzgâr gibi bir şeyler dumanı araladı ve çok geçmeden öteki tarafta görkemli bir figür göründü. Etraflarını saran yoğun kumlu pusun dağılışıyla o figür daha da belirgin hâle geldi ve Subaru, yanakları kaskatı kesilmiş şekilde donakaldı.
O figürü, o görünüşü tanımıştı.
Subaru: “Sen?..”
Sert zeminde hızlıca yürüyen uzun boylu kadın, giderek yaklaşıyordu.
Siyaha yakın kahverengi saçları atkuyruğu şekilinde toplanan kadın cüretkâr bir şekilde yürüyor, karnı ve sırtı kıyafetlerinin açıklığından sergileniyordu, ona yarı çıplak demekte sakınca yoktu. Göğsü ve kasıkları zar zor kapanmış, kıyafetlerinin üzerine siyah bir manto atmıştı. Oldukça tuhaf giyimli biriydi.
Subaru’ya kalırsa siyah bikini üstü ve kısa şort üzerine manto atmış bir nemfomana benziyordu.
Uzun, ince, beyaz kol ve bacaklarla birlikte özgürce sallanan iri göğüslere sahipti. Aşağı yukarı Subaru kadar, belki birazcık daha uzundu.
Beyaz omuzlarının üzerine yerleşmiş düzgün kafası, güçlü bir amaç duygusu yansıtan gözleriyle oldukça hoş bir yüzü vardı.
——O yüz kesinlikle Subaru’nun bilincini yitirmeden önceki son manzarasıydı.
Sentora saldıran ve onu merhametsizce katleden kişiydi. Ve sentora savurduğu sayısız ışık huzmesi de yalnızca Subaru’nun gayet iyi bildiği bir şeydi.
Subaru: “…Sen Bilge misin?”
???: “————”
Boğazının nasıl kavrulduğunu anımsayan Subaru, kendisine sessizlik içerisinde yaklaşan kadına boğuk bir sesle bu soruyu yöneltti.
Fakat kadın, onun dikildiği yere gelene dek bir yanıt vermedi, Subaru’nun kolunu uzatsa dokunabileceği bir yere geldiğindeyse adımlarını duraksattı ve… ona dikkatle bakmakla yetindi.
Dürüst olmak gerekirse bakışlarının tüm bedenini incelermiş hissi verişi Subaru’yu son derece tedirgin ediyordu.
Bu kişinin sesini dahi işitmemişti fakat Subaru’ya saldıran Sentoru rahatça canından edebileceği düzeydeki gücü insandışı seviyedeydi.
Kalkıp da kadını yumruklamaya kalksa bile karşısında onu anında kömüre döndürebilecek biri vardı. Tavrının ne anlattığını pek çözemiyordu, tek bildiği o kadının önünde hissedebildiği tek duygunun korku olduğuydu.
???: “————”
Subaru’nun kollarındaki Beatrice’in bedeni hiç değişmiyor, ona sımsıkı tutunmayı sürdürüyordu. Onun ufak bedeninden bile gerginlik yayılmaya başlıyordu.
Subaru şartlar hiç değilse Beatrice’le buluşmasına izin verdiği için şanslıydı. Bu sayede en kötü senaryoda bile yeni bir mücadeleye girmeleri imkânsız değildi. Tabii ki bu uğurda savaşma noktasına gelmeye gerek yoktu. Böyle bir çaba sarf etmeye hevesli olmamalıydı.
Subaru: “B-Beni… dinliyor musun? Hey, umm, arkadaşlarımı kolladığını duydum, yani bize düşmanca davranmaya falan niyetin yoktur… değil mi?”
???: “————”
Subaru: “Umm, sessizliğin beni geriyor, yani bir şeyler söylesen… veya kelimeler yerine telepatiyle falan iletişim kursan olmaz mı? Durum buysa endişe etme! Hahaha.”
???: “————”
Subaru’ya gözlerini diken, Bilge olduğu varsayılan kadın, Subaru’nun sözlerine yanıt vermek yerine öylece bakmayı sürdürdü.
Subaru inanılmaz tedirgindi. Şaşkınlık ve kafa karışıklığının boyutu konuşma şeklindeki karmaşıklıktan da anlaşılabiliyordu. Böyle devam ederse onu bizzat tedirginlik öldürecekti.
——Fakat bir anda o tedirginlikten kurtarıldı.
???: “…Üç”
Subaru: “Eh?”
???: “————”
Subaru’ya gözlerini diken kadın ansızın buna benzer bir şey mırıldandı.
Sesi birazcık boğuktu fakat Subaru dinlemeye devam edebilseydi muhtemelen o sesteki boğukluğu son derece güzel bulurdu. Bununla birlikte gözlerinin önünde dikilen kadından gelen ses, içerisindeki anlaşılmaz duygularla nispeten gizemliydi; Subaru, içerisinde belli belirsiz bir cazibe olduğunu düşünmüştü.
Bu sırada Subaru’nun önündeki kadın sessizce iç çekerek…
???: “Ehh, sorun değil. Esas önemli olan seni bulmuş olmam.”
Subaru: “Ahh… Ha?”
Kadının ifadesi hızla değişti ve bir şeyler geveledi.
Tavrı Subaru’nun içini ağır ağır, kararlılıkla okumaya çalışır gibiydi ve vakit, donmuş bir şeyler erircesine sabitti.
Derken kadının dudakları gülümseme denilebilecek bir şekil alarak yanlara açıldı. Ve Subaru’ya gözlerini dikerek konuştu…
???: “——Ustam.”
Subaru: “…Ne?”
Daha önce kendisine hiç söylenmemiş bir kelime kullanmış ve duyguları durduk yere çıkagelmişti.
Subaru kadının bu beklenmedik çıkışı karşısında suskun bir şaşkınlıkla arkasına döndü. Beklenildiği üzere arkasındaki tek kişi Gian’dı. Öyleyse… bahsi geçen Usta Gian mıydı?
Subaru: “Buraya bir anda önemli karakter bayrakları dikmeye falan mı geldin?!”
Beatrice: “Öyle olduğunu zannetmiyorum, sanırım! Gerçeklere baksana, doğrusu!”
Subaru, kollarında kalmaya devam eden ve giderek öfkelenen Beatrice’le birlikte Gian’a yaklaşıyordu.
Beatrice’in sözlerinde bir mantık yatsa da Subaru kafasını ona döndürmüyordu. Bunun yerine söylenenlere dair hiçbir fikri olmadan, orada hiçbir şey yokmuşçasına dikilen kadına dönerek,
Subaru: “Bekle, yo, pardon ama beni başka biriyle veya bir şeyle karıştırıyor olman mümkün mü acaba… Mmmmph!?”
???: “Ustam! Taaaaaanrım! Seni beeeekliyordumm~!”
Kadın sözlerinin ortasında duygusal bir şekilde sıçrayarak Subaru’yu kollarıyla sarmaladı. Subaru’ysa onun girişimine karşılamak vermek yerine yere itiliverdi.
Beatrice de tiz bir çığlıkla, “Mm, kyaaaa” sesiyle birlikte Subaru’nun sırtından düşerek yere devrildi. Ancak neşeyle zıplayıp duran kadın, kendisini kafa karışıklığı içerisinde gözlerini sağa sola çeviren Subaru’dan ayırmadı.
Uzun atkuyruğunu savurup doğaüstü bir güçle Subaru’yu kucaklarken sesinde bir neşeyle aynı sözleri tekrar edip duruyordu:
???: “Ustam! Ustam! Çok uzun zaman oldu! Seni çok özledim! Tüm ömrümü buraya yaklaşanlara ateş ederek geçireceğim saaanmıştım!”
Subaru: “B-Bekle! Bekle bekle! Ne!? Neden bahsediyorsun sen!?”
???: “Bu çooook acımasızcaydı! Bu emri bana Ustam vermedi mi? Mabede yaklaşan her kim olursa durdurmamı söylemiştin… eh, bunu halletme şeklim başka bir mesele amaaaaa-”
Subaru: “Yo… Ben senin Ustan mıyım?.. Ne ima ediyorsun sen!?”
Kadının yumuşak teni tarafından bastırılıyordu fakat bu şanslı ve müstehcen buluşmanın tadını çıkarmaya ayıracak vakti yoktu. Kadının kıskacından çaresizce kurtulmaya çalışıyordu.
Fakat kadın daima kadındır deyiminde de olduğu üzere kadın Subaru’yu bir türlü bırakmıyordu. Sonucunda Beatrice, Subaru ve kadın arasında sandviç olmuştu.
Subaru: “Her neyse, beni bıraksana artık, hey… Bu saçmalık!..”
???: “Yok artık! Cidden yooook artık! Böyle söyleyeceksin, sonra da seni gözden kaybettiğim anda yeniden ortadan kaybolacaksın! Ustam hiiiiiiç değişmemiş!”
Subaru: “Neyden bahsettiğini bilmiyorum!!——”
İnatçı kadın bir çeşit travma yaşarcasına Subaru’ya tutunup kalmıştı. Yüzünü zorla ayırmaya, ondan uzaklaşmaya çalışan Subaru bir yandan da kadına çıkışıyordu.
Subaru: “Her şeyden önce, sen de kimsin?! Tüm bunlar neyin nesi!”
???: “Neler diyorsun sen öyle?! Ben Shaulaaa! Pleiades Gözcü Kulesinin Yıldız Muhafızı! Ustamın tatlı çırağı, Shaulaaa!”
Subaru: “Ben seni hiç hatırlamıyorum ki!——”
Bir kadın—— kulenin Bilgesi olması gereken Shaula adını taşıyan bir kadın.
Pleiades Gözcü Kulesinin sözde ulu Bilgesi dünyadan habersiz tuhaf bir kadın olamazdı.
Subaru bu fikre tamamen karşıydı. Ancak ilerleme diye bir şeyin söz konusu olmadığı bu ortamda ani bir duraksama gerçekleşti. O duraksamanın kaynağı da…
???: “——Eyvah! Olamaz! Uyandığımda Subaru yerinde yoktu! Bir an önce herkese söylemem lazım, onu aramamız gerek…”
Subaru: “Ah.”
Böyle söyleyen Emilia, uykulu görünümüyle ejder arabasının kapısından atlayıverdi. Ve arabadan çıkar çıkmaz Subaru ile Shaula’yı birbirine yapışmış hâlde buldu. Tabii ki Beatrice de oradaydı ve onları gören kızın gözleri irileşmişti.
Subaru: “Emilia…tan! Uyanmış olman harika! Aslına bakarsan…”
Emilia: “Hiya!”
Subaru: “Acıdı ya!? Emilia-tan, o tekme de niyeydi!?”
Emilia: “Sahiden emin değilim ama geeeeeerçekten canım sıkıldı!”
Emilia’nın uyanışıyla bağırış çağırışlar bir müddet devam etti——
En nihayetinde Julius gürültüyü fark edip gruba katıldığında Pleiades Gözcü Kulesinin Bilgesi olduğu varsayılan kişiyle verilen mücadele hâlâ devam ediyordu.
△ △ △ △ △ △ △
# Genel olarak ortada bir belirsizlik olduğu için bu bölümde bazı hatalar olabilir. Belirsizlikler demişken, Shaula karakteri, Subaru’ya ustam deyişi, gelenleri durdurmamı sen emrettin sözleri falan her şey öyle gizemli ki. Ay tüm şu gizemleri çözeceğiz inşallah bir gün. Bu serinin sonunu birlikte görmemiz lazım, ömürlerimiz yeter inşallah 😀
#Bu arada yorumlardaki bir tavsiyeyle yan hikâyelere baktım, grubun kumlarda dağılıp ayrıldığı an ile Subaru’nun uyandığı an arasında geçen iki hikâye varmış. Biri Julius’un merkezinde olduğu, dağılmanın hemen sonrasındaki bir hikâye. Diğeri ise kuleye geldikleri andan sonrasını anlatan Beatrice merkezli bir hikâye. Çok uzun olmadıkları için onları da araya sıkıştırmaya karar verdim. Bir aksilik çıkmazsa bugün Julius merkezli olanı çevirip atacağım, beklemede kalın 🙂
Qua Not: Epik Novelden bölümleri olabildiğince hızlı bir şekilde tertipleyip düzenleyerek siteye resimli bir şekilde aktarıyoruz. Devamındaki bölümleri de en yakın zaman yüklemeye gayret göstereceğiz. Dilerseniz bekleyebilir veya hemen alttaki Epik Novel’den devam et tuşuna basabilirsiniz.
#LN’deki Cadı Canavarlarının da çizimlerini ekledik. Buyurun bakın:




