Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 17 – “Kum Denizinin Kralı”

Kısım VI, Bölüm 17 – “Kum Denizinin Kralı”

1 Nisan 2021 105 Okunma 49 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Savaşamayanlar Takımı oybirliğiyle çatalın solundaki yolu tercih etmişti.

Sağ yolda ilerledikleri takdirde miasmanın etkisine girip birbirlerini öldürmeleriyle sonuçlanacak bir anlaşmazlığa düşecekleri kanıtlanmıştı. Bu yüzden sol yolu seçmenin doğru olmasından daha doğal bir şey olamazdı.

Hem bu hem de aklındaki sorular Subaru’ya cevapları sağlıyordu. Sol yol da tamamen güvenli bir seçenek olmasa da ona o soruları soran şey doğası gereği kötüydü.  

Sağ yolu duygusal bir tuzak olarak etiketlerse sol yolu fiziksel bir tuzak olarak etiketlemesi gerekirdi. Alevlere bürünmüş o garip Cadı Canavarı—— Eğer mümkünse o sentordan kaçınmayı yeğlerdi.

Onunla savaşsa bile başarı şansı düşüktü, o kadarı barizdi. Tek mesele güç farkları değildi. Cadı Canavarıyla karşılaşacağı vakit bu duygusal hâline denk geldiği için Ram ve Anastasia’nın yanında çarpışabileceğine hiç inancı yoktu.

Subaru: “Doğruyu söylemek gerekirse kum tepelerindeyken uzaktan lanet olasıca tuhaf bir Cadı Canavarı görmüştüm. Patrasche’ninkini andıran bir bedenin boynundan bir insan bedeni çıkıyordu ve karnından göğsüne dek uzanan kocaman bir ağız vardı. Ve son olarak insan bedeninin tepesinde, kafanın olması gereken yerden kocaman bir boynuz uzanıyordu…”

Anastasia: “Eeeh… Bu da neyin nesi? Amma mide bulandırıcıymış…”

Ram: “Dürüst olmak gerekirse çok iticiymiş.”

Subaru’nun doğal bir şekilde sentorun özelliklerini dahil ettiği konuşma geçen seferkiyle aynı seyirde devam etti. Gruptaki iki kadın üyenin—— Patrasche de dahil edilirse üç üyenin Subaru’nun tasvirlerine olan tepkileri yine nahoştu.

Subaru canı istediği için bu açıklamayı yapıyor değildi. Her hâlükârda sol yolda ilerlemeye başladıkları için %70 ihtimalle o şeyle karşılaşmaktan kaçınamayacağını dikkate almak zorundaydı.

Subaru: “Hepinizin ondan etkileneceğini düşünüyorum ama ne olursa olsun kesinlikle tehlikeli bir canavar gibi görünüyor. Şimdilik ona sentor diyeceğim ama yalnızca mide bulandırıcı görünmekle kalmıyor, aynı zamanda bedeninin yeleleri de alev alev… Çılgın güçlü bir şeye benziyor. En azından onu yenebilirmişiz gibi görünmüyor.”

Ram: “Öyle bir canavarı gördükten sonra neden görmezden geldin ki? Canına mı susadın?”

Subaru: “Aaah?”

Bu açıklamaları yaparken duygularını olabildiğince içinde tutsa da Ram’ın her zamanki uçarı tavrıyla verdiği cevap öfkesini harlamıştı. Onu açıkça uyarmasına rağmen kim olduğunu sanıyordu bu kız?

Sürekli kibirlenip başkalarına tepeden bakıyordu ve bunu düşünen Subaru’nun öfkesi nefrete çevriliyordu. Derin bir nefes aldı. Şiddetli duygularını kontrol altında tutmak, kendisini yatıştırmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu.

Subaru: “Kahretsin!.. Buradan beteri olamaz.”

Ram: “Gerçekten zahmetli, değil mi? Benim bile seçtiğim kelimelere dikkat etmem gerekiyor.”

Subaru: “Bu senin dikkat eden hâlinse bilesin ki pek de iyiye gitmiyor.”

Ram’ın sesine de ifadesine de duygularının esiri olan Subaru’ya yönelik bir sempati işliydi.

Ancak bu sempatik tavrı Subaru’nun canını sıkıyor ve ona yaptığı şeyin istediğinin tam tersi etki etki doğurduğunu söyleme gereği duyuyordu.

Anastasia: “Miasmanın etkilerinden bahsetmek kolay ama korkutuculuğu bundan ibaret, sence de öyle değil mi? Gerçekte ben ve Ram-san etkilenmedik.”

Subaru: “Ne demek istiyorsun? Her şeyin güzel olacağı şeklinde süslü düşüncelerin varsa buna bir son versen iyi edersin. Yüzeyi kazarsak sen ve ben aynıyız.”

Anastasia: “Aaamma sert sözler. Benim bile öyle büyük bir özgüvene sahip olduğumu söyleyemem. Kişinin muhakeme yeteneği ve kararlılığı gibi şeyler zihin ve beden gücünden bağımsız şeylerdir… Aaaaaancak miasmanın korkutuculuğu karşısında tamamen felç olmuş olman bayağı kötü, sence de öyle değil mi?”

Anastasia üstünlük taslayan bir havayla samimi bir tavsiyede bulundu.

Sözleri mantıklı olsa da Subaru, onun durumu anlamayışı karşısında sinir doluydu. Grubun başını çeken Subaru, önceki fikrinde ısrarcıydı.   

Bunu işiten Anastasia ise ufak bir öhöm öhöm sesiyle boğazını temizleyerek,

Anastasia: “Söyleyeceklerim miasmayla ilişkili… Yine de ben bile bu konuda çok bilgili olmadığım için söyleyeceklerim ağır gelirse beni bağışlayabilir misiniz?”

Subaru: “Sanırım bu konuda gerçekten tüm detayları bilenler yalnızca Cadı Tarikatındakilerdir, haksız mıyım?”

Anastasia: “Aynen öyle. Ama bu dünyada insanların tenezzül etmediği şeyleri kurcalamayı sevenler de var. Mesela gidip de miasma üzerine çalışan tuhaf tipler varmış ya? Gerçi benim bildiklerim olsa olsa gerçeklere dair söylentilerin söylentilerinin de söylentileridir.”

Anastasia’nın bahsini açtığı şey bir Cadı Araştırmacısı mıydı?  

Tuhaf ama cazip bir şey olsa da düşününce öylelerinin var olmadığını varsaymak bayağı aptalca olurdu. Muhtemelen bu dünyada da araştırmacılar vardı. Ve tabii ki bilgi açlığına sahip olan tüm bu bireyler mantıklı hareket edip yasaklı şeylerden kaçınıyor ve dünyanın akışına ayak uyduruyordu—— Yoo, böyle dürüst, saygılı bir doğaları olmasına imkân yoktu.

Hangi dünya ve hangi çağ söz konusu olursa olsun belli bir kalıba uymayan merak, mutlaka vücut bulurdu.

Anastasia: “Bu söylentiden öğrendiklerime dayanarak doğruca konuya dalmadan önce şunu sorgulamak gerekiyor, Miasma nedir?”

Ram: “Şey…  Cadı ve Cadı Canavarlarının saldığı kirletilmiş mana, değil mi? Ayrıca Tarikat üyelerinin de aynı şeyi saldığını duymuştum.”

Anastasia: “Ram-san’ın yanıtı yaygın görüş. Miasma Cadının saldığı bir şey, Cadı tarafından yaratılan Cadı Canavarları da benzer şekilde miasma salıyor… Peki ya şunu biliyor muydunuz?”

Ram: “————”

Anastasia: “Cadı Tarikatının canavarları birbirlerinden gerçekten nefret ediyor.”

Anastasia veyahut Eridna duraksamadan konuşuyordu. Yaratıcısının kim olduğu düşünülünce belki de bilgileriyle hava atmaya düşkündü. Anastasia’nın yaldızlı tabağı kırılmış da altından beyaz tilkinin gerçek yüzü çıkmıştı âdeta.

Anastasia’nın sözleri karşısında bu izlenime kapılan Subaru’nun aksine Ram’ın gözleri irileşmişti.

Cadı Canavarlarının da Tarikat Üyelerinin de “Kıskançlık Cadısı”na sadık olduğu düşüncesindeydi Ram. Belki de gerçekte iyi anlaşamadıklarını öğrenmek onu şaşırtmıştı.

Ram: “İnanmakta zorlanıyorum… Ama sahiden öyle mi?”

Anastasia: “Maalesef hiçbir Tarikat Üyesi veya Cadı Canavarını tanımadığım için emin değilim. Bu yüzden konuşmama bir söylenti konusu şeklinde başladım. Ama sizce de gerçek olması ilginç olmaz mıydı?”

Subaru: “İlginç mi?..”

Yanıtını veren Subaru, onun durumu bu şekilde tarif etmesinin uygun olmadığı izlenimine kapılmıştı. Anastasia ise kısa bir baş sallayışıyla birlikte “Mhm” diyerek…

Anastasia: “Dünyadaki herkes Cadı’nın, Tarikat Üyelerinin, Canavarların hepsinin iyi arkadaş olduğunu düşünüyordur, haksız mıyım? Yine de Cadı’nın emri altındaki ikilinin birbirlerine düşman olduğu bilinen bir gerçek değil. 400 yıldır gözden kaçan bir yanlış anlaşılma… Hiç kimse esas gerçeği bilmiyor.”

Ram: “Eminim ki bu…”

Anastasia: “Bu söylentiyi dile getirdiğim için üzgünüm ama miasma konusunda da pek çok yanlış anlaşılma söz konusu gibi görünüyor. Mesela Cadı Canavarlarıyla miasma arasındaki ilişki bilinenin tam zıttı, Cadı Canavarları miasmadan tiksiniyor. Ve esasında Cadıdan da nefret ettikleri söyleniyor.”

Ram: “——Yok artık, böyle bir şey olamaz.”

Ram, hikâyesine kapıldığı Anastasia’ya şüphelerini sıralamayı sürdürüyordu. İkilinin bu etkileşiminin ardındaysa Subaru, Anastasia veyahut Eridna’nın sözlerinin son derece su götürmez bir faktörle kanıtlandığını fark ediyordu. 

Cadılarla Cadı Canavarları arasındaki ilişki gerçekten de kötüydü ve Cadı Canavarları Cadıdan nefret ediyordu.

O ana dek Cadı’nın Sinmiş Kokusu’nu kullanma sıklığı düşünülünce bu olasılık Subaru’ya mantıklı geliyordu. Öyle olmasa Cadı’nın Kokusu’yla kaplı olan Subaru’yu böyle delice takip etmelerinin ve bu kadar köpürmelerinin sebebi ne olabilirdi ki?

Bu paralel dünyaya ışınlandıktan sonraki ilk Cadı Canavarı İstilasında o kokuyu kullanmıştı. Hatta Beyaz Balinaya karşı da ondan faydalanmıştı. Şu ana kadarki tüm kanıtları bir araya getirince Cadının Kalıcı Kokusuyla miasma arasındaki ilişkiyi ihmal etmek imkânsızdı.

——Subaru’yu sarmış olan “Cadı’nın Sinmiş Kokusu” miasmanın ta kendisi gibi görünüyordu.

Subaru: “Tüm o Cadı Canavarlarının Petelgeuse’inki gibi yandere niteliklere sahip olmasına imkân yok. Cadı dışında hiçbir canavarın Cadı Kokusu taşımasına izin vermezdi. Bu başka bir kadının kokusunu taşımak gibi olurdu.”

Durum buysa düşünmesi mide bulandırıcıydı ama bahsi geçen bu olasılık, mantıklı bir açıklama bağlamında uygundu. Başka bir deyişle Cadı Canavarları, Cadı’nın miasmasından nefret ediyor ve ona büyük bir düşmanlıkla bakıyordu.

Ve daha en başta çoğu insan Kıskançlık Cadısı’nın Cadı Canavarlarını yarattığı şeklindeki teorinin aslında yanlış olduğunu bilmiyor olmalıydı.

Cadı Canavarlarını yaratan kişi Kıskançlık Cadısı değil, Oburluk Cadısı idi.

Bu haber etrafa yayılmadığı için hiç kimse Cadı Canavarlarıyla miasma arasındaki ilişkiyi fark etmiş gibi görünmüyordu.

Anastasia’nın bilgi kaynağına gelince—— Subaru gerçekten Cadı üzerine çalışan bir araştırmacı var mı bilemiyordu ama eğer vardıysa doğru bir noktaya değinmişti.

Subaru: “…Tam bir saçmalık, ha?”

Subaru tüm bunları düşünerek kendi kaygısızlığına iç çekti. Söz konusu araştırmacının var olup olmadığından şüphelenmektense Anastasia veyahut Eridna’nın en başından beri bildiği şeyleri dile getirdiğini düşünmek daha doğaldı.

Subaru’nun düşünceleri bu noktaya ulaştığında içinde farklı formda bir öfke kök salmaya başladı.

Subaru neden Anastasia’nın Eridna olmasıyla ilişkili koşulları gizlemek zorundaydı? Julius ve “Demir Dişe” karşı düşünceli davranıyordu.

Bilhassa da şu anda tüm dünyanın anılarından silinmiş olan Julius’a karşı.

Julius olabildiğince eskisi gibi davranmaya çalışıyor olsa da onda da umursamaz bir hâller vardı. Bunu hesaba katınca Subaru, ona ekstra bir zihinsel yük bindirmekten kaçınması gerektiğinde karar kılmıştı.

Bundan kaçınmalıydı ama ne demeye onun yerine o yükü sırtlanmak zorunda olsundu ki?

Subaru: “————”

Herkes bencildi. Neden hepsinin götlerini kurtarmak için her şeyi yapan kişi yalnızca Subaru olmak zorundaydı ki?

Sinir bozucuydu. Can sıkıcıydı. Tüm baklaları ağzından çıkarsa olmaz mıydı? Anastasia’nın ruhunu, “Ölümden Dönüşü”nü , her şeyi anlatsa yeriydi——

Ram: “…Barusu. Subaru, bir anda kafanı kuma gömme işine bir son ver, tuhaf davranıyorsun.”

Subaru: “Yalnızca ilişkimizin kötüye gitmesini engellemek için verdiğim doğal bir defansif tepki. Phaaah.”

Subaru’nun öfkesi kaynama noktasına geldiği için yüzünü kumdan duvara saplamış ve hakaretler savurmaya başlamıştı. Kum duvarı beklenmedik şekilde kırılgandı ve Subaru, duvarı elleriyle kazabilirmiş gibi görünüyordu.

Bunu keşfeden Subaru ağzındaki kumları tükürdü. Ram’ın soğuk ifadesinin düşünülecek bir yanı vardı ama Subaru kendi eylemlerinden sorumlu olduğu için misillemeleri kendine saklıyordu.

Anastasia: “Natsuki-kun’un eksantrik tavırları da miasmanın etkisinden kaynaklanıyor olabilir mi… acaba?”

Ram: “Hayır, Barusu’nun her zamanki tavrı.”

Subaru: “Her zamanki tavrım falan değil! Yalnızca miasma etkisinin artçı şoku!”

Anastasia: “Ehh, olanların otantikliği üzerine düşününce sen bağırıp dururken konuştuğumuz şeye dönecek olursak… Cadı Canavarları gerçekte Cadı’dan nefret ediyor. Bunu varsayarsak Cadı Tarikatı Üyeleriyle Cadı Canavarlarının da birbirlerine düşman olmasının bir açıklaması olmalı, haksız mıyım?”

Konuyu tekrar ana mevzuya döndürmek için kasten bir duraksama yakalayan Anastasia, düşünceli bir şekilde kafasını eğdi. Fakat Subaru’nun benzer fikirdeki düşünceleri onun sözlerine erişmedi. Onun yerine Ram, başıyla onay vererek konuşmaya başladı.

Ram: “Birbirlerine düşman olsalar da olmasalar da daha önce… birlikte hareket ettiklerini hiç duymamıştım. En başta Cadı Tarikatının yaymadığı söylentiler de söz konusu.”

Subaru: “Anlıyorum… Öyleyse Cadı Tarikatı gizlilik içerisinde hareket ettikleri ve gerçeği saklı tuttukları cinsten gizli bir organizasyon. Gerçi neden hiç öyle bir izlenim bırakmadıklarını merak ettim.”

Ram: “Barusu ve Emilia-sama o tiplere fazla sık denk geliyor.”

Subaru’nun tanıdığı tüm Cadı Tarikatı Üyeleri ilgi odağı olmayı şiddetle arzulayan ve şişirilmiş öz değer hissine sahip insanlardı.

Subaru Petelgeuse’in hareketlerinin bile gizli saklı olduğunu söyleyemezdi ve dahası, diğer Günah Başpiskoposları da Büyük Şehirlerden birini ele geçirdikten sonra yayın yapacak kadar ileri gitmişti.

Bu herifler nasıl gölgelerden işleyen kötücül bir organizasyon olduklarını iddia edebilirdi ki?

Subaru: “Ah, ama bir saniye. Peki ya Beyaz Balina? O şey Cadı Tarikatıyla iş birliği içerisindeydi… Şimdi öyle olup olmadığı biraz şüpheli gelse de öyle bir zaman olmuştu.”

Anastasia: “Hmm? Cadı Canavarlarının Cadı Tarikatından kesinlikle nefret ettiğini bilsem de Cadı Tarikatının Cadı Canavarlarından nefret edip etmediğinden emin değilim… Gerçi, her hâlükârda, öyle olmasa da bu konuda yaygara koparmayacağım.”

Subaru: “Ben de öyle söylemiştim…”

Subaru’nun itirazını uygun bir şekilde çürüten Anastasia, şahsi fikrini dosdoğru ortaya attı. Belki de bu fikre sıkı sıkıya bağlı kalmaması gerçekten de bir başkasının fikirlerine dair söylentileri işittiğinin kanıtıydı.  

Yine de bu söylentileri konuşmasının temeli olarak adamakıllı kullanıyordu. Neticede gözlerinden birini kapatarak,

Anastasia: “Sonuç olarak bunu miasmayla aralarındaki bağlantıyı anlamadığımız şeklinde ifade edebiliriz. Ayrıca bir de Ram-san’ın baktığı şekil var, yani miasmanın kirletilmiş bir mana gibi olması…Ama, şey, mananın o şekilde kirlenebileceği ne yaşandığını açıklayabilecek herhangi biri varmış gibi görünmüyor, değil mi?”

Ram: “————”

Anastasia: “Mana kimin bedeninden geçerse geçsin manadır. Büyüyle veya hünerle doğası değişse de herhangi birinin bizzat mananın kendisine bir ekleme yapması mümkün değil.”

Subaru: “Bu…”

Anastasia: “Peki mananın Kıskançlık Cadısı’yla kirlenme sebebi ne? Ve ayrıca, Cadı Tarikatı üyeleri ne halt yemeye bu kirletilmiş manaya uyum sağlıyor?”

Son derece alışılmadık şekilde Ram, Anastasia bu soruları sıralarken çenesini kapalı tutuyordu. Hiçbir itirazda bulunmayıp sessiz kalması oldukça tuhaftı. Aynı zamanda Subaru da hissettiği tiksintiyle birlikte bir dejavu yaşıyordu.

Anastasia’nın bunu ifade etme şekli hem fikrini hem de vardığı sonucu belirsiz kılıyordu.

Tavrı her yönüyle bir bilmece anlatıyormuş gibi hissettiriyordu. Bunun Echidna’yla örtüşüyor olması da Subaru’nun ağzının tadını kaçırıyordu.

Anastasia: “Peki, peki, peki, boş dedikodularla çok vakit geçirdik gibi görünüyor, sizce de öyle değil mi?”

Anastasia Ram’ın sessizliği ve Subaru’nun odaklanışını dikkate almadan böyle söyledi.

O ana kadarki ses tonu ansızın değişmiş ve ani bir konu değişikliğiyle hepsini ardında bırakmıştı. Bu canlanışla ikisini de kendi hâlinde bırakan Anastasia fenerini geçidin önlerindeki kısmına doğru ışıldattı.

Subaru da onu taklit ederek adımlarını duraksattı. Ve fenerini kaldırdığında neler olduğunu fark etti.

Subaru: “————”

Önlerindeki geçit giderek sola kıvrılıyor ve gruba doğru belli belirsiz bir rüzgâr yaklaşıyordu. Kum duvarı hâlâ bir değişim göstermiş olmasa da Subaru, yolun ani kıvrımına eşlik eden rüzgâra karışmış yanık kokusunu canlı bir şekilde anımsıyordu.

Ram: “Bir şeyler yanıyor gibi kokuyor, sanki ızgara et gibi, değil mi?”

Ram, bir tutam sıcak hava taşıyan rüzgâr hakkında bu saf izlenimlerini dile getirdi. Fazla pişmiş, kömürleşmiş et kokusu geçidin derinliklerinden yayılıyordu.

Belki de bu koku, birilerinin yemek yaptığının kanıtı olabilir ve ileride bir arkadaş grubuyla karşılaşabilirlerdi—— Ancak bu düşünceler ne kadar iyi niyetli olursa olsun cahillikle eşdeğerdi.

Ram: “Emilia-sama ve diğerleri dikkatsizce ateş yakıp mola vermiş olabilir… Aklımdan böyle şeyler geçiyor.”

Subaru: “Emilia’nın dikkatsizce ateş yakabileceği fikrine katılıyorum ama ben sentor bahsini geçirmişken böyle bir şeyi hiç hayal edemiyorum. Sen de durumun fazla iyimser düşüncelerle dolu kafandaki gibi olmadığına inanmak zorundasın, yanılıyor muyum!?”

Ram: “Miasma etkisi gittikten sonra tüm bu pervasızca söylemlerine bulacağın bahaneleri iple çekiyorum.”

Ram’ın sorularına gereğinden fazla azarlayıcı şekilde verdiği her yanıtta ondan yoğun sertlikte bir karşılık alıyordu.

Onun son sözleri karşısında homurdanan Subaru, kendisine düşman kesilmesi gerekenin o olmadığını hatırlattı.

Buraya kadar gelmişken o kadarına hiç şüphe yoktu. Önlerinde geniş bir mağara vardı ve orada alevler içerisindeki kâfir bir Cadı Canavarı kendilerini bekliyordu.

Buraya gelirken harcadıkları vakit bir öncekine kıyasla daha az gibiydi. Yine de o canavara rastlayacakları düşünülünce belki de burası o Cadı Canavarının yuvasıydı. Subaru, canavarın oradan ayrılmış olabileceği şeklinde en ufak bir umut dahi taşımıyordu. Eğer mümkünse yapmaları gereken şey——

Subaru: “Geçmek için onu öldürmekten başka şansımız yok, ha?”

Ram: “Bana kalırsa şu anki savaş gücümüzü hesaba katarak bir plan geliştirmemiz daha faydalı olur.”

Anastasia: “Ben kozumu kullansam bile hiç gücümüz yok… ki eğer mümkünse o yorucu şeye son çare olarak başvurmak isterim, çünkü etkilerini geri alamıyorum.”

Anastasia da Ram da Subaru’nun eylem önerisine karşı çıkmıştı. Subaru reddedildiği için sinirlense de kendi fikirlerini onlara dayatmak gibi bir niyeti yoktu.

Açıkçası bu absürt olurdu. İsimlerini fuzuli yere Savaşamayanlar Takımı koymamıştı. Muhtemelen Cadı Canavarıyla yüzleşmeyi gerektiren tüm seçimleri pervasızca olurdu.

Subaru: “Öte yandan geri dönüp sağ tarafı seçmemiz de mümkün değil.”

Ram: “Deminden beri büründüğün tüm o surat ifadelerinden sonra, Barusu, sağ taraftan gitmeye cesaretin olmadığını görebiliyorum, haksız mıyım?”

Anastasia: “Ama bu sözleriniz köşeye sıkıştığımız anlamına geliyor. Başladığımız yere geri dönüp diğerlerinin bizi bulmasını beklemek de takdire şayan bir şey olmaz… Değil mi?”

Ram’ın küstah yanıtını duymazdan gelen Anastasia’nın yanıtı tam isabet olmuştu. Subaru Cadı Canavarından geri dönecek kadar çok korkuyorsa başından beri ettiği kelimeleri geri almalı ve burada durmalıydı. Bunu yapmadığına göre geriye kalan tek seçenek Cadı Canavarını atlatıp geçmekti.

Dolayısıyla tüm bunlardan bunu başarmak için bir yol bulamayacakları anlamı çıkmıyordu.

Subaru: “Her şeyden önce rakibimizle ilgili bilgi toplamamız gerekiyor. Her şey plana uygun ilerlerse bir şansımız var.”

Diyen Subaru, bir plan bulmak için kafa yoran ikilinin önünde bu sonuca varmıştı.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Subaru, Cadı Canavarı Sentorun yaşam tarzıyla ilgili neredeyse hiçbir şey bilmiyordu.

Çünkü ona rastlamasıyla diri diri yanması arasında sadece yirmi otuz saniye vardı.

Bu deneyimden acı verici bir şekilde ruhuna kazınan tek şey, o tuhaf görünümlü figürün iliklerine dek midesini bulandırdığı ve muazzam bir ateş gücüne sahip olduğuydu. Kısaca düşününce, nafileden başka bir şekilde algılanması kaçınılmaz bir ölüm olmuştu.

Fakat bu konu üzerine endişelenmek can sıkıcı olurdu. Natsuki Subaru beklenmedik ölümler konusunda tecrübeliydi.

Subaru: “Her şeyden önce, sentorun belirişine karşı dikkatli olmalıyız.”

İtici görünümü bir kez görünce unutulamayacak cinstendi. Yalnızca saniyelerle sınırlı olsa da o tuhaf görünüm zihninde hâlâ canlıydı. Bunun da üzerine düşünmesine yardımı dokunuyordu.

At bedeninin alt kısmının üzerinde insan bedeni vardı ve kafası boynuza çevriliyordu. Bunların yanı sıra bir de gövdesinde açık bir ağız taşıyordu. Bir çocuğun çamurdan yapacağı cinsten yarım yamalak, kalitesiz bir görünümdü. Fakat Subaru’nun gözlerini hatırladıklarından ayırmadan beynini zorladığında fark ettiği bir şey vardı.

Subaru: “Kesinlikle gözü yoktu.”

Özünde, normalde olması gereken yerde bir kafası yoktu. Bu nedenle o Cadı Canavarının bedeninde görme duyusu sağlayan bir organ olmadığından emindi.

Belki kum tepelerinin altındaki bu mağara sisteminde fener taşımadıkça hiç ışık sağlanamadığı için burada hareket etmenin olumsuz etkileriyle tersine evrim yaşamıştı.

Subaru: “Köstebek gibi bir şey mi? Yeraltında yaşamaya adapte olup görüşünü yitirmiş.”

Belki de başından beri göremiyordu; ama hiç değilse buna bağlı kalmıyor ve göremeden de işini görüyordu.

O sırada Cadı Canavarı Subaru’yu taşıdığı fenerin ışığı sayesinde fark etmemişti. Onu dikkatsizlik ederek çıkarttığı sesler ve işaretler sayesinde fark etmişti.

Yani Cadı Canavarı, gözleri yerine koku veya işitme duyusunu geliştirmiş olmalıydı.

Subaru: “Doğru hatırlıyorsam köstebeklerin son derece kötü olan burunlarını telafi edecek kadar iyi işitme duyuları olduğunu duymuştum.”

Bu daha önce Anastasia’dan duyduğu değil, bir zamanlar bir yerlerden işittiğine emin olduğu tuhaf bir bilgiydi.

Fakat Subaru’nun tahmini, tutunduğu asılsız düşüncelerden çok daha faydalı çıkmıştı. Sentorun güçlü yanı işitme duyusuydu; bu sonuca varan Subaru harekete geçmişti. Böylece——

Subaru: “————”

Tek kelime etmeden, olabildiğince sessiz şekilde kollarını aşağı yukarı salladı. Kuma adımını attığı andan itibaren kumları ezerek çıt çıkartmamak için adımlarına çok dikkat ediyordu.  

Salladığı kollarıyla fırlattığı şey, acil durum çantalarına koydukları su şişelerinden biriydi. Belli bir hedefi olmaksızın fırlattığı şişe dosdoğru iri mağaranın sonuna uçtu—— Ve indiği noktada, mağaranın ortasındaki alevli Cadı Canavarının dikkatini çekti.

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH!!”

Su şişesi hafif bir pat sesiyle kuma indiği anda o sesi işiten Sentor, çarpıcı bir tepki verdi. Alevli yelesini sallayıp at bedeniyle sıçradığı gibi sesin kaynağına hücum etti. Hiç tereddüt etmeden vücudunu vahşice oraya çarptırdı.

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH!!”

Kumlar havalandı, mağara boyunca titreşen kıvılcımlar yayıldı.

Şiddetle saldıran Sentor, etrafta savruldu. O koca, açık ağzındaki dişleri birbirine sürtüp gıcırdatarak sayısız bebeğin çığlığını andıran tiz bir ses koyuverdi.

Su şişesinin üzerine bastı, onu dümdüz etti ve defalarca kez ateşe verdi. Şişeyi orijinal hâlinden bir hiçe çevirdikten sonraysa yelesinden kuma yayılan alevlerden bir miktar daha saldı. Ve kavruk kumlar dışındaki her şey yanıp kupkuru kesildiğinde tatminkâr bir şekilde hareketlerini sonlandırdı.

Gerçekten de tatmin olmuşa benziyordu. Onun yaptıklarını göz ucuyla izleyen Subaru, beline bağlamış olduğu ipi sallayarak ilerlemelerini işaret etti. Kumu dikkatlice adımlama sesleri Cadı Canavarının tüm mağaraya nüfuz eden tiz çığlıkları tarafından yutuluyordu.

Grup, mutlak bir dikkatle, her seferinde birer adım atarak ağır ağır ilerliyordu——

Subaru: “————”

Subaru ipi çekiştirip yürümeyi kesmelerini işaret ederek ilerleyen yer ejderini durdurdu. Şaşırtıcı bir şekilde insan konuşmalarını anlamıyor olması gereken yer ejderi, Subaru’nun talimatlarına sadakatle uyuyordu. İri yapısına uymayan ihtiyatlı bir yürüyüşle kumlarda adım adım ilerliyordu.

——Subaru ve diğerleri, karanlığa bürünmüş mağaradaki ölüm uçurumunun kıyısında bir yürüyüş gerçekleştiriyordu.

Düşününce mağaranın genişliği muhtemelen aşağı yukarı bir okulun spor salonu kadardı.

Cadı Canavarı tarafından öldürülerek dört bir yana saçılmış, kömürleşmiş cesetlerle dolu bir alandaydılar. Adımlarını ve nefes alıp verişlerini sessizleştirip Cadı Canavarını atlatmaya çalışıyorlardı.

Subaru: “————”

Yalnızca kasvetli bir sessizliğin çöktüğü bir alan değildi.

Sentorun saçmalık derecesinde iri ağzı ardı ardına çılgınca nefesler alıp veriyordu. O ses de balondan hava çıkışını andıran tuhaf bir his veriyordu.

Canavarın yalnızca görünümü değil, tavırları da mide bulandırıcıydı—— Her hâlükârda Subaru, onun böyle sığ olmasına müteşekkirdi. Bu sayede savaşmayı içermeyen bir plan geliştirmeyi başarmıştı.

Subaru: “————”

Subaru yeni bir su şişesi çıkartarak sentorun arkasına fırlattı. Saf Cadı Canavarı da o sese tepki vererek bir kez daha boş şişeye şiddetli bir saldırıya geçti.

Alevler ve bebek çığlıkları mağaraya yayılıyor, su şişesi sentorun yoğun ısısı sayesinde açılıyordu. Kavruk bir sesle birlikte de şişe, kara bir kömüre çevrildi.

Bu velveleye aldırış etmeyen Subaru ve diğerleri, o süreyi ilerleyip geçitle aralarındaki mesafeyi kısaltmak için kullandı.

——İşte bu basit şaşırtmaca, Subaru’nun sentorun yaşam tarzını gözlemleyerek vardığı sonuçtu.

Onun görme duyusuna sahip olmadığı hükmüne varan Subaru, işitme duyusuna bel bağlayacağında karar kılmıştı. Böylece Ram ve Anastasia’yı ardında bırakıp bir şeyler fırlatma metoduyla Cadı Canavarının dikkatini çekmişti. Özgüvenini geliştirene dek de aynı şeyi birkaç defa tekrarlamıştı.

Sentor işitme duyusunu kullanarak avlanan bir Cadı Canavarıydı. Ve üstüne üstlük aynı metotla defalarca tuzağa düşürülebilecek kadar saf bir canlıydı.

Bunu öğrendikten sonra gerisi kolayca gelmişti.

Ram’a dikkat dağınıklığı yaratabilmek için gerekli eşyaları hazırlatmış ve Cadı Canavarından kaçtıktan sonrası için rüzgârı kullanarak çıkışı bulmasını sağlamıştı. Sonra da Patrasche’ye titizlikle gizli planlarını ve strese veya gerginliğe yenik düşmemek için güçlü kalma ihtiyacını açıklamış, oyun suratını takınmasını söylemişti.

Subaru: “————”

Esasında Subaru’nun taktikleri hayal kırıklığı doğuracak derecede iyi işliyordu. Mağarayla geçit arasındaki mesafe çoktan yarılanmıştı ve strese kapılarak geçirdikleri vakit o kadar da çok değildi. Büyük ihtimalle önsezi kapasitesi olmadığı için Cadı Canavarını art arda aynı şeyi tekrar ederek atlatabileceklerdi.

Subaru: “————”

Tabii ki fener ışığını kapatmışlardı ve görebildikleri tek şey Sentorun uzaklarda çatırdayan alevli yelesiydi.

Muhtemelen fener ışığı, göremeyen Cadı Canavarını etkilemeyecekti ama yine de duyularını tetikleyebilecek her şeyi olabildiğince azaltmak şeklinde bir karar almışlardı.

Subaru: “————”

İpin çekildiğini hisseden Subaru’nun düşüncelere dalmış olan dikkati yeniden o ana çevrildi. Oyalamayı etkin kılmak adına iki ip tutuyordu. Biri Patrasche’ye bağlıydı, diğeri de onu süren Ram’ın elindeydi.

Patrasche’ye verilen talimatlar “Dur” ve “İlerle” şeklindeydi. Fakat Subaru ve Ram arasındaki bağlantının pek bir koşulu yoktu. Yalnızca birbirlerinin dikkatini çekebilmek adınaydı.

Buna rağmen ipi kullanarak kurdukları bağlantı birbirlerinin yüzlerini göremedikleri ve konuşamadıkları bu senaryoda varlıklarını belli ettiği için Subaru’yu oldukça şaşırtıcı bir derecede rahatlatıyordu.

Şimdi tüm bunları yaşayan Subaru’nun içi Anastasia veya Ram’a kötü hisler beslemeye elvermiyordu. Başkalarının yüzüne bakmamanın daha rahat hissettirdiği bir ruh hâlindeydi.

Diğer taraftan bu, kalbinde böyle bir ıssızlıkta rahatlıkla büyüyen bir stres olmadığı anlamına gelmiyordu. Kendisini bunun kısmen miasma etkisinden kaynaklandığına ikna etmişti—— Fakat Anastasia’nın öncesinde miasmanın ne olduğuyla ilgili anlattığı hikâyenin çoğu kısmı belirsizleşmişti.

Buradan ayrıldıklarında miasmanın etkilerinden arınıp iyileşecek miydi? Doğrusu şu an için bu da şüpheli geliyordu.

İyileşemediğini varsayarsa, Emilia ve Beatrice’le buluştuğunda bile bu nahoş hislerden kurtulamayacak mıydı——

Subaru: “——!?”

İpin bir anda kuvvetle çekilişi Subaru’nun istemsizce geri adım atmasına yol açtı. Çekilen ip, Patrasche’yi hızlandıran ipti. Yer ejderi onu zorla durdurmak için ani bir karar vermişti.

Ve Subaru suratını kaldırır kaldırmaz bunun sebebini anladı——

Subaru: “——Iğh”

Subaru’nun bir adım ötesine bir ateş kümesi fırlatıldı.

O küme aşağı yukarı bir futbol topu kadardı ama etrafa ısı dalgaları yayarak hızla geçip gitti. Birkaç metre ötedeki kum duvarını parçaladı ve şiddetli sesi bir patlama takip etti.

Subaru’nun soğuk bedenini sıcak bir rüzgâr kasıp kavurdu; kendisini çığlık atmaktan zor alıkoydu.

Patrasche tarafından durdurulmuş olmasa doğrudan darbe alacağı kesindi. Kendisini öldürecek güçte olup olmadığını bilmiyordu ama yaralanacağı kadar yakıcı olduğundan emindi. Canını ucu ucuna kurtarmış olduğunu fark eden Subaru, omurgasına giren ürpermeyle birlikte dişlerini sıktı.

Neden önüne bir ateş topu fırlatılmıştı ki?

Subaru: “————”

Subaru refleks olarak arkasına döndü.

Sentor oyalanmalarına kanmış şekilde mağaranın diğer tarafındaki su şişesiyle ilgileniyor olmalıydı. Ama boynuzlu kafasını grubun olduğu yere çevirmiş şekilde hırlıyordu.    

Subaru ve diğerlerinin orada olduğunu biliyor gibiydi.

Subaru: “————”

Bunun olması mümkün değil diye düşünen Subaru kafasını salladı.

Yeni bir dikkat dağınıklığı yaratmak için belinden çektiği bir su şişesini kaldırdı. Kendisini Ram’la bağlayan ip ansızın çekildi, bir mesaj aldı ama umursamadı.

Şu an için en büyük önceliği Cadı Canavarının dikkatini başka bir yöne çekmekti.

Şişeyi yay şeklinde savurarak sentorun soluna doğru fırlattı ve şişe orada kumlara düştü. Ve tam da Subaru’nun beklediği gibi Cadı Canavarının dikkati o noktaya kaydı, hantal canavar bu bariz dikkat dağıtma taktiğine kandı.

Alevler bir kez daha yayıldı, bebek çığlıkları yankılandı. Tiz çığlık mağara boyunca yankılanırken de Subaru, Patrasche’yi çıkışa ilerlemeye teşvik etti.

Yalnızca önceden belirledikleri bu rutini tekrarlamaları gerekiyordu.

Sadece bunu yaparak burayı atlatabilmeleri lazımdı ancak——

Subaru: “——Hık!”

Sentor bir kez daha Subaru’nun yürüdüğü yerin hemen yanına bir ateş topu fırlattı.

Bu seferki geçen seferkinden de yakındı, Subaru’nun tenini yakacak kadar isabetliydi. Subaru’nun nefesi ateş topunun patlayışıyla anında kesilirken ısı dalgası tarafından hırpalandı.

Subaru: “————”

Önünde beliren turuncu ışık kaynağının sağladığı aydınlanmayla Subaru, gözlerini belli bir mesafedeki Cadı Canavarına dikti. Tabii gözleri buluşmadığı için göz göze geldiler tabirini kullanmak pek doğru olmazdı.

Yine de Cadı Canavarının ilgisi bariz şekilde o taraftaydı. Ses haricinde izlerini sürebilmesi mümkün değildi, peki kendi çığlığının ortasında onları bulabilmesine sebep olan şey neydi——

Subaru: “Kendi… çığlığı…”

Ram: “Barusu, yankı——”

Subaru’nun zihninde soru ve cevap bir araya gelirken hâlâ yayı çekmekte olan Ram nihayet bir ses çıkartarak ona seslendi. İkisinin aynı sonuca vardığı o saniyedeyse Sentor kumları tekmeledi.

Toynakları kumun yüzeyine vurdu ve kafalarını kaldırmalarını gerektiren irilikteki Cadı Canavarı soğuk havayı hafifçe aşmaya başladı. Kımıldadıkça alevli yelelerinin ısısı yükseldi ve birden Subaru’nun grubuna doğru atıldı.  

At bedenine yapışık insan bedeni kollarını kaldırdı ve kendi alevli yelesinden parçalar çekti. O parçaları elleriyle ateş toplarına dönüştürdükten sonraysa her biri kaşla göz arasında patlayıcı alevli mermilere çevrildi.

Subaru: “——! Koşkoşkoşkoş!!”

Bu noktada sentorla çarpışmaktan kaçınmak mümkün olmaktan çıkmıştı.

Olabildiğince az ses çıkartarak hareket etme planını bir kenara atan Subaru, Patrasche’nin kalçasına vurarak koridoru bir an önce koşarak geçmesini emretti.

An itibarıyla Subaru’nun grubu mağaranın tam ortasındaydı, girdikleri yere de hedefledikleri yere de uzaklardı; yani Sentor için çok avantajlı bir pozisyondu ve görünen o ki Cadı Canavarının planı da buydu.

Subaru: “Bizimle oyun mu oynuyormuş?!.”

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH!”

Subaru’nun zihni şaşkınlık içerisinde kalakalmıştı ama Cadı Canavarı hiç duraksamadan yaklaşıyordu. Yarattığı ateş toplarını fırlatıp kaçan hedeflerinin etrafına kum bulutları üflüyor, onlarla âdeta oynuyordu.

Cadı Canavarı onların dosdoğru koridora koşturmasını bekliyordu. Zaten kafasını karıştırmak için zikzak çizerek koşmayı deneseler bile işitme duyusu her sesi yakaladığı için böyle bir numaraya kanmazdı.

Subaru: “Voah! Aah!”

Eğdikleri kafalarını yakan ateş topları ardı ardına fırlatılıyordu.

Göremeyen Cadı Canavarı kaçan grubun etrafında daireler çiziyor, patlayıcı ateşinden kaçmalarına izin vermiyor, havaya kum öbekleri saçıyordu.

Subaru: “Gah!?——”

Patlamanın ısı dalgası, Subaru’nun ayaklarını rahatlıkla yerden kaldırarak uçmasına yol açmıştı.

Hızlıca iki elini kaldırarak kafasını korusa da sıcak havanın ani yükselişi burnu ve boğazının içini yaktı. Nefes almak zorlu hâle gelmiş ve burnunun içi kavrulunca koku duyusunu geçici olarak yitirmişti.

Yüzünün merkezindeki acı nedeniyle yerde yuvarlanırken ise yaşlı gözlerle kaplı yüzünü kaldırdı.

Sentorun gövdesindeki ağız kocaman açılmış ve o dişli ağızdan kahkahayı andıran kulak tırmalayıcı bir ses yükselmişti. Yo, andırmıyordu, gerçekten kahkahaydı.

Bir Cadı Canavarına karşı bile galip gelemeyen güçsüz insan oyuncağına gülüyordu.

Subaru: “Siktir, ağh!..”

İçinde kaynayan nefret, Subaru’ya ayağa kalkacak gücü verdi.

Şüphe ve güvensizlikle kıyaslanınca karşısına çıkan mahluktan nefret etmek ne kadar da harikulade, sağlıklı bir histi. Bu saf öfkenin karanlığı tarafından yutulan Subaru, hâlinden çok memnun görünen Cadı Canavarına homurdandı.

Kazanmış gibi davranması gülünesiydi.

Miasmadan nefret eden değersiz bir Cadı Canavarı nasıl olur da Natsuki Subaru’yu yenebileceğini umabilirdi?

Subaru: “————”

Bir elini beline atan Subaru, kırbacını çekti.

Elinin o kavrama hissini anımsamasına izin veren Subaru, kırbacın ucuyla kumlara hafifçe vurdu; Sentor anında kuvvetli kahkahasını kesti ve kulaklarını kırbacın şaklama sesine doğru çevirdi.

Muhtemelen böyle bir sesi ilk işitişiydi.

Fakat Subaru’nun gerçek planı bu değildi. Kırbaç yalnızca bir dikkat dağıtmaydı.

Subaru: “——Görünmez Takdir”

Cadı Canavarının hiddeti karşısında Subaru’nun kalbinde kaynayıp çalkalanan karanlık bir duygu şekillenmişti.

Yönlenen o duygu, sentorun uzuvlarını tek tek kopartacak bir güce dönüştü. Bu şekilde kullanmak onu elinden tek bir numara gelen biri gibi gösterse de umurunda değildi. Herkesin üzerinde işe yarayan bir numaraydı.

Subaru: “——”

Kırbacı başının üzerinde şaklatarak Cadı Canavarının kırbacın havayı yarma sesini dinlemesine izin verdi.

İlk sese yakından kulak kesilen sentoru alarma geçirmemeye dikkat ederken görünmez büyülü el karanlığı aşarak geçercesine, insan gövdesinin üzerindeki boynuzu hedef alarak Cadı Canavarının gölgesine sokuldu.

Hayati organlarını insan bedeni mi at bedeni mi taşıyor bilemiyordu. Kafası bir boynuz olunca orada bir beyin olup olmadığı da bir gizemdi. Buna rağmen içeride hayati bir organ olmak zorundaydı. Bu karar doğrultusunda görünmez elinin avcuyla boynuzu parçalayacaktı.

Boynuzunu kaybetmek Cadı Canavarını itaatkâr hâle getirirse de ondan kendisini öldürmesini isteyecekti. Böylesi çok daha hoş olurdu…

Subaru: “——!?  Gu… ağh… Gah!?”

Bu düşünceyle planını gerçekleştirmesine ramak kala bir şey yaşandı.

Sentora odaklanan Görünmez El hedefin kafasına ulaşmak üzereyken Subaru’nun kendi kafası akla hayale gelmez bir acıyla doldu. Kafatasından bir şeylerin koparıldığı, tam da kafatasını bir şeylerin deldiği hissiyle gözleri geriye yuvarlandı ve dudaklarından kaçan sarı köpükler eşliğinde dizlerinin üzerine çöktü.

Subaru: “Gah… ah!? Guh…Agh!!”

Diz çökerken iki elini de kafasına götürdü ve acıyla savaşmaya çalışarak kafasının yan taraflarına vurmaya başladı. Kafasına vursa da kafasını ovuştursa ve iki yanından tutsa da hiçbir şeyin acıya yardımı dokunmuyordu. Acıyla baş etmek için daha güçlü, daha keskin bir acı duymayı deniyordu. Kendisine ardı ardına vuruyor ancak ne kadar sert vurursa vursun acının üstesinden gelemiyordu.

Kafası çılgınca dikenler tarafından delinip geçilirmiş gibi hissederek yerlerde yuvarlanır ve acıdan bayılmasına ramak kalırken ise sebebini dahi anlamadan kum yutmaya başladı.  

Subaru: “Acıyor! Ağhh! Acıyor acıyor acıyor acıyor! Acıyor!”

Kan tükürürcesine bağırıyordu.

Ağzı kumlarla dolu hâlde kumları arka dişleriyle çiğniyor, yerde dövünüyor, boğazının tıkanmasını önlemek için gizemli acıyla savaşıyordu. Ancak onu yenemiyor, ona yeniliyordu.

Tabii ki Görünmez Takdir o saniyede ortadan kayboldu.

Onun kayboluşuyla da sentora hiçbir şekilde karşı koyamaz hâle geldi. Sentor ise onun dirençsizliği karşısında hayal kırıklığına uğramışçasına onu dumanı tüten bir cesede çevirmeye hazırlandı.

Koca bir ateş topu havanın soğukluğunu kovarken patlayıcı sıcaklık, etraflarındaki dünyayı ısıttı.

İşte bu şekilde Natsuki Subaru, kömüre dönecekti ki——

???: “————!”

Ancak son saniyede simsiyah yer ejderi hiddetle hücuma geçerek Cadı Canavarının kolunu koparttı.

Patrasche: “————”

Karanlığa karışan rengiyle sessizce Cadı Canavarına yaklaşan yer ejderi ona bir ısırık saldırısı indirmişti. Koluyla birlikte dengesini yitiren Cadı Canavarı ise kafasının üzerine kaldırmış olduğu ateş topunu düşürdü.

Başka bir deyişle, Cadı Canavarının yarattığı ateş topunun ısısı kendi ayağında patladı ve burnunun dibindeki patlama, canavarı havaya uçurdu.

Patlamayla fırlarken yaralı kolundan kanlar damlayan Sentor sırt üstü devrildi. Patrasche ise ona tek bir bakış dahi atmadan kumlar üzerinde koşturarak acılar içerisindeki Subaru’yu dişleriyle kıyafetlerinden yakaladığı gibi hızlıca geri çekilmeye koyuldu.

Patrasche’nin dişleriyle belinin yakınlarından tutulan ve sağa sola sallanan, hem kötü dolaşımı hem de devam eden baş ağrısı yüzünden işkence çeken Subaru; bakışlarını ardına çevirdi.

Patrasche’nin arkasındaki Sentor dengesiz bir şekilde ayağa kalkmaktaydı.

Ardından insan gövdesindeki yaradan köpükler çıkmaya başladı, kopartılmış olan sol koluysa anında geri çıktı. Çılgınca yenilenme kabiliyeti diğer yaralarında da devreye girdi. Az önceki patlamanın açtığı yaralar ardı ardına kapandı. Sentor saniyeler içerisinde tamamen sağlığına kavuştu.

Ve böylece onu yavaşlatacak hiçbir şey kalmadı.

Kendisini gafil avlayan Patrasche’ye sert bir çığlık atan Sentor, delice kaçan Yer Ejderini yakalamak için hızlandı ve sıçrayışıyla birlikte yeleleri daha da kuvvetli parıldadı.

Patrasche’nin koşu hızı en kötü arazilerde bile etkileyiciydi fakat Sentor kendi habitatındaydı ve ivmelenme konusunda bir adım öndeydi. Buna bir de boyut farkı eklenince Patrasche Subaru’nun ağırlığını taşırken Cadı Canavarı kısa sürede onunla yan yana koşar hâle geldi.

Elinde yanan bir ateş topu belirdi ancak bu seferki bir hayli uzadı. Yakından bakıldığında Cadı Canavarının elinde değişerek uzun saplı bir bıçağı andırdığı görülen ateş topu, göz açıp kapayıncaya dek başından sonuna alevlerle kaplı bir mızrağa dönüştü.

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH!!”

Alevli mızrağını kaldıran Sentor, ucunu Patrasche’ye doğru itti. Siyah Yer Ejderi ise mızrağın yaklaşışıyla eğilip saldırıdan kaçınmak için neredeyse kumlara daldı ve bu açıklığı daha da hızlanmak adına kullandı.

Fakat tam da kaçabileceklermiş gibi görünürken Cadı Canavarının toynağı yan taraftan dosdoğru Yer Ejderinin gövdesine indi. Saldırının hiddeti ejderin sert tenini aştı ve Patrasche darbenin bağırsaklarına ulaşışıyla çığlık attı. Buna rağmen dişleriyle tutmakta olduğu Subaru’yu bırakmayı reddetti. Subaru’nun belinin yakınlarında hissettiği sıcaklığın kaynağı, Patrasche’nin öksürerek iç organlarından çıkarttığı kandı.

Fena hâlde yaralandığının tek işareti buydu.

Ama buna rağmen Subaru’yu bırakmayı reddediyordu ve Subaru’nun sadık ejderinin yaralarıyla ilgilenmesine imkân yoktu. Yapabildiği tek şey, kafasındaki sonsuz acının doğurduğu ebedi işkenceye katlanmaktı.

Ram: “——El Fula!!”

Anastasia: “Jiwald!——”

Alevli mızraktan ikinci bir saldırı, bariz şekilde yavaşlayan Patrasche’yi hedeflemişti. 

Fakat daha yer ejderinin bedenine ulaşamadan iki farklı yönden gelen müdahalelerle karşılaştı.

Bir taraftan görünmez bir rüzgâr bıçağı geldi, diğer taraftansa akkor ısı zerrelerinin birleşimi.

İki büyü de tanıdık seslerden gelmişti ama Subaru’nun emin olduğu tek şey buydu.

İkisi de doğruca Cadı Canavarına inerek bedeninde delikler açsa ve insan gövdesini belli bir açıyla parçalayıp geçse de—— o yaralar da anında kapanmıştı.

Ram: “Barusu!.. Oh, iyi, ölecek olursan bir haber ver!”

Anastasia: “Bu fena oldu, şu Cadı Canavarı… Ona yapabileceğim pek bir şey yok.”

Kulağa normal gelse de kızlardan birinin sesi bir çaresizlik izi taşıyordu. Diğer taraftan içerisinde bulundukları çaresizce duruma rağmen birinin sesiyse stresten yoksundu.

Sadık ejderinin nefesini ve kanını teninde hisseden Subaru, bilincini yitirmenin eşiğindeydi. Eğer bu kadar çok acı ve işkence çekecekse belki de ölmek o kadar da——

Ram: “Sakın ölmeye kalkayım deme, Barusu! Rem’i ağlatırsın!”

Subaru: “…Oh”

Kulağının dibinde yükselen o ses, acıyı keserek beynine ulaştı.

O sesin uyandırdığı şey, Cadı Canavarına beslediğinden aşağı kalır yanı olmayan bir nefretti.

Unutmuşlardı. Tek bir tanesi bile o kızı hatırlamıyordu.

——Bir şey bilirmiş gibi Rem ve benden bahsetme.

Subaru: “——GÖRÜNMEZ TAKDİİİİİİRR!”

Gözyaşlarıyla kaplı görüş alanının kıyısından geçen Cadı Canavarına yönelik hiddetiyle birlikte Subaru, bir öfke patlamasıyla simsiyah büyülü elini saldı.

Bu işin ortasında kafatasına yeni bir şiddetli acı saplandı—— o acı tarafından yutulup bilincini yitirmeden önceyse Subaru’nun Görünmez Eli Cadı Canavarının mızrağına ulaştı ve sembolik bir meydan okuma eylemi olarak silahı ikiye ayırdı.

——Sergileyebildiği direnç bundan ibaretti.

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH”

Bu öfkeli karşı saldırının ödülüyse yeni bir hiddetli acı patlaması oldu.

Sentor ön ayaklarını kumlu zeminde dikip onların üzerinde dönerek kendisini kuvvetli bir şekilde çevirdi, sonra da arka bacakları bir mancınık gibi fırladı.  

Kayayı andıran kaskatı toynakları Subaru’nun grubuna hızla ilerlerken tekmelediği kumlar havaya yayıldı—— Subaru’yu, Patrasche’yi, Ram’ı ve yakınlarda olması muhtemel Anastasia’yı tek seferde parçalayıp geçmeyi planlıyordu.

Mağaranın bir kısmını yıkmaya yetecek bir bacak gücü patlamasıyla tüm grup, kum dalgasının etkisiyle farklı yönlere doğru havalandı. Hatta Subaru, Patrasche’nin çenesinden ayrılarak çaresizce kumlarda yuvarlandı ve sonra da darbe sonucunda harap olup yanmış bir bedene fırladı.

Subaru: “Ah, uh…”

Tarif edilemez bir baş ağrısı ve Sentorun tekmesiyle ayaklar altına alınan bir beden.

Kendisine içten ve dıştan saldıran daimî acılarla Subaru, bilincini daha fazla koruyamaz hâle geliyordu. Her nasılsa kumlarda öylece yuvarlanırken yaklaşan ölüm karanlığını hissedebiliyordu.

Yok oluş, imha ediliş, nafile ölüm, savaşta ölmek. Zihninin ardında bu tarz kalpsiz söylemler dolaşıyordu fakat——

Subaru: “————”

Ciğerlerinin nefes almayı dahi unuttuğu bu senaryoda Subaru, birinin önünde dikildiğini gördü.

Küçük, narin bir gölgeydi. Çok az ışığın olduğu bu dünyada net olarak görmesi mümkün değildi. Buna rağmen anında çıkartacağı kadar tanıdık bir bedendi. O kişi Ram’dı. Sendeleyerek önünde dikiliyordu.

Subaru’yu korumak için kollarını iki yana açmıştı.

——Kes şunu. Bu aptalca, imkânsız, işe yaramaz…

Subaru böyle söylemek istiyor ama boğazı kumla dolmuş gibiydi, artık kendisini dinlemiyordu—— Yoo, gibisi fazlaydı, gerçekten de kumla dolmuştu. Kafasındaki acıyla savaşmak için aptalca yutup durduğu kumlar yüzünden artık doğru düzgün konuşamaz hâle gelmişti.

Subaru: “…Ne…den?”

Subaru tüm kuvvetiyle güçsüz bir şekilde bağırmayı başardı. Ram’a ve diğer dostlarına hissettiği tüm o biriktirilmiş tatminsizlik ve öfkeye rağmen bunun mutlaka bilinmesi gerekiyordu.

Ram: “——Rem… ağlar.”

Ram, Subaru’nun sözlerine sessizce bu karşılığı vermekle yetindi.

Hatırlayamadığı küçük kardeşi için, hatırlanmayan bir kardeşin en çok değer verdiği kişi için, orada dikiliyordu.

Subaru, onu bu kadar ileri gitmeye iten şeyi anlayamıyordu.

Bunu anlayamıyordu ama anladığı bir şey vardı. Bu gidişle Ram ölecekti. Subaru da ölecekti. Bundan kaçınmanın bir yolu yoktu.

Subaru: “————”

Sentor kükreyip iki kolunu kaldırdığı gibi her birinde birer alevli kılıç belirtti. Gerçi kılıca pek de benzemiyorlardı, yani belki de çekiç veya balta yapmak istemiş olabilirdi.

Her hâlükârda ikisi de alevlerle kuşatılmış silahlardı. Onları kullanarak Ram’ın ufacık bedenini paramparça etmenin ve Subaru’yu kavurmanın eşiğindeydi.

Subaru: “…Hadi, hadi ama. Yapabileceğim… bir şeyler olmalı.”

Ölümle burun buruna gelen Subaru, acısının derinliklerine doğru uzanıyordu.

Merhametsiz acıyla savaşmak, kendinin derinliklerine dalmak gibiydi. Kendisinin dışına –Ram’a, Patrasche’ye veya Anastasia’ya bakmak—— gerçek dışıydı.

Bir düş veya yanılsama şeklinde alay edilebilecek olsa bile Subaru bir şey, herhangi bir şey arayışıyla kendi içine bakıyordu. Bu gerçek dışı yaklaşım, elinde kalan en gerçekçi umuttu.

İçine dalan, bedeninin bulutlu derinliklerine ulaşan, orada kıvranan karanlık düşünceleri bir kenara atan Subaru, kendi içinde yardımı dokunabilecek herhangi bir şey arıyordu. Fazlasıyla kullandığı “Görünmez Eller” değil. Başka bir şey, başka, yeni bir şey, bu hengâmeden kurtulmasına yardımcı olabilecek bir yol.

İşte bu son denemenin verdiği sonuç——

Subaru: “——Ah”

Bir hiçti. Ve Subaru, önündeki Cadı Canavarının silahlarını kaldırışını izliyordu. Alevler Cadı Canavarının kafasına kadar yükselip anlık bir duraksamadan sonra Ram’a doğru alçalmaya başlamıştı.

Bizzat havayı yakarak yaklaşan silah kesikleri kızın ince boynuna doğru merhametsizce yakıcı bir rota izleyecek, onu yakıp yıkacak, yürüdüğü yollardan, taşıdığı anılardan geriye kara bir kömürden başka hiçbir şey kalmayacaktı——

İşte bu manzara karşısında Subaru, kendi güçsüzlüğüne feryat etti——

Subaru: “————”

Bir an sonraysa muazzam bir hızla salınan beyaz bir ışık, hızla Cadı Canavarının üst bedenine savruldu.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

O muazzam ışık sayesinde Cadı Canavarının kuşandığı alevli silahlar dünyadan silindi. Işık o bedeni parçalamak veya kesmek gibi temel bir zarar vermemişti, yaptığı şey kelimenin tam anlamıyla imhaydı.

Sentor: “————”

Sentor, at gövdesinin baş kısmında insan gövdesi taşıyan bir canavardı.

Ve ışığın parlayışı, göğsünden yukarısında insan bedeni olarak yorumlanan kısmı yok etmişti. Tabii ki buna omuzlardaki kollar ve insan kafasının yerini tutan boynuz ile göğsünden açılan dişli ağız da dahildi.

Darbenin etkisiyle Cadı Canavarının yaralarından sessizce kanlar fışkırmaya başlamıştı—— Ve hemen sonrasında o yaralar köpüklendi, kendisini o ana dek kullandığı aşırı hızlı yenilenme tekniğini yeniden kullanmaya hazırladı.

Kıvranan eti şişti ve yok edilmiş insan bedeni yeniden şekillendi. Bedeni anında yenilenirken de kollarında yeni patlayıcı ateş topları hayat buldu.

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH!!”

Sentor kükredi ve sayısız bebeğin ağlayışını andıran güçlü sesi serin havayı kapladı.

Bedenini etrafında döndüren Cadı Canavarı, Ram veya Subaru’yu umursamayarak üst bedenini havaya uçuran tehlikeli düşmana doğru sıçradı.

Kollarında bir yığın ateş topu belirtip hepsini ardı ardına fırlatarak koşmaya başladı. Ve hararetli bir çılgınlık tarafından tüketilen Cadı Canavarı, savaş nidasına hazırlandı.

Ancak——

Sentor: “——KSHEEEEEEGHHH!?”

Cadı Canavarının var ettiği ateş topları ardı ardına yakalanmaya başladı.

Bunun sorumlusu mükemmel bir isabetle doğruca ateş toplarını delip geçen beyaz ışık huzmeleriydi. Işık huzmelerinin hızı sıra dışıydı ve kuvvetinin ateş toplarından üstün olduğu barizdi.

Alev topakları ışıklarla kafa kafaya çarpışıyor ve onun gücüne çekilerek bizzat Cadı Canavarının bedenine iniyordu. Subaru’nun Sentorun beyaz ışıktan dikenlerle çevrili bir kirpiye benzediğini düşünüşünün hemen ardındansa Cadı Canavarının dört bir yanında alevli patlamalar gerçekleşti.

Sentorun kollarından eser kalmadı, gırtlağı delik deşik oldu, at bedeni yandı ve nihayet yere yığıldı. Kumlara devrildiğindeyse tiz ve saf bir öfke çığlığı attı.

Fakat yaraları kıpırdanıyor, ölmeyi reddediyordu. Rakibine daha güçlü olmasını, yaklaşımını değiştirmesini ve ölüm bahşetme tarzını geliştirmesi gerektiğini söylüyor gibiydi, çünkü kendisini parça parça yok ederek bunu başaramayacaktı.

Sentor: “————”

Kayıp parçalarını yenileyen Cadı Canavarının görünümü değişim geçiriyordu.

Bedeninin insan kısmı değişiyor, iki yerine dört kolu uzuyor ve gırtlağından uzun, keskin dişler uzanıyordu. Alt yarısı olan at kısmının bacak sayı da artıyor ve toplam sekize çıkıyordu. Basit bir hesapla uzuv sayı ikiye katlanıyordu.

Bunun yanı sıra kömürleşmiş teni sertleşiyor, siyah bir parıltı saçıyordu. İlk bakışta zırh giyinmiş gibi görünüyordu.

Ve yeni eklenen her koluna bir tane düşecek şekilde ateşten bir balta, bir çekiç, bir mızrak ve bir kılıç taşıyordu. Cadı Canavarı inanılmayacak kadar kısa bir sürede sırf o beyaz ışık huzmeleriyle yeniden yüzleşebilmek adına değişip kendisini geliştirmeyi başarmıştı.

Sentor: “————”

Dört ön ayağının üzerinde yükselen Sentor kuvvetli bir kükreyiş koyuverdi. Ve kaldırdığı toynaklarını birbirine vurdurarak çıkarttığı kulak tırmalayıcı bir sesle birlikte ilerlemeye başladı.

Koca bedeni çelikle kaplanmış bir treni andırıyordu. Ağırlığı ve ivmelenişiyle herhangi bir rakibi kolaylıkla kıymaya çevirebilir, acı bir sona kavuşmalarına sebep olabilirdi.

Cadı Canavarına utanç getiren o varlık bu yanıcı, bitirici darbeye maruz kaldığı takdirde tamamen yok edilecekti.

Sentor: “————KSHEEEEEEGHHH!!”

Kumları tekmeleyip havaya dağıttı “Beyaz bir ışık delip geçti” ve kızgın bir ateş bulutu “Beyaz bir ışık delip geçti” onları takip ederken Cadı Canavarı hiddetle “Beyaz bir ışık delip geçti” öne geçti. “Beyaz bir ışık delip geçti” Alevlerin ısısı “Beyaz bir ışık delip geçti” şiddetlenip “Beyaz bir ışık delip geçti” eskisinden de sıcak bir hâle gelirken “Beyaz bir ışık delip geçti” âdeta cehennem ateşine “Beyaz bir ışık delip geçti” dönüştü. Tuhaf ve alışılmadık figürü “Beyaz bir ışık delip geçti” işleri öyle bir hâle getiriyordu ki “Beyaz bir ışık delip geçti” her kim olursanız olun “Beyaz bir ışık delip geçti” attığınız tek bir bakışta “Beyaz bir ışık delip geçti” ürpermemek elinizde olmuyordu; “Beyaz bir ışık delip geçti” işte Kum Denizinin Kralı olmak böyle bir şeydi. “Beyaz bir ışık delip geçti” “Beyaz bir ışık delip geçti” “Beyaz bir ışık delip geçti” “Beyaz bir ışık delip geçti” “Beyaz bir ışık delip geçti” “Beyaz bir ışık delip geç” “Beyaz bir ışık delip geç” “Beyaz bir ışık delip geç” “Beyaz bir ışık delip” “Beyaz bir ışık delip” “Beyaz bir ışık delip” “Beyaz bir ışık del” “Beyaz bir ışık del” “Beyaz bir ışık del” “Beyaz bir ışık de” “Beyaz bir ışık de” “Beyaz bir ışık de” “Beyaz bir ışık d” “Beyaz bir ışık d” “Beyaz bir ışık d” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” “Beyaz bir ışık” ——

——

————

————————

——————————————

Subaru: “————”

Çılgın çoklukta ışığın yayılışının ardından geride hiçbir şey kalmamıştı. Böylesi bir tehdit sergileyen Cadı Canavarı, ışık tarafından eti lime lime edilerek tamamıyla yok edilmişti. Bu dünyadan çok uzaklara bütünüyle uçup gidivermişti.

Kumların üzerinde görünen tek şey, Cadı Canavarını varlıktan silmek için gönderilmiş olan sayısız ışık huzmesiydi—— Kaynaklarıysa o beyaz, ince uzun iğnelerdi. Ve onlar da tozlaşırcasına anında ufalanıp toza dönüştü.

Subaru: “————”

Dehşete düşmüş şekilde kendi gözleriyle bu yaşananlara tanık olan Subaru, baş ağrısını bile unutmuş durumdaydı.

O sırada sıcacık, incecik bir bedenin kollarının arasına sıçramış olduğunu fark etti. O beden Ram’a aitti. Neler olduğunu hatırlamıyordu ama son anlarında ona sarılmış olmalıydı.

Bunun anlamsız bir hareket olması gerekse de Ram bilinçli değilmiş gibi duruyordu.

Subaru: “————”

Subaru birinin kumlarda yürüme sesini işitebiliyordu.

Biri Subaru ve diğerlerine çok yavaşça yaklaşıyordu; evet, kesinlikle yaklaşıyordu.

Mağaranın içerisi hâlâ soğuk bir sessizlikle birlikte karanlık tarafından kuşatılmış hâldeydi.

Tek ışık kaynağı, Cadı Canavarı tarafından püskürtülmüş olan dağınık parlak parçacıklardı. Subaru da hemen yanı başındaki o parçalardan biri sayesinde birkaç metre etrafını görebiliyordu.

Birinin ayağı görüş alanının kıyısına giriş yapmıştı.

Subaru: “————”

Yüzünü kaldıran Subaru, o ayakların sahibinin bulunduğu noktaya baktı—— Ve belki de ışığın ardındaki kişiye. Görüş alanının yavaşça yukarı kayışıyla birlikte sulanmış gözlerine yansıyan şey ise… bir insan oldu.

Subaru: “————”

O… bir kadındı.

Son derece tuhaf bir hava taşıyan bir kadın.

Bacakları kalçalarına dek cüretkâr bir şekilde çıplaktı ve kasıklarını örten tek şey, bu iş için kesilmiş olan şortunun uçlarıydı. Yukarıdaki beli ve göbek deliği de açıktaydı. Göğüslerini gizlemek için ince belinin yukarısına bir parça kumaş sarılmıştı.  

Yine de omuzlarından aşağı pelerini andıran bir şey sarkıyor ve solgun omuzlarından başlayarak vücudunun büyük bir kısmını rüzgârdan ucu ucuna koruyordu.  

Kahve saçları etraflarındaki karanlığa uyum sağlayacak derecede siyaha yakındı. Ve uzun saçlarını hep birlikte at kuyruğu şeklinde toplamıştı.  

Subaru ve diğerlerine duygularla dopdolu nemli gözleriyle bakıyordu. İnce dudakları yukarı kıvrıldığındaysa oldukça hayvani bir gülümseme sergiledi.

???: “——Buldum seni.”

Hiç değilse ne söylediğini anlayabiliyorum, diye düşündü Subaru kendi kendine.

Ve bu düşünceyle birlikte bilinci sınırına ulaştı.

Ağzında kumun verdiği hisle bilincinin tek kelime edemeden yitip gitmesine izin verdi.

En azından kollarında sarmaladığı kızı bırakmasına gerek kalmayacak gibi görünüyor, onu sımsıkı tutuyordu.

İradesi yalnızca o ana dek direnebilmesine yetmişti.

△ △ △ △ △ △ △

#Bütün bölüm boyunca Anastasia’nın nerede olduğunu merak ettim, hiç bahsi bile geçmedi. Ram’ın Rem’in hatırına bahanesiyle Subaru’yu bu derece koruması ve öleceklerini sandıkları son anda sarmaş dolaş olmaları da ilginç bir detaydı. Ve son olarak zamanında bizimkileri öldüren iğnemsi ışık saldırılarının ardındaki kişi bu sefer onları kurtarmaya gelmiş gibi görünüyor. Kimin nesiymiş, neler dönüyormuş, gerçekten kurtarıldılar mı yoksa daha kötü şeyler mi olacak sorularının cevaplarını bir sonraki bölümde alırız umarım. Yine bayağı uzun bir bölüm olduğu için birkaç parçaya bölerim. Orada görüşmek üzere!

5 1 oylama
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle