
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Ram’ın avcundan gelen ılıklık soğuk kumların alayıyla çelişiyordu. İkisi de Natsuki Subaru’nun şu anda yüzleştiği gerçekliklerdi; kabullenmesi gereken Şu An idi.
Subaru: “…Ram.”
Ram: “Ne?”
Subaru: “Parmakların cidden hoş, pürüzsüz bir his veriyor… Tıpkı—— bbubeeeeh!”
Ram: “Barusu da cidden şansını zorluyor, değil mi?”
Subaru: “İnsanların lakaplarını küfredermişçesine kullanmayı bırakacak mısın bir gün!?”
Subaru pervasızca söylemi karşılığında yanaklarının tokatlanışı yüzünden yaşarmış gözleriyle sitem etti. Fakat elinde fener tutan Ram, ona karşılık vermedi. Bunun yerine hızla harekete geçerek aralarına mesafe koydu.
Bugüne dek nadiren görülen bir nezaket sergilemiş olmasına rağmen bu son yaptığı soğuk bir hareket olmuştu—— Yine de işler aynı kalsaydı Subaru bu konuda tuhaf bir konuşma yapmayı bile başaramayacaktı. Gerçek niyeti kısmen her zamanki etkileşim şekillerine geri dönmekti.
Subaru: “Burası tam olarak…”
Ram: “Her yer zifiri karanlık. Kum denizinde yarıklar açıldığını ve ejder arabamızın o yarıklar tarafından yutulduğunu hatırlıyorsundur sanıyorum? Bundan daha fazlasını açıklamak zorunda kalmak istemem.”
Subaru: “Yo yo, bu kadarı bana yetti. Anladım.”
Ram: “…Peki.”
Subaru Ram’dan durumu genel hatlarıyla dinlerken derin bir nefes aldı. “Ölümden Döndüğünü” ve “Kayıt Noktasının” değiştiğini anlamıştı.
——Subaru bununla birlikte kum tepelerinde üçüncü ölümünü tatmıştı.
İki kere muhtemelen Gözcü Kulesinden gönderilen ışığın parlayışıyla yeryüzünde öldürülmüştü. Fakat üçüncü seferi ilk ikisinden bir hayli farklıydı. Yeraltındaki bir canavarın saldırısı nedeniyle canını yitirmişti.
Daha az önce tecrübe ettiği ölüm şeklini düşündükçe bedeninin titremesine zar zor mâni oluyordu.
Subaru: “Bu şekilde öleceğim hiç aklıma gelmezdi…”
Subaru’nun ölüm şekli yakıcı, hararetli denilecek cinstendi. Tüm bedeni kıpkırmızı alevlere maruz kalmış ve daha olup biten her şeyi idrak edemeden yanarak ölmüştü. O kırmızı, yakıcı alevlerin bütünüyle tenini yalayışını ve her zerresinin yanmaktan ziyade eriyişini unutması zordu.
İnsan bedeninin bir yağ yığını olduğu gerçeğinden haberdardı. Ama gerçekten de böyle kolayca, çabucak yanabilecek bir şey miydi? Yanık kalıntılarının trajikliği, bunda kesinlikle hemfikir olmasını sağlamıştı.
Ram: “Barusu, artık sakinleştin mi? Eğer öyleyse konuşmamız gerekiyor.”
Subaru: “Ah, aah. Evet, ben iyiyim… Burada yalnızca sen ve ben mi varız?”
Ram: “Öyle olsaydı, Barusu, seni ekip canımı korumak için kaçar giderdim. Bunu yapmadığıma göre… altında yatan şeyi anlamışsındır, değil mi?”
Subaru: “Az önce nadiren gösterdiğin nezaketin ikinci kısmını mı gördüm?”
Ram: “Benim teşkil ettiğim sevgi ve şefkat yumağına karşı pek çok saygısızca şey söylüyorsun, haksız mıyım? ——Sen saçmalayıp dururken o geri geldi bile.”
Solundaki fenere—— ve Ram’ın sağında işaret ettiği noktaya bakan Subaru, mağaranın derinliklerinden yaklaşmakta olan fener ışığını gördü. Fener baş hizasında ileri geri sallanıyordu; beklenildiği gibi ışığın kaynağı da Patrasche’yi sürmekte olan Anastasia’nın ellerindeydi.
Anastasia: “Ram-san ve Natsuki-kun, tartışmanız sona erdi sanırım?”
Subaru: “…Anastasia, Patrasche, siz misiniz?”
Patrasche’yi sürmekte olan Anastasia, yine aynı selamla ve sertlikle açığa çıktı. Ram da tıpkı geçen sefer yaptığı gibi bu sözler karşısında eteğinin ucunu tutarak eğildi.
Ram: “Düşünceliliğiniz için teşekkürler, Anastasia-sama. Acaba, etrafın ne durumda olduğunu sorabilir miyim?”
Anastasia: “Daha az önce tüm yolu kontrol ettim ama siz çocuklardan başka kimseyi göremedim. Burada yalnızca üçümüzüz… bi’ de bu kız.”
Ram: “Anlıyorum.”
Anastasia: “Başını dik tutmalısın, gerçi bu durumda bunun bize bir faydası dokunmayabilir.”
Ram: “Endişeniz için teşekkürler. Anlıyorum… Mutlaka öyle yapacağım.”
Anastasia ejderin üzerinden düşüncelerini dile getirdi. Ram da Subaru’yla yaptığı konuşmaların aksine her zamanki konuşmalarını andıran bir karşılık verdi. Bu defa feneri tutan kişi Ram olduğu için Anastasia’nın yüzü bariz bir şekilde görünüyordu.
Anastasia’nın söylediği her şey tıpatıp aynıydı. Onlara durumu tüm gerçekliğiyle anlatmaya gelmiş, Rem ve diğerlerinin kaybolup dağıldığını söylemişti.
Subaru: “Yani şimdilik bir araya gelebilenler biz dördümüzden ibaret?.. Kahretsin, hiç savaş gücümüz olmaması da amma kötü.”
Anastasia: “Düşündüğümüz kadar perişan değiliz, ha, Natsuki-kun? Ne çeşit bir özel şansın vardı da Ram-san bile bize katılabildi acaba?”
Ram: “Maalesef yalnızca ben ve Subaru arasında bir karar verilmesi gerekse bile hiçbir şey olmazdı. Tabii Barusu ertesi gün bulunduğunda çoktan ölmüş olurdu.”
Subaru: “Ne demek istiyorsun? Kurt adam oyunundaki kurt adam gibi mi yani? Korkutucu.”
Yorumları bir cesaret gösterisi veya meydan okuma değildi, daha ziyade Anastasia ve Ram, daha yeni uyanmış olan Subaru’yu sakinleştirmek için konuşuyordu. İkinci seferi olduğu için durumu hızlıca kavramış olsa da bölünen grupların bir an önce hareket geçmesini gerektiren bir durumda oldukları gerçeği değişmemişti.
Subaru: “Ram, emin olmak için soruyorum, bağlantını kullanarak Rem’in yerini bulamıyorsun, değil mi?”
Ram: “Bu doğru, fayda etmiyor. Yine de bağlantıyı hissedebildiğim için hiç değilse hayatta olduğuna dair herhangi bir şüphem yok… Ancak bundan daha fazlasını bilmiyorum. Tek yapabileceğimiz yalnız olmaması için dua etmek.”
Subaru: “Gün içinde yaptığımız her şeyin talih ve talihsizlikle bağlantılı olduğu düşünülünce Rem’in işlerinin yolunda gideceğinden yana hiç şüpheniz olmasın… Onun güvende olduğuna kesin gözüyle bakıyorum.”
Bu teori doğruysa absürt miktarda acı ve ölümle karşılaşmasının sebebi tamamen kendi yaptıkları olmalıydı. Ama bu gerçeği görmezden gelmek istiyordu.
Subaru: “Üstelik…”
Subaru Ram ve Anastasia’nın gerçeği bilmesine asla müsaade edemezdi; en büyük gerginlik kaynağı buydu. Onun “Ölümden Dönüş” noktasının güncellenmesi yüzünden kurtarmak istediği herkes dağılmıştı. Tıpkı Rem’in ismini geri almak için “Ölümden Dönüş”ü kullanamadığı zamanki gibiydi.
Ya Ölümden Dönüşündeki bu güncelleme yüzünden yoldaşlarının başına bir felaket geldiyse?
Subaru: “Buna katiyen izin veremem!..”
Orada olmayanlar için, Emilia, Beatrice, Julius, Meili ve Rem için… Onların başına hiçbir kötülük gelmemesi için dua ediyordu. Natsuki Subaru onlara erişemese bile yaralı olmamaları için dua ediyordu.
Ram: “Barusu—— Beatrice-sama’yla aranda bir bağlantı yok mu?”
Subaru: “Denedim ama fayda etmedi. Aramızda bir yol olduğu sürece Beako beni sezebilecek olmalı… Ama ona seslenmeye çalışsam da bağlantımız bayağı güçsüz.”
Anastasia: “Miasma yüzünden olabilir. Ruhlar bile nefeslerini çok uzun süre tutamaz, benim Echidna’m bile sık sık homurdanıyor… Bu konuda başarılı olan tek kişi Emilia-san’dı.”
Subaru: “Sanırım aynı şey senin için de geçerli, ha, Beako?”
Muhtemelen Beatrice, cesur yüreğinden ötürü kötü bir durumda olsa bile herhangi bir şikâyette bulunmamıştı. Böyle bir şey olsaydı Subaru mutlaka fark ederdi. Beatrice’in kötü bir durumda olması geri kalanların güvenliğini de etkilerdi. Sağ salim buluştuklarında ona bunu söylemek zorunda kalacaktı.
Subaru: “İşte bu yüzden de diğerleriyle buluşmamız gerekiyor. ——Hadi mağaranın derinliklerine ilerleyelim!”
Derinliklere ilerledikleri takdirde kendisini yakan o canavara denk gelme ihtimalleri yüksekti.
Ama buna rağmen ilerlemekten başka çareleri yoktu.
Kıymetli yoldaşlarıyla yeniden buluşabilmek için tek çareleri yola devam etmekti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Anastasia: “Yürüyen tek kişi sensin Natsuki-kun, ayaklarının durumu kötüye gitmeyecek mi?”
Subaru: “Ben iyiyim. Asıl siz dikkatli olun, çünkü Patrasche benden başka hiç kimseyi kollarını açıp hoş karşılamaz. Her seferinde Beako’nun buklelerinden birini ısırıp koparacakmış gibi görünüyor.”
Anastasia: “Ahahaha, ne komik bir şaka. Patrasche-chan uslu bir kız, böyle bir şey yapmayacaktır. Öyle değil mi?”
Patrasche: “————”
Patrasche mağaranın derinliklerine ilerleyen gruba feneriyle öncülük eden Subaru’ya hızlıca homurdandı. Ancak bu homurtu, hiçbir şikâyeti olmadığı zamanlarda yaptığı cinstendi.
Patrasche acil bir durum olduğunu bildiği için Subaru dışındaki kişileri taşımasına rağmen çalışkanlığını gösteriyordu. Beklenildiği üzere Emilia Kampının bir parçası olmaya layık bir kadındı.
Ram ve Anastasia’yı Patrasche’nin üzerine yerleştiren Subaru, kumların üzerinde yayan ilerleyen tek kişiydi. Geçen seferki rotayı takip eden dörtlü, mağaranın derinliklerine ilerliyordu. Geçen seferkinden on on beş dakika erken çıkmış olabilirlerdi ancak Subaru canavarın ne zaman orada belireceğini bilemediği için her şey yalnızca bir hata payına indirgenebilirdi.
Subaru: “İni şu ilerideydi… Belki de beslenme veya oyun alanıdır…”
Esasında Beslenme Alanı denilemeyecek o alan, etrafa dağılmış kalabalık bir yanık ceset sürüsünden ibaretti. Subaru’nun kazara avcuna aldığı kömürleşmiş uzuv ise muhtemelen bir hayvana aitti—— Şekline bakılınca dört bacaklı bir canavarın arka ayağıymış gibi görünüyordu ama yenilmiş olduğuna dair bir belirti yoktu. Oradaki kömürleşmiş cesetler sayılamayacak çokluktaydı.
Yemeğini hazırlamak adına ateş kullanışı nedeniyle aşçılığını Gurme Cadı Canavarı şeklinde takdir edebilirdi. Fakat yalnızca avını yakmakla yetiniyor, cesetleri el değmemiş hâlde bırakıyordu. O canavar, avını yakarak öldürmekten keyif alan gaddar bir doğaya sahipti; hâliyle bir yakalama yöntemine ve avını yakacak yere sahip olması mantıklıydı.
Tuhaf bir şekle ve anormal bir ısı yayma kabiliyetine sahipti. Subaru canlı bir canavar olarak yanlış bir formda var olan o Cadı Canavarının kendisinden de hatırladığı yanarak ölme anısından da korkuyordu.
Anastasia: “…Görebildiğim kadarıyla hâlâ kum tepeleri civarında olmalıyız ama belki yeraltındayızdır. Sen ne düşünüyorsun, Natsuki-kun?”
Subaru: “————”
Anastasia: “Natsuki-kun?”
Subaru: “Eh? Ah? Aah, doğru. Ben de öyle düşünüyorum.”
Ram: “Onun ne söylediğini duydun mu gerçekten? Bu yanıtın yeterli olduğunu düşünüyorsan kabalık ediyorsun demektir.”
Ram Subaru’nun düşüncesizce hemfikir oluşunu çabucak gündeme getirse de Subaru inkâr içerisinde aceleyle ellerini ve kafasını salladı.
Subaru: “Yok canım, her şeyi gayet de iyi duydum. Ve ayrıca tamamen hemfikir olma duruşumun arkasındayım.”
Ram: “Gerçekten yatağa gidip sütyenini çıkarttığında göğüslerinin bir santim bile sarkmadığını mı söylüyorsun? Böyle mi diyorsun? Mide bulandırıcı.”
Ç.N: (ilginç bir ‘palavracı’ deme stili)
Subaru: “Esas mide bulandırıcı olan bana bu konuyu açman değil mi?! Ayrıca bu sözlerle bana katılmadığını söylemiş olmuyor musun!?”
Hayretler içerisindeki Subaru, yardım arzusuyla Anastasia’ya döndü. O da buruk bir gülümsemeyle birlikte “Endişelenme” diyerek,
Anastasia: “Ram-san seninle kafa buluyor. Böyle korkunç bir durumda böyle konuşmanın uygun olduğunu sanmıyorum.”
Subaru: “E-Evet? Evet, doğru. Zaten ne Ram’ın veya Anastasia’nın göğüsleri sarkar ne de fark edilecek kadarına sahipler…”
Anastasia: “Uuuups, pardon Natsuki-kun. Elim kaydı.”
Subaru: “Neden geçmiş zaman kullanıyorsun ve neden bu kadar sıcak?!”
Anastasia fenerini Subaru’nun ensesine bastırıyor ve Büyü Taşının yaydığı ısı boynunu yakıyordu. Derken Subaru, içinde canlanan o yakıcı ölüm hissiyatı yüzünden ürperip soğuk kumlarda yuvarlanıp acıdan kaçarak bağırıp çığlık atmaya başladı. Ve bunu yaparken de hâlâ sırt üstü kumlarda yatar hâlde ejderin üzerindeki ikiliye gözlerini dikti.
Subaru: “B-Bir anda bunu yapman acımasızca değil mi? Hiç değilse bir açıklama yapma şansım olsun isterdim.”
Anastasia: “İnsanların fiziksel özelliklerini eleştirip onları küçümseyemezsin. Bir mazoşist olmadıkça bunu katiyen yapamazsın. Burası Kararagi olsaydı tüm saygınlığını yitirip beş parasız kalırdın. Sence de öyle değil mi, Ram-san?”
Ram: “Umurumda değil. Ayrıca Rem’inkiler daha büyük, yani aramızda bir denge sağlıyoruz. Benim için sorun yok.”
Subaru birbirlerini tamamlayan güzelim kardeşliklerinden bahsedecek olursa bir kez daha öfkelerini üzerine çekerdi. Bu yüzden sessiz kaldı. Ensesindeki hafif acıyla yüzünü ekşitti. Ve ayağa kalkıp öksürürken üzerindeki kumları silkeledi.
Subaru: “Her neyse, hadi işe koyulalım. Şu anda yeraltındayız, öyle demiştin değil mi?”
Anastasia: “Ne, beni cidden duymuş muydun? Evet, sanırım öyle. Bunun sebebi de havanın yeryüzüne kıyasla daha ağır, ısının da daha düşük olması. Sizce de öyle değil mi?”
Ram: “Kum tepelerinin altı… Bir kum solucanı ini olmasın diye dua etmeliyiz.”
Subaru: “…Daha kötüsü de olabilirdi.”
Anastasia ürpererek cüppesini sımsıkı kavuştururken Ram da ona ayak uydurdu. Subaru ise onlarla hemfikir olurken durumun gerçekliğine kurnazca dokundu.
Tabii ki burada kum solucanları olsa da mevcut yetersiz savaş güçleriyle onları pataklamak Herkül işi olurdu. Yine de kum solucanları, onlarla baş etmek için bir strateji geliştirebilecek olmalarıyla her hâlükârda daha iyiydi.
O Cadı Canavarıysa—— ki Subaru ona sentor diyecekti, onunla nasıl baş edeceğine dair en ufak bir fikrinin dahi olmadığı bir şeydi. Ona denk geldiği gibi oracıkta yanarak ölmüştü.
Geçen seferki gibi karşısına çıktığı takdirde yine aynı ölümü tadacağından da emindi.
Subaru: “Esasında kum solucanları dışında Cadı Canavarlarına denk gelme ihtimalimiz de var. Onlar bu kum tepelerinde amaçsızca gezinen canavarlar olsalar da sonrasında onlar için bir plan geliştirmenin iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum.”
Ram: “Evet… Yine de tek söyleyebileceğim, yalnızca Meili’nin buraya gelirken söylediğini işittiğim kadarını biliyor olduğum. Ve bunun dışında, belki de tipik bir Cadı Canavarı yaşam şekli sürdürüyorlardır.”
Anastasia: “Augria Kum Tepelerinin Cadı Canavarları miasma nedeniyle çok daha saldırgan ve bir de en başta burada yaşamıyor olması gereken Cadı Canavarları var. Buna rağmen bir şeyler bilmek hiçbir şey bilmemekten iyidir.”
Subaru bir öneride bulunurken Ram ve Anastasia kafalarını sallayarak onay verdi. Sonuç olarak mağaranın derinliklerine gerçekleştirdikleri arayışta Cadı Canavarları hakkında konuşmaya başladılar.
Ram: “Kum solucanları iğrenç kokuları ve çirkinlikleriyle öne çıkıyor ama agresif doğalarının aksine bedenleri o kadar güçlü değil. İri olsalar da büyüm onları kolaylıkla öldürebilir… Gerekirse senin kırbacın da işe yarayabilir, Barusu.”
Subaru: “Gerçekten mi? Kırbacım onlara zarar verir mi?”
Anastasia: “Korkakça hareket ettikleri ve acı hissederlerse geri çekilebilecekleri söyleniyor. Hissedecekleri acının şekline bağlı ama hiç değilse şansımız sıfır diyemeyiz, sizce de öyle değil mi?”
Ram: “Mümkünse bir *Banassi’ye denk gelmemek isterim.”
Ç.N: (bir çeşit keseli sıçan sanırım.)
Subaru: “Kemirgen ismi taşımasına rağmen acımasız bir Cadı Canavarı mı ki?”
Anastasia: “I ıh, hiç savaş gücü yok. Amaaa pis savaşır. Vücudunu patlama noktasına gelinceye dek şişirir ve biri yakınına yaklaştığında da patlar. Böylece düşmanını kanıyla ve iç organlarıyla yıkar. “
Subaru: “…Öyleyse kanı zehirli falan herhâlde?”
Ram: “Öyle değil. Yalnızca rahatsız edici… Ama bir tanesi bunu yapıp kokusunu üzerine salınca diğer Banassiler de sürü hâlinde gelip aynı şeyi yapar. En sonunda da kan revan içinde kalırsın.”
Subaru: “Korkunçmuş!”
Beklenildiği üzere Subaru’nun aşina olmadığı pek çok Cadı Canavarı ve yapılarını dinlerken kaşlarını çatmak istemesine sebep olan pek çok şey vardı. Cadı Canavarları üzerine yaptıkları bu konuşmayı sonlandırmalarının ardındansa Subaru, vaktin geldiğini düşünerek konuyu açtı.
Subaru: “Şey, kum tepelerinin gerisinde uzaktan gördüğüm bir Cadı Canavarı vardı… At bedenine yerleşmiş bir insan bedeni taşıyan ve sırtından alevler çıkartan bir Cadı Canavarı tanıyor musunuz?”
Ram ve Anastasia: “————”
Subaru böylece, o ana kadar Cadı Canavarlarının yaşam tarzı üzerine yaptıkları sohbete uygun şekilde sentorun konusunu açtı. Belirgin bir canavar cinsiydi. Bu canavar kum tepelerine özgü daha agresif cinslerden olsa bile bir kökeni varsa üzerinde kafa yorabilirdi. Hele bir de ateşinin suya karşı güçsüz olması gibi anlaşılması kolay zayıf noktaları varsa harika olurdu——
Anastasia: “…Üzgünüm ama hiçbir fikrim yok. Peki ya sen bir şeyler biliyor musun, Ram-san?”
Ram: “Ben de üzgünüm fakat bu Cadı Canavarı, namını işitmekle bile midemi bulandırdı. “
Subaru: “Demek ikiniz de bilmiyorsunuz, ha…”
Ne yazık ki Subaru’nun alabildiği cevaplar bundan ibaretti. İkisi de sentor hakkında da bu anormal özelliklere sahip farklı bir cins hakkında da bilgi sahibi değildi.
Ama muhtemelen ilk karşılaşacakları Cadı Canavarı buydu. Ve Subaru, sadece bu cevaplar nedeniyle bir çözüm bulmaya çalışmaktan vazgeçmek istemiyordu.
Subaru: “Gerçekten bilmiyor musunuz? Mesela Patrasche’nin kafasının yerinde bir insan bedeni olduğunu ve o bedenden iki kol uzandığını hayal edin. Ayrıca o bedenden dikine bir ağız uzanıyor. Ve son olarak da insan bedeninin üzerinden kafa yerine bir boynuz çıkıyor…”
Anastasia: “Eeeh… Bu da nesi. Amma iğrençmiş…”
Ram: “Gerçekten, çok nahoş.”
Subaru açıklamasını detaylandırdıkça kızların canı daha da sıkılıyordu. Verilen örneğe dahil edilen Patrasche’nin yüzünün bile rahatsız bir hâl aldığını gören Subaru, mağlubiyet içerisinde omuzlarını düşürdü. Gerçekten de hiçbir fikirleri yokmuş gibi görünüyordu.
Ram: “Öyle bir canavara denk geldiysen daha en başından bize rapor vermen gerekirdi. Ne demeye öyle tehlikeli görünümlü bir canavarın geçip gitmesine izin verdin ki?”
Subaru: “Yo, şey, öyle değil… Gece vaktiydi. Belki de Meili’nin İlahi Koruması sayesinde onu bize yaklaşmayacağı bir mesafede, çok uzaktan gördüm. O sırada sen ejder arabasının içerisinde Emilia-tan tarafından tedavi görüyordun zaten.”
Ram: “Sinir bozucu.”
Subaru: “Ee, tüm söyleyeceğin bu mu?”
Uygun bir bahane üretme çabalarına aldığı bu yetersiz karşılık Subaru’nun moralini bozmuştu. Bu sonlanışla birlikte sentora karşı koyabilecekleri hiçbir yol geliştirememişlerdi. Subaru’nun tek yapabileceğiyse tehlike beklentisini açıklarken o şeyle karşılaşmaktan kaçınmak adına bir plan yapmaktı.
Subaru: “Şimdilik o şeye sentor diyeceğim fakat… gerçekten tehlikeli bir şey olduğunu hesap ediyorum. İnsan bedeninin sırtından bir yele uzanıyordu ve ateş gibi yanıyordu. Bayağı kuvvetli bir görünümü vardı… Bir yüzü olmadığı için bunu nasıl yaptığını bilemiyorum ama bana, onu umursamadığımız takdirde gelip peşimize takılacakmış hissi vermişti.”
Ram: “Öyleyse neden bu hissi görmezden geldin? Canına mı susadın?”
Subaru: “Bu açıklamada bazı yanıltıcı kelimeler olduğunu düşünüyorum.”
Onları tehlikeden haberdar etme çabasıyla yaptığı bu açıklamanın absürtlüğünü inkâr edemezdi. Fakat bir önlem olarak bunu dile getirerek kızların gerçek bir sentorla karşılaşmaları hâlinde tetikte olmasını sağlayabilirdi.
Başardığı tek şey de bu olmuştu. Onlara sentorla gerçekten karşılaştığından bahsedememiş, ona karşı bir önlem de geliştirememişti. Daha temel bir yaklaşım üzerinde kafa patlatıyordu. O da——
Anastasia: “Natsuki-kun, Ram-san. ——Bir saniyeliğine sohbeti kesebilir misiniz?”
Diyen Anastasia, Patrasche’ye de durmasını işaret etti. Akıllı Yer Ejderi zaten kendisine söylenmeden durmuştu fakat Anastasia’yı anladığını ifade edercesine başını eğdi. Ve Anastasia feneri önlerine doğru uzatarak dedi ki:
Anastasia: “Önümüzde bir yol ayrımı var.”
——İşte sentorla karşılaşmaktan kaçınma planlarının ilk adımı gözlerinin önündeydi.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Aynı bir önceki seferde olduğu gibi yol ayrımında havaya insanın yüzünü ekşitmesine yol açacak bir ağırlık, bir dehşet çökmüştü. Ve o dehşetin kaynağı sağdaki yoldu.
Anastasia: “Sol mu sağ mı, hangi yola gitmek istersiniz?”
Subaru: “Kurapika’nın teorisine uyacaksak doğru seçim sağa gitmek olmalı.”
Anastasia: “O da kim?”
Yine geçen sefer olduğu gibi Subaru’nun bilgisi bu dünyaya yabancıydı. Subaru bunu çoktan bedenen tecrübe etmişti ancak sözlerinin bir dayanağı yoktu.
Subaru: “Böyle zamanlarda insanlar istemsizce sol tarafı seçmek istemeye meyilli olurmuş. Kişinin dominant eli ve gözü gibi çeşitli faktörler rol oynasa da etoloji bilhassa ekstra bir koşulun olmadığı durumlarda buna resmî kanıtlar sunuyormuş.”
Ram: “Etoloji… Ağzından ne kadar zekice kelimeler çıkıyor öyle… Yine de sağ tarafın hissettirdiği bu korkunç önseziyi görmezden mi geliyorsun? Bu da bir koşul değil mi?”
Sağdaki yolu seçmek doğru olsa da olmasa da—— bu defa bunu yapmak zorundaydılar. Bunu kabullenen Subaru diğerlerini mantığıyla ikna etmeye çalışsa da sağ taraftan gelen korkunç hissiyat yüzünden ciddi bir isteksizlik duyuyordu.
Ellerinde olsaydı Ram da Anastasia da sağ tarafı seçmek istemezdi; Subaru bunu gözlerinden okuyabiliyordu. Ama onları ikna etmek ve sağ tarafa yönlendirmek zorundaydı. “Ölümden Dönüş”ün verdiği fırsattan sonra öyle kolayca ölümlerine yürümelerine izin veremezdi.
Subaru: “Sağ tarafın bariz korkunçlukta bir hava yaydığı doğru. Ama bana kalırsa biraz fazla bariz. Yani bu tarafa gelmeyin dermiş gibi, haksız mıyım?”
Ram: “————”
Subaru: “Tıpkı Kum Vaktini aşma mekanizması ve Gözcü Kulesinin önündeki Cadı Canavarlarının çiçek tarhı gibi. Doğal olarak ortaya çıkamayacak kadar karmaşıklardı. Sizce de öyle değil mi?”
Anastasia: “Başka bir deyişle, Natsuki-kun, Kum Vakti, Çiçek Tarhı ve bu mağaranın birer aldatmaca olduğunu mu söylüyorsun?”
Sessizliğe gömülen Ram’ın aksine Anastasia, Subaru’nun söylemeye çalıştığı şeyi tamamladı. Subaru da bu yanıtı işittikten sonra parmaklarını çatırdatarak “Evet, öyle.” sözleriyle onayını verdi.
Subaru: “Bizi uzak tutmak istediklerinden bir sürü tuzak hazırlamışlar. Bu bir kandırmaca değilse neden yaklaşık bir saattir burada tek bir Cadı Canavarına bile denk gelmedik? Hepimiz buranın Augria Kum Tepelerinin bir parçası olduğunda hemfikirmişiz gibi görünüyor. Ve Meili burada olmasa da herhangi bir canavar inine rastlamadık. Bu hiç doğal değil.”
Ram: “Yani diyorsun ki birilerinin… yo, Bilgenin elinin devreye girdiği bir yerdeyiz.”
Subaru: “Ve de Bilgenin pek hoş bir karaktere sahip olmadığını biliyoruz.”
Ram: “————”
Belirttiği fikir kısmen üstü örtülü bir gerçek olsa ve kendi kendine konuşuyor olsa da söylediklerinin kulağa ikna edici gelmiyor denilemeyecek oluşunu takdir ediyordu. Zaten Augria Kum Tepelerinde şu ana kadarki yolculuklarına dönüp bakınca Gözcü Kulesi yolculuklarını baltalayan tuzak denilebilecek pek çok şeyle karşılaşmışlardı. ——Buna bir Sınav bile denilebilirdi. Ve bu mağarada herhangi bir canavarla karşılaşmamış oldukları da bir gerçekti.
Tabii ki yolun sonunda sentorla karşılaşacaklarını bilen Subaru’nun düşünceleri neticede yanlıştı ancak—— yo, belki de sentor son gardiyandı. Onun varlığının Gözcü Kulesine girmeye gelenlere son bir güç gösterisi teşkil eden bir mekanizma olma ihtimali de vardı.
Eğer öyleyse gardiyan seçimlerindeki kötülüğü ifade etmesine imkân yoktu, her neyse…
Ram: “…Barusu’nun sözleri kesinlikle bir mantığa dayanıyor.”
Subaru: “——! Gerçekten mi?”
Anastasia: “Neden bu kadar şaşırdın? Tuhaf mı?”
Subaru düşünceli bir sessizliğe gömülmüş olan Ram’ın sözleri karşısında içgüdüsel bir şaşkınlık sergiledi. Ve sonrasında bu karşılığı gören Anastasia, buruk bir gülümsemeyle birlikte iki eliyle şapkasındaki ponponları kaldırdı.
Anastasia: “Doğruyu söylemek gerekirse sağ tarafa gitmeyi gerçekten istemiyorum. Ama şimdi sen düşüncelerimizin solu seçmeye yönlendirildiğini söyleyince… oraya da gitmek istememeye başladım.”
Subaru: “Bu ya hep ya hiç felsefesiyle yaşayan sana pek de uymayan bir görüş oldu. Cidden etkilenmişsin.”
Anastasia: “Onay aldığı takdirde benim bile senin fikrine uyacağımı mı söylemek istedin?”
Yüzündeki buruk gülümseme büyüyordu ki muhtemelen bu da Eridna’nın Anastasia’nın “ya hep ya hiç” felsefesini taklit edemediğine işaret ediyordu. Bu onun için de son çareydi. Subaru’yla hemfikir olup olmama kararını verme konusunda zorlanmış olmalıydı.
Subaru: “Ee, sen ne diyorsun Ram?”
Ram: “Az önce söylediğim gibi. Bu noktaya dek Kum Tepelerinde olanları düşününce Barusu’nun değindiği noktaları anlayabiliyorum. Bilgenin kötücül tutumunun yanı sıra Gözcü Kulesine ulaşamayanların teker teker maruz kaldığı zorlu şartların varlığında hemfikir olabiliriz… Bu yüzden bu işin içerisinde birinin müdahalesinin olduğu bariz.”
Subaru: “Mhm, bunları doğal şeyler olarak adlandırmamak gerektiğine eminim…”
Ram: “Yani, sana tamamen katılıyor olmasam da Barusu, bu kısmen de olsa katılmadığım anlamına gelmiyor. İşte bu yüzden sağ tarafı kontrol etmekten yana bir tereddüdüm kalmıyor.”
Subaru: “…Ne demek istiyorsun?”
Anastasia: “Natsuki-kun’un söylediği şeyi yapmak canını sıksa da sana ayak uyduracağını söylüyor.”
Anastasia Ram’ın kastettiği şeyi bu şekilde kibarca tercüme etti. Ve Ram’ın herhangi bir kısmını düzeltmeyişine bakılırsa bu, doğru bir tercümeydi. Özetle Ram da Anastasia da Subaru’nun ikna çabalarına kanmıştı.
Subaru: “——Tamamdır! Mükemmel, çok teşekkürler. İkinizi de buna pişman etmeyeceğim.”
Ram: “Kararımın sorumluluğunu kısmen de olsa üstleneceğim. Bana düşen kısmın yükünü de sırtında taşımaya kalkma lütfen. Yetersiz becerikliliğini yalnızca Rem’e odakla.”
Anastasia: “Ah, şahsen beni buna pişman edersen ben, sorumluluğu üstlenmene izin veririm. Böyle bir şey olursa da hesabı yapmak için abaküse danışmak zorunda kalırız, sence de öyle değil mi?”
Subaru: “İkiniz de acayip kırıcısınız!”
Subaru’nun neşesi kısa sürmüş, seçimin sorumluluğunu üstlenme konusundaki konuşması iki kız tarafından hızla saldırıya uğramıştı. Eridna’nın Anastasia üzerindeki izinin ne kadar ciddi olduğunu bilmese de Eridna’nın sonu pişmanlık olmasın diye ne kadar çaba sarf ettiğini biliyordu. En azından bu hislerinde samimiydi.
Subaru: “Ayrıca, engeller yalnızca onları ikna etmekle sonlanmıyor.”
Evet, sahiden de öyleydi. Neticede Subaru’nun elindeki tek şey, bir meydan okuma hakkıydı. Gerçek zorluklara karşı gerçekleştireceği o meydan okumaysa bu noktada başlayacaktı.
——Yol ayrımı, bunaltıcı bir negatif atmosferle birlikte kararlarını bekliyordu.
Havanın ağır ve fark edilir olduğu, giderek kötüleştiği sağ tarafı seçeceklerdi. Eğer bu, Bilgenin hazırladığı bir sınavsa Subaru, bu yolu seçerken ne düşünmüş olduklarını çok merak ediyordu.
Subaru: “Eğer bu noktanın ötesinde bizi bekliyorsa onu olabildiğince şaşırtalım derim. ——O surata tokadı indirecek ve defalarca özür dileteceğim, sonra da Emilia ve diğerlerini bulmasını sağlayacağım.”
Bu kararı veren Subaru, beyanıyla birlikte sağ tarafa yönelerek fenerini o yöne doğru salladı. Ve sonra da Ram hafif bir iç çekiş eşliğinde Subaru’nun arkasından,
Ram: “Sana katılıyorum ama Emilia-sama ve geri kalanların bizden önce Gözcü Kulesine ulaşma ihtimalleri de var.”
Subaru: “Dürüst olmak gerekirse bu, gösteriş yapmak için iyi bir nokta olmaz mıydı?..”
Daha meydan okumasını başlatmadan şevki kırılan Subaru, bu şekilde hoşnutsuzluğunu dile getirdi.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Bu etkileşimlerin ardından üçlü ve yer ejderleri—— yani dörtlü grup, sağdaki yolda ilerlemeye başladı.
Subaru hâlâ o kötü hissi taşıyordu. O his, ayaklarının altındaki kumların verdiği hissi bile farklı kılıyor gibiydi. Bu rahatsızlığı tadan Subaru alnını gıdıklayan soğuk terleri silerek Patrasche’ye sırıttı.
Subaru: “Düşününce senin fikrini dinlemeden hangi yolu seçeceğimize karar vererek hata ettim.”
Patrasche: “————”
Subaru: “Ha? Senin gideceğin yol benim seçeceğim yoldur mu? Ve o yol hangi yol olursa olsun, ne kadar zorlu olursa olsun daima üstesinden geleceğimi bildiğin için bana inanıyor musun? Heyhey, haddinden fazla tatlısın, beni âşık edeceksin!”
Ram: “Saçmalıyor ama bunu kazara yapıyor gibi görünmüyor, bu yüzden de günahkâr oluyor, sence de öyle değil mi? Onda ne iyilik görüyorsun ki?”
Ram, Subaru’nun suskunluğunu koruyan Patrasche’nin hislerinden onun ağzındanmış gibi bahsedişi karşısında şoka girmişçesine mırıldandı. Gerçi Patrasche’nin normalde böyle konuşmalara hemen terslenirken şu anda sakinliğini koruyor oluşuna bakılırsa Subaru’nun söylediklerinde bir yanlışlık olmayabilirdi. Ya da bu sözleri terslenip gücünü harcamaya bile değmeyecek kadar aptalca bulmuştu ve cevabını güvenli bir noktaya ulaştıklarında vermek için bekletiyordu. Sebep ikisinden biriydi. Muhtemelen ikincisi.
Subaru: “Öyleyse bile, eğer mümkünse birazcık huyuma gidebilir misin?”
Patrasche: “————”
Subaru: “Az önce duyduğum şey bir inkâr mıydı?”
Patrasche şu ana kadar sessiz kalmayı seçmiş olmasına rağmen Subaru’nun son sözüne ansızın sabırsız bir sesle karşılık verdi. Ama yine de onu azarlamadan önce buradan sağ salim kaçma cesaretini sergilemesi daha iyiydi.
Bu da Patrasche’nin buradan sağ salim çıkabileceklerine inandığının göstergesiydi.
Subaru: “————”
Grup hiçbir değişiklik olmadan yürümeye devam ediyor, Subaru başı çekiyor, Patrasche de arkasından ilerliyordu. Fenerin ışığı birkaç metre öteyi aydınlatıyordu; adımlarını dikkatlice attıklarından emin olarak seferlerini sürdürüyorlardı.
Fakat ilerleyişleri eskisine nazaran kesinlikle daha yavaştı. Hatta Subaru’nun “Ölümden Dönüşü” öncesinde sol yolda ilerledikleri zamandan bile yavaşlardı.
Sebepse basitti.
Subaru: “Bedenim… çok ağır…”
Mesele ağırlığının artmış olması veya sırtına binen görünmez bir *Yōkai değildi. Ve pratikte onu bedensel olarak etkileyen herhangi bir şey söz konusu değildi, o kadarı kesindi.
Ç.N: (Japon kültüründe doğaüstü bir canavar/ruh)
Bedeninin ağırlaşması ve ayaklarının kımıldamıyor oluşu tamamen zihinsel bir problemdi.
Adımlarını duraksatan şeyin negatif bir hisle dolup taşan sağ yol olduğu kesindi. Subaru bunun da Bilgenin mide bulandırıcı sınavlarından biri olmasını ve yol ayrımından çıktıkları takdirde kendilerini bekleyen güvenli bir nokta bulacaklarını ummuştu—— Ama şimdi bu umutlardan eser kalmamıştı. Maalesef o umutlar bile gelip geçmiş, hızla tersine dönmüştü. Bir lanet gibi hissettiren negatif düşünceleriyse güçlendikçe güçleniyordu.
Subaru: “————”
Hâlâ sessizliğini korurken yutkunan Subaru, ağırlaşan ayaklarını kumda ilerletebilmek adına bir adım attı.
Ayakları yerinde donakalmıştı; kımıldayamıyordu. İçten içe ne kadar güçsüz ve kırılgan olduğunu bilse de henüz hiçbir şeyin olmadığı bu kum geçidinde korkup sinmemesi gerekiyordu.
Sahiden de kalbinde hiç korku taşımıyordu, hatta zihni gayet netti.
Yalnızca uzuvları bu amaç uğruna hareket etmeye yeltenmiyordu. Sadece eti ve bedeni mantığına ve ruhunun seyrine karşı çıkıyordu. Bedeni içgüdüsel olarak bunu reddediyor ve onu ilerlemekten alıkoymaya çalışıyordu.
Bu Subaru’ya ilerlemek için normalin iki katı vakit, güç ve irade kaybettiriyordu. Ve o bile yorgun hissetmenin önüne geçemiyordu.
Subaru: “Ahmak. Bu kadar sızlanmaya hakkın var mı gerçekten?”
Şiddetle kafasını sallayan Subaru, bedenine çöreklenen yorgunluk hissini unutmaya çalıştı.
Sağ tarafı seçmek tamamen Subaru’nun kararıydı. Ve bu nedenle ne o kendisinin sızlanmaya kalkmasına müsaade edebilirdi ne de arkasındaki ikili.
Subaru: “Ehh, bu yürüyüş birazcık zorlu olabilir ama mesele yok. Şaşırtıcı bir şekilde hedefimize yaklaşıyor olabiliriz…”
Ram: “Barusu”
Subaru: “Oh, ne oldu?”
Ram: “Kapa çeneni.”
Subaru: “Ah, Oh…”
Subaru’nun mızmızlanışını bir gövde gösterisiyle dağıtma teşebbüsü Ram’ın kaba ve kısa hakaretiyle bastırılmıştı.
Hızları büyük ölçüde düşmüş ve etraflarına yönelik korkuları giderek yükselmişti. Ram bile zihinsel bir yükün altında olabilirmiş gibi görünüyordu. Sözlerinin normalden daha kaba ve daha kısa oluşu bunun göstergesiydi.
Subaru: “Heey, ne hissettiğini anlıyorum ama sessizce yürüme işinde berbatım bence.”
Ram: “Sen eğlenmek için mi yürüyorsun acaba? Bunu neden yaptığımızı unutma.”
Subaru: “Şey, hayır, ama…”
Ram: “Sessiz ol ve yürü.”
Ulaşılması güç, inatçı bir tavır.
Tabii ki Ram’ın fikri doğru olsa da Subaru’da da haklılık payı vardı.
An itibarıyla bedeninin ağırlığı zihnindeki ağırlıkla uyum içerisindeydi. Başka bir deyişle ruh hâli ne kadar kötüleşirse bedeninin de o kadar ağırlaştığı fena bir döngü içerisine girmişti. İşler bu şekilde sona ermesin diye kafasını birazcık rahatlatmak istiyordu.
Evet, temkinli olmak da birazcık düşünceli davranmak istemek de önemliydi ama Subaru’nun esas isteği bunu anladıklarını ve dikkate aldıklarını göstermeleriydi. Bilhassa Ram’ın dikkate alması gerekiyordu. O daima düşünceli davranırdı.
Yine de gerçekten zorlanıyor olabilirdi.
Subaru: “Daha hızlı ilerlememiz gerektiğini mi düşünüyorsun?”
Ram: “————”
Subaru: “Ram?”
Subaru şartların ne kadar aciliyet taşıdığını görmek için seslense de Ram, onun sözlerine cevap vermeye tenezzül etmiyordu. Biri Subaru’nun önündeki yolu, diğeri de Patrasche’nin boynundan etraflarını aydınlatıyor olan iki fenerin ikisi de Ram’ın ifadesinin görülmesine imkân tanımıyordu.
Başlığını kafasına çekmiş olan Ram, gözlerini Anastasia’nın sırtına bakacak şekilde eğmişti. Suratı görünmüyordu.
Subaru: “Ram?”
Anastasia: “Natsuki-kun, yetmedi mi artık?”
Subaru: “Ah?”
Adımlarını duraksatan Subaru, Ram’ın ifadesini görebilmek adına kafasını çevirmişti. Fakat Ram her zamanki inatçılığıyla yüzünün görünmesine izin vermiyor ve üstüne üstlük Anastasia da onu savunuyordu.
Subaru’nun dudaklarının hayal kırıklığıyla büküldüğünü gören Anastasia yanaklarını kaşıyor ve yüzünde sıkıntılı bir ifade yer alıyordu.
Anastasia: “Bundan bahsetmemiştim fakat Ram-san yeraltında uyanışının ardından oldukça telaşa kapılmıştı. Yiğitliği sayesinde toparlanmış görünse de henüz tamamen kendine gelmiş olmadığını sanıyorum.”
Subaru: “——Çıh! Çok fazla şey söylüyorsun!..”
Anastasia: “Baksana, bu işi bana bırakır mısın?”
Anastasia yetersiz kelimelerle de olsa Ram’ın hislerine karşı düşünceli yaklaşıyordu. Ancak az önce gizli düşünceleri açığa dökülen Ram’ın dişlerini sıkma sesi herkesçe işitilse de Anastasia bunu dikkate almadı.
Ve ufak ellerinden birini kaldırarak Subaru görebilsin diye önünü işaret etti.
Anastasia: “Şu anda konuşmamalıyız. İnsanın siniri sınırlarına dayanınca ağzından ne çıkarsa çıksın sonu iyi olmaz. Haksız mıyım?”
Subaru: “————”
Anastasia: “Haksız mıyım?”
Bu gerçek Subaru’nun canını sıksa da Anastasia’nın veyahut Eridna’nın söylediklerinde doğruluk payı vardı.
İlerlemeye ve mağaradan sağ salim çıkmaya çok fazla öncelik vermişti. Bu defa Ram’ın hislerini pek dikkate almadığı kesindi. Bunun bedelini de şu anda, belki de Ram’ın tavrındaki yansımayla ödüyordu.
Şimdi düşünüyordu da Ram yüzünden bir sorun olduğunu varsayarak fazla aceleci davranmıştı.
Subaru: “…Haklısın. Kesinlikle haklısın. Hata ettim.”
Ram: “Bunun üzerine düşün.”
Subaru: “——Çıh! Hey, sen!”
Anastasia: “Kes şunu, kavga çıkarma. Hadi Natsuki-kun, ilerlemeye devam et, ilerlemeye devam et.”
Subaru’nun sinirleri Ram’ın hiçbir değişme belirtisi vermeyen ifadesi yüzünden gerilmişti. Ancak Anastasia aralarına girip bir şekilde Subaru’yu durdurmuştu. Sonra da Subaru’yu ilerlemeye teşvik etmişti.
Patrasche’nin boynuna tutturulmuş feneri ayağıyla dürtüyor ve sallıyordu. Görüş alanında titreşen kumdan geçit siluetlerini gören Subaru dilini şaklattı.
Kızın tavrını sindiremese de şu anda çekişmeye düşmelerinin bir anlamı yoktu.
Neyse ki ruh hâlindeki iniş çıkışları etkileyen nahoş atmosfer nedeniyle bunları maruz görebilirdi. Suçu bir şeylere yükleyebildiği takdirde böyle gereksiz bir şey üzerine ilişkilerini kötüleştirmenin anlamı yoktu. Şu anki hatalı tutumlarını buradan sağ salim çıktıktan sonra tartışabilirlerdi.
Subaru: “…Hadi devam edelim.”
Böylece Subaru önderliğindeki arayış bir kez daha devam etti.
Ancak hızları hâlâ düşüktü ve artacağı da yoktu. Neticede Subaru’nun morallerini düzeltme ve bedenlerindeki yükü kaldırma teşebbüsü başarısız olmuştu. Hiçbir şey iyi yönde değişmediği için doğal olarak durumun iyiye gitme ihtimali de sıfırdı.
Yine de mevzu değişiklikse, biraz değişiklik vardı. Ve bu değişiklik Subaru ile diğerlerinde değil, bizzat kum labirentinde gerçekleşmişti.
Subaru: “Nasıl bakarsanız bakın, yol daralmış.”
Sağ yol üzerinde düzenli bir ilerlemeyle yaklaşık bir saati geride bırakmış olmalıydılar.
Ve kumdan geçit soldan, sağdan, yukarıdan ve aşağıdan daralıyordu. Yolun yüksekliği ve genişliği iri Cadı Canavarlarının geçmesini imkânsız kılacak bir boyuta ulaşıyordu. Ancak Patrasche’nin sığabileceği kadar bir alan kalmıştı.
Yine de Gian’ın çektiği ejder arabasının geçebileceği bir genişlik söz konusu değildi. Muhtemelen kum solucanları ve sentorların da buradan geçmesi imkânsızdı.
Yani başka bir deyişle, bu yolun sonunda bir sentorun pusuda yatma ihtimali şeklindeki en kötü senaryodan—— kaçınılmış gibi görünüyordu. Bununla kıyaslanınca ileride kendilerini ne bekliyor olursa olsun hiç değilse o korkunç rotada ilerlemekten kaçınmışlardı.
Subaru: “Ama yol daraldığı için daha dikkatli davranmamız lazım gibi görünüyor. Hiçbir uyarı olmaksızın hareket edemez hâle gelebiliriz; sizin de tetikte olmanız lazım.”
Ram: “…Çıh.”
Subaru: “——Hey.”
Yakın zamanda olabileceğini düşündüğü şeyleri söyleyen Subaru, ani bir ses karşısında kaşlarından birini kaldırdı. Ve kafasını çevirerek fenerin aydınlattığı ejderin sırtındaki ikiliye baktı.
Bağırışına hiç kimse karşılık vermedi. Ancak Patrasche’nin sırtında oturan Anastasia’nın avuçlarıyla yüzünü örttüğünün farkındaydı.
Bu öyle ya da böyle ilerlemek ve işleri sorunsuzca ilerletmek isteyen Anastasia için doğal görünüyordu. Her hâlükârda Ram’ın az önce yaptığı şey, Subaru’nun sözlerine dilini şaklatmaktı.
Subaru: “En başından beri esas planın neydi?”
Ram: “Hiç.”
Subaru: “Hiç falan değil! Sana ne planladığını sordum!”
Sabrının sınırlarına ulaşarak sesini yükselten Subaru, yanındaki kumdan duvarı tekmeledi. Kırılgan duvarın yüzeyinden parçacıklar gevşeyip dökülse de Subaru, üzerine saçılan kumları hiç umursamadı. Şu anda gördüğü tek şey, küstah Ram’dı.
Subaru: “Tek duyduğum insanlar sessizce yürürken burnunu sokup duruşun. Bana dilini şaklattığın ilk sefer değil, haksız mıyım? Hey, OY, ne planlıyorsun!”
Ram: “Özel bir şey yok. Sana söyleyecek hiçbir şeyim yok, Barusu.”
Subaru: “Hiçbir şeyin yok ama ona rağmen yıllardır bana o dili şaklatıp durmuyor musun, çıçıçıçıçıçıh? Bunu yapmıyor musun? Bunu yapıyor olmana rağmen yapmıyorum demenin ardında bir sebep olmalı, öyle değil mi?!”
Subaru’nun coşkunluğu Ram’ın soğuk tavrının aksine eski seviyesinden de yukarılara çıkmaya devam ediyordu.
Ram’ın sergilediği her şey Subaru’nun şu ana kadarki gayretlerinin aksine soğuk ve tek taraflıydı. Subaru neden bu kadar hor görüldüğünü ve azarlandığını bilmiyordu.
Subaru: “Söylemek istediğin bir şey varsa söyle! Hadi, ben dinlerken söyle gitsin!”
Ram: “——İşte bu yüzden söyleyecek hiçbir şeyim yok.”
Subaru: “YALANCI! APTAL MISIN SEN? BİR ŞEYLERİ SAKLAMAK İSTİYORSAN ADAMAKILLI SAKLA! MADEM DİLİN SÜRÇTÜ HEPSİNİ ORTAYA DÖK İŞTE… HİÇBİR ŞEY YOK DİYORSUN, ÖYLE Mİ? BU TAM BİR LANET OLASICA APTAL İFADESİ DEĞİL Mİ HA, MANKAFA!”
Ram: “————”
Subaru’nun ağzından tükürükler saça saça hakaretler savurduğunu gören Ram’ın havası değişmişti. Anastasia’nın ardından bedenini dışa doğru eğerek bakışlarını Subaru’ya dikti. Subaru onun oturduğu noktadan hiç memnun değildi. Diğerlerinin ardında saklanıyor, kendisine tepeden bakıyordu.
Başkalarının gücünden faydalanıp yükselmeyi mi planlıyordu?
Ram: “İlerleme konusuna kendini bayağı kaptırmışsın gibi görünüyor, öyle değil mi, Barusu?”
Subaru: “BEKLENEN DE BU DEĞİL Mİ ZATEN! BURAYA NE DİYE GELDİK SANIYORSUN? BİLGEYLE GÖRÜŞMEYE GELMEDİK Mİ?! YÜZLEŞTİĞİMİZ ONCA ZORLUK, KATETTİĞİMİZ ONCA YOL, TÜM BUNLARIN NESİ BU KADAR KOMİK!?”
Ram: “Yanılıyorsun—— buraya Bilgeyle görüşmeye gelmedik.”
Subaru: “Aaaah?”
Ram: “Buraya Rem’i eski hâline döndürmeye geldik.”
Ram bakışlarını Subaru’dan ayırmadan net bir şekilde böyle söyledi. O gözlerdeki keskinliğin ve baskının altında ezilen Subaru’nun inancı ise bir nebze zayıfladı.
Rem’i kurtarmak = Bilgeyle görüşmek, durum böyle değil miydi?
Subaru: “AYNI ŞEY DEĞİL Mİ?! BİLGEYLE GÖRÜŞ VE REM’İ KURTAR! İKİSİ BAĞLANTILI!”
Ram: “DEĞİL. ÖNCE REM’İ KURTARMAK GELİYOR, SONRA BİLGEYLE GÖRÜŞMEK. ÖNCELİKLERİNİ YANLIŞ BELİRLEMİŞSİN… Evet, her şeyi yanlış anlamışsın.”
Bu son kelimeleri söylerken Ram’ın sesi titremişti. Dile getirdiği öfke, bu duygusuz kızın o ana dek hissettiği her şeyin birleşiminden oluşan söndürülemez, hiddetli bir yangın misali yanan bir öfkeydi.
Bu soğuk kum tepelerinin yeraltı kısmında Ram konuşmayı sürdürüyor, sözleri hâlâ o öfkenin ateşini taşıyordu.
Ram: “Buraya Rem için geldim, kardeşimi hatırlamak için geldim. Peki ya şu anda ne yapıyoruz? Rem yanımızda bile değil… o yüzden şurada boş boş oyalanmayı bırak.”
Subaru: “Hiç kimsenin boş boş oyalandığı yok!.. Çünkü işler bir şekilde bu hâle geldi ve işler bu hâle gelmişken şu an için elimizden başka bir şey gelmiyor. Yanılıyor muyum?”
Ram: “Evet, öyle olabilir. Ama bundan emin olmadan önce, Barusu, Rem için bir kez olsun endişe duydun mu?”
Subaru: “…Ah?”
Ram: “Şu yeraltında uyandığın andan bu yana, Barusu, Rem için hiç endişelendin mi? Veya Emilia-sama için? Veya Beatrice-sama için? Ortadan kaybolanlar için zerre kadar endişelendin mi?”
Ram bu soruları sıralarken Subaru sessizliğini koruyor, karşılığında tek kelime dahi etmiyordu.
Subaru geçen seferkinin aksine bu defa “Ölümden Dönüş”le uyanışının ardından geri kalanların durumunu sorgulamaya hiç kalkışmamıştı, o kadarı kesindi.
Ama bunun sebebi asla onlar hakkında endişelenmeyişi değildi, daha ziyade Ram ve Anastasia’nın onlarla ilgili hiçbir şey bilmediğini biliyor olmasıydı. Subaru’nun düşünceliliğiydi. Özeniydi. Ama buna rağmen,
Ram: “Yoo, hiç endişelenmedin, değil mi? Hiç endişelenmedin, Barusu. Kafan Emilia-sama ve Beatrice-sama’yla dolu olduğu için Rem’i zerre kadar umursamıyorsun. İyi, öyle olsun, sen de böyle bir adamsın işte. Ama ben Rem’e acıyorum.”
Subaru: “…Kapa çeneni.”
Ram: “Rem sana inanmıyor muydu, Barusu? Ah, gerçi yalnızca senin tarafından anlatılan uygun bir hikâyeyi dinlediğim için bilemiyorum. Belki de sadece aklına ne geldiyse anlatmışsındır. Kadınların önünde hep uygun şeyleri söylüyorsun zaten. Böyle bir adam tarafından kandırıldıkları için Emilia-sama ve Beatrice-sama’ya da acıyorum!”
Subaru: “KAPA ŞU LANET OLASICA ÇENENİ!”
Ram: “Hayır, kapatmayacağım. Kendimi daha kaç kez tekrar etmek zorundayım—— Barusu, sen Rem’i zerre kadar umursamıyorsun. Onu bulamasak bile bu sana yalnızca keyif verir.”
Subaru: “——BENİMLE KAFA BULMAYA KALKMA!!”
Subaru’nun görüş alanı kan kırmızısına bulanıyor, Ram’ın ağzından çıkan bu düşüncesizce sözleri işitmek sinirlerini bozuyordu. Oturduğu yerden kendisine tepeden bakarak bu bencilce sözleri sarf eden o küstah kadına olan öfkesi patlıyordu.
Onu tutacak ve yere çekecekti—— Gerçi bunu yapacak kadar vakte sahip değildi.
Subaru: “GÖRÜNMEZ TAKDİR!!——”
Ram: “——Kh, AH!?”
Subaru beyniyle göğsü arasında hareketlenen o karanlık hissiyatı serbest bırakarak gevşetti.
Ve kara avuç, neşeli bir çığlık eşliğinde var olarak sorunsuzca dışarı uzandı. Yer Ejderinin sırtının arkasına doğru sokuldu, Subaru’yu kınayan pembe saçlı kızı yere fırlattı.
Tiz bir çığlık atan Ram çılgınca kumlarda yuvarlandı.
Suratındaki kafa karışıklığı ifadesi çıplak göze görünmeyen şeytani elin saldırısına uğradıktan sonra yaşadıklarına hiçbir anlam veremediğinin göstergesiydi. Bu sırada Subaru, hızla Ram’ın kumların üzerinde yatmakta olduğu noktaya ilerledi. Ve sonra da,
Subaru: “Benimle kafa bulmaya kalkma.”
Rem’i hiç umursamadığını söylemesi, ağzından dökülen bu şeyler, şaka değildi.
Öfkesi tarafından tüketilen Subaru nasıl bakarsa baksın her şey fazlasıyla hararetlenen düşüncelerine ayak uyduruyordu.
Ram: “——Gıhh”
——Ve böylece Subaru, sırtüstü yatan Ram’ın üzerine eğilerek ince boynunu sıkmaya başladı.
*Creak, Creak.
Creak, Creak, Creak (gıcırtı sesi)
△ △ △ △ △ △ △
#Bölümleri kaydederken bu bölümün fotoğrafını görüp spoiler almıştım, o yüzden Subaru’nun Ram’ı boğacağını biliyordum ama neden boğacağını bilmiyordum. Evet Rem’i hiç umursamıyorsun, onu bulamamak hoşuna gider gibi sözler bayağı ağır. Ama Ram’ın bakış açısından da Subaru ondan hiç bahsetmeden, onun için hiç endişelenmeden yola koyuldu. E bir de hissettikleri malum baskı eklenince duygular bayağı katlandı. Her hâlükârda Subaru’nun Ram’ı böyle bir olay uğruna boğacak kadar kafayı yiyebileceğini hiç düşünmezdim. Bakalım bir sonraki bölüm neler olacak, Ram’ı öldürecek mi, bu döngü nasıl sonlanacak, bir sonraki döngüde Subaru nasıl bir ruh hâlinde olacak…
#Bu arada sıradaki bölümün sonunda bizzat yazar, bölümün biraz ‘şiddetli, yoğun’ olabileceğini söylemiş, azıcık göz gezdirdiğim kadarıyla fena şeyler olacak gibi görünüyor. Aşırı uzun bir bölüm olmadığı ve olayları bölmek istemediğim için tek seferde atmayı düşünüyorum. Hafta içi ilk fırsatta atacağım, takipte kalın!

