Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Bertiel
Ek Düzenleme: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
???: “İyi misin? Yapabilecek misin?”
???: “Onee-chan, dikkat et! Düşecek, düşecek!”
???: “Şu dedikodulardaki gümüşi saçlı yarı elf di’ mi o? Döksene kafasından aşağı!”
????: “Yandan dırdır edip durmayın ya! Ayrıca, kimseyi açıkça kötülüğe de teşvik etmeyin! Kutsal Kitap’ta da şöyle der: ‘Kirli düşüncelerle Ejderha’nın pullarına dokunma. Kirlenmiş olanlar, gümüş yağmurunda yıkanıp kalplerindeki tortuyu atana dek Altın Kapılar’dan geçemezler.’ ”
???: “…Ne demek yani?”
???: “…Ne demek yani?”
???: “…Ne demek yani?”
????: “Yani yaramazlık yapmayı aklınızdan bile geçirirseniz gerçekten yapmışsınız gibi kızarım demek! Hadi bakalım, benim misafirlerimle ilgilenmem lazım! Gidin dışarıda oynayın!”
Kötü niyeti olmayan çocukları, gür ve tatlı bir sesle neşeyle dışarı şutlayıverdi. Bunu duyan çocuklar kıkırdayarak gürültülü bir şekilde binadan dışarı fırladılar.
İki erkek, bir kız çocuğu; en ağzı bozuk olanın kız olması ve hepsinin siyaha çalan çivit mavisi manastır kıyafetleri giymesi, muhtemelen Kilise’yle bağlantılı olduklarını gösteriyordu.
Ne olursa olsun, Subaru onların bu enerji dolu hâllerini içten bir tebessümle karşıladı.
???: “Bizim çocukların gürültüsü için kusura bakmayın. Ben de her gün uyarıyorum ama pek işe yaramıyor mu desem, beni ciddiye mi almıyorlar desem… hoh.”
Çocukların arkasından bakıp omuzlarını hafifçe silkerek konuşan kişi altın saçlı, kızıl gözlü―― Filóre’ydi. Misafirleri ağırlama hazırlıkları sırasında çocukların bitmek bilmeyen sataşmalarına maruz kalan kızın sitemi buydu ama dışarıdan bakıldığında sevilmekle ciddiye alınmamak arasında gidip gelen bir hâli vardı.
Neyse, Subarugiller bu duruma teselli vermekten ziyade dikkatlerini gümüş bir tepside çay takımını taşıyarak onlara doğru gelen kızın tehlikeli adımlarına vermişlerdi.
Zangır zangır, tepsideki her şey tehlike sinyalleri veriyordu.
Onun bu taşıma macerasını, davet edildikleri dinlenme odasının masasında beklerken Subarugiller gerginlikle yutkunarak izliyordu.
???: “…Iıı, yardım edeyim mi?”
Filóre: “Durun, lütfen dokunmayın! Şu an, kendi çapımda tepsinin üzerinde mükemmel bir denge kurmuş durumdayım, tek bir yanlış adımda her şey mahvolur. Yavaşça, yavaşça…”
???: “G-Geeerçekten de elinden geleni yap!..”
Yardım teklif eden Rem’le ciddiyetle tezahürat yapan Emilia’nın arasından sıyrılan Filóre, korka korka da olsa tepsiyi devirmeden masaya acil iniş yaptırmayı başardı.
İster istemez “Oooo” diye alkışlayan Subarugillere karşı, Filóre alnındaki teri silermiş gibi yaptı ve…
Filóre: “Öhöm, beklettiğim için kusura bakmayın. Sizi bir anda böyle hop oturup hop kaldırdığım için de özür dilerim. Normalde misafirleri ağırlama işini başkalarına bırakırdım ama şu an benden başka kimse yok.”
Emilia: “Hayır, hiç önemli değil. Bizi ağırladığın için teşekkür ederiz. Asıl biz eleman sıkıntısı çektiğiniz bir zamanda gelmişiz gibi olduk.”
Filóre: “Yok, hiç sorun değil. Kilisenin kapıları her daim açık olmalı. Kutsal Kitap’ta da şöyle der: ‘Ejderha’nın gücünden korkmak ve ona saygı duymak, sevginin kanıtıdır. Saygıdan yoksun bir sevgi kibir, sevgiden yoksun bir saygı da yalakalıktır; gerçek sevgi, Ejderha’nın huzurunda dimdik duran o asillikte yatar.’ ”
Emilia: “Iıı, ne demek istiyor yani?”
Filóre: “Ne zaman önemli birinin çıkıp geleceği endişesine kapılmaktansa her daim jilet gibi hazır ol demek yani.”
İşaret parmağını havaya kaldırıp Emilia’nın sorusunu böyle yanıtladı Filóre.
Muhtemelen alıntı yaptığı yer İlahi Ejderha Kilisesi’nin Kutsal Kitabı’ndan bir cümleydi ama bunu anlaşılır bir şekilde basitleştirip aktarma konusunda yetenekliydi. Üstelik bu kaskatı metinleri yutulması kolay bir şekilde yorumlaması, inanç konusunda pek bilgisi olmayan Subaru için de büyük bir nimetti.
Subaru: “İyi de, demin çocuklara tükürükler saçarak bağırıp çağıran hâlin mi jilet gibiydi?”
Filóre: “Gıh…”
Beatrice: “Sonrasında Bettygilleri fark edince yüzünün kıpkırmızı olması da görülmeye değerdi, sanırım.”
Filóre: “Uğh…”
Subaru ve Beatrice’in peş peşe gelen laf sokmalarıyla Filóre göğsünü tutup inledi. Kızın bu güzel tepkisini keyifle izlerken aniden Subaru’nun yanında Rem, Beatrice’in yanındaysa Emilia belirdi ve ikisinin de kulakları çekildi.
Rem: “Deminki lafın yersizdi.”
Emilia: “Aa çok ayıp, onu zorbalamasana.”
Subaru ve Beatrice: “Ayy, ay, ay!”
Ettikleri alayın bedelini ödeyen Subaru ve Beatrice fena hasar almıştı. Sonuç olarak sırf çay taşıma faslında üç kişi kurban verilmiş oluyordu.
Neyse, bu geyik muhabbetini bir kenara bırakırsak——
Filóre: “Tekrardan, buraya kadar zahmet ettiğiniz için teşekkür ederim. Ben Filóre… Şu sıralar Kraliyet Sarayı’nı epey ayağa kaldıran İlahi Ejderha Kilisesi rahibesiyim.”
Herkes: “————”
Elini göğsüne koyup kendini böyle tanıtan Filóre karşısında Subarugiller sessiz kaldı. Bunun üzerine Filóre’nin yüzü gözle görülür bir şekilde asıldı…
Filóre: “Hey, bi’ şey söylesenize, yoksa endişelenmeye başlayacağım…”
Subaru: “Yok, ‘Ortalığı ayağa kaldırdığının farkında demek.’ diye düşünüyordum.”
Filóre: “Farkındayım tabii… farkındayım, yani. Saray’da herkes bana tarif etmesi güç, tuhaf gözlerle bakınca insan ister istemez ‘Eh? Bi’ pot mu kırdım?’ diye düşünüyor.”
Subaru: “Açıkçası biz o an orada değildik ama o yersizlik hissiyle yerin dibine girme isteğini aslında ben de çoook iyi bilirim.”
Filóre: “Gerçekten mi?! Cehennem gibi vuran o hissi?!”
Emilia: “Oh, yoksa Subaru’nun kendi kendine herkesin ortasında Şövalye’m olduğunu iddia edip benim de utancımdan ‘Hayır, değil.’ dediğim zamanı mı kastediyorsun?”
Subaru: “Gıh, aşağı yukarı öyle bir şey!”
Üzerine atlayan Filóre’yle ellerini göğsünde kavuşturup saf saf konuşan Emilia’nın iki koldan gelen darbesiyle Subaru’nun eski yaraları tazelendi ve fena hâlde sızladı.
Daha doğrusu, Emilia o anki inkârını sırf utandığı için yapmış gibi görüyordu. Gerçi o zamanki duygularını sonradan oturup detaylıca sorgulamamıştı ama sebebin bu kadar şirin olmasına tezat şekilde Subaru’nun aldığı hasar cidden acımasızdı.
Rem: “…Şu anlattıklarınızı duymaya dahi katlanamasam da cidden öyle bir şey yaptı mı?”
Beatrice: “Maalesef ki o zamanlar Beatrice henüz Subaru’yla Sözleşme yapmamıştı, o yüzden detayları bilmiyorum, doğrusu. Ama o zamanki Subaru’yu düşününce böyle bir çuvallamaya imza atması hiç de şaşırtıcı olmaz, sanırım.”
Subaru: “O gün olanları şimdi kalkıp Rem ve Beako’dan dinlemek fena hâlde canımı sıkıyor be! Şunu belirteyim, hafızasını kaybetmeden önceki Rem durumu biliyordu ama bana karşı gayet anlayışlıydı, tamam mı?”
Rem: “Acaba öyle miydi? Önceki ben de pes edip sadece yorum yapmaktan kaçınmış olabilir mi?”
Subaru: “Deme şunu ya, cidden öyleymiş gibi hissetmeye başladım şimdi!”
Aslında o zamanki Subaru’nun hisleri bir yana yönteminin, yaklaşımının, üslubunun ve gösteriş şeklinin baştan aşağı bir hatalar silsilesi olduğu su götürmez bir gerçekti. Ama zaten tövbesini çoktan etmişti, gerçi konuyu kendi açmıştı ama artık affedilmeyi umuyordu.
Ancak geçmiş günahlarıyla yüzleşip tokatlanırken——
Filóre: “——O hissi çok iyi anlıyorum.”
Masanın üzerinden uzanan iki el, Subaru’nun sağ elini sımsıkı kavradı. Baktığında Filóre’nin öne doğru eğildiğini ve Subaru’ya başını salladığını gördü.
Kız, gözleri irileşen Subaru’ya bakarken o kızıl gözleri ışıl ışıl parlıyordu.
Filóre: “Bir anda ortaya çıkıp o uyumsuz tipe bakan etraftaki insanların o soğuk bakışları.”
Subaru: “!——”
Filóre: “Büyük bir hevesle konuşmaya başlayıp sonradan geri vites yapamayan çenem.”
Subaru: “Evet, evet. Aynen öyle!”
Filóre: “Lafı bitirdikten sonra, biri bir şey söyleyene kadar geçen o sonsuzluk gibi uzun sessizlik!”
Subaru: “O birkaç saniye hiç bitmek bilmez!..”
Filóre: “Aşırıya kaçtığımı fark edince… galiba fena çuvalladım, diye düşündüm.”
Subaru: “Filóre!..”
Kızın yaşadığı o dehşeti tamamen kendi yaşamış gibi hissetti—— yoo, zaten bizzat yaşamıştı. Bunu iliklerine kadar hisseden Subaru da Filóre’nin ellerini aynı sıkılıkta kavradı.
Masanın üzerinde birbirlerinin ellerini tutan Subaru’yla Filóre, karşılıklı başlarını salladılar.
Evet, Subaru ve Filóre, ikisi de gaza gelip kalede fena çuvallayan iki yoldaştı——
Rem: “İyi de, orada hemen bir sonuç elde eden Filóre-san’la durumu toparlama fırsatını erteleyen sizin aranızda epey bir fark yok mu?”
Subaru: “Y-Yapma ama yaaa… Tam da havaya girmiştik beee.”
Filóre: “Doğru doğru, Kutsal Kitap’ta da şöyle der: ‘Aynı kanadın gölgesindeyken komşunu parçalayacak pençelerini bileme. Aynı gökyüzü altında kavga eden kardeşler, Ejderha’nın merhametini kendi elleriyle çöpe atan günahkârlardır.’ ”
Emilia: “Iıı, ne demek istiyor yani?”
Filóre: “Aynı rezilliği yaşayan yoldaşlar, kavga etmektense iyi geçinsinler demek yani.”
Subaru: “Anlıyorum be! Ben de mi İlahi Ejderha Kilisesi’ne katılsam acaba?!”
Beatrice: “Böylesi hassas bir konuyu öyle ulu orta şekilde söyleyip dalga geçmesene, doğrusu!”
Fazla içten bir şekilde dertleşmeleri yüzünden az kalsın din değiştirecek olan Subaru’yu, Beatrice’in o sevgi dolu tokadı kendine getirdi. Eğer inancın temelinde tapınılan şeye duyulan sevgi yatıyorsa Subaru zaten Beatriceizm’in yanı sıra, Emiliaizm’in, Remizm’in bir müridiydi.
Subaru: “Yok be, bu mantığa bakarsak bayağı bir şeye inanıyorum gibi. Şimdiye kadar tipik bir Japon gibi inançsız takılıyordum ama Tanrı’nın gözünden bi’ bakınca sadakatten yoksun, şıpsevdi* biri olmuyor muyum ya?!..”
Rem: “…Şey, öyle değil misiniz zaten?”
Subaru: “Bana böyle çok simpıl ve buz gibi bir bakış atmasana!”
Korkarak mırıldandığı an, Rem’in soluk mavi gözleriyle âdeta delik deşik edildi. Yanında Emilia ve Beatrice de acı acı gülümsediği için Subaru bu konuyu daha fazla deşmekten vazgeçti.
Taktiksel bir geri çekilme yaptıktan sonra, Subarugiller yeniden bakışlarını Filóre’ye çevirdiler. Dürüst olmak gerekirse şu an bile fazlasıyla cana yakın biriydi ama ona söylenmesi gereken bir şey vardı.
O da——
Subaru: “Crusch-san’ı kurtardığını duydum. Benim böyle bir şey söylemem belki kulağa tuhaf gelebilir ama… Teşekkür ederim. Cidden, teşekkür ederim.”
Filóre: “————”
Böyle diyerek Subaru, alnı neredeyse masaya değecek kadar derin bir şekilde eğildi. Subaru’nun bu teşekkür sözleri karşısında Filóre’nin gözleri fal taşı gibi açıldı ve Emiliagillere baktı.
Kulağa tuhaf gelebileceğini baştan belirtse de kızın şaşkınlığını giderememiş gibiydi. Ancak bu hâldeki Filóre’ye Emilia da başını eğerek katıldı.
Emilia: “Ben de kendi adıma teşekkür edeyim. Hepimiz Crusch-san için bir şeyler yapmak istiyorduk. Sense onu çekip çıkardın.”
Beatrice: “Aslında tam da bir çare arıyorduk, sanırım. Büyük bir iş başardın, doğrusu.”
Rem: “Duyduklarımdan yola çıkarak yaptığınızın takdire şayan bir şey olduğunu düşünüyorum.”
Emilia’yla kalmayıp Beatrice ve Rem’den de peş peşe gelen teşekkürler karşısında Filóre bir süre ağzını açıp kapattı. Ardından, aldığı bu şoku bir şekilde sindirip yavaşça başını iki yana salladı.
Ve Subaru’ların karşısında yavaşça, şefkat dolu bir tebessümle…
Filóre: “——Önemli değil. Sadece yapmam gerekeni yaptım. Şayet ki bu sayede kurtulan biri olduysa ne mutlu bana.”
Bu cevap, tam da Subaru’nun kafasındaki o şefkatli rahibe imajına yaraşır bir cevaptı. ——Eğer sevinçten burun delikleri pır pır etmiyor olsaydı kelimenin tam anlamıyla kusursuz denebilirdi.
Tabii ki Subaru minnettarlığı ve savaşçı gururu gereği bunu dile getirmedi.
△▼△▼△▼△
Filóre: “——Bebekken kilisenin önüne bırakılmışım, öyle bulmuşlar beni. Bu anlattığım on beş küsur yıl öncesinin hikâyesi.”
İlk tanışma faslı bitip ortalık biraz durulduğunda Filóre içinde bulunduğu konumu, etrafındaki durumu ve bunlarla bağlantılı hayat hikâyesini anlatmaya başlamıştı.
Söze terk edilmiş bir çocuk olduğunu söyleyerek başlaması Subarugilleri ister istemez birbirlerine bakmaya itti. ——Çünkü bu durum, “Filóre = Kayıp Prenses” şüphesi konusunda göz ardı edilemeyecek bir noktaydı.
Emilia: “Önüne bırakıldın demek… O zaman aileni falan hiç hatırlamıyorsun?”
Filóre: “Evet, yüzlerini de isimlerini de bilmiyorum. Ama kilisedeki herkes ailem oldu zaten. Bu yüzden yalnızlık çektiğim… yani, bazen kalpsiz birileri benimle dalga geçtiğinde içerlediğim olmuştur ama genel olarak hiç öyle hissetmedim. Her zaman yanımda birileri vardı çünkü.”
Subaru: “Anladım. İyi de, hiç kendi kendine ‘Bu işte bir gariplik var,’ demedin mi? Sonuçta altın sarısı saçlar, kızıl gözler ve Filóre ismi… jekpodu, yani turnayı gözünden vurmak gibi bir şey…”
Filóre: “Burası İlahi Ejderha Kilisesi biliyorsun değil mi? Kilise’nin Kraliyet Ailesi’ne ve Saray’a mesafe koyması son derece doğal, o yüzden bana böyle bilgiler hiç ulaşmıyordu… Yok hayır, şimdi düşününce benden bilerek gizlemişler anlaşılan. Sizi gidiii…”
Masanın üzerindeki yumruğunu titreden Filóre, kendi kaderine hayıflanıyordu.
O oldukça şok edici ilk karşılaşmadan ve buraya kadarki kısa muhabbetten de anlaşılacağı üzere Filóre epey dürtüsel, daha doğrusu duygularıyla hareket eden bir tipti.
Subaru’yla arasında o güçlü empati bağını kuran o kızın Saray’a baskın yapma olayı da tamamen bu duygu patlamasının bir sonucuydu.
Filóre: “Zaten son zamanlarda Cadı Tarikatı’nın bu taşkınlıkları çok gözüme batıyordu. Üstüne bir de Priestella’daki olaylar patlak verince… artık sabrım taşmıştı.”
Subaru: “Sen de etrafındakilerin ‘Dur yapma,’ demesine aldırmadan tek başına Saray’a bağırıp çağırmaya gittin yani.”
Filóre: “Biraz daha kibar bir tabir kullansana… Şöyle diyelim, asil ve zarif bir şekilde Saray’a diklendim desem nasıl olur?”
Subaru: “Demek asil ve zarif bir hanımefendi gibi bağırıp çağırdın ha.”
Filóre: “…Sanırım benim o asil cesaretim sana pek geçmemiş ya.”
Gerçi onun talimatına uyan Subaru da bu yöntemin işe yarayacağına dair bir garanti veremezdi.
Her neyse, Filóre’nin görev bilinci ve güçlü bir öfkeyle harekete geçtiği anlaşılmıştı. Ancak Subaru’ların asıl ilgilendiği şey, onun bu adımı atmasını sağlayan temel nedendi.
O da——
Emilia: “——Kutsal Ayin, öyle demiştin değil mi Filóre?”
Emilia’nın dillendirdiği kelimeyle dinlenme odasındaki hava hafifçe gerildi.
Kutsal Ayin; Filóre’nin Crusch’ın bedenini iyileştirmek için kullandığı söylenen ‘o şey’ ve ta kaleye kadar gidip kanıtladığı, Otorite’yi alt edebilme ihtimaliydi.
Ve nedendir bilinmez ama İlahi Ejderha Kilisesi’nin varlığını gizleyip gün yüzüne çıkarmak istemediği, Cadı Tarikatı kurbanlarını kurtarabilecek o tek çare.
Subaru: “————”
Dudaklarını diliyle ıslatan Subaru, o hafif gerginliği bastırmaya çalıştı.
Kutsal Ayin dendiğine göre, elbette bu İlahi Ejderha Kilisesi’nin oldukça önemli bir sırrı olmalıydı. Hatta duruma göre, sırf varlığını bilmek bile Kilise’nin düşmanlığını çekmeye yetebilirdi.
Konuyu deşmeye kalkarlarsa o çenesi düşük Filóre’nin bile ağzı kilitlenirdi herhâlde——
Filóre: “Kutsal Ayin mi? Evet, ta kendisi. Bu sadece Kilise’ye has, çok eski zamanlardan beri aktarılan gizli bir sanat ve kullanabilen kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kilisede bu gücü kullanabilenlere ‘Azize’ diyorlar, ben de o niteliklere sahip olduğum için bu gücü kullanabiliyorum.”
Subaru: “Bunu bu kadar rahatça söylemende bir sakınca yok mu!?”
Filóre: “Ne sakıncası olacak, kilise bunu saklamaya çalışsa da ben zaten Saray’da ulu orta her şeyi anlattım. Artık gizlemenin bir mantığı da kalmadı… Kutsal Kitap’ta da şöyle der: ‘Ejderha’nın arındırdığı toprağı kendi bencil hırslarının zehriyle kirletme. Kuruyan bir pınarı yeniden doldurmak, bin yıllık bir dua ve günahkârların gözyaşlarını gerektirir.’ ”
Emilia: “Iıı, ne demek istiyor yani?”
Filóre: “Yani, sadece kendi çıkarını düşünürsen bir şeyler ters gittiğinde onu telafi etmek çok zor olur demek. ——Ve ben, işte tam da bir şeylerin ters gittiği ânın şu an olduğuna inandım.”
Bu yüzden Kutsal Ayin’in varlığını saklamak isteyen İlahi Ejderha Kilisesi’nin niyetine karşı gelip Filóre kendi inandığı öğretilere uyarak gücünü herkese açık bir şekilde kullanmayı seçmişti.
Elbette kafasına göre böyle bir şey yaptığı için İlahi Ejderha Kilisesi fena hâlde paniklemiş, kendisine büyük bir minnet borcu yüklenen Kraliyet Sarayı’na da epey bir karışmıştı.
Ancak bu büyük kaosun sonucu ne olursa olsun, çıkış noktasının tamamen iyi niyet olduğu su götürmez bir gerçekti.
Filóre: “Şu an Saray’da bana ne yapılacağı tartışılıyor… O görüşmelere Kilise’nin yüksek rütbelileri ve artık ailem olmuş insanlar da katılıyor gerçi.”
Emilia: “Filóre, konu sen olmana rağmen o görüşmelere katılmıyor musun?”
Filóre: “Katılmak istesem de beni kovdular ya! Konu benim, orada olursam işler iyice karışırmışmış… Öyle olmama ihtimali azıcık da olsa var sonuçta, sence de çok acımasızca değil mi?!”
Beatrice: “Öyle olmama ihtimalini daha düşük görmüş olman biraz üzücü, sanırım.”
Subaru: “Vurma kızın yüzüne, Beako.”
Yüzü kızaran ve kendisine haksızlık yapıldığını savunan Filóre, bu fevri yapısıyla aslında yetkililerin kararının ne kadar yerinde olduğunu kendi kendine kanıtlıyordu.
On beş yaşında olduğunu iddia eden Filóre, yetişkin gibi duran dış görünüşünün aksine içi tam bir on beş yaşındaki çocuk gibiydi—— hatta belki daha da çocuksu. Bunda, dünyadan izole edilip bir fanusta büyütülmüş olmasının da büyük etkisi vardı.
Açıkçası, onu bu şekilde yetiştiren İlahi Ejderha Kilisesi’nin asıl amacının ne olduğunu Subaru pek anlayabilmiş değildi.
Emilia: “O zaman yetkililer Saray’da öyle mi? Ve siz de bu yüzden kilisede tek başınıza kaldınız, Filóre-san.”
Filóre: “Aynen öyle. Gerçi az önceki çocuklar falan da var, o yüzden yalnız hissetmiyorum ama kafama göre dışarı çıkmamam söylendi. Oysaki ben bir an önce, bir saniye bile kaybetmeden Kutsal Ayin’in gücünü herkese dağıtmak istiyordum!..”
Subaru: “Daha önce, böylesi hırsa sahip Motivasyon Azizesi hiç duymamıştım.”
Apaçık şekilde insanları kurtarmayı fazlaca istese de hiç Azize gibi durmayan bir Azize’ydi işte.
Gerçi Soylular Konağı’nda Garfiel’ın da bahsettiği gibi -Priestella’da bu ânı bekleyen kurbanları düşününce- Filóre’nin hissiyatına hak vermemek elde değildi.
Hatta Subaru’nun içinden Filóre’nin sırtını sıvazlayıp onu desteklemek geliyordu.
Subaru: “Hislerini çok iyi anlıyorum. Reinhard’dan rica edip seni bir çırpıda Priestella’ya uçursa falan…”
Filóre: “Gıh… Çok cazip bir teklif!.. Ama uslu uslu beklemem söylendi.”
Subaru: “Söz vermedin di’ mi? Hem söz vermiş olsan bile, sonuçta birileri kurtulacaksa birazcık sözü esnetip…”
Emilia: “Subaru? Yoksa kendi sözlerini çiğnemekle kalmayıp başkalarına da mı sözlerini tutmamalarını söylüyorsun? Bu çoook kötü bir şey, biliyorsun değil mi?..”
Beatrice: “Sözünde durmayanların piri bile artık son noktasına geldi, doğrusu.”
Subaru: “Gığhh!..”
“Niyetin iyi ama yöntemin yanlış dercesine” yediği fırça karşısında Subaru’nun gıkı çıkmadı. Aynı şekilde inleyen Filóre’yle söz vermenin ağırlığına karşı boyun eğmiş oldular.
Şimdi tek yapabilecekleri, Saray’daki o toplantının bir an önce ve olumlu bir şekilde sonuçlanması için dua etmekti.
Rem: “——Yine de Filóre-san, İlahi Ejderha Kilisesi’nin bir rahibesi olduğunu söylemiştiniz.”
Subaru: “Rem?”
Rem: “Böyle bir konumda olmanıza rağmen Emilia-san’ı bu kadar rahat içeri alıyorsunuz.”
Aniden konuyu değiştiren Rem’in bu sözleri üzerine, Saray’a doğru dualar mırıldanan Subaru şüpheyle kaşlarını çattı.
Ancak bu konunun tamamen yersiz olmadığını, kaşları düşen Emilia’nın ve Subaru’yla aynı şekilde dua eden ellerini indiren Filóre’nin tepkisinden de anlamak mümkündü.
Rem’in parmak bastığı İlahi Ejderha Kilisesi’yle Emilia arasındaki ilişki, bunun asıl anlamı da——
Rem: “İlahi Ejderha Kilisesi; İlahi Ejderha Volcanica’nın gücüne, lütfuna ve onunla yapılan kadim antlaşmaya büyük önem verir. Ve Lugunica Krallığı’nda İlahi Ejderha’nın en büyük başarısı da Kıskançlık Cadısı’nı mühürlemiş olmasıdır, değil mi?”
Subaru: “Oy, yoksa sen…”
Rem: “İlahi Ejderha Kilisesi’nin dindar mensupları, Emilia-san hakkında içten içe bazı düşüncelere sahip olabilir… Demek istediğim bu.”
İstemsizce ayağa fırlayan Subaru’ya dönüp bakmayan Rem, göz teması kurmaktan da kaçınıyordu. Dudaklarını birbirine bastıran Rem, söylediği şeyin oldukça acımasız olduğunun ve buraya kadar gelen o samimi muhabbet ortamını yerle bir edebileceğinin gayet farkındaydı.
Yine de dile getirmişti. Mantıksız bir durumu, mantıksız olduğu hâliyle geçiştirmemek için.
Aslında Rem söyleyene kadar Subaru da bu garipliğin farkına varmamıştı.
İlahi Ejderha Kilisesi’nin varlığıyla pek içli dışlı olmamasının da payı vardı elbet ama Subaru için Emilia’nın ultra mega bir güzellik abidesi olması her gün tazeliğini koruyan bir şok yaratsa da, ilk tanıştıkları günden bugüne kadar ondan bir an bile korkmamış veya çekinmemiş olması asıl büyük etkendi.
Ancak unutulmaması gereken bir şey vardı. ——Emilia; soyu ve dış görünüşü sebebiyle, bu dünyada en çok korkulan Cadı’yla olan benzerliğiyle her daim yüzleşmek zorundaydı.
Subaru: “————”
Ve o Kıskançlık Cadısı’yla olan benzerlik, dört yüz yıl önce söz konusu Cadı’nın zulmünü durduran Üç Kahraman’dan biri olan İlahi Ejderha’ya tapan İlahi Ejderha Kilisesi adına, asla göz ardı edilebilecek veya tamamen kabullenilebilecek bir durum olamazdı.
Kaldı ki Filóre, kilisenin sırrı olan Kutsal Ayin’in taşıyıcısı ve Azize konumunda olan biriydi. İlahi Ejderha Kilisesi’nin öğretileriyle büyüyen bu kızın, Emilia’ya karşı nasıl bir ön yargı beslerse beslesin, buna şaşmamak gerekirdi.
Subaru: “Salak mıyım ya ben? Yoo, resmen süzme salağın tekiyim.”
Bunları Rem’in hatırlatmasına gerek kalmadan Subaru’nun çoktan fark etmesi gerekiyordu.
Emilia’nın tek ve biricik Şövalyesi olmasına rağmen onun haksız yere incitilebileceği yerlere karşı olan dikkati de, bilgisi de fazlasıyla yetersizdi. Bu yüzden Emilia’nın yüzü asılsa bile, suçu tamamen kendinde arayıp vicdanını rahatlatmaya mı çalışacaktı?
Zaten kendi bilgisizliğine hayıflanıp başkente aceleyle gelmesinin bir sebebi de buydu hâlbuki——
Emilia: “Rem, ben fark etmeden ne kadar da çalışmışsın. Çook ama çook şaşırdım.”
Ancak Subaru böyle kendini yiyip bitirirken asıl konu olan Emilia’nın ağzından dökülenler, ne o beceriksiz Şövalyesi’ne bir sitemdi ne de Rem’in söylediklerinin yarattığı şaşkınlıktı.
O sadece gülümsedi ve Rem’e bu konuyu açtığı için teşekkür etti.
Rem: “…Ders çalışmak abartılacak bir şey değil. Sadece, bana da burada bir yer açıldığı için Nee-sama’dan bazı şeyler dinlemiştim o kadar.”
Emilia: “Yine de… bu beni mutlu ediyor. Benim için endişeleniyorsun… tuhaf değil mi?”
Rem: “…Hayır, anlaşılmaz bir şey değil bu. İnsan kendisi için endişelenilince bazen acınası hissediyor ama aynı zamanda değerini de anlıyor.”
Emilia: “Hihi, öyle mi? O zaman Rem de bana değer veriyor demektir.”
Rem: “…Bunu ilk yapan Emilia-san’dı bence.”
Gözlerini dosdoğru kendisine diken Emilia’ya böyle cevap veren Rem bakışlarını yere indirdi. Ancak Subaru’nun gözünde Rem’in bu hâli, onun kendine has utangaçlığını gizleme yöntemiydi.
Emilia’nın o saf ve samimi bakışları, insanın içindeki o karmaşık düşünce ağlarını âdeta çözüp atıyordu. Rem’in hislerini çok iyi anlıyordu ve Subaru da defalarca kez bu gerçeği bizzat deneyimlemişti.
Subaru: “——Beako, yanağım!”
Beatrice: “Yare yare, sanı… rım!”
İkisi arasındaki bu muhabbetin hemen ardından Subaru, Beatrice’e seslendi. Anında, sanki bu ânı bekliyormuş gibi, Beatrice o minik avucuyla Subaru’nun yanağına bir tokat patlattı—— O sevimli avuçtan gelen uyuşma hissiyle Subaru omuzlarını titretti.
Emilia: “Ayy?! Ne oldu bi’ anda?”
Bu âni hareket karşısında irkilen Emilia, yavaşça Subaru’nun yanağına dokundu. O beyaz parmak uçlarının soğukluğu sızlayan yanağını yatıştırırken Subaru “Yok bi’ şey” diyerek omuz silkti.
Subaru: “Sadece biraz kendime gelmek istedim. Beako aracılığıyla mental toparlama sanatı… Buna Beantalizm diyelim. Ya da Beaterapi? Hangisi sence?”
Emilia: “Üzgünüm ama ne dediğini hiç mi hiç anlamadım.”
(Bertiel Not: Emilia ve Subaru’muz geri dönmüş abi!)
Saçma sapan konuşan Subaru’ya Emilia yine her zamanki o şirin mi şirin üslubuyla karşılık verdi.
Sırf bu tepkiden bile, Emilia’nın Subaru’nun endişelendiği o durumlardan korkmadığı veya Subaru’nun bu aciz hâlinden dolayı kendini güvensiz hissetmediği gayet net anlaşılıyordu.
Subaru: “Tabii, sürekli senin bu iyiliğine bel bağlayacak değilim. Kampımızın endişe etmesi gereken meseleler konusunda hafızasını kaybetmiş Rem’den bile daha akılsız olmam hiç de hoş olmazdı.”
Rem: “Kulağına küpe olsun.”
Subaru: “Bunu yaparım diye böyle söylüyorsun değil mi ya? Tamamdır, o iş bende.”
Rem: “…Eh, öyle olsun madem.”
Rem’in de desteğiyle morali bozulan Subaru’nun hevesi yerine geldi. Ardından derin bir nefes alıp kararlı bir şekilde Filóre’ye döndü.
Karşısındaki kız İlahi Ejderha Kilisesi’nin hem rahibesi hem de Azize’siydi. Ama tam da bu yüzden——
Subaru: “Senin gibi birinin ön yargılarından arınmasının güzel olacağına inanıyorum şahsen. O yüzden ne dersin Filóre? Bence burada Emilia-tan’la bir dostluk anlaşması imzalayalım.”
Emilia: “Dostluk anlaşması mı? Eh, Subaru, yani biz…”
Subaru: “Aynen öyle—— Yani ikiniz arkadaş olacaksınız!”
Yumruğunu sıkarak Subaru bunu büyük bir azimle ilan etti. Bunu duyan Emilia’nın ametist rengindeki gözleri parladı ve ellerini göğsünde kavuşturdu.
Söylemeye gerek bile yoktu ama Emilia arkadaşlık kurmaya âdeta açtı. O asi Felt’e bile dümdüz bir teklif sunup onunla arkadaş olmayı başarmış bir tecrübesi de vardı sonuçta.
Ve o arkadaşa aç olan Emilia’nın yanı sıra——
Filóre: “——Benimle… arkadaş mı? Cidden mi?!”
Güm diye masaya ellerini vurarak ayağa kalkan Filóre anında oltaya geldi.
Büyük kızıl gözleri heyecanla titreyen kız, sırayla Subaru ve Emilia’ya baktı.
Filóre: “Yok hayır, affedersiniz. Kesin bir yanlışlık var. Büyük ihtimalle yanlış duydum. Arkadaş falan değildi, mesela… ah, evet, ‘arkadaşsız’. Yani benim arkadaşım olmaması anlamında falan.”
Subaru: “Eyvahlar olsun! Bu Azize’nin yalnızlığı cidden kronik seviyedeymiş ya.”
Emilia: “A-Ama hislerini anlayabiliyorum sanki. Ben de, Subaru benimle yakınlaşmaya çalıştığında kafasından neler geçtiğini anlayamayıp çoook endişelenmiştim.”
Subaru: “Endişelendirdiğim için üzgünüm! Sana karşı hislerim başından beri hiç değişmedi, hatta zaman geçtikçe daha da büyüyor… Ovov! Rem demin ayağıma mı bastın ya?!”
Rem: “Hayır. Basitçe güllemi düşürdüm.”
Subaru: “Sabah Yıldızı’nı da mı getirdin?!”
Rem hemen Subaru’nun ayağına düşürdüğü o Sabah Yıldızı’nı sessizce arkasına sakladı. Az kalsın ayağının ezilmesinden kıl payı kurtulduğu için tir tir titrese de hizmetçi kıyafetli Rem’in, Subaru malikânedeyken durmadan parlattığı o çivili gülleyi yanında taşıyor olması içini ısıtmıştı.
Emilia: “Hey, Filóre.”
Subaru ve Rem’in bu hâllerini es geçen Emilia, gerçeklikten kaçan Filóre’ye doğru yürüdü.
Ardından, Emilia’nın eli onun masadaki eline değdiğinde Filóre sıçrayıp omuzlarını titretti ve şaşkınlıkla Emilia’ya baktı.
Emilia: “Subaru konuyu açtı diye hemen onun üzerine atlamak çoook tembelce bir hareket biliyorum ama, ne dersin Filóre?”
Filóre: “N-N-Ne derim, d-derken? Ne demek istediğini tam anlayamadım… Bana açıkça söylemezsen yanlış anlayabilirim. Hatta şu an bile, yanlış anlıyor olabilir miyim acaba? Bu bir rüya falan mı?..”
Emilia: “Hayır, rüya falan değil. Ve yanlış anlamaman için açıkça söyleyeceğim: Eğer istersen benimle… yoo, bizimle arkadaş olur musun!”
Filóre: “——Evet, tabii ki, seve seve!!”
O âna kadarki zayıf ve utangaç hâli bir anda yok olan Filóre, yüzünde güller açarak Emilia’nın elini sımsıkı tuttu ve ikili sıfır mesafeden yepyeni bir dostluk filizlendirmeye başladı.
Bu ışık hızındaki gelişme karşısında biraz afallasa da Subaru işlerin kesinlikle iyi bir yöne gittiğini hissederek derinden başını salladı.
Subaru: “Herhangi bir gerginlik olmadan konunun tatlıya bağlanması çok iyi oldu. Yalnız, o coşku… Beako’nun benim ikna çabalarıma kulak verdiği o ânı hatırlattı bana.”
Beatrice: “Betty’nin o zamanki durumu çok daha romantik ve dramatikti, doğrusu! O kadar da açlıktan kıvranmıyordum, sanırım!”
Subaru: “Ovov, ovov, aşırı şirinsin, aşırı hem de.”
Sinirden köpüren Beatrice, Rem’in az kalsın parçalayacağı ayağını değil de diğerini pıtır pıtır eziyordu ama bu ağırlık da trip atma şekli de fazlasıyla şirindi.
Bir de yan gözle baktığında Emilia’yla Filóre’nin arasındaki bu ilişkinin kurulmasına Rem’in de rahatlayıp derin bir nefes aldığını gördü.
Değinilmesi gereken bir konuydu elbet ama sırf kendi açtığı konu yüzünden ilişkilerin kopma ihtimali de vardı. Rem’in o anki ruh hâlini anlamak pek de zor değildi.
Subaru: “Rem, sen de sevindin mi? Arkadaş olmalarına?”
Rem: “Arkadaşlığın bu kadar basit bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca benim de Katya-san’ım var.”
Subaru: “Arkadaş sayısının fazla olmasında bir sakınca yok ki? Mesela ben, Gladyatör Adası’nda tanıştığım herkesi az çok arkadaşım olarak görüyorum.”
Rem: “Benim de Katya-san’ım var.”
Fazlasıyla inatçı bir cevaptı. Gerçi insanın arkadaşlarını nasıl kategorize edeceği tamamen kendi bileceği iş olduğundan, bu konuda fazla üstüne gitmek de yersiz olurdu.
En azından Emilia’yla Filóre arasında dostane bir bağ kurulmuştu. Bu hem Emilia kampı açısından hem de İlahi Ejderha Kilisesi açısından tarihî bir zafer sayılırdı herhâlde.
Emilia: “Felt-chan’la arkadaş oldum, Anastasia-san’la da arkadaş olma sözümüz var, galiba ben arkadaş edinme konusunda bayağı iyiyim.”
Emilia kısa sürede birden fazla arkadaş edindiği için özgüven patlaması yaşıyordu. Bu gidişle sokakta yürürken önüne gelenle konuşup arkadaş sayısını artırmaya kalkabilirdi.
Aslında o da fena olmazdı gibi geliyordu ama nedense başka bir anlamda adının çıkmasına sebep olabilirmiş gibi hissettirdiği için, şimdilik Emilia’nın bu arkadaşlık arzusuna bir fren yaptırmak şarttı.
Filóre: “Hey, bir saniye Emilia… Sana Emilia diyebilirim değil mi? Biz şimdi arkadaş olduk değil mi? Öyle olduğu hâlde benim dışımda başka arkadaşlarının adını anman biraz ayıp olmuyor mu sence? Yanlış anlama, benim için sorun yok ama daha yeni arkadaş olduğun şu kızla azıcık daha ilgilensen diyorum…”
Filóre’nin de arkadaşsızlık dönemi fazlasıyla uzun sürmüştü anlaşılan. Arkadaşlığa aşırı beklenti yüklediğinden midir bilinmez, sözlerinde ufaktan bir yandere havası seziliyordu.
Muhtemelen arkadaşlık arzusu tek bir kişiye fazla yoğunlaştığı içindi, bu yüzden arkadaş sayısını artırıp o arzuyu dağıtmazlarsa işler tehlikeli bir hâl alabilirdi. Eğer Rem’e bunu zorla yaptıramayacaklarsa geriye Subaru ya da Beatrice’in bu sevgiyi göğüslemesinden başka çare yok gibiydi.
Subaru: “İyi de, Filóre senin açından cidden sorun yok mu açık açık soruyorum? Sonuçta benim Emilia-tan’ımın Kıskançlık Cadısı’yla tek ortak noktası dış görünüşü ama…”
Filóre: “…? Benim Emilia’m hakkında bir şikâyetin falan mı var yoksa haa?”
Subaru: “Al işte, bu Azize neden arkadaş bulamıyor belli oldu ya!”
Tuttuğu Emilia’nın kolunu kendine çekip hemen onun göğsüne sığınan Filóre’nin bu tavrı karşısında Subaru, bunun sandığından çok daha belalı bir arkadaşlık ilişkisi olabileceğini fark edip alnını tuttu.
Subaru ve Filóre arasındaki bu atışmaya, arkadan Filóre’ye sarılıyormuş gibi bir pozisyonda kalan Emilia acı acı gülümsedi.
Emilia: “Tamam, sakin olun. Kusura bakma da arkadaşım biraz…”
Subaru: “N’oluyor ya? Bana kim üstünlük taslıyor şu anda? Emilia-tan, ben senin neyin oluyorum ki?!”
Emilia: “Eeh, Subaru da biricik Şövalye’m oluyor?”
Subaru: “Di’ mi ya! Oh be, ucuz atlattım. Özgüvenim yerine geldi.”
Gümüşi saçlı yarı elfle İlahi Ejderha Kilisesi arasında oluşması muhtemel o uçurum açılmamıştı ama onun yerine Emilia’nın tek ve biricik Şövalyesi’yle arkadaşı arasında bir çatlak oluşuyordu. ——İşlerin daha da sarpa saracağı o kritik anlardan biriydi.
???: “——Filóre, Luciengilleri kovdun mu? Hani, hatanı anladığının kanıtı olarak gözlem altında tutulacağına söz vermiştin?”
Aniden dinlenme odasının kapısı açıldı ve içeri bir genç adam girdi.
Geniş kenarlı siyah bir şapka takan ve koyu mor kıyafetler içinde ince yüzlü, yakışıklı bir gençti. Odadaki Filóre’yi ve ondan başka Subarugilleri görünce “Oho” diyerek sarı gözlerini kocaman açtı.
???: “Misafir mi gelmişti? Aman be, bizimkilere baksana, bana haber vermeden nöbeti asıp gitmişler, sonradan onlara güzel bir fırça kaymam lazım.”
Filóre: “Aa, hoş geldin Tiga. Hey, baksana, bu kız Emilia, arkadaşım olur kendisi. Harika değil mi? Arkadaşım… hihi, arkadaş, hihihi.”
Şapkasının siperliğini indirip gözlerini gizleyen gence dönen Filóre, hâlâ kendisine sarılan Emilia’yı tanıtırken âdeta mutluluk saçıyordu.
Çok güzel bir kız olduğu için kıl payı idare ediyordu ama yüzü resmen arkadaş bağımlısı birinin yüzüydü.
Filóre’nin sözleri üzerine Tiga denen genç “Emilia mı?” diyerek kaşlarını kaldırdı ve Emilia ile Subaru’lara sırayla baktı,
Tiga: “Anlıyorum. Arkadaş edinmene ben de sevindim. Ama bu yüzden bana karşı zafer kazanmış gibi bir suratla bakman hiç hoş değil. Mesela… Hey, benimle arkadaş olmak ister misin?”
Subaru: “Eh, ben mi?”
Tiga: “Aynen, ben Tiga Raureon. Sen de…”
Subaru: “Natsuki Subaru. Memnun oldum, may frent.”
Tiga: “——Ah, ben de, ‘may frendo’.”
Rahat tavırlarla yanına gelip elini uzatan Tiga’ya Subaru hiç tereddüt etmeden karşılık verip elini sıktı. Attığı bu yabancı kelimeye bile hiç zorlanmadan ayak uydurmuş, göz kırpmayı da ihmal etmemişti. Bir yandan da kendi kendine “May frendo, may frent” diye mırıldanıp kelimeye hemen alışmaya çalışması da cabasıydı.
Öte yandan, Subaru ve Tiga arasındaki bu yıldırım hızındaki arkadaşlık inşası karşısında en çok şoke olan kişi, uzun süredir arkadaşlık eksikliği çeken Filóre oldu.
Kız dehşetle gözlerini irileştirip Subaru ve Tiga’yı sırayla parmağıyla göstererek…
Filóre: “K-Korkmuyor musunuz? Ya reddederse diye falan…”
Subaru: “Siz burada nasıl eğitim alıyorsunuz yahu? Gözü pek ve atılgan bir yapın var ama iş arkadaş edinmeye gelince böyle pısırıklaşman garip bir balansmış.”
Tiga: “O konuda savunacak bir yanım yok. Ne de olsa aşırı sıkı şekilde korunarak bir fanusun içinde büyütüldüğü için dış dünyayla bağ kurmaya aç. Bundan sonra uzun soluklu bir ilişkimiz olabilir, o yüzden yavaş yavaş alıştırın kızcağızı. Isıracak hâli yok ya.”
Filóre: “Ne lüzumsuz şekilde dipnot düşüyorsun ya sen! Ne ısırması be! Beni ne sanıyorsun sen?! Emilia’nın arkadaşıyım ben! Neredeyse de bir Azize’yim!”
Rem: “Azize olmasının arkadaşlıktan sonra gelmesi biraz garip değil mi sizce de…”
Rem’in bu mırıldanmasına hak vermemek elde değildi, Filóre’nin bıraktığı izlenim kısa sürede daldan dala atlamıştı.
Yine de Kilise’de yetkili biri olduğu anlaşılan Tiga’nın geri dönmüş olması, Filóre’nin az önce bahsettiği Saray’daki görüşmelerde bir karara varıldığı anlamına mı geliyordu?
Tiga: “Doğrudur. Gerçi kendi içimizde hâlâ tartışmamız gereken bir sürü detay var. O yüzden kusura bakmayın ama bugünlük müsaadenizi isteyeceğiz.”
Subaru: “Yapma ya, may frent. Bizim aramızda böyle gizli saklı şeyler olması biraz ayıp kaçmaz mı?”
Tiga: “Her şeyi açık açık anlatabilmek mi arkadaşlığın şartı? Bence asıl önemli anlarda birbirini düşünüp ilişkiyi korumak için karşılıklı çaba gösterebilmektir asıl arkadaşlık, ne dersin?”
Subaru: “Off ya, çok klas bir şekilde lafı alıp bana geri fırlattı. Beako, bir laf sok bari ya.”
Beatrice: “Senin aksine Betty’le Subaru’nun arasında gizli saklı hiçbir sıkıcı sır yok, doğrusu.”
Rem: “Gerçekten de sadece laf sokmak için söylenmiş bir laftı.”
Arkadaşlığın tanımını oturup ciddi ciddi tartışacak değillerdi ama Tiga’nın sözleri belli bir düzeyde ikna ediciydi, o yüzden daha fazla direnmek mantıksız olurdu.
Bu yüzden de Subaru’nun imdadına yetişen Beatrice’in o çocukça laf atmasına sığınıp uslu uslu mekândan ayrılmak en mantıklı seçenekti.
Subaru: “Neyse, yine de elimiz boş dönmüyoruz. Karşılaşana kadar emin değildim ama en azından Filóre’nin Kraliyet Seçimi’ni karıştırmak gibi bir niyeti olmadığını anladık.”
Emilia: “Haklısın, Filóre gerçekten iyi bir kız.”
Filóre: “Duydun mu, Tiga? Arkadaş gör arkadaş.”
Tiga: “Tamam ya tamam anladık. Bizim Filóre’yle arkadaş olduğunuz için teşekkürler.”
Ayrılmak istemiyorum ondan diyerek sonsuza kadar yapışıp kalacak mı diye endişelenmişlerdi ama neyse ki uslu duran Filóre, Emilia’yı serbest bıraktı ve kızı başarılı bir şekilde geri alabildiler.
Böylece Subarugillerin yanına dönen Emilia’yla yer değiştiren Tiga, şapkasını çıkarıp zarif bir şekilde eğildi.
Tiga: “Teşekkür bir yana, Filóre’nin arkadaşını ve benim de may frendomu öylece eli boş göndermek olmaz şimdi. Size de bir müjde vereyim bari.”
Subaru: “Bize mi müjde? Ne müjdesi?”
Tiga: “——Uyuyan Düşes Karsten’in gözlerini açtığı konuşuluyor.”
Subaru: “Hık!.. Crusch-san mı?”
İstemsizce öne atılıp soran Subaru’ya Tiga gayet havalı bir şekilde başını salladı. Tam anlamıyla karşı tarafın beklediği tepkiyi vermiş ve oltaya gelmişti.
Ama hiç umurunda değildi. Crusch’un uyanmış olması tartışmasız bir şekilde harika bir haberdi.
Subaru: “Emilia-tan, bundan sonra…”
Emilia: “Evet, tabii ki. Ziyaretine gidelim. Ben de Crusch-san’la konuşmak istiyorum.”
Filóre: “O zaman ben de Emiliagillerle birlikte——”
Tiga: “Filóre, sen burada kalıyorsun. Beni ve Sakuragillerin dönmelerini bekleyeceksin.”
Hazır ola geçip onlara katılmaya çalışan Filóre’nin omuzlarından tuttu Tiga. Kızsa omuzlarına konan Tiga’nın ellerine öfkeyle baktı.
Filóre: “…Sence de saçma değil mi? Konu Düşes Karsten sonuçta, değil mi? Kutsal Ayin’in sonucunu görmek gibi bir yükümlülüğüm var. Evet, yükümlülük. Haksız mıyım?”
Tiga: “O zaman Kutsal Ayin’in taşıyıcısı olarak görevlerini de yerine getirmen gerekir, yoksa mantıksız olur. Elbette Düşes Karsten’in durumuna bakmaya gideceğiz. Ama daha sonra, Kilise’nin mensupları olarak.”
Filóre: “Eeh, Emilia…”
Emilia: “Mm, merak etme, Filóre. Senin yerine de geçmiş olsun dileklerimizi iletiriz.”
Filóre: “Beni hiç anlamadın mı?! Arkadaş olmamıza rağmen?!”
Arkadaşlık beklentisini biraz fazla yüksek tutmuştu anlaşılan.
Her hâlükârda, Filóre için üzücü olsa da Crusch’ın iyi olduğunu kendi gözleriyle görme isteği Subaru’nun içinde çok ağır basıyordu. Hatta şu an hemen yola çıkmak isteyecek kadar.
Subaru: “Başka bir taym gene denk gelirsek konuşuruz. Bugünkü sohbetimiz güzeldi. O hâlde görüşürüz.”
Filóre: “Çok baştan savma bir veda oldu bu ama! Ben hiç razı değilim ki… Mmhmmm, mmhmmm!”
Tiga: “Siz burayı bana bırakın, önden gidin!”
Hâlâ peşlerinden gelmek isteyen Filóre’yi zapt edip kötü adam rolünü üstlenen Tiga oldukça güven verici bir şeyler söyleyerek onları uğurladı.
Bu yüzden -arkada bırakmanın verdiği buruklukla da olsa- Subarugiller Kilise’den ayrıldı.
Oğlan 1: “Aaaa, gidiyor musunuz hemen?”
Oğlan 2: “Onee-chan ne durumdaydı? Nasıldı?”
Kız: “Kesin yine kendi kendine gelin güvey olmuştur. Eh, biz olmayınca işleri pek rast gitmiyor da.”
Kiliseden çıktıklarında, Filóre’yle oynayan o çocuklar tarafından uğurlandılar. Oldukça acımasız ama bir o kadar da isabetli bir yorumdu.
Her neyse——
Subaru: “——Beni bekle, Crusch-san. Seninle konuşacak o kadar çok şeyim var ki.”
İçindeki o sabırsızlığa yenik düşen Subaru’nun adımları giderek hızlanıyordu.
△▼△▼△▼△
——Böylece Emilia Kampı’nın uzaklaşmasını izleyen Tiga, zapt ettiği Filóre’yi serbest bıraktı.
Serbest kalan Filóre yalpalayarak ellerini masaya dayadı ve giden Emiliagillerin arkasından kalan o izlere içerleyerek baktıktan sonra Tiga’ya ters ters baktı.
Tiga: “O bakışlar da ne? Bana söylemek istediğin bir şey mi var?”
Filóre: “Nefret ediyorum senden…”
Tiga: “Böyle tatsız kelimeler söylemesene! Yapacak bir şey yok. Aramızda konuşmamız gereken şeyler olduğu da Düşes Karsten’in uyandığı da bir gerçek sonuçta.”
Filóre: “Hıh. Sosyallik abidesi Tiga Rauleon-san bunu anlayamaz tam olaaarak.”
Böyle trip atarak yüzünü çeviren Filóre, ardından masanın üzerinde hiç dokunulmamış çay fincanını eline alıp bir yudum aldı.
Gerçekten de o kadar hızlı gelişen olaylar silsilesinden ötürü çay içmeye vakit bulamamıştı.
Tiga’ysa sarı gözlerini kısarak Filóre’nin yüzünü süzüyordu——
Tiga: “Yine de bula bula gidip Emilia-sama’yı bulman çok ilginç.”
Filóre: “…Ne o? Yoksa sen de mi gümüşi saçlı yarı elfler hakkında bir şeyler geveleyeceksin?”
Tiga: “O da var. Ama sadece o da değil. ——Filóre, nişanın nerede?”
Tiga’nın sorusu üzerine hafifçe afallayan Filóre, cübbesinin içinden bir nişan çıkardı. Avcunu açtığında kızıl Ejderha Kristali göz kamaştırıcı bir ışık saçıyordu.
Kıza—— yoo, o ışığa ve onu parlatan Filóre’ye bakarak mırıldandı.
Ve dedi ki——
Tiga: “——Bundan sonra epey yoğun olacağız. Ne de olsa bir buçuk yıllık bir gecikmeyle yarışa katılıyoruz.”




