Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”

Kısım X, Bölüm 1 – “Arkadaşlar”

5 Şubat 2026 720 Okunma 31 dk okuma

Bölümün ortalama okuma süresi 23 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “ ——Tam da o prensese yakışır bir hareket, ha? Son âna kadar kendi bildi’ni okumuş, şuna bak hele.”

Diyerek konuşan Felt, çay fincanına dudağını değdirdi. Kıza bakan Emilia’nın da bakışları hüzünle yumuşayarak gülümsedi.

Karşısındaki misafir koltuğunda tek dizini karnına çekmiş bir hâlde oturan Felt; Emilia’nın sözünü hiç kesmeden sonuna kadar dinlemiş, kendine has o üslubuyla Priscilla’nın yasını tutmuştu.

Priscilla’nınkinden hafifçe farklı kızıla çalan o gözlerinin büyük bir keder ya da derin bir yas hissiyle dolmamasını vicdansızlık olduğunu düşünmüyordu Emilia. Sadece… güçlü diye düşünüyordu.

Sırf Priscilla’nın ölüm haberinin detaylarını bizzat öğrenmek için kalkıp buraya kadar gelmesi de cabasıydı.

Şu an Emilia’yla Felt’in karşı karşıya olduğu yer, Kraliyet Başkenti Lugunica’daki Soylular Konağı’nın bir odasıydı. Başkentte kalan önemli kişilerin ağırlandığı bu konağın misafir odasında Emilia, Felt’i ağırlıyordu.

Sözleşmiş değillerdi. Tesadüfen başkentte bulunan Felt, Emilia’nın kraliyet sarayına vukuatlar getirdiğini duymuş ve kalkıp onu görmeye gelmişti.

Doğrusu, Felt’in bu ziyareti onu çok mutlu etmişti.

Zaten Emilia Kampı olarak Felt’e büyük borçları vardı—— onlar Krallıkta yokken Meili’yle yakından ilgilendiklerini Annerose’den duymuştu.

Hem Roswaal’ın akrabası hem de Emilia’nın destekçisi olan Annerose’den Meili ve Pleiades Gözcü Kulesi’yle ilgili çeşitli pazarlıkları yürütmesini rica etmişlerdi. Feltgiller de bu pazarlıkların başarıya ulaşmasında çok büyük yardımı dokunmuş, çok büyük rol oynamıştı.

Bu yüzden Emilia, fırsat yaratıp Felt’e bizzat teşekkür etmek istemişti; tesadüf olarak böyle karşılaşmaları çok hoştu.

Yine de “keşke… keşke daha iyi haberlerle dönebilseydim de——”

Felt: “——Diye düşünüp durdu’n yüzünden belli oluyo’, Emilia-neechan.”

Emilia: “Eh, ııı… o denli mi belli ediyorum?”

Felt: “Hem de nasıl. Kaşlarını öyle çatıp boynunu bükersen anında anlaşılır tabii.”

Parmağıyla kendi alnına vuran Felt’e ayak uydururcasına Emilia da iki kaşının arasını ovuşturdu.

Aklından geçenlerin yüzüne yansıdığı sık sık söylenirdi ama bu kadar net okunabiliyor olması kendi adına bile şaşırtıcıydı. Üstelik endişe vericiydi de. ——Kendini tamamen toparladığını, artık turp gibi olduğunu düşünüyordu oysaki. Kimseyi endişelendirmemek adına güçlü durmaya çalışıyordu.

Emilia: “Yine de olmuyor işte. Böyle giderse Subarugiller kızacak bana.”

Felt: “O nii-chan sana kızar mı diyo’n? Hayal bile edemiyo’m valla.”

Emilia: “Tabii ki de kızar. Subaru da yeri gelince toparlanmam gerektiğini bildiğinden ötürü kızar bana. Yanlış yaptığım bir şey varsa da açık açık söyler yüzüme.”

Felt: “Hıh, görece’z onu.”

Diyerek gülen Felt, çektiği dizinin üzerine çenesini yaslayıp o sivri dişlerini gösterdi.

Felt’in o hafiften kötücül, alaycı gülümsemesine dudak büken Emilia “Ama…” diyerek devam etti.

Emilia: “Felt-chan aklımdan geçenleri apaçık görüyor gibisin… Peki ya senin hiç böyle düşündüğün vakitler olmuyor mu?”

Felt: “Lafı dolandırmadan mesele şu mu? Uzun zaman sonra yüz yüze geldik, onda da prensesin ölümüyle konuya girdik; baya’ ayıp oldu, canın sıkıldı falan mı diyo’n?”

Emilia: “Iıı, evet… aynen öyle. Hıhı, tam olarak onu diyordum.”

Felt: “Bu meseleyi aksine Emilia-neechan’dan duydu’ma sevindim.”

Emilia: “Benden mi?”

Beklemediği bir cevap alan Emilia şaşkınlıkla tekrar sorunca Felt “Aynen” dercesine başını salladı. Gözleri kocaman açılmış Emilia’nın önünde başını kaşıyarak…

Felt: “Açıkçası prensesin öldü’nü ilk duyduğumda şaka falan sandım. Çünkü öldürsen ölme’cek tiplerin başında gelirdi bu. Öğrenmeseydim kendi kafamda abuk subuk senaryolar kurup dur’cak, gerçeğin ne olduğu da arada kaynayıp git’cekti.”

Emilia: “————”

Felt: “Bu yüzden olayın bizzat içinde olan Emilia-neechan’dan dinleyince… nasıl desem, duruma son noktayı da koyabildim… Ya da son noktayı koymaya hazır hâle geldim diyelim. Çıh, ben de lafı dolandırmaya başladım ya. Kusura bakma.”

Emilia: “——Yoo, olur mu öyle şey. Felt-chan’ın ne demek istediğini anladım.”

Derdini tam anlatamadığı için yüzünü ekşiten Felt’in hisleri Emilia’ya ulaşmıştı.

Durum tam tersi olsaydı, Emilia uzaklardayken haberi bile olmadan tanıdığı birinin öldüğünü duysaydı kendisi de ölümüyle ilgili türlü türlü şeyler kurardı kafasında.

O türlü hayaller içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu doğrulama imkânı olmadan kafa karışıklığı yaşar, gerçeği ayırt edemez hâle gelirdi.

Bu yüzden de ne kadar acı verici olursa olsun, o belirsizlik perdesinin yırtılıp atılması insana bir anlamda kurtuluş gibi geliyordu.

Emilia: “Hele ki sana bunları anlatan kişi güvendiğin biriyse çok daha iyi oluyor çünkü.”

Felt: “…Bu lafın ucu Emilia-neechan’a güvendiğime çıkmıyo’ mu?”

Emilia: “Hıhı, ben Felt-chan’a güveniyorum… Felt-chan da bana güveniyor, di’ mi? O yüzden de kalkıp beni görmeye geldin, yanılıyor muyum?”

Felt: “Bi’ saniye ya, rakip adaylar oldu’muzdan ötürü burada başımı sallayıp onaylamam tuhaf kaçmaz mı be?!”

Sandalyesinden ayaklarını indiren Felt, yanaklarını şişirip bıkkın bir ifade takındı. Yine de başını iki yana sallayıp reddetmediği için de Emilia rahatlamış bir gülümsemeyle karşılık verebildi.

Priscilla’yı düşündükçe göğsü hâlâ ince ince sızlıyordu. Ama Felt’in içindeki o bulanık soruların cevapsız kalmadığını bilmek iyi hissettirmişti.

???: “————”

Derken Emilia’yla Felt’in bu anına hafif bir nefes sesi karıştı. O ince sesi anında havada kapan Felt, “Oyy” diye huysuzca çıkıştı…

Felt: “Sen ne sırıtıp duruyo’n lan orada?”

???: “——Olur mu öyle şey, haddime değil. Sadece Felt-sama’nın Emilia-sama tarafından böylece köşeye sıkıştırıldığını görmek pek nadir bir olay da, isteyerek olmadı…”

Felt: “İsteyerek olmamışmış, külahıma anlat onu. Efendisi’nin yenilgisini sırıtarak izleyen şövalye mi olur lan?”

???: “Bağışlayın. İkinizin arasına girmeye çekindim diyelim.”

Elini göğsüne koyup başını eğerek özür dileyen o meşhur kızıl saçlarıyla, mavi gözleriyle Felt’in Şövalyesi olan Reinhard’dı.

Doğal olarak Felt’in Emilia’yı tek başına ziyarete gelmesi beklenemezdi, o da başından beri buradaki konuşmalara kulak misafiri oluyordu. Reinhard’la Felt’in bu samimi atışmasına bakıp Emilia, “Aşk olsun.” diye söze girdi.

Emilia: “O kadar çekinmenize gerek yoktu ki. Bizim Otto-kun da deminden beri konuşu… Eh? Konuşmuyor muydu?”

Otto: “Aynen öyle. Fark ettiğiniz için teşekkürler. Mevkileri yüksek iki kişinin konuşmasına elbette ki burnumu sokmayacak kadar sağduyum vardır hani, bilmem anlatabildim mi?”

Şaşkınlıkla kaşlarını kaldıran Emilia’nın yanında, acı acı gülümseyerek konuşan kişi, sohbetin başından beri orada duran Otto’ydu.

Bu kez Emilia’nın başkent yolculuğuna eşlik eden tek kişi Otto olduğundan ister Kraliyet Sarayı’na rapor verirken olsun ister Soylular Konağı’ndaki toplantılar olsun, her yerde onun yanındaydı.

Otto’nun varlığı dahi güven veriyordu, o yüzden hiç konuşmasa bile Emilia onun varlığına alışıp rahatlamıştı.

Emilia: “Özür dilerim, fark edemedim. Otto-kun da konuşmayı çok sever, o yüzden susup oturmak senin için de çoook zor olmuştur kesin.”

Otto: “Müsaadenizle düzelteyim, ben sadece gerektiği yerde gerektiği kadar konuşurum, yoksa kesinlikle geveze biri falan değilimdir yani!”

Felt: “Ooo, hiç inandırıcı gelmedi. İnsanlarla konuşmayı geçtim; böceklerle, su ejderleriyle falan laklak edebilen bir adamın konuşmayı sevmedi’ni söylemesi de ne bileyim yani…”

Otto: “İlahi Korumamla huylarımı birbirine karıştırmazsanız sevinirim.”

Başındaki yeşil şapkayı düzelten Otto, laubali tavırlı Felt’e böyle karşılık verdi.

“Dil Ruhu’nun İlahi Koruması” sayesinde türlü türlü canlılarla konuşabilen Otto düşünüldüğünde Felt’in tespiti tam on ikiden isabet etmişti diye düşündü Emilia. Şöyle bi’ düşününce gittikleri her yerde hayvanlarla, böceklerle, her türlü canlıyla konuşup arkadaş çevresini genişleten hep Otto’ydu sonuçta.

Emilia: “Otto-kun’un çoook fazla arkadaşı vardır. Pek arkadaşım olmadığından ötürü, herkesle iyi anlaşabilmesine hep imrenmişimdir.”

Otto: “Arkadaş deyince işin rengi biraz değişiyor ama. Çoğunlukla karşı tarafa sunduğum şey pazarlık ya da ticaret oluyor, arkadaş edinmekten daha farklı bir uzmanlık alanı yani. Böyle düşününce benim de pek arkadaşım olduğu söylenemez.”

Felt: “Arkadaş tanımı üzerine öyle felsefe yapacak bi’ durum yok ki. Hazır elin değmişken bizim Reinhard’la da arkadaş oluversin bari. Bu herifin de arkadaşı azdır çünkü.”

Emilia: “Eh, öyle mi? Çoook şaşırdım.”

Tek gözünü kırpıp koltuğun arkasında dikilen Reinhard’ı işaret eden Felt’in sözleri üzerine, Emilia istemsizce kızıl saçlı şövalyeye baktı.

Reinhard insanlarla arası iyi olan çok ünlü biriydi; Krallıkta kime sorulsa adı bilinir, güvenilirdi. Emilia da ilk karşılaştıkları andan beri ondan hep nezaket görmüştü, o yüzden Krallıktaki herkesle arkadaş olduğunu sanıyordu.

Emilia’nın şaşkın bakışları karşısında Reinhard, “Ne yazık ki” diyerek ekledi…

Reinhard: “Benden kaynaklı olmasa da karşı tarafın çekindiği çok oluyor. Subaru’yla Ferris bir yana, şövalyeleri ya da kampımızdaki yoldaşları saymazsak arkadaşım az sayılır.”

(Ç.N: Julius…)

Emilia: “Öyle mi… Reinhard’ın bile böyle dertleri varmış demek… Otto-kun baksana, sakıncası yoksa Reinhard’la da arkadaş olur musun?”

Otto: “Şu an benden inanılmaz derecede uçuk bir şey istediğinizin farkında mısınız acaba? Ayrıca, Reinhard-san’a da ayıp olmaz mı?!”

Reinhard: “Ne münasebet. Aksine, büyük mutluluk duyarım. Arkadaşım olur musun?”

Otto: “Buna resmen kıskaca almak denir, hatta pusuya düşürmek desek yeridir yahu!”

Emilia’nın beklenti dolu bakışlarıyla Reinhard’ın gülümsemesi arasında sıkışan Otto, “Iğğh” diye kıvranarak inledi.

Bu manzarayı pişmiş kelle gibi sırıtarak izleyen tek kişi Felt’ti. Uzun bir tereddütten sonra Otto derin, çok derin bir iç çekerek…

Otto: “Az önce Felt-sama’nın da buyurduğu gibi şu anda bizler rakip kampların mensuplarıyız. Kraliyet Seçimi bitinceye dek, aşırı samimi ilişkilerden kaçınmamız gerekiyor.”

Reinhard: “Öyle mi? Yazık oldu. Ama kararın buysa saygı duyarım. Arkadaş değiliz o hâlde.”

Otto: “Evet, öyle yapalım lütfen. Arkadaş değiliz.”

Hüzünlü sözler sarf edip omuzlarını düşüren Otto’ya karşı Reinhard, tuhaf bir şekilde ne incinmiş ne de hayal kırıklığına uğramış görünüyordu; yüzünde hâlâ o nazik tebessüm vardı. Ne yazık ki arkadaş olamamışlardı ama Emilia’nın gözünde nedense şimdiden sıkı sıkıya dost olmuşlar gibi geliyordu.

Üstüne üstlük——

Otto: “Tüh, çaylar soğumuş ya. Gidip yenilerini demleyeyim. Emilia-sama, siz de sohbetinize devam edin. Ben——”

Reinhard: “——O hâlde ben de size eşlik edeyim. Arkadaş olamadık belki ama sana Çay Ritüeli’nin İlahi Korumasını göstereyim bari.”

(Ç.N: Japon kültüründe “çay ritüeli/çay yolu”, yalnızca çay yapma işi değildir; o iş aracılığıyla insanın kendini disipline etmesini ve zihnini arındırmasını ifade eder. Yani, bazılarının “Kılıç yolu” dediği kavrama benzer. Bu yüzden mesele çayın kendisinden çok; nasıl hazırlandığı, nasıl sunulduğu ve o anda sergilenen zihinsel hâlidir. Çay deyip geçmeyin demiş sanırım, Tappei bey.)

Otto: “Şaşırtıcı derecede kinciymişsiniz. ‘Kılıç Azizi’nin birine kin gütmesi insana hiç huzur vermiyor, bilesiniz.”

İşte böylece kendi aralarında şakalaşarak odadan çıkıp gittiler.

Kapanan kapının ardında kaybolan Otto’yla Reinhard’ın sırtlarına bakan Emilia, Felt’e döndü.

Emilia: “Şimdiden bayağı bayağı arkadaş olmuş gibiler, di’ mi?”

Felt: “Kıh kıh, aynen, ben de aynısını düşünüyordum. Normalde Reinhard denen o herifin hareketleri tepemin tasını attırır ama izleyen taraf olunca da baya’ keyifli oluyormuş.”

Emilia: “Aa, yaramaz çocuk suratı yaptın. Ama Kraliyet Seçimi yüzünden Otto-kun’un Reinhard’la arkadaş olmaktan vazgeçmesi de…”

Felt: “Hah, çok da dert etme. O nii-chan laflarımı işine geldiği gibi cımbızladı sadece. Niye öyle yaptı onu ben de anlamadım ama… Kraliyet Seçimi var diye iyi geçinemeyiz lafları falan yalan dolan.”

Emilia: “Yalan dolan mı… öyle mi?..”

Durumdan epey keyif almış olacak ki burnundan neşeli bir melodi mırıldanacakmış gibi duran Felt’in bu tavrı üzerine Emilia, biraz olsun düşündükten sonra “Tamam” diyerek ayağa kalktı.

Kraliyet Seçimini düşünüp Reinhard’la arkadaş olmaktan vazgeçen Otto’nun inceliğine karşı biraz mahcup hissediyordu ama… Emilia gene de kararını vermişti.

Priscilla olayından sonra, artık pişman olmak istemiyordu.

Emilia: “Felt-chan?”

Felt: “Oh? N’oldu?”

Hızlı adımlara yürüyüp kendisine bakan Felt’in yanına çöken Emilia, omuzları birbirine değecek kadar yakın bir mesafeden onunla yüz yüze geldi. Emilia’nın bu ani atağıyla dibine kadar girmesi karşısında Felt, kızıl renkli gözlerini kırpıştırdı.

Doğru ya Emilia’nın Felt’le ilk karşılaşması, Emilia’nın nişanını ona çaldırmasıyla başlamıştı. O zaman beyni durmuştu resmen, o durumda bile hiç istifini bozmayan Puck’a da gıcık olup hıncını ondan çıkarmak istemişti… Ama bu meseleyi bir yana bırakırsak özetle, Felt’le tanışmaları hiç de iyi bir başlangıç olmamıştı.

Yine de şimdi, Emilia kendisiyle aynı yere aday olan Felt’e karşı şunları hissediyordu…

Emilia: “Ben… Felt-chan’la iyi anlaşmak istiyorum. Hem de öylesine anlaşmaktan bahsetmiyorum, çoook sıkı fıkı arkadaş olmak istiyorum.”

Felt: “…Haaa?”

Emilia: “Aslında Anastasia-san’la seçim bittikten sonra arkadaş olmak için sözleşmiştim. Birlikte seyahat edip bol bol konuşacağız diye… Gerçi o konuşmaların tamamı gerçek olan Anastasia-san değildi belki ama, uzun uzun konuşup sözleşmiştik.”

Koca gözleri şaşkınlıkla titreyen Felt’e Emilia takır takır sıralıyordu lafları.

Anastasia’nın—— kendini tüccar olarak tanımlayan o kadının sözünü tutacağı kesindi. Subaru’nun aksine onunla sözleşmek güven vericiydi.

Emilia: “Subaru sözünü hemencecik bozduğu için endişeleniyorum ama Anastasia-san oldu mu içim rahat oluyor. Ama söz vermesek bile Subaru’yla arkadaş olamayız gibi geliyor bana, gerçi ben de Subaru’yla arkadaş olmayı istiyor muyum bilmiyorum… Eh? Ne konuşuyorduk biz?”

Felt: “Emilia-neechan’ın Subaru nii-chan’la neden arkadaş olamayaca’nı konuşmuyo’ muyduk?”

Emilia: “Hıhı, öyle… Ayy, öyle değil, onu demiyordum! Felt-chan’la beni diyordum!”

Az kalsın asıl konudan sapan Emilia soğuk terler döktü. O tehlikeli virajı alıp toparlayan Emilia’nın önündeki Felt’se aniden başını yukarı kaldırdı. Onun bu hareketiyle Emilia da tavana baktı. Öyle ahım şahım bir şey yoktu orada.

Emilia: “Felt-chan?”

Felt: “Tavana bakmıyo’m yahu. N’apsam diye düşünüyo’m.”

Emilia: “Iıı, aklıma geldi de. Subaru’yla Petra yüzüme baktı mı hep enerjiyle dolup taştıklarını söylüyorlar. Ee, işe yaradı mı acaba?”

Felt: “Yoksa şu an bana iyi yönlerini mi pazarlıyo’n la’?”

Emilia: “Öyle de denebilir, Felt-chan’la arkadaş olmak istiyorum çünkü.”

Son bir yılda aynadaki yüzüne bakmaya o da alışmıştı artık.

Subaru, Petra, hatta bazen Ram bile Emilia’nın yüzünü övüyordu; belki Felt üzerinde de bir etkisi olur diye umutsuzca olta atmıştı.

Emilia’nın bu ölesiye çabası karşısında Felt, yüzü hâlâ yukarı dönük hâlde konuştu…

Felt: “Ne diye benimle bu denli arkadaş olmak istiyorsun ki? Şimdiki hâlimizle de…”

Emilia: “Priscilla’yla ben… arkadaş olmak istemiştim.”

Felt: “————”

Emilia: “Ama bunu söylemeyi hep ertelemiştim. Çok aptalım, di’ mi? Daha düne kadar turp gibi olan değer verdiğim biriyle yollarımın aniden ayrılabileceğini biliyor olmam gerekirdi oysaki.”

Elini göğsüne götürüp boynunda asılı duran büyü kristaline dokunarak mırıldandı Emilia.

Uyuyup duran Puck da öyleydi, Büyük Elior Ormanı’nda buzlar içinde kalan biricik ailesi de. Ayrılık ansızın gelirdi, ona ne kadar değer verirsen ver.

Priscilla’yla olan vedası, unutkan Emilia’ya acı gerçeği tekrardan hatırlatmıştı.

Emilia: “Artık bunu bir daha unutmak istemiyorum. O yüzden kararımı verdim, artık kendimi tutmayacağım. Sevdiğim insanlara sevdiğimi söyleyeceğim, arkadaş olmak istediklerime de arkadaş olalım diyeceğim.”

Felt: “——Siktir ya, prenses gene son âna kadar yapmış yapaca’nı.”

Emilia: “?——”

Emilia olabildiğince dürüstçe hislerini kelimelere dökmüştü. Hâlâ tavana bakarak onu dinleyen Felt, yavaşça bakışlarını indirdi.

Yüzündeki ifade ne pişmanlıktı ne de acıydı, bambaşka bir gülümsemeydi.

Felt: “İyi, tamam, ben de Emilia-neechan’la arkadaş olurum o zaman.”

Emilia: “Gerçekten mi?! Yani, Kraliyet Seçiminden sonra…”

Felt: “Sonrasına gerek yok. Nasıl olsa olca’z, bari Anastasia-neechan’dan önce Emilia-neechan’la arkadaş ola’m da kıskançlıktan çatlasın.”

Emilia: “Aa, öyle demesene. Anastasia-san da arkadaşım olacak sonuçta.”

Felt: “Hâlihazırda senin arkadaşın olmuşken daha olamamış olan Anastasia-neechan’dan daha üstün değil miyim yani?”

Emilia: “Yaa, beni zor durumda bırakıyorsun ama!”

Kıkır kıkır gülerek o sivri dişlerini gösteren Felt’e karşı, Emilia da dudaklarında açan bir tebessümle karşılık verdi.

Teklifine Felt’ten harika bir cevap almıştı. Felt’le arkadaş olabilmenin gerçekliğiyle Emilia’nın göğsü yavaş yavaş sıcacık bir hisle doldu.

Böylece Felt’le karşılıklı gülüşürken Emilia’nın aklında birileri canlanmıştı. ——Hâlâ Priscilla’nın ölümünü kabullenememiş olan Al’la ona eşlik eden Subarugiller.

Emilia: “Al’la da——”

Bir gün…. Şimdi, hemencecik olacak diye bir şey yok ama bir gün.

Emilia’nın arkadaş olmak istediği, o çok arzuladığı Priscilla hakkında; gözleri dolmadan başka ifadelerle konuşabileceği o günlerin gelmesi için de… tüm kalbiyle dua edecekti.

Emilia arkadaşıyla omuz omuza vermişken böyle düşündü.

△▼△▼△▼△

???: “——Demek o kaş göz işaretini o yüzden yaptın. Benimle konuşmak istiyordun, değil mi?”

Emilia’yla Felt’i misafir odasında baş başa bırakıp koridorda bir süre ilerledikten sonra, Reinhard aniden konuyu açtı.

Elinde çay takımının olduğu gümüş tepsiyi taşıyan Otto, “Aynen öyle” diye arkasına bakmadan onayladı.

Otto: “Doğrudur. Durumu çabucak kavradığınız için sağ olun. Felt-sama’nın ziyareti sayesinde Emilia-sama’nın yüzü nihayet gülmeye başladı, o havayı da bozmak istemedim.”

Reinhard: “Belli ki Priscilla-sama’nın gidişi onu sandığımızdan daha çok sarsmış.”

Otto: “Açıkçası, o savaşa katılıp da sarsılmayan tek bir insan evladı yoktur. Neredeyse hiç muhabbetim olmayan benim bile içime oturduysa varın gerisini siz düşünün.”

Elbette Otto’nun yaşadığı şok, Priscilla’ya sempati duyan Emilia’yla ya da onun gözlerinin önünde silinip gidişine şahit olan Subaru ve Al’la kıyaslanamazdı.

Yine de “Büyük Felaket”e karşı verilen savaşta tek bir müttefiki bile kaybetmeden herkesi sağ salim eve döndürmeye odaklanan Otto için Krallıktan birinin—— Kraliyet Seçimindeki bir adayın ölümü ağır gelmişti. Diğer yandan -mantığının bir köşesinde- akılalmaz bir karizmaya sahip o zorlu rakibin denklemden çıkışını soğukkanlılıkla analiz eden bir tarafı da yok değildi.

Reinhard: “…Şaşırtıcı.”

Sanki Otto’nun iç sesini duymuş gibi mırıldandı Reinhard. Şöyle bir omzunun üzerinden arkasına baktığında Reinhard’ın sözlerinin hakkını verircesine şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdığını gördü.

Bu tepki üzerine Otto, hafifçe kendini tiye alan gevşek bir gülümsemeyle….

Otto: “Bu tepkinizden anladığım kadarıyla Priscilla-sama’nın ölümüne üzülmemi beklemiyordunuz. Doğruya doğru, rakip bir adayın elenmesini memnuniyetle karşılayan bir tarafım yok dersem yalan olu…”

Reinhard: “Onu demiyordum, kendi zayıflığını bu kadar dürüstçe dile getirmen şaşırttı beni. Kendini zorla kötü adam gibi göstermeye çalışmana hiç gerek yok bence.”

Otto: “————”

Reinhard: “Yoksa, içini dökmen bana ısındığının bir işareti mi… dost olabileceğimize dair bir emare mi yoksa?”

Otto: “Anlaşılan kelimelerimi yanlış seçmişim.”

Hafiften dalga geçilmenin verdiği hisle Otto omuzlarını biraz dikleştirip yürümeye devam etti.

Anlaşılan ruh hâli, kendisinin fark ettiğinden bile daha bozuktu. Reinhard da bunu sezmiş olacak ki az önceki pot kırmasını şakayla karışık bir âna dönüştürüp geçiştirmişti.

Otto: “Toparlan, kendine gel Otto Suwen.”

Böyle olmazdı, dizginleri yeniden ele almalıydı.

Felt’in Emilia’ya düşmanlığı olmasa bile sonuçta o rakipti. Karşı tarafa zayıflık göstermemek elzemdi. Zihinsel dengenin bozuk olması, bir müzakere masasında—— hatta koridorda dahi gösterilmemesi gereken kusurların en başında gelirdi.

Bunu kendine bir kez daha hatırlatarak Otto, Reinhard’ı dışarı çıkarma amacını yerine getirmeye karar verdi.

O amaç da şuydu——

Otto: “——Heinkel Astrea hakkında bildiklerimi paylaşacağım.”

Reinhard: “————”

Konunun açılmasıyla birlikte koridordaki havanın bıçak gibi kesilip değiştiğini hissetti.

Kurudu mu ıslandı mı, bilinmez ama nem oranı değişmişti. Arttı mı azaldı mı, bilinmez ama sıcaklık değişmişti. Buna sebep olanın hemen yanı başında yürüyen “Kılıç Azizi” olduğu gerçeği kesindi.

Otto: “Heinkel-san, Priscilla Kampı’nın bir üyesi olarak İmparatorluktaki savaşa katılıp sağ çıktı. Ancak Priscilla-sama’nın ölümünden sonra çöktü ve o andan sonra da resmen sırra kadem bastı.”

Reinhard: “…İmparatorluk tarafından esir mi alındı?”

Otto: “Hayır, sanmıyorum. Çıkarları söz konusu olduğunda ne kadar acımasız olabilecekleri malûm bir ülke olsa da o savaştan yorgun düşmüş hâlleriyle Krallığı—— yani ‘Kılıç Azizi’ Reinhard van Astrea’yı karşılarına alacak kadar gözleri kör değildir.”

Reinhard: “O hâlde kendi isteğiyle ortadan kayboldu, ha?”

Gözlerini hafifçe yere indiren Reinhard’ın güçsüz bir sesle mırıldandığını duyuverdi Otto.

Amacı misilleme yapmak değildi ama sonuç olarak az önce kendisinin zayıflık göstermesi gibi, şimdi de karşı tarafın zihinsel dengesini sarsacak bir durum yaratmıştı. Yine de “fırsat bu fırsat” deyip rakibin yarasını deşecek ya da oradan bilgi sızdıracak bir ruh hâlinde değildi.

Ama şimdi soracağı sorunun kendisine hiç yakışmadığını da biliyordu——

Otto: “Heinkel-san… yani babanız adına endişeleniyor musunuz?”

Bu soru, karşı tarafın nezaketine karşın samimi bir karşılıktı.

Aslında Reinhard için cevaplaması zor bir soruydu bu. Reinhard’la Heinkel arasındaki ilişkinin detaylarına hâkim değildi ama baba oğul ilişkisinin çatlaklarla dolu olduğunu, fiilen kopmuş olduklarını artık herkesçe biliniyordu.

Üstelik Otto, Priestella’da Heinkel’in Felt’e kılıç dayayıp Reinhard’ın hareketlerini kısıtlamaya çalıştığı o sahneye bizzat şahit olmuştu.

Zaten lafı oraya getireceksek ailenin üç kuşağının da farklı Kraliyet Seçimi adaylarını destekliyor olması bile, Astrea ailesindeki istikrarsızlığı kanıtlayan en büyük olaydı.

Her hâlükârda——

Otto: “İçinize su serper mi bilmem ama, Garfiel’in dediğine göre babanız ‘Ejderha’nın darbesine bile dayanabilmiş. O yüzden de saldırıya uğrayıp hayatını kaybetme ihtimalinin düşük olduğunu düşünüyorum.”

Bunu söylerken Otto, Heinkel’in intihar etme olasılığını bilerek dile getirmedi.

Duyduğuna göre Priscilla’nın ölümüyle yıkılan Heinkel, sadakatinin yönünü Emilia’ya çevirmiş ve kendisini astı olarak kabul etmesi için yalvarmıştı. Emilia tarafından reddedilip gidecek yeri kalmayan bir adamın, çaresizlikten ne yapacağı da kestirilemezdi——

Reinhard: “——Buna ihtimal yok, Otto. Babam, asla kendi canına kıyacak bir şey yapmaz.”

Otto: “…Emilia-sama gibi benim de her şey yüzümden mi okunuyor acaba?”

Aklından geçenlerin şıp diye bilinmesi üzerine Otto tek eliyle alnını ovuşturdu. Reinhard’sa “Yoo” diyerek acı bir tebessümle karşılık verdi.

Reinhard: “En kötü ihtimali bilerek dile getirmediğiniz için nezaket gösterdiğinizi düşündüm sadece. Ama endişeniz yersiz. Babamın mutlaka yaşayarak gerçekleştirmek istediği bir amacı var. Onu başarmadan evvel ölümü seçmesi… böyle bir şey mümkün değil.”

Otto: “Öyleyse bir yandan rahatlarken diğer yandan endişelenmemiz gerekecek. Köşeye sıkışmışken ne tarz bir delilik yapacağı da belli olmaz… Hatta, bir sonraki hedef olarak Felt-sama’yla temas kurmaya çalışabilir mi?”

Heinkel’in bakış açısına göre Emilia’ya yalvarmaktan çok daha mantıklı bir seçenek olurdu bu.

Elbette böyle bir hamle, Heinkel’in elindeki tek ve mutlak kozu—— ‘Kılıç Azizi’ Reinhard üzerindeki kontrolü yok etmesi anlamına gelirdi. Ama bunu bir kenara bıraksak bile kabul edilme ihtimali yüksek bir seçenekti.

Priscilla’yı kaybeden, Emilia tarafından da reddedilen Heinkel’in parazit olarak Felt’e yapışması; Otto’ya göre gayet olasıydı.

Ancak——

Reinhard: “——O da olmayacaktır.”

Bu cevap az öncekinden çok daha kesin, inanç dolu bir tonda gelmiş ve Otto’nun itirazını boğazına tıkmıştı.

Otto: “————”

O masmavi gökyüzünü andıran gözbebeklerine, sanki gecenin gölgesi düşmüş gibiydi. Dudaklarındaki tebessümün kırıntısını dahi silen Reinhard, sessizliğe gömülen Otto’nun yanında yürüyordu.

İki adım, üç adım… Tek kelime etmeden mutfağa olan mesafeyi kısaltıyorlardı. Konuşma bu sessizlik içinde bitecek sanılırken…

Reinhard: “Babam ‘Kılıç Azizi’ olmamı bırakmamı istiyor. Bu yüzden de ne pahasına olursa olsun kazanmak zorunda olduğum Kraliyet Seçiminde benim desteklediğim Felt-sama’ya güç katması düşünülemez.”

Otto: “…Bir yandan Kraliyet Seçimini kazanmak istiyor bir yandan da Reinhard-san’ın kazanmasını istemiyor mu?”

Reinhard: “Aynen öyle. İşte bu noktada babamla yollarımız asla kesişemez. Babam ne dilerse dilesin, ben Kılıç Azizi’yim. ——Kılıç Azizi olmak zorundayım.”

Herkesin kendine göre bir hikâyesi, bir derdi vardı.

Bunu gayet iyi anladığı için Otto, elalemin aile meselelerine burnunu sokacak değildi. Şüphesiz ki bu, baba oğul arasındaki çarpık ilişkinden ötürüydü. Hele ki Reinhard’ın son sözü, sanki kendisi “Kılıç Azizi” olmak istemiyormuş da zorla olmak durumunda kalmış gibi duyulsa bile irdelemeyecekti.

Bu yüzden Otto’nun yapabileceği tek şey duruşunu netleştirmekti.

Otto: “——Vay arkadaş, ne sahneydi ama. Hayatım boyunca bir gün Kılıç Azizi’yle böyle ayaküstü dertleşeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi valla.”

Omuzlarını silkerek Reinhard’ın özel hayatına daha fazla girmeyeceğini belli etti.

Gezgin bir tüccar olarak diyar diyar gezip türlü türlü insanla karşılaşırken geliştirdiği bir hayatta kalma sanatıydı bu. Kulağına ne kadar önemli bir bilgi gelirse gelsin, onu kullanmayacağını abartılı bir şekilde göstererek zararsız olduğunu ilan ederdi.

Böylece çoğu zaman, başına bela almadan o şehirden ayrılabilirdi.

Otto: “Sonuçta, bazen içki masasının gazıyla asla ağızdan kaçırılmaması gereken bilgileri yumurtlayıp sonra da duyanı susturmaya çalışan mantıksız tipler oluyor da…”

Bu yüzden yolculuklarda bilgi toplamak için en ideal yer olan meyhaneleri bile, gereğinden fazla büyük sırları “kazara” öğrenmemek adına ekstra çaba sarf etmek gerekirdi. Bir tüccar olarak edindiği bu tecrübenin dönüp dolaşıp Kraliyet Seçiminde işine yaraması da hayatın cilvesiydi işte.

Her hâlükârda——

Reinhard: “Babamla ilgili konuyu paylaştığınız için teşekkürler. Aklımda tutacağım.”

Reinhard da Otto’nun bu “ben zararsızım” mesajını almışçasına başını salladı. Bunun üzerine Otto da omuz silkip “Kusura bakmayın” diyerek ekledi.

Otto: “Gereksiz yere başınızı ağrıttım galiba? Kılıç Azizi’yken zaten yeterince dertle boğuşuyorsunuzdur.”

Reinhard: “Hem bu ünvanı hem de İlahı Koruma’yı bile isteye aldım. O yüzden sorumluluğu da bana ait demeliyiz.”

İlahi Koruma, doğuştan bahşedilen bir şeydir.

“Bile isteye aldım” tabiri garip gelse de Otto hemen Kılıç Azizi’nin İlahi Koruması’nın sonradan layık olana geçtiğini anımsayıverdi. Reinhard da önceki Kılıç Azizi’nin ölümünden sonra bu mirası devralan kişiydi ne de olsa.

Reinhard: “İlahi Korumalarla yaşayanların derdi bitmez. Gördüğüm kadarıyla Otto, İlahi Korumanı gayet iyi kullanıyorsun; o yüzden çok da dertli gelmiyordur sanırım?”

Otto: “Gayet iyi mi kullanıyorum? Yok daha neler. Doğuştan beri, başa çıkamadığım bir İlahi Koruma tarafından oradan oraya savrulup duruyorum. Alıcısı olsa dünden razıyım vermeye.”

Reinhard: “Haha, ulu orta öyle şeyler demeyin bence. İlahi Koruma sahiplerini kıskanan çok insan var. Gerçi bunu sana söylemesem de olur sanırım.”

Otto: “Aslında çok da kıskanılası bir tarafı olduğunu hiç sanmıyorum ama neyse ne.”

Reinhard’ın dediği gibi İlahi Koruma’ya sahip kişilerin çilesi bitmezdi.

Bu; İlahi Koruması olmayanların anlayamayacağı, hatta farklı İlahi Koruması sahip olanların bile birbirini tam olarak kavrayamayacağı, doğru cevabı olmayan zor bir bilmeceyi çözmek gibiydi.

Reinhard’ın iltifatına verdiği cevap da Otto’nun gerçekliğiydi. ——Dil Ruhu’nun İlahi Koruması tam anlamıyla kullanabildiğini bir an bile düşünmemişti. Muhtemelen, bundan sonra da düşünmeyecekti.

Otto: “Reinhard-san’ın Kılıç Azizi’nin İlahi Koruması’nın aksine, benimki öyle tarihe adını yazdıracak bir şey de değil zaten.”

Reinhard: “Öyle sürekli Kılıç Azizi, Kılıç Azizi deyip gözünüzde büyütmeyin lütfen. Sonuçta, hâlâ ünvanın gölgesinde bocalayan toy biriyim ben. Bununla böbürlenecek hâlim de yok.”

Otto: “Makam insanı yaratır derler. Belki farkında değilsiniz ama Reinhard-san da o Kılıç Azizi havasıyla etrafındakileri baskılıyor olabilir.”

Reinhard: “Kılıç Azizi havasıyla baskılıyor muyum… Bunu biraz daha açabilir misin? Belki de Felt-sama’yla Rachinsgillerin sürekli söylendiği şeylerin sebebi budur.”

Otto: “Yahu, lafın gelişi söyledim, niye hemen ciddiye alıp üzerime geliyorsunuz ki!”

Beklemediği bir ilgiyle karşılaşan Otto, Reinhard’ın soru yağmuru karşısında feryat ediverdi.

Sohbetin tonu hafifleyip daha samimi bir havaya bürünürken Otto, Reinhard’a karşı gardını biraz olsun indirdi; zihnini bir nebze de olsa ferahlattı.

En azından şu an, Felt veya Reinhard’ın karşısında itibarını zedeleme pahasına aceleci bir politik hamle yapması için bir sebep yoktu. Kendi durumu da hiç iç açıcı değildi zaten.

Her şeyden önemlisi şu anda uzak diyarlarda Subaru, Al uğruna kendini paralıyor olmalıydı.

Otto: “Benim gibi biri bile, Natsuki-san ve diğerleri birinin kalbini kurtarmaya çalışırken arkadan dolap çevirmeyi vicdanına yediremiyor işte. ——Uçbeyi Mathers olsam hiç acımazdım gerçi.”

Al’la birlikte Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden Subaru ve ekibinin aksine, Priscilla’nın hizmetkârı Schult’u yanına alıp onun bölgesi olan Barielle topraklarına giden Roswaal vardı… O endişeli, düşünceli tavırlarının arkasında bu fırsatı değerlendirip Barielle topraklarına müdahale etme amacının yattığına hiç şüphe yoktu.

Bu yaptığı şey; Kraliyet Seçimi açısından doğru, hırslı ve bir o kadar da aşağılık bir hareketti. ——Aynı zamanda o kadar acımasız olamadığı için Otto kendisini kimi zaman saflığıyla kimi zaman da hâlâ kalmış olan insaniyetiyle teselli ediyordu.

Reinhard: “Pekâlâ, o zaman çayları demleyelim. Hünerlerimi göstereyim bari.”

Otto: “Sözümüzü esirgemeden elinizdeki lezzeti tartacağız o hâlde.”

Mutfağa varır varmaz tepsideki çay takımını kapan Reinhard hazırlıklara başladı. Onu izleyen Otto da yaklaşan gelişmeleri düşünürken bu kısa molanın tadını çıkarıp derin bir nefes aldı.

Ama içinde bir his vardı. Çok yakında yine bir şeylerin patlak vereceğine dair, kötü bir histi bu.

Otto: “…Emilia-sama’yla Felt-sama’nın kaleye gidişini erteletecek kadar öncelikli bir görüşme yapılıyormuş sarayda. Neler dönüyor acaba?”

Diyerek mırıldanan Otto’nun yanındaki sütunun gölgesinde minik bir karartı kımıldadı. ——Kalede herhangi bir hareketlilik olursa rapor etmesi için anlaştığı Zodda böceğiydi bu.

——Ve Otto’nun o kötü hisleri, iki ayrı anlamda da gerçeğe dönüşecekti.

İlki, Kraliyet Seçimi adaylarını özellikle dışarıda bırakarak kalede yapılan toplantının bir sonuca bağlandığına dair olan rapordu ki bunu da Zodda böceği vermişti. İkincisiyse Soylular Konağı’na gelen Felt’in kampından bir kızın—— Grassis’in getirdiği haberdi.

Pleaides Gözcü Kulesi’ne giden Subarugillerin tarafında bir sorun çıkmıştı: Al’ın gözaltına alındığı ve Subarugillerin başkente doğru yola çıktığına dair ortalığı kasıp kavuracak kadar karmaşık ve sarsıcı bir haberdi bu.

△ △ △ △ △ △ △

#Evet, böylelikle Kısım 10 tam anlamıyla başlamış bulunuyor! Hepimize hayırlı uğurlu olsun! Ayrıca, bu demek değildir ki Kısım 8 aksayacak, yoo aksamayacak.

#Sizlerden tek istediğimiz şey bol bol bölümle ilgili yorum yapmanız. İmkanınız varsa da bizleri Google üzerinden maddi olarak aylık şekilde destek verirseniz bölümler çoook daha hızlı şekilde gelir. Sonuçta onca şeyi bir avuç insanla yapmaya çalışıyoruz.

#Emilia’yla Felt’in arkadaş olmasına çoook sevindim. Felt’in Reinhard’la olan atışmalarını da okumak çok zevkli. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak? Devam edelim!



5 3 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
11 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Ybo
Ybo
5 Şubat 2026 16:12

Elinize Sağlık❤

Ardakralbabapro
5 Şubat 2026 18:12

Günceli çevirdiğiniz için teşekkürler

Awernus52
7 Şubat 2026 06:31

Siz cansınız can. Şu serinin tr de değer görmemesi ve az yorum alması üzücü ama az kitleye rağmen çevirdiğiniz için teşekkürler.

Mr.Astrea
9 Şubat 2026 18:09

Daha güncele gelemedim diye okumuyorum ama elinize sağlık

agaligim
Üye
12 Şubat 2026 19:56

Türkçe okumak gibisi yok. Emeğinize sağlık

Animekızıtofaş
28 Şubat 2026 21:24

Felt ve emilia çok tatlılar <3 bu bölüm reinhardın normal birisi olma arzusunu tekrat görüyoruz bide savaş öncesi sesizliği gibi yeni bölümleri çok merak ediyorum