
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Setsuna
Redaktör: Qua
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
Natsuki Subaru’nun gerçek hayatta karşı cinsten biriyle mahallede dolanmak gibi bir deneyimi hiç olmamıştı.
En son el ele gezdiği kadın annesiydi; kan bağı olmayan karşı cinsten biriyle en son ne zaman iyi bir ilişki içinde olduğunu sorsak ilkokul anılarına kadar inmek gerekirdi. Tabii iki cinsiyet arası farkların olmadığı zamanlara kadar inmek de onun karşı cinsle olan ilişkileri hakkında epey fazla bilgi veriyordu.
Subaru: “Ö-Öyle olsa bile şu kalabalıkta o kızı aramak samanlıkta iğne aramak gibi resmen.”
Subaru rahatsız edici sessizliğe dayanamadığından sağında yürüyen kızla konuşmaya çalışıyordu.
Konuşmazsa o aradaki sessizliğe katlanması imkânsızdı. Ne de olsa——
???: “Haklısın galiba… Ama gidip de vazgeçeceğimiz yok ya. Madem iğne aramaya çıktık, o iğneyi bulacağız. Gerçi dikkatsizlik ettiğim için asıl hatayı kendimde aramalıyım.”
Dediklerine yanıt veren kız öyle güzeldi ki sanki gözleri yerinden çıkacaktı.
Kar beyazı teni ve âdeta ay ışığından dokunmuş uzun gümüş rengi saçları. Beyaz elbisesi masumiyetini açık açık vurgularken ametist rengi gözleriyle ufka doğru attığı bakışlar, kararlılıkla dolup taşıyordu.
Onun bu şaheser güzelliği Subaru’nun kısacık hayatında bile göze çarpıyordu. İşin kötüsü, kızın dış görünüşü onun zevklerine öyle bir uyuyordu ki kendini zar zor zapt edebiliyordu.
Ama tüm bunlar bir yana, Subaru’nun şu an onunla yürümesinin tek sebebi bu değildi.
Subaru: “Her türlü sana borçluyum zaten, elimden ne geliyorsa ardına bırakmayacağım genç leydim.”
Kız: “Bu kadar ileri gitmenin gerekmediğini söylemiştim oysa… Gerçekten garip birisin.”
İnatla kabul etmeyi reddetse bile gerçekler göz önündeydi: onun hayatını kurtarmıştı. Sahiden ona yardım etmesi için başka bir sebep lazım mıydı?
Subaru: “Yani, söylemiş olsan bile…”
Dar ara sokakta hızlı hızlı yürüyerek kızın önüne geçti. Sonra adımlarını kesip geriye döndü ve her zamanki duruşunu sergiledi, kız ise şüpheyle başını eğdi.
Subaru: “Bu arada etraf git gide tenhalaşıyor gibi, doğru yoldan gittiğimize emin misin?”
Kız: “Yolu biliyorum, diyen sen değil miydin?”
——Başlarına daha bir sürü olay gelecek gibiydi ama bu beceriksiz ikilinin yolculuğu ters gitmeye başlamıştı bile.
2
Kızın da gerçek hayatta karşı cinsten biriyle mahallede dolanmak gibi bir deneyimi hiç olmamıştı. Ya da böyle biriyle zaman geçirdiğini pek hatırlayamıyordu.
???: “——Azıcık gergin misin acaba?”
Kulağına aniden bir ses fısıldanmıştı, yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Kız: “Sadece birazcık. Ama şu anda böyle şeyleri dert etmenin sırası değil.”
Az önceki sesi fısıltıya benzer bir tonda yanıtlarken kasten tepki vermemişti. Tam konuşuyorlar da değildi aslında; iletişime geçebilmek için “düşünce dalgaları” denen, sözleşmeli ruh ile kullanıcısının arasındaki yolu kullanarak düşünceleri paylaşan bir büyü türü kullanıyorlardı.
Yanlarındaki genç adam yol soracak birini arama yolunda daireler çizerken bu konuşmaların hiçbirini duymamıştı.
Garip bir gençti. Haydutlar tarafından sarıldığında fark etmemişti ama kıyafetleri ne garipti? Üstüne; o alışılmadık siyah saçları ve kara gözleri de bir yana, arada sırada daha önce hiç duymadığı bir dilden söylediği birkaç şey de alışılmadıktı. Muhtemelen yabancıydı ama tüm bunlar fazla garipti.
Özgüveni konusunda garip bir şekilde tedbirliydi, ayrıca sağduyu eksikliğine rağmen bilgi konusunda eksikliği yok gibiydi. Başkaları hakkında konuşmamaya dikkat eden kız bile bir şeylerin yanlış olduğunu söyleyebilirdi.
Ruh: “Yine de hedefimize bu kadar yaklaşabilmiş olmamız kesinlikle Subaru’nun sayesinde. Ona da hakkını ver biraz. Azıcık övüversen çok mutlu olmaz mıydı sence de?
Kız: “Saçmalamayı bırak. Ona herhangi bir şey söylemem bile onu sevindirmeye yeterdi muhtemelen.”
Ses tonu, vücuduyla gösterdiği memnuniyetsizliğin aksine memnun gelmişti, şu anda olduğu konumu anlamıştı herhâlde. Fakat…
Ruh: “Ama ismini hiç umursamamış gibi bir izlenim verdi sanki, di’ mi? Bu konuda ne dersin bilemem Satella-san.”
Sözlerinde minik bir suçlama vardı, kız da bunu içinde buruk bir vicdan sancısıyla kabul etti.
Siyah saçlı gencin—— kendini Natsuki Subaru olarak tanıtan o gencin, yarı elf olduğunu itiraf ettiğinde bile bunu öylece hiçbir şey olmamış gibi kabullendiğini hatırladıkça yanakları kızarıp duruyordu.
Kızcağızın hayatı boyunca kalbini bu kadar utançla dolduran bir an muhtemelen hiç olmamıştı. Subaru’nun verdiği tepki tamamen beklenmedikti. Bu; onun ne kadar sığ düşünceli ve kibirli olduğunu fark ettirmiş, onu neredeyse ağlamanın eşiğine getirmişti.
Ve anlayamadığı şey ise kendi kalbinin bu kadar mutlu olmasıydı.
Satella: “Belki de geeerçekten kötü biriyimdir…”
Subaru: “Hı? Bir şey mi dedin?”
Satella: “——Yok bi’ şey. Hadi acele edelim de şu varoşlar denen yeri aramaya devam edelim.”
Şaşkın kız, düşünce dalgası olarak değil de sesli bir şekilde dile getirdiği gerçeği örtbas etmeye çalışmıştı. İleriye doğru iteklenirken genç adam, başını şaşkınlık içinde sallamıştı.
Kaybolmuş bir çocuğa yardım etmişlerdi ve bunun sayesinde de çocuğun annesinden çalıntı malların götürüldüğü varoşlar hakkında güçlü bilgiler edindiler.
Bu genç adama bu yaptıkları için nasıl ödüllendirebilirdi ki?
Gencin hayatını kurtardığını tamamen unutmuş olan kız, yan yana olduklarını bile fark etmeden endişelenmeye devam etti.
3
Satella isimli kızın memnuniyetsizliğinin git gide arttığını gören Subaru, ona yardım ederken batırıp batırmadığını telaşla sorgulamaya başladı.
Nişanı bulmak—— yani Satella’nın asıl hedefi gayet iyi gidiyor gibiydi de aslında.
Mevzubahis eşyayı hâlâ bulamamış olabilirlerdi ama onu arama konusunda gayet iyi yol katetmişlerdi.
Kaybolmuş çocuğa yardım etmeleri onlara yeni kapılar açmış ve bundan avantaj sağlamışlardı, bundan hiç şüphesi yoktu.
Ama yine de varoşları aramaya başladıklarından beri Satella bir garip davranıyor, ona her baktığında üfleyip püflüyordu.
Subaru: “Valla, birinin yüzüne bakıp oflaması bayağı can yakıcı. Bir de yetmezmiş gibi bunu yapan güzeller güzeli bir kız olunca acı dört kat artıyor.”
Böyle güzel bir kız tarafından kim görmezden gelinse aynı derece darbe alırdı, bu özel saldırının gaddarlığı da buydu işte.
Ayrıca, yanındaki kızın neşesiz olması da Subaru’nun şimdiye kadarki hayat tecrübesiyle kıyaslandığında kesinlikle kabul edilemez bir durum değil miydi?
Subaru: “Şey, böyle olaylarda yararlanabileceğim herhangi bir hayat deneyimim yok gerçi.”
Tam da bu yüzden elinden geleni yapıyor, canını dişine takıyordu; bu deneyim eksikliğini kapatmaya çalışıyordu. Ama konuştuğu tüm konular, espriler ve Amerikan şakaları sönük kalmıştı. Öyleyse, geriye sadece onu hakiki başarılarla ödüllendirmek kalmıştı; bu yüzden asıl planını uygulayacak ve ona sıkı çalışmasının meyvesini gösterecekti.
Subaru, böyle yırtınıp durdukça kızın o melankolik hâlini daha da tetiklediğinin farkında bile değildi.
Subaru: “Ona birkaç başarımı gösterip havalı tarafımı görmesini sağlamalıyım. Bu talih kuşunu değerlendirmem şart.”
İnsanların onlara soru soran Subaru’ya olan tavrı varoşlara geldiklerinden beri epey değişmişti. Harbiden garipti, caddedeki çoğu kişi ona vaktini ayırmayı dert etmemişti; hatta arka sokaklardakiler çok daha samimi cevaplar vermişlerdi.
Şu an bile Subaru, yaşlı bir kadının “Al, şunu ye de güçlü yaşa.” diyerek eline tıkıştırdığı kuru meyveyi hâlâ elinde tutuyordu. Ağzına atacak cesareti bulamamıştı ama yine de niyeti iyiydi işte.
Subaru: “Şunu Puck’a yedireyim bari, gel bakalım pisi pisi pisi.”
Satella: “Ona garip şeyler yedirme lütfen. Bir kere tadına alışırsa sıkıntı çıkabilir çünkü.”
???: “Anca sokak kedilerinin kanacağı böyle ucuz numaralarla beni kandırabileceğini sandıysan hadi başka kapıya.”
Gri kedi yavrusu Satella’nın gümüşi saçlarının arasından çıkıverip omzuna çıktı. Aslında “Ruh” denilen ulu bir varlık olarak bilinmeliydi ama Subaru; onu bir kediden başka bir şey olarak göremezdi, özel türlerden tabii.
Satella’nın yanıtı da bir Ruh’a değil de evcil bir hayvana söylenecek türdendi.
Subaru: “Şu deyiş şekline bak, tuzağa düştün de karakter flegi tetikledin sanki…”
Puck: “Hıııh. Sen rahat rahat konuş böyle. Asıl gücümü serbest bıraktığımda da o kaba laflarını sana yutturacağım… Miyavmiyavmiyav!”
İhtişamlı lafını yarıda kesip birbirine doladığı birkaç ot sapıyla Ruh’un—— yani Puck’ın, burnunu dürttü. Dürttüğü gibi de Ruh, patilerini kedi gibi sallamaya başladı. Sadece miyavlamıştı tabii, ısırma falan yoktu.
Subaru: “Fleg koymakta da tetiklemekte de iyiymişsin ha…”
Puck: “Kabullenmesi biraz güç ama… Oynamaktan kendimi alıkoyamıyorum!..”
ÇN: (“fleg/flag” kavramını çok kısa bir örnekle açıklayayım. Örneğin bir dizi/film/animede bir şeyler olur ve dersiniz ya “Bu karakter ölecek”. Hah işte bunu dediğinizde o karakter, ölüm flegini tetiklemiş oluyor. Subaru da bu kısımda Puck’ın klişe karakter fleglerini tetiklediğini söylüyor. Daha iyi nasıl anlatırım bilmiyorum.)
Puck’ın yüzü oynamaya başlayınca kedimsi bir hâl almıştı, tamamen Subaru’nun büyüsüne kapılmıştı. Satella ise yandan onları izlerken kıkır kıkır gülmeden edememişti.
Subaru, onun bu tepkisini görmüş ve hedeflerinden birini daha tamamlamıştı. Üstelik bu, en az nişanı aramak kadar büyük bir hevesle uğraştığı bir hedefti. Başparmağını kaldırdı ve Puck’tan gizli bir baş selamı aldı.
Yüzünde gülümsemeyle çok daha güzel görünüyordu.
En azından Subaru ve Ruh, bu konuda hemfikir olmuştu.
4
Satella: “Yo… Sorun değil. Nişanımı alınca senden düzgünce özür dileyeceğim.”
Subaru: “Benden ne diye özür dileyeceksin inan hiçbir fikrim yok ama ‘özür dilerim’ yerine koca bir ‘teşekkür ederim’ demeni yeğlerim. Üstüne bir de güzelce gülümsersen tadından yenmez.”
Satella: “Şapşal.”
Subaru gösterişli bir biçimde ganimet evine adım attı. Onu gönderen ise kalbinin derinliklerinde minnettarlık dolu olan kızın ta kendisiydi. Kızın ona döndükten sonra söyleyeceği çok şey vardı.

Satella: “Ben senden çok daha şapşalım aslında ama…”
Kız, genç oğlanın tam istediği gibi dışarıyı gözlüyordu.
Elini sessizce göğsüne asılı taşa götürdü. O şey, işlemeli açık yeşil bir kristaldi ve içinde dünyadaki herkesten daha çok güvendiği Ruh uyukluyordu.
Kendini tüm gün Subaru’yla Ruhu yanında gezdirmiş hâlde bulmuştu.
Subaru’ya iki yüzlülük yaptığı için ne kadar özür dilerse dilesin Puck onu affetmeyebilirdi. Aslında özür dilemek en mantıklı seçenek olsa da onun bu konudaki düşüncesi sığdı.
En azından şimdilik şu şaşkın genç oğlanın başına bir şey gelmeden ona yakarmak, yapabileceği tek seçenekti.
Satella: “…Eh?”
Fakat şu an, yakarışı, anlık bir gürültü tarafından kesilmişti.
Başını hızla kaldırarak ganimet evine koşturdu, ametist gözleri faltaşı gibi açıktı.
Ganimet evi varoşların derinliklerinde, büyük, eski ve tek katlı bir binaydı. Subaru’yu devasa kapılar arasından zifiri karanlığa göndereli daha birkaç dakika olmuştu.
Satella: “…Subaru?”
Kız, hiç tereddüt etmeden gardını alarak içeri giriverdi.
Odağını hiç bozmadı ve etrafında dolanan Mikro Ruhları apar topar saldırıya hazır hâle getirdi. Sonrasında karanlığı gözlerini kısarak gözlerken odanın köşesinde düşmüş bir şeyden gelen beyaz bir ışıltı gördü.
Işığın kaynağı, Subaru’ya verdiği Lagmite Cevheriydi.
Satella: “——?!”
Üzerine gitme konusunda bir anlık tereddüt etti. Ancak tam o anda karar, onun yerine çoktan verilmişti bile.
Bir ıslık sesi duydu. Anında Mikro Ruhlarına emir vererek arkasına döndü—— Fakat emrini yerine getiremeden vücudu, keskin bir hançer tarafından harap olmuştu bile.
Saldırı kendisini delip geçti ve hiçbir şey yapamadan sert zemine çakılıverdi. Kavurucu sıcaktan çok daha belirgin, feci bir soğuk vücudunu sarıyordu. Ama o soğukluğu da bir anlığına hissedebilmişti.
Satella: “——Ah…”
Tarif edilemez sayıda düşünceler, hisler, çözümler, anılar ve kararlar zihninde geçip gidiyordu. Tüm korkularını ve pişmanlıkları, sanki çamurlu bir dere gibi süpürüp siliniyordu. Kız, ölüm anında fark etti ki tamamen bomboş kalmıştı.
Hiçbir şey bulamamıştı. Çözememişti de. Her şey daha başlayamadan bitiyordu. Fakat tam olarak o an…
???: “…kle.”
Bir ses duymuştu. Neredeyse solacak ızdırap ve pişmanlık dolu bir ses…
Kendisi gibi, ölümün ucunda bir ses. O da sona erip yok olacaktı fakat yenilgiyi reddediyordu.
Ama… buna rağmen… neden?
???: “Ben… ne olursa olsun, seni…”
Neden bu yarım kalan cümlenin devamına tüm kalbimle inanmak istemiştim ki?
Ne yazık ki hikâye, şimdilik burada sona eriyordu. Kızın düşünceleri karşılık bulamamış, genç oğlanı da duyan olmamıştı. Ama yine de hikâye geriye sarılacak ve yenisi başlayacaktı.
Belki de ancak o zaman birlikte geçirdikleri zamanın karşılığını alırlardı.
SON
#Selamlar! Kısa bir yan hikâyeyle karşınızdayım. Başlarda eğlenceli başlasak da sonlara doğru özellikle bu bölümü Emilia’nın bakış açısından gözlemlemek beni sahiden duygulandırdı.

İlk bölümleri özletti ;(
gerçekten yaa