
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: akari
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire, universe, Yağız D, Metin K, equ, Sakuta Hijiri, Emirhan D, Kerem Y, jnxleus, Yusuf Esat Ç, Salim, Elma Can, EuphoriaLux, Efe S, Yiğithan S, The Emre, Arman, Karagürz, Furkan Ş, Kaan Ö, Süleyman Y, Anıl U, Hydra, Bayram Ö, Sweet, Rayko Nora, Rüzgar Yağız C, Alperen’in Gözünden, Melih Kaan K, Efe Ç.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
——Meili’nin çektiği çilelerle çığır açmıştı.
Arkadaşları Annerose ve Clind’in eşliğinde Lugunica Krallığı’nın kraliyet başkentinde bulunan Lugunica Kraliyet Sarayı’nı alışılagelmişin dışındaki bir yöntemle ziyaret etmişlerdi.
Clind’in ne idüğü belirsiz gücünü kullanarak -bir nevi ışınlanarak- aniden karşılarında bitiveren Meili ve arkadaşlarına bakan, kalenin güvenliğinden sorumlu kaya gibi sert çehreli şövalye başını ellerinin arasına alarak şöyle dedi:
Şövalye: “Böyle adamlar ortalıkta cirit atıyorsa ne kadar koruma dikersek dikelim önemli şahsiyetleri korumamızın hiçbir imkânı yok…”
Meili pişmandı ve onun için kötü hissediyordu.
Aslında Meili, Elsa ile ortak olup suikastçılık zanaatını icra ettiği dönemlerde Clind gibi yeteneklere sahip biri yanlarında olsaydı işlerin tereyağından kıl çeker gibi tıkır tıkır yürüyeceğini düşünyordu. Bu açıdan bakılınca Clind’in Annerose’a hizmet eden çocuksever bir sapık olması büyük bir şanstı.
Clind: “Maalesef, öyle canımın istediği gibi tepe tepe kullanabileceğim türden bir güç değil. Karşılığında uygun bir bedel ödenerek gerçekleştirilmiş bir eylem olarak görmenizi rica ederim. Teşekkürler.”
Meili’nin omzu sarsıldı. Zaten o adamın düşüncelerini okuyabildiğini hissettiğinden beri huzursuzdu lakin hemencecik Clind ya da şövalye hakkında endişelenmenin vakti olmadığını anladı.
Çünkü——
???: “——Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden yolu açabilen kız sen misin?”
Bunu söyleyip Meili’nin önünde dikilen şey, adeta bir canavardı.
Cadı canavarlarını yönlendiren Meili’nin doğrudan dövüşme yeteneği olmasa da yine de savaşmaya bayılan Elsa’ya eşlik ettiği için şimdiye dek pek çok farklı rakip görmüştü. Çeşit çeşit… Güçlüsü de vardı, zayıfı da.
Ancak önündeki düşman, Meili’nin ömrü hayatında hiç görmediği türden bir canavardı.
???: “Yani, bu kadar gerilmene gerek yok… deseydim bile muhtemelen pek inandırıcı gelmezdi, değil mi?”
Meili: “————”
???: “Seni korkutmak istemiyorum. Sana yalnızca bir soru sormak istiyorum, öncelikle…”
Canavar, tam önünde durduğu için yerinden kıpırdayamayan Meili’ye sesleniyordu. O mavi gözleri, Meili’nin narin omuzlarına çevrildi ve ardından——
???: “…O cadı canavarını nasıl evcilleştirdin?”
Meili: “————”
Meili ürktü sonraysa küçük bir yaratık aniden kafasına sıçradı. Kıskaçlarını havaya doğru salladığı gibi genç adam şaşkınlıkla hafifçe kaşlarını kaldırdı.
???: “Vay be.”
Diğer herkes o kadar sakin değildi, kargaşa grubun arasına hızlıca yayıldı. Meili; kafasındaki çıtçıt diye çıkan kıskaç seslerini duyduğu gibi refleks olarak yüzünü kapadı, ne yapacağını bilmediğinden kafası iyice karışmıştı.
Annerose: “Meili! Sakinleşsene biraz!”
Hemen yanı başından Annerose, tiz bir sesle Meili’yi sakinleştirmeye çalışıyordu lakin beklenmedik bir durumun içine düşen ve kafası darmadağın olan Meili’yi sakinleştirmek mümkün değildi.
Şimdiye kadarki hayatı boyunca bedeninin derinliklerine işlemiş olan savunma içgüdüsüne uyarak cadı canavarını serbest bırakıp etraftaki her şeyi kırıp geçirmek taş üstünde taş bırakmamak dürtüsüyle yanıp tutuşurken——
Sarışın Kız: “Aptal, kızı telaşlandıran sensin, o yüzden ilk sen bi’ geri çekil bak’im.”
Aniden duyulan bir ses ve kuru bir gürültü, büyük salondaki karmaşayı bıçak gibi kesti.
Meili, “Ha?” diyerek başını kaldırdığında önünde dikilen canavarın geri adım attığını gördü. Onun yerine öne çıkan ise anlaşılan canavarın sırtına kuvvetlice bir şaplak indirmiş olan sarışın kızdı.
O kırmızı gözleriyle Meili’yi süzdü, ardından başının üzerindeki varlığa—— Küçük Kızıl Akrep’e bakarak:
Sarışın Kız: “Ben senin hâlinden anlarım. Sırf kalabalıklar diye sanki karşılarında acayip bi’ şey varmış gibi dik dik bakıyorlar, hepsi birbirinden ucube bunların.”
Kız konuşurken parmağını Küçük Kızıl Akrep’e doğru uzattı, Küçük Kızıl Akrep de kıskaçlarıyla orayı hedef aldı. Kız, “Ayy!” diyerek acı içinde parmağını geri çekti ve neşeyle sivri dişlerini göstererek sırıttı.
Sarışın Kız: “Heh, amma da heybetli bir böcekmiş ha. Kıskaçları da amma keskinmiş, di’ mi?”
Meili: “…İnce bir parmak falan olursa çat diye koparıverir benceee~.”
Sarışın Kız: “Vay vay, harbi mi diyorsun? Desene kıl payı yırttık.”
Gözü kara olmaktansa kural tanımaz bir tavır sergileyen kızın bu hareketleri karşısında Meili elinde olmadan doğal bir tepki vermişti.
O sırada gülümseyen kızın arkasından bir ses yükseldi:
???: “Felt-sama, lütfen son derece dikkatli olun. Küçük de olsa o bir cadı canavarıdır.”
Felt: “Cadı canavarlarını yönlendirebildiği iddia edilen bücür bu, di’ mi? Zaten başının üstüne koymuş ve gıkı çıkmıyor, demek ki anlatılanlar fasa fiso değilmiş, sahiciymiş. Hem zaten…”
Canavarın uyarısına karşı kız, çekik gözlerini keskinleştirerek cevap verdi ve aynı sert bakışlarla büyük salondakileri dipte yan yana dizilmiş olan o koskoca yaşlı heyeti süzdü:
Felt: “Siz yaşlı moruklar hiçbir şey öğrenmediniz, di’ mi? Beni görmeye geldiğinizde de bu tarz bir boka sokup sinir ettiğinizi hatırlamıyo’ musunuz? Ya da siz, bi’ grup aptal falan mısınız?”
Bordeaux: “Felt-sama, adaylardan biri olsanız bile bu tarz davranışlara müsaade edileceğini mi-”
Felt: “Ben daha nişanı parlatmadan önce de böyleydim. Asıl siz, yaşlı başlı adamsınız diye kulaklarınızı tıkayıp duymamazlıktan gelmeyin. Saygı görmek istiyorsanız önce siz saygı gösterin.”
Kollarını kavuşturmuş kızın, bu terslemesi üzerine kel kafalı yaşlı adam—— Bordeaux, kalın kaşlarını çatarak dut yemiş bülbüle döndü. Bu atışmayı kenardan izleyen uzun sakallı bir başka ihtiyar ise “Hoh hoh hoh” diye güldü.
Miklotov denen yaşlı adam, uzun sakalını keyifle sıvazlayarak:
Miklotov: “Lafı gediğine oturtmayı iyice öğrenmişsiniz, Felt-sama. Bu da Kraliyet Seçimleri adayı olduğunuzun bilincine vardığınızın bir kanıtı mıdır acaba?”
Felt: “Orası muamma. Adaylık bilinci denen o baş belası şey hâlâ içimde tam olarak var mı yok mu meçhul ama…”
Miklotov’a yanıt veren kız—— Felt, arkasındaki uzun boylu adamı başparmağıyla işaret etti. Bu hareket karşısında kızıl saçlı canavarın gözleri fal taşı gibi açılırken kız devam etti:
Felt: “En azından bu herifin efendisi olduğumun bilincindeyim. Eğer bu herif yine farkında olmadan etraftakilerin ödünü patlatmaya kalkarsa durumu toparlamak için araya girmek de bana düşer herhâlde.”
Miklotov: “Hımm, öyleyse Felt-sama’nın da teşrif etmiş olması bizler için de büyük bir talih olmuştur.”
Felt: “Şunu baştan açık açık söylesenize işte. Neyse, sadede gelelim.”
Kendinden yaşça epey büyük olan muhatabıyla uluorta ve pervasızca konuşan Felt, aniden arkasına döndü. O iradesi güçlü kırmızı gözlerin hedefi olan Meili, hafifçe kaskatı kesildi.
Felt-sama içten bir tavırla gülümsedi ve:
Felt: “Ben Felt. Kraliyet Seçimleri adaylarından biriyim ve şuradaki ‘Kılıç Azizi’nin efendisiyim. Memnun oldum.”
Böyle diyerek pat diye Meili’nin omzuna vurdu ve bir canavar terbiyecisi olduğunu açıkça ilan etti.
2
Canavar lakaplı Reinhard van Astrea’nın rolü, Felt’in araya girmesiyle sakinleşen Meili karşısında çocuk oyuncağı gibi hemencecik son bulmuştu.
Reinhard: “Kesinlikle kendisi bir İlahi Koruma’ya… ‘Cadı Canavarı Yönlendirme İlahi Koruması’na sahip. Cadı canavarlarını boyunduruk altına almaya yarayan, çok nadir bulunan bir İlahi Koruma türüdür.”
Reinhard, Meili’ye bakar bakmaz durumu şıp diye çözüvermişti.
Elbette amaç Meili’nin yeteneğine inanılmasını sağlamak olduğundan Reinhard’ın kefil olması minnet duyulacak bir şeydi ancak:
Annerose: “Baştan söyleyeyim, bizim tarafın da bunu kanıtlamak için hazırlığı vardı. Bu meseleden ötürü size borçlandığımızı sanmanızı hiç istemem doğrusu.”
Felt: “Borç mevzusunda baya’ takıntılısın ha. Yaşın küçük ama gözün pekmiş. Dert etme, Reinhard şöyle bir baktı diye bunu bir borç harç meselesi yapacak değilim.”
Annerose: “Öyleyse ne âlâ.”
Meseleyi yaşayan asıl kişi olan Meili bir kenarda dururken Annerose ve Felt birbirleriyle denk şartlarda laflıyorlardı.
Her hâlükârda Meili’nin yeteneği olan cadı canavarlarını yönlendiren İlahi Koruma’nın varlığı kanıtlandığına göre Bilgeler Konseyi ile yapılacak olan görüşmelerde de bir adım öne geçilmiş demekti.
Yani——
Annerose: “Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden yol, Emilia-sama’nın emri altında olan Meili Portroute-san sayesinde açılabilir durumdadır.”
Annerose, orada saf tutmuş olan Bilgeler Konseyi’nin tüm ileri gelenlerine karşı gururlu bir edayla bu ilanda bulundu.
Onun sözleri üzerine yaşlı bilgeler arasında hararetli bir tartışma baş gösterdi fakat mevzuya sonradan dâhil olan Felt ve Reinhard konunun biraz gerisinde kalmışlardı.
Kollarını kavuşturan Felt, kafasını yana eğerek:
Felt: “Pleiades Gözcü Kulesi dediğiniz yer…”
Annerose: “Emilia-sama, Subaru ve Anastasia-sama’nın gittiği kuledir. Doğunun en ucunda, Augria Kumulları’nın ötesinde yer alan, ‘Bilge’ Shaula’nın ikamet ettiği kule.”
Meili: “…Gerçi o çıplak abla pek öyle ‘Bilge’ gibi bir izlenim vermiyordu yaaa~.”
Duyduğu konuşma üzerine ağzından gayriihtiyari bu lafı kaçıran Meili, hemen avucuyla ağzını kapattı ama iş işten geçmişti. Dikkatleri üzerine çeken Felt ve Reinhard, Meili’ye doğru bakıyorlardı.
İkisi de kafasında Küçük Kızıl Akrep’i taşıyan Meili’nin yanı başında bitiverdi:
Felt: “Anlaşıldı, şimdi çaktım köfteyi. Demek kuleye giden o cadı canavarı kaynayan yolda senin sayende o yaratıklar size ilişmeden yürüyüp gidebiliyo’nuz.”
Reinhard: “Şu anki konuşma tarzınızdan anlaşıldığı üzere, siz zaten Pleiades Gözcü Kulesi’ne gidip çoktan geri dönmüş gibisiniz. Emilia-sama ve diğerleri sağ salim döndüler mi?”
Meili: “Dur, durun bir dakkkka! Bana kafama göre konuşmamam söylendi falan filan yaaa~!”
Üzerine gelinen Meili, eli hâlâ ağzındayken örgülü saçlarını sağa sola sallayarak sessizliğini korumakta diretti. Küçük Kızıl Akrep de ikisini tehdit edercesine kıskaçlarını takırdatıp iğnesini dikerek Meili’ye destek çıkıyordu.
Meili’nin bu telaşlı hâli karşısında “Öhöm” diye boğazını temizleyen Clind, yardıma yetişti. Felt ile Reinhard’ın önüne geçip Meili ile aralarına girerek:
Clind: “Efendimle birlikte, Felt-sama ve Reinhard-san’ın yardımları için son derece müteşekkiriz lakin Meili-san da oldukça çetrefilli bir konumda bulunuyor. Felt-sama, yaşınıza tezat teşkil edecek derecede çocuksu bir görünüme ve göz kamaştırıcı bir ruha sahip olsanız dahi bu hususta taviz verilmesi imkânsızdır. Şükranlarımı sunarım.”
Felt: “Bu ne be! Ne uğursuz ve tuhaf laflar eden bir herifsin sen…”
Clind’in o tekinsizce parıldayan gözlerinin hedefi olan Felt’in yüzü gerildi. Felt’in önüne hafifçe kolunu uzatarak efendisini koruyan Reinhard ise Meili ve Clind’e bakarak:
Reinhard: “Çetrefilli konum derken asıl mesele o tarafta galiba?”
Clind: “Çok isabetli bir tahmin. Keskin bir zekâ.”
Belini derinlemesine bükerek reverans yapan Clind, Reinhard’ın bu sorusunu onayladı. Bu içerik Felt’in kafasında pek bir şimşek çaktırmadı ama daha açıklama yapılmasına fırsat kalmadan durum hareketlendi.
Meililerin olduğu tarafta değil, Annerose ile Bilgeler Konseyi arasında bir hareketlilik oldu.
Moklotov: “Meili-san’ın bu nadide yeteneğinin ve krallığın doğusundaki Pleiades Gözcü Kulesi’ne giden yolu açmada ne denli büyük bir fayda sağlayacağının bilincine vardık. Peki bunun mukabilinde krallıktan ne talep ediyorsunuz?”
Annerose: “Amcam… Uçbeyi Mathers, geri dönen Emilia-sama ile yaptığı görüşmelere dayanarak kulenin kullanımı için insan gücüne ihtiyaç olduğunu belirtmektedir. Bu personelin ve muhafızların temin edilmesini istiyoruz.”
Miklotov: “Hımm. Krallık adına ‘Bilge’nin kulesinden faydalanma fırsatı doğmuşsa bu talebi geri çevirmek için bir sebep yoktur fakat herhâlde istekleriniz sadece bununla sınırlı kalmayacaktır.”
Sakalını sıvazlayan elini durduran Miklotov’un gözleri aniden kısıldı. O bakışlardaki beklenmedik keskinlik, Meili’de hafif bir şaşkınlık uyandırdı.
Dışarıdan bakıldığında sevecen ve yumuşak başlı görünen Miklotov’un, krallığın karar mertebesinin lideri olarak o koltukta boşuna oturmadığı belli oluyordu.
Annerose: “——Evet, başka taleplerimiz de mevcut.”
Miklotov’un o delici bakışlarına maruz kalmasına rağmen Annerose hiç istifini bozmadı.
Kendinden yaşça küçük bir kızın bu metanetine ve mangal gibi yüreğine bakan Meili, onda doğuştan gelen o asilzade kumaşını ve o yaşa kadar gururla beslediği güçlü benliğin varlığını apaçık hissedebiliyordu.
Meili’nin bu hayran dolu bakışları altında Annerose, elini uzatarak orada öylece dikilen Meili’yi gösterdi:
Annerose: “Pleiades Gözcü Kulesi’ne ulaşmak için olmazsa olmaz bir yeteneğe sahip olan bu kız…”
Miklotov: “Evet, ne olmuş o kıza?”
Annerose: “Lugunica Krallığı dâhil diğer ülkelerde pek çok suça iştirak etmiş bulunmaktadır. Bu suçlardan ötürü kendisine muafiyet tanınmasını ve can güvenliğinin garanti altına alınmasını talep ediyoruz.”
Bordeaux: “Ne——?!”
Annerose’un bu talebiyle Bordeaux gözleri fal taşı gibi açılmış hâlde ayağa fırladı. O gür sesiyle şaşkınlığını uluorta belli eden Bordeaux, zangır zangır titreyen parmağını Meili’ye doğru uzattı.
Bordeaux: “Bu çocuğun karıştığı suçlar da neyin nesiymiş?..”
Annerose: “Kundaklama, sabotaj ve suikast faaliyetleri… Bilinenler arasında Uçbeyi Mathers’ın malikânesine baskın düzenleyip oradakilerin canına kastetme girişimi de yer almaktadır.”
Clind: “Haddimi aşmayarak bir ekleme yapacak olursam uçbeyinin topraklarındaki bir köyün asayişini bozmak ve köylülerin canını tehlikeye atmak gibi sabıkalar da diğer suçları arasında sayılabilir. İlave bilgi.”
Bordeaux: “Düpedüz katıksız büyük bir suçlu bu adamlar kırk yıldır ne yapıyor be!!”
Bordeaux yumruğunu masaya öyle bir indirdi ki büyük salonda devasa bir gürültü yankılandı.
Havanın giderek gerildiğini ve kendisine yönelen bakışların nefretle keskinleştiğini hisseden Meili, onların bu tepkisini son derece doğal karşılıyordu.
Karşılarındaki kişi bir çocuk bile olsa işlediği günahların hak ettiği doğru dürüst tepki tam olarak bu olmalıydı.
Emilia, Subaru ya da Petra gibi Emilia safındaki insanların gösterdiği o yumuşak tepkiler asıl anormal olan taraftı.
Fakat——
Felt: “Neden böyle bir şeyi kendi rızanızla gelip itiraf etme gereği duyuyorsunuz ki?”
Reinhard: “Felt-sama, biz bu mevzuya…”
Felt: “Biz kulak kabartmazsak ceza meza davası alıp başını gidecek. Benim merakım o tarafa değil, buraya. Hiç söylemeseniz de yırtacağınız bir mevzuyu ne diye kaşıyıp duruyorsunuz?”
Reinhard’ın sözünü kesen Felt, doğrudan Meili’ye soruyordu.
Bir an için sanki kafasından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi Bordeaux’nun o öfkeli suratına bir nebze olsun sükûnet geldi, Miklotov da dâhil olmak üzere diğer bilgelerin gözleri de Meili’nin vereceği cevaba çevrildi.
Bunun üzerine Meili, kelimelerini dikkatle seçmek ister gibi bakışlarını yere indirdi. Meili’ye cesaret vermek istercesine omzuna konan Küçük Kızıl Akrep, kıskaçlarını tıkır tıkır çarparak ona tempo tuttu.
Ondan güç alarak:
Meili: “Ben şimdiye kadar bir sürü kötü şey yaptım ama… Yine de bana, yaşamak senin de hakkın diyen insanlar var yaaa~.”
Miklotov: “————”
Meili: “O insanları geeerçekten çok aptal, di’ mi? Ben de aynı kafadayım işte. Ama o insanlara yük olmak, onlara ayak bağı olmak istemiyorum. O yüzden deee…”
Miklotov: “İleride bir gün bu husumetler ortaya çıkmadan evvel, kendi rızanızla her şeyi döküp saçarak defteri kapatmak istiyorsunuz, öyle mi?”
Parmağını dudağına götürüp yarım yamalak bir açıklama yapan Meili’ye bakan Miklotov, gözlerini kıstı.
Meili içinden “Kendi adıma amma da çıkarcı bir hesap” diye geçirirken yine de başını salladı.
Meili: “Evet, tam bir yüzsüzlük, di’ miii~?”
Miklotov: “Öyle de denebilir belki ancak sahip olduğunuz o İlahi Koruma’nın bu bedele değecek kadar kıymetli olduğu da bir gerçek. Hımm…”
Annerose: “Miklotov-sama? Aklınızdan ne geçiyor acaba?”
Miklotov: “——Eğer bu af ve muafiyet karşılığında krallığa hizmet etmenizi talep etsek buna ne dersiniz?”
Ağız arayan bu Miklotov sorusu karşısında Meili’nin nefesi kesildi.
Ancak kafasını yavaşça iki yana sallayarak:
Meili: “O iş bana gelmez yaaa~ …Ben nerede yaşamak istediğime şımarıklık da deseniz çoktan karar verdim çünküüü~.”
Felt: “Kuha ha ha ha! Amca resmen avucunu yaladın be!”
Reinhard: “Felt-sama…”
Meili’nin bu cevabına kahkahayı basan kişi Felt olurken onu azarlayan ise Reinhard’dı fakat Felt, şövalyesinin sözlerini geçiştirircesine elini salladı:
Felt: “Aklında gerçekten işe almak yoksa kıza kur yapıp durma moruk. Reddetmek de insanı yoruyor.”
Miklotov: “Yahu, Felt-sama gerçekten laf cambazı olup çıkmışsınız. ——Bu arada hazır böyle bir araya gelmişken bunu bir nasip sayarım. Sizden bir ricam olacak.”
Felt: “Kapı dışarı edilmediğimiz an anlamıştım zaten. Reinhard’ı kastediyorsun, di’ mi?”
Tek gözünü kırpan Felt’in bu cevabına karşı Miklotov, kırış kırış yüzüyle tebessüm etti. Onun yanında Bordeaux asık bir suratla iç çekerken Annerose ve Clind da işlerin nihayete ermiş olmasının rahatlığını yaşıyorlardı.
Maalesef bu işin asıl odağındaki kişi olması gereken Meili mevzuyu tamamen kaçırmıştı:
Meili: “Şeyyy, sonuç olarak bana ne olacak aca~baaa?”
Fellt: “Belli ya işte, gidip işe yaradığını göstereceksin. Tehlikeli bir durum yok ortada. Ne de olsa…”
Reinhard: “——Ben de seninle birlikte geleceğim.”
Evet, öne çıkan Reinhard dudaklarında bir tebessümle Meili’ye elini uzattı.
O ele yukarıdan aşağıya doğru bakan Meili içinden geçirdi: ——Özgürlüğe giden yol, öyle ucuza kapılan cinsten bir şey değildi.
《Son》

Bölüm çok güzeldi. Ellerinize sağlık. Yenilerini de bekleriz
teşekkürler <3
çok iyi bölümmüş admin yeni bölüm getir
hemen canım benim