Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 42 – “Ölülerin Kulesi”

Kısım VI, Bölüm 42 – “Ölülerin Kulesi”

3 Mayıs 2026 229 Okunma 34 dk okuma
Önceki Sonraki

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Natsuki Subaru yavaşça merdivenlerden çıkıyor, kararlı adımlarla yola devam ediyordu.

Gözlerini dolduran delilik, göğsünde hiddetlenen öfke ve elinde bir bıçakla yürümeyi sürdürüyordu.

Subaru: “Öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, sizi öldüreceğim. Hepinizi, kesinlikle geberteceğim…”

Bu fısıltıdan, daha ziyade kulak tırmalayıcı sesten dökülenler sonu gelmez bir lanetin sözcükleriydi.

Eğer kuvvet sözlerin kudretinde yatıyorsa Subaru’nun sıraladığı lanetlerin sayısı sahiden de eylemini desteklemeye yeterdi.

Ağzından çıkan her ‘öldüreceğim’de sanki elindeki bıçağın gücü daha da artıyordu.

Subaru: “Öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim…”

Bu şekilde mırıldandıkça ara ara görüşü bulanıklaşıyordu.

Sebep çölün altındaki bölgede emekleyerek geçirdiği saatlerin verdiği bitkinliğin ve korkularının birleşimi olabilirdi. Öyle ya da böyle Subaru’nun kafası tuhaf bir şekilde ağırlaşıyor, arada bir sallamak zorunda kalıyordu.

Böyle bir yerde yığılıp kalınacak zaman değildi.

Sonuçta içerisinde bulunduğu bölge kendisine tehdit teşkil eden insanlarla doluydu. Dostu düşmanı ayırt edemeyeceği bir atmosferdi. Şimdiden düşman inine dönmüştü.

Ve Subaru, kendisini kurtarmak adına onları öldürmek zorundaydı.

Aksi takdirde onlar Subaru’yu öldürecekti.

Subaru: “Öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim, öldüreceğim…”

Öldürmek istediğinden değil, öldürmek zorunda olduğundandı.

Doğru kelime seçimi koşulu olarak ‘ruhun dili’ ele alınırsa Subaru’nun ağzından dökülen “öldüreceğim” lafı tam anlamıyla doğru olmayabilirdi.

Kalbinden geçenleri gerçek anlamıyla yansıtacak olursa kullanması gereken doğru kelime “öldüreceğim” olmazdı.

——“Ölmek istemiyorum” daha doğru olurdu.

Bu yüzden yapacağı ilk şeyin önüne çıkan herkesi öldürmek olacağında karar kılmıştı.

Natsuki Subaru, bu kararla kulenin Dördüncü Katına ulaştı.

Ve orada gözleri ona ilişti.

Subaru: “Haah.”

Kısaca bir nefes verdi.

Bıçağı tiz bir ses eşliğinde sert zemine düştü. Bedeni titriyordu. Parmakları kayalar gibi kaskatı kesilmiş, kımıldamıyordu. Subaru, yalnızca ağır ağır kafasını sallayabilir hâlde büzüşüp kalmıştı.

Havayı kan kokusu ve Subaru’yu bile ürperten korkunç bir savaşın izleri doldurmuştu.

Taş duvarlar ve zemin kırılıp paramparça olmuştu ve Subaru, böylesi bir yıkımın kalıntılarına ev sahipliği yapan bölgede dikiliyordu.

Donakalmış hâlde, o şeye bakıyordu.

——Yani bakmaya bile dayanılamayacak bir vücutla, kafası ezilmiş hâlde yerde sere serpe yatan Shaula’ya.

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Shaula’nın cesedi öyle korkunç bir durumdaydı ki Subaru’da gözlerini kapatma isteği doğuruyordu.

Öncesinde bağlı olan uzun kahverengi saçları şimdi dağınık bir şekilde zemine yayılmıştı. Uzuvları enerjisizce yanlara düşüvermişti ve dahası, bir kolu dirseğinden, diğeriyse bileğinden kesilmişti ve kesik parçalar ortalıkta görünmüyordu.

Pasparlak soluk teninde sayısız kesik açılmış ve yakınlara çokça kan saçılmıştı. Kan izleri koridorun gerisine dek uzanıyor ve mücadelenin uzun sürdüğü, defalarca pozisyon değişildiğini kanıtlayacak şekilde Shaula’nın sonuyla yüzleştiği noktada sonlanıyordu.

Büyük ihtimalle mücadelenin sonunu getiren ve Shaula’yı öldüren şey, kafasındaki yaraydı—— Gerçi “yara” demek fazla hafif kaçardı çünkü canını alan şey ölümcül bir darbeydi.

Belki de birilerinin kafasına koca bir çekiç indirdiği söylenebilirdi.

Subaru’nun aklına Shaula’nın kafasını bu şekilde parçalayıp etrafa dağıtacak, içeriğini dört bir yana saçacak başka bir barbarca yöntem gelmiyordu. Bir şeyden inen muazzam güçte bir darbe, beynini dağıtmıştı.

Shaula’nın kafası parçalanmış ve tamamen yok olmuştu.

Subaru, yalnızca kısa bir süreliğine olsa da o kızın kendisine hiç tereddütsüz yaklaşışını ve kendisine samimi, apaçık bir şekilde gülümseyişini anımsadı.

Subaru: “…Buğh”

Dehşet, şok ve hayret içerisinde kıza bakmayı sürdürürken olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü.

Kusma dürtüsü dayanılmazdı ve kendisini durduramayan Subaru, midesinde ne var ne yoksa dışarı çıkarttı. Mide suyuyla birleşip balçığa dönmüş mide içeriği keskin bir kokuyla birlikte bedeninden fışkırdı.

Ve hatta böylesine korkunç bir ölüm tadışının ardından onu daha da aşağılarcasına Shaula’nın cesedine bile bulaştı.

Subaru: “Ugh! Oeeğğ, öğğ, ubuğh…”

Buna rağmen bir ölüyü nasıl da kirlettiğine dikkat edecek kadar kendinde olmayan Subaru, öne eğilmiş hâlde kusmaya devam etti.

Midesinin sıkışması şeklinde bir acı duyar ve kusma arzusunun ardı arkası kesilmezken boğazını olabildiğince açık tutup içine yayılan yanma hissiyatını dışa vurmaktan başka bir şey yapamıyordu.

Nihayet içinde ne var ne yoksa kusmayı tamamladıktan sonraysa kendisini yere fırlattı. Kollarını ve bacaklarını çaprazlama açıp uzandı ve ellerini yüzüne yerleştirerek gözlerini tavana dikti.

——Hayatında ilk defa, birinin ölümüne şahit olmuştu. 

Subaru: “――――”

Hayatında ilk defa, birinin cesediyle karşı karşıya gelmişti.

Çoğu kişinin tanık olduğu ilk ölüm, yaşlı bir akrabasının vefatı olurdu. Fakat Subaru daha önce hiçbir cenazeye katılmamıştı ve iki taraftaki dede ve nineleri de hâlâ gayet sağlıklıydı.

Başka bir şekilde herhangi birinin ölümüne de denk gelmemişti.

Dolayısıyla ilk defa birinin ölümüne tanık olmak Subaru için gerçek bir şoktu.

Hele de ölüm şekli böyle korkunç olunca…

Hayatları ellerinden böylesine acımasızca alınabilecek olanlar var, diye düşünmüştü.

Subaru: “Ben de öyleyim, ha.”

Diye kendi kendine mırıldanan Subaru, olduğu yerde doğruldu.

Ağzının kenarında birikmiş kusmukları kıyafetinin koluyla sildi ve kulakları fena hâlde çınladığı için kafasını salladı; sonra da duvarı kullanıp ağır ağır ayağa kalktı.

Subaru, sırtından itilmiş ve merdivenlerden düşürülmüştü.

Cesedi kül rengi bir lapaya dönmüş olmalıydı ki bunun kimselerin ikinci defa bakmaya dayanamayacağı bir manzara olduğu kesindi. Neyse ki Subaru da kendi cesedini görememiş ve bu durum onu birazcık rahatlatmıştı.

Kendi ölümüne kendi gözleriyle tanık olsa veya o tarz bir şey yaşasa akıl sağlığını koruması mümkün olmazdı herhâlde.

Yalnızca ölümünün farkında olmak bile kalbi bin bir minik parçaya ayrılacakmışçasına şok olmasına yetmişti.

Subaru: “Her… neyse…”

Bu düşüncelere bir son veren Subaru, Shaula’nın yanı başına saçılmış kalıntılarından uzak durmak için elinden geleni yaparken onun öldüğü gerçeğini kabullendi.

Mesele şu ki kulenin içerisinde hâlâ korkunç bir anlaşmazlık söz konusuydu. Ve aynı zamanda Subaru, bu anlaşmazlığın yalnızca kendisini konu almadığını, kuledeki başka üyeleri de ilgilendirdiğini anlıyordu.

Subaru: “――――”

Ölen Shaula adına üzülse de bunun kendisi için iyi bir haber olduğunu söyleyebilirdi.

Kendisini öldürenin kim olduğunu bilmediği için kuledeki tüm şüphelileri eleyene dek içi rahat edemeyecekti. Ama Shaula’nın ölümü, Subaru’nun aklındaki yedi şüpheliden birini elemesini sağlamıştı.

Ama aynı zamanda kendisini öldüren kişi, kendisinden başka birine de düşman çıkmıştı—— Tam olarak böyle olmasa da hiç değilse kuledeki herkesi öldürmeye çalışan tehlikeli biri olduğundan emin olabilirdi.

Başka bir deyişle, kendisinden başka birinin de kendisini öldüren katili öldürme ihtimali vardı.

Öyleyse Subaru’nun yapması gereken tek şey, geri kalan herkesi öldürmekti; sonrasında birazcık huzur bulabilirdi.

Subaru: “Bu durumda… Yoluma çıkanlar Ram ve Echidna olacak, ha. Şu lanet olasıca Julius da ölmüş olsaydı işim kolaylaşırdı…”

Meili ve Beatrice çocuk olduğu için onlardan kurtulmak epey kolay olurdu, dolayısıyla Subaru’nun onlara pek kafa yorması gerekmiyordu.

Emilia ve çoktan ölmüş olmasına rağmen Shaula’yıysa gafil avlamak kolaydı, sonuçta Subaru’nun yanında asla temkinli davranmıyorlardı.

Fakat daima Subaru’ya aykırı davranan Ram ve kurnaz Echidna daha bir bela kokuyordu. Subaru o ikisini gafil avlayıp öldürebilse bile en çok onlar yüzünden zorlanacaktı, aldığı izlenim bu şekildeydi.  

Julius hakkında konuşmaksa zordu ama kendisi dışındaki tek erkek olduğu hesaba katılınca olabildiğince temkinli yaklaşmakta fayda vardı. Ne kadar dandik bir durum olursa olsun belinde bir kılıç taşıyor olması sahici bir problemdi.

Ama diğer tarafından bakacak olursanız o kılıcı alarak Julius’u köşeye sıkıştırma ihtimali de vardı. Sonuçta Subaru Kendo yapmıştı, yani kılıcı eline geçirebilirse avantajlı hâle gelebilirdi. Ayrıca——

Subaru: “Bir de yukarıdaki… o lanet olasıca piç var.”

Subaru, sınav görevlisi adı altında kulenin üst katında oturan kırmızı saçlı adamı da ihtimaller arasından çıkartmayı düşünür düşünmez kafasını salladı.

Onu elemek imkânsızdı. O şey, tüm mantık sınırlarının dışında yaşayan dokunulmaz, insanüstü bir varlıktı.

Natsuki Subaru’nun sağduyusuna göre onu yenmek kesinlikle imkânsızdı.

Burada da öylece öldürülemeyecek kişiler vardı.

Tanrıya şükür ki Subaru’yu iten kişinin o olduğuna inanmak zordu. Katil o olsaydı Subaru’yu böyle sıkıcı bir yolla öldürmeye kalkmazdı; işte böyle kötümser bir inanç taşıyordu.

Subaru: “――――”

Subaru tüm bu düşüncelerle yere düşmüş olan bıçağını aldı, Shaula’nın kalıntılarının üzerinden geçerek arkasını döndü.

Bir an için herhangi bir ipucu bulmak adına Shaula’nın bedenini incelesem mi diye düşünse de iki parça kıyafetinin içerisinde işe yarar bir şey bulabileceğinden şüpheliydi. Aynı zamanda vicdanı, ölüyü daha fazla kirletmemesi için ona çığlıklar atıyordu.

Shaula ölmüştü. Ölüler Subaru’nun düşmanı olamazdı.

Yalnızca şansı yaver gitmemişti—— Hepsi buydu.

Subaru, onun için bir dua etmek adına ellerini kavuşturmak gibi takdir edilesi bir şey yapma zahmetine bile girmedi.

Kızı öylece geride bırakıp adım seslerini gizleyerek yavaş yavaş yürümeye, yıkımın izlerini takip ederek Dördüncü Katın derinliklerine ilerlemeye başladı.

Kuleye tek bir sesin dahi duyulmadığı derin bir sessizlik çökmüştü; lakin Subaru, bu dinginliği son derece gürültülü buluyordu.

Tiz bir ses zihnine işkence ediyor ve kanının bedeninden akışının sesini duyabiliyor gibi hissediyordu. Ama tuhaftır ki o ilk heyecanı sahteymişçesine kalp atışları gayet düzenliydi.

Dördüncü Kata doğru yükseldikçe içinde kaynayan karanlık nefret, hiç çıkmayacak koyu bir leke gibi göğsündeki yerini koruyordu.

Hayatta kalabilmek adına herkesi öldürmeye olan gönüllülüğü şimdi bile sarsılmamıştı.

Gördüğü ilk kişiye bıçağını saplayacak, o kişinin etini oyacak ve canını alacaktı. Bunu yapmaya hazırdı. Ancak——

——Köşeyi dönüşünün hemen ardından bedeninde çapraz bir kesik taşıyan Echidna’nın cesediyle karşılaştı; artık bu cehennemin içerisinde kararlılığı ne işe yarayacak hiç bilemiyordu.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Echidna’nın vücudu, sağ omzundan belinin sol kısmına dek koca bir kılıçla tek darbede yarılmış gibi görünüyordu.

Subaru: “――――” 

Ve bu sonuca varan Subaru’nun aklına gelen ilk şey, Julius’un taşıdığı kılıçtı.

Ucuz görünümlü, seri üretim bir kılıca benzese de Echidna kadar narin bir kadın bedeninde böyle bir kesik açabileceği kesindi.

 Ancak bir soru hâlâ varlığını koruyordu: Subaru’nun Julius’un Echidna’yı neden öldürebileceği hakkında hiçbir fikri yoktu.

Herkesin kendisini tanıttığı sırada Echidna ile Julius arasında efendi ve sadık hizmetkârı tarzında bir ilişki olduğunu duymuştu—— Evet, işin içinde bazı karmaşık meseleler olduğundan da haberdardı ama her hâlükârda epey yakın olmaları gerekiyordu.

Elbette Julius bu kuledeki herkesin ölmesini isteyen psikopat bir seri katil falansa bu şartlar hiçbir şey ifade etmeyebilirdi.

Subaru: “Ua… ah… hgh.”

Duvardan destek alarak kendisini doğrultan Subaru, kafasını kaldıramadan önce bir kez daha midesinin şikâyetlerine yenik düştü.

Echidna’nın cesedi Shaula’nınkinden nispeten iyi durumdaydı. Buna rağmen gözlerini kaçırmadan tanık olmanın cesaret gerektirdiği bir manzaraydı; yine de ölüm şeklinin verdiği izlenim Shaula’nınkinden tamamen farklıydı.

Shaula’nın cesedi ölümünden sonra terk edilmiş gibi görünürken Echidna’nın bedeni, ölen kişiye saygı duyuluyormuş hissi veriyordu.

Kabaca anlatmak gerekirse sebep, üzerine beyaz bir bez örtülmüş ve gözlerinin kapatılmış olmasıydı.

Subaru: “————”

Öldürülme şekillerinde de öldükten sonra gördükleri muamelede de büyük bir tutarsızlık söz konusuydu.

Böyle bir durumda hangi muamelenin daha normal olduğunu düşünmek delice geliyordu. Hangisinin daha normal geldiğini düşünmek bile Subaru’nun aklını yitirecekmiş gibi hissetmesine yetiyordu.

Subaru: “Echidna da gitti…”

Subaru’nun nefesi kesiliyor, sesi boğuklaşıyor ve kollarıyla bacaklarının titremesine mâni olamıyordu; işte bu şartlar altında karşı karşıya olduğu gerçekleri zihnine not ederek hayatta kalanları öldürme arayışıyla kulenin derinliklerine ilerliyordu.

Belki de aradığı şeyin ölü mü diri mi olduğu veya o şeyi ne uğruna aradığı bile belirsizleşmişti; ama buna rağmen yürümeye devam ediyordu.

——Koridorun biraz daha ilerilerine ulaştığındaysa arkadan havaya uçurulmuş olan Ram’ı buldu.

Vücudu perişan hâldeydi, göğsünün altıyla beli arasında kocaman bir delik vardı. Yarası, Çöl Solucanını öldüren şeye bir hayli benziyordu.

Muhtemelen koridor boyunca koşturup bir yere ulaşmaya çalışırken sırtından vurulmuştu. Subaru, ardında bıraktığı pişmanlıklarla dudaklarını ısırmış olan kızın yüzünde baki kalan nefreti, laneti hissedebiliyordu.

Bir kez daha kustu.

——Sabah kendisine durumun açıklandığı ve kahvaltı yaptıkları salona ulaştığındaysa Meili ve Julius’un cesetleriyle karşılaştı.

Julius’un ölüm şekli en korkunçları arasındaydı. Tüm bedeni inanılmaz keskin bir şeyle gerçekleştirilen kesik ve darbe izleriyle doluydu. Sol kolu dirseğinden kopartılmış ve yarası bir pelerin parçasıyla kabaca sarılarak tedavi edilmişti. Subaru, Julius’un ölümüne doğrudan sebep olan şeyi bulamıyordu. Bedenini saran yaralara bakılırsa muhtemelen kan kaybından ölmüştü.

Peki o ana dek böylesine çaresizce çarpışmasının sebebi arkasında yatan küçük kız mıydı?

Subaru bir kez daha kustu.

Duvara dayanmış, ellerini beline sarmış hâlde yatan Meili, yüzünde huzurlu bir ifadeyle ölmüş olan tek kişiydi.

Ufak avuçlarıyla örtmüş olduğu karnında parlak kırmızı kanlarla ıslanmış bir kesik vardı. Onun ölümü de kan kaybından kaynaklı olsa gerekti. Yaralanmış ve burada kurtarılmayı beklerken hayatını kaybetmişti.

Yine de ölüm anında yüzünü süslemiş olan o huzurlu ifade, Subaru’nun bunu anlamayı her zerresiyle reddetmesine neden oluyordu.

Derken bir kez daha kustu.

Subaru: “————”

Bir ceset, bir ceset daha, bir tane daha, bir tane ve bir tane daha.

Ortalık ceset kaynıyordu. Yalnızca cesetler vardı. Etrafta yalnızca cesetler yatıyordu.

Neler olup bittiğine akıl sır erdiremiyordu.

Olup bitenlerin ardındaki gerçek belirsizdi.

İdealler üzerine gidecek olursak Subaru dışındaki herkesin ölmesi, onun birazcık dinlenmesine olanak tanıyacak olmalıydı.

Fakat kendisi etrafta bile yokken herkesin neden öldüğüne akıl sır erdiremiyordu.

Zavallı Shaula’nın kafası ezilmiş, tüm bedeni dilimlenmişti.

Echidna’nın omzundan beline doğru bir kesik atılmış, aldığı korkunç darbe sonucunda yere yığılmıştı.

Sırtından vurulan Ram, pişmanlıkları ve okuduğu lanetleri ardında bırakarak ölmüştü.

Gerçekleşen şiddetli çarpışmada bedeninin her zerresi yaralarla kaplanan Julius, en nihayetinde canından olmuştu.

Karnındaki yaradan kan kaybeden Meili, huzurlu, yavaş bir ölüm tatmıştı.

Tüm bunların gerçekleşmesi için ne yaşanmış olmalıydı?

Arkasında biri varsa bile Subaru, bu durumu kabullenebilir miydi ki?

Subaru: “Emilia ve Beatrice…”

Beş ölü beden bulmuştu, iki şüpheliyse ortalıkta yoktu.

Acaba biri veya ikisi birlikte bu yaşananlara sebep olmuş olabilir miydi?

Daha en başta, hiçbir şey hatırlamaz hâlde uyandığında Subaru için endişelenen o ikili; acaba tavırlarının ardındaki öldürme arzularını ve deliliklerini gizlemiş, sonra da bu cinayetleri işlemiş olabilirler miydi?

Subaru beş ölü beden bulmuş, Shaula hariç dördünün üzerine de beyaz örtüler örtülmüştü.

Shaula hariç hepsinin bedenleri dikkatlice yere yatırılmış ve hatta gözleri kapatılmıştı. Ölülere saygı gösterilmişti; bu saygıyı görmeyen tek beden Shaula’ya aitti.

Her şeyden önce, bu katliam ne zaman yaşanmış olabilirdi ki?

Subaru: “Kan…”

Kurumuştu, diye düşündü.

Zar zor ayakta durabilen Subaru, henüz kulede bulamadığı Emilia ile Beatrice’i arıyor ve cesetlerinin olası durumunu gözünün önüne getiriyordu.

Kanlarının boğucu kokusu ve cesetlerinin duruşları canlı bir şekilde zihninde beliriyordu.

Bu görüntü zihninin derinliklerine dek işliyor, midesinin acıyla şişmesine yol açıyordu; buna rağmen döküp saçacağı şeylerin sonuna gelmişti. Öylesine kurumuştu ki ağzının içindeki kusmuk kalıntılarını bile tüküremiyor, tek bir damla soğuk ter bile dökemiyordu.

Subaru’nun bedeni tamamen kuruyup kalmıştı. Kupkuruydu, tıpkı ölenlerin kanları gibi.

Kanın kuruması sudan çok daha zorken etrafta bir ton kurumuş kan vardı.

Kanın kuruması birkaç, yo, onlarca saat gerektirirdi, yani bu trajedinin yaşanışının üzerinden bu kadar vakit geçmiş olmalıydı. Çölün altında dolanarak geçirdiği vaktin uzunluğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama yeterli vakit geçmiş olsa gerekti, gerçi şey, pek de emin değildi.

Kafa karışıklığı ve kaos.

Bozulmuş farkındalığının prangaları ona kontrolden çıkmış bu durumla ilgili bir şeyler yapması için feryat ediyordu.

Huzuruna kavuşması gerekiyordu, onu bulması gerekiyordu; bu yüzden, şüpheli sayısını düşürmeliydi.

Geri kalan ikiliden, bu durumun suçlularından biri ölecek olursa Subaru özgür kalırdı.

Subaru: “————”

——Yeşil Oda’ya girdi. Ve Subaru’yu gözüne kestiren siyah kertenkele, bir çığlık attı.

Subaru’nun bu kuleye döndü döneli karşılaştığı ilk canlı varlıktı.

Subaru: “Hah. Bu kertenkele de ne ayak?”

Kertenkelenin hayatta olduğunu gören Subaru’nun yüzüne kuru bir gülümseme yerleşti.

İlla biriyle karşılaşacaksa bir ceset olabileceğini ummuştu; ama onca şeyden sonra karşılaştığı kazazedenin bu kertenkele olması ne halta yarardı ki!

Dilini şaklatarak odadan ayrılmak adına arkasını döndü. Yalnızca kertenkelelerin kaldığı bir odayla hiçbir işi olamazdı. Fakat…

Subaru: “Beni takip etmeyi kes!”

???: “————”

Koca bedeni büzüşüp kalmış olan siyah kertenkele, odadan çıkışının ardından Subaru’yu takip etmeye kalkmıştı.

Ayağa kalktığında ulaştığı büyüklük şaşırtıcıydı, at kadardı. Keskin, pençeli ayaklarını sürüye sürüye Subaru’nun peşinden geliyordu.

Bu gerginliğe katlanamayan Subaru, kollarını iki yana açıp ağzından tükürükler saça saça kertenkeleyi tehdit etti.

Subaru: “Şu anda oturup seninle oynamaya ayıracak vaktim yok! Bu kulede hayatta kalan kim var kim yoksa öldürmem gerekiyor! Eğer yoluma çıkarsan…”

Koca bıçağını eliyle kavrayan Subaru, gözlerini doğruca kertenkelenin gözlerine dikti.

Sert görünümlü kertenkele de önce elindeki bıçağa baktı, sonra da bakışlarını hızlıca Subaru’ya çevirdi.

Subaru: “Hh…”

Onun bıçağı görmezden gelip gözlerinin içine bakışı karşısındaysa Subaru’nun sesi titredi.

Subaru’nun öldürücü düşmanlığı karşısında gözü korkmamış gibiydi. Ve bu da Subaru’nun göğsünde kontrolsüzce yanıp tutuşan o düşmanlığı uyandırıyordu——

Subaru: “Sakın benimle kafa bulayım deme lan!!”

Diye bağıran Subaru, bıçağını salladığı gibi kertenkeleye indirdi.

Ve bıçağın ucu, kertenkelenin simsiyah pullarına saplandı. En başta birazcık dirençle karşılaşsa da o direnci kolaylıkla aştı ve bedeninin derinliklerine ulaştı.

Kertenkele, bıçak bedeninin sol yanına saplanmış hâlde öylece, hareketsizce kalakaldı. Ve kabzasına dek etine saplanmış bıçağın açtığı ciddiyeti bariz yaradan taze kanlar dökülmeye başladı.

Subaru: “Peki ya buna…”

Ne dersin diye devam etmeye çalışan Subaru’nun ağzından istemsizce güçsüz ve düzensiz bir iç çekiş sesi kaçtı.

İlk defa bir canlıyı öldürmeye kalkmıştı. Ve bu gerçek onu heyecanlandırsa, kalbi delice çarpsa da sözlerinin sonunu getirememesinin ardında başka bir sebep vardı.

Kertenkele: “————”

Subaru: “Ah, uh…”

Kertenkele o bıçağı yemiş olmasına rağmen hareketsizce, öylece Subaru’ya bakmayı sürdürüyordu.

O bıçak derinlerine sağlanırken en ufak bir tepki vermemişti. Ne acı ne de şaşkınlık. Keskin gözleriyle Natsuki Subaru’nun yaptığı şeyi izlemekle yetinmişti.

Ve Subaru’nun içerisindeki duyguları çözemediği o kertenkele gözleri, Natsuki Subaru’yu suçluyordu.

Subaru: “Kahretsin… Kahretsinkahretsinkahretsinkahretsin! Budanebudanebudanebudane!”

Kafasını kaşıyan Subaru, buna daha fazla dayanamayarak kendini kaybetti.

Ve kertenkeleye saplamış olduğu bıçağı geri çekmeyi dahi unutmuş hâlde geri adım attı.

 ——Yo, unutmamıştı, o bıçağa dokunacak cesareti yoktu. Kertenkelenin gözleri korkunçtu.

Subaru: “Sen, senin dışındakiler… ve o cesetler! Bir de hâlâ yaşıyor olanlar! Hayatta olup olmadıklarını bile bilmediğim o kişiler! Hepiniz ne bok yiyorsunuz, ne yapmaya çalışıyorsunuz?!”

Subaru, hiçbir anlamı olmadığını bilmesine rağmen önünde duran kertenkeleye bu sözleri geveledi.

Kulede dolaşırken, yeraltındaki zifiri karanlıkta ilerlerken, anlam veremediği bu dünyaya gönderilmiş olmanın acısını çekerken kasvetli duyguları biriktikçe birikmişti.

Subaru: “Beni öldürmeye çalışanların her birini öldüreceğim! Bana bel bağlamaya çalışanların her birini inkâr edeceğim! Beni yanlış anlamayın! Şansınızı zorlamayın! Bu lanet olasıca bir şaka değil… canınız istiyor diye bana böylesine yakınmış gibi davranamazsınız!”

Kertenkele: “————”

Subaru: “Hiçbirinizi zerre kadar umursadığım yok! Hiçbirinizin aklından geçenleri zerre kadar umursadığım yok! Hepiniz bana lanet olasıca gündeminizi dayatıp duruyorsunuz!.. Sizin yapacak işleriniz varsa! Benim de yapacak işlerim var!”

Bağıran ve çığlıklar atan Subaru, farkına bile varmadan gözyaşları akıtmaya başlamış, olduğu yerde dizlerinin üzerine çökmüştü.

Hemen önündeki kertenkele bedeni sarsılır ve kesik kesik nefesler alırken sessizce Subaru’yu izliyordu. Subaru ise çömelmiş ve onu göremez hâlde kafasını yere yaslamıştı.

Subaru: “Beni böylece bir başıma bırakın işte… Beni kendi hâlime bırakın…”

Subaru’nın boğuk hıçkırıkları sessiz koridor boyunca boş boş yankılanıyordu.

Bu şekilde geçirdiği süre ne kadardı? Birkaç saniye mi? Onlarca saniye mi? Birkaç dakika mı? Kendisinde kımıldayacak gücü bulamıyordu. Ancak yüzünü yere bastırmış hâldeyken ansızın bir şeyi fark etti.

Zeminden kendisine yaklaşan belli belirsiz, gerçekten belli belirsiz sarsıntıları.

Subaru: “Ah.”

Kertenkele: “――――MM!”

Bir an sonra kafasını kaldırarak kertenkelenin açık ağzını hemen önünde buldu.

Sıra sıra keskin dişlerle dolu çenesi milim milim yaklaşıyordu. Subaru, sanki bu durumun içerisindeki kişi kendisi değilmişçesine o dişler kafasını çiğneyecek mi diye bakıyor——

Subaru: “Ha?!——”

Ancak kertenkele, Subaru’yu ağzıyla sol omzundan tutup kaldırdığı gibi hiç vakit kaybetmeksizin koşmaya başladı.

Subaru’nun bedeni zorla yerden kaldırılırken kertenkelenin keskin dişlerinin omzuna saplanışıyla ağzından acı dolu bir feryat kaçtı.

Subaru: “Gii, ah! Hıyaaaaaah!”

Subaru’yu öldürecekti. Muhtemelen öldürülecekti. Niyeti buydu.

Fakat dişlerinin omzuna saplanmış olmasıyla birlikte acının doğurduğu korku, ucuz bir teslimiyet duygusuyla rahatlıkla örtülmüştü. Subaru’nun önce omzu, sonra bedeni ısırılacak, çiğnenecek ve öylece ölmeye bırakılacaktı.

Canlı bir varlık tarafından yenilerek öldürülmek, aklına gelip gelebilecek en kötü ölümlerden biriydi.

İşte Subaru’nun bedeninin bu önsezinin doğurduğu korkuyla titremeye başlamasının hemen ardından…

???: “————”

Az önce bulunduğu koridor, şaşırtıcı yoğunlukta siyah bir sis tarafından yok edildi.

Toz ve enkaz parçalarının etrafa yayılmasına yol açan ağır bir darbenin sesini işitti, sis koridora yayıldı, tavanı, duvarları, zemini kuşattı… avını ararcasına Subaru ve kertenkeleye uzandı.

——O sis, karanlık gölgelerden oluşuyor, hatta kolları varmış gibi görünüyordu.

Subaru: “Gölgemsi kollar…”

Zihninde kendisine merdivenlerde işkence eden kadının şekli belirmişti.

Gölgelerle kuşatılmış, yüzü siyah bir peçeyle örtülmüş, kalbiyle adamakıllı oynayan, içine korku salan kadının şekli. İşte odayı kuşatan gölgeler de o kadınınkilere benziyordu.

Kulenin koridorlarını gönlünce harap ediyor—— kaçmakta olan kertenkele ve Subaru’nun ardından geliyordu.

Subaru: “Sen!..”

Kertenkele yanıt vermiyor ancak ağzında Subaru’yla koridor boyunca dört nala koşuyordu.

İlerledikleri yerin aksi istikametine bakmakta olan Subaru, çaresizce kaçtıkları konumu göremiyordu. Üzerlerine çöreklenmeye çalışan, bedeninin içerisindeki kanı donduran gölge tehdidine dosdoğru bakmaktan başka bir şey yapamıyordu.

Yani ya o gölge tarafından tüketilecek ya da ölümden daha korkunç bir kaderle yüzleşecekti.

İçgüdüsel olarak bir karar veren Subaru, kendisini kertenkelenin omzuna saplanan dişlerine doğru daha da bastırdı. Boğazı acıyla titreşse de sarsılıp düşecek olursa işi biterdi.

An itibarıyla kertenkeleye duyduğu nefret, anlamsız bir takıntıdan ibaret hâle gelmişti.

Kertenkele: “――――MM”

Gölge yollarını keserken patlayan geçidin sesi işitildi.

Hemen ardından ani bir karar veren kertenkele, bir dönüş yaparak gölge tarafından yutulmasına ramak kala yandaki koridora daldı. Dört nala ilerliyor, çamurlu bir nehrin kudretiyle üzerlerine akın eden gölgeden kurtulmaya çalışıyordu.

Fakat gölgeden kaçarken karşısında bulduğu yer——

Subaru: “——Çıh! Spiral merdiven… Hık!”

Kulenin dördüncü ve Beşinci Katlarını birbirine bağlayan devasa spiral merdiven. Kendisini orada bulan Subaru, ne diyeceğini bilemiyordu.

Doğal olarak bulundukları yüksekliğin çok daha aşağılarında kalan Beşinci Katı görebiliyordu—— Daha önce düşerek öldüğü o sahneye yeniden tanık olmaktan da birazcık korkuyordu ancak korkusu bununla sınırlı değildi.

Çünkü hemen altındaki merdiven basamakları karanlık gölgeler tarafından kuşatılıyor ve çökmeye başlıyordu.

Yani kulenin alt yarısı muazzam gölgeler tarafından kuşatılmakta ve çökmekteydi.

Subaru: “Aşağıdan kaçamayacağız… Ama arka tarafta da kaçış yok…”

Kulenin aşağıları çoktan gölgenin kontrolü altına girmişti. O karanlık, çamurlu nehir, kaçmaya çalıştıkları koridorlardan üzerlerine çullanıyordu.

Tamamıyla, tam anlamıyla köşeye sıkışmışlardı.

Geriye kalan tek şey, gölgeler tarafından mı yoksa başka bir şekilde mi öldürülecekleri şeklinde absürt bir seçim yapmaktı.

Subaru: “————”

Bir an için Subaru’nun zihninde intihar düşüncesi belirdi.

O gölgeler tarafından yutulmaktansa nasıl öleceğini seçmesi çok daha iyi olmaz mıydı? Belki de işin sonunda ölüm olsa bile Subaru için birtakım olasılıklar olabilirdi.

Subaru: “Ah, ığh.”

Ancak kendi canını almayı düşündüğü saniyede bedeni tir tir titremeye başladı.

Ya kendisini öldürmek bir şekilde her şeyin burada sona ermesiyle sonuçlanırsa? O durumda ne yapardı? Aynı şeyleri tekrar edebildiğine dair bir inanç içerisindeydi ama bunun doğruluğunun devamına dair bir garanti var mıydı gerçekten?

Veya bunun ilk başta aklına geldiği gibi önsezili bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirdi? Son sefere dek bazı acı verici rüyalar görmüştü. Yani bu sonuncusuysa Subaru için her şey bu noktada sona ererdi.

Her şeyden önce, neden ölmek zorundaydı ki?

Hiçbir yanlışı olmamıştı. Neden bedelini canıyla ödüyordu? Ölen neden oydu?

Subaru: “YO… ÖLMEK İSTEMİYORUM!”

Subaru zerre kadar utanç duymadan bu şekilde bağırdı.

Kulede onu duyabilecek kimse yoktu. Geriye yalnızca ölüler ve kayıplar kalmıştı.

Yani onu duyan tek kişi, bir insan olmayan bu simsiyah kertenkeleydi.

Kertenkele: “――――M!

Subaru’yu dişleriyle tutmayı sürdüren kertenkelenin boğazından boğuk ama kudretli bir kükreyiş yükseldi.

Ve o saniyede büyük bir şiddetle koşmaya başlayıp çamurlu nehrin arkalarından çöreklenen dallarından kaçmak adına spiral merdivenlerin boşluğuna doğru sıçradı.

Subaru: “————”

Doğal olarak sıçrayışı ne kadar momentum taşırsa taşısın er ya da geç o momentumu yitirecek ve yerçekiminin kendisini serbest düşüşe geçirişiyle aşağıdaki gölgeler tarafından yutulacaktı.

Ancak kertenkele, bu çaresizce durumun üstesinden gelmek için zekice bir fikir geliştirdi.

Kertenkele: “――――M!

Ucu sivri ayaklarından ikisini kulenin duvarına sapladı. Elbette duvara tutunsa bile er ya da geç düşecekti—— Tabii duvar dik olsaydı.

Kertenkele, kükreye kükreye duvardan yukarı delice koşmaya başlamıştı.

Devasa kule, tabanından yayılan gölgeler yüzünden eğilmeye başlıyordu. Kertenkeleyse yana doğru eğilen, neredeyse doksan derecelik duvarlara tırmanarak ilerliyordu.

Subaru: “Y-Yok artık…”

Neler dönüyordu? Her şey sarsıldığı için Subaru, olup bitenleri tam anlamıyla çözemiyordu.

Fakat siyah kertenkelenin hayatta kalma çabasıyla kalan tüm gücünü harcadığı barizdi. Varını yoğunu bu işe adadığı açıkça ortadaydı.

Subaru: “Sen——”

Derken karanlık nehrinin dalları kertenkelenin az önce bulunduğu noktayı bütünüyle kuşattı. Yutmayı başaramadığı avına dair bir iz aradı, duvardan yukarı koşmakta olduğunu fark etti. Ve peşine takıldı.

Salise farkıyla kaçınan kertenkele, karanlığın saldırısından ucu ucuna kurtuldu. Şiddetli bir şok dalgası ve hiddetli bir rüzgârın eşlik ettiği saldırının ardından kulenin yan cephesinde koca bir delik açıldı.

Kertenkele: “――――M!

Ve kertenkele hiç şüphe etmeden duvarda açılan o delikten dışarı atıldı.

Denge hissiyatını yitirmiş hâlde şiddetle sağa sola savrulan Subaru, artık dünyayı doğru düzgün algılayamaz hâldeydi. Bununla birlikte, tüm bunlara rağmen, kertenkelenin Subaru gölgenin saldırılarından hiç etkilenmesin diye çarpıcı manevralar yaptığını biliyordu. Bu esnada kendi bedeninin gölge tarafından yontuluşunu zerre kadar umursamadığını da biliyordu.

Geniş bir delikten dışarı çıkmışlardı. Hemen ardından da kumlu bir rüzgârla karşılanmış ve görüşü karanlığa gömülmüştü.

Dışarıdaki havayı tenninde hissedebiliyordu. Kulenin dışına mı atlamışlardı yoksa? Derken kertenkele bir kez daha eğik kule duvarları üzerinde koşturmaya, gölgeden delice, delice kaçmaya başladı——

Subaru: “——Uvaa!?”

O saniyede kertenkelenin ince boynu büküldü ve hemen sonrasında güçlü bir rüzgâr, ikiliyi savurdu.

Kertenkele Subaru’yu bırakırken dişleri Subaru’nun omuzlarından ayrıldı. Dişlerin etinden çekilişinin doğurduğu hissiyatla birlikte Subaru’nun gözleri acı içerisinde ışıldadı. Fakat o acıyı da kendisine doğru esen güçlü rüzgârları da hiçe saydı. Vücuduna çarpan sert bir şey vardı.

O darbenin etkisiyle sendeleyip savrulan Subaru, kesik bir nefes vererek gözlerini açtı.

Ve gözleri, önünde titreşen gece göğüyle buluştu.

Subaru: “Ah, eh?..”

Panik hâlde düştüğü yerde doğrulan Subaru’nun karşısındaki manzara, aklının hayalinin alamayacağı düzeydeydi.

Etrafına bakındı. Kuleyle aynı materyalden yapılı bir alandaydı. Buna rağmen dışarıda olduğu kesindi—— Buranın kulenin dış duvarına bağlı bir yapı olduğunu, bir balkonu andırdığını görebiliyordu.

Delikten dışarı çıkmış, duvar boyunca koşmuşlardı ve sonunda buraya fırlatılmıştı——

Subaru: “Kertenkele!..”

Ürperen Subaru, düştüğü noktaya koşturarak aşağısına baktı. Ve orada, kendisini bu noktaya fırlatmış olan kertenkelenin son anlarına tanık oldu.

——Düşmekte olan kertenkele, pullarından da kara gölgeler tarafından yutuluyor ve gözden kayboluyordu.

Subaru delice bir öfkeyle ona bıçağını saplamış ama o ne acısını ne de korkusunu umursamıştı. Gölgeler tarafından yutulma pahasına Subaru’yu bu balkona taşımıştı.

Kendisini ölümden de kötü bir kaderin beklediği o gölgeler tarafından yutulmuştu.

Subaru: “Bu, bu da neyin nesiydi.”

Bu da neyin nesiydi. Bu da neyin nesiydi. Bu da neyin nesiydi.

Subaru’nun artık neler olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktu.

Subaru: “————”

Kulenin aşağılarının giderek gölgeler tarafından kuşatılışını balkondan izliyordu. Derken balkonun köşesine, hemen yanı başına beyaz bir kuş tünedi.

Ve beyaz kuş, hissiz gözlerini Subaru’ya dikti—— O iri kuşun varlığı karşısında da Subaru’nun ağzından bir “ha” sesi döküldü.

Ölmüş şüpheliler, ortalıkta bulunamayanlar, canı pahasına kendisine yardım eden kertenkele ve şimdi de ansızın oracıkta beliren beyaz bir kuş—— Hepsiyle birlikte kule, gölgeler tarafından gözlerinin önünde ağır ağır yutuluyordu.

Subaru: “————”

Sonunun yaklaştığını hisseden Subaru, tükenmiş şekilde yere çöktü.

Artık kertenkelenin onu kurtarmak için çaresizce mücadele etmiş olduğunu anlıyordu. Ama buna rağmen beklentileri, çabaları nafileydi—— Üzerine çökecek ölümden önce Subaru’ya birazcık zaman kazandırmıştı, hepsi buydu.

Subaru: “————”

Hâlâ çömelmiş hâlde olan Subaru, ansızın kafasını kaldırdı.

Arkasında biri vardı. Ne bir kuştu ne bir kertenkele ne de bir gölge.

Yaşayan birine dair bir işaret, oracıktaydı.

Subaru: “…Sen de kimin nesisin?”

Subaru, son derece kısık bir sesle, arkasına bakacak cesareti bile olmaksızın bu soruyu sordu.

Arkasında duran kişiyse gülerek karşılık verdi. Ve sonra da Subaru’nun daha önce hiç işitmediği bir sesle,

???: “——Sonraki sefer tahmin etmeyi denesene, kahraman.”

Subaru bir an için bir vızıltı işitti. Ve sonra da dünyaya daha yukarıdan bakmaya, manzarası hızla dönmeye başladı.

Bedeninin verdiği his inanılmaz hafifti. Bir kuş misali gökyüzünde süzülüyordu. İşte o saniyede ne olduğunu anladı.

Arkasından gelen biri, kafasını kesmişti——

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “——Subaru! Hey, Subaru, iyi misin?”

Kesilmiş olması gereken kafasıyla arasındaki bağlantı ve bilincindeki değişim çok ani gerçekleşmişti.

Subaru, sarmaşıklardan oluşan yumuşacık bir yatakta uyandı. Gümüşi bir sesle karşılandı, ne kadar aranırsa aransın bulunamadığını işitti.

Subaru: “Emi… lia…”

Emilia: “Oh, Subaru, çok şükür. Uyanmışsın. Senin için geeeeerçekten endişelenmiştim.”

Subaru hafifçe gözlerini araladı. Hemen önündeki kız—— Emilia rahatlamış bir yüz ifadesiyle duruyordu. Subaru’nun uyandığını görünce elini göğsüne yerleştirmiş, dudaklarına bir gülümseme yerleşmişti.

Subaru: “————”

Subaru ise Emilia’yı izliyordu, güzelim, incecik boynu ürpertici şekilde göz kamaştırıcıydı.

Dilinin damağının kuruduğunu hisseden Subaru, tek kelime etmeksizin uzanarak elleriyle Emilia’nın ince boynunu sarmaladı. Ve o boyun, Subaru’nun elleri arasına rahatlıkla sığdı.

Emilia: “Subaru, sorun nedir?”

Boynu Subaru tarafından sarmalanan Emilia, gözleri şaşkınlıkla irileşmiş şekilde boş boş bakıyordu.

Subaru’nun tepkisi karşısında şaşırsa da silkinip onu kendinden uzaklaştırmak için herhangi bir hamle yapmıyordu. Subaru’ya öyle geliyordu ki birazcık kas gücü kullandığı takdirde o boynu rahatlıkla kırabileceği kesindi.

Emilia ise hayatı Subaru’nun ellerinde olmasına rağmen tepki vermekte aşırı yavaştı, dahası——

???: “Emilia, anlaşılan Subaru hâlâ uyku sarhoşu, sanırım. Bizi endişelendiriyor olmasına aldırmadan oyun oynuyor, doğrusu.”

Subaru: “——Hık.”

Subaru hemen arkasından gelen sesle birlikte Emilia’nın boynundaki elini hızla geri çekti.

Ve etrafına bakarak burun delikleri mutlak bir şokla şişmiş, kısa kollarını yatağın yanında birleştirmiş hâldeki Beatrice ile göz göze geldi. Bu sırada Emilia gergin bir gülümsemeyle “Evet” diye lafa girdi.

Emilia: “Gerçi daha ciddi bir şey olmasındansa yalnızca uyku sarhoşu olmanı yeğlerim. Seni yerde yatar hâlde bulduğumuzda Beatrice neredeyse gözyaşlarına boğulacaktı.”

Beatrice: “O kısımdan bahsetmene gerek yoktu, sanırım!”

Emilia’nın kötü niyetli olmayan bu yorumu karşısında Beatrice’in yüzü kızarmaya başlamıştı.

Bu etkileşim içerisindeki ikilinin Subaru’nun az önce nasıl bir dürtüye kapıldığına dair en ufak bir fikri yoktu. Durumun tehlikeli bir hâl aldığının farkında dahi değillerdi.

Subaru’ya yönelik tavırları da aynı şeyi kanıtlıyordu——

Subaru: “…Demek oluyor ki ben…”

Subaru’nun… “Natsuki Subaru”nun hafızasını yitirişinin hemen sonrasına dönmüştü—— Yani başka bir dünyaya ışınlandığının farkına vardığı ana, tam da bu noktaya geri dönmüştü.

Ve aynı zamanda——

???: “――――M!”

Subaru: “——! Sen de buradasın… Hık.”

Subaru, kişneme ve nefes seslerini duyarak aceleyle dönerken o figürle karşılaştı.

Yeşil Odanın bir köşesinde uslu uslu oturan kocaman, siyah canavar—— gölgeler tarafından yutulmasına ramak kalmışken kendisi için onca şey yapan kertenkele, tüm soğukkanlılığıyla orada oturuyordu.

Beatrice: “…Birazcık memnuniyetsizim, doğrusu. Seni bulmak benim ve Emilia’nın başarısıydı, sanırım.”

Emilia: “Hehe, surat asmaya gerek yok ki. Bu harika bir şey, haksız mıyım? Subaru ve Patrasche geeeeerçekten iyi anlaşıyor.”

Subaru, Beatrice ve Emilia’nın arkasından yükselen cümlelerini işitebiliyordu.

Ancak o sohbete katılmak gibi bir arzusu yoktu; hemen önündeki kertenkelenin koca bedenini sımsıkı sarmalayıp ona ne kadar minnettar olduğunu anlatmakla fazlasıyla meşguldü.

Subaru’ya zarar vermeye çalışmayan tek kişi olduğu için ona ebediyen minnettar kalacaktı.

#Ya canım Patrasche be… Neyse ki Subaru hiç değilse ona koşulsuz güvenebileceğini öğrendi. Beatrice ve Emilia’ya düşman kesilmesiyse epey üzücü. Bu arada hakikaten neler dönüyor bu kulede!! Emilia ve Beatrice hariç herkes ölü, onların nerede olduğu belirsiz, kuleyi sisler sarıyor ve Subaru, daha önce sesini hiç işitmediği biri tarafından kafası kesilerek öldürülüyor. Bu gizemleri çözmek için kaç bölüm direnmemiz gerekiyor acaba… Hadi okumaya devam!

Not: Epik Novelden bölümleri olabildiğince hızlı bir şekilde tertipleyip düzenleyerek siteye resimli bir şekilde aktarıyoruz. Devamındaki bölümleri de en yakın zaman yüklemeye gayret göstereceğiz. Dilerseniz bekleyebilir veya hemen alttaki Epik Novel’den devam et tuşuna basabilirsiniz.

Önceki Sonraki
0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
2 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
zVndree
10 Mayıs 2026 12:37

Hocam epic novel sitesindeki ln mi yoksa webnovel mi?

Son düzenleme 1 saat önce by zVndree