Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VIII, Bölüm 13 – “Herkesin Kendi Yaraları”

Kısım VIII, Bölüm 13 – “Herkesin Kendi Yaraları”

4 Ocak 2026 800 Okunma 41 dk okuma

Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Bertiel

Ek Düzenleme: Qua

Redaktör: akari

Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “ ――Rem de gelmiş demek.”

Yanından gelen sesle birlikte Rem, sessizce başını kaldırdı.

Birbiri ardına sıralanmış ejder arabalarının körük kısmında sırtını vagonun duvarına vermiş olan Rem’e seslenen kişi, yan vagonun kapısını aralayan gümüşi saçlı kız―― Emilia’ydı.

Gözlerinde yumuşak bir ifade barındıran çok güzel bir yüzü vardı, yanındaysa elini tutan küçük bir kız duruyordu. O kız da İmparatorluk Başkenti’ndeki kaosun tam ortasında, Subaru’yla birlikte yardımına koşan Beatrice’ti.

Dokunaklı bir manzara olsa da Rem’in onlara karşı hisleri son derece karmaşık olduğu da kesindi.

Elbette bunun bir nedeni, onların Rem’in hatırlayamadığı kayıp “Anıları”yla ilişkili olmalarındandı ancak tek sebep bu da değildi.

İçgüdüsel olarak ablası olduğunu bildiği Ram’ın ve kendilerine yoldaş diyen diğer insanların aksine, bu ikisi özeldi. ――Onlar, Subaru’yla derin bağlara sahip olmalarından dolayı özellerdi.

İmparatorluk Başkenti’ni saran olaylar, geri çekilme süreci ve sonrasında da Subaru’yu bilinci kapalıyken yaptıkları ziyaretlerle her ikisi de ona karşı özellikle güçlü bir bağ hissettirmişlerdi.

Rem, bunun kendisini neden bu denli rahatsız ettiğini de bilmiyordu ama――

Rem: “Emilia-san, Beatrice-chan…”

Beatrice: “Rem de konuşmanın nereye varacağı konusunda endişeli, sanırım.”

Rem: “Endişeli… Evet, haklısınız, endişeliyim diyebilirim.”

İsmiyle hitap eden Beatrice’in sorusu üzerine Rem hafifçe başını öne eğdi.

Rem’in bu boş geçitte dikilmesinin sebebi, az ötedeki kabini―― Natsuki Subaru’ya uyuması için tahsis edilen kabini gözetiyordu.

Ziyaretçi akını dağılıp ortalık durulduğunda o kabinde Subaru’yla Abel baş başa kalmışlardı.

Abel’in yüzü asıktı. İnsanlar onu genellikle Oni maskesi takıyorken gördüğünden ötürü, gerçek yüzünü görmüş olmak Rem’in hafızasındaki yüzü tazelemişti.

Ancak Rem’in bildiği kadarıyla Abel maskesizken de yüzünde hep bi’ hoşnutsuzluk olurdu. Fakat bugün, zaten asık olan suratı her zamankinden daha da gergin görünüyordu.

Emilia: “Rem, bir süredir Subaru’yla Abel’i… Iıı, İmparator Vincent’ı illaki birlikte görmüşsündür, değil mi? Nasıllardı? İyi anlaşıyorlar mıydı?”

Rem: “İmparator Vincent… Ona böyle hitap etmeye pek de alışık değilim. Ayrıca o ikisinin birbiriyle pek de dostane takıldıklarını sanmıyorum. Bazı fikirlerde uzlaşmış olsalar bile, pek iyi anlaştıklarını söyleyemem…”

Emilia: “Iğh, ben de öyle düşünmüştüm…”

Beatrice: “Eh, öngörülebilirdi, doğrusu. Abel’in düşünce tarzı zeytinyağıysa Subaru’nunkiyse su gibi terstir, sanırım. Betty, Subaru’nun duygusal şekilde hareket edişini tercih eder, doğrusu.”

Emilia: “Of. Beatrice sen de hemencecik Subaru’ya yumuşak davranıyorsun. Abel’in de söyleyeceklerini düzgünce dinlemelisin… Ah, yani İmparator Vincent’ın söyleyeceklerini!”

Rem’in cevabıyla Emilia’nın omuzları çökse de Beatrice’in hemen ardından gelen iddiasıyla dudaklarını büzdü.

İfadesinin bir andan diğerine değiştiğini düşünen Rem’in önünde Emilia, şaşkın bir “Ah” nidası çıkarıp ona baktı.

Emilia: “Ah, bir de Rem, Vollachia’da olduğumuz için bana ‘Emily’ demelisin…”

Rem: “…Iı, bunun bir anlamı var mı acaba?”

Emilia: “Eh, elbette ki var ya. Kimse benim Emilia olduğumu düşünmüyor. Di’ mi, Beatrice?”

Beatrice: “Betty de Emilia’ya yumuşak davrandığından ötürü nezaketen cevap vermeyecek, sanırım.”

Emilia: “Eh!? O da ne demek?!”

Elini tuttuğu Beatrice’in nazikçe geçiştirmesi karşısında Emilia’nın gözleri fal taşı gibi açıldı.

Rem, nefret etmesi zor olan bu olayları izlerken hislerinin bu ikilinin insafına kaldığını hissediyordu ancak çok geçmeden Emilia’yla Beatrice’e karşı bir sıcaklık da duydu.

Zaten duyduğu şeyler gerçekse bu insanlar, büyük riskleri göze alıp Rem ve Subaru’yu aramak için kalkıp bu ülkeye kadar gelmişlerdi. Onlardan nefret etmesine imkân yoktu.

Rem: “O kişinin aksine, bu ikisinde şüpheli hiçbir nokta yok.”

Subaru’nun üzerinde şiddetli ve içgüdüsel olarak alarma geçiren o koku vardı. Rem’in düşmanlığının büyük bir kısmı buna dayansa da Emiliagillerde bu kokudan eser yoktu.

Bu yüzden de Louis, Shudraqlılar, Flopgillerde olduğu gibi onlara terslenip durmanın bir anlamı da yoktu.

Yine de――

Rem: “…O kişinin kokusunun aniden zayıflaması da bi’ hayli korkunç.”

Ayrı kaldıkları süre zarfında o yoğun kokusunu kaybeden Subaru hakkında endişeliydi.

O kokunun tam olarak ne olduğunu bilmese de olmamasının olmasından kesinlikle daha iyi olduğu bir gerçekti, bu yüzden durumun iyiye gittiğini söylemek istiyordu.

Tam da bunları düşünürken…

???: “Hııııı? ~ Rem-chan, Emily-chan ve Beatrice-chan!”

Remgillerin durduğu yerin tam karşısındaki vagonun kapısı açıldı ve ortaya çıkan kişi, üçünün ismini yüksek sesle haykırdı.

Ellerini coşkuyla sallayarak onlara doğru paldır küldür gelen kişi, uzun boylu bir kadındı―― uzun sarı saçlarını özgürce salmış, bir dansçıymışçasına tenini cömertçe sergileyen ve hepsinden önemlisi, yaşına uygun şekilde kolları ve bacakları uzamış biriydi.

O kadın――

Emilia: “――Medium-san.”

Medium: “Yahuu! Acaba sizler de mi Abel-chin’le Subaru-chin adına endişeleniyorsunuz?”

Emilia: “Evet, haklısın. Medium-chan da mı endişeleniyor?”

Medium: “Hı-hı, evet! Baksanıza bana ya! Sonunda tekrar kocaman bir vücudum oldu, di’ mi? Artık küçük hâlimin aksine kocaman adamların kavgasını da durdurabilirim, bu yüzden işe yarayabileceğimi düşünmüştüm.”

Göğsünü “Eheh!” dercesine kabartan Medium—— çok uzun süre görmemiş olsalar da Subaru gibi o da yetişkin hâlinden çocuk formuna küçültülenlerden biriydi.

Küçük Medium’un da capcanlı kişiliğini koruduğu için hâlâ çok şirindi ama onun cazibesi kol ve bacaklarının uzunluğuyla değişmediğinden alışageldiği görünümü Rem’i daha çok rahatlatıyordu.

Anlaşılan Medium da küçüldüğü için epey üzülmüş olmalıydı ama şimdi o kocaman vücuduna kavuşmanın tadını olabildiğince çıkarıyor gibiydi.

Her hâlükârda――

Rem: “Kavgalarını mı durduralım… yani, o kişiyle Abel-san’ın kavgasını mı diyorsun?”

Medium: “Evet?~ İkisi düzgünce konuşmayalı epey zaman oldu, ortalığı birbirine katmazlar mı?”

Rem: “Bilemiyorum… O kişi neyse de Abel-san’ın yakıp yıkacağını hayal edemiyorum.”

Sert yüzüyle, haşin ses tonuyla Abel’in daha çok; acı verici gerçekleri dile getiren biri olduğunu düşünüyordu.

Ancak Medium’un endişeleri karşısında kaşlarını çatan Rem’in aksine, Emilia’yla Beatrice’in fikirleri Medium’a daha yakın gibiydi.

Beatrice: “Betty de Medium’la aynı fikirde, doğrusu. En azından Subaru’nun o İmparator’a söyleyecek pek çok şeyi vardır; bu yüzden muhtemelen Subaru’ya patlayacaktır, sanırım.”

Emilia: “Haklısın. Emily olarak ben de azıcık endişeliyim. Kavga dediğin sadece birbirine vurup kırmak değil ki sözlerle birbirini yaralamak da kavgadır.”

Rem: “…Demek siz böyle düşünüyorsunuz?”

Elbette ki bu itiş kakış olmayacaktı, zira Abel’in el kaldıracağına dair bir işaret yoktu ancak Subaru’nun duygusallaşmasıyla tartışmanın alevlenmesi oldukça muhtemeldi.

Abel mantıklı biri olduğu için Rem onun konuşarak dahi Subaru’yu alt edeceğini düşünüyordu ama Abel’in şu an pek de tahammülü olmayabilirdi. İmparatorluk makamını geri kazanan Abel’le pek konuşma fırsatı bulamamıştı ama Medium’la Beatrice’in endişesini anlayabiliyordu.

Bu tahminin doğruluğu hemen de kanıtlanmıştı.

???: “――Tamam mı? Her neyse, gizlice Garfiel’ın yanına gidiyoruz. O, bizim bu mecburi durumumuzu anlayışla karşılar.”

???: “Ne… Krallığın Şövalyesi İmparatorluğun İmparatoru’na vurdu skandalını mı?”

???: “Şunu baştan söyleyeyim, iş mahkemeye düşerse senin ne mal olduğunu bülbül gibi öterim valla, o son kozumu sakladığımı unutma ha!..”

Bunun gibi fısır fısır atışmalar eşliğinde kabinin kapısı açıldı.

Kapı aralığından başlarını uzatıp koridorda kimse var mı diye kolaçan etmeye çalışan iki çift siyah göz, tartışmanın sonucunu bekleyen Remgillerin gözleriyle buluştu.

Subaru “Ah” diye ağzını açarken Abel “Iğh” diye yüzünü ekşitti.

Ancak Remgillerin tepkisi bununla sınırlı kalmadı. Kafalarını uzatan Subaru ve Abel’in ikisi de kan revan içindeydi çünkü.

Rem: “İnanmıyorum…” / Medium: “Siz ikiniz sandığımızdan da mı büyük bir kavga ettiniz yoksa ya!?” / Emilia: “O-Oh, olamaz! Beatrice! Çabucak, iyileştir onu!..” / Beatrice: “Gördün mü, doğrusu! Betty de orada olmalıydı, sanırım!!”

Kendilerini telaşlı bir kaosla karşılayan kadınlara karşı Subaru’yla Abel göz göze geldi. Ardından Abel iç çekti, Subaru’ysa teslim olmuşçasına ellerini havaya kaldırdı.

Hemen sonrasında da…

Subaru: “Iıı, kesin çok kızacaksınız, o yüzden kızmadan önce söyleyeyim… barıştık biz.”

Acınası hâldeki yüzüne yerleşen buruk gülümsemeyle en azından verecek iyi bir haberi varmış gibi bunu söyleyiverdi.

△▼△▼△▼△

――Nihayetinde yaraları ellerindeki küçük birer kesikten ibaretti, öyle abartılacak bir şey yoktu.

Medium: “Ama kabin darmadağın olmuş ki ya hem… hazırlayabileceğimiz başka bir kabinimiz de yok.”

Subaru: “Başka bir kabin hazırlayın gibi kendini beğenmiş bir laf etmeyeceğim. Yaptıklarım üzerine cidden düşündüm ve… Ah! Medium-san! Normale dönmüşsün sen!”

Medium: “Ehehe~, evet döndüm, Subaru-chin! Ah, yoo, dediklerin işe yaramaz! Bunu söylediğin için mutlu olsam da sana kızgınım da. İkiniz de iflah olmazsınız ya.~”

Bunu söyleyen Medium ellerini beline koydu ve konuyu değiştirme çabası başarısız olan Subaru’yu azarladı.

Subaru pişmanlıkla omuzlarını düşürdü ancak Medium’un azarının asıl hedefi, boynu bükük Subaru’dan çok; onunla kavga eden Abel’di.

Medium: “Abel-chin için de aynı şey geçerli, Subaru-chin küçük olabilir ama en azından sen olgun davranmalısın, tamam mı?”

Vincent: “…Sen, az önce ne yaptığının idrakinde misin? İmparator’a el kaldırdın.”

Medium: “Çok yücesin falan filan anladık onu da sırf kimse seni azarlamadığı için böyle büyüdün, değil mi Abel-chin?”

Vincent: “――――”

Abel kaşlarını çatıp kollarını kavuşturdu, Medium’sa ona sitemkârca bakıyordu. Az önceki konuşmadan da anlaşılacağı üzere şaşırtıcı bir şekilde Medium, Abel’in kafasına bir kere bonk diye vurmuştu.

Kabinin felaket durumuna bakınca genç görünen Subaru’yla kavga ettiği için Abel’i azarlamak isteyişi makûl görülebilirdi ama Rem bu absürt hareket karşısında hayranlığını gizleyemedi.

Rem: “Medium-san için sorun olmazsa ben de bir kerecik vurabilir miyim?”

(Bertiel not: Yok, sen vurma.) (akari not: Bence de o vurmasın.)

Vincent: “Ona iştirak etme. Şu an her bir saygısızlığı tek tek ele alacak lüksümüz yok. Savaştan sonra, başarılarınla kıyaslayıp seni cezalandırıp cezalandırmayacağıma karar verirken vaktimi harcamama neden olacak şeyler yapma.”

Rem: “Yazık oldu.”

Elbette izin almayı beklemiyordu ama Rem için Abel’in ağzından “savaştan sonra” lafını duymak bile iyi olmuştu.

En azından Abel geleceğe bakıyordu. İçerideki konuşmaları sırasında neler söylendiğini bilmiyordu ama bu kabini ziyaret etmeden önceki hâline kıyasla gözlerindeki ışığın ve ferin yerine geldiği hissediliyordu.

Emilia: “――Pekâlâ, güzel. Ama kıyafetlerini bi’ değiştirmelisin, yoksa herkes senin için endişelenir. Herkesin karşısına düzgün bir şeyler giydikten sonra çıkabilirsin, tamam mı?”

Beatrice: “Gerçekten de başa belasın, doğrusu. Betty’nin huzur bulmasına asla izin vermiyorsun, sanırım.”

Subaru: “Üzgünüm valla üzgünüm. Bayağı uzun zaman olduğu için güzel hissettiriyor. Bir süredir Tanza hariç benim için endişelenenlerin hepsi erkekti de.”

Yanında taşıdığı el havlusuyla Subaru’nun yüzündeki ve ellerindeki kanı silen Emilia, onun başını okşadı.

Ellerini uzatmış, yaralarını iyileştirmeye çalışan Beatrice de omuz silkti; hem rahatlamamış hem de sevinçliydi.

İkisi de Subaru’yla ilgilenmekten mutlu görünüyordu.

Bunu izleyen Rem, nedense göğsünün sızladığını hissetti.

Medium: “Yoo, yoo, Abel-chin, yapabilecek misin?”

Rem’in kalbinden geçenleri fark etmeyen Medium, başını yana eğerek Abel’e bu soruyu sordu.

Abel, soru karşısında siyah gözlerini kıstı ve bir anlık duraksamanın ardından başını salladı.

Vincent: “Dert etmeye lüzum yok. Asıl beni işaret edip çabalayıp çabalamayacağımı sorgulaman ahmakça. İmparatorluk tahtına oturmaya karar verdiğimden beri gelişigüzel davranma hakkımı kaybettim.”

Medium: “――Yani, İmparator olarak elimden geleni yapacağımm~ mı diyorsun?”

Vincent: “…Fazla basite indirgenmiş, gevşek bir yorum ama kabaca öyle.”

Medium: “Öyle mi! O zaman ben de katılıyorum! Hep beraber elimizden geleni yapalım!~”

Medium’un yüzü aniden aydınlandı ve elini Abel’e doğru uzattı. Abel de Medium’un eline ters ters baktıktan sonra yüzünü başka yöne çevirdi.

Abel’in bu soğuk tavrına karşılık Medium, havada kalan eline diğer elini vurup şak diye bir ses çıkardıktan sonra…

Medium: “Peki, diğerleriyle buluşsak mı artık? Abiciğim de Abel-chin’le konuşmak istiyor gibiydi.”

Vincent: “Onunla konuşacak vaktim yok ama Serena Dracroy’un uçan ejder filosu yakında dönmüş olmalı. Öyle ya da böyle, artık kilit isimlerle konuşmam icap ediyor.”

Rem: “――Ah, lütfen bekleyin.”

Medium’un aceleci tavrına karşılık, Abel çenesini geri çekti.

İşleri hızlıca halletmeyi seven Abel için İmparatorluk Başkenti’ndeki sorunlarla nasıl başa çıkılacağını konuşmak üzere bundan sonra önemli tartışmaların yapılması gerektiğini de biliyordu.

Doğal olarak da bu tartışma için önemli kişiler olduklarından Subaru’yla Emilia’nın orada bulunmasına kesin gözüyle bakılıyordu ama ondan önce Rem’in söylemesi gereken önemli bir şey vardı.

Rem’in orada durmasının nedeninin yarısı Subaru’yla Abel’in arasındaki çarpık ilişkiye dair endişesiyse diğer yarısı da şuydu…

Subaru: “Abel, benim de herkesle buluşmadan önce yapmak istediğim bir şey var… Kesinlikle yapmam gereken bir şey hem de. O yüzden de önce onu yapmama müsaade et.”

Rem: “Ah…”

Konuşmayı bölen Rem, geliş nedenini söylemeye çalıştı. Ancak Subaru konuşmaya başlayarak Rem’in sözünü kesti ve bakışlarını ona çevirdi.

O bakış; Subaru’nun kesinlikle yapması gereken şeyin, Rem’in söylemeye çalıştığı şeyle aynı olduğunu anlamasını sağladı. Bu yüzden Rem dudaklarını büzdü ve başını salladı.

Ardından da――

Subaru: “――Rem, beni Katya-san’ın yanına götür.”

△▼△▼△▼△

???: “Velet, burada ne işin var lan? Burası senlik bir yer değil.”

Girmeyi planladığı kabine vardığında, duyduğu o kaba sesle Subaru’nun gözleri fal taşı gibi açıldı.

Açık kapının ardında dikilen, göz bandı takmış yüzüyle uyumlu sert bir sese sahip olan bir adam vardı―― bir an için anımsamakta zorlandı ama sonra jeton düştü.

Subaru: “Jamal’di… değil mi?”

Jamal: “Haaa? Adımı nereden biliyorsun lan? Ben seni tanımıyo’m.”

Subaru: “Yaşıyorsun, demek…”

Jamal: “O ne demek la’ amcık, şerefsiz veledin tekisin demek sen ha!?”

Beklenmedik derecede temiz dişlerini sergileyerek ağzını açan ve gırtlağından hırıltılı sesler çıkaran bu adamın adı Jamal’di.

Subaru, Vollachia İmparatorluğu’na savrulduğunda İmparatorluk’ta karşılaştığı ilk insanlardan biri―― ve Todd Fang’ın yoldaşı olan bu adamdı.

Subaru’nun bildiği kadarıyla Guaral Kalesi Şehri’nde Todd, daha önce esir düşmüş bir Birinci Sınıf Generali kaçırırken Jamal geride kalan artçı birliklerce savaş esiri olarak yakalanmıştı.

Sonrasında Subaru’nun başından geçen onca şey yüzünden adamın akıbeti dürüst olmak gerekirse aklından tamamen çıkmıştı.

Subaru: “Neden bu kabindesin ki?”

Jamal: “Kız kardeşimin kabininde olmamın neyi garipmiş?”

Subaru: “Kız kardeşin… ah.”

Cevapla birlikte sorularının eriyip gittiğini hisseden Subaru hatırlamıştı.

Bu ona, Todd’un nişanlısının Jamal’in kız kardeşi olduğundan bahsettiği anı anımsattı. Yani karşısındaki bu insanlar -Jamal’le Katya- aslında kardeşlerdi.

Narin Katya’yla haydut kılıklı, vahşi Jamal kardeşti.

Subaru: “Iı, hem saç renginiz hem de saçlarınızın kabarıklığı birbirine benziyor zaten?..”

Jamal: “Ne geveleyip durdu’unu anlamıyorum ama tepemi attırıyo’n. Velet, başına bir şey gelmesini istemiyorsan…”

Katya: “――Nii-san! Kes şunu!”

Belki de Subaru’nun tavrından rahatsız olan Jamal, kollarını sıvadı ve onu zorla dışarı atacağına dair bir hareket yaptı. Ancak daha bunu yapamadan, arkadan gelen tiz bir ses onu durdurması için seslendi.

Jamal’in yanından kabinin içine, Subaru’nun uyuduğu odaya benzer düzendeki odaya bakıldığında da en dipte yatakta yatan bir kadın görünüyordu.

O kadın――

Subaru: “Katya-san.”

Katya: “Sen… sonunda uyandın demek… Ç-Çok fazla uyuyorsun. Cidden, gerçekten de…”

Katya, önünde dikilen abisinin ötesinden Subaru’ya baktı ve yatakta doğruldu. Jamal hemen yanına gidip “Oy, oy” diyerek onu uyardı.

Jamal: “Hemen doğrulmasana! Ölüp gideceksin valla, yavaş hareket etsene.”

Katya: “O denli de çıtkırıldım değilim ya ben! Beni, öleyazan abimle kıyaslama sakın…”

Jamal: “Ben en başında beri öleyazmadım ki ya, siz keyfinizce beni öldürdünüz gitti zaten!..”

Endişesini dümdüz bertaraf eden ve bunca zaman sonra “öleyazan adam” damgası yiyen Jamal hafifçe ürperdi.

Bu kardeşler yeniden kavuşurken pek çok şey yaşanmış gibilerdi ama Subaru’nun asıl niyeti bunu irdelemek değildi. Ziyaretinin başka bir sebebi vardı.

Rem: “――İyi misin?”

Subaru hafifçe başını öne eğdi ve ayaklarının kabin girişinden pek de ileri gitmediğini fark etti; bu soruyu soran, yanında duran Rem’di.

Emilia, Abelgillerden özür diledikten sonra Subaru; Rem’le birlikte bu kabini ziyarete gelmişti.

Katya’nın arkadaşı olan Rem’in burada bulunması her türlü sebebi olabilirdi. ――Bunun bir sebebi de Subaru’nun buradan sonra ne yapmaya çalıştığını onun da duymak istemesiydi.

Subaru: “Evet, iyiyim.”

Başını sallayan Subaru kabine adımını attı.

Yatakta Katya’yla Jamal hâlâ bir şeyler hakkında atışıyorlardı ama Subaru, Rem’le birlikte içeri girince Katya ağzını kapattı.

Uzun kirpiklerinin çevrelediği mavi gözlerini yere indirdi.

Katya: “…Vücudun daha iyi oldu mu?”

Bu sadece asıl konuya bir giriş niteliğinde olsa bile, Subaru’nun bedeni için endişelenmesi nazikçeydi.

Ses tonu kaba ve tersti ama özünde şirin bir kadın olduğuna şüphe yoktu, güvenilmez Rem’le yakınlaşmasının sebebi de buydu.

Bu kadına Subaru gerçeği söylemek zorundaydı.

Subaru: “Evet, iyiyim. Endişelendiğin için sağ ol.”

Katya: “…Endişelendiğim falan yoktu. Sadece şu kız huzursuz görünüyordu, o kadar.”

Subaru: “――――”

Subaru, yanında duran ve ifadesi gergin olan Rem’e kısa bir bakış attı.

Kabaca ne konuşulacağını bildiği için Katya’nın sözlerine normalde vereceği tepkiyi vermedi.

Bunu tahmin etmiş olsa da Subaru, asıl konuyu ertelemek isteyen kendi zayıflığını kınadı. Derin bir nefes alıp verdi.

Ardından da――

Subaru: “Üzgünüm. Todd’u… geri getiremedim.”

Ve böylece İmparatorluk Başkenti’nde Todd’la yaşadıkları son ayrılığı ona bildirdi.

Katya: “――――”

Küçük yumruğunu kederle sıkan Subaru, acımasız gerçeğin bilinmesine izin verdi.

İmparatorluk Başkenti’ndeki savaşın sonunda Todd zombi kuşatmasını yarmalarına yardım etmiş olsa da çatışmaları kaçınılmazdı.

Subaru; kendi düşünce tarzından nefret eden, tiksinen ve ondan kurtulmaya kararlı olan Todd’u öldürmemeye karar vermiş ve onunla karşı karşıya gelmişti.

Ama nihayetinde――

Subaru: “Iıı, şehre dolan sele kapılsa da ondan fazlası da var…”

Katya: “――Oh.”

Subaru: “Sadece, zombilere karşı savaşırken yem oldu ve fazlaca yaralandı. Bu yüzden…”

Subaru’nun raporuyla Katya’nın dudaklarından cılız bir nefes döküldü. O nefesin üzerine, Subaru gördüklerini, tam olarak gördüğü şekliyle değil de değiştirerek Katya’ya aktardı.

Subaru isteseydi Katya’ya umut verebilirdi.

Gerçek şuydu ki Subaru Todd’u son gördüğünde o çamurlu akıntıyla yutulmuş ve kaybolmuştu. Bedeni bulunamadığı sürece hayatta kalma ihtimaline dair bir umut ışığı yakmak mümkündü.

Ama Subaru bunu yapmamıştı.

Subaru: “――――”

Subaru’nun Todd’u son görüşü, silüetinin selle çevrelendiği andı.

Ancak tam tasvir dışarıda bırakılmıştı. Kesin olmak gerekirse Subaru Todd’u son gördüğünde Todd bir kurt adam formuna girmiş, göğsüne derin bir balta darbesi almış ve ardından coşkun sulara gömülmüştü.

――Ağır yaralıydı, bilinci kapalı bir hâlde çamurlu sele kapılmıştı. Zarar görmeden kurtulması imkânsızdı.

Jamal: “――Hık.”

Subaru’nun hikâyesini duyunca Jamal’in dişlerini sertçe sıkma sesi tüm kabinde yankılandı.

Jamal için Todd bir yoldaştı ve dahası müstakbel eniştesi, kız kardeşi Katya’yı emanet etmeye karar verdiği kişiydi.

Son derece tuhaf bir histi ama Subaru da mümkünse Todd’un hayatta kalmış olmasını umuyordu.

Beklentilerine ciddi şekilde ihanet edilmiş, aralarındaki ilişki Subaru’nun canına kastedilmesi üzerine kurulmuştu ve Subaru’nun “Ölümden Dönüş” yaşadığı dünyada Todd, onun canını defalarca almış bir rakipten ibaretti.

Ancak Todd’la pek çok kez karşı karşıya geldiği için de “biliyordu”.

Todd, özel güçleri olmayan sıradan bir insandı. Kurt adam olması, o hayati tehlikeyi tersine çevirebilecek bir avantaj da değildi.

Subaru’nun öleceği çaresiz bir durumda Todd da hayatını kaybederdi.

Todd Fang, o sele kapılmış ve yok olup gitmişti.

Sonunda hayatının son anına en yakından tanıklık eden kişi olan Subaru’nun vardığı sonuç buydu.

Subaru: “――――”

Kabine bir sessizlik çöktü.

Giderek sessizlik, alnını ve ensesini yakar hâle geldi. Yaşamak zorunda olduğu kalp sancısı vardı; bu, tek başına üstlenmeye karar verdiği bir şeydi.

Bu yüzden de bir süre sonra, derisinin yandığı hissini yaşamaya devam ederken――

Katya: “…O-O anı, o kritik anı görmedin, değil mi? O zaman, belki de… ölmemiştir.”

Titreyen ve çatallanan sesi Subaru’nun başını kaldırmasına neden oldu.

Sadece Subaru değil, Rem’le Jamal de yataktaki Katya’ya baktılar. Mavi gözleri titreyerek saçıyla oynuyordu.

Katya: “Ya, ya? Todd’un kafasının ezildiğini, vücudunun ikiye bölündüğünü ya da kül olduğunu falan görseydin anlardın, değil mi? Görseydin öyle düşünebilirdin, evet ama…”

Rem: “Katya-san…”

Katya: “Ama o, o hayata gerçekten ama gerçekten sıkı sıkıya tutunur. Ayrıca ayrıldığımızda da bana yakında döneceğini söylemişti… Kesinlikle bana döneceğini… Asla da yalan söylemez. Nii-san’ın öldüğünü söylediğinde bile! Dili sürçmüş olsa gerek, hepsi bu!”

Rem: “Katya-san!”

Sesini yükselten Katya saçlarını çekiştirmeye başladı. Bu görüntü Rem’in ona seslenmesine neden oldu ve Katya’nın başını tutmak için ranzaya sokuldu.

Katya’nın başını göğsüne yaslayan Rem, sırtını okşadı.

Rem: “Yavaşça, yavaşça nefes al. Ben yanındayım…”

Katya: “Y-Yanılıyorsun… O yapmaz… Öyle kolayca… değil mi? Değil mi, Rem?..”

Rem: “Katya-san…”

Katya’nın gözlerinden süzülen iri yaşlar, ona sarılan Rem’in kıyafetlerini ıslatıyordu. Buna aldırmayan Rem, hıçkıran arkadaşının sırtını okşamaya devam etti.

Subaru’nun kalbi, Katya’nın bu dürüst tepkisiyle şiddetle yerle yeksan oluyordu.

“Biliyordu”.

Todd’u anlatmanın Katya’yı bu şekilde inciteceğini “biliyordu”. Gerçekten ama gerçekten karmaşık bir ilişkileri vardı ama Todd’un Katya’ya olan hisleri muhtemelen gerçekti. Katya da Todd’u gerçekten de kıymetlisi olarak görüyordu. Gözyaşlarının sebebi buydu.

Subaru’nun daha da acımasızca bu gerçeği dile getirmemesinin sebebi de buydu.

Bu, Rem’in bile farkında olmadığı bir şeydi. ――Kurt adama dönüşen Todd’un işini bir baltayla bitiren kişi Rem’di.

Rem, Subaru’yu korumak uğruna Todd’un sonunu getirmişti.

Todd o sırada kurt adam formunda olduğu ve sulara gömülene kadar canavarlaşmayı bozmadığı için de Rem bu gerçeğin farkında değildi. Dahası, Subaru’nun onu bu konuda aydınlatmaya hiç niyeti yoktu.

Subaru, gerçeğin burada bir değeri olduğuna inanmıyordu.

Todd Katya’yı seviyordu, Katya da onu. Önemli olan da buydu. O anıları yok etmenin ve onun gerçekte ne olduğu anlatmanın bir anlamı yoktu.

Subaru: “Todd, Katya-san’a gerçekten de değer veriyordu. En sonuna kadar.”

Todd Fang’in saf öldürme niyetinin hedefi olan Natsuki Subaru’nun Katya Aurélie’ye yalan söylemeden iletebileceği tek şey buydu.

Katya: “――Hık.”

Hıçkırıklara boğulan Katya, kollarını Rem’in sırtına dolayarak ona sarıldı ve tırnaklarının Rem’in sırtına sertçe battığı görülebiliyordu. Acı vericiydi ama Rem buna sessizce katlandı.

Hıçkırıkların yankılandığı bu kabinde Rem, Subaru’ya bir bakış attı ve başını iki yana salladı.

Bu hareketiyle Rem, Katya’yı kendisine bırakmasını ve bu sonuca hazırlıklı gelen Subaru’ya minnettarlığını iletiyordu.

Jamal: “――Sana böylesi pis bir rolü oynatmak zorunda kaldığımız için kusura bakma, velet.”

Rem ve Katya’yı geride bırakıp kabinden çıktıklarında Jamal, Subaru’ya böyle söyledi.

Jamal’in şaşırtıcı derecede açık sözlülüğü karşısında tek kaşını kaldıran Subaru’ya, hüzünle burnunu kıvırarak “Biliyo’n mu” diye devam etti.

Jamal: “Ölen herifin ailesine haber uçurmak en pis iştir. O herif ne kadar kahramanca, cesurca ölmüş olursa olsun; yine de arkasından yas tutup ağlamak isteyecek birileri illaki olacaktır.”

Subaru: “…Peki ya sen?”

Jamal: “Hı?”

Subaru: “Todd senin yoldaşın, kız kardeşinin de nişanlısıydı; yani senin için de özel biri olsa gerek, değil mi?”

Yanakları kasılan Jamal, Subaru’nun sorusu üzerine düşündü.

Bir anlık sessizliğin ardından, parmağıyla sağ gözünü kapatan göz bandına dokunarak…

Jamal: “Bilmem ki. O herif hayatta kalsaydı ‘ikimiz de ölmeyi beceremedik’ diye kahkahayı basardık ama o aşamayı pas geçti şerefsiz. Eh, savaşıp öldüyse, İmparatorluk askeri olarak üzerine düşeni yapmış demektir. Oysa hep dalga geçerdi böyle şeylerle.”

Subaru: “――――”

Bunu söylerken Jamal hafifçe burnundan soludu ve son kısımda güldü.

Subaru bunun, Todd’un karakterine uymayan sonunu düşünerek atılan bir kahkaha mı yoksa Subaru’nun anlamadığı bir tür İmparatorluk usulü gülüşü olup olmadığını kestiremedi.

Durum ne olursa olsun, Subaru birinin ölümüne gülebileceğini hissetmiyordu.

Jamal: “Sadece…”

Böyle düşünen Subaru’nun önünde Jamal aniden sözlerine devam etti.

Ses tonu karşısında Subaru gözlerini fal taşı kadar açmıştı. Çünkü Jamal’in devam eden sesinde ne öfke vardı ne de yalnızlık, daha çok beklentiye benzer bir şey vardı.

Bu izlenim de doğruydu, zira Jamal şöylece devam etti…

Jamal: “O orospu çocu’nun öyle kolayca öleceğini hiç sanmıyo’m. Katya’nın dediği kısmen doğru… Harbiden öldüğü anı görmedin sonuçta.”

Subaru: “Ama o… Ovv.”

Jamal: “Sus velet. Ne düşünürsem düşüneyim, Katya için umuttur bu.”

Subaru istemsizce itiraz edecek gibi olduğunda da Jamal’in parmağı alnına bir fiske vurdu. Onu susturan Jamal, bunu söylerken çenesiyle arkasındaki kapıyı işaret etti.

Subaru, Jamal’in bahsettiği umudun aydınlık mı yoksa zalimce mi olduğunu ayırt edemiyordu. Ancak müdahale etmeye hakkı olmadığını da anlamıştı.

Yalnızca Katya ve Todd’un hayatına davet edilen ve katılmasına izin verilenlerin onların duygularına karışmaya hakkı vardı. ――Subaru’nun bunu yapmaya hakkı yoktu.

Jamal: “Vay anasını, savaşmaktan nefret ediyorum deyip duruyorsun ama kanın epey kaynıyormuştu ha. O yüzden benden çok daha tehlikeli sularda yüzmüşsün be şerefsiz.”

Koridorun tavanına bakan Jamal, Todd hakkında bu eleştiriyi yaptı.

Jamal yüzünü göstermese de sesi titrese de Subaru’nun bunu yüzüne vurmaya hakkı yine yoktu.

△▼△▼△▼△

???: “Yaa~ya, Subaru-kun gayet iyi görünüyorsuuun. Daha bi’ gençleşmişsin sanki, acaba İmparatorluk yemeklerinin kerameti miii?~”

Subaru: “Yok artık. Beni bu hâlde gördükten sonra böyle şatafatlı bir şaka yapabilecek tek insan da sensin, Roswaal.”

Roswaal: “Oya, bunu yapabilecek kadar sakin kalan başka kimsecikler yoktu kiii?~ Bu arada, şimdilik bu mekânda Dudley ismini kullanıyorum—— Şu andan itibaren iyi anlaşalım, olur mu?”

Mavi gözünü kapatıp sarı gözüyle ona göz kırpan adamın karşısında Subaru, uzun zaman sonra onunla—— Roswaal’la karşılaşmanın etkisiyle yüzüne bir gülümseme yayıldı.

Beklendiği üzere Roswaal, küçülmüş Subaru’ya bakarken istifini hiç bozmamıştı ama Subaru, onun tarzının her zamanki palyaço kostümünden farklı olduğunu dile getirmemeye karar verdi. Bu biraz can sıkıcıydı çünkü ses tonunu değiştirdiği ve kasıtlı olarak hiçbir şeyi açıklamadığı o zamanları hatırlatıyordu.

Subaru, Katya’ya Todd’un son anlarını haber verdikten sonra körüklü ejder arabalarının ortasında kendisi için hazırlanmış daha büyük bir yolcu vagonuna geçmişti.

Körüklü ejder arabaları—— Subaru’nun önceki bilgilerine göre, bunlar elektrikli trenlere ve demiryolu trenlerine benzer bir yapıdaydı ve diğer birçok ülkeye kıyasla daha düz bir coğrafyaya sahip olan Vollachia İmparatorluğu’na özgüydü.

Elbette ki daha fazla yer ejderine sahip olan Lugunica Krallığı’nda da -doğru araziyi seçmesi koşuluyla- benzer bir sistemin kurulmas muhtemelen mümkün olacağını aklının bir köşesine not etti.

Roswaal: “Bu körüklü ejder arabası, İmparatorluğun sırlarından biri gibi görünüyor, diyebilirim. Duyduğuma göre bilgeliğiyle tanınan Dokuz İlahi General’den biri tarafından icat edilmiş…”

Subaru: “Biliyordum. Krallık’ta böyle bir şeyi daha önce hiç görmemiştim… Şöyle bi’ düşününce ciddi ciddi İmparatorluğun derinliklerini bol bol görüyoruz ha.”

Roswaal: “Hahaha, sırf İmparatorluğun karanlık tarafına çok fazla göz attık diye geri dönmemiz engellenirse bu bayağı felaket olurdu. Şu andan itibaren biraz gözlerimiz kapalı takılmamız akıllıca olabilir.”

Subaru: “Şey, ikisi de gülünecek şeyler değil ama…”

Subaru homurdanırken Roswaal ona katılarak içten bir kahkaha attı. Konuşmalarına kulak misafiri olan Otto’ysa bezgin bir ifade takınmıştı.

Söz konusu yolcu vagonu; yaklaşık yirmi kişiyi ağırlayacak kadar geniş alana sahip, birçok masanın bulunduğu bir yemek vagonuydu. Ancak tüm bu masaların amacı yemek yemekten çok, meclis toplantıları ve savaş konseyleri gibi görüşmeler içindi.

Aslında orada sadece Subaru ve Roswaal yoktu, başka birçok yüz de mevcuttu.

Elbette ki buraya daha önce gelen Emilia ve Beatrice, Ram’la aynı masada oturuyorlardı.

Ram, tek başına gelen Subaru’ya küçümseyen bir bakış attı.

Ram: “Küçük Barusu, Rem’e ne oldu? Seninle olması gerekmiyor muydu?”

Subaru: “O ön kelimeyi kullanmana gerçekten gerek yoktu ki… Rem şu an Katya-san’ın yanında. Bu toplantıya şimdilik katılamaz sanırım.”

Ram: “——Ah, tabii.”

İç çeken Ram, Subaru’nun cevabını daha fazla irdelemedi.

Nihayet Ram, kız kardeşi Rem’le buluşabilmişti ama Subaru’nun düşündüğü kadar birbirlerine yapışık da değillerdi. En başından beri ikisinin birbirine oldukça yakın olduğu izlenimine sahipti, bu yüzden Subaru iki kız kardeşin sürekli el ele tutuşacağını ummuştu.

Ram: “Ram’la Rem, ikisi de kendince kişiliklere sahip bireylerdir. Kendi bencil hislerini bize dayatıp durma, küçük Barusu. İğrençsin.”

Subaru: “Başkalarının zihnini okumasana ya! Hem iğrençleşmiyorum da!”

Ram: “Ram yanında olamazken Rem’i destekleyenler etrafındaki insanlardı. O ilişkileri küçümsemeyi aklının ucundan bile geçirme. Utanmaz, büyümemiş Barusu.”

Subaru: “Bakalım takma adımın tüm varyasyonlarını tüketmen ne kadar sürecek, Nee-sama!..”

Ram’ın söylediği ve yaptığı türlü şeyler karşısında yanakları seğiren Subaru derin bir nefes aldı.

Ram haklıydı, acele etmenin bir faydası da olmazdı. Her şeyden önce, kız kardeşler başarıyla yeniden kavuşup bir araya gelmişti; bu yüzden acele etmemeli ve yavaşça ilerlemeliydiler.

Endişelenmeye gerek yoktu çünkü Ram’la Rem arasında kimsenin giremeyeceği bir bağ vardı.

Subaru’yu birlikte ziyarete geldiklerinde hissettiği atmosferden buna inanabiliyordu.

Subaru: “Peki ya, tüm üyelerimiz bu kadar mı? Petra, Frederica ve Garfiel nerede?”

Emilia: “Petra-chan’la Frederica savaşan askerlerle ilgileniyorlar. Garfiel de aynı şekilde, o da yaralılarla meşgul.”

Subaru: “Savaş, hâlâ devam ediyor mu?”

Emilia: “Evet ediyor. Subaru, İmparatorluk Başkenti’nde onlardan çokça görmüşsündür zaten…”

Kayıp üyelerin nerede olduğuna dair Emilia cevabında hafifçe tereddüt etti.

Ne söyleyeceğini Subaru tahmin edebiliyordu.

Subaru: “Zombiler…”

Otto: “O-O tuhaf isim de ne ya?”

Subaru: “Hareket edebilen ölü demek. Benim memleketimde onlara zombi denir. İsimlerinin olması daha iyi olur diye düşünmüştüm, o yüzden de kolaylık olsun diye onları böyle isimlendirdim.”

Otto: “Natsuki-san’ın memleketinde de yok yok maşallah?”

Dudağı bir gülümsemeyle kıvrılan Subaru’ya doğru sitemkâr bir bakış atıverdi Otto.

Bu durumda Subaru, zombilerin gerçekten ortaya çıktığı bu dünyanın mı daha garip olduğunu, yoksa zombilerin pek çok kurgusal esere konu aldığı ama gerçekte var olmayan kendi dünyasının mı daha garip olduğunu tartışmalı mıydı, bilemedi. Gerçekten de anlaşılması zor, boyutsal bir meselesiydi.

Roswaal: “Anlıyorum, fena değil… Zombi. En azından onlara ‘ceset askerler’ demekten kaçınabiliriz.”

Sonra Roswaal, Subaru ve Otto’nun konuşmasının arasına girdi.

Subaru, ağzından çıkan “ceset askerler” kelimeleri üzerinde düşündü.

Subaru: “Bu laf, bazı kötü anıları canlandırıyormuş gibi duruyor sanki?”

Roswaal: “Dediğin gibi canlandırıyor. Hatırlamak dahi istemediğim anılardan biri.”

Beatrice: “İmparatorluk Başkenti’nde tartışıldığı gibi bunun Ölümsüz Kralın Ayini’nin bir sonucu olduğunu söylemek doğru olur, sanırım. Kayıtlara göre en son Krallık’taki iç savaş sırasında kullanılmıştı, doğrusu.”

Subaru: “Demek bu yüzden kötü bir anılar canlanıyor.”

Subaru’nun bakışları üzerine Roswaal, daha fazla bir şey söylemeyi reddederek belirsiz bir gülümseme takındı.

Roswaal geçmişe dair derin bir bilgiye sahipti. Kendisi iç savaşa katılmamış olsa bile Ölümsüz Kralın Ayini’yle ilgili kötü tecrübeleri olabilirdi.

Beatrice: “Ancak Betty’nin bildiği kadarıyla o gizli sanatın istikrarsız bir ürün olması gerekir, sanırım. Bu kadar çok sayıda zombi yaratmak da bunu bu kadar iyi bir şekilde çoğaltmak da imkânsız olmalı, doğrusu.”

Subaru: “Ama gerçekten de hareket edip konuşuyorlardı; yani bunun bir sebebi olmalı, değil mi?”

Beatrice: “…Betty de bu yüzden işin içinden çıkamıyor, sanırım. Dudley, sen de sakın ola kaytarayım deme, doğrusu.”

Roswaal: “Oya oya, kaytardığımı dahi düşünmen beni çok üzüyooor.~ Bu konu beni de ilgilendirdiği için işin kolayına kaçamıyorum. Ayrıca, hepinizin hayatı da tehlikede.”

Beatrice: “Betty sana ne denli güvenebilir bilmiyor, sanırım.”

Roswaal: “Anlıyorum. Senin hayatın da tehlikede sonuçta.”

Beatrice: “Neyi anlıyorsun ki sen, doğrusu! Sadece daha fazla şaka yapıp duruyorsun, sanırım!”

Kenetlediği ellerinin üzerine çenesini dayayan Roswaal bu cevabı vermesiyle Beatrice’in yüzü kızardı ve ona bağırdı.

Roswaal’ın takılmasıyla Beatrice hüsranla patladı ama Subaru bile Roswaal’ın aklından gerçekten ne geçtiğinden emin değildi. Yine de Beatrice, Subaru’nun ortağı olduğu için göz kapağını aşağı çekip dilini çıkararak Roswaal’a hareket çekti.

Emilia: “Şey, detaylardan pek emin değilim ama onlara Subaru gibi zonbi dememde bir sakınca var mı?”

Otto: “Ben bir sorun görmüyorum? Ceset askerler demekten daha kısa.”

Subaru: “Bu onaylama şekli tam da Otto’ya yaraşır şekilde…”

Ve böylece tam o sırada, Subaru’nun diğerleriyle olan konuşması sona ererken…

???: “——Ekselansları, İkinci Sınıf General Kafma’dan aldığım rapora göre başıboş kalanları mümkün olduğunca gözetim altında tutmak için Gairahal Bölgesi’nde kalacaklarmış.”

???: “Ayrıca, Birinci Sınıf General Olbart’tan gelen habere göre de emrindeki shinobilerle oyalama taktikleri kullanıyormuş! Ancak, rakibin su veya yiyecek ikmaline ihtiyacı olmadığı için yapabileceklerinin yaklaşık yarı yarıya azaldığını söyledi!”

???: “Kafma Irulux’la Olbart Dunkelkenn’e gelince onlara operasyonlarını şimdiye kadar olduğu gibi sürdürmelerini söyleyin. Serena Dracroy, uçan ejder filondan ne haber?”

???: “Henüz geri dönmediler. Umuyorum ki beklenenden uzun sürmesi, Kale Şehri’nin düştüğü anlamına gelmiyordur.”

???: “…Eğer inşa edilme amacını yerine getiriyorsa Kale Şehri hazırlıksız olmamalı.”

Ve böylece birkaç ayak sesi ve havada uçuşan önemli konuşmaların telaşıyla, Abel’le üç hizmetkârı—— yaşlı bir adam, iri bir adam ve güzel bir kadın vagonun içine geldiler.

Subaru isimlerin hiçbirini bilmiyordu.

Otto: “Yaşlı adam Başbakan Berstetz Fondalfon, uzun boylu adam Birinci Sınıf General Goz Ralfon ve şu kadın da Yüksek Kontes Serena Dracroy.”

Subaru: “Hayatımı kurtardın resmen… Goz, sanırım Abel’in kaçmasına izin verdiği için tutuklanan adamdı.”

Otto, Subaru’nun kaşlarını çatmış profilinden sebebini tahmin ederek yorumunu yapmıştı. Ondan duyduğu isimler arasında hayatta kalıp kalmadığı belirsiz olması gereken Dokuz İlahi General’den birinin adı da vardı.

Hayatta kaldıysa Abel’in müttefiki sayılabileceği belirtilen biriydi, bu yüzden onu gerçekten Abel’in yanında görmek dürüst olmak gerekirse Subaru’yu mutlu etmişti.

Vincent: “Hepiniz buradasınız demek? Güzel, o hâlde savaş konseyine başlayabiliriz.”

Subaru: “Peki ya, Flopgiller ne olacak?”

Vincent: “Kale Şehri’ndeki gibi insan gücü eksikliği olsaydı durum farklı olurdu ama bir tüccarın eklenmesi bu savaş konseyine ne gibi bir değer katabilir ki?”

Otto: “Doğru. Acaba ben neden buradayım ki?..”

Başını yana eğen Subaru’nun yanında Otto da Abel’in söyledikleri üzerine başını yana eğdi.

Ancak Otto’nun başını yana eğme sebebini Subaru dahil Emilia Kampı’ndakiler de bilmiyordu. Otto’nun burada bulunması son derece doğaldı.

Hatta Ram bile “Hah” diye küçümseyici bir gülüşle karşıladı.

Subaru: “Tarittagiller de arkadaki yolcu vagonunda konuşlandılar, yani bu tartışma için burada olmayacaklar, değil mi?”

Berstetz: “Evet. Shudraqlılardan duyduğumuz kadarıyla durum bu. Güçlerini kullanma zamanı geldiğinde bunu tam anlamıyla yapacaklarına dair bana gerçekten de güven verici bir cevap vermişlerdi.”

Goz: “Kesinlikle, cesaretleri ve yiğitlikleriyle nam salmış Shudraqlılarla yan yana durma fırsatı bulacağımı hiç düşünmemiştim! Bu İmparatorluğun bekası için bir mücadele olmasaydı çok daha heyecanlı olurdum! Of ya!”

Vincent: “Çok gürültü yapıyorsun. Çeneni kapalı tut.”

Abel, Goz’u susturduğunda da adam kendini frenlerken çocuk kafası büyüklüğündeki yumruklarını sıktı. Düşüncesizce bir sözdü ama kimse buna aldırmadığına göre muhtemelen aralarındaki tipik bir atışmaydı.

Her hâlükârda Flop’la Shudraqlıların neden burada olmadığını artık anlamıştı.

Emilia: “Subaru, İmparatorluktaki arkadaşların…”

Subaru: “Tabur’daki herkese, onların temsilcisi olarak konuşacağımı söylemiştim zaten. Şey, herkesle tartışmak istediğim bir konu var. Özellikle de Beako’yla.”

Beatrice: “Betty’yle mi?.. Bu pek de iyiye işaret değil, doğrusu.”

Subaru: “Şşş, geçti, şşş.”

Şimdilik Pleiades Taburu’ndaki yoldaşlarından bu toplantıya katılmamalarını istemişti.

Ne de olsa Subaru’yla Abel aynı kabindeydi. Yanlış bir hareketle Weitz, tahtı Subaru’ya teslim etmek amacıyla Abel’e saldırabilirdi.

Subaru’nun Abel’in―― Vincent Vollachia’nın gayrimeşru oğlu olduğu, siyah saçlı Veliaht Prens olduğu yalanı hâlâ devam ediyordu. Eninde sonunda bu sorunu da çözmesi gerekiyordu.

Subaru: “Yine de en azından Tanza burada olsaydı güzel olurdu…”

Toplantıya Tabur üyesi olarak katılan tek kişi Subaru’ydu. Tanza iyi görünmediği için onu kabininden çıkarmaya gönlü elvermemişti.

Onu ziyarete geldiğinde olduğu gibi Tanza’yla da daha sonra kesinlikle konuşması gerekecekti.

Subaru: “Ayrıca, Louis’i de etrafta göremedim…”

Ram: “O kız Medium ve Flop’la beraber. Ona epey değer veriyor gibisin ama onunla ne yapmayı düşünüyorsun, Barusu?”

Subaru: “――Onu da sonra hep beraber konuşabiliriz.”

Ram’ın açık kızıl gözleri kısıldı ve Subaru cevap vermek zorunda hissetti.

Ram, Subaru ve Rem İmparatorluğa gönderilmeden hemen önce Louis’in Pleiades Gözcü Kulesi’nde bulunduğunu biliyordu. Doğal olarak Ram’ın ve Abel’in ağzından Louis’in gerçek kimliği herkesle paylaşılmış olmalıydı.

Yine de Ram kimin, ne tür bir çaba ve emekle onun bu körüklü ejder arabasına binmesini sağladığını bilmek istiyor olmalıydı.

Buna ek olarak Louis için en iyi orta yolu bulmaları gerekiyordu.

Vincent: “Nihayet durumu kavradığına göre bu savaş konseyine başlayacağız, Natsuki Subaru.”

Subaru: “Elimde devasa skandallar olduğumu unutayım deme, tamam mı? Yani, tam olarak öyle sayılmaz ama duruma göre değişir.”

Uysalca başını eğdiğini canlı bir şekilde hatırlamasına rağmen Abel’in tavrı görünüşte hiç değişmemişti. Onun bu tavrına karşı küçümseyici sözler kullanan Subaru, onu durdurdu.

Yine de hareketleri henüz doğrulanmamış bir yoldaşı daha vardı.

O kişi de――

Subaru: “――Priscilla nerede? Guaral’da olması lazımdı, başkente de gelmiş olması gerekmiyor muydu? Ayrıca Tanza’nın dediğine göre Yorna-san da…”

“Orada olmaları lazımdı.” dercesine Subaru, Abel’in yüzüne bakarak sordu.

Bir şekilde Priscilla ve neşeli ekibi, Vollachia İmparatorluğu’na gelmişlerdi. Al’sa Kaos Alevi şehrine kadar ona eşlik etmişti, yani İmparatorluk Başkenti Lupugana’yı çevreleyen savaşa dahil olduklarından emindi.

Yorna’ya gelince Subarugiller onun isyancılara katıldığı bilgisini almıştı. Tanza da aynı şekilde Yorna’nın varlığını İmparatorluk Başkenti’nde hissetmişti.

Doğal olarak onların yüzlerini körüklü ejder arabasında görmüş olması gerekirdi.

Görmediği bir yüzden bahsetmişken Cecilus’u da görmemişti ama Cecilus’un huysuzluğu Gladyatör Adası’ndan ayrılmadan öncekiyle aynıydı, bu yüzden onun hakkında pek de endişelen――

Subaru: “――Oy?”

Ancak Subaru onları sorduğu anda Abel sessizleşti ve tek gözünü kapattı.

Onun bu tepkisinden şüphelenen Subaru kaşlarını çattı ve etrafına bakındığında da böyle bir tepki veren tek kişinin Abel olmadığını gördü.

Nedense kimse Priscilla grubunun hareketleri hakkında tek kelime etmiyordu.

Priscillagiller İmparatorluk Başkenti kuşatmasından önce vicdansızca Krallık’a dönmüş olsalardı Emiliagiller Priscilla’nın adını duyduklarında anda şaşırırlardı.

Durum bu olamazdı. Bu rahatsız edici sessizliğin cevabı da şuydu――

Beatrice: “――Subaru, seni telaşlandırmayalım diye saklıyorduk, sanırım.”

Subaru: “Beako?”

Ne ara ayağa kalktığı belli olmayan Beatrice, Subaru’nun elini sıkıca tutmuştu. Beatrice’in bu girişiyle Subaru’nun yanakları kaskatı kesildi.

Ardından Emilia, istemsizce Beatrice’in elini daha sıkı kavrayan Subaru’ya döndü.

Emilia: “Sakin ol da beni dinle, Subaru. Priscilla’yla Yorna-san…”

Bir anlık durakladı.

Subaru’ya asırlar gibi gelen o duraklama, Emilia’nın devam etmesiyle çözüldü.

Ve――

Emilia: “Hepimiz İmparatorluk Başkenti’nden ayrılırken o ikisini hiçbir yerde bulamadık. ――Ama bir şekilde güvende olduklarına inanmak istiyorum.”

――Bu, İmparatorluk Başkenti kuşatması sırasında kendilerinin de yaralandığının en kesin kanıtıydı.

#Herkese iyi yıllar öncelikle! 2026 giriş yapmış bulunuyoruz, umarım ki bu seni bizler için bol bölümlü bir sene olurken sizler için de güzel bir sene olur. Geçen senelerde olduğu gibi bu sene de Re:Zero Türkçe vizyonumuzu devam ettirip güzel işlere adım atmak istiyoruz. Fakat bunun için ekip arkadaşlarına ihtiyacımız var, ilgileniyorsanız Discord’a gelip şartlara bakabilirsiniz!

#Bayağı uzun bir bölümün daha sonuna geldik. Bayağıdır bölüm yok hem yılbaşı tatili yaptım kendimce hem de hastalandım ve hâlâ biraz nane limon bi’ hâldeyim fakat gene de sizi zaten uzun zaman bekletmişken daha bekletmek istemedim. Problem olmazsa telafi bölümleri gelecek fakat ne zaman geleceğini net söyleyemiyorum. Bu bölümle birlikte herkesin durumlarını az buçuk öğrendik, tek sıkıntı Priscilla Kampında. Nerede olduklarını, hatta tahliye edilmediklerini bile öğrendik. Tanza da bu yüzden üzgün fakat açıkçası ben Yorna’nın kutsamasının hâlâ Tanza’nın üzerinde olduğunu düşünerek hayatta olduklarına eminim. Bakalım sonraki bölümlerde ne olacak? Devam edelim!



5 2 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
3 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Burak
12 Ocak 2026 21:30

Çeviri için teşekkürler

bzkrtemin10__
9 Mart 2026 10:33

çeviri için teşekkürlerrr

Ottonun sapkası
22 Mart 2026 16:39

o bastaki resim ne ya cok tatlı