Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 82 – “İsyancıların Maksadı”

Kısım VII, Bölüm 82 – “İsyancıların Maksadı”

25 Aralık 2024 2.355Okunma 23 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 18 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Nurullqhx (TikTok’ta Re:Zero editi yapıyor, bakmak isterseniz BURAYA tıklayın.)

ㅤㅤㅤㅤ

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Serena: “――Neticede, şahsıma boyun eğdirmek Dracroy bölgesinin hamle yapmasını da engelleyecektir. Tam da düşündüğüm gibi, kendine harika bir eş almışsın, haksız mıyım Roswaal?”

Roswaal: “…Seni sayısız kez düzeltmek zorunda kalmam can sıkıcı hâle gelmesiyle birlikte Ram, benim hizmetkârımmm~.”

İçinde bulundukları koşullara rağmen alışılmadık derecede cesur olan Serena’nın bu yorumuyla karşılaşan Roswaal, ne söyleyeceğini bilemez bir hâlde, rahatsız olmuş bir şekilde cevap verdi.

Serena’nın bölgesi olan Dracroy Bölgesi’ni ziyaret ederek Vollachia İmparatorluğundaki birisini arıyordu―― Subaru ve Rem’in ortadan kaybolmasını engellemek için iki gün önce yardım talep etmişti.

Yüksek Kontes pozisyonunda olan Serena, İmparatorluk içinde geniş bir tanınırlığa sahipti. “İstese de istemese de göze çarpabilecek siyah saçlı, siyah gözlü bir çocuk”la ilgili olması koşuluyla son derece isabetli bilgiler elde edebileceği umuluyordu.

Her nereye sürüklenirse sürüklensin, Subaru’nun sessiz kalabileceğine inanmak zordu, yani bu anlamda da umutları bi’ hayli yüksekti.

Bu yüzden de böyle bir şeyin olması kaçınılmazdı ve aynı zamanda beklenmeyen bir şeydi.

Roswaal: “Ram, her ihtimale karşı sorayım ama bu pervasız hareketinin nedeni…”

Ram: “――Natsumi Schwartz’dır.”

Roswaal: “Bu doğru deeeğil mi?”

Ram’ın dudaklarından dökülen bu söz Roswaal için göz ardı edilmesi zor bir ismin anlamını taşıyordu.

İmparatorluğa gönderilen Natsuki Subaru, yalnız başına ve destekçisi olmaksızın, bu ismin anlamını bilenlere bir tehlike mesajı göndermişti―― Roswaal ve Ram da bu mesajın maksadını hemen anlamışlardı.

Orada olduğunu belirten Subaru’nun böyle bir şey yapması alışılmadık derecede takdire şayandı. Gerçekten de Subaru’nun eylemlerinde herhangi bir kusur yoktu.

Ortada bir kusur varsa o da tehlike sinyalinin gönderildiği “taraf”tı.

Bu nedenle de Ram sürpriz bir saldırı ya da pervasızca bir eylem olarak adlandırabileceğimiz bir yola başvurdu.

Bunun sonucunda Ram, elindeki asayı öne doğru sallayarak Serena’yı koltuğunda oturmaya mecbur bırakan bir tablo ortaya çıktı. Ancak bu durum yalnızca Ram’ın pervasız davranışlarına yüklenemezdi.

Nedeniyse――

Serena: “――İsyana liderlik eden siyah saçlı bakire, Natsumi Schwartz, arayıp durduğunuz kişi mi?”

Ram: “Daha doğrusu, o kişi Ram için fazladan bir ödüldür.”

Serena: “Gerçi Roswaal için durum hiç de öyle değil. O hâlde Roswaal için önemli olmayan bir şey sizin için olağanüstü önemli olmalı.”

Kendisine doğrultulan asayla hareket kabiliyeti kısıtlanan Serena’nın sözleriyle Ram suskunluğunu korudu.

Ram onun hareket etmesini engellerken bile Serena’nın düşünceleri hep keskin kalmıştı. Bu koşullar altındayken bile soğukkanlılığını bozmamış, Roswaal ve Ram’ın durumunu genel hatlarıyla anlamıştı.

――“Natsumi Schwartz”, Natsuki Subaru’nun kullandığı takma ad gibi bir şeydi.

Her ne kadar ismin tam anlamı bundan daha karmaşık olsa da Subaru’nun İmparatorluk’ta bu ismi kasıtlı olarak kullanmasının ardındaki mantık göz önüne alındığında, takma isim kullanmaktaki maksadı açıktı.

Roswaal da mümkünse bu maksada saygı göstermek isterdi ama――

Roswaal: “O kadar taraf varken isyancıların tarafında olmak da…”

Takma ad kullanma maksadını anlayabilmiş olsa da sinyalin geldiği taraf şaşırtıcı olmuştu.

İmparatorluğa kaçak yollardan girdikleri sırada patlak veren isyan şimdiden endişelendirmeye başlamıştı. Sadece filizlenmekle kalmamış, aynı zamanda zehirli bir çiçeğe de dönüşmüştü desek abartmış olmayız.

İyi ya da kötü, işler bekledikleri gibi gitmezse gerçekten de Subaru’ya yakışır bir durum olacaktı.

Roswaal: “Ram, sen de Subaru-kun’un kötüüü~ etkisinden nasibini almış olabilir misin?”

Ram: “Böyle bir şey düşünülemez bile. Ram’ın davranışlarında, Barusu’nun zerre kadar etkisi yoktur.”

Serena: “Her ne kadar ilk etapta onun eylemlerinin sonucu olarak bu duruma düşmüş olsanız bile mi?”

Ram: “Roswaal-sama, Serena-sama’yla yaptığımız tartışma.”

Durum kötüleşir kötüleşmez kadın konuyu bir anda değiştirerek ilk adımı attı.

Ram’ın konuşmasındaki cesareti karşısında tek gözünü kapatan Roswaal bir kez daha Serena’ya döndü.

Şu anda Roswaal ve Ram ofisine çağrılmışlardı ve “siyah saçlı bakire” hakkındaki bilgileri Serena’nın ağzından duymuşlardı.

Aradıkları kişiler arasında yer alan Subaru ve Rem’in özelliklerinden bahsedilince, muhtemelen bunun sadece “siyah saç” detayına odaklanan bir konu başlığı olduğunu zannetmişlerdi. Ancak bu, Roswaal ve Ram’ın gözden kaçıramayacağı bir anlam da taşıyordu.

Serena: “Kale Şehrinde meydana gelen sorunlarla bağlantılıyım, bu yüzden de Yüksek Kontes olarak niyetlerimi bir nevi beyan etmeliyim.”

Serena bunu açıkladıktan hemen sonra bir şeyler vuku buldu. ――Ram onu bastırmak için harekete geçiverdi.

Serena’nın gözü pek mizacı ve ofisinde korumalarının olmayışı onu mahvedecekti.

Kişisel korumaları, odadaki yüksek tansiyondan bihaber, ofisin dışındaki koridorda bekliyorlardı. Elbette ki Serena sesini yükseltir yükseltmez ofise dalacaklardı.

Ram: “Bu durumda, Serena-sama’yı lime lime edeceğim.”

Serena: “Amma korkutucusun. Ciddi olup sadece gözdağı vermediğini görmek hoşuma gidiyor. Roswaal, sen…”

Roswaal: “O benim eşim değil, hizmetkârım… bu mesele çoktan kapanmıştır. Aramızdaki ilişkinin yapısını değiştirmeden, üçümüz arasındaki barışçıl ilişkiye geri dönebilmek için çaba göstermeyi tercih edeeerim~.”

Serena: “ ‘Üçümüzün’ ha, ne kadar da övgüye layık bir ifade ediş biçimi. Her zaman her şeyi başkalarının derdi olarak gören senin, sorunu kendi derdin olarak görmen çok ferahlatıcı.”

Serena’nın bıyık altından gülmesiyle Roswaal tek gözünü kapatarak iç çekti.

Tam da söylediği gibiydi, Ram’ın yaptığı şey yüzünden bu diğer insanların derdi olamazdı. Bu efendi-hizmetkâr ilişkisi ya da birbirlerine yükledikleri sorumlulukla da ilgili değildi, aynı zamanda duyguları da ilgilendiren bir konuydu.

Üstelik Ram’ın aceleci davrandığı aşikâr olsa da aynı zamanda bu aceleciliğin pervasız bir eyleme sebep olduğu da söylenebilirdi.

Sonuçta, Ram Serena’yı bastırmasaydı――

Roswaal: “Gurur duyduğunuz, Uçan Ejder Filonuz, isyancıları göz açıp kapayıncaya kadar yakıp kül edip yok edecekti.”

Serena: “――――”

Roswaal’ın sözleriyle Serena Dracroy gözlerini hafifçe kıstı.

Kontes Dracroy’un mülkiyetindeki Uçan Ejder Filosu―― Vollachia İmparatorluğu’nda yaşayan sayısız uçan ejdere komuta eden, İmparatorluğun en yüksek zirvelerinde özgürce uçarak saldıran bir birlikti.

Aslında, insanları hiç kâle almayan uçan ejderleri evcilleştirip komuta eden uçan ejder binicileri, muharebe alanında ezici bir savaş gücü sergilerdi. Roswaal da uçabildiği için rakiplerinin çoğunu tamamen mağlup etme kabiliyetine sahipti. ――Havada ustalaşmanın savaş alanına hâkim olmak için yapılacak en önemli hamle olduğunu anlamıştı.

Bu bağlamda, Vollachia İmparatorluğu’nda, mükemmel uçan ejder binicilerine sahip hanelerin askerî menfaatlerini artırmaları hiç de zor değildi.

Bir önceki neslin Kont Dracroy’undan beri süregelen geleneği gölgede bırakan Serena Dracroy’un zamanı, en güçlü Uçan Ejder Filosuna ev sahipliği yapan dönem olarak kabul edilmekteydi.

Uçan Ejder Filosunu hakikaten de harekete geçirseydi sıradan bir isyanı direkt bitirebilirdi.

Serena: “Beklenmedik bir anda, aradığınız kişi şu anda isyancı orduda ve siz de birliklerimi konuşlandıracağımdan ötürü endişelisiniz. Ama burada öylece dikilip sonsuza kadar bana bakamazsınız, değil mi? N’apacaksınız?”

Ram: “Serena-sama, ya aileniz?”

Serena: “Akrabamı falan arıyorsanız anlamsız. Roswaal beni yüzüstü bıraktığından beri iyi bir hayat arkadaşı bulamadım.”

Ram: “Roswaal-sama?”

Roswaal: “Şakalarına inanıp aldanma. Hem Krallık hem de İmparatorluk soylularının bir araya gelmesi gibi bir şey, iki ülke arasındaki ilişkiler nedeniyle imkânsızdırrr~. Serena, şaka yapmanın hiç sırası değil.”

Roswaal ve Serena’nın ilişkilerini göz ardı etsek bile Ram’ın şu anda pek de sabırlı olduğu düşünülemezdi.

Kısa ve hızlı bir bakıştan anlaşılması zor olsa da Ram, Pleiades Gözetleme Kulesi’nde yaşanan olaylardan ötürü büyük pişmanlık duyuyordu. Hem Subaru’yu hem de Rem’i kaybedip onlardan ayrı kaldığı için kendini suçluyordu.

Bu seferki aşırılıklarının ardında da sabırsızlığının yattığı aşikârdı.

Roswaal: “Ram’ı lüzumsuz yere kışkırtmayalım, hep beraber iyi bir noktaya varmak için uğraşmayalım mı?”

Serena: “Beraber iyi bir noktaya varacağız, ha? Madem öyle, peki sizler bu noktada tam olarak ne istiyorsunuz?”

Roswaal: “――――”

Serena: “Bir noktaya varmadan uçan bir ejdere binecek kadar aptal kimse yoktur. Böyle bir senaryoda gidilecek mesafe hem yanlış olur hem de binicilerim çok kıymetlidir. Şayet bir şeye lüzumsuz diyorsanız bu sadece o tür bir şey olur. Endişelerimi anlayışla karşılamalısınız. Değil mi?”

Çenesini tek bir elinin üzerine yaslayan Serena, Roswaal’a onu sınarcasına baktı.

Subaru’nun isyancı ordunun saflarına katılmasıyla Rem’in de yanında, o saflarda yer alma ihtimalinin fazla olmasını göz önüne alırsak Ram’ın böylesine hızlı bir karar vermiş olmasının hiç de mantıksız olmadığını anlarız. Zamanı geri döndüremedikleri sürece bunun için onu suçlamak da anlamsızdı.

İsteselerdi Serena’ya zarar verip sonra da kaostan yararlanarak bölgeden kaçabilirlerdi.

Ancak bu, asıl amaçlarını yüzüstü bırakıp gereksiz düşmanlar yaratan aptalca bir hareketten öteye gitmezdi. Her şeyin güç demek olduğu bir İmparatorlukta bile askerler, efendilerinin kirli bir oyunla mağlup edilmesini minnetle kabul edecek kadar aptal değillerdi.

Kontes Dracroy’un elindeki Uçan Ejder Filosunun gücünü kırmak isteyen isyancı ordunun böyle bir şey yapması makul karşılanabilirdi ancak Roswaal bu hamlenin eski dostunun kellesine bedel olup olmadığı konusunda şüpheleri vardı.

Elbette, en büyük arzusu için gerekli bir fedakârlıksa Roswaal, Serena’nın kellesini almakta hiç tereddüt göstermezdi.

Yine de fedakârlık gerekmiyorsa bile, bunu yapmak için kendi yönteminden sapacağını da düşünmüyordu.

Bu bağlamda, Roswaal’ın burada Serena’ya sunduğu sözcükler――

Roswaal: “――Durum buysa siz de bizim gibi bu isyana katılmak ister misiniz?”

Serena: “Ha?”

Roswaal: “Bunu kabul ederseniz sizinle bizim aramızdaki anlaşmazlık da ortadan kalkacaktır. Hedeflerimiz örtüşürse Ram’ın asasını size doğrultma nedeni de ortadan kalkacaktır. Yani, aramızdaki meseleleri tatlıya bağlayabileceğiz.”

Serena’nın gözleri, ellerini göğüslerinin önünde kavuşturarak bunu dobraca söyleyen Roswaal’a dikildi.

Gözlerinde beliren şok ve şaşkınlığın yanı sıra biraz da meraklı bir bakış vardı. Kadının ilgisini çekmiş olmanın da verdiği rahatlıkla tamamen yersiz bir laf etmedi.

Buna güvenen Roswaal kadınla olan ilişkisinin üzerinde durmaya koyuldu.

Serena: İşleri tatlıya bağlayalım diyorsun ama anlaşılan o ki bu iş bununla sınırlı kalacak. Davetinizin sonunda bizleri bekleyen tek şey isyandır. Bölgeme İmparator Ekselansları da yardım etmişken, durumu lüzumsuzca daha da kötüleştirmenin ne faydası――”

Roswaal: “――İmparator Ekselanslarına karşı bir memnuniyetsizliğiniz yok demek. Sahiden de öyle mi ki?”

Serena mantıklı bir şekilde dayanak noktasının sağlamlığından bahsetti. Ancak Roswaal onun sözünü yarıda keserek doğrudan gözlerinin içine baktı.

İmparatorluğun Yüksek Kontesi olarak, ileri görüşlü ve planlarını hayata geçirme noktasında başarılı gözüken yetenekli biriydi. Bu nedenle ona bunu söylerken gözlerinin içine bakması gerekiyordu.

Emilia: “Biri seninle konuşuyorken onun yüzüne bakmalısın!”

Birdenbire bu sözler Roswaal’ın zihninde parıldadı.

Umulmadık bir şekilde, sanki bu sözlerden bir güç alıyormuş gibi hissetti ve――

Roswaal: “Son iki günümü boş boş vakit öldürerek geçirmiyooordum~. Siz meşgulken elimden geldiğince çok kulaklarımı kabarttım.”

Serena: “Yani sabahlara kadar alkolüme eşlik etmektense gizlice beni dinlemekle mi uğraştın?”

Roswaal: “Sahip olduğunuz yoğun iş temponuz nedeniyle her gün sabahlara dek içki içme alışkanlığınızı da değiştirmenizi tavsiye ediyorum.”

Doğal olarak, misafirlerin barış döneminde ağırlandığı bir ortamda durum farklı olabilirdi ancak o zaman bile, eski dostu olarak en içten temennisi içkinin dozunu azaltmasıydı.

Her hâlükârda, Serena’nın karaciğeriyle ilgili endişelerini bir kenara bırakan Roswaal, kulak kesilip dikkatlice dinlemesinin meyvelerini toplayacaktı. Dracroy Bölgesi’nin sakladığı sırlar da――

Roswaal: “――Geçtiğimiz yıl, İlahi General’in kendisine yapılan bir suikast girişiminde ciddi şekilde etkilendiğine dair bir söylenti duydum.”

Serena: “――――”

Roswaal: “O olayın mağdurunun, yani hayatını kaybeden İlahi General’in, uçan ejder binicisi olduğunu da işittim… ve ayrıca o kişi sizin astlarınızdan da biriydi. Adı da…”

Serena: “――Balleroy Temeglyph.”

Bunu kısık ve cılız bir sesle söyleyen Serena, Roswaal’ın sözünü kesti.

Çenesini hâlâ eline dayamış olsa da gözlerindeki ışıltı eskisine nazaran değişmişti. Bir nevi bu durum karşısında keyif çatmanın verdiği his, rüzgârsız bir gölün yüzeyini çağrıştıracak bir suskunluğa gömülmüştü.

O suskun gözlerle Roswaal’ın arkasındaki Ram’a baktı ve…

Serena: “Asanı indir, Ram. Konuşmak için asanı doğrultmana ihtiyacım yok.”

Ram: “Ama…”

Roswaal: “Ram dediğini yap.” Serena sözünden dönmez.”

Roswaal bu sözlerle Ram’ı dizginlerken o da isteksizce asasını indirdi.

Elbette ki hemen emre kulak vermemesini Serena anlayabiliyordu, sonuçta ihtiyatlıydı, garipsemedi. Yalnızca yüzünü pencereye, dışarıya doğru uzanan manzaraya―― Yo, gökyüzüne çevirdi.

Uçan ejderlerin kanatlarını özgürce çırparak dolaştığı o semaya çevirdi.

Serena: “Sence özgürlük müdür ki? Bu gökyüzü?”

Roswaal: “…Konuşma şeklinize bakacak olursak pek de öyle görünmüyoooor~”

Serena: “İmparatorluktaki her su, her toprak, her hava, hatta insanların etleri ve kanları bile İmparator Ekselanslarına aittir. Buna gökyüzü de dahil tabii ki. ――Sence bunları kimin söylediğini sanıyorsun?”

Roswaal: “Merak ediyooorum~ sadece o kişiye ‘kim’ diyerek özetlemek işi bir hayli zorlaştırıyor, değil mi? Ne de olsa herkesin aklına takılan bir düşünce bu.”

Omuzlarını silkmiş olan Roswaal’a Serena, “Öyle mi?” şeklinde kısa bir yanıt verdi.

Kadının bahsettiği kişi―― Balleroy Temeglyph, Dokuz İlahi General’in bir zamanlar mensubuydu, geçen yıl İmparatorluk Başkentindeki İmparator’a karşı düzenlenen suikast girişiminin de sorumlusuydu.

Aslında, Serena tarafından Dracroy Bölgesi’nde önemli bir mevkiye yerleştirilmiş yetenekli bir kişiydi, uçan ejder binicisi kimliğiyle gösterdiği olağanüstü güç ve mükemmellik nedeniyle basamakları tırmanarak Birinci Sınıf General rütbesine kadar yükselme potansiyeli vardı.

Hâliyle Balleroy da kılıcını İmparator’a doğrultunca, gönderdiği tavsiye mektubu Serena’yı kötü bir duruma düşürmüştü.

Yüksek Konteslik pozisyonu elinden alınmamış olsa da İmparatorluk Başkentinin duyguları zayıflamış, Uçan Ejder Filosuna olan güvenleri sarsılmış ve üstelik ona kendini toparlama fırsatı da verilmemişti.

Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi, Balleroy’un yerine Dokuz İlahi General olarak atanan kişi de――

Roswaal: “――Uçan Ejder Generali, Madelyn Eschart, baya küçük düşürücü bir seçim olmuş gibiii~, ne dersin.”

Serena: “Askerî geçmişi olmaksızın, Başbakan’ın tavsiyesiyle aniden Birinci Sınıf Generalliğe terfi eden Madelyn’in soyu da beklenmedik şekilde ejderlere dayanıyordu. Uçan ejderleri evcilleştirmenin gizli sanatı olmadan, onları kumanda edebilen ejder soyu olunca da binicileri yetiştirmek için zaman ve çaba harcamak boşuna olurdu, haksız mıyım?”

Ram: “Ama Uçan Ejder Filosunun sahibi olan Serena-sama’nın istediği şey bu değildi.”

Serena: “Oo, Uçan Ejder Filomu hafife alma. Biniciye ihtiyaç duymamanın hem avantajları hem de dezavantajları vardır. Eğitim için gereken zamanın ortadan kalktığı doğrudur ancak binicisi olmayan uçan bir ejder, yalnızca saldırmak için içgüdülerine güvenebilirdi. Bu bağlamda, Uçan Ejder Binicisi taktikleri anlayıp uygulayabilirdi.”

Ram: “――――”

Roswaal: “En önemlisiyse söz konusu ejder soyunun onları sayıca üstün bir güçle eziyor oluşuydu.”

Vollachia’nın gizli uçan ejderleri evcilleştirme sanatını―― Roswaal bile, insanları takmayıp onları kontrol etme sanatının detaylarını bilmiyordu. Bununla beraber, yetenekli uçan ejder binicilerinin onları evcilleştirse bile, her zaman yanlarında kalmaları gerektiğini duymuştu.

Başka bir deyişle uçan ejder biniciliğinin oluşması için bir uçan ejdere ve bir kişiye ihtiyaç vardı.

Buna karşın, onca zaman harcamaksızın sayısız uçan ejdere komuta edebilen bir General’in varlığı, gücünü Uçan Ejder Filosu’ndan alan Serena’nın hem doğal düşmanı hem de başının belasıydı.

Serena: “Balleroy, uzun zamandır yanımda olan güvenilir bir dosttu. Ekselanslarına karşı gelseydi ve hatta ona bir mızrak bile doğrultsaydı kabahatin bana yöneleceğinin de kaçınılmaz olduğu söylenebilirdi. Ama――”

Ram: “Kendini böylesine bir kepazeliğe teslim edip etmeyeceğin de farklı bir hikâye, değil mi?”

Serena: “――Her söylediğin şey kalbimin en derinlerine dokunuyor.”

Ram: “Ram onore oldu.”

Ram’ın yumuşacık minnet ifadesini yanıtlayan Serena derin bir iç çekti.

Serena, Roswaal ve Ram’ın sözleriyle sıkıştırıldığında söyledikleri şeyleri inkâr etmedi. Ram’ın asasını indirmesini talep ettiğinde çoktan kararını vermişti.

Bu, tehdit altındayken durumu ifşa etmek yerine eşit şartlarda konuşmaya razı olduğunun bir işaretiydi.

Başka bir deyişle――

Serena: “――Tüm bunlara rağmen, sen buradayken başını belaya sokmak istememiştim, tamam mı?”

Bu sözlerle beraber Serena Dracroy yüzündeki beyaz yara izine dokunarak şiddetle gülümsedi.

Göze çarpan haşin gülümsemesi Roswaal’ın onunla tanıştığı ilk gençlik günlerinde gördüğü gülümsemenin aynısıydı; babasından aile reisliğini çalmadan önce gösterdiği hırslı gülümsemenin aynısıydı.

Ne var ki şimdiki gülümseyişi, kızının hizmetkârlarının güvenini elinden almaya başlamasıyla gözleri kararan babasına yönelik değildi, bu uçsuz bucaksız İmparatorluğu yöneten korkunç varlığa yönelikti――

Roswaal: “――Anlıyorum, Serena, sen…”

Bu gülümsemeyi gören Roswaal yanlış anladığını geç de olsa fark etti.

Ram’ın ani kararının yol açtığı durumun daha da kötüleşmesini önlemek amacıyla, Dracroy bölgesinin içinde bulunduğu durumu açıklığa kavuşturarak Serena’nın aklını çelmeye çalışmıştı ama bu bir hataydı.

Onu isyana katılması için yönlendirmeye ihtiyacı yoktu.

İsyancı ordunun “Siyah Saçlı Bakire”yle yükselişe geçmesi bile Serena için bir şanstan başka bir şey değildi. Serena zaten nerede duracağına çoktan karar vermiş, kendine has bir şekilde Roswaal ve diğerlerini de düşündüğünü göstermişti.

Kayıp bir kişiyi bulmak için bölgeye gelip de hiçbir şey bilmeyen eski bir dostunu bu işe karıştırmayarak kendine yakışanı yapmıştı.

Ancak Roswaal ve diğerleri düşüncesizce karşı tarafın saflarına geçmişlerdi bile. Büyülü Taşların çoktan tutuştuğunu fark etmeden, içine ilave mana dökmüşlerdi.

Başka bir deyişle――

Serena: “Elimden geldiğince temkinli davrandım. Sadece bu seferliğine, zekâ küpü bir eşle tanıştığım için pişmanlık duymam uygun olurdu. Ya da yolundan sapıp evlilik teklifimi geri çevirdiğin için de olabilir.”

Roswaal: “Serena.”

Serena: “Endişelenme. Kimliğini ifşa edersem Krallıkla iş birliği yaptığımdan şüphelenilir. Bu bağlamda, iki cephede birden savaşmak düpedüz delilik olur. Madem savaşa gireceğim, o zaman kazanma şansımın olduğu safta gireyim.”

Konuşmanın hâkimiyeti el değiştirince Serena’nın durumu da tersine dönmüştü.

Safları aynı olduğu için Roswaal ve diğerlerinin Serena’ya zarar vermeleri için hiçbir neden yoktu. Öte yandan, Serena’nın Roswaal ve diğerlerinin içinde bulundukları durumdan sonuna kadar yararlanma imkânı vardı.

Ram: “Roswaal-sama, acaba…”

Roswaal: “Aah, doğruca bir canavarın avlanma bölgesine girmişizzz~.  ――Serena, ya konuyu hiç açmasaydık?”

Serena: “O durumda, size birkaç günlüğüne gereken misafirperverliği gösterip iç savaş tüm hızıyla devam etmeden önce kaçmanıza göz yumardım. Ama madem eski bir dost beni savaşmaya davet etti, o zaman yapacak bir şeyim yok, değil mi?”

Roswaal: “Amma açık sözlü…”

Bu isyanla beraber mi hareket edeceği yoksa bağımsız olarak mı harekete geçeceği belirsizdi. Yine de Serena çoktan isyan etmeye karar vermişti.

Bunun İmparator’un zalimce tutumuna karşı bir öfke miydi yoksa güvendiği adamın hayatını kaybetmesiyle mi ilgili olduğunu bilmiyorlardı.

Kesin olan tek şey――

Serena: “İmparator Ekselansları Vincent Vollachia’nın barışçıl hükümdarlığından rahatsızlık duyan çok fazla sayıda insan var. Büyük bir savaş fitili bir kez ateşlendi mi bu alevler bir anda yayılacaktır.”

Roswaal: “…Sözünü ettiğiniz savaş fitilleri hakkında herhangi bir düşünceeeniz~ var mı?”

Serena: “Ne olabileceklerini merak ediyorum. Bir fikri olan tek kişi sensin, değil mi?”

Kıkırdayan Serena’nın elinde Roswaal’ın bilmediği bir koz varmış gibi görünüyordu.

Öte yandan Roswaal’ın aklında, bu yabancı toprakları nasıl etkileyeceğinden emin olmasa da kontrol edilmediği takdirde hafife alınamaz bir tekilliğin varlığına dair bir fikir vardı.

Başına ne tür bir bela gelirse gelsin, bunu öyle ya da böyle atlatacaktı. Tüm mesele bu çıkmazda kiminle karşılaşacağı, onları kurtarmayı ne kadar çok isteyeceği ve nüfuzunun nasıl yayılacağıydı.

Ya da belki de――

Roswaal: “――Yoksa sen de kalkıp tüm İmparatorluğun fitilini mi ateşlendin, Subaru-kun?”

Böyle bir durumda Roswaal nasıl hareket etmeliydi?

Elbette, uzun zamandır arzuladığı dileğinin gerçekleşmesi için Krallığa itibarını yitirmeden dönmesi gerekiyordu. Durum böyle olmasa bile, Subaru’yla karşılıklı vermiş olduğu sözler de vardı.

Bu ona tek taraflı olarak dayatılmıştı, yine de Subaru’nun aksine bunu iptal edemezdi. Başka birinin mahrum bırakıldığı bir gelecek onun için kabul edilmesi zor bir şeydi, zira parçaları toplamaya da karar vermişti.

Roswaal’a vaat ettiği söz olmasa bile, muhtemelen elinden geldiğince çok mücadele edecekti.

En azından Roswaal sadece deneme sayısını azaltmak için harekete geçecekti.

O zaman da Subaru’nun işin arzu edilmeyen bir şekilde neticelendiğini fark etmesini engelleme işi ortaya çıkıyordu.

Serena: “Pekâlâ, Ram’ın canımı tehdit etmesiyle içimdeki hastalıklı duygular da yok oldu. Bugünlük görevlerimi unutup kutlama şarabı açacağım.”

Ram: “Asayı doğrultmuşken bunu söylemek Ram’ın haddine olmayabilir ama yine de bundan emin misin?”

Serena: “İkimizin de aynı hedef uğruna daha güçlü bir birlikteliğe ihtiyacımız var. Bu yüzden içip birbirimizi daha yakından tanımalıyız. Kiminle boy ölçüşeceğimizi düşünürsek bunu yapmamız son derece doğal bir aktivite.”

Serena, önceki patlamalarını unutmuş bir yüz ifadesiyle, soğukkanlılıkla Ram’ı kendisiyle bir şeyler içmeye davet etti.

Ram, Serena’nın bu yüce gönüllülüğü karşısında alışılmadık bir şaşkınlık içindeydi çünkü artık Roswaal ve Ram’dan bir şeyler saklamak mecburiyetinde olmadığı için rahatlamış görünüyordu.

Bununla beraber, Serena’nın Roswaal ve diğerlerini böylesine sığ bir hareketle gafil avlaması da düşünülemezdi.

Bunu yaparken de Serena, Roswaal’ın İmparatorluktaki özgürlüğüne karşı, kendi gücünü ve hatta hayatını riske atıyordu.

Roswaal: “Yani, savaş fitilinin ateşlenmesini mi bekleyeceksin? Yoksa bizzat fitilin ta kendisi mi olacaksın?”

Serena: “En azından yerimi biliyorum. Aceleci olmama gerek yok, çok da kalmadı. ――Yoksa sessizce beklemek daha iyi bir fikir mi?”

Roswaal: “…Kastettiğim o değildi.”

Serena: “Değil mi? Benim için de öyle.”

Her iki taraf da bu “Savaşın Fitilini Ateşlemek”le ilgili farklı fikirlere sahip olsa da akıllarındaki şeyin ne olduğuna dair benzer bir algıya sahip görünüyorlardı.

Roswaal bu gerçeği not ederken düşünceli bir şekilde kollarını kavuşturdu. Bu arada Serena da umursamaz bir tavırla vitrinine yönelmiş, dillerini gevşetmek için bir içki aramaya başlamıştı.

Ram: “Roswaal-sama, Guaral Kale Şehri’nde.”

Roswaal: “Konum bakımından Emilia-sama ve diğerleri bize daha yakınlar ve Doğu’dan saldırıyorlar. Aynı söylentiler orada da duyulacaktır, dolayısıyla bize katılabilirlerse katılacaklardır. Tabii ki bu sizin için sinir bozucu olur.”

Ram: “…Hayır.”

Ram başını iki yana sallayarak hayal kırıklığı içinde cevap verdi.

Mümkün olan en kısa sürede Rem’le yeniden bir araya gelmek istiyordu. Guaral Kale Şehri’nin her yerinde Subaru’ya dair söylentiler dolaştığına göre Rem’in orada olması muhtemeldi.

Öte yandan Roswaal’ın uçma büyüsüyle bile, boşuna bir girişim ciddi bir başarısızlık olurdu.

Geniş bir İmparatorlukta insanları bulmak için belli bir zekâ ve rasyonellik gerekiyordu.

Roswaal: “Bu yüzden de bekleyip görelim. Kadının dediği gibi, savaşın fitilleri alevlenecek…”

Ram: “――Evet.”

Ram biraz tereddütle ve titreyen sesiyle başını olumlu anlamda salladı.

――Birkaç gün sonra da Serena Dracroy’un sözünü ettiği “Savaşın Fitilleri Alevlenerek” yükseldi.

İmparator Vincent Vollachia’nın oğlu tarafından yönetilen isyanın fitili tüm İmparatorluğa ve çeşitli bölgelerdeki isyancı gruplara yayıldı.

Bunlar arasında isyancı orduya katılma niyetini ilk beyan eden kişi de Yüksek Kontes Dracroy’du, bu yiğit hanımefendinin yanında da yakışıklı bir yabancıyla sevimli bir hizmetkârın yer aldığı söyleniyordu.

#Ram ve Roswaal tarafı da bitmiş gibi duruyor. Dracroy’u da saflarımıza kattık. Bakalım şimdi hangi tarafa gideceğiz, umarım artık Todd taraflarına gideriz. Hadi millet okumaya devam edelim!



4.3 7 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
15 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Anonim
Anonim
27 Aralık 2024 22:32

Keşke daha hızlı gelse bölümler

Kiskanclik_baspsikoposu_subaru
Yanıtla  Bertiel
2 Temmuz 2026 00:06

biz bakalım dicem ingilizcem iyi değil japoncamda aynı

Anonim
Anonim
29 Aralık 2024 22:46

çeviri için teşekkürler bir sonraki bölüm ne zaman gelir ve ismi ne?

Anonim
Anonim
29 Aralık 2024 22:47

yorum yapmayı unutmayın yoksa buralar hep sessiz kalır

Anonim
Anonim
31 Aralık 2024 10:56

Çeviri için teşekkürlerrrÇe

Arkey
Arkey
2 Ocak 2025 00:14

eline sağlık kral güncele gelmişte olduk

furkan
furkan
2 Mart 2025 07:32

Subarumu isterim

Tamay
Tamay
1 Mayıs 2025 23:26

Umarım roswaal'ın psikopatlıkları "Sığınak" bölümleriyle kalmaz sadece

İzanagi
Üye
27 Haziran 2025 14:12

elinize sağlık

Aizen Poyraz
Üye
15 Ağustos 2025 08:44

Subaru nerde aga

baryonnarutotr
Üye
17 Kasım 2025 15:34

İyi bölümdü

Heisenberg
Üye
27 Kasım 2025 18:36

Bir an roswal ın istemeden subaruyu zorluk cikartacagindan korkmuştum iyiki isyancilarin arasında Subaru oldugunu anladılar

Clumsy_Fan
Üye
5 Temmuz 2026 22:32

Çeviri için teşekkürler.

LMAO imparatora karşı gelmek için katıldığı taraf zaten imparatorun tarafı olması ironik. Arc 6 da Juliusun okudğu kişi olan Balleroy Temeglyph bu kadar önemli çıkasımını beklemiyodum. Roswaalın arc 4 deki gibi bi o*luğu olucak gibi ama neyse. Bu phase boyunca sanırım her cepheyi yavaş yavaş görücez ve herkes toplandıktan sonra sonraki phase de savaş olucak sanırım.

Son düzenleme 3 ay önce by Clumsy_Fan