Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 80 – “İris ve Dikenler Kralı”

Kısım VII, Bölüm 80 – “İris ve Dikenler Kralı”

13 Kasım 2024 2.892Okunma 28 dk okuma


Bölümün ortalama okuma süresi 22 dakikadır. İyi okumalar dileriz.


ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Bertiel

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Nurullqhx (TikTok’ta Re:Zero editi yapıyor, bakmak isterseniz BURAYA tıklayın.)

ㅤㅤㅤㅤ

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

――Geniş salondaki karmaşık tartışma nihayet tatlıya bağlanmak üzereydi.

Zikr: “Dürüst olmak gerekirse durum başlangıçtaki beklentilerimizden epey farklı oldu. Ancak Kale Şehri’nin düşmesini önlemenin yanı sıra, Birinci Sınıf General Yorna’nın iş birliğini elde etmenin de kuşkusuz ki memnuniyet verici sonuçlar olduğu söylenebilir.”

Zikr hemen etrafta dönüp duran konu başlıklarını toplayarak özetlemeye başladı.

Gür saçlarıyla dikkat çeken adam, geniş gözleriyle salonda yer alan herkesin yüzüne baktı. Zikr’in sözleri karşısında Emilia başını sallayarak “Evet, haklısın” dedi.

Emilia: “Bazı moral bozucu hadiseler yaşansa da herkesin bugün burada toplanmasının tek sebebi elimizden gelenin en iyisini yapmış olmamızdır. Şimdi de buna bel bağlayarak herkesin hedefine ulaşmasını sağlayalım.”

Zikr: “Sizden beklendiği gibi, güzel yanıtınız için teşekkür ederim Emily Hanım. Aynen dediğiniz gibi, buradaki herkesin hedeflerini gerçekleştirmek için çabalayalım. Bu doğrultuda size söylemem gereken bir husus daha var.”

Otto: “Son olarak söylemek istediğiniz bir şey daha mı var? …Az önceki tartışmamızın devamı niteliğinde olduğunu varsayıyorum ama nedense bu, hiç de içime sinmiyor.”

Zikr’in Emilia’nın sözlerine başıyla onay verirken parmağını kaldırdığını gören Otto, yanakları sertleşirken söyleniyordu.

Zikr, Otto’nun nahoş önsezisini desteklercesine “Gerçekten de öyle” diyerek devam etti.

Zikr: “Bu az önceki tartışmanın devamı niteliğinde. Bu tartışma, siyah saçlı Veliaht Prens gibi davranılmakta olan Natsumi Hanım’ı da kapsıyor.”

Emilia: “Natsumi… ha? Ama İmparator’un çocuğuymuş gibi muamele gören Subaru değil miydi…”

Frederica: “Emily, Subaru-sama’nın İmparatorluk’ta kendini nasıl tanıttığını bilemeyiz.”

Emilia: “Ah, anlıyorum. Haklısın. Özür dilerim, kafamdaki her şeyi birbirine karıştırmış olmalıyım.”

Tartışmayı yarıda kesen Emilia elini ağzının üzerine koydu.

Subaru’nun İmparatorluk’ta kendisini tanıtırken kullandığı “Natsumi Schwartz” adı, Emilia ve onu aramakta olan diğerlerine nerede olduğunu söylerken, bir yandan da gerçek kimliğini gizlemek için kullandığı bir yöntemdi.

Bu nedenle Subaru kasıtlı olarak Emilia ve diğerlerinin bildiği birinin adını kullanıyordu―― Emilia’nın arkadaşı Natsumi Schwartz’ın adını kullanıyordu.

Zikr, Subaru’yla tanıştığında Subaru bu takma ismi kullanmıştı.

Dolayısıyla Zikr, Subaru’ya atıfta bulunmak için “Natsumi” ismini kullanıyordu. Emilia’nın kafasını karıştıran şey de buydu.

Emilia: “Ha? Ama madem öyle, neden ona Natsumi Hanım diyorsunuz ki…”

Beatrice: “Konuşmaya ve sormaya devam et, doğrusu, kafan allak bullak olmuş. Yakında Betty’nin tekrar uyuması gerekecek, sanırım.”

Emilia: “Ah, anlıyorum. Haklısın. Özür dilerim, şu anda Beatrice’i düşünmek zorundayım.”

Emilia’nın kafasında beliren sorular kollarındaki Beatrice’in sesiyle bastırılmıştı. Subaru’yla alakalı bir soruysa Beatrice’in bunu Emilia’dan da çok duymak istemesi doğaldı.

Çok fazla uyanık kalamayan kızın iyiliği için kafasındaki soruları bir kenara bırakmak zorundaydı.

Beatrice ve Emilia’nın bakışlarından hareketle Zikr, “İşin aslı şu ki” diyerek söze başladı.

Zikr: “Açık konuşmak gerekirse mesele Natsumi Hanım’ın şahsıyla ilgili değil. Nerede olduğu bilinmediğinden ötürü onun sağlığından endişe ediyorum ancak Abel-dono’nun da düşündüğü gibi, nerede bulunursa bulunsun şefkatle korunacağına inanıyorum. Ancak――”

Emilia: “Subaru’nun başı derde girebilir diye mi kuşku duyuyorsunuz?”

Zikr: “Daha önce de belirttiğim gibi, bu Natsumi Hanım’ın kendisiyle ilgili değil. Bunun dışında gelişen ayrı bir durum daha var… İmparator Ekselansları’nın çocuğunun varlığı artık kamuoyunda biliniyor ve İmparatorluğun iç meselelerinde değişikliğe neden oluyor. Başka deyişle――”

???: “――Başka topraklarda bile savaşın kıvılcımları parlamaya başladı?”

Zikr’in sözlerini kesen, kısık bir sesle konuşan Abel oldu.

Zikr başını saygıyla eğerek “Evet” dedi ve Abel, Zikr’e bakmadan parmaklarını Oni maskesinin yanağında dolaştırarak yüzündeki ifadeyi gizledi.

Ancak daha eli yüzündeki ifadeyi gizleyemeden Emilia’nın gözleri onu yakalayıverdi.

――Abel’in dudakları çok hafifçe sadist bir gülümsemenin şeklini almıştı.

Emilia: “Gerçi, bunun hiç de eğlenilesi bir şey olduğunu sanmıyorum…”

???: “Yarı-şeytanın da dediği gibi, bu fazlasıyla nahoş bir mesele. Korkulukların üzerindekilerin bu uygun koşullardan çıkar sağlaması.”

Priscilla, yüz ifadesini gizleyen Abel’e bakarken Emilia’nın mırıldandıklarını onayladı.

Hava ne kadar soğuk olursa olsun palto giymeyeceğini beyan ederken beyaz omuzlarını silkti.

Priscilla: “Haklı bir davan varsa ve kendi arzularını gerçekleştirme şansını elde ettiysen geriye kalan tek şey harekete geçeceğin “zamanlamaya” karar vermektir. Çok erken davranırsan senin bile kanın akacaktır ama şayet çok geç kalırsan bu işe dahil olsan bile, elin boş eve döneceksin. Her ne kadar karar verme sürecinde olsan da bunu düşün.”

Otto: “Çeşitli yerlerdeki ayaklanmalar… Yine de İmparator Vincent Vollachia’nın hükümdarlığının istikrarlı olduğunu ve İmparatorluk halkının barışın tadını çıkardığını duymuştum.”

Abel: “Nihayetinde barış ve benzerleri gelip geçici hayallerden öteye gidemez.”

Priscilla ve Otto’nun sözleri üzerine Abel yüzüne götürdüğü elini indirdi. Emilia’nın gördüğü gülümsemenin izlerinin çoktan kaybolduğunu fark edince Abel soğukkanlılıkla konuşmaya devam etti.

Abel: “İmparatorluk halkının gerçek tabiatında―― hayır, insanoğlunun gerçek tabiatında savaş yatar ve hayat var olduğu sürece de savaş denilen alev sönmeyecek. Üstünü kapatmaya çalışsanız da içerisindeki yangın, alevlenmeye devam edecek.”

Otto: “Ve eninde sonunda, kaçacak bir yer kalmadığında, kocaman bir patlama mı yaşanacak?”

Petra: “Bu gerçekten de çok talihsiz bir durum…”

Otto ve Petra, Abel’in konuşma tarzından edindikleri fikirleri dile getirdiler.

Emilia da Abel’in karmaşık ifadesindeki maksadı anlamış olduğunu düşünüyordu. Ortaya çıkacak sonuca bakıldığında, bu fikri inkâr etmek imkânsızdı.

Ancak savaşın insanların doğasında var olduğunu düşünmek hiç de hoşuna gitmiyordu.

Emilia: “Geeerçekten anlayamıyorum ama bu kulağa epey yalnızlıkmış gibi geliyor.”

Abel: “Yalnızlık mı? Neye dayanarak böyle düşünüyorsun, yarı-şeytan?”

Emilia: “Ne de olsa İmparatorluğun İmparatoru olabildiğince çok çalışmış olmalı. Bütün bunların yok olup gitmesi, o yoğun çalışmanın karşılığını alamamak yalnızlıktan başka bir şey değil midir ki? İster kazansın ister kaybetsin, bence bu çok acı verici olurdu.”

Hiç doğrudan tanışmamış olan Vollachia İmparatoru, Emilia’ya son derece acınası geliyordu.

Abel, Zikr ve diğerlerinin bu şekilde bir isyan başlattıkları ve İmparatorluk halkının da buna katılmasıyla birlikte seslerini yükseltmeye başladıkları da doğruydu.

Emilia çalışmaları sırasında Vollachia İmparatorluğu’nun son birkaç yıldır büyük çaplı bir savaş yaşamamış olmasının İmparator Vincent Vollachia’nın marifeti olduğunu da öğrenmişti. Vincent’ın ne düşündüğünü bir kenara bırakırsak en azından savaşsız bir topluluk yaratmayı sürdürüyordu.

Bunun yıkılmasıyla birlikte, kaybederse ülke ellerinden alınacaktı ve kazanırsa da kendisi bir savaş başlatmış olacaktı.

Emilia: “Böyle zamanlarda, birileri sinirlendiğinde, bunun acı verici olmasına çoktan karar vermiş gibiler.”

Bu nedenle Emilia, Vincent’ı acınacak hâlde bulmaktan kendini alamıyordu.

Şayet mümkün olabilseydi onun ne düşündüğünü ve herkes için iyi bir sona ulaşmak için ne yapabileceklerini doğru dürüst tartışmalarının iyi olacağını düşünüyordu.

Abel: “――Anlıyorum, hangisi önce gelmiş olursa olsun, o şeyin varoluş biçimini anlayabiliyorum.”

Emilia: “Eh?”

Abel: “Şüphesiz ki sizler Natsuki Subaru’yla aynı tür insanlarsınız.”

Emilia, Abel’in kollarını kavuşturarak yaptığı bu kısa yorum karşısında sessizce nefesini tuttu.

Abel’in Oni maskesinin arkasından görülebilen siyah gözlerindeki parıltıyla karşılaşan Emilia bunu fark etmişti. ――Az önce söylenenlerden yola çıkarak edindiği izlenim pek de yanlış sayılmazdı.

Subaru ve Abel dava arkadaşı olsalar da Emilia ve diğerleri Vollachia İmparatorluğu’na girinceye kadar sürekli birlikte çalışmış olsalar da――

Emilia: “――Sana göre, Subaru gerçekten nefret edebileceğin bir insan mı?”

Abel: “――――”

Emilia: “Yanılıyorsam özür dilerim. Yine de yanıldığımı pek sanmıyorum.”

Siyah gözleri kısılan Abel, Emilia’nın sorusu karşısında sessizliğe büründü. Onun tepkisini tam önünde gören Emilia fikrini geri almadı.

Abel, Subaru’dan nefret ediyordu. ――Emilia bunu hissediyordu.

Bunun nedeni ne Abel’in sessiz oluşuydu ne de Priscilla’yı çağrıştıran bir tavırla kibirli laflar etmesiydi. Otto ya da Zikr ve diğerleriyle konuşurken kesin bir ayrım vardı.

Emilia bunun Abel’in Subaru’ya karşı içten içe beslediği nefretten kaynaklandığını düşünüyordu.

Abel: “――Zikr, isyan ederek seslerini yükseltmeye başlayanlarla beraber harekete geç. Daha da güçlü rüzgârlar yaratarak alevlerin şiddetini körükle. Ta ki simsiyah dumanlar İmparatorluk Başkentine ulaşıncaya dek.”

Zikr: “Her şey yolunda olacak mı ki? Asıl hedefimiz Dokuz İlahi Generaldi…”

Abel: “En nihayetinde, ikincil hedefimiz bu. Mühim olan şey savaş ortamını harekete geçirmek. Her ne kadar Groovy ve Moguro’nun tutumları endişe verici olsa da mevcut şartlar artık değişti.”

Birdenbire gözlerini Emilia’dan ayıran Abel, yanı başındaki Zikr’e emirler yağdırmaya başladı.

Emilia görmezden gelindiğini düşündü ama bu, Abel’in aralarındaki konuşmayı daha fazla sürdürmeye hiç de niyetli olmadığının bir beyanıydı.

Cevap vermeyişinin nedeni kızın hedeften sapmış olmasından mıydı, yoksa başka bir sebepten miydi?

Her hâlükârda――

Abel: “――İmparatorluk Başkentine beklediğimizden daha erken ilerleyebiliriz. Dikkatinizi en ufak bir şekilde bile yitirmeyin.”

――Subaru ve Rem’le kavuşmak için yollarını değiştirip, Abel ve grubundan ayrılmayı Emilia ve arkadaşları tercih etmemişti.

△▼△▼△▼△

Beatrice: “Emilia dikkatli olmalısın, doğrusu. Betty ve diğerleri bu ülkede gerçekten sadece Subaru’yu düşünen tek insanlar, sanırım.”

Beatrice salondaki tartışmanın ardından tekrar uykuya dalmadan kısa bir süre önce tekrar konuştu.

Konuşma oradan oraya savrulup dursa da sadece Subaru’ya odaklanıldığında bunun onun için en iyi durum olduğunu söylemek zordu. Her ne kadar hayatına yönelik tehditler biraz da olsa azalmış olsa da.

Emilia: “Subaru, herkesin yanında tartışarak bunu kabul edebilecek biri değil.”

Beatrice: “Doğrusu.”

Otto ve Abel, İmparatorluğun hangi tarafında ele geçirilirse geçirilsin hayatının garanti altında olduğunu tahmin ediyorlardı. Zeki çocuklar böyle düşünüyorlardı ve haklı da olabilirlerdi.

Ama Subaru şimdiye kadar ne zaman Emilia ve diğerlerinin sandığı gibi davranmıştı ki?

Etrafındaki insanlar tehlikedeyse Subaru, kendini düşünmeden hemen harekete geçerdi.

Böyle bir ortamda güvende kalabileceğinden emin olan tek kişinin kendisi olabileceğine inanmıyordu.

İşte bu yüzden de――

Emilia: “――Hâlâ her birimizin Subaru ve Rem’i önemsediğimizi hatırlamanızı rica ediyoruz, bu yüzden de onları birinci önceliğimiz hâline getireceğiz.”

Priscilla: “Peki neden böyle bir şeyi bana açıklama zahmetine giriştin ki?”

Emilia: “Çünkü hiç kimseye söylemeden kendi başıma karar verseydim herkesin başı belaya girebilirdi, değil mi?”

Bir kişinin hedeflerinin ve prensiplerinin düzgün bir şekilde dile getirilmesi önemlidir.

Frederica ve Petra’ya akşam yemeğinde dönüp dönmeyeceğini söylemezsen senin için hazırladıkları yemeği ziyan etmiş olursun.

Emilia: “Subaru ayrıca ıspanağın* önemli olduğunu söylerdi. Gerçi, ıspanağın tam olarak ne olduğundan emin değilim de…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
(Ç.N: Ispanak Japoncada “horensou” şeklinde yazılır ve bunun gibi okunan; “bilgi ver (ho), iletişim kur (ren) ve danış (sou)” denilen Japon iş prensibi vardır. İkisinin yazılışı çok farklı olsa da okunuşu kulağa aynı geldiği için Subaru’nun ne demek istediğini anlayamıyor.)

Priscilla: “Bana böylesine üstü kapalı bir bilgiyle yaklaşma cüretini, hangi gelişigüzel gerekçeye dayandırdın? Bu cesareti yarı-şeytan olmanın getirdiği zulümlerden mi aldın?”

Emilia: “Hayır, öyle olduğunu sanmıyorum. Evim yani ormandayken ve herkes benden nefret ediyorken buna alışıyormuşum ya da güçleniyormuşum gibi hissetmemiştim.”

Büyük Elior Ormanı’nda yaşarken, kim ne söylerse söylesin inciniyordu. En ufak bir şey beklerken ihanete uğrayıp, her şeyi defalarca yaşamasına rağmen hiçbir şey öğrenememişti.

Emilia’nın şimdi biraz daha güçlü göründüğü gerçeği göz önüne alındığında.

Emilia: “Subaru ve diğer herkes sayesinde… Ormandan ayrıldım, Kraliyet Seçimi’ne katıldım, çok zorlu zamanlar geçirdim ve sonunda bugün olduğum kişi hâline geldim. Priscilla, senin için de durum aynı böyle değil mi?”

Priscilla: “Kendini benimle kıyaslama. Ben doğuştan kusursuzum.”

Emilia: “Evet… ama yine de sana karşı kaybetmeyeceğim.”

Priscilla: “Dudaklarından dökülen kelimelere layık olup olmadığını bizzat sen kanıtlayabilirsin. Gözüme batıp batmaması buna bağlı.”

Priscilla, Emilia’nın sıkıca sıkılmış yumruğuna omuzlarını silkerek karşılık verdi.

Salondaki tartışma bitip Beatrice hana dönüp uykuya daldıktan sonra, Emilia daha önce bahsettiği planları anlatması için Priscilla’yı arıyordu. Belki de meşguldür, diye düşünse de neyse ki Priscilla onu dinliyordu.

Emilia: “Priscilla geriye dönüp baktığımda her şeyi doğru biliyor, değil mi?”

Priscilla: “Ho, anlaşılan benim için bazı tatsız olaylar patlak vermek üzere.”

Emilia: “Durmalı mıyım?”

Priscilla: “İyi affedildin. Devam edebilirsin.”

Emilia, başını sallayarak cevap verirken Priscilla da bir gözünü kapattı ve devam etmesi için onu teşvik etti.

Belediye Binası’ndan ayrıldıktan sonra caddede yan yana yürüdüler. Onun yoldaşları Schult ve Al’ı göremeyen Emilia etrafına bakınarak ikiliyi aradı.

Emilia: “Kraliyet Seçimi’nin başlamasından beri, Priscilla çirkin şeyler söyleyerek rakiplerinin lafını yarıda keser ama yine de onların söyleyeceklerini dinleyip kulak kabartarak iyi iş çıkarır.”

Priscilla: “Ben bile dünya üzerindeki her şeyi öngörme becerisine sahip değilim. Kendimden başka birinin ağzından ne gibi saçmalıklar çıkacağını merak etmeyeyim mi?”

Emilia: “Eh? Ama Anastasia-san’ın bana, “Seninle konuşmayacağım” dediğini hatırlıyorum.”

Priscilla: “O dişi tilki mi?”

Emilia: “Evet. Oh, kin tutuyorum anlamında söylemiyorum, tamam mı?”

Priscilla yanında yavaşça yürürken Emilia, Anastasia’yla yaptığı konuşmayı gözden geçiriyor.

Başlangıçta, Kraliyet Seçimi’nde Anastasia Emilia’yı görüşmelerden dışlamaya çalışmıştı. Bu kendi içinde anormal bir durum değildi ve bunu Anastasia’ya karşı kullanmazdı.

Ancak anlatmak istediği şey de tam olarak şuydu――

Emilia: “――Anastasia-san’la arkadaşım.”

Priscilla: “――――”

Emilia: “Daha doğrusu, arkadaş olacağımıza söz vermiştim. Kraliyet Seçimi’nden sonra arkadaş olacağımızı söyledim… Yola nereden başlarsak başlayalım bunu gerçekleştirebileceğimizi hissettim. İşte bu yüzden.”

Priscilla: “Umarım ki benimle de arkadaşlık kurmak istemiyorsundur?”

Emilia: “Eeh. Ama arkadaşlık iyi bir şey değil mi?”

Anastasia’yla yaşadığı olumlu deneyim sonucunda Emilia bunu denemek için cesaretini toplamıştı.

Çoğu insan, Anastasia ve Priscilla arasında bir seçim yapacak olsaydı Priscilla’yla başa çıkmanın çok daha zor olduğu kanaatine varırdı. Ancak Emilia farklıydı.

Çok az insanla ilişkisi olan Emilia için Anastasia ve Priscilla hemen hemen eşit değerdeydi.

Bu yüzden, bu tarz bir teklife yol açan şeyin bu olabileceği sonucuna ulaşılabilirdi.

Ardından, Emilia’nın teklifine karşılık olarak Priscilla göğüs dekoltesinden yelpazesini çıkarıverdi ve…

Priscilla: “Şuna bak, benim bile öngöremeyeceğim bir saçmalık pat diye karşıma çıkıyor.”

Yelpazesini sesli bir şekilde açarak Emilia’nın sözlerini yarıda kesti.

Priscilla’nın yanıtı üzerine Emilia’nın gözleri büyüdü ve küçük bir şekilde kıkırdadı. Onun gülüşünü gören Priscilla’nın gözleri kısıldı.

Priscilla: “Ve bunu takiben sarf edilen saçma sapan sözler de tam anlamıyla birer şakadan mı ibaret? Her iki durumda da tepemin tasını attıracak şeyler yapıyorsun.”

Emilia: “Oh, yo, yo, özür dilerim. Zaten hayır diyebileceğini tahmin etmiştim Priscilla, o yüzden öylesine sordum. Yarın gene sorarım.”

Priscilla: “Yarın olsun ya da olmasın, cevabım değişmeyecek.”

Emilia: “Ama yarının ne getireceğini de asla bilemezsin ki.”

Şimdilik Emilia, meydan okumaya gözü kara bir şekilde girişmenin yanlış olmadığına inanıyordu.

Elbette, bunun rahatsız edici bir şey olduğunu düşünüp ondan daha da fazla nefret edeceği endişesi de vardı.

Ama Emilia madem böyle düşünüyordu, o zaman Priscilla da――

Priscilla: “İstediğini yap.”

Emilia: “Haklısın, öyle yapacağım.”

Bunu nafile bir çaba olarak görse bile, kızın bunu yapmasını önlemek için güç de kullanmayacaktı.

Gerçi Emilia da bu durumdan faydalanıyormuş gibi hissediyordu çünkü bunu yapmak için pek uygun bir pozisyonda değildi.

Her hâlükârda…

Priscilla: “Eee? Bana kurduğun tuzağın neticesi bu muydu?”

Emilia: “Hayır, bu sadece ilkiydi… ikincisi değildi, çünkü Subaru’yla yaşananlar yüzünden. Hâlâ konuşmak istediğim başka şeyler de var.”

Priscilla: “Peki, ilk konuyu benimle konuşmanın ne anlamı var ki şimdi? Önerdiğin plan benim hareketlerime müdahale etmediği sürece, benim bu planla hiçbir ilgim olmayacak.”

Emilia: “Ama Priscilla, sen Abel ve Zikr’le iyi arkadaş, değil misin? Pek çok şeyi konuşup tartışıyorsunuz ve ben de bunu herkese anlatıp anlatamayacağını merak ettiğim için soruyorum.”

Priscilla: “Önceki yorumumu geri çekiyorum. Saçmalıkların hayal gücümün de ötesinde dans ediyor. Söylediklerimi değiştirmem pek de sık rastlanan bir şey değil.”

Emilia: “?―― Bu sevineceğim bir şey mi? Yoksa kötü bir şey mi?”

Kıpkırmızı gözlerini ona, cevabı duyamayıp dudaklarını büken Emilia’ya dikti.

Muhtemelen bu pek de hoş karşılanmayacak bir şeydi ama insan tam olarak nerede hata yaptığını bilemezse düzeltmeyi düşünse bile bunu düzeltemezdi.

Priscilla, Abel ve Zikr’le iyi arkadaş olmalıydı, bu yüzden Emilia ve grubunun haricindeki kişilerle neler olduğunu paylaşmak istemesi çok mu yanlış bir davranış olurdu?

Ancak Emilia ve grubunun gidip onlarla yüz yüze konuşması çok daha iyi olurdu.

Her neyse――

Emilia: “Abel’le çok iyi anlaşabilir miyim bilmiyorum…”

Priscilla: “Ku.”

Emilia: “Priscilla?”

Elindeki açık yelpazeyi ağzına götüren Priscilla küçük bir kahkaha patlattı. Emilia yüzüne baktığında Priscilla gözlerinin kenarlarını hafifçe gevşeterek şöyle dedi…

Priscilla: “Benimle konuşmaya kalkan senin nefretini kazanmış olması, gerçekten de onun patavatsızlığının özeti olurdu.”

Emilia: “Gıh, ondan nefret etmiyorum. Sadece benim başa çıkabileceğim türden biri olmadığını düşündüm.”

Priscilla: “Biriyle başa çıkmanın zor olduğunun bilincinde olmasından dolayı ondan nefret ediyor, bunun arkasında yatan başlıca neden de ondan hoşlanıp hoşlanmamasından kaynaklanıyor. Yine de Abel’i bu gözle değerlendirmen herhâlde senin için gayet doğal. ――Ben de senin yargının doğru olup olmadığını merak ediyorum.”

Emilia: “…Priscilla, sen de mi aynı şekilde düşünüyorsun?”

Emilia’nın sorusuna karşılık Priscilla sessiz kalarak yanıt vermedi.

Yine de Emilia’ya göre bu sessizlik Emilia’nın, Abel’in Subaru’dan ne kadar çok nefret ettiğine dair düşüncelerini paylaşıyormuş gibi geliyordu.

Emilia: “Priscilla, nedenini biliyor musun acaba? Az öncesine kadar Abel ve diğerleriyle konuşuyordun, değil mi?”

Priscilla: “Ne yazık ki kendimi meşgul ettiğim o tartışmada, sizin aptal avamınız konumuz dışındaydı. Onun gibilerin konuşmaya bir gram bile katkısı olmaz… Hayır, İblis Şehri’ni yerle yeksan eden Büyük Felaket’in hikâyesini dinledikten sonra, şahsen bunun o aptal avamla uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyemem.”

Emilia: “İblis Şehri… Ah, o hâlde Yorna’yla mı konuşuyordun? Priscilla’nın annesiyle.”

Büyük salondaki tartışmanın bir bölümünde, Priscilla’yla Yorna’nın ebeveyn-çocuk ilişkileri de gündeme geldi. Nihayetinde Rui’nin bundan sonra nasıl ele alınması gerektiği meselesi, diğer konuyu unutturmuştu ama muhtemelen işin içinde olan insanlar için durum böyle değildi.

Doğal olarak, yeniden bir araya gelen anne ve çocuğun bunu tartışması gerekiyordu.

Emilia: “Hâlâ şaşkınım ayrıca. Priscilla’nın da kısmen yarı-insan kanına sahip…”

Priscilla: “Saçmalık. Sakın kendini benimle bir tutayım deme. Bence kesinlikle böyle bir şey söz konusu olmamalı ama bana yakınlaşmanın nedeni bundan dolayı mıydı?”

Emilia: “Hiç de bile ama yine de bu doğru değil mi? Yani, o zaman Yorna-san Priscilla’nın koruyucu annesi mi? Öyleyse bu da fazlasıyla şaşırtıcı olurdu. Sonuçta, benim de…”

Priscilla: “Saçmalamayı kes, kendimi tekrar ettirme bana, seni aptal. Düşünmeden sonuca atlıyorsun.”

Emilia: “Ehh? O hâlde, tam olarak ne demek istiyorsun ki?”

Şayet Yorna’yla biyolojik açıdan ebeveyn-çocuk olsalardı tilki kanı Priscilla’nın da içinde dolaşmalıydı ama bu inkâr edilmişti.

Bu durumda koruyucu annesi olduğunu düşünebiliriz ama bu da net bir şekilde inkâr edilmişti.

Emilia, annesinin ve Fortune halasının kan akrabalığıyla büyüttüğü bir yarı-elf olarak Priscilla’nın da bazı açılardan aynı durumda olduğunu düşünmüştü.

Emilia: “Kan bağınız yok, koruyucu annen de değil… Bu durumda o nasıl senin annen olabiliyor ki?”

Priscilla: “Sana her şeyi açıklamam için bir nedenim var mı?”

Emilia: “Mhm, haklısın. Ama bana söylemezsen geeerçekten de çok merak edeceğim.”

Bunun bencilce olduğunu bilse de Emilia, Priscilla’dan gerçeği öğrenmek istemişti. Elbette ki tıpkı arkadaşlık yapmayı reddettiği gibi, ona cevap vermeyi de reddetme olasılığı yüksekti.

Ancak Priscilla bir anlığına sessiz kalsa da ardından…

Priscilla: “――İris ve Dikenler Kralı.”

Emilia: “Eh?”

Priscilla: “Eski bir hikâyedir. Biliyor musun?”

Emilia: “Mhm, biliyorum. Petra Hanım bu tür şeyleri fazlasıyla sever.”

Priscilla’nın dudaklarından birdenbire dökülen bu sözler üzerine Emilia başını sallarken gözleri büyüdü.

Ona “İris ve Dikenler Kralı”nın çok ama çok uzun zaman önce anlatılmış eski bir hikâye olduğunu ve Vollachia İmparatorluğu’ndan çıkmış tarihî bir hikâye olduğunu duymuştu.

Emilia da kısa bir özetten fazlasını duymamış olsa da Petra’dan dinlediği hikâyeye dayanarak, bunun uzun zaman önce yaşamış “Dikenler Kralı” adındaki Vollachia imparatoruyla “İris” adındaki bir kız arasında yaşanan bir aşk hikâyesi olduğu söylenebilirdi.

Ne yazık ki Emilia bu hikâyenin nesinin bu kadar ilginç olduğunu hâlâ tam olarak çözemediğini söylemişti ama――

Emilia: “Peki ya bu hikâye? Priscilla’nın sevdiği bir hikâye mi?”

Priscilla: “Anlaşılan sen iki artı ikiyi bir araya getirmekten aciz bir yarı-şeytansın. Doğal olarak şu ana kadarki konuşmamızın gidişatıyla bağlantılı olması kaçınılmaz.”

Emilia: “Şu ana kadarki… Priscilla ve Yorna’nın ebeveyn-çocuk ilişkisi ve bu eski hikâyeyle mi ilgili?”

Priscilla: “――İris ve Dikenler Kralı, İmparatorluktaki pek çok ırkı yutmuş olan iç savaşa son vermek için el ele vermişlerdi. Ancak birbirlerine kalpten bağlı olan bu çift evlenemeden hemen önce ihanete uğruyorlar ve hikâye de böylece sona eriyor.”

Emilia: “…Üzücü bir hikâye, değil mi?”

Priscilla’nın anlattığı hikâyenin özeti karşısında Emilia kaşlarının kenarları düşerken bunu mırıldandı.

Elinden gelenin en iyisini yapan insanların emeklerinin karşılığını alamaması çok üzücüydü. Şimdi nasıl Vollachia İmparatoru’nun içine düştüğü durum karşısında umutsuzluğa kapıldıysa uzun zaman önce bir hikâyeye dönüşmüş olan çiftin sonu için de aynı duyguları besliyordu.

Emilia’nın tepkisi üzerine Priscilla “Ha” diyerek nefes verdi.

Priscilla: “Ancak hikâyeyle tarihî olgular birbirinden farklı. Tarihî açıdan, İris’i ihanete kurban veren “Dikenler Kralı” deliliğe sürüklenerek, kılıçlarını kuşanmış olan kurt-adamların ve köstebek-adamların kökünü kazımaya karar vermiştir. Kaçmayı başaran az sayıdaki kişilerse -şimdilerde bile- İmparatorlukta görülür görülmez kazığa bağlanıp yakılmaktadır.”

Emilia: “Bu konuda neden kızgın olduğu anlaşılabiliyor ama… yine de bu çağdaki insanların―…”

Priscilla: “Sen de ona benzemiyor musun? Yarı-şeytan olduğun için zulüm gördüğünden dolayı, buna hiç yabancı olmamalısın.”

Emilia: “――――”

Priscilla’nın sözlerindeki sivrilik canını yaksa da Emilia’nın bedeni bu tür hakaretlere karşı demir gibi sertti. Yine de kanamasa da aldığı darbenin yarattığı acı devam ediyordu.

Bu konuda daha sonra şikâyet edebileceğine karar veren Emilia, Priscilla’nın hikâyesinin devamında olayların nereye varacağını daha çok merak ediyordu.

Dikenler Kralı, İris’i kaybettikten ve hainden intikam aldıktan sonra ne yapmıştı ki?

Emilia: “Böylece Dikenler Kralı’nın hikâyesi bitti mi?”

Priscilla: “――Sadece öfkesine teslim olarak deliliğe sürüklendiği de söylenemezdi. Zaten ondan sonra da Dikenler Kralı deliliğini, yitirdiği kişi olan İris’e yönlendirmişti.”

Emilia: “İris’e mi?”

Hikâyenin beklenmedik bir biçimde gelişmesi karşısında kaşlarını kaldıran Emilia, duyduğu sözleri tekrar etti. Priscilla bu sözler karşısında başını salladı ve kıpkırmızı gözlerini gökyüzüne çevirdi.

Hayal kırıklığına uğrayan Emilia, Priscilla’nın bir sonraki sözlerini beklerken dudakları titredi.

Emilia: “Dikenler Kralı, İris’e ne yaptı ki?”

Priscilla: “Onu lanetledi.”

Emilia: “Lanetledi mi? Bu…”

Kaybının size yaşattığı acı bir yana, sizin için değerli olan birine böyle bir şeyi reva görür müydünüz?

Emilia’nın bu şüphelerine aldırış etmeyen Priscilla, lanetin ayrıntılarından bahsetti.

Ve bu da――

Priscilla: “――Od Lagna’ya vermeksizin kayıp bir ruhu geri getirmenin gizli tekniğiyle.”

Emilia: “Ölü bir insanın ruhunu mu?”

Priscilla: “Ölümsüz Kralın Ayini denilen ve ölüleri bile diriltebilen gizli bir teknik olduğu rivayet edilir ancak bu tekniğin varlığı şüphelidir. Bununla beraber, Dikenler Emri denilen şey doymak bilmez bir özlemden doğmuş bir lanettir.”

Ölülerin yeniden hayata dönmesi hayret vericiydi ama şimdi bundan daha önemlisi lanet denilen şeydi.

Ölülerin ruhları ve kaderleri Pleiades Gözcü Kulesinde, ölenlerin hatıraları da Ölüler Kitaplarında yazılıydı.

Ölüler Kitaplarının bulunmasıyla insanlar, içlerinde ruhun var olduğuna ikna olmuşlardı.

Emilia: “Ama bir ruhu geri getirmek tam olarak ne anlama geliyor ki? Hayata geri döndükleri anlamına mı geliyor?”

Priscilla: “Dediğin şekilde çalışmıyor. İris’in vücudu ölümünden sonra parçalara ayrıldı, ruhu geri dönse de bu tek başına yeterli değil. Zaten Dikenler Emri’nin böyle bir gücü de yok.”

Emilia: “O zaman ne olacak ki? Bedeni olmazsa――”

Geri dönen ruhun gidebileceği bir yer yoksa ruh nereye gider ki?

Emilia’nın sorusuna karşılık olarak Priscilla sessizce bakışlarını indirdi. Kıpkırmızı gözleri gökyüzüne bakmaktansa Emilia’nın ametist gözlerine baktı ve――

Priscilla: “Normal olarak. Ruh, Od Lagna’ya geri dönemezse yeryüzüne geri döner ve gerekli iyileştirme işlemlerini görmeksizin bir sonraki kabına yani bedenine girecektir. ――Buna yeniden doğuş, hatta reenkarnasyon da diyebilirsin.”

Emilia: “――――”

Priscilla: “Lanet sona ermediği sürece, onları dolaştıran Dikenler Emri sona ermediği sürece, ölen ruh yeniden doğmaya devam edecek. Tekrar ve tekrar kendini tekrar edecek, hayatları ve ölümleri tekrar ve tekrar üst üste yığılacak. ――O hayatlarından bir tanesi de Yorna Mishigure’den bir önceki hayatında, biricik annem olarak hayat bulmuştu.”

△▼△▼△▼△

Abel: “――“Sandra Benedict”, diyerek beni hazırlıksız yakaladı.”

Yorna: “Prisca meselesini sakladığın için asıl kötü huylu olan sensin.”

Sert ve soğuk sesler çarpışırken, taş odada sessiz bir sıcaklık birbirine karıştı.

Birbirlerinin kalplerinde yatanları keşfetmek için kelimelerini özenle seçen, bakışlarıyla yüzünü örten Oni maskesini çıkararak gerçek yüzünü sergileyen Abel ve piposundan mor dumanlar üfleyen Yorna.

Az öncesine kadar bu mekânda üçüncü bir kişi daha vardı: Priscilla.

Ancak gerekli tartışmaların sona erdiğini düşünür düşünmez hemen ayrıldı. Abel bu tavrı kabul etse de Yorna’nın içindeki çalkantının kaybolmasına neden olmadı.

Bu doğaldı. ――Çünkü İblis Şehri’nin hanımı bile kendi çocuğundaki değişimle kolay kolay başa çıkamazdı.

Yorna: “İkimiz de sırrımızın zararlı sonuçlar doğurduğunu dürüstçe kabul etmeye ne dersin?”

Abel: “Bunu sır olarak saklamak için nedenlerim vardı. Sen bile tahmin edebiliyor olmalısın.”

Yorna: “――Gerçekten de… öyle…”

Abel’in cevabı karşısında gözlerini yere indiren Yorna, uzun kirpikleri titrerken düşüncelere daldı.

Priscilla’yla beklenmedik karşılaşması Yorna’nın kalbinde muazzam bir dalgalanma yarattı. Bu hiç beklemediği, hatta en ufak umut kırıntısı bile taşımadığı bir gerçekti çünkü bu tamamen imkânsızdı.

Buna karşın, sağlıklı Priscilla’nın böyle bir şekilde karşısına çıkması Yorna’yı sevince boğsa da bunun Abel için muazzam bir kumar olduğuna şüphe yoktu.

Priscilla=Prisca’nın hâlâ hayatta olmasının mümkün olmaması gereken bir durumdu.

İmkânsız olayın perde arkasında Abel’in yer aldığına hiç şüphe yoktu.

Yorna: “Sen sadece neyin?――”

Abel: “――Sana söz verdiğim şey, Dikenler Emri’ni ortadan kaldırmak için bir yöntemdi. Belki de bu sorunun cevabını öğrenmek istiyorsan sana başka bir ödül vermem için bir neden de yok.”

Yorna: “――――”

Abel, Yorna’nın sorusunu doğrudan yüzüne karşı reddetti.

Abel bu cevaptan bahsetmeyi reddederek Yorna’yı en büyük arzusuyla karşılaştırmaya zorladı.

Çok ama çok uzun zamandır, defalarca kez hayatları ve ölümleri biriktiren bu ruh, dünyayı görmeye devam ediyordu.

O adamın yüzünü artık zar zor hatırlıyor olsa da işte bu yüzden――

Abel: “Yorna Mishigure―― Hayır, sen Dikenler Kralı’nın ilk görüşte âşık olduğu kişisin, İris.”

Gerçekten de uzun, çok uzun zaman önce Yorna’nın âşık olduğu adamın ona seslenmek için defalarca kullandığı ismi kullandı, içinde âşık olduğu adamın bi’ nevi kanı akıyordu, kim bilir o adamın kaçıncı nesliydi, böylece o adam Yorna’ya sesleniverdi.

Abel: “Cesaretini daha da fazla topla. En büyük dileğin için… her şeyden önemlisi―― yitirmiş olman gereken kızın Prisca Benedict’i gelecekte hayatta tutmak uğruna yap.”

Kadının çok sevdiği adamın sesiyle kıyaslanamayacak kadar soğuk bir ses tonuyla böyle buyurdu.

#Bölüm inanılmaz uzun olmasa da sizlere iyi aktarabilmek için fazlasıyla çalıştım, biraz uzun sürdü bunun için üzgünüm. Bölüme gelecek olursak gerçekten de bolca şey öğrenmiş olduk. Yorna aslında Dikenler Kralı’nın sevdiği kız İris’miş. Lanetlendiği için de sürekli başka bir bedende yeniden doğuyor ve bu doğuşlarının birinde de Priscilla’nın annesi olarak hayat buluyor. Tabii bilmediğimiz ve sonradan öğreneceğimiz nokta, “yitirmiş olman gereken kızını hayatta tutmak uğruna yap” bu gerçekten ne anlama geliyor bilmiyoruz. Bakalım sonraki bölümlerde öğrenebilecek miyiz? Sonraki bölümlerde görüşmek üzere!



4.8 6 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
25 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Anonim
Anonim
14 Kasım 2024 09:38

bölümü daha okumadım ama çok çok çok teşekkür ederim

Anonim
Anonim
14 Kasım 2024 15:56

Çeviri için teşekkürler

Anonim
Anonim
14 Kasım 2024 17:43

re zero inanılmaz bir şey hayatımda (okuduğum en iyi seri)

Anonim
Anonim
Yanıtla  Bertiel
15 Kasım 2024 10:31

teşekkürler

Anonim
Anonim
15 Kasım 2024 10:33

what if leri anladımda revenge if tam olarak ne?? What if mi değilmi

1numaralısubarufanı
1numaralısubarufanı
Yanıtla  Anonim
15 Kasım 2024 18:37

revenge if oyundan olması gerekiyor Subaru temin intikamını almaya çalışıyor diye biliyorum çok bilgi yok revenge if hakkında maalesef

1numaralısubarufanı
1numaralısubarufanı
Yanıtla  1numaralısubarufanı
15 Kasım 2024 18:37

remin*

1numaralısubarufanı
1numaralısubarufanı
15 Kasım 2024 18:35

çeviri için teşekkürler

Anonim
Anonim
17 Kasım 2024 23:27

aralara görsel yerleştiriliyordu niye şimdi ham yazı var??

Anonim
Anonim
30 Kasım 2024 17:44

sonraki bölüm ne zamana gelir

Anonim
Anonim
3 Aralık 2024 14:56

Patreon aaçılması çok güzel olmuş. Özellikle 3$ üyeliği bizi kalpten havladı. Hemen üyelik oluşturmaya gidiyorum. Teşekkürler çeviri içün

Anonim
Anonim
Yanıtla  Anonim
3 Aralık 2024 14:56

Avladı

Anonim
Anonim
7 Aralık 2024 16:18

sanırım novel da 2 şubata kadar ertelendi

Anonim
Anonim
9 Aralık 2024 20:30

sonunda güncele geldim çeviri için teşekkürler bertiel

furkan
furkan
1 Mart 2025 05:02

Noluyor aq

Emre Özgör
Emre Özgör
Yanıtla  furkan
4 Nisan 2025 15:09

Harbi noluyo aq

İzanagi
Üye
27 Haziran 2025 12:34

Elinize sağlık

Aizen Poyraz
Üye
13 Ağustos 2025 18:42

Subaru cephesini istiyorum

baryonnarutotr
Üye
16 Kasım 2025 15:28

Biraz kafa karıstırsa da çok iyi bölümdü

yosukou61
Üye
30 Aralık 2025 22:20

Subaru’nun da bunları duymasını isterdim .d

Clumsy_Fan
Üye
5 Temmuz 2026 08:08

Çeviri için teşekkürler.

Artık ana amacımız Flop ve Rem sanırsam. Ex novellarda daha detaylı açıklanıyo bu hikaye sanırsam ama anladığım kadarıyla İris önceki hayatında Priscayı doğurduktan 1 sene sonda ölüyo çünkü Prisca şu an 20 yaşındayken Yorna 19 neyse bölümdeki diğer iyi bi şey sonunda Prisca azıcık yakınlaşacak Emily ile.