Bölümün ortalama okuma süresi 10 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Mazrain
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K, Spacepire
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
O gün, Frederica Baumann hayatının en büyük şaşkınlıklarından birini yaşıyordu.
Uzun, güneş parıltılı sarı saçları ve değerli taşları andıran zümrüt yeşili gözleriyle Frederica, bir kadına göre uzun sayılan boyunu ve ince ama idmanlı vücudunu her zamanki gibi mağrur bir duruşla sergiliyordu. Kusursuz hizmetçi üniformasının içinde adeta bir disiplin abidesiydi.
“Bir hizmetkâr, her ne koşulda olursa olsun sükûnetini ve vakur duruşunu bozmamalıdır.”
Bu sözler, Frederica’ya mesleğin inceliklerini öğreten akıl hocasına aitti. Belirli nedenlerle aralarındaki ilişki pek de iç açıcı sayılmazdı ama hocasının bu öğüdü Frederica’nın zihnine kazınmıştı. Normalde sarsılmaz bir soğukkanlılığa sahip olan Frederica, şu an ise bu öğüde rağmen donup kalmıştı. Şaşkınlığının sebebi ise tam karşısında oturuyordu.
Frederica: “Şey… Kusura bakma ama rica etsem söylediklerini bir kez daha tekrar edebilir misin?”
???: “…Tabii ki. Malikânenin işe alım ilanını duydum ve hizmetlerimi sunmak için geldim. Ben Petra Leyte. Sizinle çalışmak için sabırsızlanıyorum.”
Roswaal Malikânesi’nin kabul odasında, üzerine çay ve ikramlıklar dizilmiş alçak bir masanın iki yanındaydılar. Karşısında kendinden emin bir şekilde oturan bu küçük kıza Petra’ya bakan Frederica, hafifçe kalın olan kaşlarını hayretle yukarı kaldırdı.
Frederica: “…”
Frederica’nın önünde Petra; elleriyle dizlerini sımsıkı tutarak oturmuş, bir cevap bekliyordu.
Frederica’nın içinden geçen ilk düşünce, bu çocuğun ne kadar “sevimli” olduğuydu. Boyun hizasındaki kahverengi saçları hafif kızıla çalıyordu, iri gözleri ve her an gülümsemeye hazır yüz hatlarıyla tam bir masumiyet timsaliydi. Sesi bir perinin şarkısını andırıyordu; temizliği ve üzerine tam oturan kıyafetleriyle bıraktığı ilk izlenim kusursuzdu.
Hocası her zaman, “Efendine utanç getirmemek için önce kendi nizamını kurmalısın.” derdi.
Yani ilk izlenime göre, Petra’nın değerlendirmesi kusursuza yakındı. Madem ilana başvurmuştu, çalışmaya hazır olduğu da söylenebilirdi. Fakat ortada devasa bir sorun vardı:
Frederica: “Tekrar sorduğum için bağışla ama buranın ne amaçla personel aradığını anladığından eminiz, değil mi? Yani… buraya oyun oynamaya gelmedin, öyle değil mi?”
Petra: “Hayır efendim. Lortun malikânesine oyun oynamak için gelmezdim… Aslında gelmiştim ama o başka bir konuydu.”
Frederica: “…Daha önce buraya oyun oynamaya mı geldin?”
Petra: “…Şey, Subaru beni davet etmişti.”
Petra bunu söylerken yanakları hafifçe kızardı ve utangaç bir tavırla parmağını yanağına dokundurdu. Bu jesti bile o kadar sevimliydi ki Frederica istemsizce bir iç çekti. Siyah saçlı o gencin pervasızlıklarını düşününce kızın doğru söylediğine anında ikna olmuştu.
Madem Petra’nın ön izlenimi olumluydu ve tüm resmî şartları karşılıyordu, başka bir deyişle:
Frederica: “Pekâlâ o hâlde. Roswaal L. Mathers-sama’nın malikânesinde bir hizmetçi olarak görev yapma azmine ve kararlılığına sahipsin, öyle mi?”
Frederica, ciddi bir ifade ve hafifçe sertleşmiş bir ses tonuyla Petra’ya bu soruyu sordu. Bakışlarında bir miktar gözdağı veren bir niyet vardı. Bu sert bakışlar altında…
Petra: “Evet, elbette. Sizinle birlikte çalışmayı sabırsızlıkla bekliyorum, Frederica-sama.”
…en ufak bir korku bile duymayan Petra, neşeli bir gülümsemeyle cevabını verdi.
2
Petra’nın başvurduğu pozisyon, malikânede Frederica’nın doğrudan emri altında çalışmaktı. Yeni bir hizmetçi arayışının arkasında basit ama bir o kadar da acil bir sebep yatıyordu, Frederica’nın devasa Roswaal mülkünü tek başına çekip çevirmesi artık imkansızdı.
Bu durum kısa vadeli bir aksaklık olsaydı belki idare edilebilirdi ancak uzun vadede işlerin bir noktada kaçınılmaz olarak sarpa saracağı belliydi.
“Mükemmellik imkânsızdır. Yine de kişi, mükemmel olana ulaşmak için her şeyini ortaya koymalıdır.”
Bunlar da Frederica’nın akıl hocasının sözleriydi. Frederica bu öğüdü tüm varlığıyla benimsemişti, doğuştan bir mükemmeliyetçi olmasa bile hayat felsefesi daima bu ideal doğrultusunda çabalamaktı.
Bu adanmışlığın bir sonucu olarak, “Malikânenin Yönetimi ve Bakımı” görevini yürüten Frederica’ya gerekli gördüğü durumlarda geniş yetkiler verilmişti. Personel alımı da bu yetkiler arasındaydı. Roswaal’ın cömertliğine güvenerek bu süreci başlatmıştı. Durumun aciliyeti nedeniyle ilan sadece yakındaki Arlam köyüyle sınırlı tutulmuştu. Köy halkının malikâneye bakışı, yaşanan son olaylardan sonra Frederica’nın hatırladığından çok daha iyi bir hâle gelmişti. Köyde çok fazla genç kız olmasa da Frederica’nın umutları yüksekti.
Fakat ilanına sadece on iki yaşında tek bir kızın yanıt vermesi, Frederica’ya başlangıçta büyük bir hata gibi gelmişti.
Petra: “…?”
Kanepede oturan Petra, bir yanıt beklerken Frederica’ya bakıyordu. Ne kadar çabalasa da heyecanını tamamen gizleyemiyor; çay fincanını durmadan kaldırıp indiriyor, ürkek bakışlarla Frederica’nın yüzündeki ifadeyi tartmaya çalışıyordu.
On iki yaşında bir çocuk için, yaşına göre fazla zeki görünüyordu. Petra kuşkusuz biliyordu ki şartları karşılasa bile bu işe kabul edilmesi kolay olmayacaktı. Yine de buraya gelmiş olması, kararlılığının en büyük kanıtıydı.
Frederica: “Bu söylediklerin doğru olsa da…” dedi Frederica gözlerini yorgunlukla kapatarak. “Bizim asıl ihtiyacımız olan; işe hemen koyulabilecek, deneyimli biri…”
Eğer önlerinde yeni bir hizmetçiyi eğitmek için yeterli zaman olsaydı, Frederica Petra’yı tereddüt etmeden işe alırdı. Ancak mevcut koşullarda, kıza hizmetçiliğin temellerini öğretecek tek bir saniyesi bile yoktu. Frederica’nın vaktini eğitime harcaması, zaten yardım almak için personel arıyor olmasının mantığına aykırıydı.
Petra: “Peki… ne düşünüyorsunuz?”
Petra tereddütle sordu. Bu ürkek ama umut dolu bakışlar karşısında Frederica’nın kalbi yumuşasa da mantığı tek bir sonuca çıkıyordu: Kızı incitmeden evine geri göndermek.
Frederica: “Pekâlâ, şöyle yapalım. Öncelikle neler yapabildiğini anlat. Bu evin bir hizmetkârı olarak yeteneklerinin bize nasıl bir fayda sağlayacağını açıkla.”
Petra: “Şey… Daha önce de söylediğim gibi, malikâneye ilk gelişim değil. Bu sayede odaların çoğunun yerini çok iyi biliyorum.”
Frederica: “Sen… odaların çoğunun nerede olduğunu mu biliyorsun?”
Petra: “Evet. Buradayken bana kısa bir tur yaptırılmıştı, o yüzden kendime güveniyorum.”
Petra’yı yetersizliği üzerinden vazgeçirme planı, bu beklenmedik cevapla yerle bir oldu. Frederica bunun bir çocuk abartısı ya da lakırtı olup olmadığını düşündü ama kızın gözleri o kadar berraktı ki onun bu yaşta nefes alır gibi yalan söyleyebileceğine ihtimal veremedi. Belli ki doğruydu.
Frederica: “Tur mu demiştin? Böyle bir fırsatın verilmesi çok nadir bir durum, nasıl oldu bu?”
Petra: “Şey, Subaru bizi davet etmişti. Köydeki arkadaşlarımla birlikte malikânede ebelemece oynuyorduk…”
Frederica: “Anlıyorum, ebelemece… Ne?! Bu malikânede, bu çatının altında ebelemece mi oynadınız?!”
Frederica duydukları karşısında dehşet içinde başını yukarı kaldırdı. Petra’nın gözleri faltaşı gibi açıldı, endişeli bir yüzle parmağını yanağına koydu:
Petra: “Şey, bu Subaru’nun tuhaf ama eğlenceli huylarından biri. Lütfen onu çok azarlamayın. Rica ediyorum.”
Frederica: “Ona karşı oldukça korumacı davranıyorsun. Aranızdaki yaş farkını düşünürsek, ona siper olman Subaru için biraz utanç verici olurdu sanırım.”
Petra: “Önce Lorttan izin almayı ihmal etmemişti.”
Frederica: “Hem bunu teklif edene, hem de buna izin verene inanabilirim…”
Frederica, soytarı kılıklı lordunu ve siyah saçlı o gencin pervasızlığını düşünerek omuzlarını düşürdü. Efendisi de muhtemelen bu durumdan çok eğlenmiş ve Subaru’yu desteklemişti.
Frederica: “Doğrusu Subaru-sama hakkında ben de ne düşüneceğimi şaşırıyorum. Hikâyelere bakılırsa bilge bir adamın başarılarına sahip ama bir yandan da…”
Oysa Subaru kendisine “bilge” denildiğini duysa buna şiddetle itiraz ederdi. Frederica onu sadece bir gündür tanıyordu ama onda ciddiyetsizlik, cesaret ve keskin zekanın patlamaya hazır bir karışım gibi birleştiği sonucuna varmıştı.
Frederica: “Yine de, ebelemece… ebelemece ha…”
Petra: “Ş-şey, konumuza dönersek! Dikiş konusunda da iyiyimdir! Aslında hayalim terzi olmaktı, bu yüzden kıyafetleri ustalıkla dikebilirim. Ayrıca yemek yapmayı öğrenmeye de başladım, annem bana öğretecek bir şeyi kalmadığını söylüyor.”
Frederica: “Ne kadar gayretli bir çocuk… Peki, mutfak eğitimine ne zaman başladın?”
Petra: “Ormandaki Cadı Canavarı saldırısından sonra, yani bir buçuk ay kadar önce.”
Cevaplarındaki hız ve netlik, sadece hazırlıklı olduğunu değil, zihninin ne kadar kıvrak olduğunu da gösteriyordu. Malikânenin yapısını kavramış, dikiş ve yemekte yetkin, özgüveni yüksek… Bir hizmetkâr için ideal bir adaydı. Frederica, az önce kendi zihninde kurduğu ret cümlelerini geri almayı, Petra’yı işe dahil etmeyi her şeyden çok istedi.
Ancak Frederica’nın sonuca atlayamamasının bir nedeni vardı ve bu neden de Roswaal malikânesinde çalışmak için yetenekten bile daha önemli bir husustu.
Frederica: “…Yeteneklerinin farkındayım. Dürüst olacağım, yaşın nedeniyle seni işe almayı hiç düşünmüyordum.”
Petra: “Böyle düşünmenizi anlayabiliyorum. Ama yine de?..”
Petra’nın buruk tebessümü, gözlerindeki bir umut ışığına dönüştü. İbre artık ondan yanaydı.
Frederica: “Yine de erkenden sevinmemelisin.”
Durum sadece Petra’nın istemesiyle çözülecek kadar basit değildi.
Frederica: “Öyleyse, hedefine ulaştığını varsayarsak zamanını bu malikânede geçireceksin… Burada, Lugunica Krallığı’nın tamamını ilgilendiren ciddi bir olay olan kraliyet seçimi ile uğraşan bu köşkte. Eylemlerin efendine, sözlerin efendine ve yaşam tarzın efendine mal edilecek. Bunu anlıyorsun, değil mi?”
Bu bir tehdit değil, en yalın hâliyle gerçekti. Eğer bu malikânenin bir parçası olacaksa yaşı ne olursa olsun çocukça bahanelerin arkasına sığınamazdı. Bu gerçeği anlaması ve buna rağmen kararlılıkla devam etmesi gerekliydi.
Petra hiç duraksamadan cevap verdi:
Petra: “Değer verdiğim o kişi, korkup pes edemeyeceğim kadar özel biri. Bu yüzden duramam.”
Küçük kızın yanaklarındaki o masum sevgi pırıltısını gören Frederica gözlerini yumdu. Bu, geleneksel olarak onaylayabileceği bir motivasyon değildi fakat Frederica, tıpkı Petra gibi kalbinin sesini dinleyerek karar veren bir başka kızı çok iyi tanıyordu.
Frederica: “…Pekâlâ, o hâlde söylenecek söz kalmadı.”
Frederica tuhaf bir tatmin duygusuyla gevşedi. Petra’nın yüzü bir anlığına dondu, ardından bir çiçek gibi aydınlandı.
Petra: “Çok teşekkür ederim, Frederica-sama!”
Frederica: “Şunu sakın unutma, rehberliğim son derece sert olacak. Şahsi duygularımın kararlarımı etkilemesine veya sana yumuşak davranmama asla güvenme.”
Petra: “Elbette!”
Frederica: “Ve son olarak, çok önemli bir şey daha.”
Frederica parmağını kaldırarak uyarıcı bir tonla devam etti. Ortamın ciddileşmesiyle Petra sırtını dikleştirdi, nefesini tutup bekledi.
Frederica: “Bundan sonra bana Frederica-neesama diye hitap edeceksin. Bu malikânede kıdemli ve kıdemsiz hizmetçiler arasındaki değişmez kural budur.”
Petra’nın iri gözleri şaşkınlıkla açıldı. Bir an duraksadı ve hemen ardından neşe içinde haykırdı:
Petra: “…Evet! Frederica-neesama!”
Petra ona hiç tereddüt etmeden böyle hitap edince, Frederica memnuniyetle başını salladı.

3
Uzun kahverengi saçlı o kadın, Petra’nın yüz hatlarında bu kadar net bir iz bırakan kişinin ta kendisiydi.
???: “Ah, umarım çocuğum malikânede başınıza bir iş açmaz…”
Elini yanağına koyarak endişeli bir nefes alan kişi Petra’nın annesiydi. Frederica, Leyte ailesinin evine konuk olmuş, Petra’nın annesiyle sohbet ediyordu. Petra’yı bir hizmetçi olarak yanına almadan önce, ailesiyle bizzat görüşmek istemişti. On iki yaşında olması büyük bir engel teşkil etmese de Frederica’nın disiplin anlayışına göre uyulması gereken belirli usuller ve nezaket kuralları vardı.
Frederica meseleye bu kadar profesyonel yaklaşırken, Petra’nın annesi biraz huzursuz görünüyordu.
Petra’nın Annesi: “Frederica-sama, o kadar naziksiniz ki içimi ferahlatıyorsunuz. Lütfen Petra’ma iyi bakın, onu size emanet ediyorum.”
Frederica: “Asıl biz teşekkür ederiz, bizimle çalışacak olması bizi çok mutlu etti. Doğrusunu isterseniz, ondan başka ilana başvuran kimse olmamıştı… Bir an ne yapacağımı şaşırmıştım.”
Petra’nın Annesi: “Şey… Evet, öyle oldu.”
Petra’nın sorumluluğunu resmen devralan Frederica, işin hallolmuş olmasından duyduğu rahatlamayla ağzından ufak bir serzeniş kaçırmıştı. Ancak Petra’nın annesinin bu sözlere verdiği karşılık biraz beklenmedikti. Sanki çok önemli bir sırrı saklamaya çalışıyormuş gibi bir hâli vardı.
Frederica: “Bir sorun mu var?”
Petra’nın Annesi: “…Aslında, işe alım meselesi hakkında… Petra köydeki diğer kızlara o kadar çok diller döktü, o kadar çok yalvardı ki, sonunda hepsi işe başvurmaktan vazgeçti.”
Petra’nın annesi, bunu suçluluk duyan birinden ziyade kızının yetenekleriyle gurur duyan bir edayla söylemişti. Frederica şaşkınlıkla gözlerini açtığında, anne Leyte ona muzipçe göz kırptı:
Petra’nın Annesi: “Bizim kızın geleceği parlak, sizce de öyle değil mi?”
Frederica: “Evet… Kesinlikle.”
Frederica’nın zihninde o an tek bir söz yankılandı: “Anasına bak, kızını al.”
O masum ve tatlı yüzün arkasındaki bu ustaca manevra kabiliyeti… Gerçekten de Petra’nın önü çok açıktı.
Frederica: “Pekâlâ, şimdi onun eğitim süreci için gerçekten sabırsızlanmaya başladım…”
Frederica, kalbindeki umudu yansıtan bir hayranlıkla iç çekti.
——Dilerim ki bu beklentilerin ve umutların çiçek açacağı o günler bir an önce gelir.
Frederica: “Lütfen, o günleri görmeme izin verin… Emilia-sama.”
Dudaklarını bile kıpırdatmadan fısıldanan bu sözler kimsenin kulağına ulaşmadı, rüzgârda usulca süzülerek havaya karışıverdi.
SON
Frederica ve Petra’nın Hizmetçilik Günleri II’de devam edecek…

Çeviri için teşekkürler umarım devamı gelir
Çeviri için teşekkürler