Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Kısım 4/ Cadı’nın Çay Partisinin Ardından

Cadı’nın Çay Partisinin Ardından

27 Haziran 2025 1.503 Okunma 16 dk okuma
Önceki Sonraki

Bölümün ortalama okuma süresi 12 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: QuantumPunch

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

1

Güneş ışınlarının bembeyaz karları yıkayıp parlatmasıyla etrafta büyüleyici bir görüntü oluşurken kız buğulu bir nefes verdi.

Bakamayacağı kadar parlak olan ışık, gözlerini hafifçe kısmasına neden oldu. Elini yanı başındaki devasa ağaca dayadı ve avucunda kabuğunun pürüzlü dokusunu hissetti.

Kız:Bu bir illüzyon değil, gerçek.” diye düşündü.

Yumruğunu sıkıca sıktı, parlak ışıktan dolayı gözlerini kapattı, ciğerleri daha fazlasını alamayana kadar buz gibi havayı içine çekti ve sonra hepsini dışarı verdi.

Şeftali rengi saçları serin rüzgârda dalgalanırken yaşından beklenmeyecek bir edayla şöyle homurdandı kız:

Kız: “Düşündüğüm gibi, yüzyıllar sonra yeni bir beden edindiğinde birçok şey eskisi gibi gelmiyor.”

Çekici ve zarif bir kızdı. Zekâyla parıldayan masmavi gözleri, zarafet ve incelik hissi uyandıran sevimli yüz hatları vardı.

İlk bakışta herkes kızın sıra dışı bir hava yaydığını söyleyebilirdi.

Genç, olgunlaşmamış vücudu; altında hiçbir şey olmadan beyaz bir cüppeyle örtünmüştü. Küçük, çıplak ayaklarıyla toprağın üzerinde yürürkenki hâli onu son derece kırılgan gösteriyordu.

Tek zayıflığı insanların gözünde kırılgan gözükmesi değildi, aynı zamanda iklim koşullarına karşı çok daha kırılgan olmasıydı. Karla kaplı ormanda yürümeye başladığından beri geçen her saniyede vücudu sıcaklık kaybediyor, baştan aşağı titriyordu.

Dürüst olmak gerekirse bunları seçerken pek düşünmemiş olsa da kızın yolculuk kıyafetleri büyük bir hataydı.

???: “Bunca emekten sonra… Haaa. Soğuktan donarak ölsen komik olmaz mıydı? Huuu.”

Ve aniden büyüleyici ve uyuşuk bir kadın sesi, titreyen kızın aklında yankılandı.

Doğal olarak bu ses kızın sesi olamazdı çünkü onun sesinden tamamen farklıydı. Sesi kulaklarından değil, doğrudan aklında işitmişti. Kız, belli belirsiz bir şekilde iç çekerek biçimli kaşlarını kaldırdı.

Kız: “Bu hayal etmesi pek hoş bir şey değil. Ancak bu konuda endişeye mahal yok. Gerçekten ihtiyacım olsaydı tüm bölgeyi yakıp kül edecek kadar ateş gücü üretebilirdim. Beni küçümsemeye cüret etmemelisin.”

¿¿¿: “Yaani, gecenin köründe sıvışıp kaçmak için bu kadar uğraşmana rağmen hepsini bir kenara bırakıp bir sürü seees çıkararak yakalanacak mısın? Bu senin için en iyi senaryo mu, Dona-Dona?”

Kız: “───”

?????: “Yapma…Daphne. E…chidna’nın…bunu derken… kötü bir niyeti yoktu…veya, belki azıcık vardı? Mm, baksana, yeniden hayatta olduğu için biraz rahatlamış olmalı, herh…âlde.”

Tatlı bir sesle söylenen iğneleyici sözlerin hemen ardından gelen kekelemeli savunma sözlerini duydu. Bu iki farklı ses de kıza ait değildi ve ilk başta konuşan uyuşuk kadın sesinden farklıydılar.

Üç farklı ses sırayla kızla konuşuyordu. Bununla birlikte, kıza yöneltilen seslerin hepsi eşit miktarda aşinalık ve karmaşık duygularla doluydu.

Bunun üzerine kız—yoo, form değiştirmiş olan Cadı, “Echidna”, dudaklarını gevşetti.
Siyah ve beyazın oluşturduğu güzelliği ile bilinen beyaz saçlı ve siyah gözlü Cadı’nın sureti kaybolmuştu. Kendini diriltmek gibi imkânsız görünen bir şeyi başararak kızın bedenini ruhu için bir kap olarak kullanıyordu.

Yeniden dirilmeye büyük çaba harcadığı belliydi ve olayların bu şekilde gelişmesi onu oldukça rahatsız etse de Echidna, tüm bunları ustaca idare etmiş ve amacına ulaşmıştı.

Omega:Pek duygusal biri değilimdir, ama bu seferlik iyi bir iş çıkardığım için kendimi pohpohlayacağım. Ancak…

Omega: “400 yılı aşkın bir süreyi ruh olarak geçirince dışarının nasıl bir yer olduğunu unutuyorsun…”

¿¿¿¿¿: “Biraz fazla heyecanlandın. Dona, tam bir çocuk gibisin. Hiçbir şeyi beceremiyorsun.”

Omega: “Benden çocuk olarak bahsetmemeni yeğlerim ama… Sanırım şu anda buna söyleyecek bir şeyim yok.”

Omega, aklında yankılanan o çocukça sese cevap verdi ama sözlerinin ikna edici olmayacağını biliyordu.

Omega:Her hâlükârda dirildikten hemen sonra donarak ölmek istemem.”

Son çare olarak yapabileceği bir şeyler düşündü ve başka seçeneği olmadığından Omega, parmaklarını şıklattı.

Uyuşmuş parmakları ince, hafif bir ses çıkardı ve etrafında nokta nokta kırmızı ışıklar belirdi. Yumruğu büyüklüğünde küçük bir ateş topu titreyerek dalgalandı ve tahmin edilenden daha büyük bir ateş gücü ortaya çıkardı. Karla kaplı ormanın soğuğunu uzaklaştırdı ve donarak ölme tehlikesini ortadan kaldırdı.

Omega: “Geçit farklı görünse de büyü kullanımı sorun teşkil etmeyecek gibi görünüyor. O hâlde…”

????: “Bu sefer de büyü kullanırken yanlışlıkla tüm ormanı yaksan iyi alay konusu olurdun.”

Omega: “Bi’ bitmediniz… Ne cüretle benimle bu kadar dalga geçip durursunuz? Bu planı hayata geçirmek için bu kadar uğraştıktan sonra hepinizi benimle beraber getirdiğime pişman olmaya başladım.”

Omega, kafasında çınlayan beşinci kişinin sesinin sonuncu olduğunu düşünerek iç geçirdi.

Farkında olmadan elini cübbesinin altına götürdü, çıplak boynunun dibinde bağlı duran nesneye—— görkemli bir mavi büyü taşından yapılmış kolyeye dokundu.

Omega, taşın sert yüzeyinde tırnağını gezdirirken bir süreliğine dalıp gitti. Bu konularda uzman birisi bunun sıradan bir nesne olmadığını ve büyük bir güç barındırdığını hemen fark ederdi.

Bu, en yüksek saflık derecesine sahip son derece kaliteli bir büyü kristaliydi. Olağanüstü miktarda büyü enerjisi depolama yetisine sahipti ve şu anda tüm bu kapasitesiyle ezici bir gücü içinde barındırıyordu.

Binlerce üst düzey büyücü bir araya gelse de bu taşın içindeki manayı tüketemezdi. Böylesine küçük bir parça bu denli büyü barındırabiliyorsa onu tümüyle kullanmak da bir o kadar olağanüstü bir iş olurdu. Sıradan birinin böyle bir şeyi hayal etmesi mümkün bile değildi.

Ve şu anda bu kristalin içinde beş farklı kişinin ruhunun bulunduğuna kim inanırdı ki?

Omega:Bu büyü kristalini ve kendi ruhum için uygun bir bedeni elde etmek için büyük zahmetlere katlandım. 400 yılı aşkın bir süreyi ruh olarak geçirdim ve bu planı on yıl boyunca adım adım ilerlettim… ve nihayet, o an gel——”

Minerva: “Echidna! Dünyadan Echidna’ya! Dediğim tek bir şeyi bile duydun mu?”

Omega: “——Duydum. Kulağımın dibinde bağırıyorsun… Gerçi bu durumda ‘kulak’ doğru bir kelime olmaz, değil mi? Aklımın içindeyken bu kadar bağırmasan olmaz mı? Gerçekten başım ağrımaya başladı.”

Minerva: “Çene çalmanın zamanı mı şimdi? Yanına bak! Yanına!”

Omega: “Yanıma mı?”

Sesin peşinden giderek bilincini düşünceler denizinden çıkardı ve sonra bakışlarını kuşkuyla yanına çevirdi. Ve o anda parlak kırmızı bir ışık ile alevler içinde kalan ağaçları ve alevlerin bir daldan diğerine sıçrayarak yayıldığını gördü.

Kısa bir bakışla durumun farkına vardı. Yalnızca bir ateş topu kullanmıştı ama ormandaki ağaçları tutuşturarak yangını başlatan kıvılcım olmuştu bu.

Omega: “Olamaz.”

Sekhmet: “Bayağı sakinsin, haaa.”

Omega: “Yani, böyle durumlarda sakin kalmak ve panik yapmamak gerekir. Evet, bu cehennem manzarası biraz beklenmedikti ama…”

Omega sözlerini tamamlarken elini yanan ağaçlara doğru uzattı ve gözlerini kapattı.

Omega: “Sön!” diye bağırdı, dudaklarından kudretli kelimeler dökülürken gözlerini açtı.

Omega: “Hâlâ sönmemiş…”

Daphne: “Heeey, Daphne’nin bununla ilgili bi’ fikri var… Burası Dona-Dona’nın Rüyalar Dünyası’ndan faaarklı gibi durduğundan yalnızca kelimelerle müdahale edebilir mi ki?”

Omega: “Bu gerçekten sorun olurdu.”

Carmilla: “B-Büyük bir ha…ta, değil mi?”

Typhon: “Dona, yangını sen mi çıkardın? Kötü biri misin sen, Dona? Typhon’un düşmanı mısın?”

Minerva: “Şimdi laf yetiştirmenin sırası değil! Hadi! Söndür şu yangını! Baksana!”

Omega: “Tabii. Hemen halledeceğim… gıh.”

Kafasının içinde bağrışan Cadılarla baş etmeye çalışırken Omega, yangını bir büyüyle söndürmeye yeltendi. Ama tam büyüyü yaparken başı döndü. Büyüsü yarıda kesildi ve işe yaramadı.

Cadılar olan biteni anlamaya çalışırken Omega, durumun farkına hızla vardı.

Omega: “Bu bedene henüz yeterince alışık olmadığımdan su büyüsüyle sel yaratamıyorum.”

Yani…

Omega: “Yangını söndüremem.”

Minerva: “Öyleyse hemen oradan kaçman gerekiyor!——”

Az önce donma tehlikesiyle yüz yüze kalması yetmezmiş gibi şimdi de yanarak ölme ihtimaliyle karşı karşıyaydı. İçindeki öfkeli sesin âdeta kamçılamasıyla Omega, birden koşmaya başladı.

Omega:Alevler yayılıyor ve yakında kaçacak yer kalmayacak. Buradan çıkmam gerek.

Bu bedene alışık olmasa da 400 yıl boyunca kılını bile kıpırdatmamış olsa da Omega sanki hayatı buna bağlıymışçasına nefes nefese koşuyordu.

Omega: “Dış dünyanın zorlukları… hayal ettiğimden… biraz farklıymış,” diye yakındı, nefes nefese kalmış, soğuk havanın içinde vücudu ağırlaşırken.

Omega: “Vücudum her an dağılacak gibi hissediyorum… ama yüzlerce yıldır böyle hissetmemiş olduğumu düşününce——”

Omega: “Hayır, bu yine de işleri kolaylaştırmayacak… Hık.

2

Neyse ki can havliyle kaçması sayesinde Omega yanarak ölmekten kurtulmuştu.

Omega:Ormanı saran alevler oldukça şiddetliydi ama manayla estirdiğim rüzgâr sayesinde onları yönlendirerek bir kaçış yolu açabildim. Aksi hâlde buradan çıkmam mümkün değildi.

Şimdiki tehlikeyi de atlattığıma göre bu kıyafetlerle yolculuğuma devam edebilirim— Ya da en azından öyle olmasını umuyordum ama…

???: “Bu mevsimde kar fırtınası, üstüne orman yangını… ve şimdi de paçavralardan başka bi’ şey giyme’en bir kız karşıma çıkıverdi. Miasmadan dolayı gözlerim oyun mu oynuyo’ lan?” dedi adam.

¿¿¿: “Merak etme, ben de görüyorum… tabii bu bir rüya ya da öyle bi’ şey değilse,” diye ekledi diğer adam.

Omega: “Hmm…”

Omega bir kütüğün üstüne oturmuş, bir şeyler düşünürmüşçesine elini çenesine koymuştu. Küçük bir çocuk gibi görünmesine rağmen bu duruş, yaydığı havadan dolayı ona tuhaf bir biçimde yakışıyordu.

Adam—— yoo, adamlar bu garip tablo karşısında kafa karışıklığıyla birbirlerine bakıyorlardı. Tehlikeli bir havaları olan, haydut kılığında, sert bakışlı bir gruptu bu. Şöyle bir bakınca on sekiz kişi oldukları anlaşılıyordu ve her biri yıpranmış silahlar taşıyordu. Bu hâlleriyle küçük bir kızın etrafını sarmış olmaları epey komik görünüyordu. Ancak görünüşe aldanmamak ve içgüdüleriyle hareket etmek, bu adamların yaptığı en iyi şeydi. Görünüşlerinden ve yaptıkları işten bunu anlamak zor değildi.

Omega: “Büyük Tavşan’ın izini sürdüğünüz için buradasınız, değil mi? Diğer bir deyişle… sizler Çapulcularsınız.”

Çapulcu: “Ne?” diye ağzından kaçırdı çapulculardan biri.

Omega: “Hım? Bu çağda başka bir isimle mi anılıyorsunuz yoksa? O adamın anılarında yağmacılar dendiğini hatırlıyorum ama size pek uymuyor açıkçası… Size ne desem ki?”

Omega’nın başını hafifçe eğmesiyle adamların yüzlerine, uğursuz bir şey sezmişler gibi bir gerginlik yerleşti.

Çapulculuk—400 yıl önce de var olan bu iş—cadı yaratıkları tarafından harap edilmiş köylerin evlerini, eşyalarını didik didik edip ganimeti paraya çevirme işiydi. Özellikle Büyük Tavşan’ın geçip gittiği yerlerde, orada yaşayanlar dışında kalan her şey el değmemiş hâlde kalırdı; bu da çapulcular için biçilmiş kaftandı.

Omega: “Hayatta kalan varsa da kolayca ortadan kaldırıp bunu cadı yaratıkları yapmış gibi gösterirsiniz. Ne zekice bir avlanma yöntemi. Siz beyler, tam anlamıyla sırtlan olmak için doğmuşsunuz.”

Çapulcu: “Sırtlan mı? Yani… Sırtlan adam falan mı? Ne diyo’n sen… hayır.”

Önde duran adam başını iki yana salladı ve elindeki palayla Omega’ya dik dik baktı. Bu gizemli çocuktan duyduğu korku ve ona zarar verme isteği gözlerinden okunuyordu. Neye bulaşıp bulaşmaması gerektiğinin pekâlâ farkındaydı.

Çapulcu: “Kim oldu’nu bilmiyorum ama geçimimiz buna bağlı. Ne hikmetse tavşanın izi de aniden kayboldu. Üstüne yangın çıktı ve de… sen belirdin.”

Omega: “Anlıyorum, devam et.”

Çapulcu: “Uğursuz bir kıza benziyorsun ama… fena da durmuyorsun. Hem şu kulakların da var zaten,” dedi, kendi kulağını işaret edip sinsice sırıttı.

Bu hareketle birlikte Echidna’nın kullandığı bedenin fiziksel kimliği açığa çıktı—— sonuçta ruhunun kabı olan kız bir yarı-elfti.

Omega:Beni bir yarı-şeytan sanmıyorlar en azından. Onlar için önemli olan malın değeri, kanın saflığı değil. Safkan mıyım melez miyim, fark etmiyor.

Omega: “Demek bu çağda da elfler böyle muamele görüyor?” diyerek hayret etti.

Çapulcu: “Şu konuşma tarzına bakılırsa… sen de mi yaşını gösterme’en, uzun süredir ormanda gizlenmiş yaşlı cadalozun tekisin, ha? Elflere yaş biçemediğinden korkutuculardır. Ama he, doğru. Şimdi bile Elfler iyi para ediyo’lar.”

Omega:───”

Çapulcu: “——Vuaa?”

Diyerek haykırdı adam, bir anlığına derisini yanıyormuş gibi hissetti. Diğerleri de aynı şeyi hissederek irkildi. Ne olduğunu anlamaya çalışarak kendi aralarında mırıldanmaya başladılar. Olan biteni bilen tek kişi, göğsündeki büyü taşına dokundu ve Öfke Cadısı’nın hiddetini yatıştırmaya çalıştı.

Çapulcu: “Veletin teki misin, yaşlı bir cadaloz musun bilmiyo’m ama ne yapacaksan saçma bi’ fikr…”

Omega: “Pekâlâ,” diyerek lafını böldü. “Bu gidişle ortak bir zemine varmamız pek mümkün görünmüyor. Siz beyler beni yakalayıp para kazanmak istiyorsunuz. Ben ise keyfî yolculuğuma devam etmek istiyorum. O hâlde bir uzlaşma teklif ediyorum. Ne dersiniz?”

Çapulcu: “Uzlaşma mı? Şu hâlinle pazarlık edebil’ceğini mi düşünüyo’n?”

Omega: “Bi’ düşünün derim. Belki de hepimiz bu işten sağ çıkabiliriz,” dedi ve başını yana eğerek gülümsedi.

Çocuğun gülümsemesi karşısında adam sertçe yutkundu, istemsizce bir adım geri çekildi. Böyle tepki verdiğine şaşırmış gibiydi ama yine de hemen şöyle dedi:

Çapulcu: “Dinleyelim bakalım.”

Omega: “Çok teşekkürler. Teklifim basit. Tek ihtiyacım otuz saniye. Eğer otuz saniye boyunca karşımda dimdik durabilirseniz hiç direnmeden sizinle gelirim. Hem ilgi çekici de olur.”

Çapulcu: “Ha. Ne diyo’n lan? Böyle bir şeyin bizi korkutabileceğini mi sanıyorsun?..”

Omega: “—O hâlde, otuz saniyelik geri sayım şimdi başlıyor.”

Teklifini kabul ettiklerini sezdiği an, Echidna uzun beyaz saçlarını usulca geriye savurdu, simsiyah gözlerini kıstı ve adamlara dik dik baktı.

Adamlar: “───”

Adamlar neler olup bittiğini anlayamamış görünüyordu. Onlara göre, karşılarındaki on yaşındaymış gibi duran çocuk bir anda beyaz saçlı güzel bir kıza dönüşmüştü. Ama sorularına cevap alacak vakit bulamadan, her biri sırayla birer anormalliğe yenik düştü.

Çapulcu: “Kah…ku.”

Palalı adam dizlerinin üstüne çöktü. Gözleri bir sağa bir sola kaçıyor, hiçbir şeye odaklanamıyordu. Sonra ağzından köpükler saçılmaya başladı. Benzer bir durum sadece onda değil, kızı çevreleyen tüm adamlarda yaşandı. Echidna’nın görüş alanındaki on sekiz adam da Cadı Miasması’nın etkisine dayanamayarak kıvranmaya başladı.

Adamlar boğazlarını tırmalıyor, gözlerini deviriyor, köpükler kusuyor, kasılıyor, dillerini yutuyor, kendi kafalarını silahlarıyla parçalıyor, başlarını kara gömüyor ve binbir biçimde ıstırapla can veriyorlardı.

Echidna: “——Tam otuz saniye.”

Söz verdiği gibi otuza kadar saymayı bitiren Echidna, etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Yerde kendi kan ve kusmukları içinde yatan adamların cesetlerinden başka bir şey yoktu. Ne yazık ki otuz saniyelik cehenneme dayanıp da altı cadıya hükmedebilecek bir “Bilge Adayı” çıkmamıştı.

Echidna: “Sizler adına ne kadar da talihsiz ama söz sözdür. O hâlde ben de keyfî yolculuğuma kaldığım yerden devam edeyim. Biraz kıyafet ve ayakkabı almamda da bir sakıncası yoktur umarım,” dedi Echidna, ölen adamlardan bedenine uygun bir şeyler alıp giyinirken.

O sırada dış görünüşü yeniden eski hâline, çocuk bedenine dönmüştü.

Omega: “Uzun süre dayanmıyor demek. Sanırım daha alışana kadar beklemem gerekecek. Yine de…”

Omega, ölen adamlara bir kez daha baktı. Sonra gözlerini kapadı. Siyah saçlı oğlanı, miasmayla kaplı Cadılarla çevriliyken bile hiç etkilenmeyen o oğlanı düşündü. Gerçi o oğlan, bunun ne denli anormal bir şey olduğunu fark etmemiş bile olabilirdi.

Omega: “Artık biraz yolluk param da olduğuna göre, şehre gitmek için sabırsızlanıyorum. Belki birkaç yüzyılda çayın tadı da değişmiştir… O hâlde.”

Uzun kıyafetinin eteklerini savurarak, bir kez daha başıboş yolculuğuna koyuldu. Ayrılırken ona kıyafet, ayakkabı ve yol parası sağlayan adamlara karşı minnettarlık duydu.

Omega: “Üstümde sadece bir parça kumaşla insanların karşısına çıkıp korkunç ilk bir izlenim yaratacaktım. Bu büyük hata olurdu—— beyler, sizleri her zaman kurtarıcılarım olarak hatırlayacağım.”

Yalan söylemiyordu. Aldatmaya çalışmıyordu. İçtendi. Omega, ruhları yok olana dek Cadı’yla karşılaşıp ölen bu çapulculara karşı borcunu asla unutmayacaktı.

Omega: “Aah. Biliyorum, biliyorum. Çok gürültücüsünüz. Beni rahat bırakın artık.”

Cadı, başının içindeki seslere karşılık verirken yavaşça ilerlemeye başladı.

——Gökyüzü yüksekti, rüzgâr ılıktı, ışık ise yüzlerce yıl sonra geri dönen o kişiyi kutsar gibiydi.

S O N

Sonraki Bölüm: Cadı Olmanın Şartları

Önceki Sonraki
4.9 7 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
3 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
ciklatt0
28 Temmuz 2025 22:08

çok iyiydi bunun devamı falanda olsa keşke cadıların etkileşimleri çok iyi

Misertus
Üye
13 Ekim 2025 16:11

Qua’da olmasa napacam