Bölümün ortalama okuma süresi 11 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Qua
Redaktör: akari
Destekçiler: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN, Ebubekir, Hexa, Arda, Fatih, Drusus Carter, EcBur, ADSA, Rikka Fedaisi, Voi Van Astrea, Lavain, Ahmet B, Selim K.
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
1
???: “——Ben, o kızları yanımızda götürmemize karşıyım.”
Kollarını kavuşturmuş, kırmızı yanaklarını şişirmiş, pırıl pırıl gözleriyle öfkeyle haykıran kişi, sarı saçlı mavi gözlü güzeller güzeli cadı── Minerva’ydı.
Beyaz masanın etrafındaki altı sandalyeden birinde oturan Minerva’nın bu şikâyeti üzerine, karşısında oturan Echidna “Hımm…” diye hafifçe boğazını temizledi.
Elindeki çay fincanını masadan kaldırıp sıcacık buharı tüten fincana gözlerini dikti.
Echidna: “Şimdilik nereye gideceğime henüz karar vermedim ama… mümkünse şu dört yüz yılda dünyanın ne kadar değiştiğini görmek isterim. Siz ne düşünüyorsunuz?”
Minerva: “Bekle bi’ saniye. Benim dediğimi duydun mu? Beni nasıl bu kadar kolay görmezden gelebilirsin! Bu kabul edilemez. Kesinlikle kabul edilemez!”
Echidna konuyu değiştirerek önceki şikâyetini görmezden gelmeye çalışınca Minerva öfkeyle parladı. Yüzü hâlâ kıpkırmızı bir hâlde Echidna’yı ensesinden yakaladı ancak bu hareket, Echidna’nın gülümsemesini daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramadı.
Echidna: “Şaka yapıyorum, şaka. Öyle hemen parlamasan olmaz mı?”
Minerva: “Se-ni var yaa!..”
???: “——Minerva, bu kadar gerilme hemen, haaa.”
Uyuşuk bir ses; yumuşak kaşları çatılmış, öfkeden deliye dönen Minerva’ya seslendi. Sesin sahibi; sandalyelerden birinde dizlerini kendine çekerek oturmuş, kendi saçlarından oluşan bir denizin içinde kaybolmuş bir kadına aitti.
İyi miydi kötü müydü bilinmez ama bu miskin bakışların sahibi Sekhmet’ti.
Sekhmet: “Echidna’nın kötü şakaları, Huuu. Yeni başlamadı ya, haaa. Her seferinde tepki verirsen sadece onu şımartmış olursun, Huuu.”
Minerva: “Öylece boş mu bırakalım yani?! Ben buna tamamen karşıyım!”
Gözleri dolarak “Ama haksız olan ben değilim ki!” diye bağıran Minerva, oracığa çömeliverdi. Solundan ve sağından uzanan iki küçük el, Minerva’nın başını okşamaya başladı.
???: “M-Minerva-chan… h-haksız… değil, diye düşünüyorum, h-hani?”
????: “Öyle ya, Nerva haklı. Asıl kötü olan Dona. Parçalayayım mı onu?”
Minerva’yı iki yanından teselli edenler Carmilla ve Typhon’du.
Carmilla neyse de küçük Typhon’un sözlerinin şakası yoktu. Eğer kendi hâline bırakılırsa gerçekten de Otoritesini kullanabilirdi. Echidna, “Affet beni.” dercesine omuz silkti.
Echidna: “Bunu yapmazsan gerçekten sevinirim. Hepiniz bana karşı cephe alırsanız size kıyasla daha zayıf olan ben buna dayanamam. Hem ev sahibiniz olan ben yenilirsem siz de benimle birlikte yok olursunuz——”
???: “——Eğer bu bir tehdit olsaydııı Daphnegilin Dona-Dona’yla böyle takılmasııı, zaten biraz garip kaçmıyor muuu?”
Echidna: “…Böyle söyleyince elim kolum bağlanıyor ya.”
Hemen yanı başında, tabutunun içinde bağlı duran Daphne kıkırdadı. Kız çoktan kendi sandalyesini “midesine indirmiş”, şimdi de masadaki ikram kekleri ağzının suyu aka aka tıkınıyordu.
Echidna, çay partisinin katılımcılarına bakarken yüzünde buruk bir gülümseme belirdi. Onlar Cadılardı, onun dostlarıydı sonuçta.
Echidna: “Bunu benim söylemem garip ama siz kızlar her zaman tuhaf bir grup oldunuz.”
Minerva: “Bir tek senden bunu duymak istemiyorum ya!”
2
Bir zamanlar dünyayı kaos ve dehşet girdabına sürükleyen bir Cadı vardı.
Kıskançlık Cadısı olarak bilinen bu varlık yüzünden dünya karanlık bir çağa girmişti. Sonrasında adı geçen Cadı bir efsaneye dönüştü, pek çok kişinin adını ağzına almaya cesaret edemediği bir korku nesnesi hâline geldi.
Ama aslında o dönemde “Cadı” dışında altı Günah Cadısı daha vardı. Yine de şaşırtıcı bir şekilde hepsi meçhul kaldı; yaptıkları da kişilikleri de benzeri her şey de tarihin tozlu sayfalarına karışıp gidiverdi…
Echidna: “…Öyle değil de daha doğrusu ruhları tarafımca toplandı ve şu anda bu Rüyalar Kalesi’ndeler.”
Carmilla: “A-Ama hepsi… k-kendi kafana göre yaptığın şeyler… değil mi?”
Carmilla, elindeki fincanı gülümseyerek masaya bırakan Echidna’ya sitemle baktı.
Gözlerindeki o protesto ifadesi oldukça sevimliydi ama fazlası zehir olabilirdi. Ne de olsa Carmilla, insanlara sadece bakıp onlardan bir şey isteyerek hayatlarını kendisine adamasını sağlayabilirdi. Günah Cadıları arasında kendi istekleriyle ölüme sürüklediği insan sayısı bakımından Carmilla’yı geçebilecek kimse yoktu.
Ama, o zaman bile…
Echidna: “En çok can alan Minerva’yla kıyaslanınca bu bile devede kulak kalır.”
Minerva: “…”
Typhon: “Olamaz, Nerva’nın gözleri doldu! Yine mi Dona? Gerçekten hiç ders almıyor!”
Echidna’nın anılarını dinlerken sessiz kalan Minerva’nın gözlerinde iri yaşlar birikmişti. Yine de itiraz etmemesinin sebebi, ne denli bir toplu katliamcı olduğunun tamamen farkında olmasıydı.
Minerva’nın Otoritesi, barındırabileceği yıkıcı enerjiyi zorla iyileştirme gücüne dönüştürmesine olanak tanıyordu. Yumrukları ve tekmeleri, bu dünyadaki en nazik darbelerdendi ama bunun bir bedeli vardı.
Onun bu zoraki dönüşümü, dünyanın kökeni olan Od Lagna’ya zorla bağlanıp oradaki yasaları esneterek gerçekleşiyordu. Ve bu yüzden de dünya; bu şekilde bükülen kavramların bedelini, bambaşka bir yerde meydana gelen doğal afetlerle ödetiyordu.
Minerva birçok insanın hayatını kurtarmıştı ama aynı zamanda, doğal afetlerle bir o kadarını da öldürmüştü. Dünyada en çok insanı kurtaran ve bir o kadarını da öldüren cadıydı Minerva.
Ancak aldığı canların sayısı kalbinin yumuşaklığını hiçbir şekilde çürütmüyordu. Bu yüzden dile getirdiği endişe son derece yerinde ve dürüstçeydi.
Minerva: “——O ikisini, Colette ve Palmira’yı daha ne kadar yanında tutmayı düşünüyorsun?”
Minerva’nın gündeminin odağı, bu iki kızla bundan sonra ne yapacaklarıydı.
Echidna’nın inşa ettiği Rüyalar Kalesi, ruhları toplanmış cadıların buluştuğu bir yerdi. Gerçi burası, kaleden çok yeşil bir tepeyi andırıyordu ve ‘çay partisi’ dedikleri de sıradan bir çay saatinden farksızdı.
Colette ve Palmira şu anda Rüyalar Kalesinin dışında—— yani gerçek dünyada, Echidna’nın bedenini kullandığı Omega’yla birlikte hareket ediyorlardı. Bir cadı olan Echidna’yla temas edip akıl sağlıklarını koruyabildiklerine göre kızların miasma direnci ortalama bir insandan katbekat üstündü ancak——
Minerva: “Bu kesinlikle yeterli bir sebep değil. Her şeyden önce tehlikeli bu. Onlarla ne yapmayı planlıyorsun?”
Echidna: “…İkisine de söylediğim gibi. Biri memleketinden kovulmuş ve ailesinin yadigârı olan ‘Canavarlaşma Bileziği’ni bile kullanamıyor. Bu yüzden en azından onlara hayatta kalmalarını sağlayacak bilgi ve becerileri vermek istiyorum.”
Sekhmet: “Bu amma da… haaa. Nazik bir davranış değil mi?.. Huuu. Türlü türlü bahanelerle onca ülkeyi kaosa sürükleyen senin gibi birine hiç yakışmıyor, haaa. Ateşin falan mı var? Huuu.”
Daphne: “Ooh~, buz gibi suda bayaa uzun bir süre kalmıştı, di’ mi?~ Bir Cadı’nın boğularak ölmesi pek de duyulmuş bir şey sayılmaz, di’ mi?~ Bıhahaha~”
Tatlıların istenildiği kadar ortaya çıktığı tek yer bu rüyalar dünyasıydı. Sürekli doymak bilmez bir açlıkla boğuşan Daphne, onları bir bir mideye indirirken keyifle güldü.
Genç Typhon, Daphne’nin söylediğine karşılık başını yana eğdi ve “Ha?” dedi.
Typhon: “Fune(Daphne) yanlışın var, Typhon da bir sürü su gelince boğuldu! Gluk gluk gluk yaptı öldü, o yüzden Dona’dan önce Typhon var, di’ mi?~”
Echidna: “Doğru, boğulma konusunda Typhon benden çok daha tecrübeli. Bu konuda şapka çıkarmalıyız.”
Minerva: “Hayır! Çıkarmamalıyız!”
Minerva, pervasızca birlikte gülen Typhon ve Echidna’ya hırladı.
Günah Cadılarının her yeri kasıp kavurmasının üzerinden yüzyıllar geçmişti. Artık hepsi çoktan ölmüştü ve doğal olarak her birinin kendine has bir ölüm şekli vardı. Typhon’un boğularak ölmesi de bunlardan biriydi.
Her neyse…
Carmilla: “K-Konudan… konudan sapıyoruz… Sapıyoruz, değil mi?”
Echidna: “Evet. Bu arada ateşim falan yok. Dışarıdaki bedenimin de. Dolayısıyla onları yanıma alma kararımı normal şartlar altında verdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.”
Daphne: “Yanii~, az önce söylediklerinde ciddiydin demek~?”
Echidna: “…Şaka bir yana, şu anki bedenim oldukça zayıf.”
Echidna, Daphne’nin sorusuna cevaben dışarıdaki bedeninden -Omega’nın asıl bedeninden- bahsetti.
Ele geçirdiği beden, çekirdek olarak Sahte-Od kullanılarak üretilmiş bir Ryuzu Meyer kopyasıydı. Gerçekten etten ve kandan yapılmamıştı, daha çok bileşim açısından bir Ruhtan pek de farksız olmayan yapay bir ikameydi.
Echidna: “Ve ben onu aslında tasarlanmadığı bir şekilde kullanıyorum. Bu kabın içine kendimi ‘dökebilmek’ için pek çok unsurdan feragat etmem gerekti.”
Sekhmet: “Demek öyle bir şey yaptın, Huuu. Yine eski günlerdeki gibi senin fiyaskolarından biri ortalığa salınırsa, haaa. Bu sefer dünyanın sonu gelir diye düşünmüyor musun? Huuu.”
Echidna: “Vay be, şaşırdım Sekhmet. Dünyanın sonunun gelmesi umurunda mıydı senin?”
Sekhmet: “Benim derdim, haaa, dünyanın yok olup olmaması değil, huuu. Sadece, dünya yok olursa senin o sevdiğin şeyler de perişan olur, haaa. Mesele bu, huuu.”
Echidna: “…”
Sekhmet: “Daha önce de dediğim gibi, haaa. Ben en çok, senin bu dünyaya olan ilgini kaybetmenden korkuyorum, Huuu. Sonuçta ne yapacağın hiç belli olmaz, haaa.”
Nadiren bu kadar uzun konuşan Sekhmet, nihayet bitirdiğinde ise tamamen bitkin bir şekilde iç çekti. Sonra başını dizlerinin üzerine koydu ve yeniden konuşmaya başladı.
Sekhmet: “Tükendim, Huuu. Ben daha tek kelime etmem, haaa.”
Typhon: “Nee? Nee, uyuyacak mısın? Typhon sana ninni söylesin mi?”
Typhon, bitkin düşen Sekhmet’le bir şekilde şefkatle ilgilenmeye başladı. Bu alışıldık, tersine dönmüş ebeveyn ilişkisini yandan süzen Echidna tek gözünü kıstı.
Echidna: “Sekhmet’in az önce ortaya attığı konu oldukça ilginçti ama endişelenmenize gerek yok. Geçmişteki hatalarımı tekrarlamayacağım. O zamanki sorunum, bedene sığabilmek için ruhumdan parçalar yontmamdı. Bu yüzden bu sefer, başka bir parçamı yonttum.”
Carmilla: “B-Başka… neyi?”
Echidna: “Güçlerimi.”
Omega adını verdiği bedene ne kadar sığdırabileceğini ayarlamak zorundaydı, yoksa sığamazdı.
Bu kez Echidna, kendi benliğini korumak adına pek de umrunda olmayan güçlerini bir kenara atmıştı. Bu sayede benliğini yitirmeden Sığınak’tan dışarı adım atabilmişti.
Ve bunun karşılığında…
Echidna: “Görünüşe göre bir Cadı olarak geliştirdiğim güç ve yeteneklerin çoğunu ne yazık ki kaybettim. Bilgi hâlâ bende ama eski gücüme kavuşmamın kolay olacağını sanmıyorum.”
Daphne: “Aaa~, o yüzden mi öyle oldu?~ Mezardan çıkar çıkmaz ormanın bir kısmını hafiften yakıvermiştin, di’ mi? Kontrol falan hak getireydi sankii~”
Echidna: “——. Ah, evet. O yüzdendi.”
Minerva: “Bir saniye, neden tereddüt ettin? Sadece senin beceriksizliğin olmadığından emin misin?”
Daphne’nin yüzüne vurduğu şey, Omega olarak Sığınak’tan ayrıldıktan sonra işleri batırdığı olaydı.
Rüyalar Kalesi’ndeki yaptığı gibi büyüsünü kullanırsa yangını söndürebileceğini sanmıştı. Ancak durum hiç de öyle olmamıştı. Sonuç olarak ormanın bir kısmı yanmış, kendisi de dumana yakalanıp neredeyse ölecekti.
Echidna: “Elbette değil. Başka ne sebep olabilir ki?”
Minerva: “Sen tam bir budalasın da ondan olabilir! Eskiden beri birçok konuda oldukça dikkatsiz birisin! Kaçıncı oldu bu orman yakışın?”
Echidna: “O kadar da çok değil. Lütfen aklına eseni söyleyip durma.”
Carmilla: “B-Bir de… g-geceliğinle… insanların k-karşısına çıkmıştın ya… o ne zamandı, hı?”
Echidna: “Carmilla, sen kimin tarafındasın?”
Echidna, geçmişteki hataları yüzünden topa tutulduktan sonra yüzünde memnuniyetsiz bir ifadeyle Carmilla’ya baktı. Ancak Carmilla, onun bu bakışına karşılık sadece merakla başını yana eğdi.
Carmilla: “B-Ben… kendi tarafımdayım… h-hani?”
Echidna: “…Doğru ya. Hep böyle biriydin zaten.”
Carmilla’nın zerre tereddüt etmeden kendini önceliklendirmesi üzerine Echidna eliyle yüzünü kapattı.
Orman yangını da geceliğiyle ortalık yere çıkması da doğruydu, kabul. Yine de Omega’nın şu anki durumunun bunlarla hiçbir ilgisi yoktu.
Asıl mesele, Omega’nın güçlerini kaybetmiş olmasının onu son derece zayıf ve kırılgan yapmasıydı.
Echidna: “Elbette, kısa süreliğine de olsa gerçek formuma bürünürsem durum değişir. Miasmam sağ olsun, çoğu düşman bana baktığı an aklını yitirip ölüverir. Ama bunu pek sık kullanmak istemiyorum. Malum…”
Typhon: “…Dona, bulunmak istemediğin biri var, değil mi?”
Echidna’nın sözünün sonunu Typhon masumca getiriverdi. Küçük cadının bu tespitini Echidna inkâr etmedi.
Doğruyu söylüyordu. Rüyalar Kalesi’ndeki tüm Cadılar bunu biliyordu. Sonuçta bu sadece Echidna’nın meselesi değildi.
Bu “biri”, tüm Cadıların ortak düşmanıydı.
Echidna: “Her neyse, işte bu yüzden göze batmak istemiyorum. Yani tek başıma dolaşıp modern Cadı efsaneleri yaratmaktansa…”
Minerva: “Üç kişilik bir kız grubunun cıvıl cıvıl gezmenizin daha mı uygun olduğunu söylüyorsun?”
Echidna: “Evet, öyle denilebilir. Farklı türden tehlikeleri davet etme ihtimalim var ama bir Cadı’nın başka insanlarla birlikte gezeceğini kimse düşünmez.”
Minerva: “…Öyle olsun bakalım.”
Açıklaması, Palmira ve Colette ile seyahat etmek için geçerli bir sebep olarak oldukça mantıklı olmalıydı. Ama birbirlerini ne kadar uzun zamandır tanıdıkları düşünülürse diğerleri üzerinde pek bir etkisi olmadı.
Onları seviyordu ama bazen bunun gibi durumlarda çok baş belası olabiliyorlardı.
Minerva: “Bu arada, güçlerini geri kazanmanın ne kadar süreceğini düşünüyorsun?”
Echidna: “Hmm, sanırım kabaca iki üç yıl içinde çok daha iyi bir duruma gelirler. Ama bu sadece şu anki tahminim.”
Minerva: “Anlıyorum… O zaman süren iki yıl.”
Minerva’nın uzlaşması, Echidna’nın kızlarla geçireceği süre için bir son tarih belirlemek olmuştu. Son tarih olarak mümkün olan en kısa süreyi belirlemiş olması, onun iyi kalpliliğinin bariz bir göstergesiydi.
Buna Echidna’nın bile bir itirazı yoktu. İki yılın uzun mu yoksa kısa mı süreceği sorusu, ölümde bile son nefeslerini vermemiş olan Cadılar için kesinlikle aptalca bir soruydu.
Daphne: “Pekii~, Dona-Dona nereye gitmek istiyorsuun?”
Echidna: “Güzel soru, aklımda pek çok aday var. Ama öncelikle Lugunica’dan ayrılmak istiyorum. Birçoğunuz bu ülkede sonunuzla karşılaştınız da bu beni biraz bunaltıyor.”
Carmilla: “H-Hepimiz… burada öldük, ne de olsa…”
Echidna: “O zamanki şartlar göz önüne alındığında elimizden pek de bir şey gelmezdi. Her neyse, Gusteko’nun seçenek dışı olduğu düşünülürse geriye Vollachia ya da Kararagi kalıyor… Buradan en mantıklısı Kararagi sanırım. Kuruluşuna yardım ettiğim için bir bağım da var, o ülkenin şu an ne durumda olduğunu merak ediyorum.”
Kızlarla nasıl başa çıkacakları konusunu hallettikten sonra Echidna’nın merakı bir sonraki konuya kaydı. Onun bu aniden canlanan hâlini gören cadılar birbirleriyle bakışıp omuz silktiler.
Bir merak yumağı, bilgiye olan susuzluğun vücut bulmuş hâli. Kendisi böyle dese de dostlarının gözünde o, “fazla meraklı” olmaktan fazlası değildi.
Sekhmet: “Senin bu meraklılığının, haaa. Dünyayı kolayca yok edebilecek olması beni dehşete düşürüyor, huuu.”
Typhon: “Nee? Artık konuşmayacağını söylememiş miydin?”
Typhon, Sekhmet’in bitkin mırıltısını duydu ve masumca başını yana eğdi. Sekhmet saçlarını hızla bir karıştırdı, sonra onu susturmak için elini ağzına kapattı.
Bu sırada Minerva, Echidna gelecek planlarını anlatırken hoşnutsuz bir ifadeyle bir sürü “Evet” ve “hı-hı” diye mırıldanıyordu. Orada, dinliyormuş gibi yapıp yapmadığı belli olmayan Daphne vardı, bir de ara sıra yersiz sözlerle araya giren Carmilla.
——Ve böylece, dünyaya salınmış cadıların çay partisi bir süre daha devam edecekti.
SON
#Selamlar! Ben Qua, ilk kez bir bölüm sonu notu ekliyorum o yüzden ne yazacağımı pek bilemesem de hadi bir şeyler deneyeyim. Bölümü nasıl buldunuz? Bence harikaydı. Cadıların her biri hakkında, hatta dört yüz yıl öncesi hakkında bile yeni şeyler öğrendik. Omega’nın yani Echidna’nın hikâyenin ilerleyen zamanlarında neler yapacağını, nereye gideceğini de öğrendik. Eminim bir gün ana hikâyede de karşılaşacağızdır ama ne zaman olur, nasıl olur hiçbir fikrim yok. Kalan hikâyelerde birkaç ay boyunca yolculuk etmelerine rağmen hâlâ zaman çizgisi olarak kısım 5’in gerisindeler. Hazır kalan hikâyeler demişken bilmiyorsanız bu hikâye serisinin 3 tane daha birbirinden güzel, upuzuuuun hikâyesi var. Ancak onları çevirmeyi pek düşünmüyorum. Eğer bu 3 hikâyeyi de okumak isterseniz Discord sunucumuza gelebilir ve yapay zekâ çevirilerine ulaşabilirsiniz. Şimdilik benden bu kadar, yeni hikâyelerde görüşmek üzere… (Biraz uzun oldu sanki ya)
