IF’in ortalama okuma süresi 100 dakikadır. İyi okumalar dileriz.

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤ
Çevirmen: Shauna
Editör: Bertiel
Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Kyooko, Nurullqhx, Atakan Soner
ㅤㅤㅤㅤ
Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!
Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!
ㅤㅤㅤㅤ
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Nefret dolu bir ses duydum.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Öyle bir ses ki kulaklarımda çınlıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Nefretin eseri birkaç söz peşimden ayrılmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Korkuyordum, tüylerim ürperircesine korkuyordum.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Kana susamışlığını saklamaya tenezzül dahi etmeyen bu ses beni yiyip bitiriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Ruhumun derinlerine kazınmış, bitmek bilmiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Ben ne kadar hayata iki elle sarılırsam bir o kadar da başkalarına zarar veriyordum.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Her şeyden ötesi hatta en önemlisi de acı içindeydim, kıvranıyordum, boğuluyordum.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Haşin bir kuvvetle sıkılan boğaz.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bacaklarını açmış şekilde hafif bir beden, hareketine mâni olacak biçimde başkasının altında duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Diz ve bacaklarının baskısıyla omuzlarını kaldırtmıyordu. Alttaki küçük beden mahkûm bir şekilde çırpınıyordu. Gözleri önünde yara bereyle dolu bembeyaz kolları, onun boğazını sıkmayı sürdürüyordu. Tomurcuklanan çiçekler gibi olur olmadık bir düşünce aklında belirdi…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Boğazla, boğazla, birinin boğazına yapışma işte böylesine bir güçle oluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Parıl parıl parlayan gözleriyle bakıştılar.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bitmek bilmez öfke ve derinlerde yatan çaresizliği o kocaman, yusyuvarlak gözlerinden okunabiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O uçsuz bucaksız gözbebeklerinde boş bir düşünce yer edinip aklına girmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Ah… ah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――”Zır zır! Zır zır!” Bacakları tir tir titrerken aynı böyle sesler çıkıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Asıl mevzu elinden kaçıp kurtulacak kadar hızlı olup olmaması değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kurtulma ifadesi çoktan akıllardan silinmişti. Yani bacaklarının titremesi yaşama tutunmaktan değil, düpedüz canının yanmasıyla geçirdiği öfke nöbetinden kaynaklıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beynine oksijen gitmiyor, zihni yaşama şevkini yitiriyor, yine de bünyesi karşı koymak için çırpınıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşittiği her bir ses kulaklarını tırmalıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
“Sessizce ölsem olmaz mı? Sessiz sakin bir şekilde öleyim, ne olur!” diye aklından geçiriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Huzur içinde, uykuya dalarmışçasına bir ölüm onu refaha kavuşturabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Maalesef ki öyle bir ölüm hayal olmuştu artık. Şu an kaderi, hayallerinin tam tersi bir hâl almıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Bah, ah, kah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Pörtleyecekmişçesine açılmıştı gözleri, dudağını ısırıp köpürmekten beter olmuştu ağzı, doğumundan birkaç gün sonra doğaya bırakılmış gibiydi, yaralı canavarlardan farksız şekilde inleyip duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaraşır bir son, desek yeri midir?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaraşır bir kader, desek yeri midir?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nasıl, neden, ne oldu da bu hâle düşmüştü ki?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Nesi komik?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aniden bir ses duyuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Canavarımsı inlemelerin aksine bu ses, sert ve bir o kadar da anlaşılır bir sesti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Boğazladıkça dudaklarını sıkan, öfkeyle dolup taşan gözlerin sahibi sese kulak verdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Neyin komik olduğunu sorsa da net bir yanıt alamamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir kere zaten komik bir şey yoktu. Yoktu madem, niye böyle bir soru sordu?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sorusu kafa kurcalıyordu. Boş bir soruydu, anlaşılmazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Zorla cevap istesen bile kimsede bunun yanıtı bulunmuyordu. Yine de sessizlik içerisinde geçen bu saniyeler diken üstüne yatmış hissiyatı veriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Daha kaçıncıya böyle gereksiz yere ilahi bir güç tarafınca sağa sola atılacaktı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Nesi komik?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Komik bir şey yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Huu, he, hehe.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O hâlde ya başka bir şey komik gelmişti…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yoksa bu olay onun hoşuna mı gitmişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir ihtimal bu kadının kılını dahi kımıldatamadan öldüresiye boğazlanması hoşuna gitmiş olabilir miydi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bundan zevk alan biri olsa olsa manyağın teki olurdu. Düşünceler mantık çerçevesinden çıktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kadın: “――Ne var bu kadar komik?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Komik bir şey yoktu. Her ne kadar olmasa da bu soru ardı arkasına sorulmaya devam etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Duymamış olamazdı, dip dibelerdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nefeslerini hissedecek kadar yakınlardı. Boğazlanan güzeller güzeli kadının sesi etrafı inletiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Açıkça söylemese de, küfür hakaret etmese de sırf sesi bile duyduğu öfkeyi hissettiriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kadın: “Nesi――”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Komikti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cevap bekleyen soru tekrar sorulacaktı ki kadın birden suspus kesildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kadın: “――Ah!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yana yattı. Güzeller güzeli kızın yüzü birden sol yanına doğru yattı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece yerdeki bedeni de bir daha kalkamadı. Duruşu bozulup bembeyaz karlar içinde kalakalmıştı. Elbette onu boğazlayanın boynundaki incecik elleri de tutunamaz hâle gelmişti, birbirlerini boğazlamaları yarıda kesilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Öhö öhö.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Boğazındaki acımtırak kan tadıyla beraber öksürmeye başlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bertaraf olan akciğerleri söner sönmez tekrar şişiyor, gerekli oksijeni bünyesine gönderiyordu. Vücut refleksiydi, yaşama içgüdüsüydü. Aklı başındaki her insan ölmeden evvel son nefesini almaya karşı gelmezdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aklı başında insan nefes alırmış, almazmış… Şu hâlde tartışacakları bir konu değildi bu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kalbini kaplamış olan ölüme terk etme duygusu nihayet son bulmuştu. Artık kalbi yaşama hırsıyla dolmuştu, bu hırstan vazgeçemiyordu. Gerek manyakça gerek ise ciddiyetle dahasını istemeyi içler acısı hâlde kafaya koymuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu vaziyette durmaksızın buz gibi havayı ciğerlerine doldururken bir şeyin farkına vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bembeyaz kar taneleri gökyüzünden düşerken önünde yere yığılmış kızcağız yatıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kaskatı kesilmiş yüzü ve mosmor olmuş dudaklarıyla kadının olağanüstü güzelliği ayrı bir seviyeye çıkmıştı. Soluklarının buhara dönüştüğü soğukta hayatını mahveden bir alamet çıktı, parıl parıl gözleri ağırbaşlı tavırlar takınmasını sağlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dikkatli bakınca karlı ortama çok yaraşır bir görüntü değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Formasından bacaklarıyla omuzları gözüküyordu, üstü başı da dondurucu soğuğa karşı koruyacak kadar kalın değildi. Boğazı, kulakları ve çabucak donabilecek diğer yerleri rüzgarla açılmıştı, iç yakan bir görüntüydü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Üstündekiler, o an giyinmiş bulunduğu kıyafetlerden ibaretti―― Ama sırf kadın da değil, kendisi de aynı soğuktan muzdaripti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――”Gıcır gıcır!” dişlerini birbirine sürterken böyle sesler çıkartıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dondurucu soğuk muydu onu bu hâle sokan, yoksa yüreğindeki keder mi? Bilinmez.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu vaziyetteki bedeninin buzlanmasını düşüneceğine gözlerini kızdan bir türlü alamıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kadın: “――Ya.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Karın içinde yüzünün yarısı gömülüyken bile kadının güzelliği göz alıcıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bitmek bilmez öfke ve nefreti, o bir deri bir kemik kızcağızı hayatta tutan şeylerdi. Bu denli ağır yaralarla kızın hâlen hayatta kalabilmesi adeta mucizeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kar, dört bir yanı beyaza bürümüştü. Kızın yanı başında sayısız leş bulunuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaşamları yiyip bitiren yaratıkların leşiyle doluydu etrafları. Bu yaratıklar gördükleri her canlıyı yaşamdan koparmanın sefasını sürüyordu, ta ki kızcağız rüzgârıyla onları leşe çevirene dek. Sözün özü, yalnız iki kişi hayatta kalmıştı: Kızcağız ve o.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sayı bile her an düşebilirdi, sıfırı görebilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adam yanında usul usul doğrulurken kız sessizce mırıldanıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ellerindeki parmaklar soğuktan dolayı buz kesmiş, kıpkırmızı olmuştu. Vücut ısısının ani düşüşüyle birlikte donmuş parmaklarını hissedemez olmuştu. Yaşadığı ufak acı hâlen daha parmaklarının vücuduna bağlı olduğunu gösteriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O parmaklara artık bel bağlayamazdı, bu yüzden insan kafası büyüklüğünde bir taşı kaldırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sebebi de yoktu maksadı da. Yanında taş buluvermişti, o kadar.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Taşı kaldırabilmesi içine su serpmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yere yığılmış kızla ellerindeki taşı karşılaştırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir anlığına taşa bakınca kızcağızı anımsayıverdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gülüyor muydu, gülmüyor muydu artık onun da bir fikri yoktu. Fakat aklında canlanan görüntü, insanlara nefretiyle korku salan bir iblisten farksızdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Meseleye bir nokta koymak adına taşı iki eliyle havaya kaldırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O an havaya doğru pespembe gözleriyle bakan kızcağızın dudaklarından hafif fakat bir o kadar da net sözler döküldü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kadın: “――Seni mutlaka geberteceğim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Tok bir çarpışma sesi karlarla kaplı ormanda yükseldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yankılandı da yankılandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――O gün Margrave Roswaal L. Mathers’ın malikânesi büyük bir feryatla yıkılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Enteresandır ki malikânenin yıkılacağını ilk fark eden de malikâneyi ayakta tutmak adına en çok ter döken kızdı. Hâl böyle olunca da tavır ve davranışları iyiden iyiye vicdansızlaşmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendini bildi bileli malikânenin maliki Roswaal’ın çok ekmeğini yemiştir bu kızcağız.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Malikâneyi çekip çeviren hizmetçi kardeşlerin artık işlerinin başında olmadığını işitince de malikin bir başına kaldığını tahmin edip apar topar yanına geldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat malik beyefendinin vaziyetini görünce yüreğinde bir sızı oluşmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İki ayrı renkte, parıl parıl, öz güven dolu gözleri; samimi konuşması, zevksizliğine dikkat çekiyormuşcasına yaptığı palyaçomsu makyajı, milletin estetik anlayışları bozan tarzda giyim kuşamı, Roswaal’in tüm ışığı sönüp gitmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Karşılaştığı manzara karşısında da kızcağız… Frederica, geminin böyle yürümeyeceğini anladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Böyle son bulamaz. O kızların hatırına, ben――”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sözünün eri bir şekilde aidiyet duyduğu yuvasını koruyacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yapılabilecek bir şey varmış, yokmuş… Bunları düşünmekle bir saniyesini bile kaybetmeden, umuduna dört elle sarılarak işe koyuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Vaktizamanında üzerinde çok emeği olan bu malikâneyi tekrar ayaklandırmak adına elini taşın altına koyan kızcağız, malik beyefendiyi düştüğü çukurdan kurtaracaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica’nın kaybedecek tek bir saniyesi dahi yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu zor günlerde kalben daralsa da kati suretle umutsuzluğa kapılmamış, hep başını dik tutmuştur.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Olur da tökezlerse üzerinde hakkı olan onca insanın yüzüne nasıl bakardı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Artık öyle bir raddeye gelmişti ki gülümseme yetisini unutmuştu. Öyle bir raddeye gelmişti ki geceleri zihnini boşaltmak bile onun için lüks olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O günlerde bile Frederica, sevdiği şeyleri koruma uğruna elinden geleni ardına koymadı. Şu an yanında olanlar da ellerinden kayıp gitmesin diye saçını süpürge etti. Yine de――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “――Ah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gün geçtikçe Frederica da malikânenin vadesinin dolduğunu anlamaya başlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bembeyaz olmuştu, ayak tabanları dondu donacaktı. Artık kendini gözetemiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aklında yer etmiş malikânenin eski hâlinden eser kalmamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dip köşe temizlenen koridor, parmak yedirten yemekler yaptığı mutfak, aynı çatı altında yaşadığı insanlara kol kanat gerdiği malikâne… Frederica’nın o sıradan günleri bile burnunda tütmeye başlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tüm bunların sorumlusu da――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Yüce Ruh hazretleri…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Affet Frederica. Sakın kendini suçlama―― ama kendi sevdiğimi koruyacaksam bundan başka kaçarım kalmıyor.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bunu diyen de havada uçan, gri kürklü minimini bir kediydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
El kadar boyu da olsa o ufacık bünyesinde devasa doğaüstü güçler barındırıyordu―― İşte o kedi, Yüce Ruh Puck idi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağızın inanası gelmese de artık kuşkularını da bir kenara bırakmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yok olmaya yüz tutmuş malikâneyi bu hâle sokan o’ydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Neden bunu yapıyorsunuz?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Diyorum ya, Lia’nın hatırına bir yol çizip izliyorum―― Ormanı terk etmek isteyen Lia’ydı diye buraya geldik, hem yerimiz yurdumuz belli olur demiştim. Hiç değilse ben öyle düşünmüştüm. Ama artık şurada kalmanın bir manası yok. İşler nerede sarpa sardı acaba?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Roswaal’ı yanlış tanımışım, yoldan birini çevirsem gene ondan farkı olmaz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kafasını sallaya sallaya Puck, kızcağızı vicdandan yoksun sözler silsilesine tutmayı sürdürdü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşittikleri karşısında Frederica’nın göğsü daraldı. Hemen ardından da sipsivri dişlerini gıcırdatarak――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “――Malikimize benim, malikânenin hizmetçisinin, önünde saygısızlık etmenize müsaade edemem.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Senin de vay hâline. Bu malikâneyi ayakta tutmak adına kendini hırpalayan bir sen varsın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Rica edeceğim, ölmüşüz de ağlayanımız yokmuş gibi konuşmayın. Burası hâlâ ayakta.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ağır sözler etti. Yüce Ruh’un karşısında duracak kudrette değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica’nın feryadını dinleyince kocaman gözlerini kısan kedi, melül melül kızcağızın suratına baktı. O varlığın tepkilerinin, insansı kokusunun farkına varınca da Frederica başını eğip çömeldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Emilia-sama da çok üzülecektir.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Minimini Yüce Ruh’un o ufacık duraksaması kızcağızı haklı çıkartabilirdi, Frederica’nın umutları bu yöndeydi fakat――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Maalesef Lia’ya karşı gelemiyorum. Yavrumdan ayrı düşemem. Baba yüreği işte, ne yaparsın?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yüce Ruh hiç tereddüt etmemişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağız, Puck ile aralarındaki dünya kadar farkı görünce de azı dişlerini sıkmaktan kendini alamadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kâh hayıflandı kâh kederlendi derken―― Bu duyguların vakti geçeli çok olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica, hafif bir esintiyle buza dönüşmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu da Roswaal malikânesinin çöküşünün habercisiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sahir, çöküşün farkına vardığında artık çok geçti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Usul adımlarla malikânedeki Sahir yürümeye başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Alttaki buz kütlesi çatırdayarak kırılırken ensesinde dondurucu bir esinti hissetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hemencecik ensesini çevirdikten sonra bu uğursuz soğukta esrarengiz bir tepki duydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Son günlerde giyim kuşamıyla da makyajıyla da Frederica ilgileniyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gayretli ve bir o kadar da marifetli kızcağız gönül borcunun ödeyebilmek adına malikânede saçını süpürge etmişti ama maalesef tüm çabaları nafileydi. En ufak duygu kırıntısı hissetmeyen Roswaal’ın kalbi bir anlığına cız etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Roswaal’ın biricik hayali suya düşeli çok olmuştu. Köprünün altından çok su akmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Ram, Rem…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Onu bu hâle getiren şey İblis kardeşlerin yokluğuydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal’ın biricik hayalinde bu kardeşler kilit noktaydı ve pekâlâ mühim bir vazifeleri vardı. Onların yokluğu Roswaal’ı bir başına bırakmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dört yüz sene boyunca yüreğinde tuttuğu umut ışığı artık sönmüştü, Roswaal artık kendi ayakları üstünde duramıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “――Ram.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu kısacık isim aslen en büyük pişmanlıklara gebeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――İşlerin bu raddeye gelebileceğini çok evvelden öngörmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hatta şaşırtıcı yanı, öngörüsüne göre her şeyin böylesine sarpa saracak olma ihtimali daha bile yüksekti. Sebebi de Roswaal’ın her ihtimali göze alıp önlem alma takıntısıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendi sonu nihayet gelince de yanında hiç değilse elinden tutacak birileri olsun istemişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama kızcağızın vefatı tüm planlarını suya düşüren son darbe olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşin özü, Roswaal’ın donmuş malikânede boş boş geziyor olması pek normal karşılanacak gibi değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne ayakta durma ne de hayalinin peşinden koşma sebebi artık ellerindeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Efendim, lütfen eski hâlinize dönün. Nitekim kız kardeşler de böylesini――”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica pek çok kez bu tarzda ricada bulunmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal’ın biçare kalıp ruhunun kaybolduğu vakit de Frederica, kılını kıpırdatamayan efendisini yerinden doğrultmak için sabırla kırk dereden su getirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece bu donmuş malikânede yürüyecek dermanı Roswaal kendinde buldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece bu koridorlarda boş boş yürürken gözü camdaki manzaraya ilişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece bu bembeyaz karlarla kaplı dünyada sarışın bir kızcağızın soğuğa karşı direnişine tanık olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Belki “Kızı kurtarmamak olmaz.” diye düşünmüştür.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ya da refleks olarak tepki göstermiştir, bunu o da bilmiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hiç değilse kızı kurtarmak zorunda olduğunu kavrayacak kadar aklı başındaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylelikle Roswaal kollarını kocaman açtı, kendini muazzam miktarda mana kullanmaya hazırladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “――Kıh!“
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tam o sırada Roswaal, boynuna doğru ışıl ışıl gelen kılıç darbesinden son anda kurtuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Bak sen, bundan kaçınmanı hiç beklemezdim. Saray’ın Baş Sahiri’nin sihirden başka marifetleri de varmış. Bu kadar atik olacağın kimin aklına gelirdi ki?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal’ın ardından tiz bir ses geldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O kadar hızlıydı ki hasır terlikleri buz tutmuş koridorda ilerlerken bastığı yeri kavuruyordu. Gelen sesin sahibi mavi-siyah saçlı genç bir delikanlıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mavi Saçlı Delikanlı: “Herkes öyle hazırlıksız anında kılıcımdan kaçınamaz. Etkilenmedim desem yalan olur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Durduk yere saldıran bu delikanlının üstünde mavi kimono, ayağında hasır terlik, belinde iki kılıcı vardı. Kılıçlardan birini kınından çıkarmış, omzuna değdirip duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Usturuplu giyim kuşamıyla, yüzünde gülümsemeyle, muzip bir çocuğu andıran gözlerle bakıyordu. Uzun saçını bağlamasıyla da kız mı, erkek mi pek anlaşılmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öte yandan takındığı sapkın ama bir o kadar da belirgin savaşçı havası―― o dehşet dolu bakışlarının odağı olmak bile kılıcından geçirdiği sayısız canı gözler önüne seriyordu. Bu da akla mantığa sığar bir çıkarım yapmaya engel oluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mavi Saçlı Delikanlı: “Alt tarafı Sahirden ibaret değilmişsin, ‘İçime su serptin.’ desem yeridir. Tek taraflı dövüşler hiç benlik değil de. Yani, emirleri öyle ya da böyle yerine getiririm ama mümkün mertebe kötü adam profili takınmaktan uzak duruyorum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Kulağıma ilişenler kadar varmışsın, bir susmak bilmeeeedin…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mavi Saçlı Delikanlı: “O kadar nam mı salmışım? Hadi ya? Böyle kuytu köşe yerlerde bile meşhur mu olmuşum? Hehehe, umalım da akıllarda iyi bir yer edinmişimdir.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Delikanlı inceden sırıtarak çene çalmaya devam etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal içinde bulunduğu vaziyeti gözden geçirirken yersiz düşüncelerini bir kenara bırakıp bu meseleyi hâlletmek adına kendiyle barıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu kalkınmada sol kolundaki acının da büyük payı vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mavi Saçlı Delikanlı: “Aklıma gelmişken, kolunu iyileştirmezsen kan kaybından ölüp gideceksin. Benden söylemesi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Ne iyi ettin de hatırlattın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Delikanlının sözlerinin ardından Roswaal, kansızlıktan morarmış dudaklarını büzmeyi bıraktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal’ın sol kolu omzuna yakın bir bölgeden kesilmişti. Kesilen kolu yerde oyuncak parçası gibi duruyor, gerçeklik algısının sınırlarını zorluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Boynuna gelen saldırıdan kaçınmasıyla beraber sol kolundan olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Delikanlının tavsiyesinden sonra Roswaal yarasından tutup ateş patlaması yaratarak kanamanın önüne geçebilmişti. Kolundaki acı beynini zonklatmaya yetse de Roswaal mimik dahi oynatmadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu hayati kararının üzerine delikanlının gözleri ufaktan açılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mavi Saçlı Delikanlı: “Ben de Sahirleri hep çıtkırıldım sanırdım. Anya öyleydi en azından. ――Aa, gerçi sen nereden bileceksin! Anya benim bir tanıdığım ya.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Tanımaz olur muyum, Cecilus Segmunt-kun?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Vollachia İmparatorluğu’nun en güçlü savaşçısı, Dokuz İlahi General’in başı. Yanlışım varsa düzelt. İlk General de denilir, Mavi Şimşek namını Lugunica’da duymayan kalmamıştır.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Aa, göğsümü nasıl kabarttın, anlatamam.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal’ın ince ses tonuna karşılık delikanlı… Cecilus Segmunt, başını zarifçe öne eğerek karşılık verdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kimliğini gizlemesinin bir lüzumu kalmamıştı. Zaten en başından beridir lüzumu yoktu. Niyeti alt tarafı biraz ağırbaşlı, sert bir tutum takınmaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ortamı dramatikleştirmeye çalışan tavırlar karşısında Roswaal iç geçirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Ama hepsini geçtim, şu an ne yaşıyoruz acaaaaaaba? Bir ihtimal, Lugunica Krallığı’nda Hükümdar seçilir seçilmez Vollachia İmparatorluğu da saldırgan bir tutum mu sergileyecek?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Yok yok, sen çok yanlış anlamışsın. Generallik işimden izin aldım diyebilirsin, işsiz kaldım da diyebilirsin, sana kalmış. Neyse, olayların İmparatorluk’la alakası bulunmuyor. Şu an en güçlü, başıboş kılıç ustalarından biriyim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Ciddiyim ya. İmparatorluk’la uzaktan yakından alakam kalmadı. Ekselanslarına bağlılığım sonsuz elbette, orası ayrı ama… Benim de kendimce sebeplerim var işte.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Havasından geçilmeyecek şekilde Cecilus, İmparatorluk’un komutasında olmadığını belirtti. Sözlerine öylece inanmak pek de kolay değildi. Bu da İmparatorluk’un yürüttüğü gizli kapaklı planlardan olabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sebepten ötürü Roswaal farklı renklerdeki gözlerini kısıp Cecilus’u sorgulamaya başladı…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Böylesi daha bile şaibeli. İmparatorluk’taki General konumunu bırakıp da ta buralara kadar gelmen çok enteresan. Seni buralara hangi rüzgâr attı acaaaaaba?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Hangi rüzgâr attı… Semavi Kılıç’a giden yolda bunu yapmam icap etti.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Semavi Kılıç’a giden yolda mı?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu cevap karşısında Roswaal bakımlı kirpiklerini havaya dikti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus, Roswaal’ı görürken bir yandan da başını sallayıp “Öyle.” diye mırıldandı. Yüzünde bir tebessüm bulundururken gözlerinin içi gülmüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Neşeyle, hatta zevkle insanları yaşamdan koparırdı Mavi şimşek.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat o gözlerindeki duygu ne neşe ne de zevkti. Daha farklıydı, sanki alev alev yanıyordu…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Öyle mühim bir mesele ki millete hiç anlattığım olmadı. Birisi tam doğru bilmişti, o da bu yolculukta bana yardım etmeyi teklif etti… Ayağıma gelen fırsatı da tepecek hâlim yoktu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Bak sen, milletin kuklası olacak biri gibi değildin oysaki.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Hüküm altına girmekle kaderin cilvesini kabul etmek arasında büyük fark var. Ben bu dünyanın yıldızı olmayı kabul ettim, senaryonun en önde geleni olmayı. Yanı sıra doğaçlama yapmak da oyuncuların yeteneklerinden.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus omuz silkti. Gözlerindeki alev sönmüş, eski hâline dönmüştü. Roswaal hafifçe başını salladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hâl böyle olunca da argümanları karşısında pes etmişti. Cecilus sayısız galibiyetinden sonra “Hak güçlüden yanadır.” mottosunu benimsemişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu düşünceye öyle ya da böyle boyun eğmek Roswaal’ın gururuna yedirebileceği bir şey değildi. Dört yüz senedir kendine takık biçimde yaşamış biri adına mümkün değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal açısından, durgunluk taraftarı biri olmasıyla bu mottonun epey bir albenisi varmış gibi geldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Senden nefret ettiğim yok. Hoş, sevdiğim de yok. Ama bu benim yegâne vazifem… Lugunica Krallık Sarayı’nın Baş Sahiri, Roswaal L. Mathers, kelleni bizzat alacağım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendince nezaketiyle Cecilus kınında bekleyen kılıcını çıkardı. Başka kılıç daha çekmesiyle beraber dünya, güzeller güzeli bir kılıca daha şahit oldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kılıcın güzelliği sırlarla doluydu, esrarengiz güçlerle donatılmış bir kılıca tanıklık ediliyordu…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “――Tüm kılıçların tepesinde yer alan, Düş Kılıcı, Masayume.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Tek savuruşuyla sahibinin ruhunu yiyip bitiren kılıç değil miydi? Cecilus-kun, ayıptır sorması…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Karşısındaki kan dondurucu çocuğa rağmen Roswaal umursamaz tavırla bir parmağını kaldırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tek kolu sağ ve kan revan içindeydi, asırlardır kendisine denk sayılabilecek bir akranı anasının karnından doğmamış kılıç ustasıyla karşı karşıyaydı, ortam adeta buz kesmişti, yine de Cecilus’a soru yöneltmekten kendini alıkoyamadı. Tekrar başını eğip yersiz ama bir o kadar da cana yakın bir tonla sordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Ne zaafım mı var? İki tane zaafım var: Biri insanları dinlememem, diğeri de 20 yaşını doldurmuş biri kadar sakinliğimi koruyamayışım. Bu zaaflarımla ha bire İmparatorluk Meclisi’nin gündemine gelirim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Emir aldığın şahsın adını zikreder misin?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sorunun ardından Cecilus’un gözleri hafiften açıldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Doğrulttuğu kılıcını indirmenin yanı sıra bir ayağını da ardına attı. Usulca göğsünü ileri yatırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Halk arasında pek çok isimle anılır kendisi; ‘alçak’ diyenler var, ‘iblis’ diyenler de. Hatta kimileri kendisinin ardından atıp tutuyormuş, kendi aralarında ‘Arındıran Kral’ diyorlarmış… Ama sana bizzat onun ismini vermem emredildi…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sözlerini bitirmenin ardından Cecilus dudaklarını ısladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gerilim dolu bekleyişin ardından Cecilus, şahsın ismini zikretti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal ismi duyar duymaz şahsın kudretine saygısından Cecilus, malikânenin zeminini kırarak gözden kayboldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle hızlıydı ki varlığı yeryüzünden silinmiş gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mavi Şimşek adına yaraşır bir şekilde yok olmuştu, elektrik akımından farksızdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aradaki mesafeyi kaşla göz arasında kapatmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat tam o sırada Roswaal’ın dudaklarından şu sözler döküldü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Roswaal: “Bunların ardındaki senmişsin demek.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Henüz ses dalgaları dudaklarının ardından geçemeden Düş Kılıcı savruldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dört bir yanı karanlığa bürünmeden evvel Roswaal’ın gözlerinin önünden geçenler―― Malikânede bulunan kızların hayati güvenliğiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Onun hayallerine giden yolda zarar görmüş kızcağızlardı. Günün sonunda hiçbir yüzü güldürmeyi başaramamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Son anlarında özür dileyecek ne yüzü ne de yeterli vakti kalmıştı, göz açıp kapayıncaya dek her yer karanlığa bürünmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kapı Değişimi sihrinin, Yasaklı Kütüphane’nin kapısını başka bir odanın kapısıyla değiştirmek gibi basit bir işleyişi bulunuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ayan beyan etkisi sayesinde Kapı Değişimi’nin çok amaçlı kullanımları vardı. Bu fevkalade büyü kızcağızın göğsünü kabartıyordu. Fakat diğer büyülerde olduğu gibi Kapı Değişimi büyüsünde de zaaflar bulunmaktaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşleyişi açığa çıkarsa bu büyünün yarardan çok zarar getireceği aşikârdı. Bu yüzdendir ki hem Yasaklı Kütüphane hem de Kapı Değişimi büyüsü yabancılardan sır gibi saklanması gereken iki unsurdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Elbette yabancılar bu büyüden haberdar olmamalıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
“Şu saatten sonra geri dönüşü yok.” diye kızcağız iç geçirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Besle kargayı oysun gözünü, dedikleri bu olsa gerek.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tam o anda Yasaklı Kütüphane’nin kapı kulpuna dokunuldu, Beatrice çoktan o şahsın içeri gireceğini anlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Uçsuz bucaksız malikânede sayısız oda bulunuyordu. Bulunuyordu bulunmasına ama Beatrice tek bir odada kalmaya mecbur bırakılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yöntem basitti. Diğer kapıları açık bırakmak yetiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sabotaj yöntemi sayesinde Kapı Değişimi’nin başka odalarla bağlantı kurmasının önüne geçilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Büyük bir titizlikle yürütülen faaliyet, değiştirilebilecek kapı sayısını 1’e düşürmüştü. Bu yöntemi bulmalarını sağlayan da kızcağızın biricik kardeşinden başkası olamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu gerçekle yüzleşmek kalp burkuyordu. Çünkü bu sırrı saklamak aralarında yazılı olmayan kural gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama şu hâldeyken dahi kardeşine kin gütmek ona hiç yaraşır bir tavır değildi. Bu nedenle Beatrice, kardeşine garaz bağlamaktansa sessizce açılan kapıya gözlerini dikti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Yoo n’aber, Beatrice?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kapının öbür ucundan Beatrice’e seslenip el sallıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sesi de laubaliliği de Beatrice çok net hatırlıyordu. Öyle ki Beatrice’in tüylerini diken diken etmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aklında kalan yüz ile şu an gördüğü arasında dağlar kadar fark vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tanıdığı ile gördüğü kişi iki apayrı insan gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Doğrusu, bana niye öyle baktığına çok anlam veremedim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Önünde duran kapkaranlık bakışlar karşısında Beatrice başını salladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle birine dönüşmüştü ki olgunlaşmaktan ziyade, daha bile mide bulandırıcı bir hâle bürünmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O az rastlanan kara kaşına, kara gözüne el değmemişti. Ama saçındaki parlaklık yerini karanlığa bırakmış, tam anlamıyla gözünün feri sönmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsanı kasvete boğan göz altı morlukları, morlukların hemen altındaki içe göçmüş yanakları son olarak da cesetten farksız bir hava katan incecik parmaklarıyla karşısında duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Vücudunun dört bir köşesini sarıp açıkta en ufak yer bırakmayan uzun simsiyah kıyafeti vardı. Uzaktan bakınca bu siyahlara bürünmüş hâlinde en göze çarpan yanı boynuna sardığı turuncu atkısıydı. Sırf bu bile, insanın içini karartan havasına ket vurmaya yetiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Son görüşmelerinin üzerinden çok bir sene geçmemişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yine de bu denli değişmişti. Nasıl olur da insan kendini böylesine farklılaştırabilirdi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Seni böyle göreceğim hiç aklıma gelmezdi, doğrusu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Al benden de o kadar. Büyüme çağından mı çıktın sen? Normalde olsa iki senede biraz daha boy atman gerekmez miydi?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Buruk bir ses, Beatrice’in sözlerine şakayla karışık cevap verdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İki sene mi olmuştu? O öyle diyorsa öyleydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice’in gözünde iki sene kaşla göz arasında geçip giderdi. Ama mevzubahis insanlar olunca o iki sene onların nazarında epey uzun bir zaman dilimiydi. Beatrice’in aklından böyle geçiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Görünen o ki bu süreç, karşısındaki çocuk adına öyle mühim olmuş ki ölümün eşiğinden dönüp de öcünü almaya geri gelmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Hatırlar mısın, Beatrice? Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Öyle bir şey hiç olmadı, doğrusu. Seninle hiç aynı sofraya oturmadık.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsanın sözleri karşısında Beatrice gözlerini kıpraştırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Malikânenin zemin katındaki salamanjede karşılıklı oturuyorlardı. Masaya beyaz bir örtü seriliydi; başköşede de bu insan oturuyor, Beatrice’e enteresan sorular yöneltiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “――Ah, doğru doğru. Sen nereden bileceksin ki? Kusura bakma ya. Bir kusurum olduysa affet, hep kusurlu benim zaten, hep.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Nasıl yani?.. Daha doğrusu şu an merak ettiğim şey bu da değil.” Bir anlığına Beatrice’in yüreği tedirgin oldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama kızcağız, ne kadar yersiz derdi varsa hemencecik onlardan kurtuldu. Ardından da aman vermeksizin avcunu belalı insana doğrultmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Artık kütüphanecilik gururundan mıdır, yoksa gelip geçici vazifesine dört elle sarılmasından mıdır bilinmez… Kızcağızın içinde Yasaklı Kütüphane uğruna canını ortaya koyma hissi uyandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Öç almaya gelecek kadar seni iten kendince doğruların vardır eminim. Fakat Betty’nin de kendince yerine getirmesi bir vazifesi var, doğrusu. Yani…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice, var gücüyle kendini vazifesine adamıştı; o insanın elinden çıkabilecek her türlü şerre karşı kendini hazırlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gördükleri karşısında tavrını hafiften değiştirdi. Öyle ki dayanılması güç bir hisle mücadele ediyor gibiydi. Tam o esnada Beatrice, oturduğu sandalyeden yere doğru adımını attı…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Yakıştıramadım sana, Beatrice… Hani beni koruyacağına dair ‘Sözleşmemiz’ vardı?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözleri işitince Beatrice’in içinde canına mâl olabilecek bir duraksama boy gösterdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “…Ah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
“Sözleşme” lafını duyar duymaz Beatrice hayretler içinde kalmıştı. Adeta kaskatı kesilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu haşinlik kendiliğinden su üstüne çıkmamıştı, Beatrice’in takdiri dışında değiştirilemez bir hâl almıştı. Sorun kızcağızın zihninde değildi. Fiziksel manada eyleme geçmesi yasaklanmıştı. İşte bu…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Kusura bakma. Artık şuradan şuraya gidemezsin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice’in yanı başında gölgelerin içinden biri belirdi. Ağzındaki -pipoya benzer- altından tütün çubuğu sipsivri dişleriyle tutan bir canavar adamdı. Uzun boylu, kurt suratlıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gözlerini kısmış, beline kadar gelen kızı süzüyordu. O küçücük gözlerinde duyguya dair en ufak eser görmüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice’in ciyaklamasıyla tüm kütüphane yankılandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Bu… Bu…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Gölgeleri bağdaştıran esrarengiz bir ninja taktiği. Gizli teknik de diyebilirsin. Ama çok da kafaya takmana gerek yok, uzun süre etkin kalmıyor… Bana az yardımın dokunmadı en nihayetinde.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Eli ayağı buz kesilmişti. Bünyesinin hakimiyeti elinden alınmış, söylenenleri dinlemekten başka kaçarı kalmamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne konuşmalarında ürkütücü bir yan ne de yâd ettiği geçmişte yerine oturmayan bir parça vardı. Yavaşça sandalyesinden kalkıp kızcağızın yanına sokuluyordu. Gözleri kapkara olsa da bakınca insanın içi kararmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice, bu insanın öcünü alabilmek adına buraya geldiği fikrine kapılmıştı kendince. Ancak gözlerindeki parıltı kızcağızın intikam tabirine ters düşüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Loş ışık düşen gözlerinde, bağrında yırtınan duygular anlaşılıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Vaktiyle bana kaçma fırsatı tanımıştın, gel gör ki dönüp dolaşıp gene buraya geldim. Sana bunu bizzat söylemek istemiştim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Madem söyleyeceklerin var, böyle mi geliyorsun? Barbardan farkın yok doğrusu… Tam bir barbarsın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Affedersin ya. Ama bir şeyi anlamış oldum, Beatrice.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice’in sivri dili, insanın araya girmesiyle bir anda suspus kesilmişti. Çocuk başını salladı. Yanakları kulağına varmış bir şekilde çıtını çıkarmadan Beatrice’e doğru gözlerini dikti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice şöyle bir geriye dönüp bakınca bu insanın gülümsediğini hiç anımsamıyordu. Saatler boyu Yasaklı Kütüphane’de durmasına müsaade etse de bir kez olsun yüzünün güldüğüne tanık olmamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağız eskilere dalıp gitmişken çocuk elini atıp şunları söyledi:
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “――İkimiz de aynı yolun yolcusuyuz. Sen de, ben de.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gözlerinin kenarlarını sarkıttı, tıpkı buralara ilk geldiği zamanki gibi. Eskileri yâd edebilmek adına.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylesine bir insan müsveddesi olmadan evvel malikânedeki günlerine geri dönmüş gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “O gün bana ölüm yolu gözükmüştü, yine de sen beni onların eline bırakmadın, imdadıma yetiştin. Hâlen daha o kırmızıya çalan akşamüstü dün gibi aklımda.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Var ya…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Ne kadar teşekkür etsem az… O gün niye canıma kıymadın, Beatrice?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “…Kıh!“
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ağzından çıkanlar minnettarlığından mıydı, yoksa kızgınlığından mıydı anlaşılmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Her hâlükârda gülüyor mu, ağlıyor mu belli olmayan bu surat karşısında Beatrice şaşkına dönmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Görünüşe göre kızcağızın yaptıklarının akıbeti buydu, çocuğun yüreğini içten içe kemiren biçareliğiydi. Beatrice de bunun farkındaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Normal bir şeymiş gibi kaskatı kesilen vücudu birden çözülüvermişti. Kıpırdatamadığı kolunu indirebilmişti fakat kazandığı bu hakimiyet onun dayanma gücünü de alıp götürmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hem nedeni hem de etkisi birden ters dönmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Beatrice, çok teşekkür ederim. Gerçekten kalbimde yerin ayrıydı. O süre zarfında yanımda duran tek kişi sendin. Seni çok seviyordum, bunu canıgönülden söylüyorum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Daha beter bir ilanıaşk görmemiştim, doğrusu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Ne yalan söyleyeyim, doğru diyorsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözlerin karşısında Beatrice duygu kırıntısı barındırmayan cevaplar vermişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardından çocuğun gülümseyen zeytin gözlerinin içinde Beatrice hakikati gördü―― Barındırdığı karanlık duygular kızcağızınkinden farksızdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle bir kanayan yara ki tüm canlıların ümitlerini suya düşürüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adına çaresizlik denen, gerek kızcağızda gerek ise çocukta yer edinen bir hastalıktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Halibel, kunai’yi ver.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emri alır almaz Beatrice’in yanı başındaki canavar adam gözlerini dikti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sessiz sakin bir şekilde gerçekleşen emir komuta karşısında canavar adam piposunu bir aşağı bir yukarı yapıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “――Emin misiniz?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Kunai’yi ver.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tekrar aynı emir gelince canavar adam bir kolunu havaya kaldırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardından yumruk büyüklüğündeki çelikten çubuk salamanjenin tavanını delip gümbürtüyle Kütüphane’nin zemininden çıktı. Eğilip çeliği aldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Üstünde hafif bir parlaklık göze çarpıyordu. Kapkara çelikten yapılmıştı. Yaşamlara son vermek için bire birdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Sözleşmemizi hatırlamana ne kadar sevindim, anlatamam.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fırsattan istifade ettiğini kızcağız anlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat―― Kızcağız öyle bir manzarayla karşı karşıyaydı ki çocuğun sesi ruhuna dokunuyordu. Çocuğa kızmaya bir şekilde gönlü el vermiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Seni bu renk çok açıyor, aşırı tatlı duruyorsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tam o esnada Beatrice’in gözleri fal taşı gibi açılmış, gözyaşlarına boğulmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kamaşan gözlerinden çocuğun sıcak bakışları yansıyordu. Kızcağız gözlerini kıpraştırdıkça gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Kızın son dileğiyse son ana dek çocuğun gözlerinin içine bakmaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun söylemlerine bakılırsa kızcağızla aynı yolun yolcusuydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Madem öyle, bir sebebi olmalıydı; niye kızcağızın yanına kadar gelmişti ki?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağızın o gün yaptıkları, her ne kadar farkında olmasa da, çocuğun gözünde çok kıymetliydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Eğer bu iş böyle son bulduysa kızcağıza dönütü de öyle olmalıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk şu an Beatrice için her şeyi göze alıp onu kurtarmaya geldiyse…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “Bir ihtimal sen?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dili ağlamaktan uyuşmuş, titreye titreye, Beatrice iki kelimeyi bir araya getirmeye çalışıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İç çekermişçesine ağzından çıkan sözler, gözlerinin önündeki çocuğu bir anda hareketten mahrum bırakmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağıza vakit tanıyordu. Hakaret olsun, kötü söz olsun, tüm söylediklerine razı gelmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öylesine bir kararlılıktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu kararlılığa karşın, Beatrice…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice: “…Bir ihtimal sen, Betty’nin ‘o kişi’si olabilir misin?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk, bu soruda hiçbir mana bulamamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İllaki bir cevabı olmalıydı, Beatrice çok bir şey beklemiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Madem kızcağızın sonu böyle olacaktı, madem artık kaçışı yoktu, yine de onun ağzından duymak istiyordum.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “Evet.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Böylece o güller açan yüzündeki onaylarmışcasına takındığı mimikleriyle Beatrice’in kalbi parça pinçik olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O gülümsemenin ardında bir sevgi saklıydı, kelimelerinde nezaket ve kaldırdığı bıçağında lütuf taşıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsan: “O kişi, benim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Son kez kocaman bir gözyaşı kızcağızın al al yanaklarından süzülmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Memleketimde bir atasözü vardır: ‘Denize düşen yılana sarılır.’ diye.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yüzünü yerdeki kırmızı halıya çevirmiş adam söylenenlere kulak veriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle ki halıyla yüzü adeta dip dibeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Daha ciğerlerindeki havayı veremeden tekrar soluk almaya kalkıyordu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki kulakları çınlatacak raddeye gelmişti. Engin dağları koşarak aşmışçasına nabzı atıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Altmışlarında, saçı sakalı ağarmış, yaşlı bir adamdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sırf çocukları da değil, torunları bile belli bir yaşa gelmiş olmalıydı. Uzun, bir o kadar da dolu dolu hayatı olduğu aşikârdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adamın makamını göz önüne alınca insanlarla çok haşır neşir oluyormuş gibiydi. Seneler süren parlak kariyerine bakılırsa adamcağıza güvenen pek çok insan olduğu her hâlinden belliydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Diğerlerine benzememesiyle böbürlenecek bir adam değildi. Aksine bu ortalamanın üstündeki zekasıyla hayatını bolluk bereket içinde geçirmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu yüzdendir ki şu yaşadıklarına kendini inandıramıyordu. Kabus dese değil, illüzyon dese değil. Bir türlü aklı almıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Dizleri üstünde secdeye geçmiş, torunu yaşındaki düşmanıyla karşı karşıya kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Yılan, ne anlama gelir bilir misin? Yılanlara yaklaşmanın nasıl sonuçları olabileceğini anlatmama gerek yok herhalde… Seni ısırır, sakatlar, öldürür. Denize düşen adam da o kadar biçaredir ki kendine zarar vereceğini bile bile o yılana tutunur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaşlı Adam: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Anlayacağın şekilde ifade edeyim: Ecelin eşiğindekiler, sonuçları ne olursa olsun yaşama tutunmaya çalışırlar. Atasözü buraya çıkıyor. Her ne kadar ateşe körükle gitmekten farkı olmasa da, bir umut, yılandan medet umuyorlar.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Usulca yukarıdaki ses konuşmasını bitirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Söyledikleri her ne kadar manasız dursa da her bir cümlesini kelimesi kelimesine dinlemek boynunun borcuydu, öbür türlü onun öfkesini körükleme ihtimali tüylerini diken diken ediyordu. Kaldı ki sağda solda dolanan dedikodular, aksi takdirde yaşanacaklardan açıkça bahsediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adını ilk defa iki sene evvel duyuran bu çocuk canice dedikoduların konusu olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İbretiâlem olsun diye, onun yoluna çıkanların ailelerinden tutup tanıdıklarına kadar herkes didik didik bulunuyordu. Karşı konulamaz gücüne güç katıp elebaşı olduğu örgütü, Pleiades’i, genişletmeye devam ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gerek insanı dehşete düşüren başarıları gerekse benzeri görülmemiş yeteneği olan tahmin gücüyle çocuk, kudretine yaraşır bir namla halk arasında anılmaya başlandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Arındıran Kral.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaşlı adam öyle bir yerde mahkûm tutuluyordu ki Dört Büyük Ulus’un gölgelerinde saklanıp yeraltı dünyasının başına geçme amacıyla kurulan örgütün merkez üssündeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Lüks tablolar, göz alıcı dekorasyon ve eşyalarla oda donatılmıştı. Örgütün giriş salonunda tiksindirici bir görüntü vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kral’ın bulunduğu yer de salonun sonundaki tahttı. Örgütün elebaşı olarak tahtında oturuyordu… Hazine denilecek kadar vardı, oradan konuklarını huzuruna çıkartıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Göz alıcı bir mekâna ev sahipliği yapıyordu. Tasarımına dökülen paranın haddi hesabı yoktu. Serveti dudak uçuklatacak raddedeydi, insanoğlu kısacık ömründe bu denli bolluğa ulaşamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşte bu da örgütün… Hatta Kral’ın kudretinin göstergesiydi. Ne kadar salak olursanız olun tek bakışta fark etmeniz işten bile değildi. Bulunduğu hâli idrak edemeyen biri bu odaya adımını atarsa da bir daha gün yüzü göremeyeceği belliydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sırf servetiyle güç gösterisi yapmaya çalışanlar bunun yanında bir hiç kalırdı. ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Duvar diplerinde hazır olda bekleyen sürüyle zebella gibi adamlar duruyordu. Namları dünyanın dört bir yanında duyulmuş, kâh kiralık katil kâh asker. Tüm bu suikastçıları parasıyla mı emir kulu yapmıştı? Bu sayede mi buralara gelmişti? Ne kadara mâl olmuştu?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Her ne kadar onlarca suikastçı varmış gibi görünse de bu küçük orduyu donatmak için kesenin ağzını sonuna kadar açmak gerekiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu ordunun içerisinde paranın kokusunu alıp da katılan, en önde gelen suikastçılar barınıyordu. Kral’ın tahtının yanında, biri sağında biri solunda olmak üzere iki kudretli varlık yer tutuyordu. Secdeye kapanmış adamın aklını oynatmaya sırf o ikisi pekâlâ yetiyor da artıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Bu yüceler yücesi iki varlık: Yaver Halibel ve Mavi Şimşek Cecilus Segmunt’tan başkası değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Biri Kararagi Şehir Devleti’nden diğeri Vollachia İmparatorluğu’ndandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ülkesinin en güçlü savaşçıları olarak anılan bu iki isim yan yana duruyordu. Ortalarındaki genç krala gelecek olursak da örgütlerinin ani yükselişi gücüne şüphe düşürmüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Sigrum-san?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adının anıldığı anda aklı çıkmıştı. Adamcağız―― Sigrum kaskatı kesilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral ise çenesini koluna dayamıştı, kapkara gözleriyle Sigrum’a bakarken tebessümü yavaş yavaş kayboluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kalbi daralırmışcasına Sigrum irkildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mazeret üretmesi gerekecekti, bir kılıf uydurmalıydı, kansızlıktan morarmış dudaklarını kıpırdattı. Fakat Sigrum’un elle tutulur bir karşılık veremeyişiyle Arındıran Kral omuz silkti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Yaa, seni de beklettik, kusura bakma. Hikâye anlatacağım vakit konudan çok saptığım oluyor, eskiden beri alışkanlığım. Sadede gelmezsem de bir sonuca varacağımız da yok.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “Y-Yok… O kusur bana ait, şöyle ki…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Lafım bitmedi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sağ elindeki parmağını dudaklarına götürmüş “sus” işareti yaparken bir yandan da sol elini adama doğrulttu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mazereti bu hareketle son bulmuştu, sırtından soğuk soğuk terler atıyordu. Birkaç saniyelik sessizlik esnasında, kaskatı kesilmiş bünyesiyle bir ömür geçmiş gibi hissetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “――Pardon. Tehdit etme niyetinde değildim. Ama hâlden anlarsın ki gerek yanımdaki iki şahıs gerek ise bu odada bulunan herkes benim emrimde. Niye, çünkü onları ben tuttum. Ama seni tuttuğumu hatırlamıyorum? Yani, nasıl desem… Alışkanlık oldu biraz, affedersin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Konuşmanın tonu alçak ve bir o kadar da saygı doluydu. Bu da yaşananları daha da esrarengiz bir hâle getiriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral her ne kadar kibar ve düşmanlarına saygılı biri olsa da onların gözünün yaşına da bakmazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kral’ın sözleri öylesine cana yakındı ki esirgediği emellerinden hiçbirini satır aralarında belli etmezdi. Çocuğun korku dolu gözleri öz güvenden yoksundu, yine de kıstığı gözleriyle insanın aklından geçenleri okuyor, milletin ciğerini biliyordu. Öbür örgütlerin her bir adımını pürdikkat takip ederdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O kapkara gözlerden tek bir soru anlaşılıyordu:
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
“Dost musun, düşman mı?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adamcağız elbette düşmanı olmadığının üstüne basıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak Sigrum’un ağzını bıçak açmıyordu. Her bir kelimesi boğazında düğümleniyordu. Adeta karşılık vermekten mahrum bırakılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ses mi yapsaydı, gözleriyle mi yanıtlasaydı, tavrını mı ortaya koysaydı? Kral’ın sabrına yetecek miydi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adamcağızın yüreğini saran dehşetle geçen saniyeler, onun nazarında bir ömür olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gülüp geçilecek şey değildi, gülüp de canlı çıkan tek bir kul olmamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Örgütün gaddarca bir tutumu vardı. Dört Büyük Ulus’un yeraltı dünyasında dallanıp budaklanan kanayan birer yara olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Canına kıymet veren örgütün yanından bile geçmeyecektir. Geçenler için ise ölüm mukadderdir.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hayatta kalmanın tek kaçarı da Kral’a boyun eğip tüm cevapları önceden hazırlamak olacaktır.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle bir meret ki paçayı kurtarma uğruna her yolu denemişti. Fakat günün sonunda kaçınılmazı erteleyemeyip buralara kadar sürüklenmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tüm cevaplarını çoktan hazırlamış, kabul görülme uğruna yola koyulmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Lakin Sigrum ne denli saçma bir fikir olduğunun ancak şimdi farkına varabilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sanki eli ayağı bağlı hâle denize atılmıştı. Zar zor nefes alıyordu. Dudakları oksijene hasret kalmıştı. Odanın ortasında adeta bakışlar altında boğuluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Maraz değil tam anlamıyla lanetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral, lanetliydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dehşet gözlerine perde indirmiş, yüreği şüphelere yenik düşmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsanlardan korkardı. Düşmanları dehşet, şüphe ve nefretle dolup taşıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Asıl korkudan ödü patlayan Kral’ın kendisinden başkası değildi. Taşıdığı lanetle de millete musallat oluyor onları da aynı lanetten muzdarip ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kral’ın tabiriyle, denize düşüp boğuluyormuş gibiydi. Söylediği de harfiyen tuttu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şimdi fırsatını bulmuşken Sigrum gerekirse yılana bile sarılırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Ee, hmm… Denize düşen yılana sarılır, hikâyesi işte. Ümitsizce hayatta kalma mücadelesi… Hm, mantıklı. Sigrum-san bizimle konuşmaya kapımıza kadar gelip bu hikâyeyi mantığa oturtmaya çalışmış.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Akılcı insanları severim. Durduk yere suratına yumruk atanlardansa oturup insan gibi konuşanları yeğlerim. Namımızı nasıl duydun bilmiyorum ama dedikodulara kulak asmamanı rica edeceğim… Milletin ağzına laf vermezsek iyi olur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözleri söylerken Arındıran Kral elini diğer tarafa çevirdi. Hareketi konuşma sırasını devrettiğinin işaretiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “Ah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O anda kaskatı kesilen bünyesi çözülmüş, dudaklarından bir soluk vermişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir anlığına Kral’ın damarına basma korkusu içine düşmüş fakat Kral hiçbir tepki vermemiştir. Kâh duruşuyla kâh sabırlı sessizliğiyle Sigrum’u ileri davet ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Sigrum-san?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “Çok… pardon. Özür dilerim. Göndermiş olduğum mektupta da beyan ettiğim üzere tarafımızın talepleri çok net: Cemiyetinizin tüm mensuplarıyla uzun vadeli ilişkiler kurma niyetindeyiz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dikkatle seçilen sözleriyle tevazuda aşırıya kaçmamaya çalıştı. Sigrum mevzubahis makamını belirtti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Duydukları karşısında Arındıran Kral gözlerini kıstı, bir süre düşündükten sonra yüzünde bir tebessüm belirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kral’ın yaşına yaraşır tebessümünü görür görmez Sigrum şaşkına döndü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Ortak olalım madem, Sigrum-san. Detayları yetkililerle daha sonra konuşursunuz… Adınıza çok zekice bir seçim yaptınız.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “Ah…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Cemiyetimizi bir adım daha öteye taşımamızda siz de desteğinizi esirgemeyin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “Müteşekkirim. Canla başla çalışacağım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Hmm.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir şekilde tutulan dilini saklayıp konuşmasını bitirmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylelikle Sigrum vazifesini yerine getirmiş, Arındıran Kral’a boyun eğip ardını dönmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Küt küt çarpan kalbinde aniden bir rahatlama hissiyatı hâkim olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Birkaç saniye öncesine kadar kaldıramadığı bünyesi sanki süzülüyor gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu dehşet dolu münakaşayı tatlıya bağlamış, dilekleri gerçek olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tam o sırada.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum’un ardından tiz bir ses yükseldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kulağa tanıdık gelen bir ses, para sesi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yazı tura atma sesiydi. Para havaya doğru atılmış ve yere düşmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Yazı.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu tek kelime tüm odada duyuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum ne sebebini ne de kaynağını daha öğrenemeden…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sigrum: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adamcağızın dünyası altüst olmuştu. Zeminden başka bir şey görmüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Artık odanın tabanı secde ettiği zamankinden bile daha yakındı. Son hisleri bu olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kafası kopmuş adamın cesedine Halibel kısık gözlerle bakıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Harikulade bir kabiliyetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adamın bünyesi sarsılmamış, halıya anca düşen kafası da katledildiğinin farkına dahi varamamıştı. Öyle bir cesetti ki bu, ceset olduğuna bin şahit gerekirdi. Yaşamını yitirmekten öteye gitmemiş, her yeri sapasağlam duruyordu. Sanatsal bir çalışmayı andırıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat en nihayetinde ceset cesetti, hayranlık beslemek de kendisinin hiç ama hiç huyu değildir.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Aa… Öğ.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ceset halıyı kan revan içinde bırakırken tahtında oturan kral ağzını sımsıkı tutuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İlk kez ceset gördüğünden değil ama midesi hassastı, bir türlü alışmak bilmiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Ceset görünce mideniz kalkıyor kalkmasına da hükmü verenin siz olduğunu düşününce biraz küçük düşürücü kaçmıyor mu? Kan görmeye alışın demiyorum elbette ama ortalığı kan gölüne çevirmemek de bir seçenek.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Benim de zevk aldığımdan milleti öldürttüğüm yok… Yok yani. Böyle manzaralara bakamıyorum, o kadar. Günün sonunda yine tahtımdayım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Bu yaptığınız adilik oluyor.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kral’ın adamı, onun ağzına peçete götürmüş tutuyordu. Kusmamak için direnirken diğer adamının da krala karşı bir bağlılığı yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Elbette sağındaki de―― Cecilus idi. Kendi adamı bu vaziyete tepki göstermiyorsa da ne kadar adice olduğunu bildiğindendi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gencin beti benzi atmıştı, yerde duran cesetten bir farkı kalmamıştı. Buna karşılık Cecilus, bir şekilde konuşmayı sürdürdü. Gözlerini yerde yatan biçare yaşlı adamdan ayıramıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Kendinizle çelişmenize daha bile şaşırdım, patron. Muhabbet gayet güzel bitmişti. Öldürme emrini vermeniz beni bile hayrete düşürdü.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus bu sözleri ederken bir yandan da öfürdeyip pöfürdedi. Yirmili yaşlarına ayak basmış bir delikanlının yapacağı hareketler olmasa da Cecilus’un kişiliğini düşünüce tam onluk bir hareket sergiledi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gerek Tanrı vergisi güzelliği gerekse tavır ve davranışları onun kişiliğine yaraşırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle ya da böyle, Cecilus kendince yanaklarını büzmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Diyorum ya ben de başta öldürtmeyecektim. Herife de dedim zaten. Güvenimi kazanmıştı. Yalan söylüyor gibi bir hâli de yoktu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Niye madem?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Bugün yalan söylemese bile yarın söyler. Yalancı adam yalancı kalır. Ha şimdi öldürmüşüm ha sonra?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tahtta oturan çocuk dudağını ısırıyor, Cecilus da meraklı gözlerle ona bakıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylesine bir boş yaşam tarzında bile sarsılmaz arzular gün yüzüne çıkabiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne Halibel ne de Cecilus geçmişte olan bitenler hakkında fikir sahibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama bir şeye inanıyorlardı: Kralın geçmişinde onu bu hâle getiren olaylar yaşanmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sanki böyle ona şefkatle yaklaşan, yüzüne gülümseyen, yanaklarını okşayan eller bir anda onu sırtından bıçaklayıp boğazına yapışmış gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu çocuk öyle bir maziden geçmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Önce tüm yaşananları kestirip bir kenara at, sonra sırtından vur. Aynı çukura ikinciye düşmem ben.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk sıkıca omuzlarını tutup tırnaklarını kıyafetine, derisine geçiriyordu. Tırnakları kıyafetini deliyor, derisini deşiyor, kanını akıtıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendine zarar vermeyi artık âdet edinmişti. Bu sayede kendine hâkim olabiliyordu. Yanında uzun süredir bulunan yardakçılarına da bu âdeti artık normal gelmeye başlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çektiği ızdırapla kendini tatmin etmenin ardından usulca tahtından doğruldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Naaşı toparlanıp mezara konulsun. Pasajlarına delege yollanıp haber edilsin. Tüm servetlerine el konulsun, razı gelmeleri hâlinde dokunmayın. Gelmezlerse ailesini arındırıp pasajlarını kundaklayın. Başa yeni biri geçtiği takdirde boyun eğmezse başına gelecekleri ona bir bir anlatın. Arındırıp arındırılmayacağına akabinde karar kılarız.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Usul bir sesle kral odadakilere emirlerini verdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bunlar ortaya atılan emirlerdi, özellikle bir şahsa vazife biçilmemişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emirleri süreç odaklı değil, sonuç odaklıydı. Bu sayede örgüt başarıya ulaşabiliyordu. Şahısların başarılarından ziyade örgütün başarıları olarak geçiyordu, mükemmel yönetim sistemi böyle işliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Herkesin kendince nedenleri yahut zaafları bulunuyordu, bu da onları vazife üstlenmeye itiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece her şeyinizi kaybetmektense fırsat kollayıp kendinizi öne çıkarıyordunuz. Düşünülebilecek en iyi çalışma ortamıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Her şeyden kasıt ise: Ailesi, sevgilisi, yuvası, parası, hayatı ve daha niceleriydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Örgütün elebaşı olarak kendini tanıtan çocuğun yol haritası bu şekildeydi. Bu tarz değerleri güvence olarak elinin altında bulunduruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşte bu ürkek çocuğun, Arındıran Kral’ın, savaş stratejisiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Patron, ceketinizi unuttunuz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Aa, eksik olma.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kapıya doğru ilerleyen çocuğun ardında durup kumaş ceketini Kral’ın omuzlarına örtüyordu, Halibel.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Üstünü örterken bir yandan da unuttuklarını hatırlatmayı ihmal etmedi… Halibel’in bıyıkları hissettiği hafif bir öldürme niyetinin ardından uyuşmuştu. Bıyıkları uyuştukça da bu niyetin güçlendiğinin farkına varıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu niyetin arkasında da, hiç şüphesiz, çocuğun ta kendisi duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Muhtemelen Halibel çocuğun ardında duruyor diyeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Halibel-san… Seni öldüresim yok.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Haha, öldürmeyiverin madem. İşinize yarıyorum ya, silahmışım gibi kullanıverin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Ama düşünsene çok fazla silahı var diye ölenler de oluyor, daha rezil bir ölüm düşünemiyorum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendi kendine mırıldanıp, ceketini giyerken arkasında duran emir kulunu öldürme yollarını düşünüp taşınıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Epey gelip geçici sözlermiş gibi dursa da çocuk dediklerinin arkasındaydı. Mümkün mertebe Halibel’i öldürürdü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öldürürdü öldürmesine de ne öldürmek için gereken çabaya, ne nasıl öldüreceğine dair hazırlığa ne de öldürdükten sonra uğraşacağı temizliğe değerdi. Sırf bu nedenler Kral’ı, Halibel’i öldürtmekten alıkoyuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Patron patron! Şu adamın getirdiği ikramları nereye koyalım?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Takdim ettiği malları diyorsun… Ne var ki içlerinde?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “İçlerinde… Aa, sihirli taş var! Hangi ara patronun ağzının tadını öğrenmiş keratalar? O kadar hürmetler göstere göstere gelmişler, yazık oldu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Kafasını kopartmayı sen öne sürmüştün Cecilus Bey ama?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk adımlarını odanın girişinde durdurmuş, sinirden dudaklarını sıkıyordu. Cecilus’un kendini bilmez tavırlarını görünce de iç geçirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: Sihirli taşı odama koy. Kalanıyla da ne halt yiyorsanız yiyin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Hayhay! Başüstüne! Bir de patron!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Gene ne var?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk bıkkın bir cevap verdi. Cecilus ise parmaklarıyla çocuğun gözlerini işaret edip daire çizdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Gözünüzün altı mosmor olmuş. Prenses’in yanında biraz uyusanız kendinize gelirsiniz bence.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus’un sözleri karşısında çocuk ağzını açamadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus gülüp geçse de etrafındaki yardakçılar korkudan buz kesmişti. Sırf sinir bozuculuğu yüzünden Cecilus’un infaz emri verilebilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tabii işler o raddeye gelirse Cecilus’u öldürmek öyle basit bir iş olmayacaktı. Emri altındaki herkesi, Halibel dahil, öne atıp anca denk getirebilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “…Ben bunu bir düşüneyim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Neyse ki Cecilus’un infaz emri verilmemişti ama satır arasından farklı manalar çıkarmak mümkündü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Olayın ölümle son bulmamasının ardından odadakiler rahat bir nefes almış, Kral’ın odadan çıkışını seyrediyorlardı. Cecilus’un ortamdan bihaber el sallayışı, hatta genel olarak hareketleri Halibel’in başlıca kaygıları arasındaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Mevzubahis topyekûn dövüşler olunca millet bana ayak bağı oluyor, hiiiç benlik değil.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Odadan ayrılan çocuğa gözlerini dikmiş bir vaziyette ağzında tuttuğun tütün çubuğunu bir aşağı bir yukarı yapıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne var ki örgütün ilk mensuplarındandı, korumalık tarzı ufak tefek vazifeleri Halibel üstlenirdi. Fakat ne kalenin içinde ne de dışında ona zarar verebilecek amiller pek azdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nicelere korku salması yetmiyormuş gibi mevcudiyetinden haberdar olmayanlar da azımsanamayacak ölçüdeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Pürdikkat biçimde Halibel, olan biteni kısık gözleriyle süzgecinden geçiren çocuğu seyretti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Merkez üssü mahiyetinde kullanılan bu kalede, sanat sepetle donatılan tek oda giriş salonu değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yüklü mâli gücün getirdiği kalantorluk, saldırganlık gözetmeyen tutumlara kapı aralıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Varsıllık gösterilerinden tutulsun ki güç gösterilerine… Çalınacak son kapı olarak görüldüğünden lüzumsuz düşman da kazanmamış oluyorlardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dövüşmeden savaşı kazanmak, çocuğun deyimiyle en idealiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Normal şartlarda aşırı para ve güç beraberinde kıskançlıkları getirir, kişiyi hasetlerin odağı yapar. Öyle ya da böyle başınıza sürekli yeni düşmanlar çıkartır. Çocuğun yöntemi ise bu düşmanları mümkün olduğunca asgari düzeye indirgemekti, bu kadar.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Düşmanların sayısı düştüğü vakit de kalanları da kaba kuvvet kullanarak ortadan kaldırtırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: Halibel-san… Senden ricam Cecilus-kun’a mukayyet ol. Diline hâkim olsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Başüstüne, ben ilgileneceğim. Patron, siz de Prenses’i görmeye mi gideceksiniz?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Hmm.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus’un sözüne uyması her ne kadar damarına basıyor olsa da kral kafasıyla onayladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece bu ikili, örgütün gizli kapaklı mekanlarına adım adım ilerlemeye başladı―― Kalenin en derin yeri “Pandemonium” olarak geçiyordu. Sıkı denetimle korunan kapının önüne geldiler. Kapıda öylesine fazla kilit bulunuyordu ki ilk kez tanık olan birinin tüylerini ürpertirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Elliye yakın anahtar deliği bulunuyordu, bu da hem kapının ardında tutulanın ne kadar kıymetli hem de kapı bekçisinin ne kadar titiz ve takıntılı olduğuna işaret ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama hepsinden öte, kapı bekçisinin takıntısını en iyi anlatan ise bu deliklerden hiçbirinin anahtarı bu dünyada bulunmuyor oluşuydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kısacası bu kapı öyle bilindik yöntemlerle açılamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nasıl açılacağına gelinecek olursa da――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “――Puck.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Adımı andınız ben de bir koşu geliverdimiyav!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun seslenişinin ardından yorgun bir sesle nurlar içinde parlayan, gri tüylü bir uçan kedi belirdi.
Dışında her ne kadar sersem ve sevimli bir tavır takınsa da içinde akla hayale sığmaz bir güç barındırıyordu, Yüce Ruh. Bu varlığın bilindik adı “Puck” idi, süzülerek çocuğun omzuna kondu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Hop, epeydir gelmez oldun buralara? Lia için mi geldin?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Aç kapıyı.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Yaa, ne biçim tavır bu? Babasının damarına basarsan kızı unut. Genç kız babası olmanın getirdiği duyguları anlasan çok sevinirim aslında…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Puck.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Omzunda otururken Puck bıyıklarını okşuyordu. Çocuk bir daha adını andı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun gözündeki morlukları görmesinin ardından Puck “Amaan.” diye iç geçirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Gene dermanın kalmayana kadar dayanmışsın bakıyorum? Neyse, yapacak bir şey yok. Dayanıklılığından bu seferlik bir şey demiyorum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözlerinin ardından Puck minimini kollarını kapıya doğru uzatıp birleştirdi. Bilahare anahtar deliklerinden sönük ışıklar yayılmaya başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Çıkırt.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çok geçmeden sönük ışıklar buzdan anahtarlara dönüştü, deliklere girdi ve kapı açılma sesi tüm koridorda yankılandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Anahtarı olmayan kapıyı açmanın tek yolu kapının anahtarını yaratmaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Kaşla göz arasında kör noktaları bulabilmene hayranım. Mevzu anahtar deliği olunca normalde uygun anahtarı ararsın. Ama biri bunu taklit etmeye çalıştı mı işte o vakit başımız ağrıyabilir.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Burada sihrin dalgaboyu da söz konusu oluyor. Benden başkası açmaya çalıştığında hem siz hem de ben bu durumdan haberdar oluyoruz. Yanı sıra ben zaten hep Lia’nın yanındayım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Doğru diyorsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck’ın sözleriyle Halibel mantığını anlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tartışmalarına kulak asmaksızın çocuk, elini kapının kulpuna koydu ve kalakaldı. Arkasında yüzünden masumiyet akan Halibel duruyordu. Çocuk dönüp onun suratına baktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Halibel-san, artık gidebilirsin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Hadi ya? Kırkyılda bir Prenses’e de bir selam versem olmaz mı yahu?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “Sen git.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hiç üstüne düşünmeden açıkça reddetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel de bu işin olurunun bulunmadığını anlamıştı. Çok üzerine düşülecek bir mesele olmadığından Halibel tütün çubuğunu bir aşağı bir yukarı yapa yapa çekildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Olur da bana işiniz düşerse beni celbetmekten çekinmeyin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun bakışları adeta uyarı babındaydı. Bir eli hâlâ kapının üzerindeyken Halibel sırtını dönüp gitti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel köşeyi dönüp gözden kaybolana dek çocuk gözlerini Halibel’in ardından bir an olsun ayırmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendisi hem yaveri hem de destekçisiydi, her ne kadar etrafa korku salsa da çok tedbirli değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Ahh, öyle söylersem hayatta celbetmez ki beni!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendi kendine mırıldanırken önüne bakıp çubuğundan mor dumanlar çıkartıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Duman tavana kadar ulaşmış, dört bir yana yayılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sonra ne hikmetse birden aklında geleceklerinin de böyle olabileceği düşüncesi yer etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun uyurkenki hâli o kadar sessizdi ki ölüden farkı yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Başını kızcağızın bacağına yaslamış ölü gibi uyuyordu. Emilia’nın bakışlarının odağı oldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gözlerinin etrafı sanki mürekkeple boyanmışçasına mosmor olmuştu. Bu da çocuğun hem uyku sorunlarının vardığı noktayı hem de içinde bulunduğu ortamı gözler önüne seriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Anlaşılan yine gözüne uyku girmemiş.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Yapacak bir şey yok. Makamını göz önünde bulundurunca istirahat edecek vakti olmadığını anlıyorsun. Lia’yı görür görmez bebek gibi uyuyakalmasını saymazsak tabii. Hep böyleydi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağız çocuğun anlını okşuyor, parmaklarıyla darmadağın olmuş kirpiklerini düzeltiyordu. Emilia’nın bacaklarında uyuyuşunu görünce de Puck kuyruğunu oğlanın karnına koyup iç geçirdi. Tıpkı kızcağızın etrafında dönüp onun sağını solunu kurcaladığı gibi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bembeyaz bir odanın içerisindeydiler.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bembeyaz duvarlar, bembeyaz döşemeler. Beyaz tavan, beyaz yatak, beyaz halı ve beyaz perde. Tüm oda beyazlara bürünmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Üstüne üstlük Emilia da beyazı andıran pijamalar giyiyordu. Biraz eğreti duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’ya tanınan özgürlük bu odanın sınırlarıydı… Kızcağızın içine tıkıldığı bir kafesti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
“Tıkılmak”ın doğru ifade olup olmadığını Emilia tam kestiremiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Lia, hâlen bu çocuğa kızgın mısın?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…Bilmem.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia bir anlığına duraksadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kelimelere dökmesi zor bir cevap değildi. Duygularını tam anlamıyla süzgeçten geçiremiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Elbette başta öfkeliydi ama şu an işler değişmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Daha birbirlerinden özür dileyecek vakti bile bulamamışlardı. Onlar sorunlarına çözüm bile bulamadan zaman aktı gitti. Günlük hayatları sürdükçe sürdü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Ama sana hâlâ dargınım biraz Puck. Bana hiç haber vermeden malikâneden ayrılma planı yapmışsın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Özür dilerim ama elimde değildi ki. Roswaal’ın hâlini görmedin mi? O adama nasıl güvenip de seni emanet edebilirim? Milleti tehlikeye sürüklemesi yetmezmiş gibi canımızı da yaktı. Aklı başında birinin yapacağı hareketler değildi. Hem zaten Lia, mevzu senin güvenliğin ise al sana on numara seçenek buldum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Seni tehlikeden uzak tutma konusunda, bu çocuk da ben de hemfikirdik.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece Puck, Emilia’yı Roswaal malikânesinden götürüp Kraliyet Seçimleri’nden çekerek örgütle iş birliği yapma kararını niye verdiğini belirtmiş oldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia da daha olan bitenin farkına dahi varamadan kendini bu kuş kafesinin içerisinde bulmuştu…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama Puck’ın kararını yargılamaya hakkı da yoktu. Kızcağız bunun da farkındaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “İyi de günün sonunda elimden hiçbir şey gelmedi…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Lugunica Krallığı’nın yeni hükümdarını Kraliyet Seçimleri belirleyecekti… Kızcağız ise seçimlerde hükmen mağlup sayılıp henüz dövüşemeden savaşı kaybetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Mağlup sayılmasının başlıca nedeniyse Kraliyet Adayları Toplantısı’na katılmamış olmasıydı. Dolayısıyla Kraliyet Seçimleri’ne adaylığı da kabul edilmemiş oldu. Hâl böyle olunca da Emilia’nın “hami”si* Roswaal L. Mathers ile kızcağız gözlerden düştü. Ardından yaşananların sebebi de tam olarak buydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
(Ç.N: Kraliyet Seçimlerinde “Hami”ler adaylara maddi ve manevi açıdan destek olup onları Hükümdarlık yolunda destekler. Sözlükteki anlamı “Koruyucu” olup temel vazifeleri Hükümdar Adayları’nı gözetmektir.)
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Özetle Emilia Kraliyet Seçimlerine adaylığını koyma niyetinde olmadığını gösterip hamisi Roswaal L. Mathers’ın vasfını kaybetmesine sebebiyet verdi. Emilia’nın Kamp’ı dağılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece Emilia’nın elinden imkanlar çekilmiş, henüz bir şey yapamadan kaybetmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Tek isteğim…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tek isteği vardı, o da ayrımcılığın olmadığı bir dünya yaratmaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sırf yarı elf veyahut başka bir ırktan doğdu diye milletin birbirini yargılamayacağı bir dünya yaratmak istemişti, masum mu masum Emilia.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat daha bu isteğinin esamesini dahi okuyamadan hayallerden yok olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu isteğin arkasında da Emilia’nın memleketini kurtarmak vardı… Buzdan heykellere dönüşen Elior Ormanı sakinlerine yardım eli uzatmak istedi, ne yazık ki geçmişte tüm uğraşlarına rağmen kurtaramamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Öylesine savunmasız bir malikânede yaşayacağımıza ormana döneriz, daha iyi. Ama Lia, öyle bir vaziyetin içine düşmüştük ki ormanda bile rahat edemezdik. Senin de tahmin edeceğin üzere, ilk elçi gelince hayretler içinde kalmıştım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Tahmin etmem miii? Çünkü…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Oraya buluşmaya gittiği çocuğun öldüğüne inanmıştı, Emilia.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Kraliyet Seçimleri’ne adaylığını koymama kararı Roswaal malikânesindeki hizmetçinin ölümüyle verilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cadımahlukları’nın ortalığı aleve vermesinin ilk mağduru Rem olmuştu. Ortama yabancı çocuk da hâliyle kızcağızın ölümünden sorumlu tutulmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Suçlamalara dayanamayan çocuk bir koşu malikâneden kaçtı. Rem’in ablası Ram da çocuğun peşinden malikâneyi terk etti… bir daha da kızcağızı gören olmadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Malikânenin çöküşü ilk o zaman başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Rem’in ölümünün arkasındaki ise civar köylere de musallat olan Cadımahlukları çıkmıştı. İki felaket üst üste gelince geri dönüşü olmayan bir çıkmaza girildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cadımahlukları’nın çıkardığı kargaşa, daha toparlanmaya fırsat dahi verdirtmeden Roswaal’ı makamından etmişti. Emilia, Kraliyet Seçimleri’nde adaylığını koyamadığından hükmen mağlup sayıldı. Artık kızcağızın adı bir kere kötüye çıkmıştı. Malikâne gün geçtikçe daha da dibe batıyor, hepten yıkılmanın eşiğine geliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşte o gün.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia olan bitene kayıtsız kalıyor, elinden hiçbir şey gelmiyordu. Ardından bir gün, çoktan kaybolmuş olması gereken çocuk Emilia’yı almaya geldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck çabucak yanıt verdi vermesine ama Emilia çocuğa hâlen öfkeliydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne kızcağızın duygularını düşündü, ne niye kaybolduğuna veya geri geldiğine dair bir açıklama sundu, ne de tek kelime etti. Durup dururken kızı aldı götürdü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın dünyasının başına yıkılmasının belki de başlıca sebeplerinden biri o’ydu. Buna rağmen…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Böyle…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu ankinden bile beter, korku içinde kalmış, çelimsiz suratıyla kızın karşısına çıktı. Kıza sıkıca sarılarak ağlamaya başlayıp ondan yardım dilendi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Karşısındakinin çocuk gibi ağlaması karşısında da Emilia’nın tüm öfkesi uçup gitmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Belki kızın aklı ermiyordur. Belki kolay lokmadır. Bilinmez.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O anda bile Emilia bir kez olsun çocuğa kabahat bulacak yüzü kendinde bulamadı. Çocuğun gardını indirip bebeksi suratıyla uyuması karşısında hiçbir şey diyemedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk da hidayet arayışında Emilia’nın kapısını çaldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gözleri kızı arıyordu, Emilia’nın şahsi odası dışında ne yapıp ettiğine dair tek kelime etmeden kızın kucağında ağlayıp duygularını ona anlatıyordu. Hayatını Emilia’nın ellerine teslim ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağıza güven mi duyuyordu, yukarıdan mı bakıyordu, onu aşağılıyor muydu bilinmez. Orası Emilia’ya kalmıştı. Ama Emilia da bu sorulara bir cevap bulamıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Bir zahmet, bu hiiiiç sağlıklı değil…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun içinde bulunduğu vaziyet çekilecek gibi değildi. Çocuk akıllı Emilia bile bunu pekâlâ biliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat Emilia çocuğun gözyaşlarını kucaklayıp bir anlığına bile olsa gönlünü dinlenmeye razı getirtebilen çocuğa, içindeki belirsizliklerle bakıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun Emilia’yı ziyaret aralığına gelinirse… aşağı yukarı on günde bir idi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Diğer günleri ızdırap içinde geçiyor. Uykusundan kesiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aslına bakılırsa pek fazla da konuşmamışlardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama bu şekilde çocuk on günde bir gelip Emilia’yı ziyaret ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…Subaru tam bir köftehorsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Emilia bu ziyaretlerin hasretiyle yanıp tutuşuyor olabilir miydi, aklından böyle geçirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fırlatılan bozuk para “yazı” gelirse karşıdakinin kim olduğu fark etmeksizin katledilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Efendisinin bu huyu karşısında Frederica, mide bulantısını gizleyemedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Giriş salonunun ortasındaki başsız cesedi temizler temizlemez her bir tarafı kan olmuş halıyı değiştirdi. Ardından Frederica, hiç vakit kaybetmeden Pandemonium’daki yaverler için yemek hazırlamaya koyuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Milletin kaderi pamuk ipliğine bağlı. Hayatlarını şansa bırakılmış… Tanrıcılık oynamak keyifli mi bari?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cesedi kaldırırken niye biçare kaldığının da pekâlâ bilincindeydi. Keskin dişlerini birbirine sürtüyor, içinde yanan öfke ateşini körüklememeye çalışıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica’nın bu örgütte çalışmasının başlıca nedeni elebaşlarının, Arındıran Kral’ın, elinde Prenses’i tutuyor olmasıydı… Prenses, Emilia, onun adına çok kez elini taşın altına koymuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hain Yüce Ruh’un onu dondurucu soğuğa terk edip canını aldığından adı kadar emindi Frederica. Ama nedendir bilinmez, bir anda gözünü bu hengâmenin içinde açmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O gün bugündür boynuna sarılı tasmayla tiksinme uyandıran adamın hizmetinde görev alıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne günah işledi de böylesine saçma bir işte çalışmak zorunda kaldı ki?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “――Efendim, müsaadeniz var mı?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Efendisinin yemeklerini bizzat odasına taşıması ona emredilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne bu vazifeyi Frederica’dan başkasına verebilir ne de başkasının yaptığı yemeği ağzına sürebilirdi. Frederica ise buna onurlu bir vazife gözüyle bakamıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kralın ona bu görevi vermesinin sebebi ne yemeklerin tadıyla tuzuyla alakalıydı ne de Frederica’ya duyduğu güven duygusuyla. Frederica’nın arkasından iş çevirmeye yüreğinin yetmeyeceğini bildiğindendi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Gel.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir sürü kilidin tek tek açıldığını duymasının ardından emrivaki bir ses tonuyla içeriye girmesine müsaade verildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tekerlekli yemek arabasıyla verilen emri yerine getirerek yavaşça efendisinin odasına girdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Efendisinin odası, kalenin geri kalanına kıyasla ziyadesiyle sade bir görünüme sahipti. Kocaman olmasına rağmen âdemiyetten çok uzak bir odaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Odanın dört bir yanı konu konu ayrılmış kitaplarla kaplıydı. Darmadağın kitap yığınlarından adım atacak yer kalmamıştı, öyle ki titizliğe ehemmiyet veren Frederica’nın içini daraltıyordu. Ama efendisi odasını toplatmaktan hiç hoşnut değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir ihtimal odaya tuzak vesaire kurulabilecek olması onu endişelendiriyor olabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu ihtimalin her ne kadar söz konusu olmadığını bilse de ziyadesiyle temkinliydi. Tedbiren değil korkusundandı… Alçakça bir tutumu vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Efendim, dağılan belgelere eski emirlerinizi uygulayayım ister misiniz?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…Hm. Olur, çok iyi olur. Belgeyi anlayacak birine okutursun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece efendisi ilgisiz bir şekilde yerlere saçılan okunaksız belgeleri işaret etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İlk bakışta sağa sola fırlatılmış, boş dokümanlar gibi gözükse de bu belgeler örgütün asıl gelir kaynağıydı. Arındıran Kral tarafınca ileri sürülen esrarengiz fikirlerdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Pek bir işe yaramayabilir… Motorların falan çalışma mekaniği çok bilmiyorum. Tahminlerimdeki gibi, yeni lezzetlerden çıkarım yapmak daha kolay olur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Efendisi uzaklara baka baka şikâyetleniyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kimseciklerin ne duyduğu ne de gördüğü ilimlerden, kültürlerden bahsediyordu fakat en kâr getiren sonuçlara da böyle varabiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Envaiçeşit insanla tanışmasının da yardımıyla siyah saçlı çocuk büyük kararlar alıyordu… Sanki talih yüzüne gülmüş de hiç görülmemiş fikirlerin öncüsü olmuş, engin bilgilerini ticarete dökmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu engin bilgileriyle ilerleme kaydedilemeyen bilimsel alanlarda çığır açmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Normal insanların algı sınırlarını aşacak kurguvari sözleri, işinin ehli şahıslar tarafından ciddi bir incelemeyle teorilere dönüşüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylelikle bu teorilerden gani gani kâr elde eden çulsuz çocuk göz açıp kapayıncaya dek örgüt elebaşı olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bu gidişle ‘geleceğin malumatıyla tasarlanmış benzersiz model’ isminin komedisi kaçacak.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aniden Frederica, vaktiyle başarılarının övgü toplaması karşısında efendisinin ağzından çıkan enteresan sözleri hatırladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir yandan milletin hayatını karartırken bir yandan da ilmi alanda yeniliklerin kapısını açan simsiyah saçlı efendisi, tam anlamıyla namussuzdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu insanlıktan nasibini almamış mahlukun aklı bir hayli çalışıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hiç şüphesiz ki efendisi, bu dünyada eşi benzeri görülmemiş ve ele avuca sığmaz birisiydi… Belki bu açıdan bakınca Roswaal ile ortak yönleri olabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Frederica. Önce sen bir lokma al.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Düşüncelerinde kaybolup gitmişken bile Frederica devamlı olarak yemek hazırlardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk bir deri bir kemik kalmıştı. Sorun kıtlıkta olmaları değildi, sorun onun akli dengesindeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hem çok yara açmış hem de çok yara almıştı. Yediği önünde, yemediği arkasında olmasına rağmen çok zayıftı. Yemeklerin ahçısına gelince de yaptığı yemekten hiçbir şey anlamıyordu. Ama çocuğun da kendi isteği doğrultusunda kustuğu yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Efendim, buyurun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Niye iki kişilik yemek vardı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tüm öğünler ikişerli pişirilir, koca koca tabaklarla sofraya konulurdu. Frederica da her bir tabaktan birer lokma alırdı. Çeşnicibaşı olmak onun vazifelerindendi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağızın aklından bir kez olsun efendisini zehirlemek geçmedi. Ama elinde olsa çoktan yapardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica ömrünün hatırı sayılır bir bölümünü hizmetçilik mesleğine vermiş ve işini severek yapmıştı. Onun nazarında gerek ona mesleğin inceliklerini öğretenler gerek ise hizmet ettiği kişiler çok kıymetli olduğundan görevini kötüye kullanmak hiç istememiştir.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Başka bir arzunuz yoksa ben kapının önündeyim, istediğiniz vakit seslenebilirsiniz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Hmm.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Efendisi, yemek yerken birinin onu izlemesini hiç sevmezdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu nedenle Frederica sofrayı hazırlar hazırlamaz odadan ayrılmayı rica etmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yine o gün tam odadan ayrılmak isterken―― bir şey gözüne takılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çalışma masasının üzerinde örgüt mensuplarının isimlerinin yazılı olduğu bir kâğıt gördü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Listenin yanı başındaysa altından bir para yer alıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O anda Frederica meselenin farkına varmıştı, başından aşağı dökülen kaynar suları gizleyemedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Efendim…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Frederica.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağız efendisini zikredip ardını dönerken kapkara gözlerin bakışlarından kaçamadı. Efendisiyle göz göze geldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica’nın dehşetten nefesi kesilirken efendisi ise usulca masaya yaklaşıp gözler önündeki kâğıdı kapattı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardından kâğıdın yanındaki altın parayı başparmağıyla havaya fırlatarak yazı tura attı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…Tura.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fırlatılan para çocuğun sol eline düşmüştü, yazı mı tura mı geldiğine bakıp gamsızca Frederica’ya tebessüm etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Tura geldi Frederica… Kardeşinle ninen güvende.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “…Ah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Çık dışarı, ben ‘gir’ diyene kadar da girme.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Efendisinin sözleri karşısında Frederica tek kelime etmeden bez bebek gibi başını öne eğdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sonrasında da yaşaran gözlerini saklayamadan odadan dışarıya adımını attı. Yanaklarından akan gözyaşları yüzünü sırılsıklam etmişti. Biraz ilerledikten sonra Frederica ağlar vaziyette koşmaya başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Ah… Ühü… Hık!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kimseye yaşananları anlatamadı, tek kelime edemedi, ağzını açamadı. Anlatması hâlinde gözünün yaşına bakılmayacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne oldu da bu hâle düşmüştü?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne oldu da bunlar başına gelmişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Malikânede geçirdiği günleri, sevimsiz astları, sevimli astları, adam olmaz efendisi…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O günler nereye gitmişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kimliği belirsiz bir postacıdan aldığı mektubun ardından Cecilus bir gözünü kapayıp aya doğru baktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Hımm, hımmmm, hımmmmmmmm!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Boynunu eğip belini büktü, biraz daha eğilse upuzun saçları yere değecekti. Şekilden şekle giriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Keskin bir zekâsı olduğu söylenemezdi. Düşünme becerileriyle hiçbir zaman öne çıktığı olmamıştı. Cecilus hiç resmî eğitim öğretime dahil olmamıştı. Zaten bilgiye aç biri de değildi. Yıllar yılları kovaladı, 20’li yaşlarına ayak basana dek tüm odağını tek bir şeye vermişti. O da kılıç ustalığı olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yıllarını kılıç sallamaya adamıştı. Kılıç becerileri artık onun için onur meselesi hâline gelmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Malum, hayatı bundan ibaret olunca meşakkatli olaylara çok bulaşmamayı canıgönülden istiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Şimdi… Ne yapacağız? Bana gelirsek…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Eğdiği duruşunu doğrultmuş, kafasını sallayarak saçına yerden bulaşan tozları silkelemişti. Hemen ardından belindeki kılıcına elini götürmüş, dans edermişçesine arkasını dönmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Ee, Halibel-san? Sen ne diyorsun?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “――Nasıl yahu? Ben sessiz sedasız dururken beni bulman hiç hoş değil, ayıp ediyorsun. Yüzsüzlüğün de bir sınırı var.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kalenin―― Pandemonium’un balkonunda, semadan ay ışıkları etrafı loş bir biçimde aydınlatırken bir anda gölgelerin içinden ninja canavar adam beliriverdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gün yüzüne çıkmasıyla birlikte Halibel, kafasını kaşıyarak Cecilus’a doğru cesurca yaklaştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cebinden tütün çubuğunu çıkarıp ağzına götürdü, ucunu yaktıktan sonra bir fırt çekip dumanı üfledi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Şu sinsi sinsi dolanan postacı kimdir, necidir anlat bakalım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “O mu?.. Dokuz Kutsal General’den birisi diyeyim, sen anla… Hoş, ‘dünyanın en usta ninjası’ olduğunu hesaba katınca böyle sinsilikler sana pek sökmüyor, Halibel-san.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Ce-san, böyle gizli kapaklı işler yürütmeyi sana pek yakıştıramadım. Demedin miydi sen hani ‘Vollachia İmparatorluğu’yla bağlarımı kopardım.’ diye?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “İyi de Halibel-san, sen zaten farkında değil miydin?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel hâlihazırda ufak ufak tebessüm ederken Cecilus’un söylemi üzerine iyice sırıtmaya başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu kötüye işaret değildi, Cecilus da bunun bilincindeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “İşin aslı, İmparator’umuz emretmişti patronla iş birliği yapmamı. Ama patronun da davetiyle beni cezbettiği de bir gerçek, yalan değil.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Hâlen daha İmparatorluk’un kulu köpeğisin… Şimdi Su-san’ın hareketlerine bakıyorum da, düzgün kullanıldığı takdirde ülkene amma katkıda bulunabilir. Başka diyarlardan gelen engin bilgi birikimi Lugunica’yla Gusteko’da pek kıymet görmese de Kararagi’yle Vollachia’da el üstünde tutulur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Tutulmaz olur mu?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bileklerini kimonosunun içine sokarak casus olduğu gerçeğini itiraf etmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus’un örgütün pis işleriyle içli dışlı olmasının başlıca sebebi, onun da belirttiği gibi, Vollachia İmparatoru’nun emrine itaat etmesiydi. Ancak İmparator, Cecilus’un muzip huyunu bildiğinden verdiği emirde teferruata girmemişti. Girse de zaten Cecilus’un aklında kalacağı yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus’a emredilen vazife ise…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Tek yapmam gereken patron kimi öldürmemi emrederse öldürmek, bitti gitti. İmparatorumuz dışında tabii, onun kılına dokunamam.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Ben de ninjayım diye kendimi suikastçı sanırdım, meğer bana toz yuttururmuşsun sen Ce-san.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Yok yok, ne haddime! Derin sularda gezmekmiş, hedefin içeceğine zehir dökmekmiş, gölgelerle perdelenmekmiş falan hiç beceremem!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus, başını ve ellerini sallayarak aralarındaki tecrübe farkını ayan beyan ortaya koydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gerek ninjalıkta gerekse suikastçılıkta Halibel, onun fersah fersah üstündeydi. Ama iş kıran kırana çarpışmak olursa Halibel, Cecilus’un yanında bir hiç kalırdı.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Ee, beni perde arkasından iş çevirirken suçüstü yakaladın. Ne yapacaksın şimdi? Ölüm kalım pahasına benimle savaşacak mısın?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Postanın içeriğine bağlı.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Hm, değişir diyorsun?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Su-san’ın suikastıyla ilgiliyse paşa paşa durdurmak boynumun borcu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tütün çubuğunu ellerine alıp mosmor bir duman üfürdü, buz gibi gece melteminde Halibel’in tüyleri sallanmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Patronu uğruna ölesiye çarpışmaktan geri adım atmayacağını anlayan Cecilus “Öyle diyorsan…” diyerek başını salladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Epeydir aklımı kurcalıyordu… Halibel-san, sen niçin bizim patrona çalışıyorsun? Yoksa ben nasıl İmparator’a sadıksam sen de öyle misin? Hiç sanmam.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Bana yapılan hayrın karşılığını ödeyebilmek için.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “――Neymiş bu hayır? Nasıl bir iyilik gördün de bu kadar bağlandın Halibelsan?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu beklenmedik laflar silsilesinin ardı arkası kesilmiyordu. Cecilus şaşkınlıkla sorular yöneltti. Kişiden kişiye “terbiyesizlik” olarak bile adlandırılabilecek bu sorulara karşı Halibel sessizliğini sürdürdü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sessizliğini bozmak yerine başını kaldırıp gökyüzündeki aya gözlerini dikti…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Su-san’la ilk karşılaştığım vakit Kararagi’nin sağında solunda birtakım hengâmeler dönüyordu. Dört Yüce Ruh’un müdahil olduğu hengâmeler, diyeyim sen anla… Su-san sağ olsun hepsi çözüldü.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Ohaaa, Dört Yüce Ruh mu? Onlardan biriyle karşılaşmıştım da hiç konuşulacak gibi değildi kendisi. Olayı tatlıya bağlayabilmenize inanamıyorum doğrusu… Patron sandığımdan da güçlü mü acaba?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Yok yok, öyle vurdulu kırdılı bir mevzu değildi. Şöyle ki… ben de detaylarını aman aman bilmiyorum. Ama denk gelmişsindir, Su-san’ın enteresan tahminleri oluyor ya zaman zaman. O sayede çözmüştür.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kılıcını kınına geri koyarken Cecilus tek gözü kapalı bir hâlde Halibel’e kulak verdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sözleri bir yandan ikna edici geliyor, diğer yandansa şüpheye düşürüyordu. Nedeni de Cecilus’un o çocuğu, patronunu, belli başlı konularda takdir ediyor olmasıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel her ne kadar “enteresan tahminler” adını verse de bu olaylara Cecilus aynı gözle bakmıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Her ihtimale karşı hazırlanmak olsa olsa bir korkağın işi olurdu. Cecilus da buna güçlüye hak ettiği saygıyı veriyormuş gibi bakıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sözün özü: Yöntem fark etmeksizin tamahkârca eline geçen her silahı ve kozu ortaya koyup galip gelebilmek, onun nazarında gerçek bir savaşçı olmakla eşdeğerdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Yani, kılıç ustalığımdan şüphe edecek kimse yok. Kılıçla devam etmek benim açımdan daha iyi olur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Ce-san, Ce-san! Bitti mi bana soruların?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Aynen, bitti bitti. Neyse, sözüne güvenmemezlik etmeyi bir an olsun bile aklımdan geçirmedim Halibel-san. Ama İmparatorluk’un aksine Şehir Devleti tarafları biraz daha işleri karman çorman yürütüyor ya. Kalkıp da başkasına çalıştığını söyleseydin hiç şaşırmazdım açıkçası.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözlerin ardından Halibel’in morali bozulmuş, güveni sarsılmıştı. Cecilus da kafasını sallayıp “Ah!” diye bir ses çıkartarak ellerini kavuşturmuştu. Sanki unuttuğu bir şey aklına gelmiş gibiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Doğru doğru, az daha unutuyordum. Demin postacının bana getirdiği mektup vardı ya?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Söylemen sorun olmasın?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Hiç söylemesem bu sefer iyice başıma iş açacağım…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardından Cecilus yüzündeki gülümsemeyle sırrını su yüzüne çıkarttı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Eski Şah’ın suikastı gün yüzüne çıkınca Krallık, örgütü ortadan kaldırabilmek adına seferberlik başlatmış.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Son “Geliyorum.” demez.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Huzurunuza çıkabilmek benim için bir şeref.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözleri ederek giriş salonuna adımını atmıştı. Bu genç adam, Arındıran Kral’ın karşısında soylu tavırlarla duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu çocuk çok kişinin canını almış, çok yuvaya incir ağacı dikmiş, çok kişinin zaafını elinde barındırmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsanlar sık sık soğukkanlı kalarak karşısındakine cesur imajı vermeye çalışırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Artık nasıl oluyorsa öz güvenin tavan yapmış. Benden pek bir farkın da yok gibi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “Güzel sözleriniz adına ne kadar teşekkür etsem az.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Karşısında başını eğen siyah gömlekli, kravatlı bir delikanlı duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Narin yüzüne karşın kapkara gözleriyle insanın içini karartıyordu. Takındığı tebessüm de rolden fazlası değildi. Blöfünün gün gibi ortada olduğunun kendi de farkındaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Düşünceli ve bir o kadar da yürekli… gencin suratından bunlar okunuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bir bakalım… Sen kesin…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “Açıkçası yakın zamanlarda burayla el ele verip geniş çapta işlere imza atma niyetindeydik. Bu yüzden örgüte saygılarımızı sunup çam sakızı çoban armağanı hediyeler vermek için fırsat kolluyorduk.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bak sen… Düşünmeniz yeter.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tir tir titremeden vazifesini layıkıyla yerine getiriyor olması olumlu bir imaj yarattı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuk da bu hareketin ardından kendi üzerine düşeni yerine getirmeye baktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “Tarafımızın ikramları bu şekilde… kuşlar kralın getirdiklerimizi seveceğini söyledi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Ha?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gencin hizmetkârları tarafından odaya sandık getirilip açıldı. Genç, getirdikleri göz alıcı ikramları takdim etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kutunun içi taş doluydu… Sihirli taş. Sanki doğallığını kanıtlarcasına tüm odayı sihirli taşlardan yayılan mana kapladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İkramlarına göz atarken kral homurdandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “En çok hangi renk taş var?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Kırmızı ve mavi tondakiler uzaktan bakınca daha çok öne çıkıyor. Ama daha derinlere daldığımızda sarıyla yeşilin daha ağır bastığı gözler önünde. Tüm renklerden var gibi. Ne iyi etmişsiniz de düşünmüşsünüz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu manasız soru karşısında genç adam ilk kez istifini bozdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gencin yerine ise soruyu yanıtlayan kralın yanı başındaki Cecilus oldu. Cecilus’un raporundan sonra kral hafifçe kafasını salladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Öyle mi? Sağ olun madem. İkramlarınızı kabul ediyorum. Aa…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “Russel Fellow’un ikramları.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Hmm, Russel Fellow diyorsun… Olur da başınız sıkışırsa…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Birden Arındıran Kral’ın sözü kesildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kesilme sebebiyse karşısındaki genç habercinin araya girmek için elini kaldırmasıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hemen ardından kısık bir homurdanma odada yankılandı. Sözü kesildikten sonra Arındıran Kral’ın bu kendini bilmezlik karşısında vereceği cevap için odadaki herkesin gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak bu duruma bir tek Halibel, Cecilus ve Arındıran Kral tepkisiz kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “Mazur görün. İkramlarımız yalnız bununla da sınırlı değil.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…Ha. Şimdi daha da ilgimi çekti.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gencin sözleri karşısında kralın verdiği yanıt odadaki tansiyonu düşürür nitelikteydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Üzerindeki baskının gitgide azalmasıyla beraber genç, başını öne eğdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç: “――Arındıran Kral’ın vahşetine karşılık Lugunica Krallığı size cevap babında bunu getirdi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Kaşla göz arasında bembeyaz bir ışık hüzmesi tüm odaya hücum edip darmadağın etmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Akılalmaz bir ışık demeti, Büyülü Kale Pandemonium’un servet değerindeki giriş salonunu kaplayıp, arındırırmışçasına tuzla buz etmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
On sekiz kişi daha neyle karşılaştıklarını bile idrak edemeden beyaz hüzme tarafından yok olmuştu… Her biri de adını tarih sahnesine kazımış, heybetli savaşçılardandı. Fakat artık bu diyarda varlıkları son bulmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hatta bu savaşçıların yok olduğunu birine anlatacak olsalar söylenenlere kulak dahi asmazdı. İnanılır gibi değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Hepsini bir bir buharlaştıran bu saldırı tek bir kılıç sallayışıyla gerçekleşmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Örgütün merkez üssü yıkılmaya başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ehemmiyet teşkil eden ne kadar eşya, kişi, varlık varsa burada toplanmıştı. Toplanan ne varsa da bu kudretli varlık tarafından yok edilmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Arındıran Kral artık dünyanın ortak düşmanı hâline gelmişti. Kötücül emellerine bir nokta koymanın vakti geldi de geçiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu melun varlığı zapt etmek adına Ejder Krallığı’ndan yollanan isim ise…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Kılıç Azizi soyundan, Reinhard Van Astrea.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tüm çabaları hiç eden, ilahi katın sopası çıkagelmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Paramparça olan salonun tam ortasında saçı kızıla çalan bir adam, dimdik duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ateş kırmızısı saçları, gökyüzü mavisi gözleri, en ufak toz zerresinin değmediği bembeyaz şövalye üniforması, tablodan fırlamışa benzeyen şövalyeler şövalyesi karşılarında duruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şövalyenin bir elinde tuttuğu Kutsal Kılıç parça pinçik olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tek bir savuruşuyla işinin ehli bir kılıç demircisinin ellerinden çıkan şaheser tuzla buz olmuştu. Tabii bu feragâtı da boşuna değildi. Zulüm üstüne zulüm yaşattıran zalim adamla yardakçıları defedilebilmişti…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Hiç de cici bici bir rakip değilsin, biliyorsun değil mi?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şimşek emsaliyle ortalığa yayılan tozu dumanı yarıp geçen bir kılıç saldırısı Reinhard’ın üstüne geliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardından sanki fırtına kopmuşçasına kızıl saçlı adam geriye doğru fırladı. Ancak bünyesinde herhangi bir kılıç kesiği yoktu… Kılıcının kınını, saldırıyı püskürtmek için kullanmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Eliyle değil de akrobatik vücut hareketleriyle üzerine gelen kılıç saldırısından kaçınan Reinhard, göz açıp kapayıncaya kadar karşı saldırısını gerçekleştirmişti… Adamın yeteneğine şahit olan Cecilus beklenmedik bir anda ıslık çaldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “He, şimdi anlaşıldı! Bakıyorum da hâlâ yaşadığımız dünyanın çok çok ötesindesin… Ne kadar sevindim anlatamam, Reinhard-san!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Tekrar karşılaşmamızdan pek hoşnut olduğumu söyleyemeyeceğim, Cecilus-dono.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir omzunda İfrit Kılıcı Murasame’yi taşıyan Cecilus, terlikleriyle yerdeki tozu kenara silkeledi. Doğru düzgün bir selam vermektense kılıcına davrandığını gören Reinhard kaşlarını çattı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Başta gözün gözü görmediği, harabeye dönmüş odadaki toz bulutu odanın arkasına doğru esmesiyle kaybolmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “…Etki etmemiş anlaşılan.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Aa! Patrona etki etmedi, değil mi? Ee, bir zahmet! Halibel-san’la ben patronun yanı başında onu kolluyorduk, öyle kolay kolay bizi aşamazsın. Ama ne yalan söyleyeyim, saldırına tepki verirken patronu korumak aklımın ucundan geçmemişti. O yüzden Halibel-san’ın marifeti diyebiliriz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözlerin ardından Cecilus başıyla hafifçe odanın arka tarafına işaret ediyordu… Tahtın etrafındaki dumanın kalkmasıyla Arındıran Kral gözler önüne çıktı. Halibel sırtını dönüp onu muhafaza ederken o da çenesini eline yaslamış, bekliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel, tütün çubuğundan çıkan mor dumanları havaya üfürdü…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Ce-san, düzelteyim. Bu maalesef benim marifetim değil…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Yani, şimdi benim gizli güçlerim var da…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Maalesef seninle de bir alakası yok. Bu kesin Su-san’ın işi. Tahtın etrafı muazzam bir güçle korunuyor olmalı. Hoş, hiç duyduğumuz olmadı.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Buna karşılık Cecilus tir tir titreyen ellerine bakarken Halibel de başını salladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Daha sonra Halibel’in ardında bekleyen Arındıran Kral nihayet tahtından ayağa kalktı ve her zaman giydiği turuncu atkıyı boynuna doladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Müzayede evinde saldırını görmüştüm. Bir zahmet tedbir alayım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yanaklarını büzüp canice tebessüm etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Buna tam anlamıyla Arındıran Kral’ın… Hayır, Natsuki Subaru’nun Reinhard’la tekrardan karşılaşması denilebilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Subaru!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Kötü zar attın, Reinhard. Bana o gün müzayede evinde yardım eli uzatmamış olsan bunlar hiç başına gelmezdi. Ama öyle olunca da biricik efendinle bir araya gelemezdin, hadi yine iyisin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “…Cık!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel’in yanı başından ince ince bakarken bir yandan da Subaru, Reinhard’a dil çıkartıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu alaycı tavır karşısında Reinhard’ın tüyleri, sanki canı yanmış gibi, diken diken olmuştu. Nefret ve kinle dolup taşarken masmavi gözlerini Subaru’ya dikmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama birden hâli normale döndü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Yok artık. Sen de mi ‘siyah beyaz’ oldun?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “…Siyah beyaz, dediğin?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Kes sesini, yalancı köpek… Sen kimsin de beni öldürmeye çalışıyorsun?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Duygu zerresi barındırmayan sözleriyle beraber Subaru gözlerini devirdi. Reinhard’a olan ilgisini yitirmişti. Sonrasında Halibel’in omuzuna vurarak Reinhard’la karşı karşıya gelen Cecilus’u izlemeye koyuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Cecilus, ne yaparsan yap. Hevesim kaçtı benim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “…Hiçbir şey anlamadım. Görünen o ki patronla benim olaylara bakış açımız çok farklı. Neyse, bana layık bir rakip getirmişsiniz, ne kadar teşekkür etsem az!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bakış açımız mı farklı?.. Haha, iyi noktaya değindin. Gene beni güldürmeyi başardın, helal olsun.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sanki Cecilus’un sözlerinde espri varmış gibi Subaru dizlerine vurarak güldü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çok geçmeden gülümsemesi tekrardan soldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bu işin de kendince zevkleri var. Cecilus, sen hiç gözüme girememiştin. Sebebi de bir tane bile zaafının olmaması.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Yani bana kalırsa… Mayonez iğrenç!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Ha!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus’un boş laflarına Subaru sanki keyfi yerine gelmiş gibi kahkaha atmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel’in kollarındaki Subaru bir anda gözden kayboldu. Böylece Halibel ile Subaru bu beladan paçayı kurtarmış oldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Durun, daha konuşacaklarımız…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “――Buraya kadardı, Kılıç Azizi. Biraz daha devam edelim istiyorsan yavaştan ayak uydurmaya başlasan iyi edersin. Ama o vakte kadar Arındıran Kral’ın sadık yaveri seni kevgire çevirecek!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Ah… Cık!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel ile Subaru’nun peşinden gitmeye çalışırken Reinhard ayağının altında bir pürüz hissetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aniden tek bir hat üzerinde zemin yarılmıştı. Öyle bir kılıç darbesiydi ki kılıcın kınından çıktığı çıplak gözle görülemez, yalnızca çıkan şimşekle beraber farkına varılabilirdi. Kılıç, kılıç olalı ancak bu kadar hızlı savrulmuş olabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Ne yazık ki öyle bir biçime oturmama daha çok var. Sanki dağa tırmanıyormuşum da en tepeye ulaşmam için son bir adımım kalmış gibi.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Ne dağı, nereye ulaşacaksın?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Semavi Kılıç’a elbette.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tam o esnada sanki hava donuyormuş gibi, kesilip yarılıyormuş gibi sesler kulakları çınlattı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kılıç ustalığının doruklarına çıkmayı başarabilmiş bir kılıç ustası… Hayır, içindeki savaşçı ruhunun dışa vurumuydu. Öyle ki akılalmaz olayları bile mantık çerçevesine sığdırabiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kılıç ustalığının ete kemiğe bürünmüş hâli gözler önündeydi. Sırf o kılıca dokunmak bile, yenilmez sanılanları yok etmeye yeter de artardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Burnumda tütüyordun, desem yeridir… Seninle kılıçlarımızı çarpıştırmayı iple çekiyordum!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Cecilus-dono, seninle daha evvel de kapışmıştık. O müsabakamız, benim açımdan, büyük önem arz ediyordu. Öte yandan sen…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Bir zahmet! Bünyem kılıç kaldıracak dermanı bulduğu müddetçe… ikimiz ancak ölüm kalım mücadelesi verebiliriz!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İkinci silahı: İfrit Kılıcı Murasame parıl parıl ışıklar saçarak kınından çıkartıldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İlk silahı: Düş Kılıcı Masayume, kesme sevdasıyla, içindeki güzelliği dışa vurdu.
Bu dünyada ilk on’a giren Büyülü, Seçkin ve İlahi kılıçlardan ikisi onun ellerindeydi. Reinhard’da ise…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “――Ejder Kılıcı Reid.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kılıç Azizi’nin her daim yanı başında olup yalnızca Kılıç Azizi’ne layık bir rakiple karşılaşınca kınından çekilebilen Ejder Kılıç Reid, bembeyaz ışıldayarak havaya kaldırıldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kılıç kınından çıkarken duyulan ses hiç şüphesiz ki kılıcın kükremesinden geliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Sen de adın kadar iyi biliyorsundur, Reinhard-san. Önümüzde bir duvar bulunuyor…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ellerinde kılıçlarıyla, bu iki doğaüstü varlık karşı karşıyaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aralarındaki mesafeyi kısaltmak adına ayaklarını yerde sürümüşlerdi, dünya korku dolu gözlerle mücadelelerini bekliyordu, ortamın havası değişmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Belli başlı bir dünyaya gelenler karşılarında duvar bulacaktır. Bu duvar katiyen aşılamaz, hiçbir şekilde yıkılamazdır. Kimisi duvarı geçemeyip havlu atmıştır. Benim kitabımda ise öyle bir şey yok. O duvarı geçmeden ben, ben olamam.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Tam o sırada patron bana bir vaatle çıkageldi. Bana o duvarı geçmeyi vadetti… Yani, her ne kadar duvarın sonunda seninle ölümüne kılıç çarpıştırmak olsa da… Onun deyimiyle, ‘yılana sarılmak’ işte.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Ne yılanı?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Denize düşüp boğulanlar yılana sarılır, öyle diyordu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus Segmunt’u buralara sürükleyen yegâne çözüm yolu da buydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yoksa kılıç ustalığındaki arzularının tam üstüne basılması mı bu hâlini kaçınılmaz kılmıştı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gözleri fal taşı kesilmiş Kılıç Azizi karşısında Cecilus dudaklarını kıvırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ve güldü. Gülümseyerek milleti lime lime eden Mavi Şimşek’in ağzından şu sözler döküldü:
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “Boğuluyorum, Sayın Reinhard Van Astrea! Tam da işverenim gibi konuştum! Anlaşılan buradaki herkes, bir şeylerin peşinden koşup arzularımıza yenik düşmüşüz. Buradaki herkes arzuları içinde boğuluyor! Hepimiz denizde midir, nedir, görmediğimiz şeyin içinde boğuluyoruz!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard nefesini tuttu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece öne yaslanıp, iki kılıcının da kulpundan tutarak Cecilus terliğini çıkardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Cecilus: “――Kılıç ustası, Cecilus Segmunt.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne Vollachia İmparatorluğu’nun askeri, ne General ne de Mavi şimşek… Diğer adları lüzumsuzdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu beden, tek bir kılıç ustasından ibaretti. Semavi Kılıç’ın uğrunda yanıp tutuşuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Pandemonium’da şimşekler çaktı, yıldırımlar çıktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kan damlaları döküldü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Pandemonium’da yıkılmaların ardı arkası kesilmiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Savaşın artçıları bitmek bilmiyor, şiddetli bir depremden farksız hissettiriyordu. Öyle ki gümbürtü Emilia’nın izole odasından bile işitiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tavana asılı ışık yanıp yanıp sönüyor, etraftan tozlar dökülüyordu. Emilia yatağında uzanır hâldeyken çabucak bir karar vermesi gerekmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağıza odadan dışarı adımını atmaması söylenmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hatta rica edilmişti, “Lütfen burada kal.” der gibi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Söz dinleyip odada mı beklemeliydi, yoksa sözünden çıkıp koşarak kaçmalı mıydı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aklındaki binbir düşünce birbirine girmişti, kızcağızı karar vermekten alıkoyuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Lia, son yakındır.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Ha?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kıran kırana mücadelenin sesleri odada yankılanırken yatağında yatan Emilia’yla Puck konuşmaya başladı. Mor gözleri titreye titreye yukarıya bakıyordu. Puck minnacık burnuyla biraz koklayıp kollarını birleştirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sonun yakın olduğunu duyunca Emilia yutkundu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yine de elinden bir şey gelmiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Karar verme faslını bir kenara bırakmış, söz dinleyip odada kalmanın sonuçlarıyla yüzleşmeye hazırlanmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Korkakça bir karar olduğunun anlayıp kızcağız tekrardan…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hayatını Subaru’nun ellerine bırakmıştı…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “――Reinhard gelmiş, Subaru mağlup oldu.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck’ın sözlerinin ardından Emilia’nın düşünceleri kaskatı kesildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Ahh.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Konuşamayıp anlamsız sesler çıkartıyor, iki kelimeyi bir araya getiremiyordu. Aklının ucundan en ufak mantıklı bir düşünce geçiremiyordu. Emilia gözlerini fal taşı gibi açtı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sonun yaklaştığını duymasına rağmen Emilia’nın, Subaru’nun kazanacağına inancı tamdı. Kızcağız bir kez olsun Subaru’dan şüphe etmemişti, bunun farkına vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru mağlup olamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Rakip fark etmeksizin, gerek bencil mazeretleri gerek azim ve kararlılığı gerek ise insanlardan hazzetmemesiyle galibiyete dört elle sarılırdı. Emrinde kim varsa aklını çelip, tüm ipleri eline alarak rakibi kim olursa olsun yeryüzünden silerdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne zaman bitap düşüp kafasını toparlamak isterse de Emilia’nın yanına giderdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru kesin odasına gelecekti, Emilia buna canıgönülden inanıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Şu güne kadar hiç seni seçim yapmaya zorlamadım ama bugün işler değişti. Lia, seçim yapmak zorundasın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Seçim… yapacaksam…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Kalalım mı, gidelim mi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Olacakları ne denli tahmin ettiği Puck’ın ciddi sesinden anlaşılıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck, yorganına sımsıkı sarılan Emilia’ya doğru baktı. Her zamanki laubali hâlinden eser kalmamıştı. Şen şakrak davranışları, yerini biricik çocuğunu koruma içgüdüsüne bırakmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Babanın gözleri, kendine bir yol çizemeyip önünü göremeyen çocuğuna doğru bakıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Görünen o ki bunca zaman Subaru en ufak istihbarat sızdırmamış. Anlayacağın Lia, senin örgütün faaliyetleriyle uzaktan yakından alakan yok olarak gözüküyor. Zaten alakanın olduğu da yok. Ama kayda değer bir süre boyunca örgütle iç içe yaşadığımızdan gözler bizim üstümüzde illaki olacaktır. Önemli tedbirlerden bu da.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Faaliyetlerle alakam yok mu? Nasıl bir yerim var ki benim?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Roswaal’ın malikânesinden kaçırılıp esir tutuldun. Sana çekilen muamele buydu. Pandemonium’u bertaraf etmeye gelenler imdadına yetişmiş gibi oldu yani.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu şaşırtıcı açıklama karşısında Emilia şoke olmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın kendi rızası dışında Roswaal’ın malikânesinden götürüldüğü doğruydu. Bu durumdan hem muzdarip hem de Subaru’ya kızgın olduğu da yadsınamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak gözleri yaşlı, muhtaç hâlde ona gelen Subaru’ya da sırt çevirmemişti. Çocuğun tüm yaptıklarının Emilia’yla geçirdiği zamanı korumak olduğu da yine yadsınamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tüm bunlara rağmen hâlen daha Emilia’ya mağdur gözüyle bakılabilir miydi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaşananları inkâr etmek namussuzca olmaz mıydı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Lia, burada uslu uslu beklersen kurtarıcıların imdadına yetişecek. Ama…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fısıldarmışçasına konuşurken Puck bir anda Emilia’nın incecik omzuna kondu. Ardından kedicik onun yanağına yanaşırken Emilia, Puck’ın devamını getirmediği sözleri idrak etmiş ve acı gerçekle yüzleşmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Burada beklerse mağdur gibi görülüp kurtarılacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak buradan dışarıya çıkarsa kendi hür iradesiyle burada bulunmuş olup faillerden biri sayılacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Acı gerçekle yüzleşirken bir an olsun tereddüt etmedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ayağa kalkıp beyazlar içindeki odanın tek kapısına dokundu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kapıyı dışarıdan açabilmek için detaylı bir kimlik doğrulama prosedürü gerekliydi. Yani Subaru ve hizmetlisi Frederica’nın dışında kimse odaya girip çıkamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın eli kapıya değer değmez tüm sistem paramparça olmuş, kapıdan en ufak eser kalmamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Subaru tam bir avanaksın…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Avcunun içiyle yok olan kapının mekanizmasını inceliyor, hafifçe mırıldanıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aslen çalışma mekaniğinde yalnız Emilia tarafınca yıkılacak şekilde ayarlanmıştı. Kısacası Subaru, Emilia’nın istediği vakit çıkabileceği şekilde kapıyı ayarlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Öyle bir kuş kafesiydi ki bu, kuşun iradesiyle yerle bir olabiliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru, Emilia’nın kaçmayacağından adı kadar emin miydi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yoksa Emilia’nın kaçma isteğine saygı mı göstermişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sorunun cevabını bizzat çocuğun ağzından duymak lazımdı, kızcağız böyle düşündü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Emilia, iki arada bir derede kalmasının ardından nihayet bir karara varmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kalenin giriş salonundan koşar adım kaçarken Halibel’in yanı başında Arındıran Kral, genç çocuk, patronu, ustası bulunuyordu… Natsuki Subaru kendi kendine kıkırdadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Felt’i falan rehin alsak nasıl olurdu acaba?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard’ın yapabileceklerini kısıtlamış olurlar mıydı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Hayır, hatta aksine öfkeyle dolup taşan Kılıç Azizi’ne karşı mücadele etmek hiç hayra alamet olmazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Varsayıma noktayı koyan bu oldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Pandemonium’un sonunun bu şekilde geleceği vaktizamanında pek çok kez içine doğmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Yeraltı dünyasının ağababalılığını yapmak da gayet eğlenceliydi…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şöyle bir geriye dönüp bakınca nasıl buralara geldiğini aklından geçirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Millete ne kadar ızdırap çektirmişti? Elinin altında bulunanların zaaflarını kullanıp öfkelerinin odağı oldu, millete diz çöktürüp nefretlerini körükledi, rakiplerine boyun eğdirip gözünü dahi kırpmadan canlarına kastetti…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Hayır, gözünü kırpmadan milleti katledecek kadar gaddar olamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Keyfinden zulmettiği yanılgısına kapılmak doğru bir çıkarım olmazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hiç üstüne düşünüp taşınmamıştı. Aslını astarını sorgulamamıştı. Çünkü manası yoktu. Ama şu da bir gerçekti ki…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Subaru insanlardan deli gibi korkuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir yandan ilk bakışta sıcak bir tebessümle insanları karşılasa da diğer yandan özünde yatan sinsi şeytanın üzerini kapatmaya çalışırdı. Hakikati örtbas eder, art niyetleriyle gizli saklı işler çevirir, menfaatine göre hareket ederdi; böyle bir insanın varlığı bile tüyler ürperticiydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yanındakilere körü körüne güvenip güvenmemek gibi eften püften kaygılara kapılmak da olsa olsa aptalca olurdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dolayısıyla Subaru, insan ilişkilerini basite indirgeyecek bir strateji geliştirmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Herkese yalancı gözüyle bakacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sayede tüm âlem Subaru’yu hor görecek olsa dahi dünyası belalardan tamamıyla arınmış olacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu dünyadaki her kulun illaki bir zaafı bulunuyordu. Ailesi, sevdiği, serveti, hayali, ümidi… Bu yüzden de…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Keşke tüm insanların zaafı elimde bulunsa.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İşte ancak bu senaryoda Subaru insanlara güvenebilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Siyah beyaz, renklerden mahrum, nefret ve öfkeden beslenen bir dünyada ancak huzur içinde yaşayabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’nun yanında Halibel durup kaçmasına yardımcı oluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’ya göre Halibel’in dış görünüşünü asıl formuna benzemiyor gibiydi… Renk çeşitliliğini barındırmıyordu. Tüyleri iki renkten meydana geliyordu: siyah ve beyaz.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Renksiz görünüşü yalnızca Halibel’e has bir özellik değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu anda istisnasız tüm dünya, Subaru’nun gözünde bir çift renge bürünmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsanlar, eşyalar, tablolar, araçlar, Sihirli Taşlar, dökülen kanlar, akan sular… Siyah beyazdan ibaretti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kan ile su birbirinden farksızdı, çorbayla zehir ayırt edilemezdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Her şey renksizdi. Siyah beyaz.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylesine bir dünyada Subaru’nun nezdinde renkli görülenler pek azdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru da bir tek onların gerçekliğine inanıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Onlardan başka ne varsa Subaru’ya göre sahteydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beatrice’e inanırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’ya keza inanırdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O ikisinden başka inandığı bir kişi daha vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sözün özü, Subaru başka kimseye inanamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Onlardan gayrı kim varsa solmuş gözüküyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru’nun yaşayıp yaşamayacağına ancak ve ancak onlar karar verebilirdi, hakiki olanlar.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…Reinhard’la az buz tecrübem var.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Belki de Subaru’nun mazisinde bulunanlardan bazılarının rengi yerli yerindeydi… Bir ihtimal, Subaru’ya renk algısını yitirten olay yaşanmadan evvel haşır neşir olduğu insanlar, o olay hiç yaşanmasaydı renklerinden bir şey kaybetmeyeceklerdi. Subaru bu ihtimale sımsıkı sarılmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak Reinhard’la karşılaşmalarının ardından, onu da sanki ilk tanıştığı biri gibi renkten mahrum görünce tüm umutları suya düşmüştü. Reinhard her ne kadar göz alıcı birisi olsa da Subaru’nun gözünde kül grisinden ayırt edilir yanı yoktu. Kapkara gözüküyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
En nihayetinde Reinhard da insanoğlunun bir parçasıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaşadığı müddetçe yalan söylememiş olmasının imkânı yoktu. Fazla söze gerek yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Efendim!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’yla Halibel kalenin bir ucundan öbür ucuna koşarken yüksek bir ses kulaklarına ilişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sesin kaynağına baktıklarındaysa koridorun diğer ucundan çıkanın upuzun sırma saçlarıyla, boylu poslu hizmetçi Frederica olduğuna şahit oldular.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica, inceden de olsa Subaru’nun hoşuna gidiyordu. O yüzden――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Buraya kadardı… Şş!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağızın ileri atılıp çocuğun canına kastetmeye çalışırken bir yandan da üslubundan ödün vermemesi Subaru’ya sevilesi gelmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Elbette Frederica’nın bu hareketi Kararagi’nin en güçlüsünün göz ardı edebileceği gibi değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Aa! Ahh!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hançerini ellerinden alıp, kızcağızı duvara yaslayarak bir kolunu tutmuştu. Halibel’in bu temkinli tutumu karşısında Frederica başını geriye yaslamaktan ileri gidemiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Niye bana engel oluyorsunuz, Halibel-sama? Krizi fırsata çevirip şu ciğeri beş para etmezi…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Onu öldürebilirdin. Niçin buna niyetlendiğinin de pekâlâ farkındayım. Çoluk çocuksunuz, zaaflarınız da onun elinde. Su-san’ı ortadan kaldırıp özgürlüğünüze kavuşmak istiyorsunuz. Anlıyorum anlamasına da…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel kısık gözlerini fal taşı gibi açıp bakışlarını Frederica’ya çevirdi. Keskin bakışlar altında ezilen Frederica’nın incecik boğazından ufak bir ses duyuldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Şansınıza küsün ki ben patronun elinde zaafım var diye ona itaat etmiyorum. Su-san’a nezaketinin karşılığını vermek boynumun borcu, ondan itaat ediyorum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Nezaket mi? Bu herifin mi? Aklımla alay mı ediyorsunuz? Nezaketi batsın onun!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Duvara dayanmış, kan çanağına dönen gözleriyle Frederica, Subaru’ya bakıyordu. Hâlihazırda sipsivri olan dişleri uzamış, hanım hanımcık parmakları ise kocaman, hayvani bir hâl almıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “Ne olursa olsun… Ih!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Su-san?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica öfkeden deliye dönüp şekil değiştirmişken Subaru ise gitgide yaklaşıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica gözlerini kocaman açmışken Halibel de bir yandan Subaru’ya yaklaşmamasını temkinleyerek bağırıyordu. Ama Subaru geri adım atmadı. Böylece Frederica bir kolunu umutsuzca havaya kaldırıp Subaru’nun boynuna bir çizik attı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sonrasındaysa boynundaki atkının bağı çözülüp yere düştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “…Hiih!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica bu manzarayı gördükten sonra genzinden anlamsız bir ses çıkardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel de Frederica gibi ilk kez şahit oluyordu, hayretler içerisinde kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Natsuki Subaru’nun boğazında kıpkırmızı parmak izleri bulunuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bu iş böyle olmaz Frederica. Siyah beyaz hâlinle beni öldürmene müsaade edemem.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Donakalmış Frederica’ya yaklaşan Subaru suratını yaklaştırıp kesinliğini net bir şekilde ortaya koydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Belki de Frederica’da en ufak renk kırıntısı arıyordu. Ancak bu kadar mühim bir anda bile Frederica’da en ufak değişim söz konusu değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Halibel-san. Frederica’yı al götür buradan, bırak kaçsın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “…Su-san. Kılıç Azizi’ni buraya sokan köstebek kalıbımı basarım ki…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Farkındayım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica’nın kılını kımıldatamayan hâline bakarken Subaru, Halibel’in sözünü kesti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kelimelere dökülmese de Subaru anlamıştı. Frederica’nın neden böyle işlere kalkıştığı bariz ortadaydı. Frederica’nın duyguları, haddi hesabı olmayan iğrenç muameleler göz önünde bulundurulunca gayet de mantık çerçevesine oturuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Bu durumdan muzdarip olan sırf Frederica da değildi. O kalkışmasa başkası kalkışırdı. Ona mahsus bir öfke değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Senin de dönmene gerek yok, Halibel-san. Ben kendimce bu hengâmenin icabına bakarım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Nezaketime karşılığı fazlasıyla verdin. Bir kere en baştan borçlu hissetmene gerek de yoktu zaten… Ben biraz fırsattan istifade etmiş oldum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kafasını sallayarak Subaru, hafifçe Halibel’e gülümsedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel belki Subaru’nun onu önemsediğini düşünse de durum hiç öyle değildi. Halibel görünürde en ufak renk taşımıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Renk bir kere solunca tekrar geri dönüşü olmayabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bunun sebebi de Subaru’nun inanç hakkının elinden alınmasıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yani Subaru’nun gözünde ebediyen renkli kalacak hiç mi bir şey yoktu?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Madem öyle elde kalan tek dayanak da…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel: “Su-san, sizinle doğru dürüst bir dostluk kurmayı canıgönülden istemiştim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…Kuyruğumu kıstırıp kaçmasaydım olabilirdik de.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’nun niyetine saygı duyup Halibel, bu birkaç sözün ardından veda etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru da vedanın kısasının makbul olacağı kanaatindeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama son ana kadar dost olmaya çalışan yaverine havalı gözükmek istedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Frederica.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Frederica: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İsminin zikredilmesinin ardından Frederica yüzünü Subaru’ya çevirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Savaşma hırsını kaybetmiş kadına karşı Subaru, ona fikirlerini beyan edip etmemekte kararsızdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hiç değilse bir dönüt vermek istedi, ona böyle söylenmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Eline sağlık, yemekler leziz olmuş. Öyle söylediler.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Frederica’nın bu enteresan sözleri anlamamış olma ihtimali yüksekti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Son ana kadar Natsuki Subaru kızcağıza göre canavarın teki olarak kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne olacaktı sanki? Ha canavar kalmış ha kalmamış? Ne önemi var? Madem canavar gibi davrandı, canavar gözüyle de bakılacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Görmeyi umut ettiği sonucu alamamıştı. Fakat…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Şimdi, nereye gitsem acaba?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Halibel, Frederica’yı da alıp gölgeler içinde gözden kayboldu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru geride bırakılmış, hayalleri yıkılırken bir başına kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Pandemonium’un durmadan sarsılması, Reinhard ile Cecilus’un mücadelesinin hararetlendiğine işaretti. Ancak uzaklardan duyduğu seslere bakılırsa saldırı yalnızca Reinhard’la sınırlı kalmamıştı. Örgütü yıkma fırsatı ellerine geçen olası düşmanlar da üşümüştü, bu kanıya vardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Düşman, düşman, düşman… Varsa yoksa düşman!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böyle bir yaşam tarzını benimseyince insanın başından düşman eksik olmuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru bir çatala varmıştı. Bir anlığına nereye gideceğine dair kararsız kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sağa gitse; en zayıf yanlarını gösterdiği kızın, Emilia’nın odasına varacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sola gitse; en zayıf anını fırsat bilecek kızın yanına varacaktı…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Ha?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nereye gideceğini ilk o an anlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’ya doğru koşar adım gelen biri, elindeki bıçağı Subaru’nun sol yanına saplamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Enteresan bir kalede, yine enteresan bir manzaraya karşı Emilia çıplak ayakla koşuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Pandemonium’da bir sene geçirse de Emilia’nın kalede görüp bildiği tek yer kendi bembeyaz odasıydı. Ne odasının ne de kalenin dışına tanıklık etmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama Emilia tutumundan ödün verip de merakını gidermeyi yeğlememişti, onun gözü bu dünyada değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu anda Emilia’nın gözü o çocuktan başka bir şeyi görmüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Emilia-sama?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Adının anılmasının ardından Emilia şaşırıp koşmayı bıraktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Pandemonium yıkılmaya devam ediyordu. Kale, kalelikten çıkmaya başlamıştı. Beyazlara bürünmüş bir koridorun kırık pencereleri arasında Emilia’yı masmavi gözlü, kızıl saçlı bir çocuk durdurmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Reinhard…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Durumunuz nedir, Emilia-sama? Sizinle denk gelebildiğime çok sevindim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu hâlde bile şövalyelik üslubunu ve duruşunu bozmamıştı, tavırları cesur, bir o kadar da nahifti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Genç adam Emilia’yı görür görmez yanına koşmuştu. Reinhard Van Astrea başını öne eğdi. Fakat sağlığı itibarıyla vahim vaziyette olması Emilia’nın mor mor gözlerini hayretler içerisinde bırakmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Reinhard, yara bere içindesin. İyi misin?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Endişeleriniz adına minnettârım. Korkulacak bir durum yok, biraz fazla yaralanmış olabilirim.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözleri söylerken Reinhard bir yandan da dudaklarını sıkmayı bıraktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama Reinhard dışarıdan bakınca çok ağır yaralı duruyordu. Gencin nasıl hâlen ayakta durabildiğini kız bir türlü akıl edemiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şimşek hızındaki kesiklerle açılmış sayısız yara, dört bir yanını kaplamıştı. Durmak bilmeyen kanaması bembeyaz koridoru kırmızıya bürümüştü. Korkusuzca, namına yaraşır bir şekilde başını dik tutuyordu. Ateş kırmızısı saçları anlında karman çorman olmuş, yorgunluğu yüzünden okunabiliyordu. Yine de soluk alıp verişinde en ufak düzensizlik söz konusu değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Beyazlar içindeki şövalyenin forması kir ve kanla kaplıydı, işin kötü yanı üzerindeki kan bir tek ona ait de değildi. Ama en can alıcısı da――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Kılıcın…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Hâlimiz ve vaktimiz Ejder Kılıcı’nın çekilmesi için makul, Ejder Kılıcı’nın kanaati bu yönde.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne bir kez olsun kınından çıkarıldığı görülmüş ne de buna ihtiyaç duyulmuş, nesillerdir Astrea ailesinin yadigârı olmuş Ejder Kılıcı; kınından çıkmış bir vaziyette bembeyaz parlıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu kılıç, kaledeki kime karşı çekilebilirdi ki? Kime karşı çekilecek olabilirdi?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Sizi sağ salim gördüğüme çok sevindim… Sizi buradan derhal çıkartacağım. Kalenin önünde bekleyen bir ejder arabası var, ona atlayıp Lugunica’ya…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Lugunica’ya mı?.. Neredeyiz ki biz?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Kararagi Şehir Devleti sınırındayız. Girall Kızıl Tepeleri’ndeki gizli bir yerleşkedeyiz… Örgütün sığınağını bulmak çok zamanımızı aldı ama işinin ehli birer casus ve köstebekle bir şekilde su yüzüne çıkartabildik.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard, Emilia’nın sorularını cevaplarken bir yandan da etrafını temkinlice kolaçan ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sarsıntılar devam etmesi, kalenin bir yerlerinde çarpışmaların sürdüğüne işaretti. Reinhard da bu çarpışmalara katılıp müttefiklerine arka çıkmak istiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ne kadar yara bere içinde olursa olsun yine de Krallık’ın en güçlüsü… hatta dünyanın en güçlüsü o’ydu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Onun varlığıyla Pandemonium’un yıkılışı an meselesi hâline gelmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O burada olmasaydı――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Emilia-sama, şu anlık ilk önceliğimiz…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kaç kurtar kendini, der gibi bir hâli vardı Reinhard’ın.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak Reinhard’ın sözü Emilia’nın hareketleriyle kesilmişti. Birden ardını döndü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kaşla göz arasındaydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard sırtından karnına doğru deşip geçen bir buzdan kılıçla yaralanmıştı. Donmuş kılıcın ucundan kanlar fışkırdı, iç organları dondurucu soğukla beraber mahvolmuştu. İlk kez böyle bir durumla karşı karşıya gelmesinin etkisiyle Kılıç Azizi yere kan kustu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Emilia-sama…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Ah!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard daha ne olduğunu bile anlayamadan dizlerinin üstüne düştü, bu manzaraya tanık olan Emilia da şaşkın şakın bembeyaz parmaklarına baktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaptığının hiç beklenmedik bir hareket olduğunun o da farkına varmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Yaşananlar Emilia’nın yüreğindeki ihanet duygusuyla meydana gelmiş olsaydı Reinhard saldırıdan kaçınabilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Düşmanlık besleyerek yapılan saldırıları Reinhard içgüdüsel olarak bloke ediyordu. Aksi hâlde İlahi Korumalar’ı varlığını sürdürdüğü müddetçe Reinhard bu kadar gafil avlanamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama bulundukları yer Pandemonium’du ve Emilia kendi rızası doğrultusunda hareket etmemişti… İşin sonunda Reinhard hayati bir yara almıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Olmaz, yapamam… Subaru’yu, hayır… Reinhard, olmaz… Subaru’ya dokunamazsınız. Subaru’nun bana ihtiyacı var…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnkâr edercesine kafasını sallayarak Emilia, niyetini iyiden iyiye gün yüzüne çıkartıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu beklenmedik hareketinin, Reinhard’ı gafil avlamasının, tek sebebi Reinhard’ın varlığı hem Pandemonium’u hem de Natsuki Subaru’yu tehdit ediyor olmasıydı. Kızcağızın içine böyle doğmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaptıklarının farkında olmasına rağmen kendini alıkoyamamıştı, aklından böyle geçiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendinden geçmiş Emilia’nın, Subaru’yu korumak için Reinhard’ı öldürmekten başka kaçarı yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Subaru, benim――”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia ilk kez Subaru’nun kalbindeki yerini anlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru üst üste onu bulup kurtarmaya gelmişti, kızcağız da çocuğun hidayet arayışına bizzat şahit olmuştu. Bunlar olurken Emilia’nın imdadına da yetişmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Nasıl ki Subaru, Emilia’ya ihtiyaç duyuyorsa Emilia da Subaru’ya ihtiyaç duyuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Onu koruyacağım! Subaru’yu koruyamazsam ben ne yaparım?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Emilia-sama, ne demek oluyor bu…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…Puck! Lütfen!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şiddetli bir kükremenin etkisiyle buz gibi bir rüzgâr esti. Kızcağızın bembeyaz saçları koridorda dalgalandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Vücudunun her tarafındaki soğuk esintiler içinde öldürme niyeti taşıyordu. Şiddetli rüzgârda kendine mukayyet olmaya çalışırken Reinhard, geriye doğru atılıp üstünden geçtiği yerleri kan içinde bırakmıştı. Boğazından oluk oluk kan kusmasına rağmen kılıcını doğrulttu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Masmavi gözlerinden Sonun Yaratığı ile Buz Cadısı’nın yan yana duruşu yansıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Puck: “Kusura bakma Reinhard. Konu Lia olunca boynum kıldan ince. Bu kadar bitap düşmüşken seni ben bile yenebilirim… kedisel gaddarlık da diyebilirsin.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Ne olur, Reinhard! Geri çekil! Subaru’yla beni rahat bırak!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “――Buna, müsaade edemem.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın işleri bu raddeye getirip yine de tatlıya bağlama çabası karşısında Reinhard başını iki yana salladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Konuşup anlaşma faslı biteli çok olmuştu. Gafil avlanmıştı… Hatta öyle ki koşullar el verseydi uzlaşmacı yaklaşımı geri çevirmeyebilirdi. Yarası bu kadar hayatiyken mecburdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ancak Reinhard’ın gönlü buna el veremezdi. Bu, göz ardı edilebilecek bir mesele değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Pleidas örgütünün elebaşı Arındıran Kral, Natsuki Subaru, başta Roswaal L. Mathers olmak üzere Krallık’tan, Vollachia İmparatorluğu’ndan, Kararagi Şehir Devletleri’nden ve son olarak Kutsal Krallık Gusteko’dan tamı tamına yüz yirmi altı bin yedi yüz iki kişinin ölümünden sorumludur.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Bu rakam yalnızca doğrudan cinayetleri kapsamakta. Dolaylı yoldan aldığı canların sayısı kayda değer miktarda artış göstermektedir. Her ne olursa olsun bu suç göz ardı edilemez.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard’ın sözleri ciddi bir karşı savunmanın yanında rica unsuru da bulunduruyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru’nun kan donduran eylemleri karşısında Reinhard, Emilia’nın içinde bir şeylerin uyanmasını umut ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aslında Emilia da şoke olmuştu. Kızcağızın odasındayken üstlendiği tek görev uyurken Subaru’yu seyretmekti, çocuğun hiçbir faaliyetinden haberdar değildi. Malikâneden ayrılır ayrılmaz Roswaal’ın katledilmesini de Subaru’yla alakalı olduğunu az çok tahmin ediyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaşadığı şokun ardından Emilia başını eğdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şok yaşamıştı. Yaşamıştı yaşamasına ama buna sebebiyet veren Subaru’nun bunca zamandır işlediği günahlar değildi…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “――Özür dilerim, Reinhard. Subaru hâlâ benim için çok kıymetli.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Millete kan kusturtan bu adamın yaptıklarını öğrenmesine rağmen ona olan bağlılığı hiç sarsılmamıştı. Yaşadığı şok öğrendiklerinin etkisindendi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın duyguları gerçeği öğrense bile en ufak değişmemişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “――Tıh!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın itirafı karşısında Reinhard dudağını ısırmıştı. Ardından Ejder Kılıcı’na davranmaya yeltendi…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard: “Kılıç Azizi soyundan Reinhard Van Astrea.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Adım Emilia, sadece Emilia.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İsimlerini söylemenin hemen ardından kaşla göz arasında beyaz ışıklar saçan bir şok dalgası Pandemonium’un üst katını yerle bir etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Esir tutulup kurtarılmayı bekleyen Prenses ve Prenses’i kurtarmaya gelen parıl parıl zırhlı Şövalye öldüresiye çarpışmaya başladılar.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
△▼△▼△▼△
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Hay anasını!.. Şu şerefsizi var ya!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru küfürler ede ede yalpalayarak yürüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir sağa bir sola adımlarını atarken de pıt pıt yere kan damlaları düşüyordu… Sol omzunun altına suikastçının teki bıçak saplamıştı. Acıdan beyni zonklamaya başlamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Renksiz it seni… seni elime bir geçireyim var ya gebertmezsem namerdim!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kan ter içinde kalmış bir hâlde Subaru koridorun duvarına dayanarak yürümeye çalışıyordu. Suikastçı bıçağı saplar saplamaz kaçıp gitmişti, Subaru da hayati yara almadığından acı içinde can çekişiyordu… Giriş salonunda kaybolup gitmesi gereken adam birden aklına geldi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şerefsiz: “Buradan ötesi benim boyumu aşar. Kendinize dikkat edin, Natsuki-san.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Düşmanın kucağında oturan elebaşının kafasını ezdikten sonra üç beş laf edip topuklamak on numara bir plan olurdu… Düşmanlarını övmek, Subaru’nun hazzettiği bir şey değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kısacası bu adam elini sürmek istemediği işleri yapmaya mükellef tutulmuştu. Kendi patavatsızlığından başa bela olabilecek bir düşmanı göz ardı etmesinin yaşattığı aşağılanmayla birlikte hüsranı öfkeye dönüşmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Fakat şu vaziyetinin öfkesini kusmaya el vereceği söylenemezdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Yaraşır bir son, yaraşır bir son…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şarıl şarıl kan akıyordu. Canını yakan sol yanını bir eliyle tutarak Subaru acı içinde söyleniyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaptıklarına dönüp bir bakınca illaki bir gün ettiğini bulacağını Subaru da adı gibi biliyordu. Bilmesine rağmen yine de insanların ahı üzerindeydi, başına gelecekleri bir nebze olsun ertelemek adına cehennemin dibine kadar yolu vardı. En azından planı böyleydi, aklı ancak buna ermişti… Daha bu yola baş koyalı üç sene bile olmamışken vadesinin dolması içini karartıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tiran’ın tekinin sonu olsa olsa böyle olurdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Son zamanlarda duyduğu güvensizlik zıvanadan çıkmıştı. Bu güvensizlik de yıkılışın temelini oluşturmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama hiçbir pişmanlığı yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
“Keşke şunu, bunu yapsaydım.” gibi şeyler aklından geçmiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yaptığının yanlış olduğunun farkındaydı, yanlışından dönmemeye de niyeti yoktu. Tek düşündüğü hayatında hep yanlış anlaşılmış olmasıydı, Subaru bata çıka yoluna devam etmekten başka bir şey yapmamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Daha çok boğuluyormuş gibiydi. Sanki denize düşmüş de bir soluğa hasret kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sırf bu――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Subaru.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardında kan izi bıraka bıraka koridorda ilerlerken birisi Subaru’ya seslendi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir anlığına Subaru kaşlarını kaldırdı, sesi tam olarak algılayamadı… Kimin seslendiğini bilmediğinden değil, ona seslenenin neden burada olduğunu çözememişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çünkü kızcağızın odası kalenin diğer ucundaydı, kaçmaya çalışıyorsa burada durması mantıksızdı. O yüzden――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Ah, hop!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Seni tekrar gördüğüme ne kadar sevindim anlatamam…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Emilia?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağız ona doğru koşar adımlarla yaklaşmış, koridorun ortasında onu kollarına almıştı. Kızcağızın güzeller güzeli yüzünü görene dek gördüklerinin gerçekliğini idrak edememişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Siyah beyaz dünyasına gümüş saçlar, mor mor gözler ve kiraz dudaklar birden renk katmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu renkten mahrum dünyada yalnızca Emilia rengarenk kalmış gibi bir his içine doğdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “İyi de… neden?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’ya bakınca boyanmış gibi duruyordu, Subaru bir türlü nedenini anlayamadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın sımsıcak kolları Subaru’yu ısıtıyordu, öyle bir sarılıyordu ki acıtıyor dese yeriydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
En nihayetinde Subaru, Emilia’yı hep tek taraflı sevmişti şu zamana kadar. Ne olmuştu da Emilia, Subaru’nun yanına gelmişti?..
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Emilia… Yaralanmışsın.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Bir şeyciğim yok, sen hiç korkma. Bir şey olmaz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia, Subaru’ya sarıldıkça sarıldı. Tekrar dönüp yüzüne baktı. Gülümseyip cesur bir tavır takınsa da her tarafı yara bere içerisindeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gümüş rengindeki göz alıcı saçları darmadağın olmuştu, saçının bazı yerleri kesilmişti, bu da dengesiz bir görünüm katıyordu. İncecik, beyaz geceliği parçalanıp kanlar içinde kalmıştı. Çıplak ayağında da ufak tefek acıtacak kesikler göze çarpıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızı tehlikelerden uzak tutabilmek adına şahsi odasına sayısız güvenlik önlemi konulmuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Dahası, yanında Yüce Ruh da olması gerekirdi. Öyle ki kızcağızı her türlü tehdite karşı korurdu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Başına bunlar gelirken Puck ne halt yiyordu?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Puck’ı soruyorsan… Geçti geçti, bir şey yok…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir anlığına Emilia ne diyeceğini bilemedi. Ama kaşla göz arasında kelimelerini toparladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru, Emilia’nın bu tepkisine şaibeli gözlerle baktı fakat Emilia gözlerini açar açmaz zar zor anlaşılan tereddütü öyle her yerde bulunamaz bir nimetti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Subaru, kaçıp gidelim buralardan. Elimizi çabuk tutarsak kimse peşimize takılamaz.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Ne kaçması? Benimle mi?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Tabii seninle! Başka kimle kaçacağım? Saçmalama.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tavırlarından birazcık sinirlendiği anlaşılıyordu. Emilia parmağıyla Subaru’nun burnuna dokundu. Bu durduk yere gelişen olaylar silsilesi altında kalan Subaru’nun kafasında binbir türlü soru işareti dolanıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir kere Emilia’nın Subaru’dan çekinmesi gerekirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Oysa sırf beni kıramıyorsun diye dönüp dolaşıp sana geliyordum…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “――Öyle mi? Yani, benim de aklımdan geçmiyor değildi de…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Emilia?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bir elini göğsüne koyan Emilia melül melül bakıyor, yapayalnız kalmış gibi bir izlenim veriyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru kızcağızı malikâneden kaçırdığından beridir beraber yaşadıkları anılar bir bir gözlerinin önünden mi geçiyordu? Bugüne kadar kaç kez bu rezil rüsva adamın uyuyuşunu seyretmişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ortak zamanlarında Subaru her ne kadar hidayete ermiş gibi hissetse de Emilia aşağılanmış hissetmekten kendini alıkoyamıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Sana çok kızgınım sanırdım Subaru. Meğer kızgınlığım bir tek ilk günlerimizde söz konusuymuş… Sonra sonra bana yardım eli uzattığının farkına vardım.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Yardım eli mi?..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Çünkü Subaru bana ihtiyacın vardı. Ömrühayatım boyunca kimsenin bana bu kadar ihtiyacı olmamıştı ama sen bu durumu tersine çevirdin…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’nun aklında beliren söz ise “karşılıklı muhtaçlık” idi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru ancak Emilia’nın varlığıyla huzura kavuşabiliyordu, meğer diğer yandan da Emilia benzer hislere ortaklık ediyormuş. Kızcağız birlikte geçirdikleri zamanları özlemle anıp öyle zamanlara ihtiyacı olduğunu beyan etti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece ikilinin arasında karşılıklı muhtaçlığa dayalı bir ilişki oluştu, birbirlerine bel bağlıyorlardı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Subaru, her daim seninle olmak istiyorum. Kaçalım mı?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Böyle söylemen çok hoşuma gitti ama…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kekeleyerek cevap veren Subaru, Emilia’nın itirafını kabul edemedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çocuğun kalbi şaşkınlıkla çarpıyordu. Fakat az biraz farkına varmasıyla beraber daha gerçekçi bir yanıta ulaştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın beraber kaçma fikrinin bir oluru yoktu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Reinhard yoldaydı. Her ne kadar Cecilus onu kalenin içinde eli kolu dolu bir hâlde bırakacak olsa da kalenin etrafı Arındıran Kral’ı tahtından indirmeye baş koymuş düşmanlarla kaynıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’nun kalenin dışında tek bir müttefiki kalmamıştı. Olası düşmanları gözaltında tutma taktikleri de şu hâldeyken bir halta yaramazdı. Tüm o olası düşmanlar kalenin dışında etten duvar örmüştü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’yla beraber alıp başını gitmeleri olacak iş değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru’nun sonu buracıkta gelmeliydi. Buracıkta hayatına bir son verilmeliydi――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “――Madem öyle ben de seninle beraber ölürüm.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu sözleri duymasıyla birlikte Subaru serseme dönmüştü. Hatta ne bıçaklandığında, ne Reinhard çıkageldiğinde ne de vadesinin dolduğunu anladığında bu kadar şaşırmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia gülümseyerek Subaru’ya bakıyordu, ağzından çıkanlar tam anlamıyla sevgi ve şefkatin birer yansımasıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru’nun sonu geldiyse Emilia’nınki de gelecekti. Buracıkta――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Gerekirse sonumuz beraber gelsin. Bana ihtiyacının olmadığı yerde bir saniye durmak istemiyorum.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “――Ah.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Ne olur Subaru! Sana muhtacım! Yanında olmak istiyorum!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia çocuğun iyice koynuna girdi. Kızcağızın her tarafı kan revanken iç çekişini görünce Subaru, normalde hissettiğinin tam aksine ona ihtiyaç duyulduğu hissine kapılıverdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nasıl ki o vaktizamanında Emilia’nın kucağına sarılıyordu, şimdi de Emilia çocuğun kucağına sarıldı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Başından beridir Subaru, Emilia’ya muhtaçtı. Kızcağız sayesinde hidayete kavuşuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şimdi ise Emilia, Subaru’ya muhtaç bir şekilde hidayet arayışına girmişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Şu anda Emilia’nın Subaru’ya ihtiyacı vardı, ondan medet umuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böyle bir anın gelip çatacağı kimin aklına gelirdi ki――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Subaru?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın omuzlarından tutarak Subaru kızcağızı itti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ardından kızcağızın karşısında hareketsizce durdu. Emilia’nın gözleri yaşadığı şokla fal taşı gibi açılmıştı, çocuk geriye adım attı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia kafasını kaldırıp Subaru’ya bakıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sonrasında dudakları titreye titreye kekeleyerek Subaru’nun ağzından kelimeler döküldü.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “İnanmıyorum…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnkâr edermişcesine kafasını sağa sola sallayarak Subaru, Emilia’ya baktı―― korku dolu gözlerle.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “Suba――”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Hayır, kes şunu! Ne olur! Dur! Yapma! Olmaz! Dur! Dur! Dur! YALVARIRIM
DUR!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Korkuydu. Korkuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Korku doluydu. Korkudan başka bir şey yoktu. Yalnız korku vardı. Bir tek korku.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku, korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku korku, korku――
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “Cadının pis kokusu üzerine bu kadar sinmişken…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kulaklarını kapadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Başını tuttu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O sesten kaçmaya çalıştı, yükselen çığlıktan, kulakları çınlatan tınıdan.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Daha ne kadar işin içinde parmağın yokmuş gibi davranacaksın?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kulaklarını kapasa da.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Başını tutsa da.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
O sesten kaçmaya çalışsa da yükselen çığlıktan, kulakları çınlatan tınıdan. Nafile.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Ablam ne kadar da nazik.”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Ben ne bileyim lan bunu, HAAA!.. Hık!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İnsana boğazından kan getirtecek kadar yüksek sesle çığlık atan Subaru geri adımlar attı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia doğrulup çocuğa ne olduğunu sorsa da çocuk onu duyamadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Tatlı, cana yakın, narin sözlerle Subaru’ya yaklaşmaya çalışsa da Subaru farkında değildi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağızın ne sesi ne de tek bir kelimesi duyulabiliyordu. Ya da çocuk duymak istememişti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Nazik olmayın bana. Yaklaşmayın bana.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Niye koynuma girmeye çalışıyorsunuz? Yılan mısınız?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Olmaz böyle şey!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kaç kişinin hayatını kararttım haberiniz var mı sizin?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın bunlara göz yummaması lazım.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Akıl alır gibi değil!
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ben mi değiştirdim kızcağızı?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru’nun salaklığı, Emilia’ya bel bağlaması, Emilia’ya güvenmesi, Emilia’nın yanına gidip kendine gelmesi, Emilia’nın kucağında salya sümük ağlaması, Emilia’nın pijama giyerek onu sakinleştirmesi―― Bunlar mı kızcağızı değiştirmişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru’yla beraber Emilia da mı değişmişti?
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Benden nefret etsen, dövsen, sövsen daha iyiydi!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın rengi gitgide soluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın üzerindeki renkler soldukça da siyah beyaz dünyayla bir hâle geliyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Yalandı, yalan olmak zorundaydı. Bu yalanı da Subaru’nun dünyasını karartmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Gümüş saçlı, mor gözlü Emilia―― Subaru’nun inanıp güvendiği Emilia’nın güzelliğine güzellik katan renkleri sönüyor, söylediği yalan onu grinin tonlarına bürüyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu gerçeği kabullenemedi. Emilia asilzadeydi ve öyle de kalacaktı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kızcağız her ne kadar nefret etse de ona ihtiyacı olan birine sırt çeviremiyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çünkü çocuk, kızcağızın nahifliğini kalbinin temizliğinin yüzüne yansıması olarak görüyordu, bu yüzden de Subaru’yu affedemezdi. Subaru kızın kolları arasında boğuluyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Ama Emilia’nın da değiştiğinin farkına varınca…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Bana nazik davranma!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Öyle ya da böyle illaki bir huyumdan nefret edeceksindir! Benden şüphe edeceksindir! Niye, önünde engelim diye! Beni öldürme planları yapacak, arkamdan konuşacak, sövecek, sayacak eninde sonunda da beni sırtımdan bıçaklayacaksın!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Madem öyle bana ta en başındaki gibi nefretle yaklaş! Hiç değişmeden ilk günkü gibi kalsaydın her şey güllük gülistanlık olurdu! O günlerde nasıl nefret ediyorsan yine et. O günlerde nasıl nefret ediyorsan――”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Birden kelimelere dökülen şey öfkeydi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
İçinde boğulduğu öfkesini yeryüzündeki herkese ve her şeye kusuyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kendini boğulmaktan kurtarmak için de umutsuzca ardı arkasına soluk alıp veriyordu. Ama bu hâle düşmüşken Emilia bile ona ihanet edebilirdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Eninde sonunda değişecek biri, gün gelecek ona ihanet edecekti. Ha şimdi etmiş ha sonra.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “Gün gelecek beni sırtımdan bıçaklayacaksın, hiç bana âşıkmış triplerine girme!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “――Hih!”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia çocuğa bir elini uzatmak istese de Subaru titreye titreye siyah beyaz kızı tutup bir kenara fırlattı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sarsılmanın etkisiyle kız koridorun kenarına düşmüş, dayanağını kaybetmişti. Bir anlığına Subaru tereddüte kapılsa da korkusu tüm duygularını bastırıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia da artık sakin kalamadı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu da bir gün geçer, lafı artık tutunduğu son dalı olmuştu―― Kızcağızın ona muhtaç kalacağı aklının ucundan geçmezdi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Emilia bir gün onu affedecekti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bugünleri görmemeyi umut ederdi ama o gün gelip çatmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Böylece Subaru, bu siyah beyaz dünyada bir başına kalmıştı. Artık elinin altında bulundurduğu tek bir dayanağı kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia yere yığılırken çığlık atarak bir şeyler söyledi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru kızcağızı ardında bırakıp koşmaya başladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Sol yanında daha da acı hissetmiyordu. Acıyı falan umursamıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Her şeye bir nokta koyarken bir dileği vardı. Subaru’nun tüm dünyası renklerden arınmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Geriye bir tek o kalmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru’nun boğulurken tutunabileceği son daldı…
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Öyle bir varlıktı ki bu hiçbir zaman değişmeyecek, her daim Subaru’dan nefret edecekti.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia: “!..”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Aklı başında olmayan Emilia’nın sözleri yine aklı başında olmayan Subaru’ya ulaşamamıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kötülük yuvası Pandemonium’un yıkılışı gitgide ivme kazanıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Çöküşün eşiğindeki, renkten mahrum dünyaya Subaru adımını atmıştı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru: “…”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Natsuki Subaru, kendi odasına varmıştı, hâlâ sapasağlamdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’nın şahsi odasına kurulduğu gibi bu odaya da sıkı bir güvenlik önlemi alınmıştı―― Çünkü bu odada da tıpkı Emilia gibi kılına zarar verilmemesi gereken birini barındırıyordu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Emilia’yı tehlikelerden uzak tutmak için odasına tıkmıştı ama bu odada durum farklıydı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Hemen yanı başına kurulmuş düzeneği Subaru açtı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Kitaplığın ardına gizlenmiş kapıyı Natsuki Subaru’dan başkası açamazdı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Subaru usulca kapıyı araladı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Odanın diğer ucundan duvara asılmış zincir sesleri yankılandı.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
Bu zincirlerle ses çıkartırken pespembe gözler Subaru’ya doğru bakıyordu. Gözlerin sahibi konuştu.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
???: “――Nihayet ölmeye geldin herhâlde, Barusu?”
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
――Kendi canına kıyma arzusu taşıyan kız sırf öfkesi yüzünden kan kırmızısı dudaklarıyla gülümsedi.
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ

ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
S O N
ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ
#Umarım keyif almışsınızdır. Epey bir süredir, zaman zaman aralıklı olsa da, bu çeviri üzerinde çalışıyordum. Elliden fazla saatimi gömdüğümü söyleyebilirim. Diliyorum ki sizler de okurken ne kadar üzerine uğraşılmış bir iş olduğunu fark etmişsinizdir. Bu süreçte bana yardımcı olan Re:Zero âlimi arkadaşlarıma ve özellikle Bertiel’e çok teşekkür ederim. Gerek düzenleme gerek ise çeviri safhasında çok yardımları dokundu. Aşağı yukarı 5 senedir çeviri ve düzenleme işleriyle haşır neşirim. Bu süre zarfında çeviriden uzaklaştığım dönemler olmadı diyebilirim. Resmî televizyon kanallarına bile iş vermiş biri olarak ilk kez bu kadar büyük çapta bir şeyi çevirdiğimi söylemem gerek. Okurken keyifli vakit geçirdiyseniz ne mutlu bana.
#Okuduktan sonra da bunu izlemenizi tavsiye ederiz:

Ellerine sağlık admin çok güzel olmuş gece gece de keyif verdi
ellerinize sağlık
çeviri için teşekkür ederiz
sloth if ne zaman gelir en çok onu merak ediyorum
çevirisine başladık ne zaman biter dersen onu bilmiyorum ama yakın bir zamanda kısa ön söz bölümü gelecek, bölüm bölüm ilerleyeceğiz
Çeviri için çok teşekkür ederim
Elinize sağlık
Elinize sağlık
Sonunu hiç beklemiyordum laa şok oldum.
Elinize sağlık.
Elinize sağlık çok güzel olmuş
Çok iyiydi lan
Harika olmuş elinize sağlık
Emeklerinize sağlık çeviri için teşekkürler
Tam da olması gerektiği gibi son buldu. O kadar can aldıktan sonra Subaru bu günahlarından dolayı huzur bulamadı ve ölüme kendi ayağıyla gitti
Sonu çok garipti la
Etkileyici…
Harikaydı
Ellerinize sağlık
Harika
İnsanoğlu yaşattırdığını yaşamadan ölmezmiş