Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VII, Bölüm 88 – “Yeni Rüzgârlar”

Kısım VII, Bölüm 88 – “Yeni Rüzgârlar”

16 Mart 2025 2.331 Okunma 39 dk okuma

Bölümün ortalama okuma süresi 30 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



ㅤㅤㅤㅤㅤㅤ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤÇevirmen: Bertiel

Destekçilerimiz: DonatusEchi_dnaAkari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz

ㅤㅤㅤㅤDestek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

ㅤㅤㅤㅤ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

――İmparatorluk Başkenti Lupugana’nın kuşatılışı, iki tarafın da gönülsüzce taviz vermeyeceği şiddetli bir savaşla başlamıştı.

Her ne olursa olsun, Emilia ve diğerlerinin mevcut Vollachia’ya karşı memnuniyetsizlik içerisinde olan isyancılarla, bu barış dönemini korumaya çalışan imparatorluğun ordusuyla yaşanan bu topyekûn savaşta yer almalarına gerek yoktu.

En başta Emilia’nın grubunun İmparatorluğa giriş yapmasının sebebi birtakım insanları aramaktı.

Elbette, gizlice Vollachia’ya girmeyi başardıktan sonra seyahâtleri süresince karşılaştıkları insanlara karşı da merhamet ve vefa borcuyla dolmuşlardı.

Krallığın ve İmparatorluğun resmî sınırları ne olursa olsun, aralarından mutlu etmek isteyecekleri ve hatta güçlerini paylaşmak isteyecekleri insanlar da vardı. Gruptaki herkes bu yönde hemfikirdi.

Öte yandan, Emilia’nın grubu her ne kadar yufka yürekli olsa da hâlâ bazı öncelikleri vardı.

Esas amaçlarını hiçe sayıp da önceliklerini geri plana atmak, grubun içindeki vicdanları gereği refleks olarak başkalarını kurtarmaya çalışan -Emilia ve Garfiel gibi- insanlar varken, bir de onları uyaracak kadar sağduyulu -Otto ve Petra gibi- insanlar da vardı.

Uçan Ejderlerin saldırılarına göğüs gerip Kale Şehri’ndeki dehşet verici savaşa katılmalarının tek nedeni, aradıkları dostlarının o şehirde olduklarına inanmalarıydı.

Her şey beklentilerinin aksine geliştiği için de mantıken, Emilia ve diğerlerinin isyancı ordunun İmparatorluk Başkentine saldırısına katılmaları için de bir neden yoktu.

Gerçi, her geçen gün İmparatorluğun içişlerinin cayır cayır yandığını duysalar da Emilia’nın grubu, amaçlarının asgari seviyede sarsılması ihtimaline karşı kendilerini çelik gibi sağlamlaştırmışlardı.

Her ne olursa olsun――

???: “――O kızı alıkoyan kişi ‘Uçan Ejder Generali’ olduğuna göre, muhtemelen Ejderdoğan Madelyn Eschart’ın sahibinin malikânesinde tutuluyordur.”

Kale Şehri’nin Belediye Binası’nın en üst katındaki bir odada serili haritanın önünde duran Abel, yüzünü gizleyen Oni maskesine dokunurken Emilia’nın sorusunu yanıtlamıştı.

Abel’in cevabını duyan Emilia, “Madelyn’in sahibi…” diye mırıldandı.

――Zaman geriye, İmparatorluk Başkenti Lupugana’nın kuşatılmasından birkaç gün öncesine döndü.

İblis Şehri’ne gittikten sonra Guaral’a dönmesi gereken Subaru’yla kavuşma umutları suya düşünce, uyanan Rem’i kıl payı kaçırınca Emilia’nın grubu o andan itibaren nasıl bir yol izleyeceklerinden emin olamamıştı.

Kaos Alevi İblis Şehri’nin yerle yeksan olmasıyla nerede olduğu tamamen muamma olan Subaru’yu mu yoksa şu ana kadar sadece onu kaçıranı tespit edebildikleri Rem’i mi aramaya öncelik vermeleri gerektiğini düşünüyorlardı.

Konuşmanın başında Abel’in Emilia’ya söylediği sözler, karar vermek için bazı dayanaklar istiyordu.

Abel: “Bu, asabi Ejderdoğanlardan duyulabilecek bir şey olmasa da o, Başbakan Berstetz Fondalfon tarafından önerilmiş Birinci Sınıf bir Generaldi. Herhangi bir şey olursa onun yanına dönmeliydi.”

Emilia: “――――”

Abel:  “Ne oldu?  Şüphelerin mi var hâlâ?”

Emilia:  “Hayır, mesele o değil… sadece “sahip” kelimesinin geeerçekten de kaba bir ifade olduğunu düşünüyordum.”

Madelyn ile yalnızca birkaç kelime etmiş olsa da onunla epey sert bir tartışmaya girmiş olan Emilia, Abel’in bu şekilde ifade etmesine Madelyn’in fazlasıyla sinirleneceğini düşünmüştü.

Emilia’nın işaret ettiği şey karşısında sessiz kalan Abel, maskesinin ardında gözlerini kıstı. Emilia, onun bu sözlerini düşünüp pek de hoş olmadığını fark etmesini umuyordu.

Her hâlükârda, Abel’in bilgi dolu görüşleri, Emilia ve diğerlerinin bilmediği İmparatorluk tarafındaki durumu anlamaları açısından faydalıydı.

İmparatorluk genelinde artan isyanların etkisiyle gökyüzünün görünüşü ve havadaki kuruluk gitgide kötüleşirken, Emilia her şeyi olabildiğince mantıklı düşünmek istese de içini kötü bir his kaplıyordu.

Aradıkları insanlarla her fırsatta buluşamamış olmaları, İmparatorluk’taki zamanlarının tam anlamıyla kötü geçirmelerine sebep oluyordu.

Emilia: “Ama Madelyn, o Berstetz denen adama geri döndüyse o zaman Rem de…”

???: “Rem-chan oradaysa kesinlikle ağabeyim de oradadır!”

Emilia, konuşmanın akışını tekrar gözden geçirirken bir anda operasyon masasını tutan Medium da sohbete katılıverdi.

Küçücük bedenini sonuna kadar rahatlatmaya çalışan Medium’un gözleriyle göz göze gelen Emilia’nın dudakları hafifçe gevşedi. Madelyn yalnızca Rem’i değil, onun çok değerli ağabeyini de götürmüştü.

Medium kesinlikle endişeli ve kaygılı olmalıydı ancak hiçbir şekilde yılgınlık göstermiyordu.

Onun bu korkusuz hâlini gören Emilia, ondan daha öğrenecek çok şeyi olduğunu düşündürmüştü.

???: “Başbakan-san… Berstetz Fondalfon-sama İmparatorluğun temel taşı olduğu söylenen, son derece yetenekli ve becerikli bir adam.”

Medium’un hayranlık uyandıran duruşundan etkilenmiş olan Emilia’nın yanında, konuşmaya dahil olan kişi Petra’ydı.

Emilia’nın tek başına gitmesine izin veremeyen Petra, onun yanına sıçrayarak iyice sıkı fıkı oldular. Parmağını dudaklarına götüren Emilia, “Öyle mi?” diye mırıldanıp başını yana eğdi.

Emilia: “ ‘İmparatorluğun temel taşı’ geeerçekten de çok etkili bir tanımlama şekli olsa da bu kişinin aslında İmparator olması gerekmez miydi ki?”

Petra: “Elbette ki İmparatorluğun uzun zaman boyunca barış içinde olmasının sebebi, İmparator Ekselansları’nın yetenekleri sayesinde de olduğunu düşünüyorum. Ancak İmparator Ekselansları’nın yeteneği, astlarını doğru düzgün kullanmasının getirdiği yetenekle açıklanabilir.”

Emilia:  “Ah, haklısın. İmparator geeerçekten ama geeerçekten ne kadar güçlü ve zeki olursa olsun, tek başına her şeyi yapabileceği anlamına gelmez ki.”

Ne kadar çabalarsa çabalasın, Emilia kendini Vollachia İmparatoru’nun bakış açısını hayal edemiyordu. Ancak eninde sonunda bunu yapması gerektiği için elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etmek zorundaydı.

Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın, Emilia her zaman başkalarının yardımına muhtaç oluyordu.

Bu, Vollachia İmparatoru için de aynı olmalıydı.

Ancak Emilia ve Medium etkilenmişken Abel, tamamen farklı bir izlenime sahip gibi görünüyordu.  Oni maskesinin ardındaki keskin bakışları, doğrudan Petra’ya yönelmişti.

Abel: “Apaçık ortada olan bu mantıkla tam olarak ne elde etmeye çalışıyorsun? Gerçekten de bir çocuğun sözlerini dinlemek için zamanımız olduğunu falan mı sanıyorsun? Boşa harcayacak vaktimiz yok.”

Petra: “Özür dilerim, lafı dolandırdım. Aslında sadece şunu sormak istiyordum.  ――O adam, İmparator Ekselansları’nın önemli sağ koluysa o zaman Başbakan-san’ın konağı mantıken İmparatorluk Başkenti’nde olmalı, değil mi?”

Abel: “――――”

Petra, Abel’in keskin bakışlarından korkmayarak böyle demişti, onun sorusuna karşılık Abel sessiz kaldı.

Abel’in ürkütücü bakışları, sanki boynuna bıçak doğrultulmuş gibi hissettirmeliydi ancak Petra en ufak bir tereddüt bile göstermemişti. Bu, Petra’nın kararlılığının ne kadar da güçlü olduğunu gösteriyordu.

Bu kadarı bile, onunla aynı kampta olan Emilia’nın göğsünü gururla kabartma isteği duymasına yetmişti.

Abel: “Sorunun cevabı olumludur. Kaçınılmaz olarak Madelyn Eschart tarafından götürülen iki kişi… Rem ve Flop O’Connell da İmparatorluk Başkenti’ndeki Berstetz’in himayesinde olmalı.”

Abel sanki Petra’nın bakışlarına boyun eğmiş gibi, alçak bir sesle yanıt verdi. Emilia, Petra’yı sözlerinden dolayı övmek üzereydi ki…

Ancak Petra’nın ifadesi hiç de hoşnut görünmüyordu; aksine, belirgin bir şekilde iç çekerek…

Petra: “…Bizi manipüle ediyorlarmış gibi hissediyorum ve bu hiç de komik değil ki.”

Emilia: “Ha? Ne demek istiyorsun?”

Petra’nın tepkisini tam olarak anlayamayan Emilia, gözlerini kırpıştırdı. Emilia’nın sözlerine karşılık olarak, Petra’nın sesi düşerken yüzünde ekşi bir ifade belirdi.

Petra: “İmparatorluğun içinde olup biten sorunlarla hiçbir ilgimiz yok. Büyük bir savaşın patlak vereceğini biliyorum ve bu yüzden de Medium-chan’la Utakata-chan için endişeleniyorum ama…”

Emilia: “――Hıhı, anlıyorum. Tam olarak ne demek istediğini biliyorum. Biz buraya Subaru ve Rem’i bulmak için geldik.”

Petra’nın konuşmaktan kaçınacağını fark eden Emilia, kelimelerini özenle seçerek nazikçe konuştu.

Petra’nın korkularını ve endişelerini anlıyordu. Sonuçta Emilia her şeyden önce, Abel ve diğerleriyle gizlice çalışmaya devam etmek istiyordu çünkü tanıdığı herkese yardım etmek istiyordu.

Ancak sadece şu anlık sorunlara odaklanırlarsa asıl hedefleri olan Subaru ve Rem’e asla ulaşamazlardı, bu da――

Emilia: “Ha?”

Bu noktaya kadar bir şeyler düşünürken Emilia’nın zihni bir anda takılı kaldı.

Petra’ya yanıt verirken grubunun amacının Subaru ve Rem’i sağ salim geri getirmek olduğunu hatırlamıştı. Bu yüzden -ne kadar acı verici olsa da- Vollachia’da süregelen savaşın içine sürüklenmeden, yanından geçip gitmeleri gerekiyordu.

En azından, böyle düşünüyordu ama…

Petra: “Bence Rem şu an İmparatorluk Başkenti’nde olabilir. Yani…”

Emilia:  “――Bizim de İmparatorluk Başkenti’ne gitmemiz gerekiyor.”

Emilia’nın buz gibi şüpheleri erimeye başladığında, gözleri karşısındaki Petra’nın gözleriyle buluştu.

Petra, bu gerçeği ilk fark eden kişi olduğu için yüzünde oldukça buruk bir ifade vardı. Emilia’nın şaşkınlığını desteklemek istercesine Petra, Abel’e sert bir bakış attı.

 Ve ardından――

Petra: “Bu hiç de adil değil. Biz bunu kendimiz fark edinceye kadar sessiz kaldın.”

Abel: “Bunu düşünerek ele aldığın taktirde, tek bir sonuca varırdın. Aptallığınıza rağmen bana aşağılık demeniz, kibirli bir yaklaşım.”

Petra: “O zaman lütfen bize anlat. Madelyn, yani ‘Uçan Ejder Generali’nin geri dönebileceği iki yer olduğunu söylemiştin, ya Başbakan’ın İmparatorluk Başkenti’ndeki konağına ya da başka bir yere daha. Ama sen sadece İmparatorluk Başkenti’nden bahsettin ki Emilia diğer yere dikkat edemesin diye.”

Abel: “――――”

Petra: “Benim geldiğim yerde, birinin bilgisizliğinden faydalananlara ‘utanmaz’ derler.”

Petra, ısrarla Abel’e suçlayıcı bir şekilde baktı. Petra konuştuktan sonra, eksik bırakılan bilgiden dolayı kandırıldığını fark eden Emilia kaşlarını üzüntüyle çatıverdi.

Abel’in yanında, haritaya göz gezdiren Medium da onun yöntemlerinden rahatsız olmuş gibi başını kaldırıp “Abel-chin…” diyerek onu uyarır bir tonda seslendi.

Bu konu üzerinde fazlasıyla düşünmüştü. Aynı zamanda, Emilia da Petra’nın neden öfkelendiğini anlamıştı.

Bilginin saklanmasının dışında Abel haklıydı, Emilia durumu en baştan dikkatlice düşünseydi kendisini sorgulamaya gerek kalmadan bunu fark edebilirdi.

Elbette ki Emilia her konuda başkalarına güvenmek gibi bir amacı da yoktu.

Emilia: “Abel, zamanın kalmadığını ifade etmiştin. Bu bizim için de geçerli olsa da bu kadar kaba olmana da gerek yok.”

Abel: “Bu, sadece gururunun sana söylettiği bir şey. Olayların neden bu şekilde olduğunu sana detaylıca açıklamak zorundaymışım ki?”

Emilia: “――Yardımımızı istediğin taktirde, sadece lütfen demen gerekiyor.”

Abel: “――Ne sinir bozucu bir kadınsın.”

İnce kollarını çaprazlayan Abel, uzun ve ağır bir nefes verdi.

Ancak Emilia, “Öyle mi?” diye sorarak tamamen farklı bir görüşe sahip olduğunu gösterdi. Aslında anlaşamıyor değillerdi, sadece Abel onunla iş birliği yapmak istemiyordu.

Emilia: “Öyle değil mi? Sonuçta, Vollachia’da baş ağrıtıcı bir savaşa gireceksen bizden yardım istemek zorunda hissediyorsundur kesin. Çünkü biz geeerçekten de güçlüyüz.”

Petra: “Emily, bunu söyleme biçimin biraz…”

Emilia: “Biz geeeerçekten de çok güveniliriz!”

Petra: “Güveniliriz. Özellikle de Emily ve Garf-san.”

Emilia, ifadesini düzelterek tekrarladı, yanında duran Petra da aynı şekilde konuşarak göğsünü gururla kabarttı.

Emilia’nın grubuna gelince―― Garfiel şüphesiz ki güçlü bir savaşçıydı, Emilia da kendini oldukça yetenekli görmekten gurur duyuyordu; Otto ve Petra da çok zekiydi, Frederica’ysa her zaman pervasızca hareket etmemeleri gerektiğini tembihlerdi.

Beatrice, Subaru’yla tekrar buluşana kadar kendini fazla zorlamamalıydı, hâlihazırda dinleniyordu ancak onu koruma düşüncesi, Emilia’nın içinde büyük bir güç uyandırıyordu.

İşte bu yüzden de――

Emilia: “Burada olmamız, Abel’in hedeflerine ulaşmasını kesinlikle daha kolay hâle getirir, değil mi? Ama gene de sen bizden yardım istemiş gibi görünmemek için böyle konuşuyorsun, değil mi?”

Abel: “――――”

Emilia: “Roswaal da ‘lütfen’ demekte pek iyi değildir…”

Muhtemelen Abel de Roswaal gibi, zayıflığını rakiplerine göstermek istemeyen bir kişiliğe sahipti.

Bu yüzden, kendileri dile getirmektense başkalarının dile getirmelerini bekliyorlar. Belki de bu yöntem her zaman işlerine yaramıştı.

Emilia: “Medium-chan, Yorna veya Zikr-san’ın aynı Roswaal gibi seni geeerçekten de sert bir şekilde tokatlamasını istemiyorsan bence bunu yapmayı bırakmalısın.”

Roswaal, malikâneyi ve Sığınağı içeren kurnazca bir planın içine dahil olduğunda, Emilia da dahil olmak üzere herkes tarafından yüzüne fena bir tokat yemişti.

Bu olaya bizzat şahit olan Emilia ne kadar acı verici olduğunu anlatıyordu, Roswaal sadece azarlanıp yüzü şişmiş hâlde kurtulmuş olsa da Abel’in başına ne geleceğini kim bilebilir ki?

Ve bu, Abel’in iyiliği bile düşünülmeden söylenen bir şeydi.

Emilia: “Söylediklerim tamamen yanlış mı? Yanlışsa biraz utanırım ama gene de lütfen söyle. Yanlışsam özür dileyip başka bir şeyler daha düşünürüm.”

Abel: “Başka bir şeyler mi?”

Emilia: “Seni hiç düşünemeyen ya da geleceği planlayamayan biri olarak görmüyorum. Aklınızdan geçenleri süzgeçten geçirip düşünmeye devam etmek de önemli.”

Eski Emilia olsa anlamadığı şeyleri hemen bir kenara fırlatırdı.

Bir şeyi hızla başka bir şeye bağlayıp pes eder ve safça Puck’ın dediklerinin doğru olduğuna inanırdı.  Ancak son zamanlarda, Ram ve Otto gibi epey iyi düşünen insanlardan yardım alıyordu.

Fakat yalnızca güveneceği insanları değiştirip duran biri olarak da yaşamak istemiyordu.

Petra, Vollachia İmparatoru’nun insanları çok verimli kullandığını söylemişti. Ancak insanları verimli bir şekilde kullanan imparator bile, onları ne için kullanacağını düşünmek zorundaydı.

Ve önemli mevkilerde olanlar, herkesin hayatının merkezinde bulunanlar, bunu yapabilmelidir.

İşte Emilia’nın uğruna çabalamayı seçtiği şey de buydu.

???:  “――Oh, cesaret aşılayan fikirlerin epey sevindirici, Emily.”

Arkasından gelen bir ses, Abel’e karşı sert bir şekilde yüzünü dönmüş olan Emilia’ya iltifat etti. Sesin sahibini arkasına bakmadan bile tanıyabilirdi, o her zaman güvenilir olan Otto’ydu.

O, farklı bir görevi yerine getirmek için araştırma yapıyordu ancak Belediye Binası’nda—―Yo, muhtemelen Abel’le ilgili bir işi vardı.

Emilia: “Otto-kun, Abel’le senin de bi’ işin mi vardı? Tek başına iyi misin?”

Otto: “İlgin için teşekkür ederim. Ama bu kadar endişelenme gerek yok…”

Emilia: “Öyle mi? Ama Otto-kun, bir keresinde hepimiz seni gözümüzden kaçırdığımız bir anda kaçırılmıştın ki…”

Otto: “Beni böyle diyerek köşeye sıkıştırmasana! …Gerçi, o duruma da bir nevi hazırlıklıydım.”

Emilia’nın endişesi üzerine Otto’nun sesi yükseldi, onu takip ediyor gibi görünen Garfiel hemen arkasında belirdi.

Bunu görünce rahatlayan Emilia, göğsünü hafifçe ovuşturdu.

Emilia: “Teşekkürler, Garfiel.”

Garfiel: “Bunun için teşekkür etmene gerek yok ki. Emily ve Petra Hanım ne hakkında konuşuyo’du ki?”

Emilia: “Şey, birçok şeyi… Ama Petra Hanım sayesinde kandırılmadım. Kandırılmadım, değil mi?”

Petra: “Evet, her şey yolunda, Emily. Ne kadar güvenilir olduğunu görmek beni çok şaşırttı.”

Emilia: “Hehe, değil mi ama?”

Otto ve diğerlerinin önünde Emilia ve Petra neşeyle birbirlerine çak bi’ beşlik yaptılar. Sonunda, Petra’yı ellerinden geldiğince korumak için hem Emilia hem de Garfiel’in çabaları boşa gitmemişti.

Otto, Emilia ve Petra’nın neşeli hâllerini görünce gözlerinin kenarlarını hafifçe indirerek gülümsedi. Ardından, operasyon masasının diğer tarafında, oni maskesi takan kişiye döndü ve konuşmaya başlamadan önce onu “Abel-san” diye hitap ederek söz aldı.

Otto: “Emily ve diğerleriyle ne hakkında konuştuğunuzu tahmin edebiliyorum. Rem’in İlahi Bir General tarafından kaçırıldığı ve biz de İmparatorluk Başkenti Lupugana’ya gidersek zaten İmparatorluğun düşmanı olma konumuna geleceğimiz hakkındaydı. Yanılıyor muyum?”

Emilia: “!―― İnanılmazsın! Otto-kun, yoksa gizlice bizi mi dinliyordun?”

Petra: “Konuşmalarımıza kulak misafiri mi oldun?”

Otto: “Sadece Emily değil, bir de Petra Hanım… kulak misafiri falan olmadım bi’ kere!”

Emilia: “Anlıyorum, harikasın.”

Petra: “…Gerçekten de dinlemediğine emin misin, Garf-san?”

Otto: “Emily’yi anlarım da, Petra Hanım da mı…”

Emilia hayranlıkla bakarken, Petra gerçeği doğrulamak için Garfiel’e sordu. İkilinin tamamen zıt tepkilerine hafifçe gülümseyen Otto, önceki konuşmayı tahmin ettikten sonra boğazını temizledi.

Ardından, şakacı bakışlarını yavaşça Abel’e çevirerek konuştu.

Otto: “Az önce dışarıdan şehre gelen insanları dinliyordum. Her yerde aynı isyankâr sesler var olsa da burada birbiri ardına toplaşıyorlar.”

Abel: “Koşulları ve ‘Uçan Ejder Generali’nin geri çekildiği göz önüne alırsak bu pek de şaşırtıcı değil. Yorna Mishigure, İblis Şehri’nin sakinlerini de beraberinde getirip burayı yeni üssü yaptı.”

Otto: “Evet, aynen öyle. ――Gerçekten de mükemmel bir hamle.”

Otto’nun onaylayan baş hareketine karşılık, Abel kısa ve net bir yanıt verdi.

Bu konuşmanın içeriği, Emilia’nın zaten bildiği bir şeydi. Son birkaç gündür Guaral’da insanlar toplanıyordu, Emilia da hasar görmüş evlerin onarımına yardım ediyordu.

Ancak Frederica ve Petra, onun ağır yük taşımaması konusunda sıkı sıkıya tembihledikleri için Emilia’nın rolü, destekleri sihirle dondurarak onarım sürecine katılmakla sınırlıydı.

Her neyse meselede yeni bir gelişme yoktu. Yine de Emilia’yı biraz huzursuz eden şey, muhtemelen Otto’nun tavrıydı.

Her zamanki gibi Otto sessiz, zeki ve güvenilirdi――Ancak Emilia, onun yumuşak tavrının ardında gizlenmiş ama tamamen saklanamayan bir öfkeyle dolduğunu hissediyordu.

Otto: “Planlarınızda ne kadar ilerleme kaydettiniz?”

Abel: “――――”

Bu sözler, Emilia’nın şüphelerini doğruladı.

Otto’nun sorusuna karşılık Abel sessiz kaldı. Ancak bu sessizlik, bir cevap düşünmek için değil de karşı tarafı oyalamak içindi.

Çünkü Abel’in bakışları hiç değişmedi, gözleri hiç kıpırdamadı. Cevap çoktan belliydi fakat o sadece kibirli tavrıyla bunu hemen açıklamak istemiyordu.

Otto: “İstediğini elde etmek için ne kadar ileri gitmeye hazırsın, epey merak ediyorum.”

Otto, aynı soruyu bu kez farklı bir şekilde sordu.

Bu, hiç de oyalama ya da geçiştirilmiş bir mesele gibi görünmüyordu. Zafer ve yenilgiden bahsetmekten hoşlanmasa da kimin kazanıp kimin kaybettiği bu noktada çoktan belirlenmişti.

Otto’nun tavrı neden kaybetti, diye sorguluyorken bu yenilginin Emilia ve diğerleri için sürpriz olmadığını vurguluyordu, bu temelde aynı soruydu.

Abel:  “――Senin varlığını ancak bu şehre döndüğümde öğrendim. Planıma dahil olmak istiyorsan yıldızları okumakta yetkin olmalısın.”

Otto: “Yani, bunun sadece bir tesadüf olduğunu mu düşünüyorsun?”

Abel: “Bunu bir tesadüf olarak görmeyeceğim. Sonuçta, şans en nihayetinde birçok etkenden sadece biridir.”

Başıyla bir kez olumsuz anlamda sallayarak Abel, Otto’nun sözlerini kati bir şekilde reddetti.

Abel’in sözleri karşısında Otto’nun yüzünün gerildiğini gören Emilia, kendini tutamayarak Otto’nun kolunu çekiştirdi. Bunu yaparak onun yenilginin yükünü tek başına taşıma hissine son verdi.

Emilia: “Otto-kun, bu ne anlama geliyor ki?”

Otto: “…Az önce Natsuki-san’ın durumuyla ilgili bir rapor geldi. Oldukça saçma bir gelişme olduğunu düşündüm.”

Petra: “Medium-chan gibi mi? Ama o daha da küçülmüş, değil mi?”

Otto’nun sözlerini duyunca Petra, Abel’in yanında duran Medium’a göz attı.

Medium, İblis Şehri’nde bir düşmanın saldırısına uğradığını ve bir yetişkinden çocuğa dönüştüğünü anlatmıştı. Medium, Subaru’nun da kendisininkine benzer bir duruma düştüğünü onlara anlatmıştı.

Üstelik, böyle belirsiz bir durumda Subaru’yu koruyabilmek için de—

Emilia: “Abel, siyah saçlı ve siyah gözlü çocuğun imparatorun oğlu olduğuna dair söylentileri yaymış olmalı. Böylece Subaru’yu kötü emeller besleyen birisi fark ederse…”

Otto: “En azından, gerçeği doğrulamak için onu hayatta tutmak zorunda kalacaklardı. Ben de o zamanlar bunun dahiyane bir fikir olduğunu düşünmüştüm. Ne olursa olsun, Natsuki-san’ın içinde bulunduğu tehlike seviyesini düşürecekti. Ancak――”

Garfiel: “Sonunda mesele, kaptanın güvende olup olmaması meselesi olmaktan çıktı.”

Kollarını çapraz yaparak konuşan Garfiel, Otto’nun sözlerine atıfta bulunuyordu. Emilia, “Ha?” diyerek ona döndü ve Garfiel, keskin dişlerini sıkarak devam etti.

Garfiel: “Şehre bir sürü insan geliyor, hepsi de imparatorla savaşmak istiyor. Benim muhteşem benliğim buna bir şey demez. Ama kaptan tehlikedeyse bu başka bir konu olur.”

Emilia: “Subaru tehlikedeyse…”

Petra: “…Anladım, genel olarak durum böyle yani.”

Emilia’nın kaşları kalkarken, hemen yanında Petra da bir şey fark etmiş gibi mırıldandı. Bunu fark eden Petra, yuvarlak gözlerini kısıp Otto gibi Abel’e sert bir bakış attı.

Petra: “Siyah saçlı ve siyah gözlü bir çocuk… Gerçekten İmparator’un gayrimeşru oğlu olup olmadığı fark etmeksizin, askerler artık onu kendi hâline bırakamaz.”

Emilia: “Hıhı, evet, biliyorum. Böylelikle Subaru güvende olup…”

Petra: “Ama güvende oluşu, İmparator’un oğlu olup olmadığını öğrenene kadar sürecek. Bu da şu soruyu doğuruyor, bunu öğrenmek için ne kadar ileri gitmeleri gerekiyor?”

Emilia: “İleri… ah.”

Petra’nın düşüncelerini organize ederek konuşmasını dinleyen Emilia, sonunda olayın özünü kavradı.

Abel’in yaydığı söylenti ve Subaru’nun bir çocuğa dönüşmesi nedeniyle―― Siyah saçlı ve siyah gözlü çocuklar aranıyordu ve bulunanlar, soylarını doğrulamak için gözaltına alınıyordu.

Gözaltına aldıkları yer de elbette ki――

Emilia: “――İmparator’un bulunduğu İmparatorluk Başkenti mi?”

Abel: “Şans eseri ya da değil, aradığınız iki kişi de İmparatorluk Başkenti’nde. Buna ‘bir taşla iki kuş vurmak’ da denebilir.”

Petra: “Çok ama çok utanmazsın…”

Emilia sonuca vardığında, Abel beklendiği gibi derin bir şekilde başını salladı. Hemen ardından Petra, sesini yükselterek Abel’in tavrını sertçe kınadı.

Ancak Abel, Petra’nın öfkesine yalnızca omuz silkerek karşılık verdi.

Abel: “Bunu size en başında söylemeliydim. Sizin varlığınız benim beklediğim bir şey değildi. Ben sadece isyancıların varlığını körüklemek için amaca hizmet eden bir söylenti yaymıştım.”

Petra: “――Hık.”

Abel: “Yoksa benden ne söylememi bekliyordunuz ki? Natsuki Subaru’yu bilerek küçültüp ortadan kaldırdıktan sonra, tüm İmparatorluğu yanlış yönlendirmek için söylentiler yaydığımı ve bu arada da şifa yetenekleri olan bir Oni kızını kaçırması için ‘Dokuz İlahi General’den birini görevlendirdiğimi falan mı. Tüm bunları benim planladığımı mı sanıyorsunuz. ――Görünüşe göre oldukça meşgul bir adammışım da haberim yokmuş.”

Abel, Petra’yı âdeta alay edercesine konuşurken kızın yüz ifadesi gerildi.

Tabii ki Otto ve Garfiel, Petra’nın bu şekilde küçümsenmesinden hiç hoşlanmamıştı. Bu yüzden Abel, ilk hamleyi yapanın Emilia olmasına şükretmeliydi.

Emilia bir adım öne çıktı, Petra’yı korumak için durdu ve kollarını kavuşturarak Abel’e dikkatlice bakmaya başladı.

Emilia: “Seni her şeylere kâdir, her şeyleri bilen biri olarak görmüyorum. Ama Petra Hanıma laflarını eğip bükerek kandırmaya çalışmamalısın. Bunu bir daha yaparsan…”

Abel: “Bir daha yaparsam?”

Emilia: “Daha önce konuştuğumuz şeyi ilk gerçekleştiren de ben olacağım!”

Bunu söylerken Emilia, sıkılı yumruğunu öne doğru uzattı.

O da her şeyin ideal olarak diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğine inanıyordu. Ancak karşındaki kişi dinlemeye niyetli değilse kelimelerle ona ulaşmak imkânsızsa bazen yumruğunu konuşturman gerekirdi.

Özellikle de hedef kendisi değil, onun için çok değerli olan biriyse.

Abel: “――Açıklarla dolu bir kitap gibisin. Liderlerinizin hepsi böyle mi?”

Otto: “Evet, çoğu zaman onlara doğru kelimeleri seçtirmek konusunda zorlanıyorum. Ama――”

Garfiel: “İşte böyle adamlar sayesinde her şey anlam kazanıyor. Her şeyin üstünden inatçı bir mantıkla geçip önüne çıkan herkesi ortadan kaldıran aptalın teki olmaktan çok daha iyidir.”

Abel gözlerini kısarken, Otto ve Garfiel de ona kendi tarzlarında karşılık verdiler.

Bir şekilde, tartışılan konunun Petra’dan çok kendisi hakkında olduğunu hisseden Emilia, bunu daha fazla sorgulamadı.

Şu an için öncelikleri Petra’yı desteklemek ve esas meseleye odaklanmaktı――

Garfiel: “Kısaca söylemek gerekirse hem Rem’in hem de kaptanın İmparatorluk Başkenti’nde olması mümkün.”

Otto: “Ve ulusal orduyla isyancılar arasındaki nihai savaşın büyük ihtimalle İmparatorluk Başkenti’nde gerçekleşeceğini düşündüğümüzde, bununla nasıl başa çıkacağımıza dair bir yol bulmaktan başka çaremiz de yok.”

Petra: “Zerre utanman bile yok…”

Subaru ve Rem’in Lupugana’daki İmparatorluk Başkenti’nde olma olasılığı.

Teorik olarak Rem başka bir yerde tutuluyorken Subaru da diğer siyah saçlı çocuklarla beraber Başkent’e götürülmüş olabilirdi ancak bu sadece iyimser bir tahmin olurdu.

Yine de herkesin söylediği gibi, en olası senaryo buydu.

Emilia: “Kararımı verdim. Hep beraber İmparatorluk Başkenti’ne gidelim. Subaru ve Rem’i bulmalıyız.”

Otto: “Emily, bu karar Petra Hanıma ait.”

Emilia: “Ah, doğru ya! Imm, ne dersin Petra Hanım? Verdiğim karara siz de katılıyor musunuz?”

Petra: “――Peki, öyle olsun Emily. Gerçekten de her şeyin bu adamın isteği doğrultusunda yol alıyor oluşunu hiç de sevmiyorum.”

Petra, gözlerini sabit bir şekilde Abel’e dikse de ifadesi hızla yumuşadı.

Subaru ve diğerleri adına, Abel’in patavatsız tavrının ağırlığını üstlenmeye razıydı. Petra’nın bu duyarlılığı takdir edilmesi gereken bir şeydi ve Emilia, “Evet, aynen öyle,” diyerek Abel’e döndü.

Emilia: “Hey Abel, Petra Hanım her şeyin tam da senin istediğin gibi olduğunu söylüyor…”

Abel: “Sana söylemiştim. Her şeyi kontrol edip yönlendirmem imkânsız. Yoksa sen de o kız gibi beni olağanüstü biri mi sanıyorsun?”

Emilia: “Hayır, öyle olduğunu düşünmüyorum. Bence sen komik bir maske takan zeki birisin ve… birazcık da sakarsın.”

Emilia parmağını dudaklarına götürüp, başını yana eğerek yanıt verdi.

Maske konusunu açtığında, Abel’in eli hafifçe Oni maskesine dokundu. Tam arkasındaysa Otto, Garfiel ve Petra’nın sessizce gülüşleri duyulabiliyordu.

Bu tepkiler Emilia’nın hoşuna gitmişti ve Abel, “Bu nasıl bir değerlendirme ki?” diye sordu.

Abel: “Böyle bir şey daha önce hiç duymadım. Bana neden böyle diyorsun ki?”

Emilia: “Sakar olmaktan mı bahsediyorsun? Şey, bunu düşünme sebebim… Evet! Subaru’dan dolayı.”

Petra: “Subaru’dan mı? Ne demek istiyorsun ki?”

Bir an için Petra’nın gözleri büyüdü çünkü Emilia’nın düşüncelerini toparlayarak sonuca ulaşmaya çalışıyordu.

Petra, Abel’i bir entrika ustası olarak gördüğü için Emilia’nın ne demek istediğini tam olarak anlayamamıştı, oysaki Emilia da Abel’i bir entrika ustası olarak görüyordu――

Emilia: “Abel’in söylemek istediği şey bu değil miydi? Bizi burada yanında bulundurmanın beklenmedik ama hoş bir sürpriz olduğunu söylemişti.”

Abel: “Sözlerimi süsleyip durma.”

Emilia: “Ama bizim burada olmamızın senin için daha iyi olduğu doğru, değil mi? Abel, bunun yanlış olduğunu bir kere bile söylemedi. O hâlde oradan devam edelim, olur mu?”

Abel: “――――”

Emilia: “Belki bizim burada olmamız beklenmedik bir şey olsa da Abel’in Subaru için yaydığı siyah saçlı çocuk söylentisi planlıydı… ve bu, Subaru’nun İmparatorluk Başkenti’nde olma ihtimalini artırıyorsa o zaman bu kısım planına uygun gittiğini söyleyebiliriz, değil mi?”

Planlı ya da plansız, Emilia bu noktayı o kadar çok tekrar etmişti ki düşünceleri neredeyse birbirine dolanacaktı.  Ama kelimelerini dikkatlice seçerek, Abel’in düşüncelerini doğru bir şekilde yansıtmak için onları düzenlemeye çalıştı.

Emilia ve diğerleri olmasaydı bile Abel, İmparator’un çocuğunun isyancılarla iş birliği yaptığına dair bir yalan uydurmuştu. Bunu yaparak Subaru’nun bir çocuk olarak başına daha az tehlikeli şeyler gelmesini sağlamıştı. Biri onu yakalarsa yalanın doğruluğunu öğrenmek için İmparatorluk Başkenti’ne götürülürdü――

Emilia: “Abel’in söylediği yalan, Subaru’nun İmparatorluk Başkenti’nde olma ihtimalini biraz daha artırmak için söylenmiş bir yalandı… haklı mıyım?”

Garfiel: “――Hık, öyle olsa bile neden ille de kaptan olmak zorundaydı ki?”

Emilia: “Belli değil mi. ――Çünkü Subaru geeerçekten de çok güvenilir birisi!”

Emilia için, tüm bu tahminlerin ne anlama geldiğini ve ne amaçla yapıldığını kendi başına çözmesi zordu. Ama Garfiel’in sorduğu sorunun cevabı basitti.

Abel’in tüm kurnaz planları, Subaru’yu nihai savaşın yapılacağı yere getirmek içindi.

Tüm hazırlıkları, Subaru’nun fark edilmemesi üzerine kursaydı fazlasıyla garip olurdu.

Ama öyle bile olsaydı――

Emilia: “Ondan yardım isteseydin eminim ki Subaru seni dinlerdi.”

Bazen “lütfen” demenin, birini manipüle etmekten daha zor olduğu anlar çıkagelirdi. Emilia asla kimseyi manipüle etmeyi düşünmemişti, bu yüzden bu konuda kesin bir fikri yoktu. Ama bazen, gerçekten de “lütfen” diyemediği anlar da oluyordu.

Ve kaç durumda birinin “lütfen” diyemediği fark edilebilirdi ki? Bir başkasının “lütfen” demesine ne kadar güvenilebilirdi ki?

Emilia’nın yeni hedefi, bu çizgiyi kendi içinde net bir şekilde çizip anlayabilmekti.

Emilia: “――――”

Emilia, Abel’in cevabını bekleyerek ona baktı.

Siyah ve ametist renkli gözleri buluştuğunda, Emilia aniden fark etti ki――Oni maskesinin arkasında, Abel asla iki gözünü aynı anda kırpmıyordu.

Gözlerinden biri sürekli açıktı. Gözlerinin kuruyup kurumadığını merak ediyordu.

――Acaba zihnini tüketmeksizin, kendini ne kadar daha zorlayabilirdi ki?

Abel: “Peki, neyi bekliyorsun?”

Emilia: “Ha?

Abel: “Bu saçma sapan gevezeliklere cevap vermem için bir sebep var mı ki? Keyfimin sonsuza kadar süreceğini sanma.”

Medium: “Abel-chin!”

Uzun bir sessizliğin ardından Abel konuşmayı sonlandırmak üzereydi ki―― Emilia, onun bu sözleri karşısında öyle şaşırmıştı ki tepkisini gösteren ilk kişi Medium olmuştu.

Sessizce konuşmayı izleyen Medium, Abel’in kolunu çekiştirdi.

Medium: “Az önceki hareketin hiç de havalı değildi! Benim bakış açımdan baksan bile kaybediyorsun, Abel-chin!”

Abel: “Bu, kazananın ya da kaybedenin olmadığı bir tartışmaydı, kolumu çekiştirme, yedek kıyafetim yok.”

Medium: “Kıyafetin yoksa tekrar kız gibi giyinsene! Sana çok ama çok yakışıyor, Abel-chin!”

Öfkeli bir şekilde Abel’in kolunu bir kez daha sertçe çekiştirdi, ardından dilini çıkararak ona sataştı. Hızla operasyon masasının etrafından dolanarak Emilia ve diğerlerine doğru ilerledi.

Medium: “Ben karmaşık şeyleri pek bilmem ve anlamam. Ama Rem-chan başkentteyse eminim ki ağabeyim de oradadır… Onları tekrar görmek istiyorum, Subaru-chin’i de! Bu yüzden, bu yüzden, bu yüzden de…”

Açık ve içten duygularla başını hızla eğdi. Uzun altın sarısı saçları başının önüne düşerek savrulurken, Emilia’yla diğerlerinin ayaklarının dibine çöktü.

Ancak Medium bunun farkında bile değildi.

Medium: “Lütfen! Abel-chin’in nasıl biri olduğunu bilsem de Emily-chan ve diğerleri yardım edebilir!”

Medium o kadar içten bir şekilde yalvarıyordu ki sesi titriyordu.

Bu içten yalvarışı karşısında, Emilia istemsizce gözlerini kıstı. Ardından, önünde eğilmiş olan Medium’un ötesinde duran Abel’e baktı.

Emilia: “Abel, sanırım mesele de tam olarak buna geliyordu.”

Emilia’nın yönlendirmesiyle Abel başını eğmiş olan Medium’un sırtına baktı. Ardından, Oni maskesinin ardında siyah gözlerinde ne düşündüğünü belli etmeksizin…

Abel: “İmparatorluk Başkenti’ne yapılacak saldırıya siz de katılacaksınız. Bunu bir niyet beyanı olarak sayarım.”

Petra: “Utanmaz herif seni!”

Medium:  “Abel-chin!――”

Ve iki genç kızın öfkeli sesleri, “lütfen” kelimesini söylemeyi beceremeyen Abel’i azarlayıverdi.

△▼△▼△▼△

――Böylece, Emilia’nın grubu İmparatorluk Başkenti’nde gerçekleşecek nihai savaşa katılmaya karar verdi.

Gerçekte, Abel’in ne kadarını hesaplayıp ne kadarını planladığını bilmiyorlardı.

Belki de Petra’ya söyledikleri gibi, Subaru ve Rem’le ilgili her şey tamamen Abel’in hesaplarının bir parçasıydı, ya da belki de her şey basit bir tesadüften ibaretti.

Kesin olarak söyleyebilecekleri bir şey varsa…

Otto: “Abel-san’ın sözlerine ve varlığına fazla takılmadan, kendi hedeflerimize odaklanıp gerçekleştirmeliyiz.”

Petra: “Evet, Otto-san’ın dediği gibi yapmak en iyisi olur diye düşünüyorum… Peki ya Dudley?”

Otto:  “Şimdilik bir arkadaşının yanında, küçük bir hedef olarak kalıyor… Görünüşe göre Kontes Dracroy’la bir araya gelmişler ve adı geçen Kontes, isyan konusunda epey hevesliymiş.”

Petra: “O hâlde, Kontes de Dudley de… Roswaal da İmparatorluk Başkenti’ne mi gidecek?”

Otto: “Görünüşe göre öyle olacak gibi. ――Giderek daha da yorucu bir hâl alıyor.”

Roswaal da, Vollachia İmparatorluğu’nda bir tanıdığını ziyaret ettiği bağımsız görevinde başarılar ve zorluklar arasında gidip geliyordu.

Ancak hem Roswaal’ın hem de Ram’ın büyük ihtimalle Lupugana’daki İmparatorluk Başkenti’ne doğru yola çıkacağı anlaşılıyordu.

Subaru ve Rem gerçekten de İmparatorluk Başkenti’ndeyse eninde sonunda herkes orada toplanacaktı.

Frederica: “Ancak oraya giderken bizi bekleyen şey, tüm İmparatorluğu saran büyük bir isyanın kalbi olacak… Ve dürüst olmak gerekirse durum en başta hayal ettiğimizden tamamen farklı bir hâl aldı.”

Garfiel: “Hey, abla. Şimdi korktuğunu falan söyleme bana?

Frederica: “Korkmuyorum ama biraz endişeliyim. Başka bir ülkenin içişlerine karışmak başlı başına bir sorunken bir de savaş meydanı…”

Gözleri yere dikiliydi, ifadesi sertleşmişti, cümlesini tamamlamaktan çekiniyordu.

Söylemek istemediği şeyi, etrafındaki herkes tahmin edebiliyordu―― Hedefleri İmparatorluk Başkenti’ndeki nihai savaşsa her iki taraf da büyük kayıplar verecekti.

Aslında komşu bir ülkede yaşanması gereken bu büyük çalkantı, artık onların da bir parçası hâline gelmişti.

Petra: “Frederica nee-sama, benim için endişelendiğine sevindim. Ama…”

Frederica: “Tabii ki Petra için endişeleniyorum ama asıl korkum kendim için. Ödlek gibi davrandığım için üzgünüm.”

Petra: “Nee-sama…”

Frederica başını kararlı bir şekilde iki yana salladı ve Petra, şefkat dolu bu sözler karşısında başını öne eğdi.

Bu savaşta pek çok insan yaralanacak, hatta hayatını kaybedecekti. Frederica’nın, Petra’yı böyle bir yere götürmekten duyduğu endişe anlaşılabilirdi.

Bu kaygı ve tereddüt sadece ona ait değildi, herkes aynı şekilde hissediyordu.

İşte bu yüzden de――

Emilia: “İmparatorluk’ta olmasaydık buna yalnızca komşu bir ülkede yaşanan bir olay olarak bakar ve umursamazdık. Ama…”

Garfiel: “Ama?”

Emilia: “Burada olduğumuz için bu savaşa katılacak insanları tanıdık. Bu yüzden buradan uzaklaşabilsek bile, artık sadece uzaktan seyirci kalıp üzülemeyiz.”

Ölecek olan hayatlar aynı olsa bile, bir tanıdığının başına gelenlerle hiç tanımadığın birinin başına gelenler aynı hissettirmezdi.

Hayat çok ama çok değerliydi ve hiçbir şeyle kıyaslanamazdı bile. O yüzden, hayatı kıyaslayabileceğin tek şey başka birinin hayatıydı. ――Bu düşünce biçimi son derece bencilceydi, kuşkusuz.

Ancak bu bencil düşüncelerini gerçekleştirmeye kararlıysalar o zaman zaten karar çoktan verilmişti bile.

Emilia: “Biz de katılırsak kayıpları azaltabileceğimizi düşünüyorum.”

Otto: “Emily… Yo, Emilia-sama.  Bu, epey dikenli bir yol.”

Göğsüne elini koyarak konuşan Emilia’ya yanıt veren Otto, ona hitap şeklini düzelterek bu sözleri söyledi.

Yanlış hitapta bulunmamak için inatla takma isim kullanmaya alışkın olan Otto’nun, tamamen dostlarının arasında oldukları bir ortamda bile bu şekilde konuşması onun bu konuda ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu.

Bu ciddiyete karşılık vermemek kabalık olurdu, bu yüzden Emilia başını ciddiyetle salladı.

Emilia: “Hımm, biliyorum. Hayır, belki de Otto-kun’un düşündüğümden çok daha zor bir işi var ama bunun için de bir şeyler yapabilirim.”

Otto: “Bizim amacımız, Natsuki-san ve Rem-san’ı geri getirmek. Bu belirleyici savaşta yalnızca iki kişi ölürse ve o iki kişi Natsuki-san’la Rem-san olursa başarısız olmuş oluruz. Tam tersi şekilde, İmparatorluk halkı tamamen yok edilse ve o ikisi hayatta kalırsa kazanmış oluruz.”

Garfiel: “Otto-abi her nokta, amaca giden yolu haklı çıkarmaz ki…”

Otto: “Şu an Emilia-sama’yla konuşuyorum.”

Garfiel, Otto’nun sözünü yumuşak bir şekilde bölmeye çalışıyordu. Ancak Otto, onu anında susturdu ve yalnızca Emilia’dan bir cevap istedi.

Otto’nun gözlerine bakan Emilia’nın ametist gözleri hafifçe titredi.

Ve ardından――

Emilia: “Üzgünüm, Otto-kun. İmparatorluğa geldiğimizden beri çok çalışıyorsun… Hayır, aslında buraya gelmeden önce Subaru ve Rem’e yardım etmeye karar verdiğimiz andan itibaren çok ama çok çalışıyordun.”

Otto: “…Çünkü yapmam gereken şey de buydu. Bu yüzden, bunu nasıl yapacağım hakkında düşüncelerimi paylaşacağım.”

Emilia: “Evet, biliyorum. ――Elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Ve Otto’nun da elinden gelenin en iyisini yapmasını sağlamak için ondan Subaru ve Rem’i bulana kadar dayanmaya devam etmesini istiyorum. Otto-kun bayılırsan zorla seni sırtımda taşırım. O yüzden…”

Otto: “――――”

Emilia: “O yüzden, hem Subaru ve Rem’i kurtarıp hem de İmparatorluktaki insanların mümkün olduğunca ölmemesini sağlamak için geeerçekten de çok sıkı çalışmalıyız!”

Emilia, söylediği şeyin ne kadar mantıksız olduğunu biliyordu ve bunun son derece bencilce bir istek olduğunun da farkındaydı. Yine de Emilia bir şeyleri denemeden önce pes etmemeyi öğrenmişti.

İşte tam da bu yüzden――

△▼△▼△▼△

Emilia:  “――Bu savaşa yeni rüzgârlar getirelim!”

(Ç.N: Emilia’nın burada kullandığı ifade (風穴を開ける), doğrudan “Bir rüzgâr çıkışı açmak” anlamına gelse de bu ifadenin hem bir şeye nüfuz etmek hem de bir şeye yeni bir yaşam bahşetmek gibi iki anlamı da vardır.)

Şiddetli bir soğuk rüzgâr aniden patlayıverdi, Vollachia’nın yemyeşil çayırlarını beyaz bir sisle kapladı.

Düşen sıcaklık ve dondurucu havayla mücadele eden birçok kişi oldukları yerde duraksadı.

Yakındaki savaşçılar da hareket etmeyi bırakmış, ağızlarından beyaz nefesler veriyordu fakat onların en dikkat çekici özellikleri, vücutlarının bir bölümünün silaha dönüşmüş olmasıydı. Kadın ya da erkek, yaşlı ya da genç fark etmeksizin hepsinin ortak bir noktası vardı, bedenleri silah hâline gelebiliyordu.

Kolları kılıçlardan oluşan biri vardı, bir başkasının tüm bacağı çeliktendi, birinin kafası çekiç hâline gelmişti ve bir diğerinin de tüm sırtı kalkan gibi görünüyordu.

Emilia, Vollachia’nın çok çeşitli yarı-insan ırklarına ev sahipliği yaptığını duysa da bu kadar farklı yerlerden bu kadar çok kişinin toplandığı bir savaş meydanı karşısında şaşkın olmaması elde değildi.

Ancak vücutları silah olsa da bu onları tamamen yenilmez yapmıyordu, ne karşılarındaki tehditleri tamamen yok edebiliyorlar ne de kendilerini tüm tehlikelerden koruyabiliyorlardı, yaralılar ve düşenler bunun en açık kanıtıydı.

Bunu gören Emilia derin bir nefes aldı ve…

Emilia: “Millet! Buradan uzaklaşın! Geeerçekten elimden gelenin en iyisini yapacağım!”

Yere düşmüş olanlara――Silahdoğanlara seslenerek uzun adımlarla öne atıldı.

Onlara daha fazla saldırı yapılmasını önlemek için düşmanların dikkatini kendine çekmeye çalışıyordu. Ancak Emilia’nın bu fikri gereksizdi.

Planı başarısız olduğu için değil. Zaten çoktan işe yaramış olduğu içindi, karşı tarafın gözleri Emilia’ya çevrilmişti bile.

Bunun nedeni, onun ilerlediği noktada――şehrin surlarındaki kalede bekleyen biriydi.

???: “――Yine mi lan sen?”

Emilia, ilk kez Silahdoğanları gördüğü için şaşkınlık hissederken, Vollachia İmparatorluğu’nun bu farklı ırklarla dolu ortamında bile görülmesi zor olan bir varlığın karşısında hisleri daha da bulanıklaştı.

Altın renkli gözleri parlıyorken başındaki iki siyah boynuz mat bir şekilde ışıldıyordu. Attığı Uçan Kanatlı Bıçağı küçük elleriyle havada yakalayan bu küçük kız, minyon bedenine hiç yakışmayan bir tehditkârlık saçıyordu.

Rakibine yukarıdan bakarken Emilia, ona keskin bir hareketle parmağını doğrulttu ve…

Emilia: “Evet! Tekrardan ben, Madelyn! Ben yoldan geçen Ruhsal Sanatlar kullanan, Emily!”

Madelyn: “Sen aşırı sinir bozucu bir kızsın lan. Geçen gün savaşırken bu ejderhayı yenemedin bile――”

Dişlerini öfkeyle sıkan Madelyn’in ifadesi korkutucu bir hâl aldı.

Emilia’yı açıkça bir düşman olarak gören Madelyn, Guaral’daki son savaşın intikamını almak istercesine Uçan Kanatlı Bıçağını Emilia’nın üzerine kaldırdı――

Emilia: “――Hiyah!”

Ve hemen ardından, tıpkı önceki sefer olduğu gibi, Belediye Binasından bile büyük bir buz kütlesi gökyüzünden inerek Madelyn’in üzerine düşüverdi. Göklerin kendisinden gelen bir darbeymişçesine yere çakılınca sağır edici bir gürültüyle beraber Emilia ve Madelyn’in savaşı başlamış oldu.

#Gene bol konuşmalı uzun bir bölümün daha sonuna geldik. Bu savaşın planlanmasının öncesine gittik. Bakalım bundan sonra bizleri neler bekliyor? Devam edelim!



5 2 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
19 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
Çılgın Oyuncu
Çılgın Oyuncu
16 Mart 2025 05:12

Eline emeginize saglık hocam

Ahmet Durmaz
Ahmet Durmaz
17 Mart 2025 00:40

Makine çevirisi bile ejderha soyu diye çeviriyor.

Ahmet Durmaz
Ahmet Durmaz
17 Mart 2025 00:37

Eline sağlık ta nereden ilham aldın da ejder soyunu ejder doğan diye çevirdin merak ettim.

Bertiel
Yanıtla  Ahmet Durmaz
17 Mart 2025 04:49

o an nereden geldiğini hatırlamıyorum da ejder soyu yerine ejderdoğan ağza daha iyi geldiği için kullandım. önceki bölümleri de güncelleyeceğim buna göre

Ahmet Durmaz
Ahmet Durmaz
Yanıtla  Bertiel
17 Mart 2025 13:50

Dostum ben DeepL’den devam edeyim. Zaten alternatif çevirileri azıcık kurcalayınca clumsy’nin çevirisine benziyor baya.

Ahmet Durmaz
Ahmet Durmaz
17 Mart 2025 00:40

Makine çevirisi bile ejderha soyu diye çeviriyor.

ZwanZwan♣️☘️♣️
18 Mart 2025 13:43

Bir zaman sonra dutluk olacak buralar

shiroutake
shiroutake
22 Mart 2025 01:31

emilia ne iğrenç bir mahluksun öl geber amına koduğumun ilgi orospusu seni

Emre Özgör
Emre Özgör
Yanıtla  shiroutake
4 Nisan 2025 19:26

Nası yani

baryonnarutotr
Yanıtla  shiroutake
20 Kasım 2025 13:37

Bu kadın ne yapmış ki sevmiyonuz

Ahmed Durmaz
Ahmed Durmaz
6 Nisan 2025 08:31

Sadece Clumsy'nin tercih ettiği terminolojiyi seviyorum.

Ahmed Durmaz
Ahmed Durmaz
14 Nisan 2025 05:08

Destek verîlmelî. Sonrakî gonderîdede soyledîm zaten îlk deepl den çevîrîrîm sonra buradan okurum çîft dîkîş. Zaten fanfîc okumaktan termînolojîyî kafada dîrek dûzeltîyom

Ahmed Durmaz
Ahmed Durmaz
14 Nisan 2025 05:10

ama abî ejder soyu yav. Bak ne kadar agiza oturuyor.

ZwanZwan♣️☘️♣️
Yanıtla  Ahmed Durmaz
14 Nisan 2025 07:48

Kanka bence gereksiz takıntılılık yapıon. Her çevirmenin kendine ait bir tarzı oluyor. Seriye uymayan bir çeviri olduğunda karşı çıksan mantıklı da…

Ahmed Durmaz
Ahmed Durmaz
Yanıtla  ZwanZwan♣️☘️♣️
14 Nisan 2025 10:12

Ben karşi çikmam ben fîkrîmî soylerîm. Benîm fîkrîm ejder soyunun îsabetlîlîgî yonûnde. Yedî buçuk arc clumsyden okuduktan sonra bîrden ûslup degiîşînce bozuldum. Yanî çevîrmen adam ejder soyu orada duruyor seçîm senîn. Ozgûn olacam dîye takilma bence ablamizin bî bîldîgî vardir kafasiyla baksan daha hoş olur. o kadar çevîrmîş tappeinîn ûslubunu cûmlenîn neresînde nasil duygular uyandirmak îstedîgînî bunun turkçeye en uygun karşiligini, yanî kafa patlatmiştir baya.

yato zero
29 Haziran 2025 18:07

Elinize sağlık

Aizen Poyraz
15 Ağustos 2025 11:12

Devam keeee

baryonnarutotr
20 Kasım 2025 13:34

Bu bölümde bitti epey iyiydi

Heisenberg
29 Kasım 2025 18:29

Beyler Bi ejder doğan kelimesine ne kadar takılmışsınız baya boş tartışma çevirmen sırf bir tane istemediğiniz bişey yazmış diye bu kadar abartmanız garip