※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Anılar Koridoru ve Rui Arneb.
Subaru: “————”
Evet. Sorgusuna bu cevapları veren sarı saçlı genç kızın önündeki Subaru, sessizliğini koruyordu.
Bu beklenmedik beyaz alanda beklenmedik bir genç kızla tesadüfi bir karşılaşma yaşıyordu. Ve genç kızın her şeyi biliyorum havası, çeşitli konularda konuşmaya gönüllü olduğu bir ambiyans oluşturuyordu——
Subaru: “…Öncelikle, Cadı Tarikatı, Oburluk ve Günah Başpiskoposu, bunlarla ne kastediyorsun ki?”
Rui: “Ahha~ ~tsu.”
Subaru kollarını kavuşturup kafasını eğerek böyle söylerken Rui, elini götürdüğü ağzını iyice açarak gülümsedi.
Yalnızca o an hariç tutulursa saf beyazlığın yanılsamasını andıran bu dünyanın içerisinde bir başına, hareketsizce dikilen kız, bir başyapıt olabilecek konumdaydı fakat Subaru’nun içgüdüleri, deminden beri fena hâlde alarm veriyordu.
Günümüz Japonya’sının sakinliğinden koparılıp getirilmesinin sonucunda Subaru’nun hayatta kalma içgüdülerinin fayda etmeme ihtimali yüksekti. Heyecana kapılma sebepleriyse elbette ki genç kızın yaydığı karşı cinse dair bir varlık hissiyatıydı.
Bunun yanı sıra, öngörülmemiş koşullarda karşılanmanın da etkisi vardı, yani yapılacak pek bir şey yoktu ama—— Subaru’nun her şeyi bilir bir havaya bürünmüş bu varlıkla ilişkili bilgileri yetersiz görünüyordu.
Aynı şey az önce söylediği Cadı Tarikatı, Günah Başpiskoposu, Anılar Koridoru ve diğer ıvır zıvırlar için de geçerliydi. Bir ihtimal bu dünyaya dair sıradan bilgiler olabilirlerdi ama maalesef ki Subaru’nun elinde bu tür sıradan, genel geçer bilgiler yoktu.
Sonuç olarak işleri ilerletecek bir soru bulmakta da zorlanıyordu——
Rui: “——Cadı Tarikatı, anlayacağın şekliyle özünde bu dünya halkının nefret ettiği bir topluluk.”
Subaru: “Oh?”
Rui: “Onii-san bile hiç değilse Kıskançlık Cadısı ismini duymuştur, değil mi? Cadı Tarikatının o Cadı-sama’yla derin bir bağlantısı var… şee~y, bir nevi o cadının takipçileri gibi düşünebilirsin.”
Subaru: “…Yani az önce söylediğin şey, Günah Başpiskoposuna işaret ediyor, ha.”
“Günah” ve “Başpiskopos”, karşıtlıklarına rağmen birleşmeleri oldukça güçlü bir ambiyans yaratıyorlardı fakat bu, Subaru’nun anlayışına tamamıyla uyan bir isimdi.
O ismi bir kerecik duymasıyla…
Subaru: “Bir kötü adam adı olduğu anlaşılabiliyor.”
Rui: “Oh hayır, şey yo, ah hayır, öyle olmasa da sana hayır diyoruz, anlarsıı~n ya.”
İnkâr hâliyle başını sağa sola sallayan Rui, minyon bedenini Subaru’nun görüş alanına yerleştirmişti. Gülümsemesinin dudaklarından silineceğine dair en ufak bir belirti vermeksizin gerçekleştirdiği bu inkâr yalnızca görünüşteydi.
Gerçek duyguları algıların ötesinde bir genç kızdı—— Yo, belki de belli belirsiz oldukları, anlaşılamadıkları söylenmeliydi.
Rui: “Böyle sözlerle hassas bir genç kızla alay etme, onii-san. Bizim bile canımız yanıyor, anlıyor musun? Çünkü biz diğerlerinden daha kırılgan ve yaralanması kolay bir kalbe sahibiz.”
Subaru: “Hiç inandırıcı değil. Ayrıca, birinci çoğul şahıs kullanmak karakterinin bir parçası mı? Yoksa tek kişilik dev kadro gibi havalı bir şey mi? ‘Biz’, ‘bizler’* falan demen pek dengeli bir şey değil, bilesin.”
Ç.N: (Tüm oburluklar gibi Rui de kendine hitap ederken birinci şahısı çoğul hâle getiriyor. Subaru da bu diyalogda watashi-tachi ile atashi-tachi arasında gidip geldiğini demek istemiş.)
Rui: “Aaaah… bu konuda endişelenmene lüzum yok. Yalnızca çok fazla benlik olduğu için hangisinin konu edileceği meselesi biraz karışıyor, hepsi bu. Esasında artık biz de bundan bıktık, anlarsın ya.”
Diyen Rui, bakışlarını hafifçe aşağıya yönlendirip sözlerine “Ama” kelimesiyle devam etti.
Rui: “Yapacak bir şey yok sonuçta. Onlar onii-chan’ın ve nii-sama’nın armağanları, onları içtenlikle kabul etmeliyiz, aksi takdirde bir kız kardeş olarak görevimizi yerine getirememiş oluruz. Biz kardeşiz, yani birbirimize yardım etmek ve iş birliği içerisinde olmak zorundayız, anlarsın ya.”
Subaru: “…Ehh, abilerini düşündüğüne göre pek tatlı bir kız kardeşmişsin. Tek çocuk olduğum için kıskandım doğrusu.”
Rui: “Demek öyle, ha? Onii-san’ın şimdiye küçük bir kız veya erkek kardeşi olmuş olabilir, haksız mıyım?”
Subaru: “Korkunç şeyler söylemeyi keser misin?! Bunu hayal etmek istemiyorum!?”
Ne derse desin ebeveynleri samimi bir evli çiftti, dolayısıyla bu sözlerin şakası yoktu.
Eğer söz konusu onun anne babasıysa, Subaru’nun yokluğu üzerine yeni bir çocuk yapabilirlerdi—— yo, bu akıl almaz bir şeydi.
Subaru: “————”
Subaru yok olduğunda onu bulana dek aramaya devam ederlerdi, Subaru’nun ebeveynleri böyle insanlardı.
Annesi giderken bir hoşça kal bile demeyen oğlu hakkında ne düşünmüştü acaba… Babası bunu öğrendikten sonra ne hissetmişti acaba…
Keşke farklı bir dünyaya ışınlanışı bir reenkarnasyon olsaydı, Subaru’nun inancı bu yöndeydi.
Ailesine kaybolan oğullarının acısını tattırmaktansa öldükten sonra farklı bir dünyaya geldiğini söylemeyi yeğlerdi. Böylesi çok daha rahatlatıcıydı. Daha fazla, kurtuluş içeren bir sonuçtu.
İşte bu yüzden——
Rui: “——Anlıyoruz, onii-san.”
Subaru: “——Hık! Dalga geçme!”
Yere gömülen saçlarını iki koluyla taşıyarak kendisine aşağıdan bakan Rui’ye içerlemişti.
Aslında şu anki huzursuzluğundan bahsetmiş değildi. Yalnızca onun acıklı ifadesini gözlemledikten sonra ne hissettiğini anlıyormuşçasına böyle söylemişti.
Bunu inanılmaz sinir bozucu bulan Subaru’ysa Rui’ye bağırarak arkasını dönmeyi tercih etti.
Subaru: “Sanki benim hakkımda herhangi bir şey biliyorsun da! Canının istediğini söylüy…”
Rui: “——Annenle babana karşı bağışlanamaz bir mahcubiyet duyuyorsun, değil mi? Tek bir veda kelimesi dahi etmeden gitmenin, arsız bir oğlan olmanın pişmanlığını taşıyorsun. Yo, sen oldum olası pişmanlık içerisindeydin. Şimdi de daha öncesinde de, haksız mıyım?”
Subaru: “————”
Evet, tüm bunların farkında olduğunu iddia eden ve sempati duyduğunu gösteren beyanlarını sürdüren Rui, usulca Subaru’nun sırtına sarıldı.
Küçük, minyon bir yapıdaydı. Subaru nefes alıp vermeye bir ara vermiş, bedeni kaskatı kesilmişti.
Sebepse genç bir kız tarafından kucaklanmış olması değildi. O genç kızın sözlerinin içeriğiydi.
Sempati duyduğunu gösteren yorumlarda bulunduğu kesin olsa da Subaru’nun kalbinde var olanları doğru bir şekilde tahmin etmişti.
Rui: “Peki sence neden anlıyoruz? Anladığımız bariz değil mi? Çünkü en nihayetinde bu dünyada onii-san’ı bizim kadar iyi tanıyan tek bir kişi dahi yok.”
Subaru: “——Dokunma bana!”
Rui: “Ah.”
Subaru kollarını savurup kuvvetli bir nefes alarak aralarına mesafe koyarken Rui’nin dudaklarında mayhoş bir görünüm belirdi.
Bu da neyin nesiydi! Bu dünyanın bilinmeyen kadın karakterlerinin yabancı erkeklerle fiziksel temasa geçme konusunda hiç mi tereddütleri yoktu! Fazla samimiydiler!
O bedenlerin sıcaklığıyla güçsüz düşen bir kalbi kaybetme ihtimali tüyler ürperticiydi.
Subaru: “Senin, olayın ne! Ne anlatmaya çalışıyorsun!”
Rui: “Biz yalnızca onii-san’ın rahatlamasını istiyoruz, sana söylüyoruz ya. Sorun yok, sorun yok. Annene ve babana beslediğin hislerine uygu~n bir son vardı. Tek taraflı olsa bile, onlarla yüzleşme niyeti taşıyordun. İçin rahat etti, sana söylüyoruz ya. Bir rol, anlarsın ya.”
Subaru: “————”
Bu şekilde alaya alan Rui, sağ elinin tırnaklarını sol koluna batırıyordu. Kaşıma sesi ve insanın tanık olmakla bile acı duyacağı kadar yoğun bir şevkle birlikte ince, beyaz kolunu yaralamaya başlıyordu.
Ardından bu eylem karşısında kaşları çatılan Subaru’ya ürkütücü derecede kırmızı, uzun dilini göstererek…
Rui: “Rol yapmak tamamen sağlıklı bir şeydir. İnsanın kalbinde hiçbir sorun yokmuş gibi görünmesini sağlar. Sen de bu konuda yeteneklisin, onii-san, değil mi? Bu konuda yetenekli olman üzücü, onii-san, değil mi?”
Göğsünün içini fena hâlde aşındıran bu konuşma karşısında Subaru’nun dudakları biçimsizleşiyordu.
Bundan böyle içgüdülerinin çaldığı ve o kızla olmaya devam ettiği takdirde çınlayışları değişim geçirebilecek alarm çanlarına itaat etmek zorundaydı.
Subaru: “Ben, ne söylemek istediğini anlamıyorum. Anlamıyorum ama beni yaralamaya başlayacak, o yüzden buna bir son ver. Hadi öyleyse yakan top oynar gibi konuşalım. Ama bel altı vurmak yok. Yalnızca falsolu atabileceğimizi aklından çıkarma.”
Rui: “Karşılıklı mı?”
Subaru: “Karşılıklı. Evet, mesela önce… az önceki konumuza, Günah Başpiskoposlarıyla ilgili konuşmamıza devam edelim.”
Diyen Subaru, Rui’yle daha fazla aynı çizgide kalmayarak konuyu az önceki başlığa geri döndürdü.
“Günah Başpiskoposunun” kelimenin tam anlamıyla “Günah Başpiskoposu” olduğunu öğrendiğine göre “Günah” kelimesiyle Oburluk arasındaki ilişki hakkında da az çok bilgisi olmalıydı.
Subaru: “Sen Oburluksan sana benzer altı kişi daha olmalı, haksız mıyım?”
Rui: “Onii-chan ve nii-sama da dahil edilince tam olarak altı oluyor zannımızca? Ah, ama, yakın zamanda iki kişi eksildiği için şu anda dört olabilir. Keşke o ikisi de çabucak ölebilseydi, anlarsın ya.”
Subaru: “…Böyle söylüyorsan yoldaşlık duygun epey düşük demektir.”
Rui: “E bariz, anlarsın ya. Kendimize Günah Başpiskoposları gibi bir isim versek de yalnızca bu dünyanın nefretini kazanmış bir topluluktan ibaretiz. Çağrılma şeklimiz farklı olsa da Cadı’yla aynıyız sonuçta.”
Diyen Rui, yığılarak olduğu yere diz çöktü. Bu esnada son derece tuhaf bir ambiyansla birlikte altın saçlarının içerisine batmış gibi göründü.
Subaru kafasını kaşıdı, kalçalarını kızın saçlarının altlarında ezilmeyeceği bir pozisyona getirdi ve kafasını eğerek, “Cadı mı?” dedi.
Subaru: “Cadı’yla aynıyız derken inanılmaz ürkütücü olduğuna inanılan Cadı’yla aynı olduğunuzdan mı bahsediyorsun?”
Rui: “Beklenileceği üzere Kıskançlık Cadısı’nın mizacı bizden bile kötü, dolayısıyla onunla aynı kefeye koyulmak istemeyiz, anlarsın ya. Ama geri kalanlarla aynıyız. Cadılar ve Günah Başpiskoposları aynı şeyler, yalnızca farklı şekillerde adlandırılıyorlar. Cadı Faktörleriyle uyum sağlayan o işe yaramazlar farklı çağlar ve pozisyonlar gereği farklı şekillerde adlandırılıyorlar, hepsi bu.”
Subaru: “————”
Rui: “E~hh, şu anki onii-san Cadıları ve Günah Başpiskoposlarını ve tabii bizi unutmuş durumda, yani bize hepsi uyar, anlarsın ya. Anlarız, biz anlarız, biz anlarız, anlarsın ya, anladığımız için, ama anladığımız için, biz bunu anladığımız için de…”
Subaru: “Kapa çeneni.”
Rui: “Ah.”
Subaru, Rui’nin ağzına geleni söyleyişiyle bir dalga misali kendisine saldıran kelimelerin yolunu keserek elini çenesine yerleştirdi.
Öyle ya da böyle, son derece önemli şeyler duymaya başladığı hissine kapılıyordu. Tek bir noktasına bile değinemediği bir konuşma olsa da Emilia ve diğerlerinin yanına hiçbir şey elde edemeden dönmek gibi garip bir duruma girmekten kurtulacakmış gibi görünüyordu.
Ancak bu noktada Subaru’yu düşündüren şey, o başarının varlığı veya yokluğu değildi.
Onu düşündüren şey, Rui’nin yanıtlarının doğurduğu ve daha fazla kaçınmasının mümkün olmadığı huzursuzluktu—— yo, hâlihazırda aşina olduğu bir şey şeklinde etiketlenmesi gereken bir hissiyattı.
Bu mantıkla aklına takılan bir şey varsa o da——
Subaru: “Acaba, tanrıların soyundan olabilir misiniz?”
Rui: “Tanrıların soyu diyorsun… ah, öyle mi? Farklı dünyalarda reenkarnasyon yaşamak gibi bir şey mi? Pek anlayamadım ama bizimle ilişkisiz bir durum. Gerçi burası tuhaf hislere kapılmayı mümkün kılan bir yer elbette.”
Sarı saçlarını kalçalarının altına almış şekilde kıkırdayan ve alay eden Rui, oturduğu yerde, saçları hafifçe savrularak bedenini döndürürken bu beyaz dünyanın hiçbir şeye sahip olmadığına değindi.
Rui: “Burası, tam da göründüğü gibi bir yer. Her şeyin yok olduğu bir mekân, bu yüzden de hiçbir şey barındırmıyor. Burada yapayalnızız, bu nedenle buranın koruyucu tanrıları gibi görünüyor olabiliriz, doğru.”
Subaru: “Od Lagna’nın beşiğiydi, değil mi? Anılar Koridoru ismi de dahil olmak üzere tepeden tırnağa hiçbir şey kafama girmedi.”
Rui: “Hm, hm, hm, hm~, sanırım… Buraya temel olarak ruhların arındığı yer diyebiliriz.”
Subaru: “Ruhların, arındığı yer mi?”
Bu alışılması zor ifadeyle karşı karşıya kalan Subaru’nun zihninde bir soru işareti belirmişti.
Arıtmak, diğer bir deyişle elemekle aynı manayı taşıyordu ama ruhlarla ilişkili bir şekilde kullanıldığına çok nadir rastlanırdı.
Bununla birlikte Rui, mutlu bir ifadeyle dizlerini kendine doğru çekerek, “Evet, evet” dedi.
Rui: “Yıkayıp kuruttuktan sonra aynı toz bezini tekrar kullanırsın, değil mi? Aynısı ruhlar için de geçerli işte. Üzerlerindeki tozlar temizlenip arıtıldıktan, yeniden berrak hâle getirildikten sonra tekrar kullanılıyorlar.”
Subaru: “Üzerlerindeki tozlardan kastın… anılar, tecrübeler falan mı?”
Rui: “Anlayabildiğin şey buysa, bu şekilde bırakalım, olur mu? Onii-san, nasıl istersen öyle yap.”
Dilini çıkartarak böyle söyleyen Rui’ye yanakları biçimsizleşerek karşılık veren Subaru, kafasını çevirerek etrafına bakındı.
Varlığını aynı şekilde sürdüren beyaz alan—— Anılar Koridoru, göze çarpan hiçbir şey barındırmıyordu. Bu uçsuz bucaksız beyaz dünya içerisinde anlaşılması kolay bir sergi de bulunmuyordu.
Laf olsun diye söylenilebileceği üzere burası gerçekten de Rui’nin bahsettiği yer olsaydı etrafta yükselişe geçmiş bedensiz ruhlar veya arındırılan anılar ya da bir şekilde görünür hâle gelmiş tecrübeler olabilirdi.
Rui: “Bu öyle algılaması kolay bir şey değil, anlarsın ya.”
Subaru: “Od Lagna denilen Tanrı epey kötüymüş, ha.”
Rui: “O şey tanrı denilecek kadar harika değil. Ne de olsa o şeyin böylesine muhteşem bir ideolojisi de yok. O yalnızca bir mekanizma, anlarsın ya. Dünyanın parçalanmasına engel olmaya yönelik bir mekanizma, hepsi bu.”
Subaru: “Bir mekanizma…”
Rui: “O şey Cadı Faktörleri olsun, İlahi Korumalar olsun, Kılıç Azizleri olsun, Cadılar olsun, hiçbir şeyi dikkate almaz, anlarsın ya. Eğer Od Lagna’yla ilgili iyi bir şey varsa o da her şeye karşı ilgisizliği, eşitliği, tarafsızlığı ve hiçbir şeyi kayırmayışıdır.”
İlgisiz bir görünümle gözlerini kısan Rui, yüzünü kendine doğru çekmiş olduğu dizleri arasındaki boşluğa yerleştirdi. Yanakları beyaz dizkapakları arasında kıvrılan kıza yandan bakan Subaru’ysa kısa bir nefes aldı.
Şu ana dek son derece itaatkâr şekilde konuşmayı sürdüren genç bir kızdı. Subaru’nun genç kızın yalan yanlış görünen şeyler söylemediğini düşünmesi de mümkündü. İşte aldığı nefesin sebebi tam da buydu.
Nefes aldı, nefes verdi, bir nefes daha aldı, ardından Rui’ye baktı.
Ve sorusunu sordu.
Subaru: “——Düne kadarki anılarımı çalan kişi, sen miydin?”
Rui: “Evet, ne olmuş?”
Suçlu, Subaru’nun sorusuna çok hızlı yanıt vermişti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Subaru: “————”
Şüphesi hızla yanıt bulan Subaru, gözlerini kapattı.
Reddedileceğine pek ihtimal vermemişti. Rui böyle bir şey yapmış olmalıydı, bu kısacık vakitte gerçekleştirdikleri diyalogda Subaru’yla ilgili onca hükme varmasıyla böyle olması gerektiğini hissettirmişti.
Rui, haddinden fazla şey biliyordu. Subaru’nun kalbindeki duygulardan çok fazla, haddinden fazla, haberdardı.
Rui Arneb, şu anki Natsuki Subaru’nun asla farkında olamayacağı şey de dahil olmak üzere “Natsuki Subaru” konusunda en ince ayrıntısına dek bilgilendirilmişti.
Bu, nadir görülür bir gözlem türü gibi kelimelerle yanlış bir şekilde sınıflandırılabilecek bir şey değildi. İşte Subaru tam da bu yüzden tam bir dürüstlükle sorusunu sormuş ve onayını almıştı.
Ve gizemli bir şekilde göğsünde beliren şey öfke değil, anlayıştı. Başka bir deyişle——
Subaru: “Yani dünkü ben gerçekten de buraya geldi, ha.”
Rui: “Kesin konuşmak gerekirse dünkü varışın birazcık farklıydı, anlarsın ya. Gerçi e~hh, amaç aynıydı. Sonuç bir nebze farklıydı, hepsi bu. Fakat ne harika. Ne hoş. Peki kaç seferden sonra, buraya gelmeyi başardın?”
Subaru: “————”
Rui: “Hey, cevap versene, onii-san. Biz sana cevap verdik, anlarsın ya—— Biz seni yedikten sonra, kaç sefer yaşadın, onii-san?”
Rui’nin bu sorusu üzerine Subaru’nun omurgasını çevreleyen kaslar ürperdi.
Bakışları ve soruları, Ölümden Dönüş gücünün bariz şekilde farkında birinden geldiğini hissettiriyordu.
Yo, öyle olduğu kesindi. Elbette ki öyleydi.
“Natsuki Subaru”nun anılarını çaldıysa ve o anıları özgürce inceleme yeteneğine sahipse Ölümden Dönüşü bilmesinde hiçbir tuhaflık olmazdı.
Ölümden Dönüş, yalnızca hafızasını yitiren Subaru’ya mahsus bir güç değildi, hafızasını yitirmesinden önce de “Natsuki Subaru”ya ait olduğu şüphesizdi.
“Natsuki Subaru”, o gücü özgürce kullanmış ve çokça zorlu duruma yelken açmış olmalıydı, o kadarı kesindi. Bunun sonucu da Emilia’nın, Beatrice’in, tüm yoldaşlarının güvenini kazanması, yaptığı hilekarlığın, diğer bir deyişle faulün ispatıydı.
Subaru’nun bu işteki faulleri bulmaya niyeti yoktu. İster hile olsun ister faul, işin ucunda bir insanın hayatı varsa bu gücü kullanmaktan yana tereddüt edilmemeliydi. “Natsuki Subaru”nun yaptığı seçim doğruydu. Bu yüzden “Natsuki Subaru”nun yokluğunda da Subaru’nun aynı şeyi yapması gerekiyordu.
İşte bu uygulamanın bir değeri olduğunu kabullenen Subaru, Ölümden Dönüşün gücünü de kabullenip içine atmıştı.
Ancak bu kararlılığın aksine Subaru’nun göğsünün içerisinde tuhaf bir huzursuzluk, tedirginlik mevcuttu.
Rui Arneb, defedilmesi zor bir korkuyu, bir tabuyu ihlal ediyordu.
O tabu da——
Rui: “——Kimsenin öğrenmemesi gerekliliği mi? Eğer mesele buysa artık çok geç, onii-san. Bizim onii-san’la buluşmamız dün gerçekleşti, değil mi?”
Subaru: “————”
Rui: “Hiç kimsenin öğrenmemesi gerektiğiyle ilgili ‘Kural’ uzun bir zaman önce ihlal edildi zaten. Ama Anılar Koridorunda yaşananlar kolay kolay dışarı sızmaz. Korkunç mu korkunç Cadı bu yüzden hamle yapmayacak.”
Rui, uzuvlarını yerde ilerleterek yüzünü bağdaş kurmakta olan Subaru’ya hızlıca yaklaştırdı. Yaşına uygun olmayan çekici bir gülümsemeyle birlikte kıpkırmızı dilini dışarı çıkarttıktan sonra da,
Rui: “Hey, onii-san. Bu kaçıncı sefer?”
Dili doğrudan beynine vuruyormuş hissi uyandıran bir ses tonuyla Subaru’ya sersemletici bir acı tattırdı.
Ve ardından Subaru, dili ve boğazı hafifçe titreyerek,
Subaru: “…Beşinci, sefer.”
Rui: “——~Tsu! Harika, ne harika, çok harika, harika, harika değil mi, sana harika diyoruz, çünkü harika, harika olduğu için takdir ediyor ve arzuluyoruz… oburca içmek ~tsu! Oburluk ~tsu!”
Subaru: “Gah, hık!”
Rui: “Onii-san’ın tadına bakmayı öylesine karşı konulmaz şekilde istiyoruz ki midemiz tıka basa dolacak! Tecrübelerimize dayanarak iştahla cinsel isteğin benzer olduğunu düşünüyoruz. Cinsel istek de başka bir deyişle aşktır, değil mi? Yani başka bir deyişle, biz——”
Ata binme pozisyonunda durarak Subaru’yu iten Rui, arzulu bir ifadeyle ılık nefesler alıp veriyordu. Ve yanaklarıyla gözlerine hücum eden kanla birlikte hiç tereddüt etmeksizin dilini Subaru’nun boynunda gezdirmeye başlamıştı.
İşte bu hızla Subaru’nun Rui’nin devamını getirmeye çalıştığı kelimelerin ne olacağıyla ilgili düşünceleri nihayet yaşananlara yetişti——
Rui: “——Seni seviyoruz.”
Önceki döngüsünde, işlerin umutsuz bir hâl alışıyla “Ölmeyi” arzuladığı esnada sayısız kez işittiği kelimeleri anımsamak neredeyse kalbini yerinden çıkaracaktı.
Subaru: “——Görelim bakalım, seni lanet olasıca ufak seksolog!”
Rui: “——Uhi.”
Gözlerini açan Subaru, kendisini yere bastıran genç kızın ensesini kavradı ve aynı hızla şiddetli, zorlayıcı bir şekilde onu beyaz zemine itti. Duruşlarındaki bu değişimle bu defa ata binme pozisyonundaki kişi Subaru olmuştu.
Rui narin, hafif bir yapıdaydı. Üzerinde yattığı bir yatak misali uzanan uzun sarı saçları yerlere yayılmıştı ve Subaru, onu yere yapıştırmış gibi görünerek boynunu kontrol altında tutuyor, köpekdişlerini sergiliyordu.
Subaru: “Yoksa, gardını mı indirdin? Pek yazık! Bu pozisyonda bunaltıcı bir üstünlüğe sahibim! Eğer bu şekilde boğazlanmak istemiyorsan, anılarımı…”
Rui: “Geri ver mi diyeceksin? Geri dönmezlerse boğazımızı mı sıkacaksın? Bizim boğazımızı, çelimsiz küçük bir kızın boğazını?”
Boğazından tutulan, yaşaması veya ölmesinin kontrolü bir başkasına geçen Rui, burnundan kuvvetli nefesler alan Subaru’ya baktı ve az önce gözlerine yerleşmiş olan heyecan azıcık olsun dinmeksizin dudaklarını büzdü.
Ve büzdüğü o dudaklarla, kulağa bir lanetmiş gibi gelen taklitçi bir sesle bir soru sordu.
Rui: “Onii-san, gerçekten böyle bir şey yapacak mı?”
Subaru: “——Yapamayacağımı mı, sanıyorsun?”
Rui: “Sanmıyoruz, gerçekten biliyoruz, açıkçası. Sonuçta, baksana, şu anki biz, onii-san hakkında onii-san’ın kendisinden daha çok şey biliyoruz.”
Diyen Rui, iki elinin işaret parmaklarıyla ardı ardına yanaklarını dürtüyor ve kışkırtıcı bir şekilde kafasını eğiyordu. Onun bu tavrı karşısında nefesini tutan Subaru’ysa Rui’nin boynunu kavramış olan sağ eline bakıyordu.
Ciddiliğini biraz olsun sergilemek isterse tek yapması gereken, koluna güç vermekti.
Ciddiyetini gösterecek olursa Rui’nin fikirlerini gözden geçireceği kesindi.
Onu öldürüp öldürmeyeceğinin cevabını vermekse elbette ki zordu. Güçtü.
Subaru, bir intihar asistanı olmak gibi bir amaç uğruna bile yoldaşının zihninden bilincini koparamamıştı.
Şimdiyse düşmanı olduğunu bilse bile gözlerinin önündeki genç bir kızın boynunu tüm gücüyle sıkıyordu.
Yo, hiç değilse sıkmayı becerebilecek durumdaydı. Bunu yapmaya mecburdu.
Emilia’yı, Beatrice’i, Ram’ı, Meili’yi, Julius’u, Echidna’yı, Shaula’yı, Patrasche’yi, herkesi tek tek zihninden geçirdi ve. Ve——
Rui: “——Kollarındaki güç çekildi, değil mi, onii-san!”
Subaru: “————”
Rui: “Gerçekten karşı koymaya niyetimiz yoktu, anlıyor musun? Sonuçta burada yalnızca göründüğümüz gibiyiz ya da güçsüz bir genç kızız. Onii-chan veya nii-sama’nın aksine bizim yenmiş insanların şekline bürünmemiz gerekiyor, aksi takdirde hiçbir güç sergileyemiyoruz.”
Diyen Rui, yanaklarını dürttüğü parmağıyla boynunu tutmakta olan Subaru’nun sağ elini dürttü. Ve o kırılgan gücü hisseden Subaru’nun avcu, kızın boynunu fazlasıyla hızlı bir şekilde serbest bıraktı.
Subaru: “Kahretsin… Hık!”
Rui: “Daha fazla moralini bozma, onii-san. İyi bir performanstı, iyiydi. Sonuçta, dürüst olmak gerekirse… biz onii-san’ın buraya geri döneceğini bile düşünmüyorduk.”
Subaru: “Bunun, iyi bir teselli olduğunu mu sanıyorsun?”
Yere bastırılmış, sere serpe yatar hâlde kalmayı sürdüren Rui, en kötü kısmın geride kaldığını öne süren bir ifadeye büründü. Ve Subaru, bu ifadeyi yok edip taleplerini aktaracağı kelimeleri arasa da belirgin bir şey bulamadı.
İşte bu nedenle, tam bir ezik gibi konuşan Subaru’ya bakan Rui, akvaryumda yüzen balıkları gözlemlermiş gibi bir “Ahaha” sesi yükselterek…
Rui: “Ama baksa~na, her şey güzel sonlandı, değil mi? ‘Natsuki Subaru’nun anıları geri dönecek olsaydı şu anki onii-san bir nevi ölmüş olurdu, yani intihar etmek gibi aptalca bir şey yapmaktan kaçınmalısın, anlarsın ya.”
Subaru: “…Ah?”
Rui: “Ha, o tuhaf tepki de neyin nesi? Yoksa, fark etmemiş miydin? Anıların geri dönerse mevcut benliğinin üzerine yazılacaklar ve varlığın sona erecek… Bu da ölmekle aynı şey, haksız mıyım?”
——Subaru, Rui’nin kendisine bariz bir bilmecenin yanıtı sorulmuşçasına takındığı bu tavır karşısında kalakalmıştı.
Ölecekti. Yok olacak, yitip gidecekti. Ona açıkça söylenen buydu.
Ona söylenen şey, “Natsuki Subaru”nun anılarının geri dönmesiyle birlikte bilincinin, şu anda burada bulunan Subaru’nun anılarının üzerine yazılacağı ve o Subaru’nun yok olacağı, yitip gideceğiydi.
Buna “Ölüm” denmezdi de ne denirdi——
Rui: “——Şu anda ‘Natsuki Subaru’ ölü, değil mi? Sonuçta ortalıkta yok. Ama ‘Natsuki Subaru’ geri dönerse bu sefer de ölecek olan onii-san olur, değil mi? Hiçbir yere gidemez neticede.”
Subaru: “————”
Rui: “Umm anlarsı~n ya, ‘Natsuki Subaru’ gerçekten bu denli ileri gidip kurtarılmaya değer mi? Onii-san da onunla aynı şeyleri yapabilecek kapasitede olmalı, öyle değil mi? Onii-san da etrafındaki insanları aynı şekilde sevebilecek olmalı, haksız mıyım? Etrafındakiler de onii-san’ı ayn~ı şekilde sevecek olmalı—— Bunun nesi bu kadar yanlış ki?”
Subaru: “Nesi…”
Bu kadar yanlıştı… Bu soru sorulursa cevap kesinlikle hiçbir şeyinin yanlış olmadığı olurdu.
Kesinlikle ne “Natsuki Subaru” ne de Natsuki Subaru için yanlış bir şey olmazdı.
Subaru, pek çok kusura sahip bir insandı. Hem de kendinden iğrenecek kadar çok kusura. Öyle ki bu dünyada en çok nefret ettiği kişinin kim olduğu sorulsa bir saniye olsun düşünmeden ‘ben’ cevabını verirdi.
İşte Natsuki Subaru bu denli umutsuz, yetersiz biriydi.
Bu belirgin soruda Subaru açısından hiçbir hata mevcut değildi.
——Mevcut olan şey yalnızca umutsuz bir gerçekti, tek bir güneş ışığı zerresiydi.
Subaru: “Ben, Emilia-chan ve diğerlerine…”
“Natsuki Subaru”yu geri vermek istiyordum.
İşte bu yüzden, kendi içinde bir kararlılığa erişmeye niyetliydi; yani anılarını geri kazanmanın fırsatını bulursa o fırsatı hiç tereddütsüz değerlendirecekti.
Bununla birlikte kendi varlığının yok oluşundan gözlerini tamamıyla kaçırmış durumdaydı.
Bütünüyle elverişli şeylerin bahsi açılmışken, ikisinin anılarının kaynaşması veya “Natsuki Subaru”nun bir kısmının şu anki Subaru’nun içerisinde kalması gibi bir şeyin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini, her şeyin güzel bir şekilde sonuca erip eremeyeceğini düşünmüştü ve bir şekilde böyle bir mucizenin gerçekleşmesini bekliyordu.
İşte Subaru’nun bu belirsiz beklentileri——
Rui: “Nasıl olacak? Daha önce anıları geri dönen birini hiç görmediğimiz için hiçbir fikrimiz yok.”
Rui; Subaru’nun çatışmasıyla alay edercesine dişlerini açığa çıkartırken gözlerine yansıyan ifade, fareye işkence eden bir kedi misaliydi.
Bu anıları çalan suçlu olarak sorumsuzca, bundan sonrasında olacaklar hakkında hiçbir fikri olmadığını mutlu mesut dile getiriyordu. Ve bu bir yalan değildi, mutlak gerçekti.
Rui Arneb, daha önce çaldığı anıları sahibine geri vermek gibi bir şeyi hiç gerçekleştirmemişti.
İşte bu yüzden, anılarının geri dönmesi sonucunda Natsuki Subaru’ya ne olacağına dair gerçekten hiçbir fikri yoktu.
Rui: “Onii-san, sen doğarak bu hayata ve içerisindeki her şeye sahip oldun, bunun tadını çıkarmazsan olmaz ki.”
Bu sorumsuz gaspçı, Subaru’nun hemen yanı başındaki yüzüne dikkatle bakmayı sürdürüyordu.
Rui: “Onii-san, bizim ‘Natsuki Subaru’nun anılarını yememizin sonucunda burada. Başka bir deyişle biz, onii-san’ın ebeveyni gibi bir şeyiz, haksız mıyım? O ebeveynin önünde kendini öldürmeyi seçmek anne babaya saygısızlık etmek olmaz mı, onii-san?”
Subaru: “Böylesine, absürt bir şey… Hık.”
Rui: “——İnsanı şekillendiren şey anılarıdır, onii-san.”
Subaru: “————”
Suratındaki tüm ifadeyi silen Rui, daha da derinleşen, soğuklaşan, ciddi bir ses tonuyla bu birkaç kelimeyi sarf etti.
Subaru’ysa o kelimelerin keskinliği karşısında hiç düşünmeden derin bir nefes alarak sessizleşti.
Ayrıca bu kelimeleri ilk işitişi olmadığını hissediyordu. Yanılmıyorsa bu yankı, bu kelimeler, ikinci “Ölümüyle” yüzleşmesinin hemen öncesinde de——
Rui: “Şu anki onii-san, şu anki onii-san’ın yarattığı ilişkilere sahip. Neden ileriye dönük şekilde yeni baştan yaşamayı denemiyorsun ki? Biz bunun da bir seçenek olduğunu düşünüyoruz, anlarsın ya.”
Subaru: “————”
Rui: “Üstelik, bunu söylerken ne hissetmeliyiz bilemiyoruz ama… ‘Natsuki Subaru’, gerçekten ideal erkek imajı vermiyor, anlıyor musun?”
Bir gözünü kapatan Rui, söyleyeceği şeyi zor buluyormuşçasına bir ifadeyle Subaru’nun kalbindeki duygulara darbesini indirdi.
Dahası, Subaru’nun üzerine bindiği pozisyonda kalmayı sürdürürken kollarını göğsünün önünde kavuşturdu ve Subaru’nun kara gözbebeklerine hayallere dalmış bir genç kız misali bakarak——
Rui: “Zavallı Emilia! Sırf eski bir Cadı’yla aynı doğuma sahip diye herkesin kaçındığı gariban bir kızcağız! Ah, onun yanında kalabildiğime göre benliğim nasıl da kibar olmalı!”
Subaru: “Ne…”
Rui: “Güçsüz, kırılgan Beatrice! Güvenecek kimsesi olmaksızın tüm vaktini bir başına geçiren yalnız bir kız! Benliğim onu elinden tutup bu karanlık ve tehlikeli yoldan çıkartmalı!”
Rui’nin şaşkına dönmüş Subaru’nun önünde söylemeyi sürdürdüğü şey, Subaru’nun güvende olması için dua eden ve onu uğurlayan iki genç kızın isimleri ve fena hâlde eksiltici zihinsel görüntüleriydi.
Subaru bile o görüntülerin kime ait olduğunu ve Rui’nin ne anlatmaya çalıştığını anlamıştı.
Gerçi anlamış olsa bile…
Rui: “Kendini karşılıksız bir aşka adamaya çalışmış özverili Rem! Ahmak ve güzel, nasıl da saf. Elbette ki kendinden başka biri için delirerek gerçekten yaşama hissini kazanmış kusurlu bir varlık. İşte tam da bu yüzden, ben olarak bilinen varoluş tarafından yönlendirilmeli!”
Subaru: “Sen… sen ne yapmaya çalışıyorsun?!”
Rui: “ ‘Natsuki Subaru’nun eskiden düşündüğü şeyleri söylüyoruz. Üstünlük duygusu istemek. Her daim başkasının iyiliğini düşünmemek, anlarsın ya. Etrafında yalnızca işe yarar insanları tutmak, kendisine yardım eli uzatılmasının hoş hissiyle sarhoş olmak. Duygusal olarak bağlanmadığı bir köpeğe kemik bile atmamak. Öylelerini uzakta tutmak.”
Subaru: “————”
Rui: “Gerçekten tüm bunları yapan ‘Natsuki Subaru’ya elini uzatmak istiyor musun?”
Bu sorunun, ikinci soruluşuydu.
Natsuki Subaru’ya Rui’nin, Oburluğun bulunduğu bir itiraf talebiydi.
Gerçek hislerini dile getirmesi, işte Rui’nin Subaru’dan talep ettiği şey buydu.
Ölmek istiyor muydu, istemiyor muydu, bu dava uğruna ölecek miydi, yoksa bunu bir başkası uğruna mı yapacaktı…
——Yo, Subaru’nun ölümü “Natsuki Subaru”nun hatırına olmayacaktı.
——Yo, Subaru’nun en başından beri ölmeye niyeti yoktu. “Natsuki Subaru”yu Emilia ve diğerlerine geri vermeyi düşünse ve bu kendi ölümü anlamına gelse bile bu böyleydi.
——Yo, “Natsuki Subaru”ya gerçek anlamda güvenmesi mümkün olamazdı. Hiç değilse Meili’yi öldürdüğü ve duvara o anlaşılmaz kelimeleri karaladığını biliyordu.
Rui: “——Ee~e, ne yapmak istiyorsun, onii-san?”
Subaru: “——Hık.”
Bu soruyu soran Rui, ince kollarıyla Subaru’nun ellerini kavrayarak onları kendi boynuna götürdü.
Ve bu defa kendi teşviki olsa da Rui’nin ince boynu bir kez daha Subaru’nun kolları karşısında savunmasız hâle geldi. Subaru’nun kollarına kuvvet verdiği takdirde o boynu rahatlıkla kırabileceği kesindi.
Aksi takdirde, sonuç ortada olacaktı.
Bununla birlikte bunu yapmamak, ya “Natsuki Subaru”yu öldürmeyi seçeceği ya da aynı şeyin kendisinin başına geleceği anlamına geliyordu—— Hiç değilse Rui, öyle söylüyordu.
Bu argümanın hatırına, yalnızca bu argümanın hatırına önündeki ince boynu kırar da “Natsuki Subaru” geri döner ve şu anki Subaru yok olursa, eylemlerinin sonucuna bile tanık olamazdı.
Eğer durum buysa, Subaru’nun yetersiz cesaretini toplayıp harekete geçmesinin ne anlamı vardı ki?
Rui: “Eee~e.”
Subaru: “————”
Rui: “Ne? Ne yapacaksın? Yapacağın şey nedir? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın, ha? Ne yapmak istiyorsun? Canın ne yapmak istiyor? Ne yaparsan yap sorun olmayacak, anlarsın ya? Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın seni bağışlayacağız——”
Rui’nin sözleri işkence edercesine, dalga geçercesine, lanet okurcasına Subaru’nun kulak zarlarını dövüyordu.
Aynı şekilde Rui Arneb de. Oburluk da. Günah Başpiskoposu da. Zayıf genç kız da. Tiksindirici varlık da. Ebeveyni de.
“Natsuki Subaru” konusunda yapacağı seçim, Natsuki Subaru’ya yaklaşıyordu.
Rui: “Ee~ee.”
Eee.
Rui: “——Ne yapmak istiyorsun? Onii-san.”
#Gerçekten sürükleyici bölümler. Şaka maka 60. bölümün de sonuna ulaştık ve önümüzde hâlâ çözülmesi gereken biiiir sürü gizem ve üstesinden gelinmesi gereken bir sürü problem var. Bakalım kalan bölümlere neler sığdırılmış, bizi daha ne sürprizler bekliyormuş. Okumaya devam!



subaru geri geliyo larplama vakti bitti oley