Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 2 – “Kendine Has Misafirperverliği”

Kısım VI, Bölüm 2 – “Kendine Has Misafirperverliği”

1 Nisan 2021 110 Okunma 29 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmenler:
Clumsy (1 ve 2. Kısım)
Qua (2. Kısım)

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Biraz ani gelişse de Emilia kampının üssü, yani Roswaal’ın malikânesi, geçmişte yanan malikâneden farklıydı ve onun yerine Mathers Topraklarının ana ikametgahı hâlini almıştı.

Ancak malikânenin düzeni eskisinden farklı değildi, benzer bir şekilde biçimlendirilmişti; kütüphane kanadı merkeze koyulmuş, doğu ve batı kanatlarsa sola ve sağa yerleşmişti. Biçimlendirilirken genişlik de aşağı yukarı aynı tutulmuştu; içeride yürüseler bile kafa karıştırıcı bir şeye nadiren denk geliyorlardı.

Tek problem biraz fazla benzer oluşları nedeniyle Arlam Köyünün artık yakınlarda olmadığını unutmanın daha olası hâle gelişiydi. Subaru’nun enerji dolu bir şekilde uyanıp köy yolunda radyo jimnastikleri yapmaya niyetlendiği ama o uzun yolun ortasında nereye döneceğini bilemediği birkaç sefer olmuştu.

Beatrice de sıklıkla telaşa kapılıp ona yetişmiş ve gerçekten öfkelenmişti.

Her neyse, Roswaal’ın malikânesine gelmiş ve her zamanki Petra ve Ram tarafından karşılanmış, malikânenin başının, Roswaal’ın kendilerini beklediği salona girmişlerdi ama—

Roswaal: “Oooh, hoş geldiniiiz. Sağ salim dönmüüüş olmanız bir harika.”

Koltukta oturarak ellerini çırpan Roswaal, geri dönenleri karşılarken Subaru ve Emilia, onun gülücükler saçan bu karşılayışı karşısında refleks olarak afalladı.

Önce o abartılı ve dostane gülümsemeye baktılar, sonra da birbirlerine.

Subaru: “…Emilia-tan, mektupta tuhaf bir şey yazıyor muydu?”

Emilia: “B-Ben bilmiyorum. Hem sen tuhaf bir hediye hazırlayacak kadar ileri gitmemiş miydin? Çünkü biliyorsun ki Subaru ve Roswaal arasında bazen gizli konuşmalar gerçekleşiyor, bu yüzden…”

Subaru: “Y-Yok artık! Hem Roswaal’a bir hediye vermeyi planlıyor olsam bile her zamanki minnettarlığıma bürünür ve hediye için gerekli zaman ve para miktarını azaltmanın bir yolunu bulmak için Emilia-tan’a, Beatrice’e, Petra’ya, Frederica’ya, Patrasche’ye ve hatta Ram’a bile danışabilirdim.”

Beatrice: “Yalnızca kız isimleri saydın, sanırım.”

Subaru: “Otto ve Garfiel gibilere bir erkekten başka bir erkeğe alınacak hediyeyi sormam utanç verici olmaz mıydı!?”

Subaru tatminsiz Beatrice’i bu şekilde yanıtladıktan sonra Emilia’nın küçümseyici bakışlarına buruk bir gülümsemeyle karşılık verdi.

Bu arada, gerginlik yaratmamak adına Rem’in adını kasten konu dışı bırakmıştı, yani yanlış anlaşılmasın; bu konuda kendisini suçlu hissediyordu. Her neyse, bu esnada tüm bu etkileşime tanık olmuş olan Roswaal omuz silkerek,

Roswaal: “Ne kadaaar da şaşırtıcı bir tepki. Sizlerin güvenliğinden endişe ettim, yani hepinizin güvende olmasına sevinmemiiin nesi tuhaf merak ettim doğrusu. Çok doğal değil mi?”

Emilia: “Bu doğru ama… Roswaal, sen şu ana dek bu yönünü gerçekten göstermezdin, hâliyle…”

Roswaal: “Şöyleee ki geride kalan bu yılda düşünce şeklimde birtakım değişiklikler olduuu. Emilia-sama’nın iş birlikçi bir hâl almama birazcık sevinmesi gerekmez miydi?”

Emilia: “Hmm. Haklısın.”

Emilia Roswaal’ın yüzsüz inkârına her zamanki hoşgörülü benliğiyle karşılık vererek düşüncelerindeki değişimi kabullendi. Emilia’ya başıyla onay veren Subaru, onun avuçlarının ileri geri sallanışını gördüğü için onu bu yetersiz güven seviyesinde bırakmaya razı olmasa da——

Beatrice: “Roswaal’ın düşünce şeklini anlamaya çalışsan bile fazla tuhaf olduğu için mümkün olmayacak, doğrusu Subaru… Subaru da birazcık öyle ama ondaki -lık daha fazla, sanırım.”

Subaru: “Fazla belli belirsiz konuşuyorsun.”

Beyanına belli belirsiz ve hâlsiz kelimeler katmayı seçen Beatrice’in kafasını okşayan Subaru, salona doğru adım atarak Emilia’ya yöneldi.

Neşeli Roswaal—— ondan şüphe duysalar da bir şekilde altındaki gizli nedenin farkındaydılar.

Esasında daha az önce o nedeni kendisi dile getirmişti.

Roswaal gerçekten de Subaru ve Emilia sağ salim geri döndüğü için neşeliydi.

Artık elinde Bilgelik Kitabı yoktu. Henüz açıklamadığı planını tamamlayabilmesi için izlenecek en iyi yol sıcakkanlı davranmaktı; tek amacı Subaru’nun eylemleriyle yolunda duran engelleri aşmasını sağlamaktı.

Subaru: “Böyle hissediyorsan sorun yok demektir. Gerçi birazcık iş birliğine yanaşsan fena olmazdı.”

Roswaal: “Benim yardımım olsa da olmasa da hedefinize ulaşacaksınız. Bu yüzden benim iş birliğimin gücünüzün gereksiz bir kısmı olduğuna inanıyorum. Gerçekten eşiiit bir ilişki değil.”

Subaru: “Yardımcı karakter kullanmak çok klişe olacağı için RPG’de bir düzen sıkıntısı çekiyormuş gibi hissediyorum.”

Mevcut düzen, fazlasıyla güçlü yardımcı karakterin savaşa katılmaktan başka hiçbir şey yapmayışı şeklindeydi.

Aynı zamanda Roswaal’ın kendisini savaşlardan uzak tutuşuna benzer bir muameleydi; arkasına yaslanıp Subaru’nun -Ölümden Dönüş kabiliyetiyle kaderi değiştirme gücü taşıdığına inandığı kişinin-  çaresizce önlemler alışını, çıkmazların giderek daha da derinliklerine saplanışını izlemekten anbean daha da çok keyif alıyordu.

Kurnaz bir herifti ve bu da Subaru’da dilini şaklatma ihtiyacı doğuruyordu.

Anastasia: “——Bizi tanıtma vaktiniz gelmedi mi artık?”

Subaru: “Sizi beklettiğim için üzgünüm. Roswaal, konuklarımız var. Müsaade et de otursunlar.”

Roswaal: “Dinliyorum. Bununla birlikte, ilginç üyeler getirmişsiniz.”

Koridorda beklemekte olan kız, girişin önünde konuşan insanlara seslenmişti. Subaru da hafif bir özür dilerken koltukta oturmakta olan Roswaal’a bir el işareti yaparak misafirleri içeri çağırmasının sinyalini vermişti.

Böylece ayaklanan Roswaal, mutlak bir sessizlikle yetkili sandalyesine yerleşti. Sonra da onları ziyaretçi koltuğuna davet etti. Subaru ve diğerleri de yüzleri Roswaal’a dönük şekilde yavaşça koltuğa yerleşti.

Roswaal: “İyice uzaklardan buralara hoş geldiniz. Yüz yüze son konuşmamız kabul törenindeydi.”

Anastasia: “Doğru. Ayrıca o zaman doğru düzgün bir konuşma yapmış da değiliz… esasında bu, konuştuğumuz ilk sefer olacakmış gibi hissettiriyor.”

Bahsi geçen kabul töreni, Emilia kampı, Anastasia kampı ve Crusch kampının birleşimiyle beyaz balinanın bastırılması başarısı üzerine yapılan resmî görüşmeydi. Adayların değerlendirildiği bir törendi.

Kraliyetin başkentindeki kraliyet sarayında gerçekleşen tören ufak çaplı olsa da orada Mabet problemi de tartışılmıştı. Kamp temsilcileri Mabet hakkında konuşmak adına toplanmış ve tüm üyeler meseleyi çözümlemelerinin hemen ardından doğal olarak törene dahil olmuştu.

Subaru Otto’nun gergin, beti benzi atık suratını, Garfiel’in gözlerinde ışıldayan kaleyi ve Roswaal’ın onca yoğun tepkiye rağmen lakayıt bir şekilde katılmaya karar verişini anımsıyordu. Ne herifti ama.

Ehh, Otto gerilirken Emilia da onun gerginliğine hızlıca ayak uydurmuştu, hâliyle Subaru’nun bu konuda söyleyebileceği pek fazla şey yoktu. Emilia’nın başardığını hatırlayamadığı şeyler üzerine övülürken gerilmesi de normaldi.

Her hâlükârda o toplantı geçmişte kalmış, hızlıca karşılıklı selamlamalar gerçekleşmişti.

Ve şimdi de konuşma anında esas konuya taşınmıştı: Pristella şehri raporunu——

Roswaal: “Tam da mektupta yazdığı gibi Otto ve Garfiel yaraları yüzünden geride kalmış. Hmm. Anlaşıldııı. Başarıları gerçekten umut vaat edici.”

Roswaal raporu alışının ardından bu sözlerle birlikte hayranlık dolu bir şekilde iç çekti. Bu da Emilia’nın hafiften güçlü bir ses tonuyla “Hey” diyerek kaşlarını kaldırmasına yol açtı.

Emilia: “Geri bile dönemeyecek kadar ağır yaralandılar. Ama sen bu şekilde ifade ediyorsun. Ne söylemeye çalışıyorsun?”

Roswaal: “Aceleyle bir sonuca varmaktaaan sakınalım. Evet, o şekilde yaralanmaları yürek burkucu ve evet, zoraki, geçici geri çekilişlerinin de yürek burkuculukta yaralarından aşağı kalır yanı yok. Ancak diğer taraftan, kampta gizli kalacak hayati bir hasar yok. İşin içine diğer kampları da katar ve birden fazla günah başpiskoposuyla karşılaştığınızı düşünürseniz… o hasarı başarıyla gizlemek gerçekten mucizevi bir sonuç olurdu.”

Emilia: “————”

Roswaal: “Günah Başpiskoposlarının açtığı yaralar elbette derhâl tedavi edilmeli ama Emilia-sama ve şehir defansı sayesinde herkesin aldığı hasar minimum tutuldu. Bu başarının bilincinde olman gerektiğini düşünüyooorum.”

Emilia: “…Oh. Teşekkürler.”

Emilia, Roswaal’ın sıraladığı bu şeylere pek de ikna olmamış bir surat ifadesiyle teşekkür etti.

Esasında Roswaal’ın sözleri kulağa güçlü bir argüman gibi gelmeliydi. Ancak mühim olan konuşmacının verdiği izlenimi ele almaktı ve Subaru, Roswaal’ın verdiği izlenimin şüpheli olduğunu düşünüyordu, muhtemelen diğerleri de aynı düşüncedeydi.

Roswaal: “Neyseee, insanların benim hakkımda ne düşündüğünü bir kenara bırakıp başka bir konuya geçelim mi? ——Bu arada, Emilia-sama’yı o tarz bir kargaşa esnasında Pristella’ya çağıran kişi Anastasia-sama olmalı… peki bu konuda ne diyeceksiniz?”

Anastasia: “Onu o hengâmenin ortasına sürüklemem mazur görülemez. Eğer özür dilememi istiyorsanız bunu adamakıllı yapacağım, buna zihnen hazırlanmış durumdayım.”

Roswaal: “Ve içtenlikle başınızı eğerseniz tüm bunlar tek kuruş vermeden, herhangi bir ödeme yapmadan sonlanmış olacaaak… Oh, ama benden özür dilemenize gerek yok. Emilia-sama çoktan özrünüzü geri çevirmedi mi?”

Emilia: “Ehh, bu kargaşayı doğuranlar onlarken suçlanması gerekenin de Cadı Tarikatı olması gerekmez mi? Anastasia bana herhangi bir zorlamada bulunmadı; yalnızca yardımımızı talep etti. Ayrıca Pristella’ya çağrılarak hedeflediğimiz şeyleri başarmamış da değiliz…”

Roswaal yana bakarken Emilia, boynundaki kolyeye dokunarak bu karşılığı verdi.

Kolyenin içerisinde yeni, büyük bir mücevher bulunuyordu. Şimdi bile bir ulu ruh içeride uyumaya devam ederek sessizce uyandırılmayı bekliyordu. Puck’ın Yorishiro’su olacak o yüksek saflıkta kristal mücevheri elde etmesi—— kampın kesinlikle hedeflerine ulaştığının göstergesiydi; bu yaşanan amaçladıklarından aşağı kalır değildi.

Emilia: “Ayrıca Cadı Tarikatının orayı terk etme sebebi bizim tesadüfen orada bulunmamız olamaz mı? Böyle düşünürsek yaşananlar Anastasia’nın başarıs…”

Anastasia: “Böyle düşünmek muhakkak ki bir başka kampı gereğinden fazla desteklemek olur, bu yüzden seni bu noktada durduracağım.”

Her nedense Anastasia, Emilia’nın iyimser kelimelerini destek olarak algılayıp sonlandırmıştı.

Ancak Roswaal’ın mevcut sorgulamasının sebebi yalnızca insanları kontrol altında tutma çabasıydı. Esasında Cadı Tarikatının amaçladığı şeylerin çoğunun Subaru ve diğerleri tarafından Pristella’ya getirilmiş olması mümkündü. Bu noktaya değinilecek olursa cadının şeytaniliğinin kesinliğine rağmen atmosfer ağırlaşırdı.

Dolayısıyla “Hadi birlikte hareket edelim. Cadı Tarikatından kötüsü yok!” fikrini beyan etmekten kaçınmaları yararlarına olurdu.

Subaru: “Orada geçidimi kullandım, diğer 3 grup da anlayışlı davrandı. Bir günah başpiskoposu öldü ve biri yakalandı… Dostum, şu cadı tarikatıyla yaşananların ardı arkası kesilmiyor.”

Roswaal: “Yine de organizasyon yetenekleri birazcık şüpheli. İş birliği ve birliktelikten bahsedecek olursak birbiriyle hiçbir ilişkisi olmayan bir kanun kaçağı grubu gibiler. Bir müttefiklerini kaybedip birini arkalarında bırakmış olsalaaar bile o yalnız psikopatların akıl sağlığında bir düzelme olmaz.”

Subaru: “…Bu söylediklerine katılıyorum.”

Subaru Roswaal’ın fikrine katılıyorsa muhtemelen doğru bir fikir olmalıydı.

Cadı Tarikatı denilen sözde “organizasyon” gerçek bir organizasyondan ziyade birkaç psikopatın bir araya gelmesinden ibaretti. Organizasyon eksikliği çektikleri şeklinde masum bir düşünce şekli izlemeleri mümkün değildi; bundan böyle basitçe itaatkâr davranmak gibi bir düşünceleri de yoktu.

Geri kalan Oburluk ve Şehvetin gaddarlığı asla son bulmayacaktı.

Subaru: “Bu yüzden onlara karşı koymanın bir yolunu bulmalıyız. Konuşacağımız bir sonraki konu da bununla ilişkili.”

Roswaal: “…Bilge Shaula ile iletişime geçme konusu açılıyor, hmm~.”

Subaru: “Kolay olmayacağını biliyorum ama başka bir önlem geliştiremedikçe bunu denemekten başka şansım yok. Nihayet her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen… ya da biz direkt her şeyi bilen diyelim. Neyse, böyle bir Bilge mevcutsa onu dinlemeye çalışmaktan zarar gelmez, haksız mıyım?”

Roswaal: “Ancaaak son birkaç yüzyılda bunu deneyen herkes, canlarıyla ağır bir bedel ödedi tabiiii.”

Herkesçe bilinenleri açığa vuruyor ve duruma rahatsız edici bir bakış açısı sunuyordu. Ancak tam da bu yüzden ellerinde bir koz vardı.

Anastasia çenesiyle hafifçe bir jest yaparken Subaru ile göz göze geldi. Ve sonra,

Anastasia: “Bu noktada ben devreye giriyorum. Neyse ki Bilgenin gözcü kulesine güvenle ulaşabilmenin bir yolunu biliyorum. Yani kaybolma konusunda endişelenmemize lüzum yok. Bu endişelerini yatıştırır mı?”

Roswaal: “Ehh bana öylece sözlerinize inanmamı söyleseniz bileee… her şeyden önce, bir yol biliyor olsanız bile büyük meblağlar ödenmesine rağmen daha fazlasını isteyecek olan pek çok yoldaşınız var. Peki siz neden bunu istemeyen tek…”

Anastasia: “Bir tüccar olarak para kesinlikle benim için önem taşıyor. ——Ama bu dünyada parayla takas edilemeyecek şeyler var. Bu da onlardan biri.”

Anastasia Eridna’nın görkemini abartır hâlde ince göğsüne dokunarak böyle söyledi.

Anastasia gibi davranıyordu ama o tek kelimenin şaşılası bir gücü vardı; karşılarındaki kişinin Anastasia’nın gerçek benliği olmadığını bile bile Subaru’yu şaşırtan bir gücü.

Anastasia Roswaal’ın gözlerinin içine bakıyordu. Roswaal ise o gözlerden birini kapatıp yalnızca sarı gözünü kısa bir süreliğine ona dikti. Sonra da,

Roswaal: “Amanııın! Bu yüzden savaşmak ve kumar oynamaktan anlayan insanlarla baş etmek zor işte. Ayrıca Emilia-sama’nın da buna katılacağını sanmıyoruuum.”

Emilia: “Kendi başına böyle sonuçlara vararak birazcık kabalık ettiğine inanıyorum.”

Roswaal: “Ama benden bunu yapmayı bırakmamı isteyecek kadar ileri gitmeyeceksin. Gerçi sorun değil. Bu dikenli yolda ilerlemeye cesaret edeceksin. O yolda o da sana eşlik edecek.”

Roswaal sonuç olarak oraya nasıl varacaklarını merak etse de gönülsüz bir karşılık vermişti.

Subaru’nun aşmak zorunda olduğu engelin yüksekliği Emilia’nın bu zorlu yola dair seçimine bağlı olarak daha da artacaktı. Bunun nedeni de Roswaal’ın bakış açısına göre şu andan itibaren olacakların Bilgelik Kitabının yerini alacak bir umudu andırmasıydı.

Subaru: “Her neyse, Anastasia’nın verdiği bilgilere göre bir çeşit çöle denk geleceğiz, tabii bu süreç zaman alacak.”

Julius: “Orası yalnızca ‘bir çeşit çöl’ değil; Augria Kum Tepeleri. Bu hatayı pek çok kez yaptın, bu yüzden acele edip doğrusunu hatırlamaya ne dersin artık?”

Julius, Subaru’nun yetersiz hafızasına tepki olarak iç çekerken bu bilgiyi verdi.

Ve başından bu yana olayları gözlemleyip koltukta Anastasia’nın yanında sessizce oturan o kişi, zekice bakışlarını Roswaal’a çevirerek…

Julius: “Roswaal’ın söylediklerine cevaben, ortada çok zor bir teklif olduğuna inanıyorum. Ancak Pristella Şehri hâlâ Cadı Tarikatının zorbalığına maruz kalmış durumda ve zihinleri veya bedenleri bu sebepten zarar görmüş pek çok kişi söz konusu. Onlara yardımı dokunabilecek bir şeyler yapabileceksek buna izin verilmesini arzu ederim.”

Roswaal: “Kelimeleri olduuukça zarif kullanıyorsun. Olağanüstü kabiliyetlere sahipmişsin gibi görünüyor …ama bunlara dair hiçbir anım olmaması hiç akıl alır şey değil. Bunun anlamı da… o. Öyle miii?”

Julius: “————”

Roswaal, Julius hakkında hiçbir anısı olmadığını bilerek durumu çözmüştü. Julius bakışlarını hafifçe yere indirirken de Roswaal, sandalyenin kolçağına yerleştirdiği kolunun elini çenesine dayadı.

Ve dudakları neşeli bir hissiyatla gevşeyerek…

Roswaal: “Oburluğun Otoritesinden etkilenenler herkes tarafından unutulur. Dünya tarafından geride bırakılmak gibi bir şey. Sen de geride kalmaktan kaçınmak adına Bilge Shaula’ya danışma şeklinde ufacık bir umudun peşine düşeceksin. Başkasının hatırınaymış gibi bir bahane üretmene hiç gerek yokmuuuş.”

Julius: “——Hık. Hiçbir şekilde böylesine bencilce nedenlerden ötürü hareket etmem!”

Roswaal: “Seni suçlamıyoruuum. Aslında doğal bir şey, yani öylesi daha çok hoşuma gider. Başkalarının iyiliği için bir şeyler yapmak yerine kendin için bir şeyler yapmak her şeyi göze almaktır. Eylemlerinin sonucunda başkalarını kurtaracak olsan bile -ki bunu yaparken tatmin duyacak ve başarı hissi tadacaksın- üstünlük taslayan yüreğini inkâr etmene lüzum yok.”

Julius’un yüzü katılaştı. Roswaal ise onu yanıtlamaya dikkatlice devam etti.

Palyaço makyajının altındaki gülümsemesi daha derinleşti. Ve——

Roswaal: “Ve dahası, onları kurtarırsan başka insanların da aynı şekilde kurtarılma şansı yüksek olacak. Eylemlerinle omzunda adil bir amaç bile taşıyacaksın, yani kendini suçlu hissetmen gerekmiyor, haksız mıyıııım?”

Julius: “Ben…”

Anastasia: “——Uçbeyi Mathers, seni bu noktada durdurabilir miyim?”

Anastasia eliyle Julius’a mâni olarak Roswaal’la yüzleşmek adına onun yerini aldı. Zarif bir gülümseme takındı ve sevimli kafasını eğdi.

Ve sonra…

Anastasia: “Benim de ona dair hiçbir anım yok… ama buna rağmen bu çocuk benim şövalyemmiş gibi görünüyor. Bu yüzden hiçbir şey yapamazken zorbalığa uğramasını izlemek bana doğru gelmiyor.”

Roswaal: “Anılarından silinmesine rağmen aranızda hâlâ bir efendi-hizmetkâr bağınızın olduğunu mu söylüyorsun?..”

Anastasia: “Kim bilir, o işin aslını ben de pek çözebilmiş değilim. Ama yol boyunca Julius’un o ince düşünceleri ve bana olan ilgisi hiç de fena değildi… Ayrıca——”

Anastasia kibarca parmağını kaldırarak toplantı koltuğuna yönlendirdi. Sonra da,

Anastasia: “Böyle kampının paramparça oluşunu istemem, hani?”

Roswaal: “——Aman aman.”

Anastasia’nın işaret edişi karşısında Roswaal, patlamanın eşiğindeymiş gibi görünen Subaru’ya bakarak omuz silkti. Subaru’nun bağırmaya başlamasına çok az kalmıştı. Doğal olarak Emilia ve Beatrice de aynı durumdaydı.

İki elini birden teslimiyet içerisinde kaldıran Roswaal’ın bu duruma ayak uydurup pes ettiği söylenebilirdi.

Roswaal: “Peki peki. Özür dilerim. Geeerçi bana kalırsa belli bir olasılığı dile getirmekten öteye geçmemiştim.”

Subaru: “Gereksiz bir şeydi. Gerçekten saçmalamaya bir son vermen gerekiyor.”

Roswaal: “Öyle miydi dersin? Büyük ihtimalle sonuçtan kaç kişinin faydalanacağını umursamayan insanlarla karşılaşacaksınız; sizi rahatsız edici şikâyetlerle alaşağı edecek güvensiz yoldaşlarla. Bu olasılığın farkında değilmiş gibi göründüğünüz için bunu bekleyebilmeniz adına tavsiyede bulunmam gerektiğini düşünmüştüüüm.”

Bunu bir başkası için yapmıyorsun. Kendin için yapıyorsun.

İşin doğrusu Subaru’nun da bu tarz eylemlerinden ötürü azarlandığı, acınası bir yara şeklinde taşıdığı bir tecrübesi vardı.

Zamanında kraliyet sarayında Emilia’ya onun iyiliği için hareket ettiğini söylemiş ama Emilia’dan bunu kendi iyiliği için yaptığı yanıtını almıştı. Ve Subaru bunun sonucunda aldığı yarayı kolay kolay unutamayacaktı. Bu mutlak bir gerçekti.

Ancak doğru olsa da olmasa da kötü niyeti sayesinde bunun tadına varmıştı. Ama sırf bu yüzden demek olmuyordu ki——

Subaru: “İnsanın eylemlerini onaylayan kişi sayı arttıkça başarı hissiyatı azalacak diye bir şey yok. O böyle biriymiş gibi konuşuyorsun. Kes şunu.”

Roswaal: “Ama yapacak bir şey yok, değil miii? Çünkü senin aksine ben, onun karakterine aşina değiliiim… Gerçi senin onunla ilişkin de yalnızca ona eşlik ettiğin birkaç günlük yolculuğa dayanıyor gibi görünmüyor.”

Diyen Roswaal, öfkesine yenik düşen Subaru’ya tepeden baktı. İşte yalnızca o an için uzun kirpiklerinin sınırındaki gözü adamakıllı bir trajedi hissiyatıyla karardı. Sonra da,

Roswaal: “Bu da demek oluyor ki bir kez daha bir kişiyi hatırlayan tek kişi sensin. Aynı Rem’i hatırlayan tek kişi olduğun gibi.”

Subaru: “Bunun ne biçim bir kader olduğunu ben de merak ediyorum gerçi.”

Roswaal: “Bu senin özel olduğunun kanıtı. Buna özen göstermelisin. Bunun kıymetini bilmelisin. ——Çünkü insanın istese bile elde edemeyeceği çok fazla şey var.”

Roswaal dışındaki hiç kimse sözlerinin ikinci yarısını işitememişti.

Ancak ışık tutana dek sorgulamalarına devam etse dahi gerçeği açığa çıkaramayacaktı; dolayısıyla Subaru hızlıca pes etmeyi seçti. Her hâlükârda söylenmesi gereken şeyler söylenmişti.

Sıradaki mesele——

Subaru: “Mektupta bahsedildiği üzere hapis odası ve…”

Roswaal: “Ve Uyuyan Güzel dışarı çıkarılacak, evet. Gerçi insanların ona dokunmasından gerçekten nefret ettiğinden emindim.”

Subaru: “Onu uyandırmanın bir yolu bulunabilir, ben de bunu deneyeceğim. Bu kadarı bariz değil mi?”

Roswaal: “Bu tedbiri ilk önce o kız üzerinde deneyeceğini öğrendiğimde şaşırdım. Egoist izleniminden kurtuldun ama bu meseleyle esasında kendini cezalandırıyorsun. Kalbinin bir noktasında, zihninin derinliklerinde bir yerlerde en baştan onu kurtaranın sen olman gerektiğini düşünmüyor muydun?”

Subaru: “————”

Tam isabet yapmış ve Subaru refleks olarak sessizliğe bürünmüştü.

Onlar Pleiades yolculuklarının hemen öncesinde malikâneye varana dek Oburluk yüzünden Rem’le aynı şeyi yaşayan başka kurbanlar da olacak diye endişelenmeyi sürdürmüştü.

Tabii ki Rem’in uyanmasını sağlamak bile bu endişeyi unutmasına olanak tanımayacaktı. Eğer onu uyandırmanın bir yolu varsa acele etmek, bunu tek bir gün, hatta tek bir saniye bile daha erken yapabilecekse yapmak isterdi.

Ancak bunu yapanın Subaru olup olmayacağının kesinliği başka bir mevzuydu.

Pristella şehrindeki tüm o insanlar Rem’le aynı cinsten bir hasar almıştı. Uyuyan insanların götürülürsem ailem ne düşünür diye endişelenme imkânın bile olmadığı bir durumdu.

Subaru bu meseleyi ne kadar düşünürse tuhaf bir çivinin bedenini delip geçmesi hissi de bir o kadar artıyordu.

O his, daha pek çok insanın yerine ilk önce Rem’i kurtarmanın doğurduğu suçluluktu.

Bu yüzden Rem’i götürme konusunda onca zaman -şu ana dek tereddüt etmişti- ama,

???: “Ben Subaru’yu çoktan ikna ettim, yani sorun yok.”

Roswaal: “…Amanın, bu oldukça şaşırtıcı.”

Roswaal’a bu cümleyi kuran kişi Emilia olmuş, sessizliğini koruyan Subaru’nun yerini almıştı.

Roswaal şüpheliydi. Ancak göğsünü gururla kabartan Emilia’ya baktıktan sonra gözlerinden birini kapattı. Sonra da…

Roswaal: “Böyle söylüyorsun ama onun uyandırılması Emilia-sama için sorun doğurmaz mı? Subaru-kun nasıl bakarsak bakalım o kıza güçlü hisler besliyor. Hatta sana hissettiği kadar güçlü hisler…”

Emilia: “Evet. Bence doğru söylüyorsun. Subaru bir müddet kendisini o kıza adayacak ve hatta benimle ilgilenmeyi bırakması bile mümkün.”

Subaru: “Hayır. Bu hiçbir koşulda…”

Gerçekleşmeyecek. Gerçekleşmemeliydi.

Emilia’ya yönelik hislerinin hiçbir şekilde sarsılmayacağına yemin edebilirdi.

Emilia’ya beslediği hisler, hislerinin bütünlüğünün farklı bir parçasıydı. Evet, Rem’e de güçlü hisler beslediği doğruydu ve aynı Emilia’nın söylediği gibi Rem uyanacak olursa kendisini ona adayacağına hiç şüphe yoktu.  

Ama Emilia, Subaru’ya “Bunda sorun yok” diyerek devam etti…

Emilia: “Bu Subaru’nun diğer tarafa kaymasına yol açacaksa bunun tek anlamı benim onu kendi tarafıma kaydırmak için elimden geleni yapacağımdır. Subaru’nun bir anda kaybolmasından endişe duymuyorum. Dolayısıyla tatlılığından ötürü Rem’e nasıl delice bir âşk beslersen besle benim tarafımda da sen olacaksın.”

Subaru: “Eh? Emilia-tan!?”

Emilia: “Benim çözümüm ve verdiğim karar bu. Ayrıca, onu kurtarmandan hiç kimse şikâyetçi olmayacak. ——Yani sıkıntı yok. Hadi Rem’i uyandıralım.”

Emilia Subaru’nun kararını güçlü kelimelerle desteklemişti.

Ve bu kelimeler kulağa bir nevi itiraf gibi gelmişti. Sarsılan Subaru’un dizleri titriyordu. Emilia’nın kendisine ilgi beslediğini hissettiren pek çok sefer olmuştu—— evet olmuştu ama o seferlerin hiçbirinde derin bir sevgi seviyesini aşmamıştı.

Emilia: “Ben, Rem, Beatrice, Petra, Patrasche, Otto-kun, Garfiel, hepimiz senin geeeeerçekten geeerçekten mutlu olmanı istiyoruz!”

Subaru: “Beyanının ikinci yarısına bir yer ejderiyle erkek isimleri karıştırdın ama neyse.”

Ortaya da bir loli katmıştı.

Her hâlükârda bunu kabullenirken omzu, yanında oturmakta olan Beatrice tarafından dürtüldü. Ve bir “Oohee” sesiyle yanına döndü. Beatrice alışıldık hayal kırıklığı dolu ifadesine bürünmüştü.

Beatrice: “Subaru’nun kızlarla maskaralık etme eğiliminden şikâyet edecek değilim… ama bir eli hep boşta olmalı, sanırım. Bu Betty’nin tek özel ayrıcalığı, doğrusu.”

Subaru: “…Saçmalık derecesinde tatlısın.”

Beatrice: “E herhâlde, sanırım. Betty’nin büyüleyiciliği yerin ve göğün tanrılarında yankı buluyor, doğrusu.”

Yer ve göğün tanrılarının ne düşüneceğini umursayacak kadar ileri gitmese de Subaru’nun kalbinde yankılandığı kesindi.

Subaru, Emilia ve Beatrice’in desteğini almıştı ve Rem’i uyandırmak için sıkı bir gayret gösterecekti.

——Artık bu konuda tereddüdü kalmamıştı.

Subaru: “Durum bu işte, Roswaal. Bu kadar sevildiğim için üzgünüm. Rem odasından çıkartılacak.”

Roswaal: “Onları alternatiflermiş gibi göstererek yalnızca Emilia-sama ve Beatrice-sama’yı şaşırtacaksın. Benim için sorun yok, istediğini yap. Seni durdurmayı hiç planlamamıştım zateeen.”

Subaru: “Peki, o zaman önceki konuşmamıza dönelim.”

Roswaal: “Endişeye kapıldım ve eylemlerimin amacını anladığınızdan emin olmak istedim. Ayrıca sizlerin inanılmaz, İsimsiz Şövalyenizin de kalbini kırdım.”

Subaru: “Sorun değil.”

Roswaal son ana dek kulağa alaymış gibi gelen bir tarzla konuştu. Julius ise hafifçe bir nefes alıp Anastasia ile göz göze gelerek,

Julius: “Ben Julius Juukulius. Bu şu an için yalnızca Subaru’nun anılarında var olsa da Lugunica Krallığı’nın bir Kraliyet Şövalyesiyim. Böyle bir şeyle kalbi kırılacak kadar acemi, sığ biri değilim.”

Böyle bir beyanda bulundu ve büyücünün hain kötülüğünün doğurduğu rahatsızlığı bir kenara atmakta muazzam bir iş çıkarttı.

Subaru: “…Pek sağlam olmadı.”

Julius: “Sen yine kimin tarafındasın acaba? Sırtımdan bıçaklanmış gibi hissediyorum.”

Konuşmalarının sonlanışının hemen ardından gizlice kullandığı son sözlerse bunlar oldu.

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Konuşma sonlanmış, Subaru ve diğerleri salondan ayrılmıştı.

Malikânenin doğu kanadında yer alan hapis odasına yönelmişlerdi. Oraya yönelme sebepleriyse Augria Kum Tepelerine ulaşmalarında mühim bir anahtarı ele geçirebilecek kişiyle iletişime geçmekti.

O kişi bir yıl önce önceki malikânenin yakılışı esnasında -malikâne sakinlerinin göç edişiyle aynı vakitte- odaya hapsedilmişti ve o günden bu yana orada tutuluyordu.

Gerçekten insanın iletişime geçmek isteyeceği biri değildi ve onunla iletişime geçmek pek güvenli sayılmazdı ama——

???: “Acaba döndüklerinde bana ne gibi sonuçlar getirecekler… Onlardan beklenti içine girmem bile, saanki benim de artık onlardan etkilendiğimi gösteriyoor.”

Roswaal sırtının ağırlığını koltuğa vermiş şekilde bu kelimeleri mırıldanarak derin düşüncelere dalmıştı.

Salonda tek bir kişi kalmıştı. Az önceki tartışmalarına dair anılar üzerine düşünen büyücü, aklına birinin gelişiyle hafifçe gülümsedi. Sonra da,

Roswaal: “Demek ki beeen de artık ona karşı sempatisi olanların arasına katılmış bulunuyorum ha? Ne düşünüyorsun?”

Beatrice: “…Sahiden rahatsız edici şeyler söylüyorsun, sanırım. Cidden yapabileceklerinin sınırı olmadığından, doğrusu; dehşet verici demekten başka bir şey gelmiyor elimden, sanırım.”

Roswaal: “Yok artıık, bu bedenle onun üzerine atlayacak kadar da onurumu yitirmedim henüüz.”

Beatrice: “Bir zamanlar kadındın, doğrusu. Tedbiri elden bırakmamak en iyisi, sanırım.”

Roswaal giderek neşesi artan bir gülümseme sunarken küçük kız—— Beatrice, beyanına karşılık vererek sakin bir ifadeyle saçlarıyla oynamaya başlıyordu.

Bunun sebebi sıkılması olabilirdi ya da belki de gerildiğinde sergilediği bir alışkanlıktı.

Roswaal: “Subaru-kungiller hapis odasına gittiler, değil mi? Senin de onun yanında olman geerekmez mii? Tehlikeli olabiilir.”

Beatrice: “Dişleri sökülmüş sokak köpeğindense, dişlerini bileyen ev köpeği çok daha tehlikelidir, doğrusu. O yüzden gelip sana adamakıllı bir gözdağı vereyim dedim, sanırım.”

Roswaal: “Ev köpeği ha, fena sert oldu. Eğer Sensei’min köpeğiysem bunu seve seve kabul ederim gerçi.”

Beatrice: “İflah olmaz bir sapıksın, doğrusu… Roswaal, Subaru’yu bu kadar sınamaktan vazgeç, sanırım. Gereksiz hiçbir kışkırtmaya Betty izin vermeyecektir, doğrusu.”

Roswaal adilik belirtisi taşıyan bir gülümseme sunarken Beatrice, ansızın acı bir yüz ifadesiyle ona dersini verdi. Sonrasında Roswaal’ın yüzündeki gülümseme silindi ve her zamanki gibi bir gözünü—— mavi gözünü kapattı ve sarı gözüyle Beatrice’in bakışına karşılık verdi.

Roswaal: “Sen ve ben dünyayı farklı görüyoruz; ben tamamen içten olurken sen kaygısızca hareket ediyorsun.”

Beatrice: “Bu, Okaa-sama’dan tamamen farklı bir tarafımı gördüğün anlamına gelir. Subaru’nun elini tutan Betty bundan yüzlerce kat daha iyidir, sanırım.”

Roswaal: “Amma da laf yetiştirir olmuşsuuun. Yasaklı Kütüphane’nin eski kütüphanecisi olan senin, olabildiğiiince mutlu olmanı dilerim.”

Beatrice: “Elbette, doğrusu. Bu yüzden, o mutluluğu korumak için ne gerekiyorsa yapacağım, sanırım.”

Beatrice kendisi ayakta dururken kanepede oturmayı sürdüren Roswaal’a gözlerine yerleşen benzer yoğunlukta bakışlarla meydan okuyordu. Roswaal ise yuvarlak gözlü kızın kalbinin derinliklerine sızmaya teşebbüs edercesine gözlerini kısarak…

Roswaal: “Bir Günah Başpiskoposu daha yenildi. Bununla birlikte ikincisi de Subaru-kun’un içine girmiş olmalı.”

Beatrice: “…Subaru dışında adaylar da olmalı, doğrusu.”

Roswaal: “Ancak hiçbiri ona bu kadar yakın veya onunla bu kadar örtüşmüyor. Sadece teğet geçen biriyle tamamen örtüşen biri arasında kimin seçileceği gün gibi ortada. Bu yüzden anlamsız tesellileri bir kenara bırak.”

Beatrice: “——Daha fazla konuşmana müsaade etmeyeceğim, sanırım.”

Beatrice Roswaal’ın argümanına öncesinde Roswaal’dan gizlediği bir kararlılıkla örtülü şekilde karşılık verdi.

Ve kıyafetinin kol kısmını sımsıkı tutarak gözlerini Roswaal’a dikti.

Beatrice: “Betty, Subaru’nun doğrusu. Bu yüzden de Subaru, Subaru olarak kalacak, sanırım.”

Roswaal: “Çabalarına mâni olmak gibi bir niyetim yoook. Benim açımdan sayı ne kadar azalırsa o kadar iyi. Bütüüün mesele bu.”

Beatrice: “——Çıh.”

Beatrice Roswaal’a attığı son, güçlü bir bakışla birlikte kapıya yöneldi.

Tartışmanın geri kalanı da böylelikle sona erdi.

Roswaal: “Beatrice.”

Roswaal uzaklaşan kıza seslendi.

Beatrice ise yürümeyi kesti ancak arkasına dönmedi.

Roswaal: “Görüyorsun ya senin mutlu olmanı istiyorum; en azından diğer sıradan insanlara kıyasla bunu çok daha güçlü bir şekilde arzuluyorum. Çünkü sen… gözümde kız kardeşim gibisin.”

Beatrice: “——Hiç de hoş bir laf değil, doğrusu. Ayrıca, katiyen Okaa-sama gibi olamayacaksın, sanırım.”

Roswaal: “Sevgi de bu değil midiiir kii?”

Beatrice karşılık vermedi.

Yalnızca kapıyı açtı, salon boyunca işitilen tek ses, kapının sessizce kapanış sesi oldu.

Ve sonrasında salondan en ufak bir ses dahi çıkmadı.

△ △ △ △ △ △ △

#Emilia’nın kurduğu cümleler, hapiste sorgulanacak kişi, Rem’in kuleye götürülecek olması derken esas bomba bölümün sonunda geldi. Beatrice ile Roswaal arasındaki bu konuşma da neyin nesiydi? Kütüphaneci gibi davranmalar, anne lafı geçirmeler, daha önce sen de bir kadındın demeler, köpek benzetmesiyle yorumlamalar falan… Her cümlede ‘ne oluyor lan!?’ diyen bir ses belirdi kafamda. Bu arc gerçekten ilginç ilerleyeceğe benziyor. Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle