※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Mutlu olmak, istiyorum.
△▼△▼△▼△
——Hayatın olumlu ve olumsuz yönleri olarak adlandırılan şeyler, doğum ve çevre koşullarıyla belirlenen büyük kumarlardır.
İşte Rui Arneb’in Oburluk Günah Başpiskoposu olarak sayısız insanın hayatını avlamanın ve yemenin uç noktası üzerine edindiği felsefe buydu.
Rui Arneb, Oburluğa iliştirilmiş Günah Başpiskoposları olan üç kardeşin en küçüğüydü.
Cadı Tarikatı, doğası gereği faaliyet ölçeğinin ve kontrol edilmesindeki sağlıksızlığın aksine şaşırtıcı derecede gerçekçi bir gidişata sahip olsa da bilhassa Günah Başpiskoposlarıyla ilişkili pek çok gizemle kuşatılmıştı.
Bunun başlıca kaynağı başlarına gelenlerin büyük bir çoğunluğunun hayatını kaybetmiş olmasıyken Günah Başpiskoposları arasında bile en çok tanınanlar an itibarıyla—— yo, geçmiş zaman söz konusu olduğundan ‘bir zamanlar’ “en çok tanınanlar” Tembellik ve Açgözlülük ikilisi olmalıydı.
Onlar dışında Öfke, Şehvet ve nihayet Oburluk Günah Başpiskoposlarının da varlıkları tespit edilmiş olsa da nasıl bir topluluk oldukları yıllardır üstü kapalı bir muammaydı. Bunun yanı sıra Oburluk üçlüsünün en genci olan Rui Arneb’in varlığı, tek istisna olan diğer Günah Başpiskoposları haricinde bilinmiyordu.
Gizli Günah Başpiskoposu, işte Rui Arneb’in pozisyonu buydu.
Rui: “Ehh, böyle olmasını arzuladığımız yoktu, anlarsın ya.”
Diye fısıldayan Rui, doğdu doğalı içerisinde bulunduğu beyaz boşlukta bacaklarını esnetti.
Aciz Rui, bu beyaz boşluktan çıkma ve herhangi biriyle tanışma kabiliyetine sahip değildi. Oburluk Otoritesinden fazlasıyla kısıtlı olduğu bu nokta dışında faydalanamadığı için de ona kullanılmayan değerli bir varlık gözüyle bakılıyordu.
Bununla birlikte iki abisi sayesinde söz konusu beslenmek olduğunda aciz bırakılmıyordu.
Çünkü abilerinin yediği Anılar ve İsimleri —— başka bir deyişle başkalarının hayatlarını ilişkilendirilmemiş şekilde aşırabiliyor ve onlarla açlığını yatıştırabiliyordu.
Rui: “Biz neden, böyle olmak zorundayız ki?”
Abilerinin artıklarıyla açlığını yatıştırırken bir yandan da başkalarının hayatlarına dalarak yavaş yavaş kendi kimliğini biçimlendiren, şekil alan Rui, diğerlerinden bambaşka koşullarda yaşadığını anında idrak etmişti.
Özgür olabileceği bir bedeni olmadıkça işletebileceği tek şey bilinçten ibaretti.
Yürümeye ilişkin Anılara sahip olsa da yürümeye dair bir tecrübesi yoktu. İşte benliği olarak bilinen kusurlu nesne böyleydi.
Rui: “Ah… Biz, öylesine aksi koşullar arasındayız ki.”
Rui’nin bu şekilde kendi kendine kabullendiği şey, “kederli” bir ortamda var olduğuydu.
Ve ne kadar yakınırsa yakınsın bu koşulları değiştiremeyeceğinin de bilincindeydi.
Abileriyse böylesine bir kederin içerisinde başıboş yitip giden kardeşlerini teselli etmek adına birbirleriyle yarışır görünüyor ve bir şeyler yiyordu. Ve küçük kız kardeşlerine kendilerinin de yediği tabakları temin ediyorlardı.
Abilerinin temin ettiği tabakların her biri, ayrı kişiliklerle dolup taşıyordu.
Kendisine Gurme diyen Ray, iyisiyle kötüsüyle güçlü tatlara sahip hayatları seviyordu.
Pisboğaz Roy ise ne olursa olsun miktara öncelik veriyor, açlığını kötü tatlarla yatıştırarak kendinden geçiyordu.
Rui’nin fikri sorulursa pek çok kez Ray’ın seçtiği tabaklardan keyif aldığını söyleyebilirdi ancak prensipleri olmaksızın avlanıp beslenen Roy’un seçtiği tabaklardan kazanç elde ettiği de çok olmuştu.
Rui, çok sayıda hayatı çiğneyip sindirerek, dilinin üzerinde ve zihninde yuvarladığı tatları kıyaslayarak bir şeyi anlamıştı—— O şey “neşenin” mutlak miktarındaki farklılıktı.
Kendi değer yargılarıyla başkalarının hayatlarını kıyaslama gücüne sahip olan Rui, büyüme ortamından aile ve arkadaşlara, sevgililerin varlığına, zenginlikten fakirliğe veya sevginin bolluğundan yokluğuna dek çeşitli konuları kapsamlarına göre, bir formül aracılığıyla değerlendirip yaşamlara sırasıyla puan veriyor, onları derecelendirmeye devam ediyordu.
Doğuştan zengin olduğu için. Ebeveynleri ve kardeşleri tarafından sevildiği için. Herhangi bir zorluk veya sıkıntı olmaksızın sorunsuzca yaşadığı için. Zor zamanlarında ulaşabileceği çok sayıda dostu olduğu için. Herkesin ötesine geçmesine imkân tanıyan büyük bir yeteneğe sahip olduğu için.
Öyle ya da böyle, talih veya talihsizlik oluşundan bağımsız, hatta bir kısmı göz ardı edilebilecek sayısız sebep mevcuttu.
İşte Rui, korkunç derecede kibirli ve kendini beğenmiş bir fikir olsa da tüm bunları ulaşılabilir kılacak bir Otoriteye sahipti.
Farklı kelimelerle ifade etmek gerekirse bu, bir başkasının oynadığı oyun ekranına göz gezdirip şöyle yapmalıydın, yo böyle yapmalıydın deyip sızlanarak o kişiyle alay etmekle eşdeğer bir şeydi.
Rui de tüm ekranı küçümseyip her şeyle alay ediyor, başkalarının hayatlarını bir gözlemci olarak işine geldiği şekilde eleştiriyordu. Onları yuhalıyor, hoşlantı ve tiksintiler arasındaki ayrımlardan yoksun apaçık izlenimlerini tamamen kendini memnun edecek şekilde yüzlerine vuruyordu.
İşte Rui’nin işi buydu. Onları kendi ilkelerine göre derecelendiriyor, bencilce suistimal ediyor ve karalıyordu.
Lakin başlangıçta keyif aldığı bu iş, çok geçmeden bıktırıcı bir hâl almıştı.
Bu da çok doğaldı. Rui’nin yapabildiği şey, kendisine aktarılan Anıları gözden geçirmekti, daha fazla bir müdahalede bulunamıyordu. Bugünden ve gelecekten söz etme yeteneğine sahip değildi.
Başkalarının oynadığı oyunları kötülemek veya düzeltmek adına konuşmaya kalksa da söylediklerine kulak kabartabilecek hiç kimse yoktu, işte bu yüzden o ilk heyecanını yitirmişti.
Mütemadiyen beceriksiz insanların oyunlarına bakmak, sıkıcı olmaktan ziyade işkenceye yakındı.
Rui: “Yine de izin verilseydi biz bundan çok çok ço~k daha iyisini yapardık. Çünkü onların her ama her biri beceriksiz.”
Kendi hayatlarını yürütecek ayaklara, sıkıntıları kesip atacak kollara, geleceği hayal edecek bir kafaya sahip olmalarına rağmen diğer insanların hepsi de beyinsizdi.
Rui’nin abileri, Ray ve Roy da birer istisna değildi. Hatta beceriksizliğin vücut bulmuş hâli oldukları söylenebilirdi.
Anılara göz atıldığı takdirde söz konusu hayatta neyin yanlış yapıldığı ve hangi noktanın toparlanamadığı gayet iyi anlaşılabilirdi. O birikmiş başarısızlıkların hepsi de basit ve önemsiz şeylerdi.
Ve Rui, nasıl olup da böyle bir noktaya takıldıklarına hiç anlam veremiyordu.
Rui: “Beceriksiz, beceriksiz, beceriksiz. Sorumsuzca yaşayacaksanız, o hayatı, bize verin. Biz bu işi çok çok ço~k daha iyi beceririz. Herkes herkes herkes, çok beyinsiz.”
Hor görülmesi icap eden “Hayatlar”, birinden diğerine tabaklar hâlinde sıralanmıştı.
O tabaklardan bol miktarda çiğneyip sindiren Rui ise öfkeyle dolup taşıyor ve midesi bulanıyordu.
Rui, ■’indeki bu duygulardan bihaber hâlde kendi arzularını tatmin etmek adına yemeyi sürdüren abilerine de sinir oluyordu. Mide bulantısı yüzüne vuran kardeşleri adına biraz olsun endişelenmeden dopdolu tabakları temin etmeye devam etme aptallıklarından midesi bulanmayacaktı da neyden bulanacaktı!
Rui: “Ah, kesinlikle leziz bularak besleniyorsun, onii-chan.”
Rui: “Ah, kesinlikle keyifli bularak besleniyorsun, nii-sama.”
Rui: “——Ah, bizim, bizim, şu anda bile şu anda bile, midemiz bulanıyor, anlarsınız ya.”
İşte Rui Arneb’in kendisini “Doyum” şeklinde adlandırma sebebi buydu.
Ne kadar yerse yesin açlığı dinmiyor, doyuma ermiyordu.
Çünkü açlık çeken şey bedeni değil, ■’iydi.
△▼△▼△▼△
——Mutlu olmak, istiyorum.
——Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum.
△▼△▼△▼△
Rui: “——Ahahahaha! Bu, bu, dışarıda yürüme hissi, değil mi! Onii-chan’ın da nii-sama’nın da bunca zamandır bunu yapıyor olması … aaah, hiç adil değil hiç adil değil hiç adil değil!”
Zorla hapsedilmiş, zincire vurulmuş öz bilinci gelişime giden tek yolu izliyordu.
Nasıl yemek yemek insanların sağlıklı bir şekilde gelişmesini etkiliyorsa Rui de kendisine temin edilen o arzulanmamış tabaklar aracılığıyla dinç bir şekilde, olumlu bir gelişme sürecinden geçiyordu.
Aynısı iki abisi Ray ve Roy için de geçerliydi.
Abilerinin de egoları aşırı bir gelişim göstermiş, ■’leri yemek için daha büyük bir şevk beslemeye başlamıştı. Abilerinin bu duyarsız yemek seçimiyse her nasılsa Rui’nin canını sıkar olmuştu.
İşte bu değişiklik, Rui’nin bu denli gelişip sinirlenişinin yan ürünüydü.
Rui: “Bu dışarının havası! Bu dışarının suyu! Bu dışarının toprağı! Bu dışarının kanı! A~h, harika harika harika! Bu gerçek! Bu gerçe~k!”
Çıplak toprağa sere serpe yatıp toprağı sevgiyle yalayarak tüm vücuduyla dünyayı dolduran genç bir oğlandı—— yo, o fiziksel beden kendisini Ray Batenkaitos olarak adlandıran şahsa ait olsa da içeriği farklıydı.
O fiziksel beden üzerinde kontrol hakkını kullanan ve onu özgürce hareket ettiren kişi Ray değildi.
Doğdu doğalı o beyaz dünyadan ayrılamamama kaderine sahip olduğuna inanılan Rui Arneb’in—— trajedi Günah Başpiskoposunun ilk defa beyaz kafesinden ayrılmış formuydu.
Bir tesadüf olmuştu.
Elbette Otoritesinin böyle bir kabiliyet taşıdığını düşünmüyordu. Ya da belki de Rui’nin özlem dolu ruhu Otoritesini kendisi adına çiçek açmaya teşvik etmişti, kesin bir cevap yoktu. İkisi de mühim değildi.
Esas mühim olan, bunu gerçekleşmiş olmasıydı. ——Onun, dışarıda yürüyor olmasıydı.
Rui: “Ahahahaha! Ahahahahahaha!”
Kısıtlanmış gerçekliğine müdahale eden Rui, bunun verdiği meyve nedeniyle coşkulu kahkahalar atıyordu.
Abilerinin bedenlerini ödünç alıp o bedenleri, o Otoriteleri bağımsız olarak manipüle edebilmesi mümkün hâle gelmişti. Ve——
???: “Hah? Ray, bu da ne demek oluyor? Gurme gibi bir lafla havalara girip titizlik ederken çok fazla acıkıp delirmediğinden emin misin?”
Rui: “A~hahaha! Bu yanlış bu yanlış, bu tamamen yanlış. Bu her hâlükârda yanlış, yanlış olduğu için, kesinlikle yanlış, kesinlikle yanlış olduğu için, bu yanlış, çünkü yanlış!”
???: “————”
Rui: “Biz, Cadı Tarikatı Günah Başpiskoposu, Oburluğu temsil eden Rui Arneb’iz.”
Diyen Rui, Ray Batenkaitos’un bedenini kullanarak afallamış hâldeki Roy Alphard’ı selamlamıştı.
Neticede bu, doğdu doğalı abileriyle dahi sohbet etme fırsatını bulabildiği ilk seferdi.
“Onii-chan ve nii-sama’nın üç numarası, tatlı mı tatlı kız kardeşleri. Lütfen bize karşı sevgi dolu olun, lütfen bize düşkün olun, lütfen iyi niyetli olun ve lütfen ilgili davranın, tamam mı?”
△▼△▼△▼△
——Mutlu olmak, istiyorum.
——Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum.
——Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum.
△▼△▼△▼△
Abilerinin bedenlerini ödünç alarak dış dünyaya karışmak için bir yöntem edinmişti.
Onlardan gelen yiyecek tedariki durmamış ve her zaman olduğu gibi hiç açlık çekmemişti.
Fakat uzun zamandır beklediği fırsatlara kavuşup delice arzuladığı dış dünyaya atılan Rui Arneb, çok geçmeden bundan da usanmıştı. ——Bundan da sıkılmıştı.
Rui: “Dışarısı epey sıkıcıymış, hem de düşündü~ğümüzden de fazla.”
Neticede ödünç alınan bir beden, ödünç alınan bir bedendi.
Özgür olamayan benliğinin gerçek formunun o beyaz dünyanın içine hapsolmuş olmasından yana hiçbir değişiklik yoktu.
Aksine, gölgesinin katiyetle emin olarak kendi boğazını sıktığı olmuştu.
Rui: “Neticede hayat denen şey… ne yediğin veya ne kadar yediğinle ilgili değil. Kiminle birlikte yediğinle ilgili ama…”
Abileri kendi hayatlarını yaşıyordu. Arayışta olmama sebepleri bu olsa gerekti.
Rui ise kendi hayatından mahrum bırakılmıştı. Ebediyen arayışta olma sebebi bu olsa gerekti.
Rui: “Mutlu olmak, istiyorum.”
Beyaz dünyanın içerisinde sayısız Anıyı düzensizce etrafa saçarken tüm ■’iyle bunu diliyordu.
Bu, Rui Arneb’in en büyük—— veyahut yegâne arzusu olabilirdi.
Rui: “Mutlu olmak istiyorum.”
Yerine getirilemeyen bir arzuydu.
Abilerinin bedenlerini ödünç alsa da veya gönlünce başkalarını tekmelese de solup gitmeyen bir arzuydu.
Zengin “Hayatların” tadına baksa ve anlık zevklerle sarhoş olsa da hepsi anında yok oluyordu.
Rui: “Mutlu olmak istiyorum.”
Bundan bıkmıştı. Bundan bıkıp usanmıştı.
O kendine, yalnızca kendine ait bir hayatı arzuluyordu. O bir beden, bir ruh, bir kader diliyordu.
Rui: “Mutlu olmak istiyorum.”
Rui kederliydi.
Rui’nin kederinin kaynağı, hiçbir yerde kendisine ait bir hayatın olmamasıydı.
Rui: “Mutlu olmak istiyorum.”
Ama aynı zamanda kendisini tanıyordu da.
Birden karşısına çıkan o hayata kavuşsa bile maymun iştahlı, kolayca teslim olan benliğinin bundan tatmin olması düşünülemezdi. Neticede, biliyordu.
Bu dünyada sayısız hayat, o hayatların içerisinde de mutlak miktarda neşe bulunuyordu ve bu belirlemeler esas olarak büyük kumarların sonucuna göre gerçekleşiyordu.
Gusteko’nun Kutsal Krallığı’nın sert ikliminin fakir bir hanesinde doğan bir insan için işler nasıl ilerlerdi?
Savaşçılara değer veren Vollachia İmparatorluğu’nda doğan, doğuştan güçsüz biri için işler nasıl ilerlerdi?
Daimî bir ilerleme bekleyen Kararagi Şehir Devletleri’nde doğan hantal bir kuş beyinli için işler nasıl ilerlerdi?
Kadim gelenekler tarafından bozulmuş Lugunica Krallığı’nda doğan karma ırklı, gümüş saçlı, yarı şeytan biri için işler nasıl ilerlerdi?
Başkalarının benliklerine sahip olan Rui, o kişilerin iyi vakit geçiremeyeceğinin farkındaydı.
Bununla birlikte bu açılardan neşenin bol olacağını söylemek de muazzam bir hata olurdu.
Gusteko Kutsal Krallığı’nda büyük bir rahibin hanesinde doğmak, Vollachia İmparatorluğu’nda bir generalin hanesinde doğmak, Kararagi Şehir Devletleri’nde seçkin bir tüccarın hanesinde doğmak, Lugunica Krallığı’nda nüfuzlu herhangi bir asilzadenin hanesinde doğmak, yukarı doğru bakıldıkça tüm bunların sonu gelmezdi.
Rui, değersiz olmak istemiyordu. Varlıklı olmak istiyordu. Hor görülmek istemiyordu.
Bu yüzden başkalarının hayatını değerlendirmeye devam etmişti.
Doğal olarak bu hayatların içerisinde en kötü değerlendirmeyi alanlar gibi en iyi değerlendirmeyi alanlar da oluyor ancak bu kişiler derecelendirildikleri her konuda bir numara olmuyordu. Rui, o en iyi değerlendirmeyi alanlardan bile tatmin duymuyordu.
Rui: “Aaaah, Mutlu olmak istiyorum.”
——İşte o sıralarda Ray ve Roy, Otoritenin yeni bir başkalaşımı olan “Tutulmayı” keşfetmişti.
Oburluk Otoritesine bahşedilen şey, başkalarının Anıları ve İsimlerini yağmalama, onları çiğneyip sindirme yeteneğiydi. Bunu pratiğe döken Güneş Tutulması ve Ay Tutulması Otoritesi de yağmalanan nüfusun yeniden inşa edilmesini sağlıyordu.
Ay Tutulmasıyla başkalarının Anılarından teknikler veya bilgiler çıkartıyor, bunları kendilerine aitmişçesine kullanıyorlardı.
Elden geldikçe fiziksel yeteneklerin yararlarından ziyade becerileri ortaya çıkarıyorlardı, bu nedenle bu gücü mükemmel bir şekilde kullanamama ihtimalleri yüksekti.
Tam tersine Güneş Tutulmasında yakalanan İsim temel alınıyor, şahısların varlığı bütünüyle yeniden inşa ediliyor, o fiziksel beden tarafından cilalanan teknikler tamamen yeniden yapılanıyor ve bu sayede güçlerini maksimum şekilde sergileyebiliyorlardı.
Güneş Tutulmasının bir yetenek olarak fazlasıyla mükemmel olduğundan bahsetmeye gerek dahi yokken Rui’nin abileri Güneş Tutulmasındansa Ay Tutulmasını kullanmayı tercih ediyordu—— Yo, belki de Güneş Tutulmasını kullanmaktan korktukları ve onu iğrenç bulduklarını söylemek daha doğru olabilirdi.
Ray ve Roy’un idrak ettiği kadarıyla Güneş Tutulması, dönüşmüş olan fiziksel bedendeki düşünceleri de peşinde sürüklüyor gibi görünüyordu.
Benliklerinin hasar gördüğü şeklindeki bu hissiyat dayanılmazdı, ikilinin düşünceleri bu doğrultudaydı. Abilerinin söylediklerini işiten Rui ise bunu ■’inin en derinlerinden düpedüz gülünç buluyordu.
Kendilerine ait fiziksel bedenlere sahip olmalarına, kişiliklerin dahi yerleşik olduğu bir konumda durmalarına rağmen sağlam inançlara sahip olarak nefislerini koruyamadıklarına göre öz bilinçleri amma da yetersiz ve gelişmemiş olmalıydı.
Kendine ait bir fiziksel bedeni olmayan, kardeşleri tarafından bile on yılı aşkın bir süre boyunca fark edilmeyen ve son olarak hayatın acısından tatlısından bile usanan benliğinden daha kederliymiş havalarına bürünmelerinin şakası yoktu.
Güneş Tutulması Otoritesi fazlasıyla harikuladeydi. Onlardansa Rui’ye uygundu.
Tam da Rui Arneb’in arzuladığı güç olduğunu söylemek yanlış olmazdı.
——Rui Arneb yalnızca kendisine ait ve harikulade bir hayata sahip olmaya can atıyordu.
Bununla başkalarının hayatlarını, Anılarını ele geçirmekten tatmin olan kardeşlerinin zevklerinden ayrışıyordu. Rui, daha rafine ve her daim her yerde bulunan bir hakkı—— yaşamayı istiyordu.
Doğum seçilemiyordu.
Kederli insanları ortaya çıkaran şeyin tüm kaynağı buydu. Lakin Rui farklıydı.
Rui, doğumunu, hayatını seçme fırsatı ve gücünü elde etmişti. Başkalarının Anılarını çalıp Güneş Tutulması yoluyla yeniden yapılandırabilir ve kendine ait kılabilirdi.
O, hayatı seçme kabiliyetine sahip olmuştu—— Her şeyi, yeniden seçebiliyordu.
Titiz davranacak, henüz görme fırsatı bulamadığı en iyi Anıları ve İsmi bulacaktı.
Ray ve Roy’un yedikleri arasında bazı hoş şeyler olsa da mükemmel değillerdi. Bir yenilik ve yaratıcılık kıtlığı söz konusuydu.
Mutlu yuvalar, hassas ebeveynler, zengin geçim kaynakları ve verimli ortamlar, harika dostlar ve kader ortağı gibi görünen yoldaşlar, tüm bunlar “başka bir yerde görünen mutluluklardan” ibaret görünüyordu.
Rui ise bunu değil, en iyi hayatı arzuluyordu.
Kişinin kendi zevkine göre seçim yapabilme yeteneğine sahip olması, seçtiği şeyden bıkmayacağı gerçeğiyle örtüşmüyordu. Rui de önüne dizili sayısız tabaktan usanmışken neyi keyif verici bulabilirdi ki?
Rui Arneb, en iyi hayatı arıyordu—— O, bir arayıştaydı.
İşte bu yüzden——
△▼△▼△▼△
——İşte bu yüzden Natsuki Subaru’ya rastladığında kalbi hızla çarpmaya başlamıştı.
Rui: “Oho? Onii-san… umm, Natsuki Subaru muydu?”
Daha kesin konuşmak gerekirse bu, ona rastladığı anda gerçekleşmemişti.
Natsuki Subaru’nun dış görünüşü Rui’nin zevkine hitap edecek, onu tanıştıkları anda heyecanlandıracak cinsten değildi.
En başından beri zevkine hitap etmeyen bir yüz gibi görünse de içerisinde gelişen değer yargılar doğrultusunda aradığı yüz, tam da insanların büyük bir çoğunluğunun hayal ettiği güzellikte olacaktı.
İşte bu bağlamda Natsuki Subaru’nun dış görünüşü, Rui’nin içini titretecek tek bir zerre dahi taşımıyordu.
Ayrıca Rui’nin bakış açısından Natsuki Subaru kesinlikle tanıdığı bir şahıstı ama yalnızca başkalarının Anılarında olduğu için ilgilendiği biri değildi.
Çok fazla düşünmeyi gerektiren bir şey olmasa da Rui’nin içerisinde bulunan Anılar muazzam sayılara ulaşmıştı. İçerisinden amaçlanan Anıları çekip almak öyle basit bir iş değildi.
Hele de rakibi hiç ilgilenmediği biriyken.
Yani Rui’nin karşısına çıkan rakibin ismini tek bakışta hatırlayabilme sebebi Rui’nin değil, abilerinden birinin—— Ray Batenkaitos’un o isme büyük ölçüde bağlı olmasıydı.
Eğer yanılmıyorsa Ray’ın yediği tabaklar arasında Natsuki Subaru’yla derinden ilişkili bir şeyler vardı.
Subaru: “————”
Rui: “Burası mı? Burası Od Lagna’nın beşiği… Anılar Koridoru. Ölü insanların ruhlarının arındığı yer. Birinin buraya benliğini koruyarak gelmesine çok nadir rastlanıyor, dolayısıyla hoş karşılanacaksın, onii-san. Elimizde çok fazla can sıkıntısı var, anlarsın ya.”
Diyerek uğursuz bir şekilde gülümseyen Rui, nadir rastlanır misafirine samimi bir karşılama sunmuştu.
Doğrusunu söylemek gerekirse bu hoş karşılama sözcüklerinde herhangi bir sahtekârlık bulunmuyordu. Rui başkalarına büyük bir özlem besliyordu.
Rui Arneb’in doğum yeri, ayrılamadığı beyaz dünya, Anılar Koridoru.
Rui’nin bu mekâna bu ünvanın verildiğinden ve bilinmeyen mizaçlı muazzam bir varlığa ait böylesine büyük çapta bir atölye olduğundan haberdar olma sebebi, Ray ve Roy’un avlayıp yediği Anılara dair bilgileri genel olarak seferber edişiydi.
Oburluk Otoritesinin tuzağına düşenler arasında aslında gelecek nesillere kalacak büyük çalışmalar yapmış ve tarihi bulgulara imza atmış pek çok bilge adam vardı. Gün yüzü göremeden üç Oburluk kardeşin midelerine inmiş olsalar da Rui’ye büyük yardımları dokunuyordu.
Dürüst olmak gerekirse Rui, burada doğma veya buraya hapsedilme sebebiyle hiç ilgilenmiyordu.
Ne bu şüphelerinden kurtulmanın bir yolu vardı ne de bunu anlamlı buluyordu. İşleri olduğu hâliyle kabullenmişti. Bu saatten sonra ansızın dış dünyaya çıkartılsa bile bunun da kendince bir can sıkıcı yanı olurdu.
Burayı terk edeceği gün, en iyi hayatı keşfettiği gün olmalıydı.
Subaru: “————”
Rui: “Aay! Pardon pardon, isim vermeyi ihmal ettik, değil mi! Ama bağışla bizi! Sonuçta burada ayıkken, bu şekilde kendimizi tanıtmak çok sık başımıza gelen bir şey değil, anlarsın ya!”
Subaru: “————”
Rui: “İyi öyleyse, sanırım bir kez da~ha kendimizi tanıtma vakti geldi! ——Biz Cadı Tarikatı Günah Başpiskoposu, Oburluğu temsil eden Rui Arneb’iz.”
Subaru: “————”
Rui: “Uzun mu yoksa kısa mı sürecek bilmiyorum ama lütfen ilgili ol, olur mu, onii-san?”
Rakip, Rui’nin kendisini bu şekilde tanıtışı karşısında bir hayli şaşırmış ve yıpranmıştı.
Apaçık ortada olsa da buraya adım atan insanlar normal şartlarda buraya gelmeyi amaçlamıyor olurdu. Gerçi arada bir bu şekilde sızanlar da olurdu ancak Rui, onları kayıp ruhlar gibi—— başka bir tabirle ölüme yakın tecrübelerin sonucu şeklinde değerlendirirdi.
Yani ruhun bedenden kolaylıkla ayrıldığı veya belki de gevşek hâle geldiği bir durum yaşanmış olurdu.
Onun bakış açısına göre bu tür durumlar, beklenmedik bir anda Od Lagna tarafından çağrılmaya yakın bir hissiyattı.
Bu düşünceyle Rui’nin rolü, ölüme yakın tecrübeler yaşayan insanların telaşını dindiren ve burayı tanıtan bir nevi rehber misali olabilirdi.
Tüm bunların Od Lagna’nın görünmez avcunda gerçekleştiği düşüncesiyse yine çileden çıkarıcı olurdu.
Elbette ki Rui, tepeden bakılmak kadar yönetilmekten de nefret ediyordu.
Bu, mütemadiyen var olan olağan işleyişi ifade eden Od Lagna için de geçerliydi. Rui, henüz başlamamış olan hayatının kendisi dışında herhangi bir varlığın müdahalesine uğramasını istemiyordu.
Subaru: “————”
Rui: “Eh? Tabii ki biliyoruz? Ray ve Roy… onii-chan ve nii-sama, değil mi? Ah, ah, bu kadar heyecanlanma, onii-san! O ikisi de kendilerini küçük kız kardeşlerine adamışlar sonuçta, anlarsın ya.”
Subaru: “————”
Rui: “O ikisinin sağda solda yedikleri yemekler kısmen bizim iyiliğimiz için. Beyinsizler ve bizim tercihlerimizi anlayamıyorlar ama yine de düşünceli davranıyorlar. Muhtemelen öyledir yani. Ama yapacak bir şey yok, değil mi? Neticede üçümüz asla bir araya gelemedik.”
Subaru: “————”
Rui: “Onii-chan’ın veya nii-sama’nın bedenini ödünç alarak, anlarsın ya, zaman zaman azıcık dışarı çıkıyoruz. Ama bunu yaptığımızda bedenini ödünç veren kişi uykuya dalıyor ve onunla tanışmamız mümkün olamıyor, işte bunu anlatmak istiyoruz! Bu yüzden de üçümüz asla bir araya gelemedik. Ah, ağzımızdan kaçtı.”
Birazcık heyecana kapılmış hâlde konuşup ne var ne yoksa sayıp döken Rui, karşı tarafın tepkisini dikkatle gözlemliyordu.
Hafif bir panik, ufak bir sersemlik. Bir miktar ağır basan öfke ve oldukça güçlü bir amaç algısı. İlk başta kafası karışan varlık aklını tekrar toparlıyor, mantıklı bir şekilde ilerlemeye çalışacak ortama kavuşuyordu.
Rui: “Heeeh…”
■’nin en derinlerinde ‘fena değilmiş’ düşüncesini taşıyan Rui, bu manzara karşısında dudaklarını yalamıştı.
Katliam sahnelerine dahil olmaya alışkın şeklinde etiketlenmeyi gerektirebilirdi, o oğlan durumlara adapte olma konusunda bu denli hızlıydı. Gözlemler ve ilk karşılaşma anında edinilen izlenimler kıyaslanınca oldukça uyumsuz bir nitelikti.
Orijinalinden büyük ölçüde farklı, cilalanmaya zorlanmış, deney sonucu elde edilmiş bir nitelikti.
Kökeninde yatan şey Rui’nin iştahını ilgiyle kabartıyordu ve bunun yanı sıra——
Rui: “——Ah, işte burada işte burada. İşte bu, değil mi, onii-san!”
Rui bir yandan konuşuyor, bir yandan da belirli Anıları çekip alıyordu.
Ray’ın tadını çıkarttığı tek bir tabak aracılığıyla gözlerinin önündeki bu gence bağlanmasının en büyük sebebi. İşte Rui, büyük bir güçle Anıları çekip toplayıp bu varoluşa seslenerek onlarla senkronize oluyordu.
Rui: “——Vaay.”
Tam da o anda göğsünün içerisinde dolup taşan sevgi hissiyatı nefesini kesmişti.
Herhangi bir sınırdan bihaber şekilde, gözlerinin önündeki gence beslenen sevgi hissiyatı. Öyle kıymetliydi, öyle seviyordu, öyle seviliyordu ki dayanılacak gibi değildi. Rui’nin küçük göğsü ısınıyor, tüm bedeni tatlı bir önseziyle zonkluyordu.
Gözleri nemlenmiş, nefesi tatlı ve sıcak bir hâl almış, dudakları gülümsemeyle kıvrılmıştı. Ve——
Rui: “Lütfen böyle gergin bir yüz ifadesine bürünme—— Subaru-kun.”
——O anda güçlü, etkili bir reddedişle karşılaşmıştı.
Subaru: “――――!!”
Öfkesi süregelirken gözlerini kısıp keskinleştiren Natsuki Subaru, öne doğru atılıp hücuma geçmişti.
Rui ise kollarını iki yana açıp onun bu taşkınlığını kabullenme dürtüsüne kapılsa da o dürtüyü bir şekilde bastırmış ve Anılar uyarınca göğsüne keskin bir şekilde giriş yapmıştı.
Gencin kollarını akıcı bir hareketle yakalamış, onu kendine doğru çekip döndürerek fırlatmıştı. Gerçek bir obje olmayan fiziksel bir bedenle kemiklerin gıcırdama sesinin halüsinasyonunu işiten genç de acı bir bağrışla birlikte Rui tarafından beyaz zemine yapıştırılmıştı.
Subaru: “――――”
Rui: “Lütfen dur. Böyle cesurca kendini atıp durursan utanç verici olacak—— Öyle bir şey yani.”
O gence dair sevgi dolu Anıları düşünen Rui, onu saf bir güçle bastırıyordu. Sadist ■’i tatmin olurken dudaklarının kenarları gevşiyordu. Rui’nin ■’ine ait bu eziyet etme arzusunu iyice tatmin edercesine yükselen ses ise bedenini büken Natsuki Subaru’nun delice devam eden çığlıkları oluyordu.
Bir başkasının hatırına içtenlikle öfke kusan bu hâlleri—— bununla karşı karşıya olan Rui’nin o esnada başı eğilmişti.
Rui: “——Onii-san, neden çaldığımız Anıları hatırlıyorsun?”
Anormal bir tepkiydi.
Bedenini bastırırken bunu fark eden Rui, boynunu büyük ölçüde bükmüştü.
Oburluk tarafından yenilen Anılar ilgili kişinin zihninde var olmaya devam etmezdi, Oburluk tarafından yenilen İsimler de başkalarının zihninde var olmaya devam etmezdi. Çünkü Otorite, onları dünyadaki varoluşlarını tanımlayan ruhtan koparırdı.
Ruhun Od Lagna tarafından Anılar Koridorunda adamakıllı gerçekleştirilen arındırılışı—— keyfî olarak bu sürecin temsilcisi gibi hareket etmek, gizlice aldatmak, yağmalamak ve hasat etmek, işte Oburluk Otoritesi buydu.
Dolayısıyla Oburluğun aşırdığı Anılar ve İsimler hiç kimsenin zihninde var olmazdı. Nadiren yalnızca Anıları veya yalnızca İsmi çalınan kişiler olsa da söz konusu negatif etkiler geçerli olurdu.
Anılar çalınırsa kişinin kendisi, İsim çalınırsa da diğer kişiler ilgili kişiyi anımsamazdı. Ruhun yapısı Od Lagna’nın korumasında olduğu sürece bu kural değiştirilemezdi.
Ama Natsuki Subaru hatırlıyordu.
Malzeme, yani ruh, Anıların ve İsmin çalınışıyla çıplak bırakılmıştı.
Peki hatırlayamıyor olması gerekirken… Neden, neden, neden——
Subaru: “――――”
Rui: “Şimdi onii-san’a biraz ilgi duymuş olabiliriz. Gerçi onii-chan bize kızacakmış gibi duruyor.”
Dudaklarını yalayan Rui’nin yanakları tutkuyla boyanmıştı.
Ray’ın bağlı olduğu rakip oydu. Dahil olup da o yiyeceği kaparsa kesinlikle Ray’ı bile uygun şekilde gücendirirdi. Ray kız kardeşine karşı epey tatlı ve ılımlı olsa da onun bencilliğine uymasının ana öncülü iştahlarının çatışmamasıydı.
Çünkü iştah demek, Oburluk için, Rui için, Ray için ve Roy için, hayatın anlamı demekti.
Onun keyfi olarak ihlal edilmesi karşısındaysa ■’leri sakinliğini koruyamazdı.
Rui: “Dört gözle beklenen kıymetli bir tabak gasp edilirse, o kişi kardeşin olsa bile öldürmemek elde olmaz, öyle değil mi? ——Ah, ama, karşı koymak öyle zor ki onii-san.”
Kollarını arkasında büküyor, dudaklarını yere bastırdığı genç oğlanın ensesine yaklaştırıyordu.
Gerçek bir özden yoksun bir ruh formu gibiydi. Yalnızca “Ruhtan” ibaret bu hâliyle terinin tadını alamıyordu. Doğası gereği acı bile halüsinasyonu andırsa da onu açıkça bilgilendirme niyetini taşımıyordu.
Yalnızca temas kurmak istediği sevgi hissiyatı patlak veriyordu—— Görünüşe göre bu Anıların sahibi, bu genç oğlana gereğinden fazla bağlıydı. Bunu kuvvetle hissedebiliyordu.
Rui: “Ehh, şu anda aynısı bizim için de geçerli.”
Kulaktan dolma Anılar olsalar da bu şekilde depolamışken artık ona aitlerdi.
Ray ve Roy’un Tutulma korkusunu az da olsa anlayabiliyordu. Korku duymuyordu ancak o ikilinin önsezilerinin doğru olduğunu biliyordu—— Belki de böyle devam ederse,
Rui: “Biz, kesinlikle kendimizi onii-san’ı severken bulacağız, öyle değil mi?”
Subaru: “――――”
Rui: “…Ehhhh? Mide bulandırıcı mı diyorsun, bu çok se~rt oldu. Sonuçta biz her şeye rağmen bir kızız, biz cesaretimizi toplayıp sevgimizi itiraf ederken bu ne kabalık! Ah, yine şiddete başvuruyorsun. Böyle olmaz ki onii-san. Canın acımayacak, o yüzden lütfen sakin ol, tamam mı?”
Subaru: “――――”
Rui: “Onii-san’ın canını acıtmamız mümkün değil, anlarsın ya. Sonuçta o, bizim biriciğimiz. Bu yüzden ■’ini yatıştır hadi.”
Onu sakinleştirmek için şefkatle seslense de çılgınca ama yetersiz hareketlerle karşılaşmaya devam ediyordu.
Anıların bahsi defalarca geçerken Rui’nin tüm bedeni müthiş bir kendinden geçme hissiyatıyla titriyordu. Bu heyecanın tadına yalnızca İsmi çalınan birini hatırlayan bir şahısla bakabilirdi.
Hâliyle Rui’nin hiç tatmadığı bir lezzetti.
——Bilinmeyen, tatlı mı tatlı bir meyveydi.
Rui: “——Natsuki Subaru.”
——Aroman, nasıl olacak?
Rui: “Hadi yiyelim.”
■’indeki o parlak meraka yanıt arayan Rui, kıpkırmızı diliyle gencin ensesini şefkatle yalamıştı. Evet, ismini söyleyip dilinin ucundaki tüylü dokuyu tatmış, onu tatlı tatlı, kibar kibar yalamıştı.
İştah olarak adlandırılan şeyin yerine getirilmesinin önemi, cinsel isteğe benzerdi.
Gözlerinin önündeki kişiye beslediği sevginin bu denli yoğunlaşması neticesinde dinmek bilmeyen iştahının doyurulması, çıkarcı bir kovalamaca sonrası çiftleşmeye benzer bir şey olmalıydı.
Birbirlerine karşılıklı değer veren insanlar, Rui olarak bilinen varoluşa karışıyordu.
O aromanın yeterliliğine veya ne denli tatlı olduğuna gelince——
Rui: “İkram için teşekkürler.”
Yeterince, gönlünce tadını alan Rui, yemeğe duyduğu minneti kelimelere dökmüştü.
İşte bu, Oburluğun beslenme prosedürüydü—— Anılarını çalmak istedikleri rakibin adını zikretmek, “Ruhun” bir bölümünü rakibin fiziksel bedeninden sıyırmak ve onu yemek.
——Yani Anı olarak adlandırılan şeyler, ruhta biriken tortulara benzerdi.
Onları beyaz tabakların üzerinde sunulan ziyafetler gibi albenili kelimelerle süslemek de mümkündü.
Ama her şey aslıyla açığa çıkacak olursa önlerinde uzanacak olan şey, bu yaşananları güzelce süslemenin anlamsızlığı olurdu. Oburluk Otoritesine iliştirilmiş ve o ruhların keyfini çıkarma kabiliyetine, ayrıcalığına sahip olan Rui’nin farkındalığı bu şekildeydi.
Böylelikle gözlerinin önündeki gencin ruhuyla ilişkili neyi var neyi yoksa ayrışacaktı.
Geriye kalan şeyse hâlihazırda Rui’nin içerisinde olan genç kızın Anılarıyla karıştırılması ve bunun neden olacağı kimyasal reaksiyonun görülmesi olacaktı——
Subaru: “——Sen, az önce, bana ne yaptın?”
Ancak Rui, duyulmaması gereken bir sesin yankısıyla birlikte, ilk defa Natsuki Subaru’nun kendisiyle yüzleşmişti.
O ana dek konuşuyorlarmış gibi bir görüntü çizmemişlerdi. Yüzleşiyormuş gibi birbirlerine bakmamışlardı. Belirsiz, boğucu bir rüyadan ibaretmiş gibi gelmişti.
Bu, Rui için de daha önce karşılaşılmamış koşulların ansızın renklendiği bir vukuat olmuştu.
Az önce, söylenen şey…
Rui: “…Onii-san, bizi hatırlıyor, olamaz değil mi?”
Güçlü, yoğun bir düşmanlıkla dolu bakışlar, Rui’nin şüphelerinin yanıtını vermişti.
Rui: “——Ah.”
İşte o an, Rui’nin ince, minyon göğsünün yüksek bir hızla zonklamaya kesin olarak başladığı andı.
△▼△▼△▼△
Neden, Anıları yenmiş olmasına rağmen sakin kalabiliyordu?
Neden, şimdi bile, gözlerinde böyle bir bakışla Rui’yi izliyordu?
Neden, bunca şaşkınlığa rağmen, Rui’nin kalbi delice çarpıyordu?
Neden, neden, neden, neden, neden——
Belki de bu, önsezi olarak adlandırılmayı hak eden bir itici güçtü.
Rui: “Onii-san, bizi, neden hatırlıyor?”
Eğdiği gözlerini zapt ettiği Natsuki Subaru’nun ensesine diken Rui’nin şüphelendiği ilk şey, yeme işinde başarısız olma olasılığıydı.
Rui ve diğerlerinin Oburluk Otoritesinin kesin olarak gerekli ve belirli bir dizi protokolü vardı.
Bunların ilki, yenilecek rakibin ismini bilmekti ki bu, rakibin “Ruhuna” musallat olmak için zorunlu bir unsurdu.
Dolayısıyla bir takma adla karşılaşılması durumunda Otorite etkisiz hâle gelirdi.
Ve şu ana dek yemekte başarısız oldukları bazı vakalar görülmüştü.
Bu vakalarda acılı bir deneyim yaşayan tarafsa daima ya Ray ya da Roy olmuştu, yani Rui bir kez olsun bu deneyimi yaşamamıştı ancak——
Rui: “Onii-chan ve nii-sama acı verici bir şeymişçesine kötü hissetmişti ama…”
Kendisinin de benzer bir geri tepme yaşadığını varsayan Rui’nin bedeni kaskatı kesilmişti.
Lakin uzunca bir süre beklese de varsaydığı gibi bir geri tepme belirtisiyle karşılaşmıyordu.
Her şeyden önce, Rui’nin içerisine kesinlikle Anılar yağıyordu.
Rui: “Bilge’nin Gözcü Kulesi, sevgili yoldaşlar ve de Sınavlar…”
Zihnindeki tek bir kitabı dikkatlice okurcasına, onayladığını belli ederek mırıldanan Rui, bu yeni Anıları kazıp çıkardıkça mest oluyordu.
Bir geri tepme yaşanmamasının yanı sıra Anıları gasp etme işini de başarıyla gerçekleştiriyordu.
O Anılara atıfta bulunarak Natsuki Subaru ve yoldaşlarının neler yaptığını ve hatta onun bu Anılar Koridoruna girmesine neden olan olaylar dizisini bile algılayabiliyordu.
Geriye kalansa Natsuki Subaru’yu benzersiz kılan şeydi——
Rui: “——Hah.”
İşte o anda Rui’nin üzerine sağlam bir şekilde inen darbenin muazzamlığını anlatmaya kelimeler yetmezdi.
Rui: “————”
Bunaltıcı bir öz nedeniyle şaşkına dönüyor, kollarındaki güç çekilirken gözleri irileşiyordu.
İşte onun tarafından zapt edilen ve bu boşluğu teşvik eden Natsuki Subaru, Rui’nin kollarından kurtulmuştu. Ve aynı hızda uzaklaşarak pek de etkileyici olmayan bir dövüş pozu vermişti.
Bu karşıtlığı son derece komik ve gülünesi olsa da Rui’nin buna gülecek hâli yoktu.
Onun buna gülmesine olanak yoktu.
Çünkü Rui’nin minyon bedeni, olanak dışı bir şeyi görmenin etkisiyle eziliyordu.
O şey de——
Rui: “Neden, ölüm anına ait Anıların var?”
Subaru: “――――”
Rui: “Yo, hepsi bu da değil. Hepsi bu değil, onii-san. Ölüm anına ait Anıların olması elbette ki garip. Bayağı tuhaf, anlarsın ya. Ama, ilginç de. Sonuçta…”
Subaru: “――――”
Rui: “Sonuçta, yediğimiz Anılarda onii-san’ı öldürmemiz gibi bir Anı yok ama onii-san öldürülme Anılarına sahip!”
Bu, anormal bir şeydi.
Bir kökeni yoktu, bu yaşanan gizemli bir paradokstu.
Ahh, Natsuki Subaru’nun Anılarının etkisiyle normalde bilincimizde olmaması gereken kelimelerin repertuarı arttı. Bu bir paradoks. Paradokstan kaynaklı acil durumda da Schrödinger, Maxwell, Einstein, Nikola Tesla!——
Rui: “Bu da ne?! Bunun anlamı ne?! Anılar sanrılardan farklıdır, anlıyor musun?! Ruha yapışıp kalan tortular gönlünce çarpıtılıp bükülemezler! İşte bu yüzden! Bu onii-san’ın tanık olduğu dünya ~tsu! Bu, onii-san’ın tattığı tarih! Bu, onii-san’ın hikâyesi, bunlar yalnızca onii-san’ın bildiği şeyler ~tsu!”
Parmaklarını uzun mu uzun, altın rengi saçlarının arasına sokan Rui’nin alevlenen dürtüsü infilak etmişti.
Bu dürtüyü içinde tutmak yerine dışarı atmadan bir saniye dahi geçiremezdi. Bunu yaptığı saniyedeyse patlamış ve Rui Arneb’in patlak verip dört bir yana saçılan zihni küçücük parçalara ayrılmıştı.
Rui: “Yeni… yeni yeni yeni yeni yeni yeni yeni yeni! Yeni değer yargıları ~tsu!”
Bu, onunla buluşması olmuştu.
Bilmediği, görmediği, düşünmediği, hayal gücünün tamamen ötesinde bir şeyle buluşmuştu.
Tüm vücudundan bir yıldırım geçmişti, bundan başka bir şey düşünemiyordu. Buna kader denemez de ne denirdi ki! Bu duygular, başka hangi isimle ilişkilendirilebilirdi ki!
Rui: “Onii-san, acaba sen de bizim gibi olabilir misin? Sen bir Günah Başpiskoposu değil misin?”
Subaru: “――――”
Rui: “Doğrudan tanışmamış olsak da Petelgeuse öyle söylemişti! Faktörlerin ulaşmış olması gerekiyordu. Günah pozisyonları dolduğu için herkes er ya da geç toplanacaktı! O boş koltuk onii-san’a ait… bana ait, değil mi?”
Subaru: “――――!!”
Rui: “Ahahahahahahahahaha! Sinirlenme, sinirlenme lütfen, onii-san! Bizi olduğumuzdan daha da fazla şaşırtma, onii-san! Bu noktada zihnimiz mutlak limitine ulaştı, bu küçük göğüs patlayıp saçılmak üzere, gerçekten canımız yanıyor. Ah, ah, ah! Harika, harika, harika!”
Mütemadiyen parmaklarıyla alnına, şakaklarına vuran Rui, Anıları iliklerine dek çiğniyordu.
İnanmak zordu. İnanmak mümkün değildi. Buna inanma payı, yalnızca Oburlukla tesadüfi bir karşılaşmada mümkün olabilirdi.
Rui aynı Anılara ortaklaşa sahip olabildiği için Natsuki Subaru’nun gelişimine inanabiliyordu——Yo, inanamıyordu ama bunun gerçekliğini kavrayabiliyordu.
Çünkü bu, Rui Arneb’in de gerçekleştirdiği bir yolculuktu.
Rui: “Ah, şu Kibire bak!! Bu haksızlık… haksızlık haksızlık! Haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık haksızlık!! ——Mm, harika ~tsu! Onii-san, sen gerçekten defalarca defalarca defalarca, defalarca ve defalarca ve defalarca ölüyorsun, değil mi?!”
Subaru: “――――”
Rui: “Vaa~h, harika! Sen gerçekten ölüyorsun! Çok acınası bir şekilde ölüyorsun, onii-san! Tekrar tekrar, başarmak için hiçbir yolun olmaksızın ölüyorsun, onii-san! Böyle bir şey bile mümkünmüş, değil mi, onii-san!”
Kuvvetli bir alkış, ayakta alkış, doğum tebrikleri.
Onunla, birlikte ilerleyeceği gelecek treniyle tanışma mucizesine duyduğu minnettarlık.
Rui: “İlham kaynağı! Teşvikler ve yeniliklerle karşılanmak! Onii-san, demek burası veya başka bir yer olmayan bir yerden geldin, ha! Ah, daha fazla, düşünemeyece… ğiz.”
İvmesini tutmadan duygularını dışa vuran, direnmek için en ufak bir çaba sarf etmeyen Rui, ansızın mevcut potansiyeli fark etmişti—— Yo, kulaklarını iç sesine çevirmişti.
Bilinmeyen bir manzarayı tanımak, anlatılmayan bir dünyada doğmuş olmak, tüm bunlar Rui’nin ■’indeki meraklılık denilen açlığı tamamıyla yatıştıracak en üst kalite seyirlerdi.
Lakin Natsuki Subaru’nun ilgiyi en çok hak eden özelliği——
Rui: “——Ölüm Anıları.”
Var olmaması gereken. Kesinlikle elde edilemeyen o Ölüm anılarına ve ötesine sahipti.
Bu, prensipte ucuz testleri anımsatan ölüme yakın deneyimlerden farklı bir şeydi. Ruhun parçalanmasıyla, hayatın bin bir parçaya bölünmesiyle, yaşam çizgisinin gerçek anlamda sona ermesiyle gerçekleşen bir fenomendi.
Üç Nehrin Kesişiminin öbür tarafında, yaşayanların ve ölülerin dünyasının aşılınca geri dönülmesi imkânsız sınırı uzanıyordu. Hayatı tekrar etmeye dair Anılar ne yüzerek ne de o sınırı aşarak çalınabilecek olmalıydı——
Rui: “——Ölümden Dönüş.”
İşte Rui, içinde çiçek açan, en nadide, en görülmeye değer parça olan o Anıları böyle yorumlamıştı.
O, muhtelif Ölüm tecrübelerini, kesin olarak bir sonraki benliğine devredilse de Anılara kazınamayacak o şeyleri biriktiriyordu.
Ve o Natsuki Subaru, her türlü zorluğun üstesinden geliyordu.
Rui: “Harika harika, onii-san! Gerçekten harika! Derinden etkilendik. ■’imizin en derinlerinden takdir ediyoruz. Gerçekten böyle bir şey yapabiliyorsun. Tam bir özgürlükle Ölümün üstesinden geliyorsun!”
Subaru: “――――”
Rui: “Yo yo, mütevazılığa lüzum yok. Biz ciddiyiz, anlıyor musun? Onii-san’ı gerçekten kıskanılası buluyoruz. Sonuçta Ölüm tecrübesi, hiç kimsenin ne olursa olsun sahip olamadığı bir şey ~tsu.”
Subaru: “――――”
Rui: “Ayrıca ayrıca, neden böyle? Neden Anıların bizim tarafından çalınmışken bu kadar kendindesin? Senin özelliğin ne? Ruhun kayıdı mı? Yedeği mi? Değişmezliği mi? Hiçbir anlamı yok hiçbir anlamı yok!”
Mücadele eden, kıvranan Natsuki Subaru’nun içerisinde ölüm anına dair sayısız, çeşit çeşit Anı bulunuyordu.
Bu da Rui’nin o ana dek hiçbir şekilde elde edemediği bir itici güçtü. Ayrıca defalarca ölmeye devam etme, Ölümü stoklama yeteneği sunan o güç, onun kıskaçlığının hedefiydi.
Rui: “——Onu istiyoruz.”
Ölümden Dönüş gücünü arzuluyordu.
Ölümü tekrarlayabildiği için değil. Elbette bu taze itici güç de Rui’yi ilelebet cezbedecek bir faktördü ancak esas önemli olan, “Yeniden Yapma” kabiliyetiydi.
——Rui Arneb, en iyi hayatı arıyordu.
Ve çeşitli hayatlara dalmış olan Rui’nin vardığı sonuç, en iyi hayat olarak adlandırılan şeyin ne zenginlik ne çok sevilmek ne de yüksek bir statüyle kutsanmak olduğuydu.
En iyi hayat, “istenildiği gibi ilerleyen” hayattı.
Her şeyin inanıldığı gibi, beklendiği gibi, arzulandığı gibi gerçekleştiği bir hayat.
Hiçbir kusuru olmayan, hiçbir eksiği olmayan, hiçbir mantıksızlığı olmayan mükemmel bir dünya görüşü.
Rui de daima bunun gerçekleşmesi için bir yöntem aramıştı. Bunun yanıtı içinde sonsuz, dayanılmaz bir karanlığa dönüşse de nihayet anlıyordu.
Rui: “——Bu, Ölümden Dönüş.”
Bunu temin edebilirse çatışmalardan, başarısızlıklardan kurtulabilirdi.
Gelecekte neler olacağını bilebilirse onlarla baş edebilirdi. Nasıl bir başarısızlık yaşayacağını, kendisini nasıl bir mantıksızlığın bekleyeceğini, nasıl bir eksikle karşılaşacağını bilebilirse…
Rui: “En iyi hayatı, yaşayabiliriz!——”
Subaru: “――――”
Rui: “Ne yapmalı? Onu çalmak için ne yapmalı? Onii-san’ın Ölümden Dönüşü bir Otoriteyse yiyerek çalınamaz. Anılar ve İsimlere bağlı şeylerden farklı olur. Cadı Faktörleri Od Lagna’nın antitezleri sonuçta! Kolay kolay ayrılmazlar! İşte bu yüzden…”
İşte bu yüzden bir Otorite çalınacaksa tek çare Cadı Faktörü’nün kendisini çalmaktı.
Lakin Rui bile Cadı Faktörlerini çalacak kadar ileri gidebilecek bir yöntem bilmiyordu. O ana dek diğer Günah Başpiskoposlarına ait bir Otoriteyi arzuladığı olmamıştı. O grupla iletişime geçme düşüncesi bile mide bulandırıcıydı.
Ama gelin görün ki——
Rui: “Onii-san, öldürülen Petelgeuse’in Otoritesi, onu da kullanıyorsun?..”
Anıların içerisinde mevcut olan Görünmez El gücü hem sayı hem de menzil anlamında orijinalinden zayıftı fakat o deli tarafından kullanılan gücün aynısı olduğuna şüphe yoktu. Başka bir deyişle bu, Natsuki Subaru’nun içerisinde birkaç Cadı Faktörü’nün stoklandığının kanıtıydı.
Eğer Cadı Faktörlerini stoklamak mümkünse——
Rui: “Biz kesinlikle, ne pahasına olursa olsun, Ölümden Dönüşü elde edeceğiz. Onii-san’ın Otoritesi, bizim umudumuz. Eğer onu elde edebilirsek, biz…”
Subaru: “――――”
Rui: “Biz, kendi hayatımızı yaşayabileceğiz ~tsu!!”
Mutlu olmak, istiyorum.
Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum.
Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum——
Rui: “Bunun yolu, oracıkta… bunun, yolu… ~tsu.”
Subaru: “――――”
Rui: “——Hık! Ne kadar da gelişigüzel! Ölümden Dönüş gibi bir şey o kadar da iyi değil, ha? Ona sahip olan kişi olmayanın hâlinden anlayamaz ~tsu!”
Başka bir yerde duyulmuş, tahsil edilmiş bir kanıymışçasına can sıkıcı olmaktan ibaret sözlerdi.
O gücü gönlünce kullanmaya devam eden birinin onu kullanmaktan hoşlanmaması aptalca geliyordu.
İşte bu yüzden, o gücü kesinlikle eline geçirecekti. Kesinlikle, mutlaka, katiyetle.
Yapılması gereken şey——
Rui: “Otoriteyi çalmak için, yapılması gereken şey… yanlış. O şey yanlış, her hâlükârda yanlış, yanlış olduğu için, kesinlikle yanlış, çok yanlış olduğu için, yanlış diyoruz, çünkü yanlış ~tsu! Oburca içmek ~tsu! Oburluk ~tsu!”
Ellerini güçlü, yoğun bir şekilde çırpan Rui’nin gözleri irileşmişti.
Keskin dişlerini sergilemiş, aklının gayet başında olduğunu öne sürerek alkışlamıştı.
Hiç kimse farkına varmadan amaç ve araç yer değiştirmişti.
Lakin, mevzu bu değildi. Mevzu bu değildi.
Rui’nin amacı yağmalamak değildi, çünkü o Ölümden Dönüşü arzuluyordu, çünkü Ölümden Dönüşü elde ederek mutlu mesut en iyi hayatı yaşayabilirdi.
Uzun bir süre boyunca Oburluğu temsil eden Günah Başpiskoposu gibi bir rol oynamış olduğu için bazı şeylerin tehlikeli şekilde üzerine yapışıp kalacağını varsaymak gibi kötü bir alışkanlığa sahip olmanın faydası yoktu. Sorunluluk. Sabit fikirlere hapsolma. Bunlar birer mağlubiyet sebebiydi.
Basitti. Yağmalamayı değil, elde etmeyi amaçlarsa——
Rui: “——Yalnızca o olsak da olur.”
Subaru: “――――”
Rui: “Yalnızca onii-san olsak da olur. Eğer onii-san olursak ve o Oburluk Otoritesi tarafından tüketilirse…… Cadı Faktörlerini birleştirebiliriz. Sonuçta söz konusu onii-san olunca, stoklanabiliyorlar.”
Cümlesini sonlandıran Rui, iki eliyle yanaklarına asılıp ara vermeksizin, zor kullanarak, şiddete özendiriyordu.
Sevimli değil, acılı bir hareketti ve bunu incitme niyetiyle yapıyordu. Amaç ne miydi? Etini ve kanını parçalayıp kendisini ayrıştırmak, işte buydu.
Rui: “Üç Büyük Cadı Canavarını biliyor musun? Onların Cadı Faktörünün sahibi tarafından bizden çok önceleri yaratıldığı söyleniyor. Biz de benzer bir şey yapabiliriz. Gerçekten pek bir anlamı olmayacağı için şu ana dek yapmamıştık… ama, anlarsın ya.”
Subaru: “――――”
Rui: “——Aklımızdan geçirirsek, her şeyi yapabiliriz.”
——Aklımızdan geçirirsek, her şeyi yapabiliriz.
Bu, bir canavar potansiyeli demekti.
Bu, doğum öncesi saf bir varoluş potansiyeli demekti.
Bu, bundan böyle en iyi hayatı yaşama kaderine iliştirilmiş biri demekti.
——Bu, Rui Arneb isimli, olabildiğince neşeli varlığın kaderiydi.
Rui ve ‘Rui’: “——İşte bu, biz olarak bilinen varoluş.”
Ağır ağır dönen Rui’nin kelimeleri üst üste binerek telaffuz ediliyordu.
Aynı sesin ikiye katlanışı fenomeni, bir çeşit işitsel halüsinasyonun veya yanlış işitmenin eseri değildi. Meydana gelen olaya uygun bir fenomendi, çünkü aynı insandan aynı ton ve aynı sesle aynı kelimeler dökülüyordu.
Rui: “Onii-san’ın Anıları şaşırtıcıydı ama Arneb tavşan takımyıldızının bir yıldızıymış, ha? Büyük Tavşanı yok edenlerin onii-san ve diğerleri olması da hayret verici.”
‘Rui’: “Ama durum buysa pek şaşırtıcı olmaz herhâlde? Biz nasıl çoğaldık, yoksa tatlı Rui-chan’ın çoğalması onii-san için büyük bir keyif mi? Hayır, ha. Hayır, hı. Yani onii-san küçük kızları cinsel olarak arzulamayan bir tip. Hmm, demek öyle?”
Gözleri şaşkınlıkla irileşmiş hâlde olduğu yerde donakalan rakibini gözlemleyen Rui, hemen yanı başında duran varlıkla—— yani aynı Rui’yle omuzlarını birleştirmişti. Anılar Koridoru olarak adlandırılan gerçeklikten bağımsız bu mekânda Rui yalnızca fiziksel bir bedene ve müşterek bir “Ruha” sahip olmayan bir Cadı Faktörü varlığından ibaretti, bunun yanı sıra üç kardeşin isimlerinin Üç Büyük Cadı Canavarına karşılık geldiği görülüyordu, gerçi, şey, bunun pek bir önemi yoktu.
Öyle ya da böyle, o Cadı Faktörünü ikiye bölen Rui Arneb ikiye katlanmıştı.
Bu, Güneş Tutulması kullanımıyla kendilerini kaybetmekten korkan Ray ve Roy’un yapamayacağı bir numara olabilirdi. Kendini kopyalamanın mümkün olduğunu bilmek, gerçek benliğinin hakiki özünü kaybetmekle de bağlantılıydı.
Lakin bu, benliği daha en başta belirsiz olan Rui için geçerli değildi.
Bir Rui, iki Rui vb.ne sahip olmak mümkündü.
İşte böylece Rui Arneb, Natsuki Subaru’nun Otoritesini elde ediyordu.
Subaru: “――――”
Rui: “Eh? Ne?”
Cadı Faktörü’nün haznesi olan gencin ağzından birkaç kelime dökülmüştü.
O gence baktıkça Ölümden Dönüş denen şeyin çekiciliğinin yanı sıra sevgi hissiyatı da kabarıyordu. Bunu can sıkıcı bulan Rui, yüzeye çıkan Anıları bir kenara atmıştı.
Onları kendi ruhundan sıyırmış, işe yaramaz oldukları düşüncesiyle birlikte terk ederek gözden çıkarmıştı.
——Yo, bu bir düşünceden ibaret değildi. Doğrusunu söylemek gerekirse, artık gerçekten de işe yaramazlardı.
Tüm o Anılar, en iyi hayat keşfedilene dek sunulan dolgu malzemelerinden, garnitürlerden ibaretti. Lakin Rui Arneb nihayet ana yemeğine ulaşmıştı.
Rui ve ‘Rui’: “——Aklımızdan geçirirsek, her şeyi yapabiliriz.”
İşte bu yüzden, bu yolda yürüyecekti.
Natsuki Subaru’yu, içeriden yiyerek, yenilmiş Natsuki Subaru’yu dışarıdan çiğneyerek, tek bir zerresini bile bırakmayarak—— Rui Arneb, Natsuki Subaru’yu elde edecekti.
Subaru: “——Sen, ■■■■.”
Hazne, son ana dek bir şeyler söylemeye devam etmişti.
Fakat söyledikleri, artık hiçbir önemi kalmayan şeyler olmuştu. “Ruhun” üzerine yapışmış tortuları diliyle yalayan Rui, Anılarını miras almıştı.
Ve Rui, her şeyi unutan o haznenin içerisinde Cadı Faktörü olarak bizzat ilişmişti. Ve sonrasında——
Rui: “Ve sonrasında yalnızca tamamlanmayı beklemek yeterli olacak.”
Anılar Koridorunda mütemadiyen beklemek, çoktan alışmış olduğu bir şeydi.
Problem, Anıların kullanımında yatıyordu. Hâlihazırda yenilmiş bir rakibin Anılarını bir kez daha çalmaya yönelik bir planı vardı. Gurme Otoritesi aynı ismi ve aynı tadı taşıyan bir menüye ayrı bir şey olarak değer biçmiyordu.
Bu nedenle ruhta mevcut olan tadı değiştirme ihtiyacı söz konusuydu.
Bir zamanlar Oburluğun Rui’nin dilinin üzerine değdiğini hatırlamanın mümkün olmayacağı kadar ayrı bir şey olmalıydı.
Bunu öngörmek, Rui’nin sabırsızlıkla beklediği o en iyi kalite tada ulaşabileceğini kanıtlıyordu.
En iyi, en harika, en üstün öğünü tamamlama umuduyla…
O anı dudaklarını yalayarak ve can atarak, dört gözle bekleyerek——
△▼△▼△▼△
???: “Ee. Görmek istediğin şeyi gördün mü——Rui Arneb?”
Rui: “Ha?”
Bu ani konuşma karşısında bilinci açılan Rui’nin gözleri irileşti.
Ve o gözleri birkaç kez kırpıştırarak konumundan emin oldu. Beyaz çevre, beyaz zemin ve beyaz gökyüzü, bu beyaza bürünmüş dünyada dikilen Rui, afallamış bir ifadeye bürünmüştü.
Rui: “————”
Eliyle yüzüne dokunarak, temas kurarak o histen emin oldu.
Bu mekânda ayna olmadığı için göz atması mümkün değildi ama o his, reddedilemez bir şekilde kendi yüzüne aitti. Makul bir eğlencenin bile olmadığı bu mekânda dokunulabilir şeyler yalnızca yüzü ve bedeninden ibaretti.
İşte bu yüzden, yüzüne bir insanın bıkıp usanacağı kadar sık dokunurdu. Ve yine bu yüzden, bıkıp usanacağı kadar sık dokunmuş olduğu yüzüne dokunduğu anda o yüzün, o bedenin ne durumda olduğunu anında anlayabilirdi.
Tıpkı eskisi gibiydi. Evet, tıpkı eskisi gibi—— Bu, Rui’nin kendi bedeniydi.
???: “Görmek istediğin şeyi görebildin mi, ha?”
Ağır ağır, afallayarak, kendisinin Rui olduğundan emin oldu.
Bu davranış durabileceği bir noktaya ulaştığındaysa o sözler bir kez daha çakıştı. Kafasını kaldıran Rui, başından beri gözlerinin önünde duran kişiye baktı.
O kişi, kısacık siyah saçları, insanın içine saplanan sanpaku gözleri, gövdesiyle aynı uzunlukta bacakları ve pejmürde görünümüyle genç bir oğlandı.
İsmi, Natsuki Subaru’ydu. Rui’nin bir Cadı Faktörü olarak bizzat birlik olduğu varlık ve——
Rui: “——Ah.”
——Ve Ölümden Dönüş kabiliyetine sahip bir Otoriteyi kullanan, akla hayale gelmez bir deliliğin yaradılışıydı.
Rui: “Yo, HaaaaaYYyııııııııııııııııııRRRrrrrrrrrrrrrr—— ~tsu!!”
Rui, ağzını açtı ve kükredi.
Gücü yettikçe, imkânı yettikçe, tam bir özveriyle kükredi.
Çünkü bunu yapmasaydı, o baskı altında ezilirdi. Dehşet, gözdağı, çaresizlik altında ezilirdi.
Ardı ardına Ölmeyi sürdüren ve tekrarlayan o akıl hastasının deliliğine kapılırdı.
Rui: “Ölmek istemiyoruz! Biz, Ölmek istemiyoruz! Nefret ediyoruz, nefret ediyoruz nefret ediyoruz nefret ediyoruz nefret ediyoruz, nefret ediyoruz nefret ediyoruz nefret ediyoruz nefret ediyoruz nefret ediyoruz nefret ediyoruz! Nefret ediyoruz! Nefret edi~yoruz ~tsu!!”
Kafasını sallayarak çıplak zemine yığılan Rui, geri çekilirken çılgınca itiraz ediyordu.
O varoluşu özümseyen Rui, Ölümü bizzat tecrübe etmişti. Tadına bakmıştı. Hür iradesiyle Ölümden Dönüş gerçekleştiren ruh tarafından ele geçirilerek zamanı dahi geri alan Ölümden Dönüşü ilk elden deneyimlemişti.
Natsuki Subaru’nun Anıları kadar eksik olan Ölüm Anıları.
Neticede anı anıydı. O anın, o lahzanın, o dakikanın bir kez olsun gitmesine izin verildiğinde bir daha asla geri dönemeyecek, onu bir daha asla elde edemeyecek olmanın sansasyonel etkisi.
Buna olan susuzluğu, bu yüzdendi. Susuzluğunu çektiği şey, Ölümün tadıydı.
Ölüm Rui’nin beklediğinden daha yalın bir şey çıksa bile Ölümden Dönüş adıyla bilinen Otoriteyi kullanarak tekrar etmenin mümkün olduğu bir hayat yolunda yürümek için yeterli değişikliği elde edebilirdi.
İnandığı şey, buydu—— Ta ki Ölümü bizzat tadıncaya dek.
Rui: “Böyle bir şeye… böyle bir şeye, asla dayanılamaz! O ıstırap! O kayıp hissi! Buna dayanmak mümkün değil! İmkânsız! İmkânsız imkânsız! Kesinlikle imkânsız! Nefret etti~k!”
Bir kez olsun, huzur içerisinde bir ölüm yoluna sahip olmamıştı.
Bir kez olsun, Ölümün ağız sulandırıcı olduğunu hissetmemişti.
Bir kez olsun, hür iradesiyle ölmeyi dilememişti.
Natsuki Subaru’ysa bunu yirmiden fazla kez tatmış ve başa sarmıştı.
Rui: “Buna dayanabilen biri, insan olamaz! Canavar! Bir canava~r ~tsu!”
Yapamazdı. Hayatta yapamazdı.
Rui çok sayıda hayatın keyfini sürmüş, çeşit çeşit “Ruhu” küçük düşürmüş ve kendine ait bir hayat aramıştı.
Bunu yapma hakkına, ayrıcalığına sahip olduğuna inanmıştı.
İşte bu yüzden, Natsuki Subaru’nun ruhuna bile el uzatmış—— sonucunda da naif ■’i kırılmıştı. Çünkü——
Rui: “——İnsan kalbi, kendisinin ölümü gibi bir şeye dayanamazzzz ~tsu!!”
Mutlu olmak, istiyorum.
Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum.
Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak istiyorum. Mutlu olmak—— istemiştim.
Mutlu olmak, istemiştim.
Bu, Rui Arneb’in başından beri, oldu olası kafasında canlandırdığı şeydi.
Ne var ne yoksa her şeyiyle ayaklar altına alma, en iyi hayatı elde etme amacıyla gücünü kullanma hakkına sahipti. Rui bugüne dek zerre kadar azabı çekmeksizin buna inanmıştı.
Ancak o, o, o öncül, un ufak olmuştu.
Mutlu olmak, istemiştim. Fakat şu anda, dilediği şey, farklıydı.
Rui: “Ölmek istemiyoruz.”
Ölmek istemiyorum.
Ölmek istemiyorum. Ölmek istemiyorum. Ölmek istemiyorum.
Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum Ölmek istemiyorum——
Subaru: “İşte bu yüzden, beni yemeye çalıştığında, sana söylemiştim.”
Kollarıyla kafasını kucaklayan, olduğu yerde sinen, korku içerisinde kafasını sallayan, çaresizce kendisini korumaya çalışan kişi Rui’ydi.
İşte o hâlde kafasını bile kaldırmayan Rui’nin çok yakınından, hemen üzerinden bir ses alçalmıştı.
Rui bu sesi dahi dinlemek istemiyordu. Dinlemek tüyler ürperticiydi. Ancak dinlemediği için bir şeyler yaşanabilecek olması da tüyler ürperticiydi—— Ölmek dehşet uyandırıcıydı.
İşte bu yüzden, dinlemekten başka çaresi yoktu.
Ve korku içerisinde kıvrılıp kalmış Rui’ye tepeden bakan ses, konuşmaya devam ediyordu.
Önsöz olarak, seni uyarmıştım diyordu——
Subaru: “Sana, kesinlikle pişman olacağını söylemiştim.”

#Rui gerçekten de kendisini bölerek Subaru’nun içine girmiş. Yani Subaru’nun yaşadığı karmaşanın ve yaptığı kötü şeylerin Rui’nin eseri olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Ancak ava giderken avlanan Rui, Ölümden Dönüşü korkunç buldu. Peki bir Günah Başpiskoposunun bile korkunç bir şey, buna katlanıyorsan canavar olmalısın diyerek yaftaladığı şeye Subaru’nun öyle ya da böyle alışmış olmasına ne demeli? Bakalım bu karşılaşma nasıl sonlanacak, ‘bizim Subaru’muz’ kazasız belasız dostlarının yanına dönebilecek mi… Okumaya devam!



Monster he was