※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Subaru’nun yaptığı ilk şey, kalbine “Ölümden Döndüğü” gerçeğini kabullendirmek oldu.
Subaru: “————”
Kollarının arasındaki endişeli Beatrice’in kafasını okşuyor, daha az önce karşılaştığı ve gelecekte de karşılaşacağı “Çıkmazlar” üzerine düşünüyordu.
“Ölümden Dönmüş” olması, başına gelen krizlerden sağ çıkamadığı anlamına geliyordu.
Başına geleceğini bildiği felaketleri kendi hâllerine bırakıp yoldaşlarının hayatlarını tehlikeye atmıştı—— yo, bu saf bir söylemdi. Yaşanan bu değildi.
Subaru, yoldaşlarının hayatlarını tehlikeye atmamıştı. Onların ölmesine izin vermişti.
Başlarına gelecek olanları bilmesine rağmen ıskalamıştı.
Kuleye musallat olan beş engelin varlığını ihmal etmek zordu. Ancak Subaru, onları biliyor olmasına rağmen düşüncesizliği ve naifliğiyle onlardan kaçınmakta başarısız olmuştu.
Son andaysa belki de kesin olarak canını doğrudan alan şey, bizzat koskoca, devasa kulenin kendisini yok etmeye uğraşan o muazzam kara gölge olmuştu—— son ve en büyük engel de oydu.
Subaru, onun da dahil olduğu beş engeli bir kez daha zihninde sıraya koydu.
İlki, hep birlikte kuleye akın eden kalabalık Cadı Canavarı sürüsüydü.
İkincisi, Subaru’nun Anılarını ve İsmini hedefleyerek kuleye gelen Oburluk Günah Başpiskoposuydu.
Üçüncüsü, bilinmedik bir anda kör bir noktada pusuya yatmasının ardından saldırıya geçen devasa akrepti.
Dördüncüsü, tüm düşmanlarını ve müttefiklerini hiçe sayarak kulede özgürce dolaşıp fırtınalar estiren Reid Astrea’ydı.
Beşincisi ve sonuncusu da her şeyi yutup mahveden kara gölgelerdi.
Her birinin koşulları aynı anda gelişiyor ve tek bir tanesini bile görmezden gelmek rahatlıkla tüm planın çökmesine yol açabiliyordu.
Haklı olarak korkulması gereken o simsiyah gölgenin bu adaletsiz ve absürt dünyanın Subaru’ya bir zaman sınırı bildirerek yaptığı bir nezaket jesti olduğu söylenebilir miydi? Subaru, bunun minnettarlık duyması gereken bir şey olup olmadığı konusunda ikilemdeydi.
Subaru: “İlkini, kalabalık Cadı Canavarı sürüsünü Meili ve Shaula’ya emanet etmek…”
Bu seçimin yanlış olmadığı onaylanabilirdi.
Geçen seferlerde—— yo, artık geçen seferkinden önceki seferler denmeliydi. İşte o seferlerde beş engel de aynı anda ortaya çıkmıştı. Subaru da Cadı Canavarlarının kuleyi istila ettiği senaryoya bizzat tanık olmuştu.
Bu durumda Emilia ve Julius gibi hayati güçlerin, onları durdurmak adına Cadı Canavarlarıyla yüzleşmesi gerekmişti. Meili’nin hayatta kaldığı döngüdeyse bundan kaçınılmıştı.
Yani Meili’nin varlığının sağladığı gücün ileri atılan bir adım olduğu şüphesizdi.
Lakin yeterli değildi.
Kalabalık Cadı Canavarı sürüsü geride tutulabilse bile Subaru ile diğerleri bir sonraki engel karşısında çaresizdi.
Emilia, açığa çıkan Oburluk Günah Başpiskoposuna İsmini çaldırmıştı ve Julius’la birlik olarak bir şekilde Batenkaitos’la çarpışmayı başarsalar da hemen ardından Reid de savaş alanındaki yerini almıştı.
Bunun sonucunda Emilia ve Julius ikilisi hem Oburluk hem de Reid’e karşı bariz taktikler kullanmak zorunda kalmış ve en nihayetinde kıymetli vakitlerinin yitirilişiyle de tüm bunlar devasa akrebin izinsiz girişiyle ve doğrudan gölgenin sunduğu zaman beyanıyla sonuçlanmıştı.
Başka bir deyişle, bu defa bu dengenin kurulmaması gerekliydi. Hamle sayıları azdı.
Üstüne üstlük Subaru’yu korkutan şey, Oburluk Günah Başpiskoposunun—— Rui Arneb’in söylediklerinin doğru çıkması ve iki Oburluğun gelecek olmasıydı.
Subaru, Ray Batenkaitos’la karşılaşmıştı. Ancak diğeri ortalıkta görülmemişti.
——Bu kötüydü. Bu kötüydü bu kötüydü bu kötüydü. Bu ne olursa olsun kötüydü.
Durum her geçen saniye ilerliyor olsa da, tek başına tüm problemleri kavrasa da, onca Ölüm üst üste yığılsa da Subaru, resmin bütününü net olarak göremiyordu.
Bir adım atması çok uzun sürmüştü. Neden hiçbir şey yapmayarak bu kadar vakit harcamıştı ki——
Beatrice: “Sakin ol, sanırım!”
Subaru: “Ahyah!”
Tam da Subaru’nun beyni fazla çalışmaktan neredeyse buharlar çıkartmaya başlayacakken Beatrice, onun yanaklarını iki küçük eliyle sıkıştırarak bilincini acıyla birlikte gerçekliğe döndürdü.
Ve ellerini yanaklarından ayırmadan, nefeslerinin birbirine değeceği yakınlıkta kalmayı sürdürerek,
Beatrice: “Subaru, kitapta neler olduğunu anlat, doğrusu. Her şeyi tek başına üstlenmeye çalışman fayda etmez, sanırım. Doğru düzgün anlat da hep birlikte düşünelim… bu, Betty’in ve diğerlerinin en güçlü yanı, doğrusu.”
Subaru: “Kitapta neler olduğunu, ha…”
Beatrice’in samimi ricasını işiten Subaru, içerisinde bulunduğu duruma tepeden baktı.
Ölümden Döndüğü gerçeğini kabullenmişti. Benzer şekilde geri döndüğü yeri de tanımalı ve zihnine kazımalıydı.
Burası, Üçüncü Kat Taygeta Kütüphanesiydi.
Sayısız Ölü Kitabına ev sahipliği yapan raflarla çevrili bu oda manzarası, Subaru’nun bilincinin Reid’in Ölü Kitabına meydan okumaktan döndüğü anın hemen sonrasına aitti.
Ve o kitabın içerisinde başına gelenlerden bahsetmek gerekirse——
Subaru: “——Ayağa kalk, oldu.”
Beatrice: “Ha?”
Subaru: “Yo, yani sırtıma tekmeyi yedim ve pes etmekten menedildim. Kahretsin, amma da acınası. Hiçbir ilerleme kaydedemedim.”
Subaru, gözleri irileşen Beatrice’in önünde kafasını kaşıdı.
Ardından Beatrice’i sarmayı sürdürerek ayaklandı ve yavaşça etrafına——Echidna ve Meili ikilisine baktı. Yani Subaru’nun uyanmasını bekleyen üyelere.
Ortalıkta olmayan Emilia ve Ram ile Shaula ve Julius ikililerinin ne yaptığını zaten biliyordu.
Koşullar zaten patlak vermişken duraksayacak zaman yoktu.
İşte bu yüzden——
Subaru: “Kısa keseceğim. Ölü Kitabında Reid’in anılarını görmeyi başaramadım. Araya bir şey girdi. Ölü Kitapları Od Lagna denen bir varlığın tabanlarıyla bağlantılıymış, ben de orada sorunlu bir şeyle karşılaştım.”
Subaru’nun kısa ve hızlı açıklamasını işiten üçlünün gözleri şaşkınlıkla irileşti.
Subaru ise durup düşünmelerine imkân tanımadığı için özür diledi ve konuşmaya devam etti.
İşte şu sözlerle——
Subaru: “——Oburluk Günah Başpiskoposu, Rui Arneb, bize savaş ilan etti.”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
‘Anastasia’: “Şunu söylemezsem olmaz, doğu sınırının bu denli ucuna gelip de yine Günah Başpiskoposlarıyla karşılaştık, ha. Onlarla Natsuki-kun arasında derin ve ölçülemez bir bağ varmış gibi görünüyor.”
Subaru’nun açıklamasını dinleyen Echidna, bu yorumla Subaru’nun içerisinde bulunduğu şartları alaya aldı.
Onun yorumunu işiten Subaru ve diğerleriyse Taygeta’dan uzaklaşmış olan yoldaşlarıyla yeniden buluşmak adına sıçrayarak kütüphane merdivenlerinden alçalmaya başladı.
Subaru: “Maalesef hafıza kaybı yaşıyorum. Ve o Günah Başpiskoposu denen tiplerle derin denilebilecek bir bağım olması konusunda hiçbir fikrim yok… Gerçekten o kadar mı bağlantılıyız?”
Beatrice: “Hiç değilse Betty ve diğerlerinin bu kuleye gelmesinin sorumluları onlar, sanırım. Çölde uzun bir yolculuk yaptık ve onların başının altından çıkan şeylere bir çözüm arıyoruz, doğrusu.”
Subaru: “Bu kuleye gelmemizin ardındaki sebebi sadece yüzeysel olarak işittiğimi sanıyordum, demek gerçek sorumlular onlarmış. Cidden ellerinden daha iyi bir şey gelmiyor anlaşılan.”
İç sıkıntısıyla kaşlarını çatan Subaru, tatsız kişilerle bir kader bağı olduğu gerçeği karşısında şaşkına dönmüş durumdaydı.
Bu konunun üzerine pek gitmese de Beatrice ve Echidna, kendisinin bağlantılı olduğu kişileri yalnızca Oburlukla sınırlandırmamıştı. Yani Subaru’nun fikirleri doğruysa belki de her biri birer Günah Başpiskoposu olan yedi kişi vardı ve dolayısıyla Subaru’nun ilişki içerisinde olduğu tek kişi Oburluk olmayabilirdi.
Subaru: “Bu benim canımı sıkıyor, o yüzden şu an için bundan bahsetmek istemiyorum… oh.”
???: “Echidna! Ve Subaru, sen de buradasın!”
Derken Subaru ve diğerleri Dördüncü Kata dönüş yaptı ve tam zamanında koridor boyunca koşturarak karşılarına çıkan kişi—— Julius, bir şaşkınlık nidası attı.
Julius geçen seferde Echidna ve Subaru’ya kuleyi etkileyen alışılmadık bir mevzu olduğu bilgisini vermek için Taygeta’ya gelmişti. Bu seferse karşılaşmaları daha erken gerçekleşmişti.
Subaru’nun Ölü Kitabından sağ salim dönmüş olduğunu gören Julius şöyle dedi:
Julius: “Demek güvendesin, Subaru. Ölü Kitabından hayati bir bilgi elde edebildin mi?”
Subaru: “Beatrice ve diğerlerine yaptığım açıklamayı tekrar etmiş olacağım ama o iş başarısız oldu. Detaylı açıklamayı sonraya bırakalım, ilk önce anormal durumları çözmek isterim.”
Julius: “Başka bir deyişle, ne anlatmak istiyorsun?”
Subaru: “Durumu genel hatlarıyla tahmin edebiliyorum demek istiyorum—— An itibarıyla Cadı Canavarları kulenin etrafını sardı, öyle değil mi?”
Subaru’nun bu soruyu yönelttiği saniyede kule yoğun bir şekilde sarsıldı.
Titreşim denilebilecek belli belirsiz ve daimî bir şey, kulenin içerisindeki herkese ulaştı. Sebebinin doğru tahmin edildiğini işitmekse Julius’un bakışlarına hafif bir şaşkınlık yerleşmesine yol açtı.
Bununla birlikte çenesini anında indirip başıyla onay vererek,
Julius: “Aynen öyle. An itibarıyla Pleiades Gözcü Kulesi’nin etrafı çok sayıda Cadı Canavarıyla çevrelenmiş durumda. Shaula Hanım kulenin dış cephesinde agresif bir mücadele vererek Cadı Canavarı istilasını engellemeye çalışıyor ama…”
Meili: “Bu titreşimlerin ardındaki şey bir kötü hayvan-chan sürüsüyse~ yarı çıplak onee-san ne kadar güçlü olursa olsun er ya da geç onları engellemeyi başaramaz hâle gelecek ha~.”
Julius: “Bu nedenle senin gücünü ödünç almak istiyorum. Ne dersin, Meili?”
Meili konuşmaya dahil olurken Julius, yüzünü ona dönerek içtenlikle bu talepte bulundu. O içtenliği kabul eden Meili de son derece anlamlı bakışlarını Subaru ve diğerlerine çevirdi.
O bakışlarla eylemlerinin artılarını ve eksilerini sorgulamayı amaçladığı izlenimini edinen Subaru, hafifçe bir nefes alarak başıyla onay verdi.
Subaru: “Ben de senden aynı şeyi rica ediyorum, Meili, sen olmadan hiçbir şey yoluna girmeyecek. Çok ani olduğu için üzgünüm ama lütfen iş birliği yap ki hep birlikte bir adım atabilelim.”
Meili: “…Hmm? Tanrım onii-san, böyle şaşaalı sö~zler söyledikten sonra bile amma acınasısın. Ama madem bu kadar ciddi bir istekte bulunuyorsun, öyleyse o işi bana bırakın. Minnetta~r olun.”
Subaru: “Ah, içtenlikle minnettarım! Seni seviyorum!”
Meili: “Ne kadar da de~ğersiz…”
Subaru’nun minnettarlığı karşısında yüzünü ekşiten Meili, Cadı Canavarlarıyla baş etmeyi kabul etti. Böylece beş engelden biri ortadan kaldırılacaktı. Şu ana dek her şey geçen seferki gibiydi. Ardından——
Julius: “Öyleyse onu Shaula Hanımın yanına götürelim…”
Subaru: “Yo, farklı bir yol izleyeceğiz. Meili, balkonun nerede olduğunu biliyor musun? Orada Shaula’yla birlikte hareket et ve bir şekilde Cadı Canavarlarını oyala.”
Meili: “Koridorun sonunda, de~ğil mi? Gerçekten, insanlara nasıl davranıla~cağını bilmiyorsun.”
Subaru’nun sözlerini işiten Meili iç çekerek bir hışımla yola koyuldu. Gayretsiz ve hevessiz görünse de onun emirleri doğrultusunda hareket ettiğini gören Subaru, bunun pozdan ibaret olduğunu anlıyordu. Çünkü koşabildiği kadar hızlı koşuyordu. Ve…
Julius: “Subaru, Cadı Canavarları meselesi bir yana, bir şeyleri teyit etmiş gibisin. Farkında olduğun şey ne?”
Subaru: “Sanırım öyle. Yolda açıklayacağım. Şimdilik benimle gelin—— Acele etmeliyiz, yoksa Emilia-chan ve diğerlerinin başı derde girecek.”
Julius: “——Hık!”
Julius’un gözleri şaşkınlıkla irileşirken Subaru, onun omzunu sıvazlayarak koşmaya başladı. Beatrice hâlâ kollarındaydı ve Echidna da aceleyle arkalarından geliyordu.
Julius da anlık bir afallamanın ardından kafasını salladı ve aceleyle Subaru’ya yetişti.
Subaru: “Az önce Ölü Kitabına dalmakta başarısız olduğumu söylemiştim herhâlde. Reid’in anılarını göremedim. Onun yerine farklı bir çatlağa denk geldim… Oburluk Günah Başpiskoposuyla karşılaştım.”
Julius: “——Yok artık. Oburluk neden Ölü Kitabında olsun ki?”
Bağlantılı olduğu bir düşmanın ismini işiten Julius’un ifadesi donakaldı. Echidna ise “Julius” diyerek yandan seslendi.
Ve ayaklarının hızı nedeniyle üzgün bir ifadeye bürünmüş şekilde bir parmağını kaldırarak,
‘Anastasia’: “Natsuki-kun’un söylediklerine göre Ölü Kitapları ölülerin anılarının, yürüdükleri yolların gözetim altına alınması amacını taşıyan Od Lagna’nın beşiğine… Anılar Koridoruna ait birer vasıtaymış. Ve Oburluk Günah Başpiskoposları insanların “Anılarını” ve “İsimlerini” yiyormuş. Başka bir deyişle…”
Julius: “Otoriteleri, Od Lagna’nın gücünün bu ucunu mu kullanıyormuş yani? …Yo, Oburlukla kitabın içinde karşılaştığını söyledin, öyle değil mi? Eğer öyleyse hafıza kaybının ardındaki sebep o olmalı.”
Subaru: “Hı hı, kulenin bir tuzağı veya mekanizması gibi bir şey değilmiş. Düpedüz DÜŞMAN işiymiş… rastgele bir karşılaşmanın sebep olduğu bir kazaymış yani. Tam da söylediğin türden bir mağduriyet.”
Ölü Kitabını okurken Oburlukla karşılaşacağını hayal etmek imkânsızdı.
Eğer Subaru ve diğerlerinin geçen seferki düşünceleri doğruysa Oburlukla karşılaşma olasılığına sahip olan tek Ölü Kitabı, kulede yeniden inşa edilen Reid’inkiydi.
Bunun yaşanması öyle korkunç bir talih gerektiriyordu ki Subaru’nun düne kadar yaşananlara itiraz edesi geliyordu. Öyle ki Günah Başpiskoposlarıyla gerçek bir bağı olduğu şeklindeki boş dedikodulara inanmak istemeye başlıyordu.
Julius: “Aynı şartları taşıdıklarını söylemek son derece korkunç bir tercih olsa da… Dün gece sen ve Oburluk arasında bir etkileşim gerçekleştiyse, bu Cadı Canavarı hücumu da onun işi olabilir mi?”
Beatrice: “Bu da düşmanın hazırlanmak için yarım günden fazla zamanı olduğu anlamına geliyor, sanırım. Subaru yaşananları hatırlıyor olsaydı işler değişebilirdi… Ah! Betty Subaru’yu azarlamıyor, doğrusu!”
Subaru: “Biliyorum. Ama beni azarlaman da gayet normal olurdu. Düne kadarki ben bu hatayı yapmasaydı daha iyi olurdu, şu anki ben daha akıllı olsaydım da öyle.”
Durum böyle olsaydı düşmanla çok daha hazırlıklı şekilde yüzleşebilecekleri kesindi.
Ancak şu anda bunu söylemenin bir anlamı yoktu. Ellerindeki tüm kozlarla çarpışmaları hayatiydi.
Şu anda ihtiyaçları olan şey hazırlıklı, kararlı ve kendinin yanı sıra—— yoldaşlarına inançlı olmaktı.
Subaru: “Tahmin ettiğiniz üzere Cadı Canavarı sürüsü Oburluğun işi. Üstüne üstlük Oburluk da harekete geçip buraya gelecek… ve Emilia-chan ile diğerlerini hedef alıyor olacak.”
Ve Subaru ile diğerleri ulaşamadan, fark etmek için çok geç kalırken, bir başına savaşan Emilia yoğun çabalar sarf etmeye ve Ram ile diğerlerinin kaçmasına olanak tanımaya zorlanacak, bunun sonucu da “İsminin” yenilmesi olacaktı.
Bu defa bu yaşananlara bir dur demeleri gerekiyordu—— Subaru, tam da bu amaçla oyunun çeşitli pozisyonlarında kestirme yolları seçiyordu.
Subaru: “Emilia-chan’ın İsminin çalınmasına izin vermezsek…”
——Bir ihtimal Ram’ın savaşın ön saflarından çekilmesinden kaçınabilirlerdi.
Subaru: “————”
Ram’ın geçen sefer eyleme geçememe sebebi, Batenkaitos’un Emilia’nın İsmini yemesinin sonucunda onun varlığını yitirişine ve anılarının yoksunluğuna ayak uyduramayışıydı.
Bu risk ortadan kaldırılırsa Ram’ın varlığının bir savaş potansiyeli olmasını beklemek makul hâle gelirdi. Yanında getirmiş olduğu Rem’i kucakladıkları ve onunla ilgilendikleri takdirde bu konuda da herhangi bir sorun çıkmamalıydı.
Ve Emilia ile Ram’dan oluşan kovalamaca takımı Batenkaitos’u durdurabilirdi.
Subaru: “Julius! Sana düşen bir iş de var tabii! Biz bir şekilde Oburlukla ilgileneceğiz. Evet senin de bağlantılı olduğun bir rakip ve onu havaya uçurma arzunu gayet iyi anlıyorum ama…”
Julius: “Ama ne? Bu konumda Oburluktan daha çok öncelik verilmesi gereken bir rakip olmamalı…”
Subaru: “——Reid aşağı inecek. Eğer bize müdahale etmeyi başarırsa yaptığımız her şey boşa gider. Sana da onu durdurma rolü düşüyor.”
Julius: “————”
Bu şekilde aydınlatılan Julius’un tekrar eden şaşkınlığıyla alnının ortasına bir kez daha kırışıklıklar yerleşti.
Ancak bu seferki şaşkınlığı yavan bir hayretten ziyade afallama ve şüphe karışımıydı.
E bu da çok doğaldı.
Kalabalık bir Cadı Canavarı sürüsü ile Oburluk Günah Başpiskoposunun saldırı ve baskını. İkisi de Subaru’nun doğrudan Ölü Kitabındaki Oburluktan işitebileceği şeylerdi.
Lakin Reid’in varlığının da dahil edilmesi işleri değiştiriyordu. Reid’in varlığıyla Oburluk arasında herhangi bir bağlantı noktası yoktu. Hiç değilse kulenin tesisiyle Günah Başpiskoposları ilişkisizdi.
Dolayısıyla bu açıklamanın altında mantıklı bir temel aramak mümkün değildi——
Julius: “…Bu doğruysa Reid Astrea’nın alt kata ineceğini varsayalım. Hâl böyle olunca onları görmezden gelerek hareket etme olasılığı…”
Subaru: “Böyle bir şeyin mümkün olmasını bekleyemeyiz, haksız mıyım? Öyle değil mi? Etrafta olup bitenlerden etkilenecek bir adama benziyor mu hiç?”
Beatrice: “…Üzgünüm ama Betty de böyle bir şeyin olacağını hayal edemiyor, doğrusu. O şeyin isteklerine öncelik vermek gibi bir mizacı var, sanırım. Durum ne olursa olsun, doğrusu.”
Beatrice, Subaru’nun kollarında taşınırken bu nahoş onaylamayı temelde kabul etti. Julius da onu dinleyerek bir sonuca vardı ve sonra da son düşüncelerini öğrenmek istercesine Echidna’ya baktı.
Echidna ise onun bakışları karşılığında minyon omuzlarını silkti.
‘Anastasia’: “Ben de size katılıyorum. Yine de kulede başı boş dolandığına inanmak zor. Gerçi buna inanmak istemediğimi söylemek daha doğru olabilir… peki Nastuki-kun, o bilginin kaynağı da?..”
Subaru: “——Evet. Oburluktan işittim.”
Subaru anlık bir tereddüt sonrası başıyla onay vererek Echidna’nın sorusu karşısında cesurca bir yalan söyledi.
Gerçek şu ki Reid’in kulede özgürce yürümesiyle ilişkili olaylar silsilesinde Oburluğun parmağının olma ihtimali düşüktü. Hiç değilse Batenkaitos Reid’in varlığının bahsi açıldığında şaşırmıştı ve karşı karşıya gelişleri düşünülünce Oburluk, Reid’i bir müttefik olarak çağırmamış olsa gerekti.
İşte bu yüzden bu, Subaru’nun sahip olduğu bilgilerin doğruluğunu tam anlamıyla aktaramıyordu, daha ziyade bir koruma yöntemi gibiydi.
Julius: “————”
Subaru’nun biraz zora düşmüş şekilde verdiği yanıtı işiten Julius, yüzünde gergin bir ifadeyle düşüncelere daldı.
Lakin o düşüncelere dalıp sıkılmakla meşgulken zaman akıp geçiyordu. Bilhassa şu anda Cadı Canavarı sürüsü ve Günah Başpiskoposlarıyla kuledeki durum kötüye gidiyordu.
Bu gerçeği idrak etmiş olan Echidna “Julius” diye lafa girerek…
‘Anastasia’: “Mevcut durumda gözle görülür tehditlerle aramıza mesafe koymak ve potansiyel tehlikelere yönelmek konusunda benim de tereddütlerim var. Ama Natsuki-kun’un söylediklerine…”
Julius: “Güvenmeliyiz… evet, biliyorum, Echidna. Dürüst olmak gerekirse, benim de azılı bir düşmanım olan Oburluk Günah Başpiskoposuna sırt çevirme düşüncesini üzücü buluyorum. Bununla birlikte…”
Subaru: “——Reid Astrea, yalnızca sana emanet edilebilir. Tıpkı daha önce de söylediğim gibi.”
Julius: “…Ben galip gelmezsem hesaplamalarımız başarısızlıkla sonuçlanacak diyorsun. Tanrım, amma da ıslah olmaz, öldürücü kelimeler.”
Hesaplamaları başarısızlıkla sonuçlandığı, dişliler koptuğu takdirde ortaya çıkacak şey sebepsiz bir trajedi olurdu.
Subaru’nun ciddi kara gözlerinden bir anlığına bu mesajı alan Julius, derince bir iç çekti.
Julius: “Size söz veriyorum. Reid’in sorumluluğunu üstleneceğim. ——Ancak şu da var ki İkinci Kattan inemeyeceği açığa çıkarsa size katılacağım. İtirazı olan?”
Subaru: “I ıh. Hiçbir şey Reid’in kımıldayamaması ve senin özgür kalmandan daha iyi olamaz. Zamanı geldiğinde karar verme işini sana bırakıyorum ama biliyorsun ki Reid’e karşı galip gelmek senin görevin.”
Julius: “Peki, anlıyorum. Echidna, Beatrice-sama, geri kalanlar size emanet.”
Subaru: “O iş bende…”
Kalan meselelerin kendisindense kalan ikiliye emanet edilişi karşısında Subaru’nun yanakları seğirirken Julius, güzelce kaküllerini okşadı ve cesurca gruba arkasını döndü.
Beyaz kıyafetlerinin manşetleri buruşurken de uzun bacaklarıyla kapıyı tekmeleyerek İkinci Kat merdivenlerine yöneldi.
‘Anastasia’: “——Bu bilgiyi nasıl teyit ettiğin konusunda sana baskı yapmayacağım.”
Subaru: “————”
‘Anastasia’: “Mühim olan, sana güveniyor olmamız. Benim veya Julius’un hislerine ihanet etmezsen minnet duyarım.”
Subaru: “Neden bahsettiğini bilmiyorum ama ben de sana minnettarım.”
Julius’un gidişini izleyen Echidna, kısık bir ses tonuyla böyle söyledi. Bu sözlerin gerçek niyeti, Reid ve Oburluk arasındaki bağlantı eksikliğinin tanımlanışıydı.
Bu huzursuzluğu içine atan Echidna ve Julius ikilisi Subaru’nun söylemlerine olan güvenlerini belli etmişti. Subaru’nun da onların güven ve beklentilerine karşılık vermesi gerekliydi.
Subaru: “——Ah.”
Bu düşüncelerin aklına geldiği sırada ansızın göğsünün içinde bir ürperme hissiyatı yükseldi.
Onun bu karşılığını gören Beatrice kaşlarını çatsa da Subaru, gözlerini kısarak bu tepkiden kaçtı.
——Bu sıcaklığa dair anıları vardı.
Bir önceki döngüsünde gölge tarafından yutulmasından hemen önce tatmış olduğu o tuhaf sıcaklığın ta kendisiydi. Kalp atışları hızlanan Subaru, o tüyler ürpertici sıcaklığa maruz kalarak gözlerini kapattı.
Gözkapaklarının ardında şahlanan şeyler, gelip geçici, hızlıca titreşen ışık toplarıydı.
O ışık toplarının biri kolları arasındaydı, biri yanı başında, biri de baktığı doğrultuda——
Subaru: “Hadi acele edelim! Hepimiz kendi yollarımıza gitmeli ve Emilia-chan ile diğerlerine katılmalıyız!”
‘Anastasia’: “İyi hoş da bizim herhangi bir yardımımız dokunacak mı ki? Açık konuşmak gerekirse şu anki sen, Beatrice ve de ben, hiçbirimiz savaşçı değiliz.”
Beatrice: “Betty canı savaşmak istediğinde bir miktar savaş gücü sağlayabilir, doğrusu. Ayrıca Subaru da bir destek kuvvet olmayı amaçlamamalı, sanırım.”
Subaru hızla koştururken Beatrice ve Echidna fikirlerini paylaşıyordu.
Echidna’nın kaygılarına itiraz edilemezdi, Beatrice’in fikri de doğruydu.
Maalesef Subaru ve diğerleri savaş potansiyeli bağlamında Emilia’ya destek çıkamazdı. Onların yerine——
???: “——Barusu! Demek uyanmışsın!”
Subaru: “Ram!”
Koridorun köşesinde eskisiyle aynı manzara—— yani kollarında Rem’le Patrasche’nin sırtına binmiş Ram belirmişti.
Ardından Ram, aceleyle Patrasche’nin sırtından atlayarak dizginleri Subaru’ya verdi.
Ram: “Uyanman amma uzun sürdü! Rem’i kolla! Onu canın pahasına koru. Ona herhangi bir zarar gelmesine izin verir veya tuhaf bir şekilde dokunacak olursan affı olmayacak. Ram seni——”
Subaru: “Bekle bekle bekle, pek çok açıdan çok hızlı gidiyorsun! Neden bahsettiğini anlıyorum ama sakin ol! Sen…”
Ram: “Oburluk Günah Başpiskoposu burada! Emilia-sama onunla çarpışıyor ama bu işin sonu iyi değil. Ram bir an önce geri dönmeli yoksa iş işten geçmiş olacak!”
Subaru: “————”
O saniyede Subaru’nun göğsünde tekrar eden duygular birbirine dolaştı.
Ram’ın bir an önce savaş alanına dönmek istediğini görerek ve ağzından Emilia’nın isminin döküldüğünü işiterek rahatlamış, acı düşmanları tiksinç Batenkaitos’un varlığının teyit edilişiyle de içinde bir öfke filizlenmişti.
Tüm bu duyguları bir kenara atan Subaru, kendisine verilmiş olan dizginleri Echidna’ya teslim etti.
Subaru: “Echidna! Rem ve Patrasche’yi güvenli bir alana götürmen konusunda sana güveniyorum! Balkon veya İkinci Kat olmaz! Yeşil Oda’nın da yakınına yaklaşamazsın. Muhtemelen en güvenli yer Taygeta olacaktır!”
‘Anastasia’: “Natsuki-kun, peki ya sen!?”
Subaru: “Beatrice ve ben, Ram’la birlikte Günah Başpiskoposunun karşısına çıkacağız!”
Subaru, gözlerini ansızın dizginleri temsil edişi karşısında irkilen Echidna’nın soluk mavi gözlerine dikti. O hafifçe nefesler alırken de Patrasche’yi boynundan okşadı ve Rem’i sırtında görüp çenesini kaldırarak,
Subaru: “Daha önce bana güvenine ihanet etmememi söyledin. Ben de aynı şey için sana güveniyorum. Rem sana emanet et. O, ‘Natsuki Subaru’ için vazgeçilmez bir kız.”
‘Anastasia’: “——Amma da merak uyandırıcı bir cümle. Ne kadar Natsuki Subaru olman gerekse de…”
Subaru: “…Duygularımı biraz olsun anlayabilmen konusunda sana güveniyorum, bilirsin ya.”
Echidna’nın varlığının Anastasia isimli bir genç kızın bedenini ödünç almaktan ibaret olduğunu işitmişti. Yani kendisini “Natsuki Subaru”nun varlığının üzerine yeniden yazmış olan şu anki Natsuki Subaru’yla benzer bir konumda olduğu söylenebilirdi.
Subaru’dan bu sözleri işiten Echidna afallamış bir ifadeyle…
‘Anastasia’: “Natsuki-kun, yoksa sen——”
Subaru: “——Sana güveniyorum.”
Echidna’nun sözlerini tamamlamasına izin vermeyen Subaru, onu ve diğerlerini ardında bırakarak koşmaya başladı.
Ram çoktan koridorun ön tarafına yönelmişti. Patrasche’nin sırtındaki Rem’in uykulu yüzüne kaçamak bir bakış atıp cesaret bularak uzaklaşırken ise,
Ram: “Neden geldin, Barusu? Rem…”
Subaru: “Rem, onu kollamaktansa yapılması gerekeni yapmamı söyledi! Kitapta bana verilen vaaz bu şekildeydi!”
Ram: “——Hık! Rem mi söyledi? Bu da ne demek oluyor?”
Ram’ın açık kırmızı gözleri, yanı başındaki Subaru’nun kelimeleriyle huzursuzluğa büründü. Ancak Anılar Koridorunda yaşananları içtenlikle ve nazikçe açıklamaya ayıracak vakitleri yoktu.
İşte bu yüzden Subaru, yalnızca en önemli kısmı kısaca iletmekle yetindi.
Subaru: “Rem, savaş ve tekrar kazan dedi. İşte bu yüzden, ben de seninle geleceğim!”
Beatrice: “Elbette, Betty’nin de burada olduğunu unutma, doğrusu.”
Ram: “——Şimdilik, sorun yok. Daha sonra bu konuda yüz kez çapraz sorguya gireceksin.”
Subaru: “Yüz kez biraz fazla korkutucu olmadı mı!?”
Subaru, söz konusu Ram olunca bunu bir şaka olarak algılayamadığı için ürperdi. Bununla birlikte Subaru önemli tek bir şeyi bile açıklamamışken meselenin geride bırakılmasına izin vermekle merhamet etmişti.
Bu esnada icabına bakılması gereken durum, Subaru’nun gözlerinin önünde beliriyordu——
???: “——Buzul Savaş Sanatı!”
Bu kelimelerin işitilişinin hemen sonrasında buzdan silahlarıyla dans eden Emilia’nın sırtı, donmuş koridorun ortasında göründü.
Yüzleştiği kişi de pis görünüşlü Günah Başpiskoposu Ray Batenkaitos’tu.
Bu manzaraya tanık olan Ram bağırdı.
Ram: “Emilia-sama!”
Böylece Subaru bu defa Emilia’nın ismi konusunda geç kalmadıklarını anladı.
Ve aynı saniyede Emilia da arkasından kendisine seslenildiğini fark ederek, “Eh, Ram!?” şeklinde karşılık verdi.
Emilia: “Neden geri döndün?! Ve Subaru ile Beatrice de gelmiş, iyi olmanıza sevindim… ama! Şu anda burası geeerçekten tehlikeli! Geride durun! Uzaklaşın!”
Ram: “Rem güvenli bir yere tahliye edildi. Bundan böyle Ram da savaşta size eşlik edecek.”
Emilia: “Ama, Ram, sen…”
Ram: “Böyle bir şey söyleseniz bile Ram buradan uzaklaştırılmaya, koparılmaya tepkisiz kalır mı sizce?”
Ram, Emilia’ya cevaben bacaklarına uzanıp oradaki ince değneğini kabından çıkarttı.
Değneği normal şartlarda büyücülerin sahip olacağını düşüneceğinizden daha kısaydı. Hiçbir özelliği olmayan bir nesneye benzese de bir muamma hissiyatı ve tuhaf bir baskı yayabiliyordu.
İşte Ram’ın o değneği kullanmaya hazırlandığını gören Oburluk, Emilia’nın bir miktar uzağından kahkaha atarak…
Ray: “Hahaa~! Bu da nesi bu da nesi, demek geri döndün, nee-sama! Oh amanın, ne hoş! Neden, nee-sama neden bu kadar havalı? Gerçekten, nee-sama bir harika ~tsu!”
Ram: “——Bıktırıcısın. Öldürüleceksin, Günah Başpiskoposu.”
Ram, ellerini çırpan ve kahkahayı basan Günah Başpiskoposuna bu sözlerle öldürmeye yönelik sessiz arzusunu iletti.
Bunlar, daha önce bununla hiç yüzleşmemiş olan ve göz ucuyla izleyen Subaru’nun omurgasına bir ürperme gönderecek yoğunlukta sözlerdi. Ancak göz temasının doğrudan muhatabı olmasına rağmen Batenkaitos’un duruşunda en ufak bir değişiklik olmazken,
Ray: “Ne iyi, çok iyi, epey iyi, oldukça iyi, iyi olduğu için, iyi değil mi, muhtemelen iyi olduğu için, belki iyi olduğu için, iyi olduğunu düşündüğümüz için! Oburca içmek ~tsu! Oburluk ~tsu! Keyfi ve ezici bir şekilde bağlantımıza bir son verdiğimiz için özür dileriz. Gerçi esasında çok daha dokunaklı bir kavuşma olmalıydı, anlarsın ya~.”
Ram: “Sen neden…”
Ray: “Değerli bir insanın İsmini ve Anılarını çalmak o insanın intikam düşüncesiyle en büyük düşmanına dönüşmek gibi bir şey oluyor, haksız mıyım? Lakin bizim tarafımızdan yenilen kişi çoğunlukla bunun ne anlama geldiğini hatırlamıyor. Biz nee-sama’yı bu denli sevsek, anlasak da nee-sama bu duygunun ne anlama geldiğini zerre kadar bilmiyor! Bu, insanın ağzının suyunu akıtacak kadar kaliteli bir malzemeye tuz serpmek gibi bir savurganlık değil de nedir!”
Oburluk Günah Başpiskoposu bu şekilde değinilmesi tamamıyla imkânsız durumlarla ilgili dikkatli ve detaylı açıklamalar yapmaya başladı.
Gerçek şu ki Oburluğun başkalarının anılarını çalmak için kullandığı güç, hayatları ayaklar altına almaya eşdeğer bir eylemdi. Aile fertleri, sevgililer, destekçiler onlar tarafından saldırıya uğrayacak ve avlanacak olursa gerçekleşebilecek en kötü fenomen, unutulmaları ve unutuluşun diğer tarafında yitip gitmeleri, var olması gereken nefretin bile kaybolmasıydı.
Bu da bir bakıma kimsenin kendilerinden intikam almasına müsaade etmeme şeklinde bir güvenlik işlevi görüyordu. Ancak——
Ray: “——Şey, bu~, sıkıcılığın en üst seviyesi değil mi?”
Batenkaitos hariç hiç kimse buna sıkıcı diyemezdi.
Herkes: “————”
Ray: “Bu, elde edilmesi gereken yoğun nefret veya gümbür gümbür, yozlaşmış bir öfke gibi taze, aromatik ve kokuşmuş duyguların inkârı demek oluyordu ki bizim için büyük bir kayıptı… Ta ki oradaki onii-san çıkıp gelene dek.”
Subaru: “Ben mi?..”
Ray: “Söylesene~ onii-san, her nedense “İsmini” yememize rağmen o kişiyi hatırlamaya devam ediyorsun, öyle değil mi? Ardındaki sebebi hemen hemen anlıyoruz aslında. Onii-san’ın doğum yeri buradan birazcık farklı olmalı, ama mühim olan bunun sonucu. Onii-san, bizim kurtarıcımız.”
Diyen Batenkaitos, kollarını iyice açarak kendinden geçmiş bir ifadeyle Subaru’ya bakmayı sürdürdü.
Subaru’ya derin bir aşk besliyormuşçasına tutku ve şevk dolu bir bakıştı.
Ray: “Yo, hadi bu şekilde ifade etme cüretini gösterelim! Onii-san bizim kahramanımız ~tsu! Masum, çalışkan, yanında biri olmadıkça tedirgin olan, düşündükçe göğsümüzü sızlatan, canımızı acıtan, üstüne üstlük o hisleri anlayan bir kahraman!..”
Subaru: “Şu ürpertici yorumlara bir son ver! Ne niyetle…”
Ray: “Elbette ki bunlar kalbimizin derinliklerinden gelen duygular. Ne kadar da se~rt, ne kadar da acına~sı. Bu denli cesur olmamıza rağmen tüm kalbimizle onii-san’ı düşünüyoruz, anlarsın ya.”
Subaru, karmaşık duygulardan oluşan bu beyanın ne kadar doğru olduğunu algılayamıyordu. Ne hayal edebiliyor ne de edebilmek istiyordu.
Ancak Batenkaitos’un o ana kadarki yorumlarını hesaba katınca işler doğal olarak netleşiyordu.
Bunlar Subaru’nun çekim alanına giren varlığın ona yönelik duygularıydı—— yo, böyle bir aldatmacaya lüzum yoktu.
Subaru’nun çekim alanına giren Rem’in duygularıydı——
Ray: “Buna ne dersin, eh! Sana da uyarsa o dokunaklı tutkuyu bir kez daha tekrar edelim hadi! Buradan başlayalım hadi, onii-san ~tsu! Birinci kareden, yo… sıfı——”
Emilia: “——Hiyah!!”
Ray: “Uppss!?”
O saniyede Emilia, Batenkaitos’un arkasına doğru yürüyüşünün hemen ardından iki elinde tuttuğu iri buz çekicini acımasızca Günah Başpiskoposunun kafasına indirdi.
Batenkaitos, alaylı bir tonla konuşurken bir mangadaymışçasına öne doğru yığıldı.
Beatrice: “————”
Subaru: “…Eh, kazandık mı yani?”
Emilia: “Başardım!”
Emilia yumrukları sıkılı şekilde muzaffer bir poz verir ve kendisine karşılık veren Beatrice’i başıyla onaylarken Batenkaitos sessiz ve pasif şekilde yatıyordu. Subaru’ysa gereğinden hızlı varılmış bu karar karşısında gözlerini irileştirmişti.
Beatrice: “…Perde çok hızlı kapandı, doğrusu.”
Ram: “Aynen öyle. Ram’ın o şeyi parçalara ayırmak üzereyken duyduğu hisler ne olacak? Emilia-sama!”
Emilia: “Eh, ne? Sorun nedir?”
Ram: “——Yok bir şey, harikuladeydi. Evet, gerçekten harikulade.”
Subaru tarafından kucaklanan Beatrice ve yanlarındaki Ram ikilisi bu şekilde Oburluğun yığılıp kalışından duydukları hüsranı ifade etti.
Haşin düşmanıyla aralarındaki bağ beklenmedik bir şekilde ayaklar altına alınan Ram, Emilia’nın eylemi karşısında karmaşık bir ruh hâli içerisine girmiş gibi görünüyordu.
Bununla birlikte…
Subaru: “Ehh, söylemek istediğim bir sürü şey olduğu kesin ama aklıma gelen ilk kelimeler ‘iyi işti’ Emilia-chan! Artık Oburluğu bağlamalı ve…”
???: “——Maalesef bu şekilde gitmesine izin verilemez, onii-san.”
Subaru: “————”
Subaru beş engelden ikincisinin beklenmedik bir şekilde sindirildiğini düşünürken Batenkaitos, hareketsiz hâlde yığılıp kalmış olması gerekirken, yavaş ve rahat bir şekilde ayaklandı.
Bu anormal hareket karşısında Subaru’nun gözleri irileşirken Beatrice kaskatı kesildi.
Tabii ki Emilia ve Ram’ın gözlerini de bir temkinlilik parıltısı bürüdü——
Ram: “Kafasına darbe yiyince delirdi mi ki? Ayrıca Barusu’ya yaptığı kurları düşününce durumu çözemiyorsa demektir ki…”
???: “Ah, ah, hiç sorun değil. Biz de çoktan hislerimizi aktarmıştık, ayrıca geri çekilmek gibi bir şey yapmaya da niyetimiz yok…”
Batenkaitos, Ram’ın görüşlerini yarıda kesip bakışları yere çevrili hâlde ayağa kalkarak ve yüzünü o uzun, koyu kahve saçların ardında gizleyerek bir şeyler mırıldandı ve fısıldadı.
Ve koridorda, o fısıltılarla örtüşüyormuş gibi gelen çarpık, tiksinç bir ses yankılandı.
Emilia: “Yok artık…”
Emilia bu mide bulandırıcı yankıya eşlik eden tuhaf olay karşısında ametist gözlerini kırpıştırdı.
O güzel gözlere yansıyan şey, Batenkaitos’un bedeninin bizzat iskelet yapısından değişim geçirerek çarpık bir rapor doğuruşuydu—— minyon gencin fiziki bedeni güçlü kaslı bir deve dönüşmüştü.
Kâbus gibi bir olaydı lakin Subaru’nun esas kâbusu onu ilerisinde bekliyordu.
???: “Hey, onii-san, şaşırdın mı? Bu Güneş Tutulması… şey, bizim kozlarımızdan biri gibi bir şey yani. Geçen seferin aksine bu defa seni güç kullanarak bizim yapacağız.”
Subaru: “Oldukça ürpertici şeyler söylediğin kesin, seni cinsiyet değiştiren piç. Sen de kimsin…”
Kâbusvari bir korkuya kapılan Subaru, soğuk terler dökerek bu soruyu yöneltti.
Sorusunun muhatabı olan dev ise tatlı bir şekilde gülümsedi ve eksantrik havasını gizlemeksizin eğildi.
???: “——Cadı Tarikatı Günah Başpiskoposu, Oburluğu temsil eden Rui Arneb.”
Subaru: “————”
Rui: “Fazla uzun kalamayacağız. Aşırmalı, yemeli ve onii-chan uyurken her şeyi ama her şeyi temizlemeliyiz, anlarsın ya.”
#Emilia’nın ismini yitirmeyişi de fırsatı değerlendirip Ray’ı bayıltışı da iyiydi. Ama hakikaten bu kadar hızlı bitti mi yani her şey derken bir anda ben Rui, hadi bu işi bitirelim diye kalkması ve şekil değiştirmesine ne demeli bilmiyorum. En iyisi okumaya devam diyeyim, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


Çeviri için teşekkürler