Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayımlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Ana Hikâye/ Kısım VI, Bölüm 41 – “Huzur Kokusu”

Kısım VI, Bölüm 41 – “Huzur Kokusu”

3 Mayıs 2026 148 Okunma 20 dk okuma

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: Clumsy

Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Bilinci geri döndüğünde hissettiği ilk şey, nefes almakta zorlanma hissiyatı oldu.

Subaru: “Öhö, öhö, of.”

Ağzında nahoş bir şeylerin biriktiğini hissederek şiddetle öksürdü—— kumları tükürerek ağırlaşan gözkapaklarını açılmaya zorladı. Bilincini yitirmişti.

Kirpiklerinin arasına kumların sıkıştığını hissediyordu. Buna karşı savaş verirken neler olduğunu merak ediyor, az önce başına gelenleri anımsamaya çalışıyordu.

Doğru hatırlıyorsa korkunç bir kafa karışıklığı yaşamış ve sonrasında kuleden ayrılmaya kalkışmıştı. Herhangi birinin müdahalesi olmadan kuleden ayrılmayı başardığı da şüphesizdi fakat——

Subaru: “Solucan… beyaz ışık… huzmesi…”

Hemen ardından yaşanan korkunç vukuatları ve devam eden artçı etkileri -birinin diğerini takip edişini-anımsayan Subaru, gerçekten hayatta olup olmadığından epey şüpheliydi.

İçerisine sürüklendiği tüm bu anormal olaylardan kurtulup hayatta kalabilmesi yalnızca şans eseri miydi?

Bununla birlikte burada ölse bile gerçekten ölü kalacağından da şüpheliydi. Şu anki Natsuki Subaru böyle biri olsa da istenmeyen, yabancı bir varlıktı.

Subaru: “İğnelerden sonra dosdoğru termit yuvasına düşmüştüm…”

Altındaki zeminin çöktüğünü ve solucanın devasa gövdesiyle birlikte kumlar tarafından yutulduğunu hatırlıyordu. Biraz oksijen alabilmek için kafasını uzatmayı başarabilse de bir noktada kafası bile kumlar tarafından yutulmuş ve sonra da bilincini yitirmişti.

Nefessizlikten ölmüş olması gerekiyormuş gibi görünüyordu fakat durum bu değildi.

Subaru: “Burası… çölün altındaki yeraltı bölgesi mi ki?”

Etrafına bakınsa da herhangi bir ışık kaynağı bulamıyordu; karanlık öylesine yoğundu ki yakınlarındakileri bile zar zor görebiliyordu.

Ağır gözkapaklarını açıp avcunu kumların içerisinden çıkartarak önüne doğru itti. Ancak belli belirsiz şekilde seçebiliyordu. Etrafındaki dünya, hayatının bağlı olduğu varlığı görmesine izin vermeyecek kadar belirsizdi.

——Gerçekten de yaşayanların dünyasında varlığını zar zor sürdürüyormuş gibi geliyordu.

Subaru: “…Titremeyi bırak, lanet olasıca aptal.”

Bu kadarını düşünen Subaru, etrafındaki ağır baskı yüzünden kumlarda mahsur kalmış bedenini çıkartabilmek adına yavaşça kollarını ve bacaklarını sallamaya çalıştı. Nefes alamama hissi, belden aşağısını yutan kum yatağından kaynaklıydı. Üst bedeni gömülmediği için oldukça şanslıydı.

Bu kendini çıkartma işlemi, kum tepesine dikili bir bayrağı devirmeden çıkartma çabasına benzetilebilirdi. Subaru, kötü bir hareket yapıp yeniden kumlara gömülmeyeceğinden emin olarak ağır hareketlerle, dikkatlice kendisini kumlardan çıkartıyordu.

Subaru: “————”

Kumlardan zar zor kurtulduğu andaysa üzerine büyük bir bitkinlik çöktüğünü hissetti.

Sebep büyük ihtimalle daimî bir baskıyla bedenini kuşatan soğuk kumların vücut ısısını düşürmüş olmasıydı. Ne kadar zamandır üşüyor olduğunu bile bilemiyor olduğu gerçeği korkutucuydu.

Subaru: “Sanırım soğuktan bayılmışken bir başka solucan çıkıp beni mideye indirmediği için şanslıymışım…”

Diyen Subaru, boğazının kurumuş olduğunu fark etti ve elini beline götürdü.

Kuleden kaçarken çölü aşmasına yetecek kadar suyu deri keselerle beline bağlamıştı. Fakat o suları kavramaya çalışan parmakları, havayla buluştu. Birkaç defa uğraşsa da keseleri bulamadı.

Subaru: “Belden aşağımın gömüldüğünü düşününce bunu beklemeliydim…”

Kumlar tarafından yutulduğu sırada keseler düşmüş olmalıydı. Aynı şekilde acil durum besinleri içeren çantalardan da eser yoktu. Tüm bunlar ölümcül bir duruma işaret etse de sakinliğini koruyordu.

Bu acımasızca şartlar kalbini çoktan felç etmişti; belki de her defasında böyle tepki vermek absürt hâle geliyordu.

Subaru: “Hiç değilse yakınlarda olmalılar… Eh?”

Deyip dizlerinin üzerine çökerek az önce düştüğü kum tepesinin etrafını arşınladı.

Epey çok kum vardı. Aslında aradığı şeyi bulmayı beklemiyordu ama ufak da olsa bir teselliymişçesine tam da bedenini kaydırdığı noktada yumuşak bir şeyin varlığını hissetti. Ve parmaklarıyla yoklayıp aradığı deri keseyi bulmuş olduğunu teyit ederek şaşırdı. Fakat,

Subaru: “Bu kese boş, peki ben ne diye yine şaşırıyorum ki?..”

Keseyi ellerine alan ve ağırlığını ölçen Subaru, içinin boş olduğunu fark etmişti. Ne olur ne olmaz diye kesenin ağzına dudaklarını yerleştirdiğindeyse dilinin ucuna birkaç damla su değdi.

O kadarcıkla sınırlı olsa bile bu noktada her damla kıymetliydi. Daha fazlasına susamıştı. Deri keseyi beline yerleştirerek bir kez daha etrafı yoklamaya karar verdi.

Subaru: “——?”

Su kesesini bulduysa yemek çantasını bulma ihtimali de vardı. Ancak bu beklenti de tıpkı su kesesini bulduğunda olduğu gibi ihanete uğradı.

——Çünkü yemek çantası da düşmüş ve döke saça yenilmişçesine Subaru’nun gömüldüğü kum tepesine saçılmıştı.

Subaru: “————”

Subaru, karanlık olduğu için kum yatağını doğru düzgün göremiyordu.

Yine de getirmiş olduğu yemeklerin etrafa saçıldığının farkındaydı. Avcunun üzerindeki ufalanmış parçacıklar orijinal şekillerini koruyamıyordu—— doğruyu söylemek gerekirse bu yemek artık yenilmez hâlde der ve fırlatıp atardı.

Yutkunan Subaru’nun susuzluktan boğazı ağrıyordu.

Yemekleri etrafa saçılmıştı. Bu gerçek, tıpkı tırnaklarıyla kazırcasına zihnini tırmalıyor, Subaru ise çaresizce bir sakin kalma mücadelesi veriyordu.

Solucanlara yem olacağını düşündükçe kalbi korkuyla doluyor ve yoğun terler dökmeye başlayarak vücudundaki kıymetli suyu boşa harcıyordu.

O kocaman solucan yüzeye buradan çıkmıştı, yani burası o canavarın yaşam alanıydı. O cinsin reisi olan solucan ölmüştü; ama aynı yaşam alanını paylaştığı canavarların da bu koridorda belirivermesi Subaru’yu hiç şaşırtmazdı.

Subaru: “Burayı terk etmem gerekiyor…”

Hem de bir an önce.

Fakat etrafı doğru düzgün göremediğinin farkındaydı. Duvarları bile bir kenara atıp altındaki zemini kullanıp hislerine güvenerek elleri ve ayakları üzerinde emeklemeye başladı. Yalnızca elleri ve bacaklarının üzerinde ilerleyerek, zemini, duvarları, yolu, varlığını kontrol ederek kaçabilirdi.

Subaru: “Of, acıyor… kahretsin, aaauuuvv…”

Sağ kulağı beyaz iğne tarafından sıyrılmıştı, sağ elinin tırnakları hâlâ iyileşme sürecindeydi ve bedenindeki organlar canını acıtmaya devam ediyordu. Tüm bu acıları çeken Subaru ise emekleye emekleye buradan kaçmaya çalışıyordu.

Önceden tam olarak ne halttan kaçtığını bilemese de şimdi, bu tuhaf varlıktan uzaklaşmak için elinden gelen her şeyi yapması gerekiyordu.

Her hâlükârda, şu anda içinde böylesine bir korku uyandıran o yabancı varlıktan kurtulmak adına kaçmaya devam etmekten başka çaresi yoktu.

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Subaru: “————”

Bir şeylerin kokusunu alan Subaru, o kokunun rehberliğindeymişçesine ellerini ve ayaklarını ilerletiyordu.

Koku giderek kuvvetleniyordu, en nihayetindeyse güvenilir bir duyu denilebilecek raddeye gelmişti.  Subaru’ya derinlere doğru rehberlik ediyordu.

——Subaru’nun bu mekândan çıkmak için emeklemeye başlayışının üzerinden bir saati aşkın süre geçmişti.

Kaçarken defalarca kazara kum yataklarından aşağı kaymış ve bu izsiz yolda önü duvarlarla kesilmişti. Bazen de korkudan yuvarlanarak tepki vermesine yol açacak şekilde yukarıdan kumlar yağmıştı.

Bunları yaşarken de çölün altındaki bir mağarada olduğunu fark etmişti.

Bunu fark etmiş olmasıysa büyük bir kurtuluş sağlamasa da olanların gerçek anlamına dair bir işaret görevi görmüştü.

——Derken garip ama cazip bir koku, ansızın burun deliklerine doluşmuştu.

Böylesine tuhaf bir kokuya hoş demesi mümkün değildi.

Tipik durumlarda koku duyusu genellikle düşük önceliğe sahip olur ve bir olayı çözmeye çalışırken daha az değer taşırdı. Fakat Subaru’nun görüşünün karanlık tarafından engellendiği ve etrafındaki dünyada neler olup bittiğini bilemediği hesaba katılınca bu ani kötü koku ona son derece taze gelmişti.

Dolayısıyla tıpkı duvarları kullanarak yürümeyi öğrenmeye başlayan bir bebek gibi duvarı tuta tuta kokunun kaynağına doğru emeklemeye başlamıştı.

Tamı tamına bir köpeğin yapacağı gibi havayı koklayarak mağaranın derinliklerine—— yo, belki derinliklere, belki de mağaranın girişine doğru ilerliyordu, kokunun kendisini nereye götürdüğünden emin olması mümkün değildi.

Subaru: “Haa, haa, haa…”

Farkına bile varmadan dilini dışarı çıkarıp ağır ağır nefes alıp vermeye başlamasıyla tamamen köpeğe benzemişti.

Köpeklerin bedenlerini serinletmek adına dillerini çıkarıp soluklandığını duymuştu ama bu karşılaştırma Subaru’nun şu anki hâliyle örtüşmüyordu. Onun tıpkı bir köpek gibi dilini çıkartma sebebi dilindeki hava akışından faydalanarak etrafla ilgili edinebildiği bilgi miktarını arttırma arzusuydu.

Subaru: “————”

Subaru, yalnızca birkaç saat içerisinde canlıların karanlıkta hareket ederken kullandığı metotları uygulamaya koymuştu. Doğal olarak onun bu beceriksiz teşebbüsleri gerçekte tamamen farklı sonuç veriyordu.

Karanlık değişmiyor ve Subaru’ya etrafında olup bitenlerle ilgili hiçbir ipucu sağlamıyordu. Bu ıssız bölgede tek duyabildiği, kendi nefes alıp verişi ve kumların üzerinde emeklerken çıkarttığı belli belirsiz sürtünme sesleriydi—— Ama şu an için bu da Subaru’yu rahatlatıyordu.

——Korkunçtu, tüyler ürperticiydi ama öyle ya da böyle bu işi başarmak zorundaydı.

Bu doğal insani duyguyu tüm doğallığıyla kabul ettiği ilk seferdi.

An itibarıyla bu sessizliği, bu karanlığı ve hiç kimsenin olmadığı bu “ıssız” mekânı seviyordu.

Burada, ona zarar verebilecek hiç kimse yoktu.

Burada, tek yapması gereken kaçmak için çabalamaya devam etmekti.

Burada, hiçbir şey düşünmesine gerek olmasa bile yapılacaklar vardı.

Subaru’nun kalbi, çamurlu bir nehrin sizi sürüklemesine izin verdiğiniz anda duyacağınıza benzer bir kayıtsızlığı, rahatlığı kucaklıyordu.

Öylece eriyip gidebilirdi, hiç sorun olmazdı, değil mi?

——İşte bu şekilde, düşüncelere dalarak bitkinliği ve alışkanlıklarından kaçıyordu.

Subaru: “Lanet olsun, bu da ne…”

Diyen Subaru, karanlık mağara boyunca kararlı bir şekilde emekliyordu.

Derken yolların biri sola, biri de sağa uzanan bir çatala denk geldi. Tüm tedirginliğiyle hangi yolu seçeceğini düşündü ve neticede sağ yolda karar kıldı. O andan itibaren kokuyu takip edeceği uzun, uzuun bir yolculuk başladı.

Peki sonunda huzura erebileceği bir yer olacak mıydı? Işıklı bir yere ulaşacak mıydı? Bu ihtimalin bir kesinliği olmasa da endişe duymaksızın ilerliyordu. Fakat——

Subaru: “Çıkmaz yola girmişim…”

Takip ettiği yol giderek daralıyordu. Bir yokuşu çıkmasının ardından da kendisini yalnızca kelimenin tam anlamıyla emekleyerek ilerleyebileceği kadar dar bir yolda buldu; o yolun sonundaysa kumdan bir duvar vardı—— nihayetinde kokunun izinin sona erdiği yer de burasıydı.

Subaru: “Ne diye onca yolu aşıp buraya geldim ki… Yo, dur bir saniye.”

Yolunun kesilmiş olmasına öfkelenen Subaru, kumdan duvara vurmak üzereyken son anda kendini tuttu. Ve kokuyu bu noktaya dek takip etmişken karşılaştığı çelişkili durum üzerine kafa patlattı.

Buraya havada kalan kokuyu takip ederek ulaştığı şüphesizdi.

Koku, bir hava akımı tarafından etrafa yayılmış ve epey aşağılarda olan Subaru’ya dek varmıştı. Başka bir deyişle o akım burada başladıysa bu kum duvarı bir çıkmaz yol olamazdı.

Akım mağaranın dışından geliyor olmalıydı.

Subaru: “E öyleyse!..”

Çılgınca etrafı avuçlayıp yoklayan Subaru, birazcık geri çekildi. Çıkmaz yolun etrafında ne var ne yoksa elledi.

Solunda, sağında, önünde, altındaki hiçbir şeyi atlamadı. Peki bakmadığı neresi kalmıştı?

——Yıldızlar tarafından terk edildi diye kafasını kaldırmaya korkar mı olmuştu?

Subaru: “——İşte burada.”

Geriye dönük bir aramayla geçirdiği bir saati aşkın sürenin sonunda tavanı yoklayan eline hava değen Subaru’nun gözleri ışıldıyordu.

Ayaklanıp kollarını uzatsa ve omuzlarını dikleştirse bile tavana çarpmıyordu. Orada bir delik vardı. Hem de Subaru’nun belinin en az iki katı genişliğinde ve tüm bedeninin rahatlıkla geçebileceği büyüklükte bir delik.

Başka bir deyişle, sırtını ve bacaklarını kullanıp kendini yukarı itebilirse tırmanıp çıkabilecek olmalıydı.

Subaru: “————”

Delikten hoş bir rüzgâr geliyordu. Subaru o ana dek yalnızca takip etmekte olduğu hedefe tutunmuştu, o da kötü kokuydu. Yukarıdaki rüzgârla birlikte Subaru’nun bulunduğu yeraltı alanına taşınıyordu.

Dolayısıyla Subaru’nun emin olmak için koklana koklana tırmanmaktan başka şansı yoktu.

Subaru: “Ghh… Nhhh.. Fffff.”

Bedenini deliğe yerleştirerek sırtıyla duvarı itmeye başladı. Tabii ki duvar kumdan oluştuğu için vücut ağırlığını verdiği açıda yapacağı en ufak bir hatada duvarın yıkılma ve planının başarısız olma riski vardı.

Bunu yapmamaya dikkat ederek ayaklarını da duvara doğru yerleştirdi. Ve ayaklarıyla kalçalarını kaldırarak yavaşça deliğin dışına doğru tırmanmaya başladı.

Subaru: “————”

Neyse ki duvarın bazı noktalarında oyuklar vardı da bu sayede tek başına tırmanırken kendisini destekleyebiliyordu.

Belki de insanüstü fiziksel kabiliyette biri olsaydı ayaklarından birini oyuklardan birine yerleştirip sıçrayarak rahatlıkla delikten çıkabilirdi.

Subaru: “Hııh.”

Fakat Subaru böyle bir fiziksel kabiliyete sahip değildi, dolayısıyla ağır ağır tırmanmaktan başka şansı yoktu.

Yine de vücudu anımsayamadığı zaman dilimi içerisinde gelişmiş ve bu tarz aktivitelere uygun hâle gelmiş gibi görünüyordu.

Tıpkı yeni bir araba sürmeye alışırmış gibi yeni bir motora sahip olan bedenine yavaş yavaş adapte oluyordu. Delikten yarı yarıya çıkmayı başardığındaysa işin usulünü iyice öğrenmiş ve epey iyi bir tırmanıcı olduğunu kanıtlamıştı.

Fakat daha gücünü tam anlamıyla sergileme fırsatı bulamadan——

Subaru: “——Çıktım.”

Aşağı yukarı kaç metre tırmandığını bilmiyordu fakat şöyle bir aşağı baktığında yere düştüğü takdirde öleceği kadar yükseğe çıktığını görebiliyordu.

Kendini bunun için takdir etmiş, nihayet duvara tırmanma işini tamamlamıştı.

Subaru: “————”

Ancak sahip olacağını düşündüğü tarzda abartılı bir duyguya sahip olmamıştı. Ve bu, “Yapmak istedin ve yaptın, o kadar” tarzında sıkıcı bir düşüncenin sonucu değildi.

Aklından geçen tek şey şuydu—— Bununla kıyaslanınca duvara tırmanmak çocuk oyuncağıydı.

Kendisini deliğin dışına çeken ve tazecik kumlara basan Subaru, ayağa kalktı. Sonra da önünde duran görkemli yapı karşısında yalnızca iki kelime mırıldandı.

Subaru: “——Bir kapı.”

——Hemen önünde, yalnızca hiçbir desteği olmaksızın öylece duran tuhaf bir kapı uzanıyordu.

※  ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Subaru, önündeki kapı konusunda ne yapacağını bilemez hâldeydi.

Subaru: “O kadarını anlayabiliyorum.”

Anlaşılan o ki Subaru deliği aşarak yüzeye çıkmamıştı.

Büyük ihtimalle hâlâ mağaranın içerisindeydi—— mağaranın farklı katları vardıysa herhâlde önce -2. kata düşmüş, sonra da -1. kata çıkmıştı.

Oda, geniş bir alan olarak ayrılmaktan ziyade geçici bir önlem denilebilecek bir şekilde gizlenmişti. Ne duvarı ne de zemini andıran bir şeye sahipti, yalnızca sabit bir şekilde duran tek bir kapısı vardı.

Bunun anlamına akıl sır erdirebilen biri olabilir miydi?

Subaru: “——Benim dışımda tabii.”

Kapıya bakan Subaru, inanılmaz bir kibirle işte böyle söyledi.

Elini göğsüne yerleştirir ve gözleri irileşirken ansızın karşısına çıkan o kapının ne olduğunun açıkça farkındaydı—— kendisinin kapısıydı.

Tuhaf bir şekilde emindi.

Bu kapının kendisinin kapısı olduğundan emindi.

Yeraltı alanına sürüklenen hava akımının rüzgârlarıyla taşınan kokuyu buraya dek takip etmişti.

Her şey Natsuki Subaru’yu bu noktaya itmişti.

Ve şimdi de gözlerinin önünde duran kapı ışıldıyordu. Karanlıkta bile varlığını öne sürüyor, Natsuki Subaru’nun eli tarafından açılacağı anı iple çekiyordu.

Subaru: “————”

Subaru, gidip kıymetli bir şeyi, bir sevgiliyi okşayacakmışçasına hızlıca kapıya ilerledi.

Subaru’nun yaklaşık iki katı boyunda ahşap bir ikili kapıydı. Gözlerini kısan Subaru, o ikili kapının ortasında duran ve içeri girmesini sağlayacak olan kulpu görebiliyordu. Ayrıca o bölgedeki tuhaf deseni de.

——Orada yedi cevher duruyordu.

Subaru: “——Ne?”

Subaru, gözü cevherlerin üzerindeyken kapıya dokundu.

Ve bunu yaptığı saniyede kapıdaki cevherlerin—— dördü ışıldamaya başladı.

Yedi cevherin dördü ışıl ışıl parlıyor, Natsuki Subaru’ya hoş geldin diyordu——

——Kapının sahibi, anahtarları* olmayan kişilere ziyaret izni vermiyordu.

Ç.N: (Çoğul ya da tekil olduğu belirsizmiş. Bağlama bakılırsa çoğul olması daha mantıklı.)

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

——Kaşla göz arasında gözlerini kırpıp açan Subaru’nun nerede olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu.

Subaru: “Ne.”

Sersemlemiş gibi bir iç çekişle bakışlarını ellerine kaydırdı.

Görebiliyordu. Elbette. Burada ışık da vardı renk de. Nerede durduğunu görebiliyordu. Taş bir zemin üzerinde duruyordu—— zeminin üzeri taşlarla kaplıydı.

Subaru: “——Çıh.”

Bedeni kaskatı kesilen Subaru, kafası karışık hâlde etrafına bakındı. Etrafı kırmızımsı kahve duvarlar, duvarlar, duvarlarla kaplıydı—— bunlar dairesel bir kulenin duvarlarıydı. Arkasındaki devasa kapı dışarıya açılıyordu.

Kulenin içerisindeydi—— Pleiades Gözcü Kulesinin Beşinci Katındaydı.

Büyük bir kararlılıkla ayrılmaya kalktığı yere geri dönmüştü.

Subaru: “Yok…”

…artık. Devam edemiyordu. Ağzından tek kelime çıkmıyordu.

Gözlerini kırpışından sonra yaşanmış olmalıydı. Kendisini bir anda burada kaskatı dikilir hâlde bulmuştu. Şaşkınlığından sıyrılamıyor, başı dönüyor, ayakları yalpalamaya başlıyordu.

Çıplak ayaklıydı, ayakkabıları çıkmıştı. Dişlerini birbirine sürtüyordu.

Bu mekân onu tamamen sersemletip yerine mıhlamış değildi. Hemen şu anda kaçabilirdi—— Yoo.

Subaru: “Neden kaçayım ki?”

Subaru, içinde kaynayıp kabaran karanlık hislerle, ekstrem bir öfkeyle bakışlarını yukarı çevirdi.

Farkına bile varmaksızın, içinde erimiş magma misali yakıcı bir nefret, şevkle fıldır fıldır dönmeye başlamıştı.

Yapayalnız geçirdiği süre sona ermişti, huzurlu karanlık sona ermişti, o kokuya tutunuşu sona ermişti—— Sahip olduğu her şeyin kendisinden koparılışına yönelik nefreti uyumsuz, sebepsizdi.

Subaru: “————”

Subaru neden kaçmak zorundaydı?

Biri onu öldürmeyi planlamış ve bir değil, iki defa canını almıştı. Peki neden utanmazca iyi bir insan rolü yapan, gerçeği bir sükûnet maskesi altında gizleyen o kişinin olduğu yerde kalmayı isteyecekti?

——Bu kulenin içerisinde yalnızca şüpheliler vardı.

Suçlunun içeride olmasını mı istiyordu? Bunu başaramadığı için mi kaçmıştı?

Aptallık etmişti, aptallık etmişti, aptallık etmişti; hiçbir şey bildiği yoktu.

——Doğru şüpheli hangisi olursa olsun onu bulana dek hepsini ezip geçer, olur biterdi.

Subaru: “————”

Neyse ki o piçlerin hepsi de Subaru’nun etrafında dikkatsizce hareket ediyordu.

Bakalım temkinli davranan tek kişi esas suçlu mu olacaktı—— gerçi suçlunun Subaru’nun kendisinden şüphelendiğini bilmesine imkân yoktu. Bu da zamanında ölmüş olan Subaru’nun avantajıydı.

Öldüğünü fark ettiği anda birinin kendisini öldürmeye çalıştığını anlamıştı.

Yani yapması gereken tek şey, cinayete kalkışmadan önce katili öldürmekti.

Subaru: “Hıha——”

Yüzüne çarpık bir gülümseme yerleşti ve eliyle ağzını örterek kahkahasını bastırdı. Zihninde ansızın bir haz belirmişti. Toparlanıp kendisini kurtarabilmesi için göklerin lütfunu kazanmıştı.

Subaru: “————”

Öyleyse işleri hızlıca halletmek için bir silaha ihtiyaç duyacaktı.

Spiral merdivenlerden aşağı koşturmaya başladı—— bir alt kat olan Altıncı Kata iniyordu.

Altıncı Kat hafızalarında bulanık olsa da oranın kulenin en alt katı olduğunu anımsıyordu. Subaru ve diğerleri—— yo, orijinal “Natsuki Subaru” ile diğerleri bu kuleye gelmek için kertenkelelerinin güçleriyle çölü aşmış ve at arabasına çok benzeyen bir şeyler kullanmışlardı.

Elbette aşağıda bu tür bir şey varsa “acil durumlar” için elverişli şeyler de bulunabilirdi.

Subaru: “————”

Subaru, en alt kata inerek aramakta olduğu arabası buldu fakat o noktada adımları duraksadı.

Bu şekilde tepki vermesinin sebebiyse arabanın yanında—— ölü hâlde yatan kocaman bir kertenkele olmasıydı.

Kertenkelenin kafası yoktu. Boynundan aşağısı yerde yatıyordu. Kafasını bedeninden ayıran patlama o kadar mı güçlüydü ki? Çünkü kafa ortalarda görünmüyordu.

Yalnızca koca bedenden dökülen kanlar zemini pisletiyordu. Kanın çoktan kurumuş oluşuna bakılırsa bu trajedinin meydana gelişinin üzerinden hatırı sayılır bir vakit geçmişti.

Subaru: “——İğneler.”

O anda Subaru’nun aklına gelen şey, şu anki durumun kuleyi terk edişinin hemen sonrasında çarpıştığı kum solucanının kafasını patlatan o gizemli iğnelerin yol açtığı duruma çok benzediğiydi.

Kertenkelenin kalıntılarının burada yatıyor oluşu da izlenimiyle uyuşuyordu. Öyleyse saldırının ardında bu kuledeki biri vardı—— şüphelilerden birinin saldırısının sonucu olması kuvvetle muhtemeldi.

Yani kertenkelelere de tıpkı sığırlar gibi gömmeye dahi tenezzül etmeyecek kadar kötü muamele ediyorlardı—

Subaru: “——Bu, artık gerçek yüzlerini gizlemeye çalışmadıkları anlamına mı geliyor?”

Görünen o ki rakibi hızlı öfkelenen biriydi ve Subaru’ya kaçma fırsatı tanımaktansa kesin bir darbe indirmişti.

Bu gerçek karşısında ürperen Subaru, sağlam hâldeki arabanın içerisine ilerledi—— içerinin uyumak için kullanıldığına dair işaretler mevcuttu. Etrafı kurcalayan Subaru, valizlerden birinin içerisinde büyükçe bir bıçak buldu.

Bir amaca hizmet ettiğini söyleme cüreti gösterecek olursa; hayatta kalmak için kullanılan bir bıçak falan mıydı ki?

Tam bir saldırı silahı olmaktan ziyade engelleri aşmakta iyi, büyük bir bıçağa benziyordu—— her hâlükârda bu durumda Subaru’nun hedefini yerine getirmek için harikulade bir silahtı.

Subaru: “Düşmanın kim olduğunu bilmiyorum ama…”

——Ona gününü gösterecekti.

Bedeni karanlık hislerle yanıp tutuşan Natsuki Subaru, elinde bıçağıyla üst kata yöneldi.

Yanaklarına nefretin güçlendirdiği çarpık bir gülümseme yerleşti.

Kurtarılmak istiyorsa, kaçmak istiyorsa, işleyeceği her cinayetin mübah olduğuna inanmak zorundaydı; bu inançla işe koyulacaktı.


——Gülümseyen yanaklarından süzülen o korku gözyaşlarının farkına bile varmaksızın.

#Boşlukta tek başına duran bir kapı, üzerinde yedi cevher. Ve Subaru’nun varlığıyla dördü ışıldıyor, o kapının karşısındayken kendisini bir anda kulede buluyor. Orada da ilk iş arabası çeken yer ejderinin cesedine denk geliyor. Ve herkesi öldürmeye kararlı hâlde, nefret dolu şekilde yola koyuluyor. İlginç şeyler oluyor. Cevher meselesiyle ilgili bir şeyler dönüyor kafamda ama okuyup görmeyi bekleyeceğim. Bu noktada gerçekleri bilen varsa spoiler vermesin, teorisi olana konuşmak serbest 🙂 Hadi bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
1 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle
zVndree
10 Mayıs 2026 11:57

AURA MONSTER!!!