※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Çevirmen: Clumsy
Re:Zero Türkçe tarafından düzenlenmiştir.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Bir kadın vardı, bir başına.
Alelade bir köylü kızıydı, dünyaya sıradan bir şekilde gelmiş, sıradan bir şekilde büyümüştü. Ebeveynleri tarafından sevilmiş, kardeşleri tarafından sevilmiş, o da kendi ailesini sevmişti, fazlasıyla normal bir kadındı.
Tıpkı pek çok diğer köylü kızı gibi o da hane halkı tarafından seçilen bir nişanlıyla fakir bir köyün köşesindeki yerleşik hayatını sonlandırmak zorundaydı. Kadın için hiçbir şüpheye yer bırakmayan bu düzen, hayat demekti.
İşte kadının bu sıradanlığı köyde beliren güçlü, adi adamların ellerinde un ufak olmuştu. Onu buna uygun kılan neydi veya yalnızca insanların zaaflarından mı kaynaklıydı kim bilir, fakat kadın, o güçlü adamlar tarafından kuvvetle arzulanmıştı.
Küçük bir ülkenin fakir bir köyü olsa da güçlü adamlarla arasında ortadan kaldırılması imkânsız bir eşitsizlik mevcuttu. Kadın da o güçlü adamların taleplerine karşı çıkamamıştı. Kaderin mantıksızlığına boyun eğmekten başka şansı yoktu.
Lakin seviliyordu. Ailesi tarafından, nişanlısı tarafından, köy halkı tarafından.
Ve güçlü adamların baskısına göğüs geren köy halkının öfkesi harlanmış, bu da çok geçmeden savaş alevlerini doğurmuştu.
O alevler yayılmış, köy sakinleri bir ordu organize etmiş ve en sonunda güçlü adamlar küçük kaleleriyle birlikte yakılıp yıkılmıştı.
Kadının pozisyonu tek bir akşamda büyük ölçüde değişmişti.
Yalnızca sıradan bir köylü kızıyken nişanlısı bir birliğin elebaşı hâlini almıştı.
Sonu gelmez alevlerin hiddetini tehlikeli gören civar halkı da birer birer kendi birliklerine dönmüştü.
Bu da yalnızca kadının hatırına olduğunu iddia ederek ayaklananların kendi oyunlarında yenildiklerini kanıtlamıştı.
Savaşın alevleri parıldarken yangın çok geçmeden yayılıp küçük ülkeyi, komşu ülkeleri ve büyük ülkeyi yakıp yıkmıştı.
Her şeyin kaynağı hâline getirilen kadın ünlenmiş, insanlar onun cennetin güzel bir bakiresi olduğunu söylemeye başlamıştı.
Yanılsamalar biriktikçe birikmiş ve tüm o ilgi ve beklentiler yüzünden kadının narin bedeninin parçalanmasına ramak kalmıştı.
Bunu hiç kimse fark etmemişti. Ne ailesi ne nişanlısı ne de halkı, kadına bakan hiç kimse yoktu.
Elini kımıldatsa tezahüratlar, sokakta yürüse izdiham, tek kelime etse keyif gözyaşları, hepsi de kadına yönelmişti.
Kadın: “Bu… tuhaf. S-Siz yanı… lıyorsunuz…”
Yüzünü örtmüş, inkâr etmişti. Bunun mümkün olmadığını, böyle olmaması gerektiğini söylemişti.
O yalnızca sıradan bir köylü kızıydı, ne cennetten gelen bir güzellikti ne de cazibeli bir denizkızı, o yalnızca yavan bir köylü kızıydı.
Böyle bir değer nerede yatıyordu?
İnsanlar hayal sarhoşu olmuştu. Yanılsamalara kanıyor, ideallerle dans ediyorlardı.
Çok geçmeden, herhangi bir kısıtlamaya bağlı kalmaksızın koca ülke bile merkezinde kadınla yanıp küle dönmüştü.
Harap olan koca ülke, soyulan kale ve zirvesinde, kadının önünde diz çöken nişanlı. İşte böylece kadını bilgilendirmişti.
???: “——Seni seviyorum. Bu zafer, insanların gülümsemeleri, hepsi senin eserin.”
Alevler içerisindeki başkent, bir yığın ceset, heyecan içerisinde titreye titreye hareket eden insanlar. Birlikte yaşadığı köylüler de kadını seven ailesi de iyiliğini isteyen nişanlısı da.
Artık hiçbirinden eser kalmamıştı.
——Kadın, nişanlısına yanıt vermeden oradan ayrılmıştı. Ailesini, köylüleri, her ama her şeyi terk etmişti.
Bunların ona bahşedilmemiş olması gerekiyordu. Böyle bir şeyi hiç arzulamamıştı. O yalnızca her şeyini yitirmişti.
Kesinlikle var olan sevildiği günleri kaybetmiş olan kadın, bir başına, yanmış arazilerde ilerlemişti.
Lakin hayaller, yanılsamalar, idealler kadının kaçmasına izin vermemişti.
Nereye gitse herkes onu sevmiş, onu arzulamış, herkes onun tarafından ezilmiş, her şey harap olmuştu.
Her ama herkes kadını sevmişti. Bir lanet gibi. İçindeki gerçek sevgiden bihaber.
Şehvet Cadısı yitirdiği sevginin peşine düşmüş ve yıkım getirenlerin sevgisini kazanmaya devam etmişti.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Bedeninden âdeta fışkıran kılıç ustalığı, Electra’ya meydan okuyan Subaru ve diğerlerini bir kısıtlama olmaksızın delip geçiyordu.
Her iki kolu da kıyafetinden sıyrılmış şekilde kan kırmızı bir cüppe giymiş olan adamın üst bedeni de sarmış olduğu sarashi dışında çıplaktı.
Korkunç beyanını yapışının ardından Çubuk Sallayan’ın gözlerine bir delilik ışıltısı yerleşmişti.
İkinci Katın Sınavında—— Özetle sınav sorumluları olan Çubuk Sallayan, grubun üst kata çıkma yeterliliğini kabul etmişti. Adamın alışılmadık becerisi çoktan iki kişinin yenik düşmesiyle sonuçlanmıştı.
Bu koşullar altında bile Emilia, karakteristik cesareti, azmi ve çok sayıda silah kullanabiliyor oluşuyla edindiği savaş gücüyle bir şekilde galip gelmeyi başarmıştı. Fakat——
Subaru: “——Koşullar bir kişinin bile geçmesinin yeteceği şekilde değil miydi!?”
Çubuk Sallayan: “Haaaah? Hangi lanet olasıca söylemiş onu, götünden bi’ şeyler uydurmayı bırak, dingil. Ne diye bir insan hak kazanınca geri kalanlar da yukarı çıkabilsin ki? Sağduyu kullansana, kullan şunu! Kafanın içindekiler de senin gibi ufak mı, dingil!”
Subaru: “S-Sen bu cümleyi bu dünyada sağduyudan bahsedilmesini en az isteyen adama kuruyorsun!..”
Subaru, iki eline aldığı yemek çubuklarını çaprazlama birbirine vuran adamın değindiği oldukça mantıklı noktaya sitem etti.
Açıkçası Sınavın geçilme şartlarıyla ilgili bir sonuca varan kişi Subaru’ydu.
Üçüncü Kattaki Sınav bir bulmacanın çözülmesini gerektiriyordu ve çözüldüğü anda odanın yapısı değişmişti; yani Subaru’nun anında bu sonuca atlamış olduğunu söylemek mümkündü. İçlerinden biri İkinci Katın Sınavını geçtiğinde yeni bir Kütüphane belireceğini varsayma hatası yapmıştı.
Varsayımı boşa çıktıysa ve Sınavı geçmek için her birinin savaşta gücünü göstermesi gerekiyorsa bu Sınavı geçmeye çalışmanın nafile bir çaba olduğu söylenebilirdi.
Emilia’nın elde etmeyi başardığı koşulun—— Yani “Adamı bir adım olsun kımıldatmanın” basit görünümünün tam aksine başarılması ne kadar zor bir iş olduğunu görmüşlerdi.
Net bir şekilde ifade etmek gerekirse an itibarıyla Pleiades Gözcü Kulesi’ne meydan okumaya gelenlerin en güçlüleri Julius ve Emilia’ydı—— Gerçi Julius’un Yarı Ruhlarıyla arasındaki kontratın işlerliğini yitirdiği düşünülünce Subaru objektif olarak en güçlülerinin Emilia olduğunu söyleyebilirdi.
Adam ilk karşılaşmalarında fazlasıyla ihmalkâr davranmış ve sonucunda Emilia’nın kendisini mağlup etmesine imkân tanımıştı.
Özetle en zayıf anındayken adamın karşısına en güçlü öncülerini çıkartmışlardı.
Onu bir kez yenmeyi başarmışlardı ama şimdi iş, savaşmakta iyi olmayanlar da dahil herkesin artık zırhında hiçbir çatlak olmayan adamı yenmek zorunda olduğu bir turnuvaya dönüşmüştü.
Adamı bir adım kımıldatmak—— Emilia’nın yalnızca iyi şans ve o yetenekte bir saldırının birleşimiyle elde ettiği galibiyeti geri kalanlar da elde edebilecek miydi gerçekten?
Beatrice: “——Bekle, doğrusu. Sözlerinde mühim bir hata vardı, sanırım.”
Çubuk Sallayan: “Bir hata mı?”
Bu olasılık düşüncesiyle ürperen Subaru, içinde bulundukları korkunç çıkmazda bir galibiyet ışıltısı görmeye çalışıyordu. Hemen yanındaki Beatrice ise onu sakinleştirmek için elini sımsıkı tutarken adama seslenmişti.
Onun sözlerini işiten adam suratını asıp örtülü olmayan gözünü Beatrice’e dikerek,
Çubuk Sallayan: “Ne diyosun, ahmak? Buraya 10 yıl erken gelmişsin, ahmak. Yo, en az 5. Buraya kolların bacakların büyüdükten, azıcık memen götün çıktıktan sonra gel, ahmak.”
Beatrice: “…Senin saçmalıklarına ayak uydurmaya niyetim yoktu ama az önce beni tamamen o niyete ortak ettin, doğrusu. Bu yüzden bunu o kalın kafana sokacağım, sanırım.”
Çubuk Sallayan: “Kalın kafam mı… Ne haltlar söylüyosun, sen?”
Beatrice: “Çoktan karar verildi, doğrusu—— Emilia sana seni bir adım bile kımıldatabilirsek kazanacağız demişti, sanırım. Başka bir deyişle Emilia’nın galibiyeti hepimizin galibiyeti, doğrusu!”
Subaru: “——Hık!”
Subaru nefesini tutarak içgüdüsel olarak Emilia’ya döndü.
Onun o küstahça pazarlığı esnasında bu kadar ileriyi planlamış olmasını hiç beklemezdi; gizlediği kurnaz doğası karşısında şaşkındı. Fakat göz ucuyla gördüğü Emilia, elini ağzına götürerek “Oh.” dedi. Yo, o kurnaz değildi. Saftı. O EMT’ydi.
Emilia: “Aaa, şimdi sen bahsedince hatırladım, öyle demiştim sahiden! “Kazanacağız” demiştim! Ne diyorsun? Bunu hesaba katınca hepimiz Sınavı geçmiş olmuyor muyuz?”
Çubuk Sallayan: “Bu bi anlambilim meselesi, seni ahmak. Hiç de o anlama gelmiyo.”
Emilia: “Oh… Anlıyorum. Subaru, Beatrice, üzgünüm. Olmayacağını söyledi…”
Beatrice: “Fazla hızlı pes ediyorsun!!”
Beatrice moralsiz şekilde omuzlarını düşüren ve uysal bir ifadeyle pes ettiğini belirten Emilia’ya bu karşılığı verdi. Gerçi Subaru da durup bir düşününce bunun mantıksız bir dönüş olduğunda karar kılmıştı.
Ve bunun nedeni de önlerindeki duvarın uzunluğu gereği o olasılığa tutunmayı çaresizce istiyor oluşuydu.
Çubuk Sallayan: “Ehh, o bücürün söylediklerinde mantık payı var aslında. Beni aşmaya çalıştıınız sürece istediğiniz kadar kişiyi kullanabilecek olduunuzu da hatırlıyorum—— Ama kurallara uymak biraz sıkıcı, o yüzden ben de kendimi uyandırmak zorunda kaldım.”
Subaru: “Kendimi uyandırmak zorunda kaldım derken… Başlangıçta sistemi hacklediğini mi söylüyorsun!?”
Çubuk Sallayan: “Ne diyosun ahmak? Anlayabileceğim kelimeler kullan, sen. Biz genç yaşta saçları beyazlamış o kişi gibi konuşmuyoruz, seni ahmak.”
Adam iyi ve kötü ruh hâlleri arasında mütemadiyen gidip geliyordu. Onun sözlerine dikkat ettiğini göstermek istercesine tembelce kafasını sallayan Subaru, Sınavın sistem kısmı hakkında—— Yani adamın gerçek doğası hakkında bir şeyler çıkarmayı başarmıştı.
Bu çıkarımın kaynağı İkinci ve Üçüncü Kattaki Sınavlara yönelik gözlemleri ve akıl sağlığından yoksun görünen adamın belirişi ile sonrasındaki tavırlarını takiben söyledikleriydi. Çıkarımı, bu noktalarda yersiz hissettiren bir şeylerden geliyordu.
Özetle orijinal Sınav ve şu anda yaşanan Sınav arasında hayati bir tutarsızlık mevcuttu.
Subaru: “Yani aslında koşulu yerine getirmek için herkesin birlikte hareket edebileceği bir Sınav olması gerekiyordu ama sen Uyandığın için artık her birimizin koşulu ayrı ayrı yerine getirmesi gerekiyor?”
Çubuk Sallayan: “Kah! Ben nereden bileyim, ahmak! Ama hangisinin daha kolay olcaana dair de bi fikrim yok. Hepinizin güçlerini birleştirip beni öldürmesi mi yoksa memelerinize ellememe izin verip bana bi kez vurmanız mı daha kolay olur hiç bilemiyorum!..”
Subaru: “——Böyle düşüncesizce şeyler söyleyip durmasana, seni sapık piç. O çeneyi kapatacağım şimdi.”
Subaru duygusuz sözlerinin doğurduğu öfkeyle saldırıya geçmek için kırbacına uzandı. Ve belinin arkasından çekip yalnızca önkolunu kullanarak olabildiğince hızlı şekilde şaklattı. Ancak adam, neredeyse ses hızında hareket ediyor olması gereken kırbacı yemek çubuklarının arasına alarak rahatlıkla yakaladı ve savurdu.
Adama isabet ettirebilme şansı çok düşüktü ama yine de sürpriz saldırısının böylesine etkileyici bir başarısızlıkla sonuçlanması——
Çubuk Sallayan: “Kah! Senin çubuk sallayan bi tip olduğunu düşünmemiştim ama cidden mi, kırbaç mı, seni ahmak? Ne biçim bi zevk bu, seni ahmak. Kırbaç şaklatmak yalnızca düşmanında ve kadınında işe yarar.”
Subaru: “Senin de düşmanım olduğun apaçık ortada ama! Ayrıca, söz konusu Emilia olunca doğru düzgün adımlarla ilerlemeyi planlıyorum ve dolayısıyla tüm adımları atmadan kırbacımı kullanmak gibi bir seçeneğim yok!”
Beatrice: “Subaru, Subaru, sakin ol, doğrusu. Ne söylediğini anlamakta zorlanıyorum, sanırım. Ve dahası, düşmanın hızına kapılıp gidiyorsun, doğrusu!”
Emilia: “Doğru söylüyor, Subaru! Bu kadar üzülmemelisin! Yalnızca göğsüme dokundu, tuhaf bir şey yapmadı ki.”
Subaru: “Bu da tuhaf bir şey, Emilia-tan!”
Çubuk Sallayan: “Genel olarak seksi fıstıkları üzen bi şey.”
Adam ve Subaru, ortalığı yatıştırmaya çalışan Emilia’ya aynı anda yanıt verdi. Onların senkronize telkiniyle de Emilia’nın gözleri irileşirken Beatrice uzunca bir iç çekti.
???: “——Aca~ba, gerçekten hızlıca bir şeyler söyleyebilir miyim?”
Uzunca bir süre sessiz kalmış olan biri nihayet konuşmaya dalarak şu anda bir hayli afallamış görünen dörtlüye titrek bir ses yükseltti.
???: “…Bunu söylemekten hoşla~nmıyorum ama sanırım ge~ri dönmeliyiz.”
Bu cümleyi kuran kişi, minik elini yukarı kaldırmış koyu mavi, örgülü saçlı kız—— yani Meili’ydi. Hâlâ dizleri bükülü baygın yatar hâldeki Shaula’nın omuz hizasında durarak yavaşça kafasını sallıyordu.
Meili’nin zeytin yeşili gözleri, arkada dikilen adama yönelik bariz bir korkuyla doluydu ama buna rağmen konuşmayı sürdürdü.
Meili: “O herifle böyle akıcı bir şekilde nasıl konuşabiliyorsun bilmiyorum Onii-sa~n… Şövalye Onii-sanımız, kürklü Onee-sanımız ve hatta çıplak Onee-sanımız bile ondan zarar gördü.”
Subaru: “O saydıkların arasındaki Shaula farklı sebeplerden bayıldı ama… tuhaf olduğu kesin.”
Meili’nin bakış açısı karamsardı, mevcut güçlerini hesaba katınca böyle bir değerlendirmede bulunması da doğaldı. Esas sakinliğini yitiren, hâlâ burada kalıp mücadeleye devam etmeye çalışan Subaru’ydu. Çubuk Sallayan’ın kılıç ustalığı onları tamamen dümdüz etmişti.
Anastasia ve Julius’un yıkılışı ile Emilia’nın uğradığı cinsel tacizin yarattığı etkilere karşı objektif kalamamıştı fakat——
Subaru: “——Yalnızca varsayımsal olarak konuşuyorum ama buradan çıkıp daha sonra geri dönecek olursak Emilia’nın galibiyetini tanımaya devam edeceksin, değil mi?”
Çubuk Sallayan: “————”
Emilia’nın Sınavı geçişini tanıyarak gösterdiği centilmenliğin geri alınamaz olduğunu bile söyleyebilirdi—— Ama bununla birlikte gösterdiği daha pek çok tarafı varken anlaşılması pek kolay değildi.
Yani Meili’nin vardığı mantıklı sonuca uydukları takdirde rakipleri Emilia’nın galibiyetini kabul etmezse savaşmak zorunda kalmaktan kaçınamazlardı. Kısa bir süre öncesine dek rakiplerinin onları öldürmek gibi bir arzusu yoktu. Fakat şimdi vitesi yükseltmişti ve bir dahaki meydan okumalarında hayatlarının tehlikede olmayacağına dair bir garantileri yokmuş gibi görünüyordu.
Bu noktaya gelirse ona meydan okumak gibi bir şey söz konusu olamazdı. Bunun yerine Subaru’nun, grubu buradan çıkartmak için gücünün her zerresini kullanması gerekecekti.
Çubuk Sallayan’ın gerçek gücü hiçbir abartı olmaksızın dehşet verici seviyelerdeydi.
Yemek çubuklarıyla Julius’un işini çabucak bitirmiş, Emilia’yla çarpışmıştı ve hâlâ harcayacak bir sürü enerjisi vardı—— Yani hiç abartısız Reinhard düzeyindeydi.
Peki bu kulenin sahibinin buraya böyle bir canavar yerleştirmesinin ardındaki niyet neydi?
Üçüncü Katın Takımyıldızı temalı bulmacasının çözümü de hesaba katılınca sınavların geçilmesi gibi bir niyetinin olmadığı belliydi.
Subaru: “Ee, ne olacak?”
Sabrı tükenme belirtileri vererek topuklarını döndüren Subaru, yere yığılmış olan Julius ve Anastasia’ya yaklaştı. Onun ne yaptığını anlayan Beatrice ve Emilia da incelikle pozisyon aldı.
Çubuk Sallayan dişlerini gösterecek olursa Emilia yeniden Sarkıt Hattını kullanacak ve Beatrice’in Murak’ını kullanıp baygın üçlüyü kaldırdıkları gibi kaçacaklardı. En kötü ihtimalle Subaru, Beatrice’le henüz tamamlamamış oldukları üçüncü kozlarını da kullanmayı değerlendirebilirdi——
Çubuk Sallayan: “——Yeter!”
Subaru: “Ha?”
Çubuk Sallayan: “Y-E-T-E-R! YeterYeterYeterYeterYeterYeterYeter! Bunun için hiç havamda değilim!”
Adamın ağzından, zihinleri ve bedenlerini içtenlikle kaçış planlarına adayan gruba ansızın bu sözler saçıldı. Onlar bu çocuksu tavrını izlerken de sol kolunu yeniden kıyafetine soktu ve Haorisini ilk giydiği hâline çevirdi. Sonra da hâlâ temkinli olan Subaru ve diğerlerinden uzaklaşarak huysuz huysuz yürümeye başladı—— Ve aynı huysuzlukla, tekmelenmiş olan Seçmen Kılıca dek ilerledi.
Yerdeki kılıca bastı, fırlattı ve miskin miskin yakaladı. Ardından ucunu dinç bir şekilde beyaz zemine sapladı ve kılıç, Sınavın başlamasından önceki hâline döndü.
Ve sonra da——
Çubuk Sallayan: “Dükkânı kapatıyorum. Defolun, dingiller. Bıktım bu işten. Cehennem olup gidin bi an önce.”
Diyerek pat diye kendisini yere bıraktı ve ağzından bu sözler dökülürken bir dizi kalkık şekilde oturdu.
Subaru: “——. B-Beklebekle! Bu kadar kaygısızlık da fazla artık, ne haltlar dönüyor?! Gerçekten ruh hâline göre “Sınav” detaylarında rastgele değişiklikler mi yapacaksın!?”
Çubuk Sallayan: “Gürültücü olduun kesin, ahmak. Buradaki takdir yetkisi en baştan bana verildi, seni ahmak. Ben hayır diyosam hayırdır.”
Bu küstah konuşma tarzı karşısında Subaru’nun istemsizce dili tutulurken adam, onun bu şaşkınlığı karşısında “Ayrıca” diyerek devam etti.
Çubuk Sallayan: “——Canım bi’ şey yapmak istemediinde aylaklık etmem. Ee, ahmak, söylediiimi yapacak mısınız?”
Subaru: “————”
Subaru’nun tüm bedeni vızıldayan yoğun bir rüzgârın doğurduğu ürpertiyle yıkandı.
Adam tüm silahlarını ortadan kaldırmış, yemek çubuklarını bile göğüs cebine sokmuş ve dudakları kıvrılmıştı. Bu kıvrılışın gülümsemeye benzediği kesindi fakat o ana dek sergilediklerinden farklı bir doğadaydı.
Vahşiydi, aydınlık bir hava veren gülümsemelerden değildi. Daha ziyade çıldırmış bir canavarın yaydığı koyu, kanlı, tüyler ürpertici bir öldürme arzusu gibiydi.
???: “…Ah”
Küçük bir inilti işitildi.
Kaynağı Subaru değil, Subaru’nun yanında olması gereken Emilia’ydı. Bir elini solgun boğazına götürmüş ve mücevherleri andıran gözleri şaşkınlıkla irileşmişti.
Ardından dizleri altından kayarak zemine batmaya başladı. Kendi kendine ayağa kalkamadığını ve nefes almayı unuttuğunu fark etmişti âdeta——
Subaru: “Ha——”
Ve aynı şey Emilia’nın tepkisini görür görmez nefes alışının farkına varan Subaru için de geçerliydi. Haberi dahi olmaksızın acı içerisinde dizlerinin üzerine çökmüştü ve tüm bedeni ter içindeydi.
Emilia’yla aynı durumdaydı—— Yo, ondan çok daha kötü durumdaydı; adamın varlığı tarafından tamamen yıldırılmıştı.
Kalbinin attığını ve öldürülmeye başlandığını bile unutuyormuş gibiydi.
Etrafta ona bunu hatırlatacak hiç kimse olmasaydı yalnızca adamın gözlerindeki güçle bile canından olabilirdi.
Çubuk Sallayan: “Kazanmanın bi yolunu bulabilcek misin diye kafa patlat, seni ahmak. Ateşli çıtırın kullandıı numara kesmez. Seksi uykucudan bile iş çıkmaz. Şimdi gözümün önünden kaybolun, ben uyumaya gidiyorum.”
Sesinin kısılışı söylediklerinin yalan dolan olmadığına işaret ediyordu, bunu takiben kafası uykulu bir şekilde öne düştü. Bir müddet sonra da adamın uyanık olduğundaki kadar sağır edici horlama sesi işitilebilir hâle geldi.
Bu bağlamda sesli horlaması kişiliğine hiçbir şekilde aykırı değildi—— Tabii orada kalanların hiçbiri de buna gülebilecek durumda değildi.
Meili: “Hadi bir a~n önce geri dönelim.”
Subaru da oradan olabildiğince hızlı şekilde ayrılmak istiyordu.
Böylece Meili’nin yapmalarında ısrarcı olduğu şeyi yapan Subaru ve diğerleri, yere yığılmış üyelerini yavaşça kaldırarak Sınavdan çekilmek zorunda kaldı.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
???: “——Anlıyorum. İkinci Sınavdan böyle somurta somurta alelacele dönme sebebiniz bu yani.”
Subaru: “…Her zamanki gibi sertsin, ha, Nee-sama?”
Ram: “Şöyle konuşmayı bırak. Bunu her yapışında uyuyan kadının Usta-sama’sı Teorisi daha ağır basıyor.”
Subaru: “Deli deli konuşma! Söylediklerine dikkat et.”
Ram, hoş olmayan uyarısı üzerine güçsüzce omuz silken Subaru’ya kısa bir iç çekişle karşılık verdi.
An itibarıyla Dördüncü Katta, Yeşil Oda’nın yanındaki odadaydılar. Subaru ile Ram karşı karşıyaydı ve Emilia, Beatrice ve Meili üçlüsü de odadaydı. Son üye olarak içeri soktukları Shaula’yla birlikte sayıları 6 oluyordu.
Grup uzun, upuzun merdivenlerden inip İkinci Kattan kaçmıştı. Yaptıkları ilk iş de yaralılarını Yeşil Odaya taşıyıp tedavi edilmeleri için Ruha emanet etmek olmuştu.
Yolculuk esnasındaki teşhisleri Julius’un yalnızca bayıldığı, Anastasia’nın rahatsızlığının altında yatan sebebinse fazla büyü kullanmanın verdiği bitkinlik olduğu şeklindeydi; yani özetle ikisinin de hayati bir tehlikesi yoktu.
Dolayısıyla Subaru onları yataklarına yerleştirip durumu açıklayabilmek ve odanın kişi sınırlamasını aşmamak adına Ram’la birlikte oda değiştirmişti. Ancak——
Ram: “Saçma sapan bir Sınav Sahibi olduğunu duymuştum ama… Sınavı geçtiğini söylediği tek kişi Emilia-sama, öyle mi? Tek bir kişinin kütüphaneyi görmesi mümkün değil mi peki?”
Subaru: “Bu…”
Emilia: “Oh, şimdi sen söyleyince fark ettim, bunu hiç düşünmemişim. Doğru ya, yalnızca ben geçtiysem Birinci Kata çıkabilecek olabilirim… Çıkıp çıkamayacağımı “Çubuk Sallayan-san’a” sormayı denesek mi ki?..”
Subaru: “…Hayır, yapmayalım. Arı kovanına çomak sokup da onu yine sinirlendirme riskine girmek istemem; ayrıca Emilia-tan’ın tek başına yukarı çıkabileceğini söylese bile… Tehlikeli olacaktır.”
Emilia: “Ama bilirsin ya, geeeeerçekten dikkatli olurum?”
Subaru: “Tehlikeli.”
Ram: “Tehlikeli.”
Beatrice: “Tehlikeli, sanırım.”
Subaru, Ram ve Beatrice Emilia’nın kararlılığına anında limon sıkarken Emilia onların endişelerini işiterek morali bozuk bir şekilde çöktü. Fakat mevzu Subaru’nun gereğinden fazla koruyucu davranarak Emilia’nın istekliliğini söndürmesi değildi.
An itibarıyla Çubuk Sallayan’ı sebepsiz yere kızdırmak istemiyordu. Bu kadarından tamamıyla emindi.
O kısıtsız bireye bir şeyler söylemek istediği doğruydu fakat Sınavın tekrar başlama vaktinden bağımsız olarak kötü bir ruh hâlindeyken ona meydan okumak intihara bedel olurdu.
Ve gerçek şu ki o an için kılıç tutan adamı görmüyorlardı bile.
Hem Emilia o adamı aşmış olsa bile——
Subaru: “İkinci Kattaki Sınavın tek kısımdan ibaret olduğundan şüpheliyim. Bizi rahatlıkla oyuna getirmiş olabilir… Yo, Emilia-tan sorunsuzca hallettiği için bana öyle geliyor da olabilir ama bu gerçekten son muydu merak ediyorum; zihnime yük olan düşünce bu.”
Emilia: “Bana kalırsa fazla kafa yoruyorsun. O kişi… O kişinin ağzından dökülenler bazen biraz tuhaf ve kaba olabilir ama yalan söylüyormuş gibi görünmüyordu. Yo, yalan söyleyemeyen biri gibi görünüyordu.”
Subaru: “Jüri, yalan söyleyememe sebebinin ona olan inancın mı yoksa onun sağlam kurnazlığı mı olduğu konusunda tam olarak ikiye bölünmüş durumda…”
Durum her ne olursa olsun Emilia’nın değindiği noktayı bir kenara atmak için bir sebep yoktu. Hiç değilse Emilia’nın Çubuk Sallayan hakkındaki bu değerlendirmesine katılıyordu.
Farklı bir açıdan bakacak olursa Emilia’nın Sınavı böyle kolayca geçme sebebi içlerindeki en güçlü kişi olması da olabilirdi. Yani konu Julius’a gelince, bayılıp kalmış olmasının anlamı——
Subaru: “Umarım bu konuya çılgınca morali bozulmaz…”
Emilia: “Julius için mi endişeleniyorsun?”
Subaru: “Tam anlamıyla emin değilim. Biliyorsun ya, söz konusu endişelenmekse sanırım öyle, endişeleniyorum… Ama mesele bu kadar basit değil.”
Julius’un Çubuk Sallayan’la yaptığı düello, ardından gelen mağlubiyet ve o hırpalanmış figürü Subaru’nun zihnine işlemişti. Julius’un son anlarındaki görünümüne dönüp bakınca muhtemelen bu işe gereğinden fazla kafa yormuyordu.
Kılıç yeteneği rakibinin yanından yakınından geçememiş ve çocuk oyuncağı gibi görülüp oyuna gelmiş, son olarak da Şövalye Kılıcı kırılmıştı——
Subaru: “Ejder Arabasında bir kılıç daha var ama mesele bu olmayacaktır herhâlde.”
Beatrice: “Kılıçlar yeniden dövülebilirler. Tüm bu hengâme nedir anlamıyorum gerçekten, sanırım.”
Subaru: “Ama Beako, sen de sana yaptığım Mendile, Eldivenlere ve Önlüğe iyi bakmıyor musun? Demek istediğim bunlar daha özel şeyler ve onlar parçalanmış gibi düşünmelisin.”
Beatrice: “…Bu kadar aptalca bir şey söylediğim için özür dilerim, doğrusu.”
Beatrice duygusuz beyanını uysalca geri alırken Subaru, iç çekerek kafasını okşadı.
Julius’un Yeşil Oda’da uyandığında vereceği tepkiyi hayal etmek zordu. Olağan hâlinin aksine depresif mi olacak yoksa olağan hâli gibi güçlü davranmaya mı çalışacak bilemese de Subaru’nun en nihayetinde bunlardan birini yaptığında ona ne diyeceğine dair hiçbir fikri yoktu; bu nedenle oldukça üzgündü.
Ve endişelenilecek konular yalnızca Julius’la sınırlı da değildi.
Subaru: “Anastasia’nın… Echidna’nın… O çaresizliği de neydi, ne haltlar geçiyordu aklından…”
Subaru’nun zihnine sımsıkı tutunan şüphe, Anastasia’nın, daha doğrusu Eridna’nın, Julius’un Çubuk Sallayan’la yaptığı düelloya dahil olup ona destek verme kararıyla ilişkiliydi.
O anda Julius’a destek çıktığına hiç şüphe yoktu. Julius böylesine kötü bir durumdayken ona elinden geldiğince yardım etmek isteme sebebi Subaru da dahil herkesin hissedeceği duygulardı.
Yine de meseleye kısaca dokunulacak olursa, tüm bunlara seyirci kalan Anastasia’nın bedenini kullanarak hareket ettiği düşünülünce Echidna’nın yaptığı şey şaşırtıcı olmaktan öte korkutucuydu.
Echidna yolculukları esnasında da Gözcü Kulesine varışlarından sonra da Anastasia gibi davranmayı ihmal etmemişti; onun bedenine dikkat etmek için elinden gelenin en iyisini yapacağını garanti edip durmuştu. Subaru da en azından kendince onun buna karşı çıkmayacağını düşünmüştü.
Peki bir anda buraya gelip böyle davranması ne anlama geliyordu——?
Beatrice: “O kızın rahatsızlığı biraz fazla büyü kullanmaktan çok daha farklı, sanırım.”
Subaru: “——Ne öyleyse?”
Beatrice Anastasia ve Echidna’yla ilişkili meselede bilgilendirilen tek kişiydi ve bu sözleri kara kara düşünen Subaru’nun kulağına fısıldamıştı.
Subaru bir soruyla karşılık verdiğindeyse “Basitçe ifade etmek gerekirse” diyerek sözlerine devam etti.
Beatrice: “Abiş, Betty ve o Kürk özel Ruhlar, doğrusu. Hepimiz diğer pek çok Ruh türünden çok daha güçlüyüz fakat bunu farklı kısıtlamalarla telafi ediyoruz, sanırım. Şu anda bunu sana açıklamama gerek yoktu, doğrusu.”
Subaru: “Mhm. Beni yalnızca kendine istediğin için seninle imzaladığım kontrat nedeniyle başka ruhlarla kontrat imzalayamıyorum. Senin olduğum konusunda için rahat edebilir, Beako.”
Beatrice: “O, ortada o kadar neşelenilecek bir şey yok, sanırım. Şu an konumuz daha ziyade Kürk-Ruh, doğrusu. O kızın bedenini ödünç aldığı doğru… Ama buraya gelirken bir şey fark ettim, sanırım. O kızda Od’u dışında kullanabileceği hiçbir büyü yok, doğrusu.”
Subaru: “Od’u… dışında hiçbir şeyi yok mu?”
Beatrice: “Seninle aynı durumda, Kapısında bir kusur var, sanırım. Kapakçığı kırılmış ve dışarıdan Mana çekme kabiliyeti bitik, doğrusu. Yani kendi ömrünü azaltmadan büyü kullanamaz, sanırım.”
Subaru: “Öyleyse demek oluyor ki…”
Durum hayati olabilirdi, Subaru bu farkındalıkla yutkundu.
Anastasia’nın bedeninin içerisinde bulunduğu problemler Subaru’yu şok etmişti. Böyle bir dünyada yaşamanın ağır dezavantajları vardı. Anastasia’nın, diğer adıyla Eridna’nın, daha önce “Kozum bedenimi tüketiyor.” dediğini anımsıyordu. O sözleri kelime anlamıyla doğru saymıştı ve şimdi bu gerçeğin netleşişiyle de sersemliği arttıkça artmıştı.
Eğer gerçekten de Echidna’nın Anastasia’nın bedenini yanlış kullanışı kendisine ev sahipliği yapan bedenin ömrünü kısaltmak demekse——
Subaru: “Neden sürekli Julius’a yardım etmeye çalıştı?”
Bunu karmaşık bir plana bağlı olarak yapmış gibi görünmüyordu. Hiç şüphesiz ki bu çaresizce eylemin ardında Julius’un durumuna yönelik bir endişeyle risk alışı yatıyor olmalıydı.
Echidna Julius’tan etkilenmiş olabilir miydi? Bu da Julius’un “Ruh Toplama İlahi Korumasının” güçlerinden biri miydi?
Ram: “——Ben de Anastasia-sama ve Şövalye Julius konusunda endişeliyim ama halletmemiz gereken başka meseleler var, haksız mıyım?”
Subaru: “Sanırım o Çubuk Sallayan’ı kastediyorsun.”
Ram: “Doğru. Biraz duygusuzca gelebilir ama benim için Sınav konusunda ne yapacağımız daha önemli—— Sınavı geçemezsek Rem’i geri getirmek için bir yol bulamayız.”
Ram Subaru’nun düşüncelerini yarıda keserek bir bağlamda oldukça duygusuz bir fikir belirtti.
Tam da tanındığı üzere sözleri birazcık düşüncesizceydi. Fakat Subaru, bunun için onu suçlamayacaktı.
Ram: “————”
Göremiyor olsa da Ram’ın kaskatı ifadesinin ardında gizli rahatsızlığı hissedebiliyordu. Kaybettiği kız kardeşini geri getirme olasılığı varken o olasılığın elini uzatsa tutabileceği yakınlıkta ama bir o kadar da uzak olmasına öfkeliydi; Subaru bu konuda empati kurabiliyordu.
Emilia: “Gelişigüzel giyinmişti, göz bandı vardı, kırmızı saçlı, mavi gözlüydü… Kendinden bayağı emin biriydi ama fiziği de sağlamdı.”
Subaru: “Aklına tanıdığın biri geldi mi? Gerçeğini görmeden aklında canlandıramazsın muhtemelen ama canavar gibi güçlü demek abartı olmaz. Belki de Reinhard düzeyindedir.”
Ram: “Gerçek bir kâbus, ha.”
Emilia: “Subaru’nun söyledikleri yalan değil. Reinhard’ın gerçek gücünü hiç görmedim… Ama, şey, o kadar güçlüydü sanırım.”
Emilia da Ram’ın sözlerinin ardından adamla gerçekten dövüşmüş biri olarak düşüncelerini detaylandırdı.
Yalan söylemenin bir yararı yoktu. Ram, bu muhakemeyle elini yorgun bir şekilde alnına koyarak,
Ram: “Barusu ve Emilia-sama’nın sözlerine güvenecek olursak düşmanımız Şövalye Reinhard’la aynı çapta demektir… Gerçekten de söylendiği gibi dünyanın en güçlü adamına denkse dünyanın her yerinde en azından onun seviyesine yakın bir kişi bulunuyor.”
Subaru: “Yani Reinhard Krallığın en güçlüsü ve diğer üç ülkenin de birer en güçlü ferdi var.”
Ram: “Vollachia İmparatorluğu’da, Birinci General, Mavi Şimşek, Cecilus Segmunt; Kutsal Gusteko Krallığı’nda, Deli Prens; ve Kararagi Şehir Devletleri’nde de Metheden Halibel. Ama hepsi farklı özeliklere sahip.”
Subaru: “Uzun kırmızı saçlı olan yok mu?”
Ram: “Emin değilim, çünkü Gusteko Krallığı’nın Deli Prensi’nin nasıl göründüğünü bilmiyoruz.”
Subaru: “Prens, bir prens ha?.. Öyle bir his bırakmamıştı sanırım?”
Ama Deli kısmını hesaba katınca o kişiyle tamamen uyumsuz olduğundan da emin olamıyordu. Gerçi epey yakışıklı olsa da onda bir asilzade zarafeti olduğunu söyleyemezdi.
Dağda bayırda, vahşi doğada bulabileceğiniz türden bir güzellikti, izin verilen cinsten bir sanat eseriydi.
Subaru: “Üstüne üstlük ismi dünyada bilinmeyen bir dövüş sanatları ustası…”
Beatrice: “Giydiği kıyafetler Kararagi’nin yerel kıyafetleriydi, doğrusu. Ayrıca yemek çubukları kullanıyordu, sanırım.”
Subaru: “Oh dostum, onları kullanıyordu ama kullanılmaları gerekenden çok daha farklı şekilde…”
Ayrıca kendisini ne kadar zorlarsa zorlasın “İsmi dünyada bilinmeyen bir dövüş sanatları ustası” ile o adam arasında bir bağlantı kuramıyordu.
Adam Subaru’dan biraz daha büyüktü—— Büyük ihtimalle yirmilerinin ortalarındaydı. Fakat Subaru, bu yaşta böylesine yetenekli ve böylesine kötü karakterli olmasının hiç normal gözükmediğini düşünüyordu ve bu duygu ön plandaydı.
Dahası da vardı.
Pleiades Gözcü Kulesinin tuhaf mekanizması tarafından oraya yerleştirilen kişinin gerçekten rastgele biri olup olmadığı şeklinde can sıkıcı bir şüphesi vardı——
Meili: “Ah, Onii-san, bir saniye araya gi~rebilir miyim?”
Subaru: “Hm?”
Meili: “Çıplak Onee-san uya~nmak üzereymiş gibi görünmüyor mu?”
Kucağını Shaula’ya yastık yapmakla meşgul olan Meili, odanın köşesinden elini kaldırmıştı. Ve Meili’nin kucağında dinlenmekte olan Shaula, tam da söylediği gibi büyüleyici bir şekilde bedenini esnetip “Ummph, auuun.” sesleriyle inlemeye başlamıştı.
Derken herkesin kendisine çevrili bakışları altında gözleri yavaşça açıldı——
Shaula: “Ustaaaam… Beni yalnız bırakma lütfen… Daha fazla yalnız kalmak istemiyorum…”
Subaru: “Hemen böyle acınası davranmasana! Başından beri yalnız değil miydin sen?!”
Shaula: “Tanrım. Tuhaftır ki bana şefkat gösterebilirsin diye düşünmüştüm ama her zamanki kadar kaaaaaaabaymışsın. Amaama, ben senin bu özelliğini de seviyoruuuuum.”
Subaru: “Boş yere endişelenmişim anlaşılan…”
Shaula uzun bacaklarını kaldırıp aşağı doğru savurarak hızlıca ayaklandı. Sözde Akrep Kuyruğunu sallayıp odaya bakındı; sonra da bir “Oh?” sesiyle kafasını eğdi.
Shaula: “Ha? Neden buradayız? Yanılmıyorsam Ustamın çarpıcı parlamalarından biriyle Sınavı halledip telafi etmiştik…”
Subaru: “Oy, şu anda rüyada değilsin. Burası gerçek hayat.”
Shaula: “Bana sarılıyorduuuuuun Ustam ve sonra da gülmeye başladın, bana seni bir daha bırakmamamı söyledin…”
Subaru: “Bunlar rüyaydı ama! İkinci Sınav başlar başlamaz bayıldın!”
Subaru korkunç rüyasında olanları anlatan Shaula’ya bu şekilde bağırdı. Sonra da bayılışından önce olanları anımsatmaya çalıştı. Fakat Shaula homurdanıp aptalı oynayarak “Bayıldım mı~?” dedi.
Shaula: “Ben miiiii, bayıldım mııı? Bu kadar utanç verici bir şey yapmış olmam mümkün değil. Yüzyıllar sonra Ustamla karşılaşınca bile bayılmadım, biliyorsun ya? Beeen ve bayılmak ha, böyle absürt şeyler söyleyerek beni ağlatacaksın!”
Emilia: “Umm, bundan şüphe duymanın cazip gelmesini anlıyorum ama gerçekten de bayıldın. Subaru ve Meili senin için geeeerçekten endişelendi. Bana inan.”
Shaula: “Haaaaah! Ustam benim için endişelendi mi?! Dhehehe, sana inanıyorum.”
Subaru: “Kolay oldu…”
Meili: “Benim de araya sıkıştırılmam, işte bu bi~raz beklenmedikti.”
Shaula’nın ifadesi gevşerken yaltaklana yaltaklana fikrini ifade edişi karşısında hem Subaru hem de Meili sıkkın göründü. Öyle ya da böyle anın gerçekliğini kabullenen Shaula kafasını diğer tarafa eğerek, “Haaah?”dedi.
Shaula: “Ama bayılmama ne sebep oldu ki? Yığılıp kalmam olağan bir şeeeey değil. Bu tarz durumlarda Ustam dışında herkesin ölmesi garip kaçmazdı…”
Ram: “Barusu’ya çok fazla umut bağlıyorsun sanırım… Ustan konusunda üzgünüm ama duyduklarım gerçekten de yaşanmış. Biraz vakit ayır ve olanları düşün… Uzun, uzuun merdiveni gözünün önüne getir.”
Emilia: “Uzun, uzuun merdiven…”
Ram onu anılarına geri döndürüp olanları anımsatmaya mı çalışıyordu? Onu hipnotize etmeye çalışırcasına fısıldıyordu. O sahneye tanık olmadığı için planında bir aksaklık olmalıydı fakat tüm bunları görmek için oradaymışçasına Shaula’nın kilitli anılarını yavaşça açığa çıkarıyordu.
Ram: “Çelik bir kılıcın yere saplı olduğu beyaz bir oda tarafından karşılandınız. Biri o kılıca elini uzattığı anda orada olan herkesin zihninde garip bir ses yankılandı——”
Emilia: “Kalbim küt küt atıyor…”
Shaula ve Emilia, Ram’ın duygusal nakledişleri sayesinde bu tecrübeyi yeniden yaşıyordu. Shaula bir yana Emilia’nın yaşananları detaylı olarak bilmesi gerekiyordu; ama Subaru konuşmanın gidişatını bozma korkusuyla müdahale etmedi.
Nihayet Ram’ın nakledişi Shaula’nın mühürlü anılarına ulaşınca——
Ram: “Tam da o anda odanın gerisinde bir insanın silueti şekilleniyor. Uzun, kırmızı saçlı, mavi gözlü, egzotik giyimli bir adam…”
Shaula: “AAAAAAAAAH!!”
Shaula, Ram o kritik manzaraya ulaşır ulaşmaz geri sıçrayarak çığlığı bastı. Ve ona doğru sıçramaya hazır hâlde yüzünü Subaru’ya döndü; fakat Subaru bunun olmasını bekliyordu. Dizlerini bükerek kızı yakaladı ve bu defa yere düşmedi.
Bunun yerine mengeneye sıkışmışçasına Shaula’nın yumuşak tenine yapışıp kaldı.
Subaru: “OFOFOFOFOF! S-Sanırım hatırladın! Hatırladın, değil mi!?”
Shaula: “O-o-o-o-o herif neden oradaydı?! Hepiniz bana onun öldüğünü söylemiştiniz hâlbuki! Ölmemiş! Öldürülemez bir tip olduğunu biliyordum!”
Subaru: “Haaaa!? Ne diyorsun s…”
Gözleri acıdan yaşlanan Subaru, Shaula’ya neden bahsettiğini sormaya kalktı—— Ve o anda anladı.
Shaua’nın bu sözlerle ne kastettiğini fark etti.
Shaula’nın kuleye gelmelerinden bu yana söyledikleriyle bağdaşan tek bir kişi vardı.
Ve o kişi de——
Shaula: “Çubuk Sallayan! Çubuk Sallayan Reid! O vahşi! O şeytan! Göğsümü okşamak için hayata dönmüş!——”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Reid Astrea.
Efsanelere yazılan bir kılıç ustasının adıydı. Cadı Canavarlarını, usta kılıç ustalarını, ejderhaları ve son olarak Cadıları bile öldürdüğü söylenen büyük bir kılıç ustasıydı.
Kılıç Azizi ünvanını alan ilk kişi ve aynı zamanda dünyayı kurtaran Üç Büyük Kahramandan biriydi.
Reinhard van Astrea’nın da bir parçası olduğu Kılıç Azizi soyunu, Astrea Hanesinin ihtişamını başlatan kişiydi; bugün bile kılıç yolunda yaşayanların en büyük özlemiydi——
İnanılması zor bir durumdu. 400 yıl önce ölmüş olması gereken bir isimdi. Söz konusu Cadılarla bağlantılı kişiler tarafından inşa edilmiş ve yüzyıllardır ayakta duran bir kule olmasa Subaru’nun muhtemelen gülüp geçeceği bir düşünceydi.
Bununla beraber burada 400 yıl önce yaşananların canlı tanığı olan biri mevcuttu.
Bununla beraber 400 yıl önce yaşayan Bilge’nin inşa ettiği kuledeydiler.
Kötü karakteri hesaba katılınca Bilge, “Buraya En Güçlü Gardiyan olarak Birinci Jenerasyon Kılıç Azizini yerleştirdim, hadi onu geç bakalım.” diyor gibi görünmüyor muydu?
Subaru ve diğerleri topladıkları bilgilerle birlikte bir hışımla Yeşil Oda’ya döndü.
Artık düşmanlarının Reid Astrea olduğunu bilerek bir plan yapmaları gerekiyordu. Neyse ki Subaru, bahsi geçen Kılıç Azizi’nin hikâyelerden yoksun bir adam olmadığını işitmişti.
Ve neyse ki gruplarında mazide kalan o günlere dair hikâyeleri okumuş yetenekli bir fertleri vardı.
Tabii ki Subaru, onda mağlubiyetin verdiği bazı etkiler olacağını hayal edebiliyordu. Fakat rakibinin kimliğini öğrendiği vakit hissettiği utanç kaybolabilirdi. Sonuçta bunun suçlusu rakipleriydi.
Her hâlükârda düşmanları Kılıç Azizi’ydi—— Reinhard’la aynı soyadını taşıyan ve o soyadın kurucusu, geliştiricisi olan adam.
Böyle düşününce ona mağlup olsa dahi bunu kolaylıkla sindirebilecek olmalıydı——
Subaru: “——Ah şu mankafa…”
Subaru bu rahatlatıcı düşüncelerle Yeşil Oda’ya geri döndü fakat oraya vardığı anda ağzından fısıltı şeklinde bu kelimeler döküldü.
Odanın arka tarafında Ruhun yaralılar için hazırladığı çimden yataklar vardı—— Sayıları toplamda dörttü ve üzerlerinde Rem, Anastasia ve en arkadakinde de Patrasche yatıyordu.
O yatakların yalnızca bir tanesi boştu, yani Patrasche ve Anastasia arasındaki yatak.
Ve sarmaşıklarla donanmış o yatağın üzerindeyse yalnız başına kırık bir Şövalye Kılıcı yatıyordu.
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
——Merdivenlerden yükselen adım sesleri ve kendisini savaşmaya hazırlayan bir adamın tenini delip geçen aurası karşısında yavaşça gözlerini açtı.
Uykusu bölündüğü için öfkeli değildi. Sonuçta onun hayatı daimî bir savaştı.
Etinizin ve kanınızın daima yaşam ve ölüm arasındaki ince ip üzerinde yürüdüğüne karar verdiğinizde, ne olursa olsun kalbinizde herhangi bir telaş olmadan yaşardınız.
???: “————”
Merdivenleri tırmanan adamın figürü görünür hâle geliyordu. O adamın kılıç ustalığını hatırlayabiliyordu. Adamın adımlarını ve ayak hâkimiyetini bile hatırlayabiliyordu. Yalnızca kısa bir süre önceydi. Unutabilmesine imkân yoktu.
Fakat aynı şey rakibi için de geçerli olmalıydı, dolayısıyla bu işi tuhaf bulmuştu.
Rakibinin bundan birazcık daha zeki çıkacağını düşünmüştü, yine de——
???: “————”
Adam: “Kah!”
Rakibinin gözlerine baktığı anda bu izlenimi yitirdi. Ve bunun yerine içinde bir alay etme dürtüsü uyandı.
Bu alayın şatafatlı bir şekilde dilinin üzerinde yankılanmasına izin verdi ve sonra da hızlıca kırmızı saçlarını kaşıdı.
Adam: “Bu sefer seninle yalnızca oyun oynamicam, seni ahmak.”
???: “————”
Bunu söylemenin bir anlamı olacağını düşünmese de ne olur ne olmaz diye nezaketten uzak bu sözleri dile getirmişti. Rakibiyse bu sözleri işitip gözlerini bir an için kapattı ve tüm bu duyguları silkinip attı.
Ardından en ufak bir tereddüdü olmaksızın elini uzattı—— Ve zemine saplanmış olan kılıcı çekerek öne doğru kaldırdı.
Julius: “Lugunica Krallığı’nın Kraliyet Şövalyesi—— Julius Juukulius.”
Adam: “————”
İsmini bahşedişinin ardından Şövalye, gözlerinin kısılmasının sonucu olarak şiddetli bir koşuya başladı. Adam—— Reid Astrea ise çarpık bir şekilde gülümsedi.
Reid: “O sıkıcı ünvanı kullandııın sürece benim oyun arkadaşım olmayı bile umamazsın.”
※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※
Tappei’den Yazar Notu:
Odadan çekildikleri sırada Subaru Julius’u sırtlamış, Emilia Anastasia’yı kucaklamış ve Beako ile Meili birlikte bir nevi sedye görevi görerek Shaula’yı kolları ve bacaklarından tutup taşımış olabilir.
Shaula daha hafif gelmiştir ama Beako ve Meili bitkin düşüp merdivenlerin ortasında onu düşürmüştür ve Emilia-tan’ın kız yuvarlanırken onu yakalamak için çılgınca bir çaba vermesi gerekmiştir. Neticede Emilia-tan hem Anastasia’yı hem de Shaula’yı omuzlarında taşımış ve Beako ile Meili’nin moralini yüksek tutarak onlarla birlikte merdivenlerden inmiştir.
#Gerçekten mükemmel kılıç ustalığına ve kırmızı saçlarına rağmen o adamın Reid olabileceğini düşünmemişler mi yani? Ben kesin anlamışlardır diyordum ama Shaula olmasa kafalarına dank etmeyecekmiş yani. İlginç. Peki Julius’un uyanır uyanmaz yeniden çarpışmaya gitmesi? Açıkçası tam da gururlu bir Şövalyeden beklenecek hamle ama sonucunun iyi olacağını sanmıyorum pek. Bir sonraki bölüm Julius isimli ve orada ikilinin çarpışmasını okuyup neler olacağını göreceğiz, hadi orada görüşmek üzere!


Reid tam bi piçmiş, çeviri için teşekkürler